yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2025 Pazartesi

İzmir'e Doğru

 


Süvarilerin doludizgin nal sesleri, ağır topçunun bombardımanı, yerine göre yangın çatırtıları, hücuma kalkan piyadelerin 'Allah Allah' nidaları, Yunan tayyarelerinin uğultusu vs; bütün bunlara, gittikçe yükselen dozda, kurtuluş leitmotivi eşlik etmektedir.

Haritada köklü değişiklik görünüyor: Afyon ve çevresindeki mavi renkler silinerek Türk kuvvetlerini gösteren kırmızı renklere dönüşüyor; ve İzmir istikametindeki ilerleyişlerini sürdürmekteler; birer birer kasabalar, şehirler kurtarılarak, kırmızı halka ile çevrilmektedir. Türk süvarisi, sert ve hızlı, ric'at eden düşman kuvvetlerine saldırıyor; geride, yanan bir köy; yollarda dağılmış kağnılar, insan ve hayvan cesetleri. ...

At üzerinde, yanında öteki paşalarla cephe hattında muharebe idare eden Gâzi Mustafa Kemal Paşa, eliyle çeşitli yönleri göstererek, emirler veriyor. ...


Sokaklarda ise insan cesetleri, ağır duman ve ahşap evleri kavuran alevler.

1 Eylül 1338 (1922): Uşak kurtarıldı; şehir yanıyor.

4/5 Eylül 1338 (1922): Ordu, Kula ve Alaşehir önlerindedir: Alaşehir yanıyor.

5 Eylül 1338 (1922): Süvari fırkası, Salihli'ye girdi: şehir yanıyor

6 Eylül 1338 (1922) Süvari Kolordusu Milne Hattı'na varıyor. Akhisar ve Aydın kurtarıldı.

7 Eylül 1338 (1922): Aydın kurtarıldı.

8 Eylül 1338 (1922): Manisa ve Nif kurtarıldı. Manisa yanıyor.


Ankara’dan uçan kuşlar,

Afyon yaylasında kışlar,

Biz İzmir’i alacağız,

Kolu sırmalı çavuşlar...


Defne dallarıyla süslenmiş, beş otomobil, birbiri ardınca, Nif yolundan (Kemalpaşa), ağır ağır, İzmir'e giriyor; arabaların iki yanında, kurtuluş ordusunun neferleri yürümekte. ... Tam giriş kavşağında, bir süvari müfrezesi onları karşılıyor. Süvari merasim kıt'ası: En öndeki kumandan, atının üzerinde çakı gibi dimdik, genç bir zabit, müfrezesine kılıç çek kumandasını veriyor. Süvariler, birden kılıçlarını çekiyorlar; bir anda kılıçlar, güneş ışığında parıl parıl parıldıyor; sonra, süvariler merasim nizamında, otomobillerin iki yanına geçiyorlar; Kordonboyu'na doğru yürüyüş bu minval üzere gidecek ...

-Mustafa Kemal Paşa:

"...ve Türk milleti... emniyet ve saadetini zâmin prensiplerle... medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeye devam edecektir..."


Attilâ İlhan, 1998

"Gazi Mustafa Kemal Paşa" O Sarışın Kurt.


***


Arşiv Belgelerine Göre Balkanlar'da ve Anadolu'da Yunan Mezâlimi, C. I-II-III, Anadolu'da Yunan Mezâlimi, Ankara, 1996

https://devletarsivleri.gov.tr adresinde yayınlar bölümünde

Örnek:

Aydın-İzmir ve çevresinde Yunan zulmü ve katliamları...











Unutma, Unutturma...



18 Haziran 2025 Çarşamba

CASUS ARKEOLOGLAR 7 - SB

 



II.Dünya Savaşı, Yunanistan Alman-Nazi işgalinde...

Allen'in kitabından iki bölüm:


- Ocak 1945: Çanakkale'de...

"İki adam 29 Temmuz'da İskenderiye'den ayrılmış ve iki hafta sonra “Boston”a varmışlardı. Khalkidiki güvenlik taburlarının istilasına uğramıştı ve bir önceki seferin mürettebatı Kassandra Yarımadası'na (Halkidiki) bir ajan indirdikten sonra dövülüp soyulduğu için “çok güvensizdi”. Caskey ve Savage Pelion üzerinden gitmeyi önerdiler ama Young buna karşı çıktı. On sekiz gün boyunca “Boston ”da bağlantılar, nokta işaretleri ve alıcı grupla ilgili ayrıntılar için beklediler. Nihayet 1 Eylül'de yola çıktılar ve gece denize açılamayacakları için "Portland"ta demirlediler. İkinci gün alacakaranlıkta, Troas kıyısındaki Türkler tarafından makineli tüfekle tarandılar, hiçbir kayıp vermediler ve ertesi gün "New Orleans"ın ağzına ulaştılar. Oradan bütün gece yelken açarak Pelion'a (Teselya) ulaştılar ve burada Albay Bakeless ile buluştular. Teğmen Downey ile kalıp gerillaların seyahat izni vermesini beklediler."


Blegen'in Atina'daki adresi "Ploutarchou 9"

- Ocak 1946: Savaş sonrası...

"Ocak 1946'da Stratejik Hizmetler Birimi'nin (SSU) adı Merkezi İstihbarat Grubu (CIA) olarak değiştirildi ve hala Savaş Bakanlığı tarafından kontrol ediliyordu. Sperling Amerika'dan yarbay rütbesiyle döndü, Blegen ve Hill ile birlikte Ploutarchou Dokuz'a (Atina) taşındı ve artık ABD Ekonomik Araştırma Birimi adını alan Atina istasyonunu devraldı. Sperling ve Karamessines, aralarında idari asistan ve operatör olarak listelenen Clio Adossides'in de bulunduğu birkaç ajanla birlikte Blegen'in biyografileri üzerinde çalıştılar. Bu arada, Penn ya da Princeton'da bir iş için “olta atan" Young, OSS'deki hizmetlerinden dolayı Bronz Yıldız ile ödüllendirildi."


Çeviri ve ek bilgiler SB.

Kod adı "Boston" = Reşadiye/Çandarlı

Kod adı "Portland" = Ayvalık

Kod adı "New Orleans" = Meriç Deltası


OSS'in Casus Arkeologları:

* John L. Caskey; Blegen'le birlikte TUROVA-KUMTEPE kazısı.

* Jerome L. Sperling;  Blegen'le birlikte TUROVA-KUMTEPE kazısı.

* Carl Blegen; 1932/38 TUROVA kazısı.

* Rodney S. Young ; 1950/74 GORDİON kazı başkanlığı.



* Margaret "Miggy" Carlisle Hill Wittmann (ö. 1997);

Arkeolog. Casus. Washington'un Yunan Masası rapor memuru; ASCSA (Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu, Atina).  1938'de ülkesinin "Yunanistan'ı terk edin" çağrısına uyarak Washington'a döndü. Başkent tarafından "Gizli Servis" adına "Yunan Masası"na atanmıştı. 1945'te Harvardlı Sanat Tarihçisi Jr.Otto Wittmann'la evlendi. Margaret'in en iyi arkadaşı arkeolog Doreen casusluk yapmamıştı, ancak sıkı bir "Hellensever"di.

Doreen Canaday Spitzer (1914-2010); Arkeolog. Bryn Mawr Koleji mezunu.. Savaş öncesi Yunanistan'dan ayrıldı. Amerika'da Yunanistan'a yardım etmek için elinden geleni yapan bir "philhellenist" idi. Öyle ki evinde "Yunan Bağımsızlık Günü" kutlamalarını bile başlatmıştı.



Margaret ile Doreen Taygeteus Dağlarını katırlarla geçerlerken. Langada Geçidi Sparta ile Kalamata arasındadır.



ABD Büyükelçiliği:

* Albay Bakeless, Ankara ABD Büyükelçiliği'nden genç askeri ataşe.

* Teğmen Downey, bilgi yok.

* Teğmen John Savage (MU= OSS'in Deniz Birimi), şef (Ağustos 1944). Kod adı "Shrike" (= Örümcekkuşu). İkmal memuru. Atina Koleji'nde eski kimya öğretmeni; Eylül 1943'te İzmir'e geldi; Gizli kimliği "konsolosluk çalışanı"ydı.


Yunan:

* Clio Adossides Sperling ; Casus. Piyanist. OSS'nin (Office of Strategic Services, CIA'in öncüsü) Yunan masasında çalışmıştı. Kahire 15 Mart 1943, tercüman, şifre çözücü personeli. OSS Atina 1944-46. İtalya Yunanistan'ı işgal etmeden önce bir konser vermiş ve eşi Teğmen Costas da Yunan Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne (RHAF) alınmıştı.

"Clio, Yunanistan'ın en büyük orkestra şeflerinden birinin çırağıydı, Mozart, Debussy, Beethoven ve Chopin'i seviyordu. (23) Clio Berlin Olimpiyatları ile bağlantılı olarak Almanya, Fransa ve İsviçre üzerinde yapılan bir dizi rekabetçi uçuşta kocasının navigatörü olarak görev yapmıştı ki Yunanistan'a bronz madalya kazandırmışlardı. Alman basını da atılgan pilot ile cazibeli gelinini göklere çıkarmıştı. Çift ise dünyanın çevresini dolaşmayı hayal ediyordu. Ancak ulusal kahramanlar Atina'ya döndüklerinde Metaksas Yunanistan'ı faşist bir diktatörlüğe dönüştürmüştü. Sonra araya savaş girmiş ve Costas askere alınmıştı. Clio, İtalyan işgalinin arifesinde Korfu'da bir konser verip eve döndüğünde Costas çoktan hava kuvvetleri filosuna katılmıştı." (Allen)

Clio, casus arkeolog Jerry Sperling'den önce Anastasios ile Ellie Adossides'in büyük oğlu Costas ile evliydi. Peki Adossides’ler kimdi?.. 

“1873 yılında seçkin bir Osmanlı ailesinde doğan Anastasios, maceralarına genç bir adam olarak İstanbul’da (makalede ‘Konstantinopolis’! SB) başladı. Babası hem Samos Prensi hem de Girit Valisi olarak Babıali'ye hizmet etti. Sorunları, 1901 yılında gazeteci olarak çalışırken, "Georges Dorys" takma adıyla, ‘Abdülhamid in Time’ adlı Osmanlı padişahının acımasız biyografisini yayınlamasıyla başladı. Anastasios evdeyken güvendiği bir Arnavut uşağı, polisin evi kuşattığını ona bildirdi. Bir Fransız subayının üniformasını giyerek arka kapıdan kaçmayı başardı. Daha sonra, Rus konsolosluğundaki akrabalarının yardımıyla, limanda demirli bir Fransız gemisine doğru yola koyuldu. Gemide kolera olduğunu öğrendi. Paradoksal olarak, kolera onun kurtuluşuydu. Polis gemiye binmekten korkuyordu. Gemi doktoru hastalanınca görevini üstlendi ve Marsilya'daki karantinadan sonra Paris'te gazetecilik kariyerine devam etti. 1907'de Adossides, Atina'da tanıştığı Ellie ile evlendi. Ellie, 1878'de Selanik'te soylu bir ailede doğmuş, evde eğitim görmüş ve ardından Almanya ve İsviçre'de okula gönderilmişti.  (…) Eğer bir karı koca Atina'daki Amerikan Klasik Çalışmalar Okulu'ndan (ASCSA) özel bir onur almaya layıksa, o da Anastasios ve Ellie Hatzilazarou Adossides olurdu. Hem Anastasios hem de Ellie hayatlarının çoğunu halkın gözü önünde, Yunanistan'a ve onun durumunda ASCSA'ya hizmet ederek geçirdiler.“

Adossidesler ile "Turovalı" Calvertlar evlilik bağı ile akrabadır. Balkan Savaşı sırasında Makedonya Valisi, I.Dünya Savaşı sırasında Kiklad ve Samos valisi olan Anastasios Adossides'in kız kardeşi Hélène (1854-1951) Frederick Richard James Calvert (1853-1927) ile evliydi. Schliemann'dan 8-9 yıl önce Turova'yı bulan Frank Calvert (1828-1908) ise Frederick'in amcasıydı. Calvert ailesinin Akça Köy’de Batak Çiftlik "Thymbra" adında bir çiftlikleri vardı. Birçok buluntu bu çiftlikte barındırılıyordu ki daha sonra Çanakkale’deki müzeye verildi. Carl Blegen bile "Calvert Çiftliği"nde misafir edildi. Çiftlik 1939'da kamulaştırıldı.

Calvert Ailesinin Çanakkale'deki evleri




* Thomas Hercules Karamessines (1917-1978);

TÜRKİYE'de "Karşı Casusluk (X-2)". Önce OSS, sonra Atina Büyükeliçiliği'nde CIA şefiydi. Şili Devlet Başkanı Salvador Allende hükümetini devirmede aktif rol aldı. Allende'den sonra diktatör Pinochet geldi! 2023'te gizliliği kaldırılan belgelerde Nixon ile Kissinger'in Allende'ye yapılan darbeyi bildiği yazar. Tabi ki biliyorlardı, darbeyi yaptıranlar kendileriydi! Karamessines kimlerin adamıydı?..






31 Mayıs 2025 Cumartesi

CASUS ARKEOLOGLAR 4 - SB

 

"Arkeologların savaş sırasında yaptıkları “gizli” ve efsane konusu olur."


Kazı görevlileri sadece bilimsel değil, aynı zamanda antik kalıntılara ulaşmak için modern evlerin kalıntılarını, büyük miktarlarda toprağı ve büyük taş ve mermer bloklarını kaldırmak gibi işin daha sıradan pratik yönlerinin de sorumluluğunu üstlendi. Sahayı yeniden inşa etmek için verimli ve gözlemci olmaları, açtıkları çukurları incelemeleri, saha defterlerini günlük olarak güncellemeleri ve sonuçları haftalık raporlarda sentezlemeleri gerekiyordu. Her biri Shear'a (*) rapor veriyor ve tek bir ustabaşının yardımıyla, fiziksel emeği yerine getiren ve kendilerine “delikanlılar (boys)” olarak hitap ederek babacan bir şekilde davrandıkları on ila elli Yunan işçiden oluşan çete sürüsünü denetliyor, onlara ilham veriyor ve yönetiyorlardı. Bu arada arkeologlar Yunanistan topraklarına derin kökler salıyordu.

Kazılar dışında Young (*), Gene Vanderpool ile “Yaşlı At” diye hitap ettiği Princetonlu arkadaşı Alison Frantz'a (*) sevgiyle bağlandı. O ve Lucy Talcott (*), Young'ı evlat edinerek tenis maçlarıyla Cape Sounion'da barbeküler düzenlediler. Parnes Dağı ile Attika sahillerini gezdiler. Delphi ve adalara geziler düzenlediler.  Hymettus ile Lycabettus Dağıyla birlikte denize bakan çatı teraslarında yıldızların altında akşam yemekleri düzenlediler. Bitmek bilmeyen öğle yemekleri, çaylar ve akşam yemekleri dışında, Troya kazılarını yürüten Carl Blegen (*) ile Okul'un ticari irtibat sorumlusu Anastasios Adossides ve kızının, Okul kazılarına katılan ABD'nin Yunanistan Büyükelçisi Lincoln MacVeagh'ın (*) evlerindeki resmi akşamlara katıldılar. Zaman içinde Agora ekibinin birçok üyesi evlendi, ancak Young ve Frantz bekar kaldılar ve devrimlerle darbeler boyunca süren derin bir dostluk kurdular.

Arkeologlar 1939'da yaklaşan savaşın işaretlerini okumuşlardı ama yine de çok geç olmadan son bir kürek toprak kazmak için Yunanistan'a gitmek için cesaretlendiler. Bazıları kazıdan kazıya mekik dokuyordu: "Truvalı" Blegen ilkbaharda Young'la birlikte Hymettus Dağı'nda bir hafta kazı yaptıktan sonra güneybatı Yunanistan'daki Pylos'ta yeni kazılara başladı. Pete Daniel (*) GKRY-Kourion'da kazı yaparken kendini her an patlayabilecek “bir volkanın kenarında” gibi hissetmiş ve savaş durumunda Helenistik mezarları bomba sığınağı olarak kullanmak konusunda endişeyle şakalaşmıştı.

Mussolini Nisan 1939'daki Arnavutluk'un işgaliyle denizaltılarına İtalyanların elinde bulunan Türkiye'nin güneybatısında Oniki Ada'da devriye emri verdi. Bu arada İngiliz Kraliyet Donanması da İyon Denizi'ndeki varlığını güçlendirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı ise Amerikalılara Yunanistan'ı terk etmelerini tavsiye etti. Bir Agora arkeoloğu da çocuklarıyla eşyalarını toplayıp hemen ayrıldı. Ardından Blegen yeni kazılarını iptal etti, Troya'daki eski kazılarını da tasfiye etti ve Kıbrıs'taki Amerikalı kazıcılara ziyarete gitti. (...)

Avrupa'da savaş ilan edilip Okul da savaş durumuna geçtikten sonra, Young'ın en iyi arkadaşları Washington'un uyarılarına karşı gelmiş ve Yunanistan'da kalmışlardı. Gene Vanderpool, yeni ailesini taşımak zor olduğu için fırtınayı atlatmaya karar vermiş, Alison Frantz ise “yapılmamış işlerin peşini bırakmayı” reddetmişti. Birlikte Agora müzesini söktüler ve eşyaları saklamak üzere paketlediler. Frantz Princeton'daki annesine haftada bir mektup yazıyor ve “o kadar huzurlu ki dünyanın dört bir yanımızda parçalandığına inanmak zor” diyerek deniz kenarındaki sığınağına çekiliyordu. (...)

Frantz cesaretini toplayıp işine devam etti ama İngilizlerin Almanya'ya uyguladığı ablukanın etkilerini, ithal mallar dükkanlardan kaybolurken hissetti. Şeker, kömür ve gaz karneye bağlandı; et üç günde bir bulunabiliyordu; ekmek fasulyeden yapılıyordu ve kahvenin yabani otlara oranı her geçen gün azalıyordu. Ancak Frantz en çok “Atlantik'in yanlış tarafında yakalanan” “sürgünler” olarak adlandırdığı arkadaşlarından mahrum kalmaktan yakınıyordu. Evlerini boşalttı. Amerika'dakilere orada çalışabilmeleri için eserlerin fotoğraflarını gönderdi ve günü gününe yaşadı. Ekim ayı geldiğinde aksayan ulaşımdan dolayı mektuplar azalmıştı.

Frantz “burada epeyce İngiliz var” diye söylendi. Ama bu arkeologlar “daha uygun nitelikteki” işlere, yani "istihbarata" transfer olmuşlardı. Seferber edilenler arasında, Arnavutluk sınırındaki araziyi ve lehçeyi o bölgede bir yıl arkeolojik araştırma yaptığı için iyi bilen Cambridge'li, Miken kazı başkanı ve Blegen'in yakın arkadaşı Alan Wace (*) de vardı.

I. Dünya Savaşı sırasında Atina'daki İngiliz Okulu'nun müdürü olan Wace, İngiliz elçiliği kançılaryasında görevlendirilmiş ve burada telgrafları kodlayıp çözerek Türkiye'den kaçan İngiliz Levantenlere yardım edilmesini sağlamıştı. Onlar da, İngiliz Mısır'ına giderken ona askeri istihbarat sağladılar. Wace, Gelibolu'dan sonra Britanya'nın “pasaport kontrol ofisini” kurdu ve Yunanistan ile Mısır arasında casusların rahatça geçişiyle mücadele etmek için şüpheli kişilerin listelerini hazırladı. Bu savaşın başlangıcında, Amerikalı arkeolog eşi ve kızıyla birlikte sessizce İngiliz Okulu'na yerleşti. Amerikalılara Miken hakkında ders verdi ve istihbarata geri döndü. Wace, düşman işgali altındaki ve tarafsız ülkelerde gizli bilgi ve karşı istihbaratla ilgilenen elit bir gizli istihbarat toplama operasyonu olan MI-6 için çalıştı. “Pasaport kontrol memurları” aynı zamanda MI-6 istasyon şefleriydi. Wace bu görevde uluslararası iletişimi tarıyor ve düşman istihbarat örgütlerini izliyordu. Bu arada Alman arkeologlar da aynı şeyi yaptı.

İngiltere, tıpkı I. Dünya Savaşı sırasında olduğu gibi bu kez de Yunanistan ve Türkiye'yi bir karşılıklı yardım anlaşmasına bağladı; ancak on dokuzuncu yüzyılda ve yirminci yüzyıldaki dört bölgesel savaş sırasında düşman olan Ege'deki komşular tedirgin müttefiklerdi. Yine de her ikisi de daha fazla kan dökülmesine hazırlıklı değildi ve tarafsız bir yol izlediler. Böylece 1939'da Ege'ye savaş gelmedi....


Allen'in kitabından çeviri ve ek bilgiler SB



* Theodore Leslie Shear, (1880-1945);

Amerikalı arkeolog. Casus. Princeton Üni. Profesör. Birinci Dünya Savaşı öncesi Sardis  (1910) ve Knidos kazıları. Birinci Dünya Savaşı sırasında Sardis kazı evinden buluntular kaybolur (!). İkinci Dünya Savaşı'nda OSS Ajanı. ASCA üyesidir.






* Eugene Vanderpool (1906-1989);

Arkeolog, T.Leslie Shear ile Homer A.Thompson altında Atina Agora'da kazılar yürüttü. Savaş sırasında Almanlar tarafından üç yıl esir tutuldu. Serbest kaldıktan sonra Fullbright bursiyeri olarak kazılara geri döndü ve profesör oldu. ASCSA (Atina Amerikan Klasik Okulu) ve DAI (Alman Arkeoloji Enstitüsü) üyesi. "Yunanistan'ın uluslararası prestijini yükseltmeye yardımcı olan ve yabancılara verilen "Anka Yoldaşlığı (Order of the Phoenix, Greece)" ödülünü aldı. Young ve Vanderpool St. Paul Okulu-New Hampshire ile Princeton'dan okul arkadaşlarıydı. Babaları ve büyükbabaları da Newark'ta onlarca yıldır arkadaş ve meslektaştı. Young'ın babası Vanderpool's bankasının yönetim kurulundaydı ve ikisi de dindar Episkopalyenlerdi: Vanderpool'un büyükbabası Wynant, Grace Kilisesi'nin rektörüydü ve Young'ın babası Episkopal katedrali Trinity Kilisesi'nin cemaatindendi. Columbia Ünivesitesi'ni 1754'te King's College (Kralın Koleji)" adıyla Trinity Kilisesi kurmuştu. (Kilisenin mal varlığı dudak uçuklatır).


* Alison Frantz (1903-1995);

Arkeolog, casus. Atina Amerikan Klasik  Okulu (ASCSA). Columbia Üni. Atina Agora kazıları ve fotoğrafçısı. Savaş sonrası ABD Atina Büyükelçiliği Kültür Ataşesi. Yunanistan'a Fulbright eğitim sistemini getiren grupta. Blegen'in asistanı. "Turovalı" Blegen'in Dışişleri Bakanlığı yetkisi P-7 iken Frantz'ınki P-4'tü.


* Lucy Talcott (1899–1970);(görsel)

Washington başkanlık bölümü sosyal bilim analisti. Radcliffe; ASCSA, Agora kayıt memuru; Yale Klasikler Bölümü personeli. 1946'da Agora kazılarına geri döner ve 1958'de antik Yunan çanak çömleği üzerine kendi araştırmalarına odaklanana kadar kayıt memuru olarak devam eder. 1947'de Oscar Broneer ile "Triumph over Time" üzerinde çalışır. Crosby gibi Talcott da 1956'da Kral Paul tarafından ödüllendirilir. 1970'te Agora kazı serisinin bir cildini ortak yayınlar.

* Rodney Young (detay Casus Arkeologlar 1'de)



* Carl Blegen (1887-1971);

Arkeolog, Profesör, Yale ve Cincinati Üni. Casus. ASCSA (Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu Atina). 1932-1938 TUROVA KAZISI. ABD Atina Büyükelçiliği Kültür Ataşesi. "Turovalı" Blegen'in Dışişleri Bakanlığı yetkisi P-7 idi. Yunanistan'a Fulbright eğitim sistemini getiren casus-arkeolog Carl Blegen, Sperling, Dorothy Cox, Marion Rawson ve John Caskey ile birlikte Turova'da çalıştı. Türk arkeologlarından Hamit Zübeyir Koşay, İstanbul Arkeoloji Müze müdürü Aziz Oğan ve komisyon üyesi Remzi Oğuz Arık 1935-1936 döneminde Blegen'e eşlik etti. Blegen'in bir "Philoi (Arkadaş)" olmasından dolayı adına ASCSA'da bir kütüphane kuruldu.



* Lincoln MacVeagh (1890-1972);

Arkeolog, diplomat, asker ve yayıncı (Dial Press). Episkopal Groton Okulu, Harvard Üni. Sorbonne Üni/Paris. Atina ABD büyükelçisi 1943-47. 

Lincoln'un dedesi Wyne McVeagh de Osmanlı İmparatorluğu'nun 1870/71 dönemi ABD büyükelçisiydi. Schliemann'a göre Saffet Paşa Wyne aracılığı ile ona ulaşmış ve kazılara devam etmesi için yardım edeceğini, ama  bulduklarının yarısını istediğini bildirmiş. Saffet Paşa niye bir Amerikalı büyükelçi aracılığına ihtiyaç duysun? Yoksa asıl rüşveti isteyen Amerikalı Wyne de Schliemann bunu örtbas mı ediyor?

Wyne McVeagh ABD Hazine Bakanlığı yapmış bir hukukçu idi. Yale üniversitesinde okumuş ve ABD iç savaşında binbaşı rütbesine kadar çıkmıştı. O aynı zamanda bir Delta Kappa Epsilon kardeşiydi. Kimler yoktu ki bu kardeşlikte; ABD başkanları, Harvardlı Theodore ile Franklin D. Roosevelt'ler, 1974'te Türkiye'ye silah ambargosu yasasını onaylayan Gerald Ford ve Yale'den Baba- oğul Bush'lar. Ya da Harvardlı banker J.P.Morgan gibi kişiler bulunmakta.


*EK*: Schliemann'dan:

"Aralık 1870'te İstanbul'daki Saffet Paşa'ya gittim ve ona sekiz aylık boş çabalardan sonra nihayet Truva'nın ana alanını 1000 frank karşılığında satın almayı başardığımı ve bana kazı izni verir vermez pazarlığı sonuçlandıracağımı söyledim. Troya ya da Homeros hakkında hiçbir şey bilmiyordu; ama ona konuyu kısaca açıkladım ve orada bilim için çok değerli antik eserler bulmayı umduğumu söyledim. Bununla birlikte, çok miktarda altın bulacağımı düşünüyordu ve bu nedenle ona verebileceğim tüm ayrıntıları vermemi istedi ve sonra sekiz gün içinde tekrar aramamı istedi. Yanına döndüğümde, iki mal sahibini araziyi kendisine 600 frank (24l.) karşılığında satmaya zorladığını ve istersem orada kazı yapabileceğimi, ancak bulduğum her şeyin kendisine teslim edilmesi gerektiğini dehşetle duydum. Bu iğrenç ve aşağılık davranışı hakkında ne düşündüğümü ona en açık dille anlattım ve artık onunla hiçbir işim olmayacağını ve hiçbir kazı yapmayacağımı ilan ettim.

Ancak o sırada Amerikan Konsolosu olan Bay Wyne McVeagh aracılığıyla, bulunanların sadece yarısını kendisine vermem şartıyla kazı yapmama izin vermeyi defalarca teklif etti. Bu beyefendinin iknası üzerine, kendi payıma düşen kısmı Türkiye dışına çıkarma hakkına sahip olmam şartıyla teklifi kabul ettim. Ancak bana tanınan bu hak, Nisan 1872'de bir bakanlık kararnamesiyle iptal edildi; bu kararnamede, bulunan eski eserlerden payıma düşen kısmı ihraç edemeyeceğim, ancak bunları Türkiye'de satma hakkım olduğu belirtiliyordu. Türk Hükümeti bu yeni kararnameyle yazılı sözleşmemizi kelimenin tam anlamıyla bozdu ve ben her türlü yükümlülükten kurtuldum. Bu nedenle, benim hiçbir hatam olmadan bozulan sözleşme konusunda artık en ufak bir endişem yoktu. Bulduğum değerli her şeyi kendime sakladım ve böylece bilime kazandırdım; ve eminim ki tüm medeni dünya bunu yaptığım için beni onaylayacaktır. Yeni keşfedilen Truva antik eserleri ve özellikle de Hazine, en iyimser beklentilerimin çok ötesinde ve Saffet Paşa'nın bana oynadığı aşağılık oyunun ve kazılarım sırasında günde 4¾ frank ödemek zorunda kaldığım bir Türk memurun sürekli ve tatsız varlığının karşılığını tam olarak veriyor." (Schliemann)


Troya Müze müdürü Rıdvan Gölcük ile Troya Kazı Başkanı Prof.Dr. Rüstem Aslan anlatısı:

Rıdvan Gölcük: 1870 senesinde Troya'da başladığı ilk kazı kaçak gazı bir yıl önce Osmanlı'nın bu konuda bir kanunu var, Nizamnâmesi var. 1869'daki bu kanun kazı yapmak için Osmanlı'dan izin alınması gerektiğini söylüyor. Bu eserlerin yurt dışına çıkarılamayacağını söylüyor. 1870 yılında kaçak bir kazı girişimi oluyor ve uyarılıyor. "Ne yapmam lazım. İstanbul'a gidip Marif'ten izin almam gerek." Kazı yaptığı alanın sahibi Kumkale köylüsüne diyor ki "Ben İstanbul'a gidip iznimi alacağım ve geldiğimde de araziyi senden satın alacağım." Şu sebeple, ilk kanunun, primitif bir kanun, son derece önemli ama, açık bir noktası var. Arazi sizinse, mülk sizinse, çıkanlar sizin. Bu sebeple araziyi satın almak istiyor ve İstanbul'a çıkıyor. Marif'te Saffet Paşa var karşısına. 

Saffet Paşa'ya diyor ki "Ben kazı izni almak istiyorum Kale-i Sultaniye'de". (Saffet Paşa) "Neden, nerede?", (derken). (Schliemann) "Ben Homeros'un İlyada'sında geçen Troya kentini bulmak istiyorum. Kale-i Sultaniye'de Hisarlık köyündeki Asarlıktepe'de kazı yapmak istiyorum", (diyor). Saffet Paşa çok zekice tüm mevkiyi öğreniyor, diyor ki "siz şimdi geri dönün yaklaşık 8-9 gün içinde kazı izniniz elinize ulaşacak." Schliemann'ı uğurluyor. Bir memurunu çağırıyor ve diyor ki "Kale-i Sultaniye'ye gidip şu araziyi devlet adına satın alacaksın." Bu Türkiye'deki ilk arkeolojik alan kamulaştırması, Osmanlı Devleti'nin ilki.

Saffet Paşa bu arada Asar-ı Atika Nizamnâmesi'ni çıkartan kişi. Saffet Paşa bu kamulaştırmayı yapmasaydı ve Schliemann köylüden o araziyi satın alsa ve o arazi onun mülkü olsaydı, neyin kaçırılıp kaçırılamamış olmasından çok bahsedemeyecektik. Ama Saffet Paşa'nın müthiş bu öngörülü davranışı sonrasında Schliemann bunları devletten, Osmanlı İmparatorluğu'ndan çalmış oldu. Kimi zaman burada yanlış önyargılar oluyor, acaba işte hediye mi edildi, verdik mi (gibi)? Hayır Osmanlı'nın bu konuda kanunu var. Hediye yok, kamulaştırma var. Bütün önlemler sıkı sıkıya  alınmış. Ama 1873'te hazinelerin kaçırılması maalesef söz konusu oldu."

Prof.Dr. Rüstem Aslan:  "Sonra bir mahkeme süreci falan, başka bir ilk daha var. Yani kaçırdıktan sonra. 31 Mayıs'ta çıkartıyor, 6 ya da 7 Haziran'da kaçırıyor ve Ağustos ayında da yayınlıyor. Yayınladıktan sonra da kıyamet kopuyor. Yani Osmanlı Devleti zaten işin farkında. Saffet Paşa dönemin müze müdürü Anton Dethier'i* mahkeme süreci için, o bütün zorluklara rağmen Osmanlı Devleti'nin o dönemde yaşadığı, işte siyasi, ekonomik zorluklara rağmen, mahkeme süreci için Atina'ya yolluyor. Bir 8 aylık mahkeme süreci var. Osmanlı Devleti'nin eski eserleri almak için açtığı ilk dava. Davanın  ikinci aşaması da var. Davayı kazanıyor, bölüşülmek için Schliemann'ın evini basıyorlar. Mahkeme polisleriyle beraber tabii." 

Rıdvan Gölcük: "Hatta dedektif gönderiliyor Atina'ya, Hazineler aranıyor."

Rüstem Aslan: "Sonunda uzuyor ve bu süreci Osmanlı Devleti para alarak kapatıyor. Yani çok uzayacak hazinelerin ne olduğu belli değil. Fakat Osmanlı Devleti'nin eserleri almak için açtığı ilk dava ve kazandığı ilk dava."

(Troya'da Bulunan Hazine Nerede? Başka Meseleler 18 Mayıs 2025 YT : )



* John Franklin "Pete" Daniel III (1910-1948);

Arkeolog. Pennsylvania Üni, Profesör. Casus. Binbaşı. Kod adı "Ördek (Duck); Kıbrıs Şefi; 1942-44 Gizli İstihbarat Şubesi (SI) Yunan Masası; 1944 önce Meis Adası'nda (Kızılhisar), sonra da Kargı Koyu-Datça'da Şef; Young ile birlikte Gizli İstihbarat Şubesi (SI) operasyonu; Atina Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu (ASCSA); Agora (Atina), Kourion (GKRY) kazıları; Hetty Goldman'la (detay Casus Arkeologlar 2'de) birlikte TARSUS kazıları. SARDES, TUROVA ve GORDİON kazıları. 1944 yılında Türkiye'de casusluk döneminden kalma "gizli limanları"nın olduğu yerlerde, Bodrum, Antalya, Fethiye, Kuşadası ve Çandarlı'de kazı izni istemişti. TÜRKİYE'nin FULBRİGHT'a geçmesini sağlayan kişi. 1946'da Kahire'deki (!) müzakeler sonunda 1949'da Türkiye'nin anlaşmayı onaylaması! John F. Daniel 1947'de American Journal of Archaeology'nin baş editörü. 1948'de Gordion'da öldü, Kourion GKRY'de gömüldü. Asistanı arkeolog Ellen Kohler* Daniel ölümünün casusluk faaliyetleri yüzünden şüpheli olabileceğini söyledi.



*EK*: Ellen Kohler (ölümü 2008); 

Amerikalı Arkeolog. Pennsylvania Üni Müzesi. Gordion kazılarında Rodney Young ile birlikte çalıştı. 60 yılını verdiği Gordion'da kazılan eserlerin kataloglanması ve korunmasıyla ilgilendi, binlerce kazı kaydını işledi. Türkiye'de lakabı "Bayan El"dı. Savaş sonrasında Daniel III'ün "American Journal of Archaeology"deki idari asistanıydı.



* Alan John Bayard Wace (1879-1957);

Arkeolog, 1914-1923 yılları arasında Atina'daki İngiliz Okulu'nun (BSA) müdürü. Teselya, Lakonia, Mısır ve Yunanistan'daki Bronz Çağı Miken bölgesinde geniş çaplı kazılar yaptı. 1934'te Cambridge Üniversitesinde Klasik Arkeoloji profesörüydü. Carl Blegen'in yakın arkadaşı. Birinci Dünya Savaşı'nda da casusluk faaliyetleri yapan Wace İkinci Dünya Savaşı'nda İngiliz İstihbarat Ajanı (MI6) ve Kahire bölüm başkanıydı. 1940'da kurulan İngiliz istihbaratı SOE (Özel Harekat Yöneticisi)'in amacı; "Alman işgali ya da Türkiye'nin Mihver bloğu ile işbirliğine girmesi gibi politik şartların değişme ihtimaline karşın İngiliz istihbaratı Türkiye'de sabotaj, casusluk ve propaganda gibi yıkıcı faaliyetleri içeren geniş çaplı bir organizasyon yapmak istemişti." İngiliz SOE, CIA öncülü OSS ile birlikte çalışıyordu. Büyük İskender'in mezarını bulma girişiminde bulundu ancak başarısız oldu. 1952 Mısır devriminden sonra görevden alındı. 1957'deki ölümüne kadar kazı ve yayınlarına devam etti.  



Bu adrenalini yüksek bir "maceranın" içinden gelenler ve de "Hellensever (Philhellenist) olanların "Grek Kültürü" dışında düşünmeleri mümkün değildir. Yani tarafsız olamazlar. Önyargılı yaklaşımları yüzünden araştırmalarını sorgulamamıza iter. 

SB




CASUS ARKEOLOGLAR 3 - SB


Dorothy Hannah Cox (1892-1977); Amerikalı arkeolog.

"O mükemmel bir casustu."

"Türkleri ve Türkçeyi hiç sevmezdi."


Türkçe, Yunanca ve Fransızca'yı akıcı bir şekilde konuşuyordu. I. Dünya Savaşı'nda hemşire olarak savaşta bulunmuştu. 20 yıllık bir "kazı gazisi" olarak da bölgeyi çok iyi tanıyordu. Zekası, uyum sağlama yeteneği ve arka planda kaybolmaya istekli olması nedeniyle, OSS eğitmenleri onu koşulsuz olarak öne sürmüştü. Görünüşe göre o mükemmel bir casustu. Yunan mülteciler, düşman kaçakları ve İzmir'de özel ajanlarla yapılan görüşmeler hakkında düzenli raporlar hazırladı. Üstleri "Türkiye'deki en iyi adamımız", diyordu.

Savaşın ilerleyen zamanlarında yardım çalışmalarını organize etmek ve savaşta yerinden edilmiş kişilerden (yaralı askerler ve siviller, haydutlar ve mülteciler) istihbarat toplamak için Mısır'a gitti. Kahire'de karşılaştığı herkesten bilgi topladı ve raporlarını "Türk kahvesi ve sigaraların, özellikle Amerikan sigaralarının etkisi altında, her şeyi anlattılar", diyerek hazırlıyordu.

Cox, 1945'te Yale'in klasikler bölümünde sikke küratörü olarak çalışmak üzere ABD'ye döndü. Daha sonra arkeolog-casus arkadaşlarından bazılarıyla yeniden bir araya geldi. 1946'da Tarsus'ta casus-arkeolog Hetty Goldman'la çalıştı. Gordion kazılarında mimar ve nümismat olarak Young'a yardımcı oldu ve 1953'te Afganistan'ın Belh (Mevlana'nın doğum yeri) kentine yapılan arkeolojik keşif gezisine katıldı. 1977'de Connecticut'taki çiftliğinde öldü.


- Amerikalı Arkeolog. Kod adı "Trush"; İzmir Yunan Savaş Yardım Derneği (GWRA) rapor sorumlusu; Bryn Mawr Koleji Pennsylvania ve Columbia Üni; Atina Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu (ASCSA) adına KOLOPHON (Menderes-İzmir), TUROVA, Kourion (GKRY), LAPTA (KKTC), TARSUS kazıları. Dura-Europos kazısı; Yale Üni., Klasik Dönem personeli.


Çeviri ve ek bilgi SB 

* Necmettin Bektöre 1982'de Eskişehir Müzesi'nde restoratör olur.



30 Mayıs 2025 Cuma

CASUS ARKEOLOGLAR 2 - SB

 

CASUS ARKEOLOGLAR 2 - SB

(II.Dünya Savaşı Dönemi)


Alman akademisi ile Alman Arkeoloji Enstitüsü (DAI) Amerikan Okulu ile Amerika Arkeoloji Enstitüsü (AIA)'nün birleşiminin muadili olarak, klasik arkeoloji ve filolojiye uzun süre hakim olmuştu. Alman hükümeti DAI'yi finanse etti ve ülkenin dış politikasını meşrulaştırmak için kullandı. 1936 Berlin Olimpiyatları'nı destekleyen milliyetçi propagandasının bir parçası olarak, Riefenstahl'ın Olympia filminde yüceltilen hükümet, Olympia kazılarını da yeniden başlattı. Bu durum, Almanya'da sık sık lisansüstü çalışmalar yapan ve buna karşı durmaktan nefret eden Amerikalı arkeologların gözünden kaçmadı. Ancak Hitler 1938'de Sudetenland'ı ilhak ettiğinde, Young'ın Agora'daki meslektaşı Benjamin Meritt protesto amacıyla DAI'deki prestijli üyeliğinden istifa etti.

Princeton'a döndüğünde Meritt siyasette aktif hale geldi ve izolasyon yanlıları ile İngiltere'yi destekleyenler arasında bölünmüş olan durgun Amerikan hükümetini hedef aldı. İleri Araştırmalar Enstitüsü'nde Albert Einstein ile aynı çatı altında çalışan Meritt, aylarca ABD'nin hazırlıklı olmasını ve küresel sorumluluk almasını savundu. Mussolini'nin Arnavutluk'u işgali ve Avrupa'da savaşın patlak vermesinin ardından Meritt, senatörüne ve kongre üyesine mektup yazarak ulusal savunmayı, topyekûn hazırlıklı olmayı ve Almanya'nın Atlantik'in diğer yakasında yenilgiye uğratılmasını sağlamak için ABD'nin İngiltere ve Fransa'ya destek vermesini savundu. (*) Ancak o sırada yeniden seçilmek üzere olan Başkan Franklin Delano Roosevelt buna karşı çıktı.

(*) Almanya'nın Avusturya ile birleşmesinden sonra Meritt, Okul'un yayını Hesperia'nın basımını Viyana'dan Amerika'ya taşıdı. Meritt Avusturya, Almanya ve İtalya'da üniversite ve müzelerdeki görevlerini kaybetmiş ya da toplama kamplarına gönderilme tehdidi altında olan Yahudi arkeologları kurtarmış ve onlara Enstitü'de geçici sığınma hakkı tanımıştı. Şöyle yazmıştı: "Son savaşa piyade eri olarak katıldım. Hoşuma gitmedi ve bir daha gitmek istemiyorum. İki oğlum var ve onların da gitmesini istemiyorum. Ama Amerikan yaşam tarzımızı korumak için savaşırdım ve oğullarımın da savaştığını görmekten memnuniyet duyarım. Kendimizi savunmak için askerileşmiş bir ulus olmalıyız. Kendi çıkarlarımız için ... İngiltere ve Fransa'ya kazanmalarına yardımcı olmak için ihtiyaç duydukları tüm malzemeleri göndermeliyiz. "


Allen'in kitabından çeviri ve ek bilgiler SB


* Benjamin Dean Meritt (1899-1989);

Arkeolog- Casus. OSS Yabancı Uyruklular Şubesi. Princeton Üni, Profesör. ASCSA (Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu Atina). Eşi Lucy Shoe Meritt (1906-2003) de bir arkeolog. Lucy de Bryn Mawr College mezunu ve ASCSA'da çalıştı. Casus olmaması düşünülemez.


* John Caskey  (1908-1981);

Arkeolog - Casus. Binbaşı, 1943-44 İzmir Gizli İstihbarat Şubesi (SI) Şefi; 1945-46 Gizli İstihbarat Şubesi (SI) Münih Şefi; Yale ve Cincinnati Üniversitesi, Profesör. ASCSA. Blegen'le birlikte TUROVA KAZILARI.


* Virginia R. Grace (1901-1994); (görselde)

Arkeolog-Casus. OSS İzmir, Katip, sekreter. 1944 şifreler ve raporlar. OSS İstanbul Yunan Masası raporlama ve çeviri. ASCSA. Bryn Mawr Doktora. Agora Atina, Kourion (GKRY), LAPTA (KKTC) ve BERGAMA TARSUS kazıları. Tarsus'ta kazı başkanı Hetty Goldman* altında çalıştı.


* Hetty Goldman da ilginç bir karakter. Meşhur Goldman soyundan geliyor. Princeton Üniversitesi'nden arkeologlar Yunanistan'a Yardım için Amerikan Okul Komitesi'ni kurarlar. Capps, Shear, George Elderkin, Meritt, Hetty Goldman, Alison Frantz, Lucy Talcott ve Oscar Broneer gibi isimler Meritt'in Enstitü'deki ofisinde bir araya gelerek tüm genel masrafları üstlenir ve gerekli parayı toplamak için gönüllü olurlar. Frantz ve Talcott bir kitap yayınlayacak ve gelirini bağışlayacaktır. Princetonlular amaçlarına ulaşmak için, Meritt'in küçük oğlunu, Yunan Bağımsızlık Savaşı'nın kahraman askerlerinin giydiği siyah yelekler, beyaz bluzlar, etekler, çoraplar ve kırmızı ponponlu ayakkabılarla Yunan evzonları gibi giyindikleri ve torunları olan seçkin dağ birliklerinin bugünkü mücadeleye öncülük ettiği bir yardım konseri düzenler. Hetty Goldman Balkan Savaşları ile I. Dünya Savaşı sırasında da Yunanistan'a yardım faaliyetlerinde bulunmuştur.

Hetty Goldman Alalakh'ta kazı yapan casus Leonard Woolley tarafından kazı alanına davet edildi. Woolley casus Gertrude Bell ve casus Arabistanlı Lawrence ile dosttu. Woolley'in Türklere esir düşmesiyle ilgili bir anısı Crawford (2015) tarafından aktarılmakta:

"Woolley'in savaş patlak verdiğinde Kraliyet Sahra Topçusu olarak görevlendirildiğinde kendisini Askeri İstihbarat'ta bulması beklenen bir şeydi. Lawrence ile birlikte çalıştığı Kahire'ye gönderildi ve orada çalışan ve Ur'da kazı yaparken kendisi için önemli olacak olan Gertrude Bell ile tanıştı. Daha sonra İskenderiye'ye tayin edildi ve burada Doğu Akdeniz'deki Fransız ve İngiliz casus gemilerinden sorumlu oldu. Bu gemilerden biri Woolley gemideyken Türkler tarafından ele geçirildi ve sonraki iki yılını bir Türk savaş esiri kampında geçirdi. Mektuplarında oyunlardan, konserlerden ve bir kamp gazetesinden bahsettiği için bu deneyim çok zahmetli olmamış gibi görünüyor. İskenderiye'deki çalışmaları savaş çabalarına faydalı olmuş olmalı ki daha sonra Fransız Croix de Guerre nişanı ile ödüllendirildi.” 


SB



Homer Armstrong Thompson (1906-2000)
Kanadalı klasik arkeoloğu. Kanada donanmasındayken Bari-İtalya'daki "Akdeniz Deniz İstihbaratı" için İngiliz Kraliyet Donanması'na hizmet eder. Atina'daki Amerikan Klasik Çalışmalar Okulu (ASCSA) üyesidir. Atina Agorası 1946-1970 kazı başkanlığı.
Arkeolog Dorothy Burr Thompson ile evliydi.







__________


29 Mayıs 2025 Perşembe

CASUS ARKEOLOGLAR 1 - SB

 

CASUS ARKEOLOGLAR 1 - SB

(II.Dünya Savaşı Dönemi)


İzmir Emniyeti de Yunanistan'ın işgalini beklerken, aniden Caskey'e üç liman önerir; İzmir'in kuzeyindeki Yunan adası Midilli'nin karşısındaki Ayvalık, Ayvalık'ın güneyindeki Çandarlı ve İzmir'in güneyindeki Kuşadası. Hepsi de İngilizlerden ve Karaburun'dan uzaktır.* Coşkuya kapılan Caskey, Doğu Yakası'ndaki yetiştirilme tarzını yansıtan bir iç mantıkla bu limanları şifreli isimlerle adlandırır - “Portland” (Ayvalık), “Boston” (Reşadiye/Çandarlı) ve “Miami” (Kuşadası)- ve “her biri kendi filosuyla her gece merhamet yolculuğuna çıkan bir dizi liman”, hayalini kurar.

Emniyet temsilcisi İzmir'in iki saat güneyinde pitoresk bir liman olan Kuşadası'ndan başlamayı tavsiye eder ve Caskey'yi müstahkem bir adacık ve burun tarafından korunan küçük limana götürür. Bir zamanlar burada Rumlar yaşıyordur, ancak kırmızı kiremitli, beyaz badanalı evleri I. Dünya Savaşı'nda ve 1922-23 yıllarında terk edilmiş, harabeye dönmüştür. Demir attığı yerde küçük bir deniz tamirhanesi ile petrol varilleriyle malzeme balyalarını boşaltmak için bir vincin bulunduğu bir rıhtım vardır. Bu arada, kuzeyde iyi bir yol onu Selçuklu'daki antik Efes bölgesine bağlıyordu ki acil durumlarda OSS'ye telefon edebilirdi.

Kuşadası rıhtımının yakınında Belediye Binası, gümrük binası ve telgrafhane bulunuyordu. Kervansarayın arkasında ve üstünde Emniyet karargâhı vardı. Caskey, ticari kimliği nedeniyle ofis olarak gümrük binasını seçmişti. Caskey, Truva kazılarından* çıkarılan eşyalarla döşenmiş ikinci kattaki bir odada ilk gizli üssünü kuracaktı. (...)

Eylül 1943'ün başlarında Ege sessizliğini koruyordu. Rodney Young hem görevleri hazırlıyor hem de Dow'un gelmesini bekliyordu. Jerome Sperling ise “neredeyse ortadan kaybolacak” kadar derinlere gizlenmişti. John Caskey ise imparatorluğunu Türk kıyıları boyunca genişletmişti.

Emniyet (Türk Güvenlik Polisi/Ajanı/Şefi için kullanılan söz), Caskey'e daha kuzeyde, Çandarlı'dan (“Boston”) Ayvalık'a (“Portland”) kadar gizli limanlar vermişti. Daha kuzeyde, Meriç deltasındaki “New Orleans”, Çanakkale Boğazı'nın Asya kıyısındaki “Cardiff” (Kum Kale) ve Troas açıklarındaki Türk adası Bozcaada (“Bristol”) Makedonya ve Trakya trafiğini idare edebilirdi. Bunlara Kuşadası'nın hemen güneyindeki Aslan Burnu'nu (“Key West”) da ekleyerek Caskey'nin erişim alanını kuş uçuşu 150 mil genişlettiler. Ama koylar, fiyortlar ve yarımadalar mesafeyi iki katına çıkarmıştı. Ancak ulaşım olmadan casusluk ağı yeraltında kalıyordu.

Caskey yakınlardaki İtalyan işgali altındaki Yunan adası Samos'ta hareketliliğin arttığından şüpheleniyordu, ancak tekneler olmadan bunu araştıramazdı. Caskey kendi kayıklarını satın almak için Young'dan altın dilendi öyle ki şimdiye kadar gördüğü tek altının “Orta Minos I'de” kendisinin kazıp çıkardığı altın olduğunu söyledi. Kahire'nin kendi trafiğini idare etmek üzere Denizcilik Birimi'ni kurduğundan habersiz olan Caskey, Rees'i sıkıştırdı ve sonunda Rees ona Eğriboz'dan (Eretria) eski bir kayık verdi.

Türklerin de onayıyla Caskey, 1 Eylül günü öğleden sonra saat beşte ilk saha ajanını "ajan ve kayık avlamak" üzere Sisam'a gönderdi. Caskey'nin “Miami ”deki (Kuşadası) üs şefi olan George Manoudis, ajana tanıtım mektuplarıyla Yunan ve İngiliz servislerinden ödünç alınmış mürettebat verdi. O gece kayığı Mykale Dağı'nın altındaki uzun ve ıssız bir yarımadanın (Dilek Yarımadası) ucuna demirlediler. Ertesi gün ajan bir kayıkla bir mil genişliğindeki Samos Boğazı'nı geçti. Adadaki nöbetçi kulübesine yaklaştığında İtalyanlar onu on sekiz el bombasıyla karşıladı. Caskey'nin ajanı da ateşe karşılık verdi.

Ajan bir İtalyan'ı öldürüp bir diğerini yaraladıktan sonra kayığı karaya çekmişti. O gece “imparatorluk ölçeğinde” bir kutlama yaptı, ancak güvenliğinden endişe eden Caskey'e haber vermeyi unuttu. Ertesi gün Manoudis Kuşadası'na gelen bir kayık dolusu mülteciyi sorguya çektiğinde, Samos'un karantinaya alındığını ve bir Faşist lejyonun gerillaları avladığını anlattılar. Manoudis kayıklarına el koydu ve kayıp ajanı aramaya gitti. Ancak bir İtalyan devriyesi onu yakalayıp esir aldı.

Olaylar hızla gelişiyordu. Lincoln MacVeagh, sürgündeki Yunan hükümetinin yeni ABD büyükelçisi olarak Kahire'ye geldi. Yanında da siyasi analisti olarak Arthur Parsons'ı getirmişti. 3 Eylül'de Müttefikler Messina Boğazını geçerek İtalyan Yarımadasına ayak bastılar. Beş gün sonra, 8 Eylül 1943'te İtalyanlar bir ateşkes imzaladı. Eisenhower İtalyanların teslim olduğunu BBC akşam altı haberlerinde duyurdu. Teslim şartlarına göre, Müttefikler İtalya'ya yumuşak davranmayı kabul ediyordu. Ancak İtalyan gemileri silahlarını Müttefiklere teslim etmeli ve savaş esirlerini de serbest bırakılmalıydı. Bunlar Almanlara teslim edilmemeliydi. Buna ek olarak, tüm İtalya ve İtalyan kontrolündeki topraklar Müttefiklere açılacaktı.

Amerikalı Korgeneral Mark Clark, Salerno'da Müttefiklerin İtalya'yı işgalini yönetirken, Young da Kahire'deki masasında, operasyonunu İtalya'nın batı kıyısındaki Brindisi'ye (Puglia bölgesinde) taşıma konusunda spekülasyonlar yapıyordu. Orada Yunanistan'a 600 yerine sadece 60 mil uzakta olacaktı. Washington'daki Crosby'ye kışı Atina'da SI yaparak ve “Güvercin yumurtaları bırakarak” geçirmeyi umduğunu yazarken neredeyse neşeliydi.

O gece herkesin aklındaki soru şuydu: “Adalara ilk kim ulaşacak?” Churchill Ege'deki “ada ödüllerine” göz dikmişti. “Doğaçlama yapın ve cesaret edin,” diye 9 Eylül'de kurmay başkanlarına telgraf çekti; ”Şimdi yüksek oynamanın tam zamanı.” 

İzmir'deki İngiliz istihbarat personeli Almanları İtalyan takımadalarında yenmek için temaslarda bulundu. Kahire'deki İngiliz ordusu ise "Oniki Ada'nın Eriği" Rodos'a odaklanmıştı, ancak İzmir'deki İngiliz ajanları eldeki imkanlara bakıyordu. (...)


Allen'in kitabından çeviri ve ek bilgiler SB;


** AMERİKALI:

* Rodney S. Young ; "Roger" (1907-1974);

Arkeolog. Casus. Kod adı "Güvercin (Pigeon, Dove)". Kahire Yunan Masası Gizli İstihbarat Şubesi (SI) Şefi. Young Planı kurucusu. NİKİ I Operasyon Şefi. Stratejik Hizmetler Ofisi (OSS) Atina Üssü Ekim-Kasım 1944. Princeton ve Pennsylvania Üni., Profesör. Atina Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu (ASCSA). Agora (Atina) kazıları (sponsoru John D. Rockefeller Jr). Pennsylvania Üni sponsorluğunda 1950'den 1974'teki (şüpheli) ölümüne dek GORDİON Kazı Başkanlığı. Türkiye'de Amerikan Araştırma Enstitüsü (ARIT,1964)'ün kuruluşunda yer aldı. Ölümünden sonra Gordion 77-87 kazı başkanlığına arkeolog Keith DeVries (1937-2006) devam etti. Yazı içindeki "Güvercin yumurtaları"nın anlamı Rodney Young'un kod adından kaynaklanıyor.


* John Langdon "Jack” Caskey (1908-1981);

Arkeolog. Casus. Binbaşı. Kod adı "Chickadee ("Baştankara" kuşu)", 1943-44 İzmir Gizli İstihbarat Şubesi (SI) Şefi; 1945-46 Gizli İstihbarat Şubesi (SI) Münih Şefi; Yale Üniversitesi; Cincinnati Üniversitesi, Profesör. ASCSA. Blegen'le birlikte TUROVA KAZILARI. Lerna ve Kea kazıları direktörü. 1980 yılında Amerika Arkeoloji Enstitüsü tarafından Üstün Arkeolojik Başarı Altın Madalyası ile ödüllendirildi. Bu arkeoloji alanında verilen en yüksek ödüldü.


* Sterling Dow "Gümüş (Silver)" (1903-1995);

Arkeolog. Casus. Washington Yunan Masası SI (Gizli İstihbarat) Şefi ; Eylül-Aralık 1943 Kahire Yunan Masası SI Şefi; 1943 ASCSA  (Atina Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu) ile Agora (Atina) kazısı; Philips Exeter Akademisi, Harvard Üni, Profesör.


* Jerome L. "Jerry" Sperling (1908-1997);

Arkeolog. Casus. Binbaşı, AUS; Kod adı "Serçe (Sparrow)", "Ağaçkakan (Sapsucker)"; Kahire ve Yunan SI (Gizli İstihbarat) Başkanı; İstanbul Emniyeti ile irtibatlı; Haziran-Ekim 1944 Kahire Young Planı; 1944-46 SI operasyonu "Young Planı" Orta Makedonya Selanik. ASCSA. Cincinnati Üni, Yale Üni, Profesör, TUROVA (KUM TEPE) KAZILARI. Eşi Clio Sperling Jerry ile Kahire'de tanışır. Clio Rodney Young ile birlikte OSS-Kahire Yunan Masası'nda çalışır.


* Margaret Crosby (1901-1972);

Arkeolog. Casus. Kod Adı Missy (Bayan). Washington, Kahire rapor memuru. Bryn Mawr, Yale Üni., ASCSA. Agora kazıları.


* Arthur Wellesley Parsons (1900-1948);

Arkeolog. Casus. Yale ve Johns Hopkins Üni. Korinth ve Agora/Atina kazıları. Amerikan Klasik Araştırmalar Okulu Atina [ASCSA (American School of Classical Studies at Athens)] müdürü. Yunan Yardım Derneği. ABD Dışişleri, MacVeagh'ın siyasi analisti, Kahire ve Atina. 


* Lincoln MacVeagh (1890-1972) ;

Arkeolog. Casus. Diplomat. ABD Atina Büyükelçisi 1943-47. Episkopal Groton Okulu, Harvard Üni. Sorbonne Üni/Paris. (detaylı 4.bölümde)


* Mark Clark (1896-1984);

Korgeneral. I. ve II. Dünya Savaşları, Kore Savaşı, Kore Ateşkes Antlaşması'nın imzalanması. İngilitere Başbakanı Churchill ona "Amerikan Kartalı" lakabını takmıştı. II.Dünya Savaşı sonunda İtalya'daki Müttefik Kuvvetler Komutanı. 

- Yahudi sorunu konusunda, Eisenhower'ın Kuzey Afrika'daki kilit generalleri George S. Patton ve Mark Clark ilginç karşıtlıklar oluşturuyordu. Patton en kaba ırkçı antisemitistlerden biri olduğunu kanıtladı, Clark ise Yahudi bir anneye sahipti. Patton Almanlara büyük saygı duyuyordu, Clark ise Nazi suçlarının Alman halkının içsel "vahşetini" yansıttığına inanıyordu ve "Adamlarımız çıngıraklı yılanları veya akrepleri öldürür gibi Almanları öldürmeli," diyordu.


** İNGİLİZ:

* Noel Rees; 

Kod adı "Hadzis (=Hacı)". MI-6 Başı. 1941 yılında Sakız Adası'ndaki İngiliz Konsolos Yardımcısı Noel Rees idi. İngiliz Donanması'nın eski bir komutanıydı ve Türk yetkililerle mükemmel ilişkilere sahipti. Annesi Yunan'dı ve tüccar ailesi Levant bölgesinde iyi biliniyor saygı görüyordu. Türk hükümetiyle benzer iyi ilişkilere sahip olan ve Gelibolu'daki İngiliz Savaş Mezarları Komisyonu'ndan sorumlu Avustralyalı Yarbay C.E. Hughes da ona yardım etmişti. Noel Rees İzmir'in batısındaki yarımadada gizli bir deniz üssü kurmuştu. Öyle ki Türk yetkililerin burayı Mihver diplomatları da dahil olmak üzere Türkiye'deki herkese “yasak bölge” olarak tutmasını sağlamayı bile başarmıştı. Ayrıca Mısır'a kaçmak için bir ikmal bağlantısı olan Antiporas-Yunanistan'ta da bir kayık üssü daha kurmuştu. Noel Rees savaştan sonra İzmir İngiliz konsolosu olarak görev aldı.


** YUNAN:

George Manoudis;

Kuşadası üs şefi. Kod adı " Bittern (=Balıkçıl Kuşu)". Yunan Ordusu, Subay, Jandarma. İngiliz Gizli Servisi. Akıcı bir Türkçesi vardı. Çeviri ve daktilo işlerine yardım eden kişi ise eşi Evanthia idi.


** TÜRK:

Emniyet:

* Recai Bey; Albay, TSK, Ege Bölgesi Başkanı. Kod adı Grosbeak (Büyük gagalı ispinoz)

* Tahsin Bey; Teğmen, TSK, Kuşadası Temsilcisi.

 

* "1943’te İngiliz istihbarat örgütü SOE İzmir bölgesi komutanlığını kurmuş ve Türk yetkililerden Alaçatı’da küçük bir tamirhane ve depoyu içeren bir üs kurma imtiyazını koparmıştır. Amerikan istihbarat örgütü OSS(Office of Strategic Service)’nin de Dikili-Aliağa(İzmir) civarında bir üssü vardı." (Sertel, 2016)

* Kuşadası Kervansary'daki Caskey'in gizli üssündeki Truva hazineleri, hangi buluntulardır? Hangi hazinelerdir?..


SB