Translate

4 Ekim 2017 Çarşamba

MİTOLOJİDE TIP ve AYDIN’IN ANTİK DÖNEM HEKİMLERİ




“Doktor hastaya kuşatılmış bir şehir gibi bakmalı ve onu tüm imkanlarıyla 
kurtarmaya çalışmalıdır. Sanat ve bilim onun emrindedir.”
Trallesli Aleksander




Sözde tıbbın babası olan Hippokrat andı (ki kendisinin değil de öğrencileri tarafından yazıldığı düşünülür) şu cümleyle başlar: "Hekim Apollo ve Asklepios, Hygia, Panacea ve bütün tanrı ve tanrıçalar adına..."


Apollo’nun, Truva Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya farklı zaman dilimlerinde göçen (1) Hellenlerin (Grek) tanrı panteonuna girdiği bilinir. “Grek” kökenli olmadığının en büyük kanıtı ise, Apollo kelimesinin, tıpkı kardeşinin adı Artemis gibi, Yunanca olarak açıklanamamış olmasıdır. 


Mitolojide “Tıp” tanrısı olarak kabul edilen Asklepios ise Apollo’nun oğludur. Apollo, Teselya (2) kralının kızı Kronis ile birleşir, Kronis hamile kalır ama sadık değildir. Apollo onu diri diri yakarak cezalandıracaktır, lakin oğlunun ölmesini istemez ve annesinin karnından çıkarır, büyütüp eğitmesi için de bir "Kentaur"a verir.


Khiron adlı Kentaur’dan doğadaki ilaçlarla tedavi yöntemlerini öğrenen Asklepios diriltmeyi de öğrenmiştir. Fakat amcası olan yeraltı tanrısı Hades, dünyasının boş kalacağından korktuğu için Asklepios’u dedesi Zeus’a şikayet eder ve dedesi tarafından cezalandırılır. Çünkü, ölmüş olan ölü kalmalı ve diriltilmemelidir, ölümsüzlük yalnızca tanrılara mahsustur. Apollo oğlunu öldüren babasına kızar ve Zeus’a yıldırımlar yapan Kyklop (Kiklop)ları öldürür ve oğlunu göklere yerleştirir. Artık Asklepios  “Yılanı Tutan” anlamına gelen “Ophiuchus (Yılancı)” takım yıldızı olmuştur.


Ayrılmayan bir ikili olan Yılan ile Hayat Ağacı Mezopotamya’dan beri şifanın, hayatın ve de ölümsüzlüğün sembolüdür. Asklepios elinde tek bir yılanın sarmaladığı bir Asa tutar. Belli ki, Hayat Ağacı burada bir Asa’ya dönüştürülmüştür. Bu sembol tıp camiasında, Asklepios kelimesinden türetilen Escülap adını alır. Asklepios Hekim-Tıp tanrısı iken kızları ve oğulları da sağlıkla ilgili tanrı ve tanrıçaları olmuştur. Örneğin, Asklepios’un kızlarından Hygieia temizlik, sağlık yani hijyen anlamındadır. Homer'e göre Şifacı anlamına gelen "Paeon" tanrı ve tanrıçaları iyileştiren hekimdir ve Hesiod ile Homer döneminden sonra da "Paeon" iyileştirme güçleri olan Apollo ile Asklepios'un soyadı olarak kullanılmıştır. Yalnız, Apollo sadece şifanın değil, vebanın da tanrısıdır… 


Hekim Tanrısı Asklepios’a adanan en ünlü tapınaklardan biri Bergama’dadır. Asklepion olarak adlandırılan şifahanede, tıpkı Selçuklu ve Osmanlı döneminde de kullanılan, müzikli ruhsal tedavileri uygulanırdı. Halbuki bu tip tedavi uygulamaları o dönemin Avrupa’sında henüz yoktur.


Buraya kadar her şey normal geliyor değil mi?  Ama olayların gelişmesinde büyük bir terslik var, hem de birkaç yüz yıldır süren bir terslik. Medeniyetten yoksun (batılıların deyimiyle yazıyorum) “aşağı uygarlık”tan olan bir “Doğulu”, medeniyet sahibi “yüksek uygarlık” tan gelen bir “Batılıya” eğitim veriyor öyle mi?.. “Aşağı uygarlık”tan olan halk “yüksek uygarlık”tan olan halkı eğitemez, bu kültürel oluşumlara ters düşer. İster yerli halk olsun, isterse göç ile gelen halk olsun, hangisinin kültürü ileri düzeyde ise, o halk aşağı düzeyde olan halkı eğitmiştir. Tersi mümkün değildir.


Antik çağda barbar kelimesi Yunanca konuşmayanlar için söylenmiş olsa da, tarihin ilerleyen zamanlarında vahşi ve uygarlıktan yoksun medeniyetler için de söylenmiştir. Siyasal açıdan çıkarları bulunanlar 19.yy’dan itibaren “Grek” ve “Roma” medeniyetinin “eder değerini” yükseltmiştir. Çünkü, “Batılılar” Yunan ve Roma medeniyetini ataları olarak ilan etmiş, ondan öncesini de yok saymıştır. Avrupalı’nın eğitim sistemine ancak 19.yy’da girmiş olan “Grek” ve “Roma” dersleri, tek taraflı olarak anlatılmış ve sürekli pohpohlanmıştır. Diğer yandan ise, “Doğulular” hep aşağı medeniyet olarak anlatılmış, hiçbir şey bilmedikleri, her şeyi “Yunan” ve “Roma”lılardan öğrendikleri ima edilmiştir. Halbuki olaylar tam tersi gelişmiştir. Çünkü, Yunan ve Roma medeniyeti Mezopotamya ve Mısır’a göre daha dünkü çocuk sayılır. Yunan mitolojisi MÖ 800’lerden sonra gelişirken, Roma mitolojisi Pelasgların torunları Etrüsklerden etkilenmiştir ki, Pelasgların bir kolu olan İonlar (Grek kökenli değillerdir, ama göç sonrası karışmıştır) olarak Anadolu’dadır ve Etrüsklerin bir kolu da Anadolu Lidya’sından gitmedir. Yani her iki uygarlığın tanrı panteonunun kökeni aynıdır, ama zamanla tanrılar çoğaltılmış, ağıza göre isimlendirilmiştir.




KENTAURLAR

İskitler at üstünde savaşır, yer, uyur ve gerektiğinde de göçerdi. Atıyla bütünleşmiş olan bu Türk boylarını, onları bizzat görmemiş ama hikayelerini duymuş olanlar, hayallerinde atlı insanları canlandırmaya başladı. Böylece mitolojik hikayelerinin At Adamları ortaya çıktı. İnsan hayvan karşımı mitolojik figürlerin anavatanı Mezopotamya’dır. Sakaların (Batılılar İskit olarak anarken, Doğulular Saka der) atası sayılan Kassiler’e ait (MÖ 13.yy) bir mühürde bile insan-at karışımı figürler görülür. 




(Resimdeki kanatlı At-Adam, Türk kültüründeki Tulpar'dır.)



At Adam Khiron zeki ve bilgilidir. Herkes ondan eğitim almış gibidir. Sadece sağlık eğitimi değil müzik, liderlik ve ahlak eğitimi de vermiştir. Lakin kendisi bir doğuludur, bu sebeple de vahşi ve barbar Kentaur’lardan olmamalıdır, soyunu değiştirmek gerekir!.. Böylece diğer Kentaurlar’dan ayrı tutulmuştur. 


Genel tasvirlerde At Adamların üstü insan, gövdesi de at’tır. Ama, Kentaurlar çıplak ve bacakları at şeklinde iken, Khiron giyinik, ön bacakları da insan bacakları olarak tasvir edilmiştir. Bunun arkasında, tabi ki “bir doğuludan eğitim almalarını kendilerine yediremedikleri” düşüncesi yatar. Çünkü bilinen bir gerçek vardır ki, o da Kimmerler-İskitler her zaman için Kentaurlarla eş tutulmuştur. Bu Türk boylarının mitolojiye yansıma şeklidir.


Khiron’un da bir İskit-Şifacı Kam olması büyük bir olasılıktır. Sağlık ve tedaviler hakkında her şeyi bilen Khiron, Herkül tarafından yanlışlıkla atılan zehirli bir okla vurulmuştur ve her nasıl olduysa da bunun bir tedavisi yoktur! Ölümsüzlüğünden vazgeçen Khiron Zeus tarafından gökyüzüne yerleştirilir. Böylece Khiron Centaurus ya da Erboğa takımyıldızı olarak ölümsüzleşir… Mitolojiler biraz tarih, biraz gerçek, biraz da masaldır. “Grek” “İskit” uçurumu açılınca, galiba kendilerine “batılı” bir eğitmen bulup “doğuluyu” öldürme yoluna gittiler. Tabi bu sadece benim düşüncem, ama geniş açıdan bakınca da başka bir anlam yükleyemiyorum...


Bilge Khiron sadece Asklepios’u da eğitmemiştir; Truva Türkleri’nden Hektor’u öldüren Aşil (Akhilles) gibi nice “Hellen” kahramanlarını, ya da Doğu’nun bilgeliğini temsil eden Sümer kökenli Altınpost’un peşinde, doğuya yelken açan Jason gibi liderleri de eğitmiştir. 


Bir önceki makalemde Hipokrat’ın tıbbın babası olmadığını anlatmıştım. Burada da Tıp/Hekim tanrısı olarak kabul edilen (mitolojik karakter de olsa) Asklepios’un, eğitimini bir "Doğulu"ya borçlu olduğunu öğrendik. 




Resim: Türk runik yazıya eşlik eden İskit/Saka üslubu avcı-savaşçı Türkler. Erken Ortaçağ dönemi kaya üstü resimlerinden bir çizim. 
Kırgızistan'daki kayaüstü tasvirlerinin büyük bir bölümü MÖ 1000 dönemine kadar geriye gider. 
6 nolu çizim bir AT-ADAM, yani KENTAUR'dur.
Yer: Koçkar ile Talas Vadisi, Tanrı Dağları - Kırgızistan
(Kaynak: Eski Türk Kaya Resimleri - E.Miklaşeviç, Samaşev, Tabaldiev, Soltobaev)





TRALLESLİ ALEKSANDER

Doğu Roma (ancak 16.yy’dan sonra Bizans olarak anılır) İmparatoru Justinian'ın döneminde tıp eğitimi veren okulların olup olmadığı, hastanelerin stajyer yetiştirip yetiştirmediği uzmanlar arasında hala tartışma konusudur. Hatta, anatomi hakkında resmi bir eğitimin verildiğine dair kanıt da yoktur. Bununla birlikte, MÖ 1.yy’dan MS 3.yy’a kadar Roma imparatorluğu döneminde Sezar, Augustus, Vespasianus ve Trajan gibi Romalı imparatorlar tarafından hekimlere; vatandaşlık ve maaş hakkı, vergi ve askerlikten muaflık, örgütlenme hakkı yanında fakir çocukların bile önünü açan öğrenim hakları verildiği bilinmektedir.


Doğu Roma hekimlerinden olan Trallesli (Aydın) Aleksander, tıp uygulamaları ile eczacılık bilgilerini aktardığı “On İki Kitap (Twelve Books)”, “Ateşli Hastalıklar İncelemesi (Treatise on Fevers)” ve parazitoloji incelemesi olan “Bağırsak Solucanlarına Dair Notlar (Letter on İntestinal Worms)” kitapları günümüze kadar gelmiştir. Bu kitapları Latince ve Arapça’ya çevrildiğinden “doğulu” hekimler ile eczacılar tarafından biliniyor ve saygı görülüyordu. En çok bilinen çevirisi ise 19.yy’da düzenleyip yorumlayan, kimya ve farmakoloji (ilaç) araştırmacısı Alman T.Puschmann tarafından yapılmıştır. 


Pushmann’a göre, Aleksander’ın tıp ve eczacılık bilgisi, bırakın antik dönemi bugün için bile önemlidir. Aleksander kitabında özellikle eczacılıktaki bilgilerini babasının arkadaşı olan Cosmos’tan aldığını belirtir. Doğu Roma döneminde henüz bilinmeyen “doğululara” özgü bitkisel tedavileri onunla batıya duyurulmuştur. 


Demek ki, MS 6.yy’da yaşamış olan Aleksander da Askleipos’tan pek farklı değildi. Doğululara özgü tedavi yöntemlerini, Hindistan ile Doğu Roma arasında ticaret yapan Cosmos’dan aldığı ek bilgiler sayesinde genişletebilmişti. "Indicopleustes" (Hindistan Yelkencisi) olarak ta anılan ve Sri Lanka, Hindistan ile Arabistan arasında ticaret yapan Cosmos doğudan edindiği bilgileri, batılıların “antik dönemin ünlü doktorları” arasına yerleştirdiği Aleksander’a aktarmıştı.


Aleksander ile ilgili en geniş bilgiyi Doğu Roma tarihçisi Myrinalı (Aliağa) Agathias yazmıştır. İmparator Justianus için de çalışmış olan Agathias, Aleksander’ın  525'te Aydın'da doğduğunu ve diğer dört kardeşi gibi hekim olan babası Stephen sayesinde iyi bir eğitim aldığını yazar. Stephen beş oğlunu da meslek sahibi yapmıştır ki, bu o dönem için büyük bir başarıdır. Aleksander, yaraların temizlenmesini, cerrahi müdahaleleri, kemiklerin yerine oturtulmasını,  adamotu ile afyonla anestezi uygulamalarını, babası Stephen’in yanında çıraklık yaparak öğrenmiştir.


Anestezi, zehir ve büyü için kullanılan, ayrıca Shakespeare’n Othello’da “uyku şurubu” diye bahsettiği Adamotu’nun, Hititlere gelin gidip kraliçe olan Hurri kökenli Puduhepa’nın memleketi olan Tatarlı Höyük’te (Tatarlı Köyü-Ceyhan-Adana) de bulunması MÖ 2000’lerde de kullanıldığını gösterir, ki Prof.Dr.Şahin Aksoy Babil döneminden günümüze kalan tabletlerde, tıpta kullanılan 120 kadar mineral ilaç ile iki katı kadar da bitkisel ilaç adının geçtiğinden bahseder.  Tatarlı Höyük yakınlarındaki Anavarza antik kentinden olan hekim Dioskorides’te (MS 1.yy) anestezi olarak Adamotu kullanıldığını yazmıştır. 


Aleksander kitaplarında diğer hekimlerden de bahseder. Bunların arasında  MS 1.yy’da yaşamış Suriyeli hekim Archigenes’ten aktardığı tılsımlı tedavi şekilleri de vardır. Tılsım ve muska tedavileri psikoterapide çokça kullanılmıştır. Bir hastanın inancı da bunda etkilidir, çünkü iyileşmenin birinci kuralı iyileşeceğine inanmaktır. Aleksander da buna inanmış ve kolik hastaları için (kamların kullandığı gibi) muskalar önermiştir. Bu muska sekiz köşesi olan bir dairedir ve üzerine de  "kaç, kaç safra zehri, taçlı lark seni arıyor" yazdırmıştır. (3)


Aleksander Bergamalı Galen'in teori ve uygulamalarından etkilenmiş olsa da, onu eleştirmekten kaçınmamıştır. Hipokrat'ın psikoloji ve patoloji üzerine yaptığı araştırmaların üzerinde daha çok çalışarak, kendi terapilerini ortaya çıkarmıştır. Roma’ya yerleşmeden önce birçok bölgeyi dolaşmış, lokal tedavileri ve ilaçları öğrenerek bilgisine bilgi katmıştır. Tıp eğitim sisteminde beceri kazanmak ve uzmanlaşmak için usta doktorlara eşlik eden gençler vardır, bu sebeple de çırak yetiştirdiği varsayılır. MS 605 Roma’da ölünceye dek de hekimlik yapmaya devam etmiştir.


Aleksander Justianus için çalışmamış olsa da, diğer üç kardeşi İstanbul’da çalışmıştır. Anthemius mimar-mühendis iken, Metrodorus kraliyet çocuklarına eğitim veren okulda görevlidir. Olympius ise Justinias’un hukuk danışmanlığını yapmıştır. Dioscurus ise Aydın'da kalıp abisi gibi başarılı bir hekim olmuştur. Kardeşler arasındaki en ünlü kişi ise Kutsal Hikmet Kilisesi, yani Ayasofya'nın başmimarı Anthemius'tur. Nike İsyanı sırasında 532 yılında yıkılan Ayasofya, beş yıl gibi kısa bir sürede inşa edilerek 537’de ibadete açılmıştır. Ayasofya’nın diğer mimarı ise Miletli (Balat) İsodorus'tur. 1500 yıllık Ayasofya ise hala ayaktadır...







Diğer hemşehirli antik dönem hekim ise MS 1.yy’da yaşamış olan Trallesli Thessalus’tur. Hayatı hakkında fazla bir şey bulunmayan Thessalus baba mesleği yerine tıbbı seçmiştir. Fakirlerin tıp eğitimi almasını sağlayan yasa ancak MS 3.yy’da yazıldığı halde büyük bir başarıyla tıp eğitimi almış ve döneminin ünlü hekimlerinden biri olmuştur. Aynı zamanda, kurucusu Bitinyalı (ya da Prusiaslı, şimdiki Konuralp) eczacı-hekim Asclepiades (MÖ 2.yy)’un da öğrencisi olan, ama Laodikyalı Themison’un kurduğu varsayılan Laodikya Methodik (Yöntemsel) okulunun da bir üyesidir. Bu okulda hastalar diyet, egzersiz ve müzik ile tedavi edilirdi. Hekim Thessalus, MS 58-63 Roma-Part savaşında, bir İskit boyu olan Part Türkleriyle barış antlaşması yapan “çılgın” lakabıyla anılan Roma imparatoru Nero için çalışmış ve Roma’da ölmüştür. Günümüze kalan birkaç el yazması dışında, tüm çalışmaları tarih içinde yok olup gitmiştir. 



Sağlığınıza...
Semra Bayraktar
KUYETA, Temmuz-Ağustos 2017, sayı 115-116



Dipnot ve kaynaklar:
(1) Prof.Dr.Fahri Işık bu göçün bir kültür göçü olmadığını, kültürü bu topraklardan aldıklarını yazar.
(2) Teselya'nın merkezi şehri Osmanlı döneminde Yenişehr-i Fener olarak anılan Larissa'dır. Nüfusun çoğunluğu Türklerden oluşurken, 1924 nüfus mübadelesiyle boşaltılmıştır. Antik dönemde ise "Grek" olmayan "Grekçe" konuşmayan Etrüsklerin atası sayılan Pelasgların "Grekler"den önce yerleştiği şehirdir. Bir çok araştırmacıya göre Pelasglar Türk kökenlidir. Hatta, Atatürk'ün okuduğu kitaplar arasında yer alan ve 19.yy'da Fransız tarihçi Henri Berr tarafından yazılan "Yunan Halkının Oluşumu" kitabında geçen şu mısra çok önemlidir:" Larisa adı yok olmuş dillere ait gibi gözükmekte ve 'kale surlarla çevrilmiş kent' anlamına gelmektedir. Biz bu ilkel topluluklara Pelasg adını veriyoruz. Çünkü bu ad eskiler tarafından Hellenlerden önce bulunan ve Hellence olmayan dili konuşanlara verilmiştir. Fakat Pelasgların gerçekte kim olduklarını bulmaktan vazgeçiyoruz..". Neden vazgeçtiklerini herhalde anlamışsınızdır!
(3) (flee flee, poison of bile, the crested lark is looking for you) lark, bir çeşit kolon tedavisi olup daha fazla bir bilgi yoktur. Şifa ile kötülüğe karşı koruyucu etkisi olduğuna inanılan altı köşeli yıldızlar padişah gömleklerine tılsım olarak işlenmiştir. Mühr-i Süleyman olarak ta anılan bu yıldız Asya Hunları'nın (Noin-Ula Kurganı-MÖ 1.yy) kullandığı bir damgadır ve İsrail'in sembolüyle hiç bir ilgisi yoktur. Çünkü Yahudiler bunu ancak 1897 yılında Ziyonistlerin teşvikiyle sembolleri olarak kabul etmişlerdir. Antalya çevresinde 14.yy'da kurulan Tekeoğulları Beyliği'nin bayrağında da altı köşeli yıldız vardır. Ne yani şimdi onları da mı Yahudi ilan edecekler? Her gördüğümüz altı köşeli yıldız Yahudilere ait sanılmasın. İncil veya Tevrat'ta bunun Yahudiliği simgelediğine dair bir ifade de yoktur.

Azra Erat Mitoloji Sözlüğü ; Mircea Eliade Dinler Tarihine Giriş ; The Life and Times of Alexander of Tralles - John Scarborough ; Oxford Dictionary of Medical Quotations- Peter McDonald ; A Dictionary of Greek and Roman biography and mythology. By various writers. Ed. by William Smith.






ilgili: