sarışın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sarışın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2025 Pazartesi

İzmir'e Doğru

 


Süvarilerin doludizgin nal sesleri, ağır topçunun bombardımanı, yerine göre yangın çatırtıları, hücuma kalkan piyadelerin 'Allah Allah' nidaları, Yunan tayyarelerinin uğultusu vs; bütün bunlara, gittikçe yükselen dozda, kurtuluş leitmotivi eşlik etmektedir.

Haritada köklü değişiklik görünüyor: Afyon ve çevresindeki mavi renkler silinerek Türk kuvvetlerini gösteren kırmızı renklere dönüşüyor; ve İzmir istikametindeki ilerleyişlerini sürdürmekteler; birer birer kasabalar, şehirler kurtarılarak, kırmızı halka ile çevrilmektedir. Türk süvarisi, sert ve hızlı, ric'at eden düşman kuvvetlerine saldırıyor; geride, yanan bir köy; yollarda dağılmış kağnılar, insan ve hayvan cesetleri. ...

At üzerinde, yanında öteki paşalarla cephe hattında muharebe idare eden Gâzi Mustafa Kemal Paşa, eliyle çeşitli yönleri göstererek, emirler veriyor. ...


Sokaklarda ise insan cesetleri, ağır duman ve ahşap evleri kavuran alevler.

1 Eylül 1338 (1922): Uşak kurtarıldı; şehir yanıyor.

4/5 Eylül 1338 (1922): Ordu, Kula ve Alaşehir önlerindedir: Alaşehir yanıyor.

5 Eylül 1338 (1922): Süvari fırkası, Salihli'ye girdi: şehir yanıyor

6 Eylül 1338 (1922) Süvari Kolordusu Milne Hattı'na varıyor. Akhisar ve Aydın kurtarıldı.

7 Eylül 1338 (1922): Aydın kurtarıldı.

8 Eylül 1338 (1922): Manisa ve Nif kurtarıldı. Manisa yanıyor.


Ankara’dan uçan kuşlar,

Afyon yaylasında kışlar,

Biz İzmir’i alacağız,

Kolu sırmalı çavuşlar...


Defne dallarıyla süslenmiş, beş otomobil, birbiri ardınca, Nif yolundan (Kemalpaşa), ağır ağır, İzmir'e giriyor; arabaların iki yanında, kurtuluş ordusunun neferleri yürümekte. ... Tam giriş kavşağında, bir süvari müfrezesi onları karşılıyor. Süvari merasim kıt'ası: En öndeki kumandan, atının üzerinde çakı gibi dimdik, genç bir zabit, müfrezesine kılıç çek kumandasını veriyor. Süvariler, birden kılıçlarını çekiyorlar; bir anda kılıçlar, güneş ışığında parıl parıl parıldıyor; sonra, süvariler merasim nizamında, otomobillerin iki yanına geçiyorlar; Kordonboyu'na doğru yürüyüş bu minval üzere gidecek ...

-Mustafa Kemal Paşa:

"...ve Türk milleti... emniyet ve saadetini zâmin prensiplerle... medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeye devam edecektir..."


Attilâ İlhan, 1998

"Gazi Mustafa Kemal Paşa" O Sarışın Kurt.


***


Arşiv Belgelerine Göre Balkanlar'da ve Anadolu'da Yunan Mezâlimi, C. I-II-III, Anadolu'da Yunan Mezâlimi, Ankara, 1996

https://devletarsivleri.gov.tr adresinde yayınlar bölümünde

Örnek:

Aydın-İzmir ve çevresinde Yunan zulmü ve katliamları...











Unutma, Unutturma...



3 Ekim 2015 Cumartesi

KÖK GÖZ - MAVİ GÖZLÜ TÜRKLER







"Budinler, güçlü ve kalabalık bir ulustur; gözleri parlak, saçları kızıl sarıdır. Gelonos derler tahtadan yapılma bir kentleri vardır.” Heredot 4 : 108

"The Budini are a great and populous nation; the eyes of them all are very bright, and they are ruddy. They have a city built of wood, called Gelonus. The wall of it is three and three quarters miles in length on each side of the city; this wall is high and all of wood; and their houses are wooden, and their temples;"




"Budin Türkçe "Bud" (kurt") + "in" / "yan" ("ruh") : "Kurt ruhu" sözcüklerinden oluşmaktadır. "Budin" muhtemelen "kabile", "halk" "nüfus" anlamına da gelmektedir (DTS, s. 108). Karaçaylarda, Botaş, Bayramuk, Akbay, Elkan, Teke, Çotça ve diğer ailelerin de - ki toplam on ailedir- dahil olduğu eski "Budian" boyu mevcuttur."

K.Laypanov, İ.Miziyev - Türk Halklarının Kökeni





1570 Osmanlı döneminden harita üzerinde BUDİN


Buradaki Gelonus Balkanlardaki bir yerleşim yeridir. Saçları kızıl sarı ve gözleri parlak, yani açık renktir. Kıpçak boylarından olan Yılan boyu'dur, Budin (Budun) ve Gelonus'lar; çünkü Kuman ve Kıpçaklar açık renk gözlü ve sarışın olmalarından dolayı Rus kaynaklarında Polovets (Sarışın- Sarı/Şarı) olarak adlandırılmıştır. Batı Avrupa, Bizans, Ermeni ve Gürcü kaynaklarında da Koman, Kuman, Valon, İlavets, Khardeş adlarıyla anılır. Kıpçak hanı Köküs'ün adı da "Kök göz" gök/mavi gözden türemiştir. Araştırmalara göre de mavi göz tek bir kaynaktan çıkmıştır.

Urfalı Mateos Ermeni kaynakta "Ots halkının (eski ermenicede yılan) birden komşuları Khardiaş (Khardeş'lerin yani bildiğimiz sarı saçlı, beyaz tenli, Kıpçakların üzerine yürüdükleri anlatılıyor. Çatışmayı kaybeden Kıpçaklar bir süre sonra yılan halkıyla (bizim Kimaklarla) kaynaşarak ve bir koalisyon oluşturarak komşuları Peçenek ve Uz (Oğuz)ların üzerine yürürler..." 

(buradaki Khardiaş aynı zamanda Carthasis den de kaynaklanıyor olabilir, "İskit kralının kardeşi Carthasis İskender ile karşılaşır"cümlesindeki  Carthasis "Kardeşi" kelimesinden başkası değildir.SB daha önce paylaşmıştım:)


Kızıl saçlı, mavi gözlü Türkleri de, hem Tarım mumyalarında hem de Uygur Bezeklik Bin Buda mağara fresklerinde görürüz. (Resim: Mavi Gözlü Keşiş - 9.yy Bezeklik Bin Buda Mağarası- Turfan/Sincan- Doğu Türkistan)









Çinliler sâde Kâşğar halkını değil, daha başka Orta ve şimal Asyalıları, bu arada Tölis ile Kırgız Türklerini de "yeşil-gök" gözlü ve "kırmızı saçlı" yani Europeoid görünüşlü olarak anlatmakta, hattâ Gök-Türk Hakanı Mukan 'ın (ölümü M. 572) lâcivert taşı gibi gözleri ve uzun kırmızı yüzünden bahs etmektedirler.

Acaba Kâşğar 'ın Karluk ili olduğu devrede bu görünüşteki güzellerin mevcûdiyeti mi Mascûdî'ye şu sözleri ilham ettirmişti : "Şu H. 332 yılında (M. 933)...(Türklerin) en güzel görünüşlü olanları, en uzun boyluları veçheleri hepsinden daha parlak olup sabah güneşini andıranlar Karluklardır" 

M. IX.-X. yüzyıl müslüman müellifleri Türkleri şöyle anlatır : olağan üstü bir beyazlıkta veya kırmızı yüzlü, küçük gözlü, ezik burunlu. Bazen kırmızı saçtan da bahsedilir....."Hu"-Türk dediğimiz Doğu Türk tipi ile Europeoidlerin karışmasından mütevellit bir görünüş arz edebilmekte idiler. Mongoloid husûsiyetleri olan, fakat parlak beyaz tenli, sarı saçlı, mavi gözlü kimseler hâlâ Kâşğar 'da dikkati çeker.

Dr.Emel Esin



* * *


Göbeklitepe tapınağını hangi boyların kurduğu sorusuna kesin cevap vermek mümkün olmasa da, Sümer (Kenger-Kingiiri) ve Akad dilli yazılı kaynaklar bu bölgede MÖ. 3 bin yıllarında SUBAR boylarının yaşadığını yazarlar. Göbeklitepe'nin yaşı MÖ.9600 olsa da daha eskiye gidebilir, ama bilinen birşey varsa o da MÖ.8200 yıllarında terk edildiğidir.

Urmu Teorisine göre, iki nehir arasının Bağdat’ın kuzeyinde Subartu olarak adlanan arazi Proto-Türk Subarların ülkesi idi ve burada son Subar beyliği de MÖ. 673- den sonra dağılmıştır. 

Ayrıca bir Kuman Beyliği'nin varlığı da söz konusudur. İskit Türklerindeki Yılan Boyu/Gelon ile Kuman/Kay/Kayı/Kıpçak Türk boylarının da Yılan boyu olarak tanınması ve tamga olarak kullanması; Türklerdeki Kurt, Boğa gibi Kün-Ay'ın da Göbeklitepe'de olması; Hakasya ile Göbeklitepe'den çalınan taş heykelin benzerliği ve Subar Türk Boyları'nın burada olması Türk Tarihi açısından çok önemlidir, ama maalesef "yabancılar" kazmaktadır. (ayrıca bkz.Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu- Urmu teorisi)

Hakkari taş stelleri (MÖ.1500-1200) Kuman Türk Beyliği dönemine aittir. Kapagan Kağan'ın anıt mezarında hem Teke, hem de Yılan tamgası görülür.



* * *


"Yılan kültü Turan orijinlidir" , "...aslında bütün mitolojik hikayeler, doğu ve batıda, Turanlılara aittir."

"Sepent worship is Turanian of origin" , "...all the fairy mythology in fact, of the east and west, belongs to the Turanian races..." , "Though generally represented as the destroyer of Serpents, Hercules, on the other hand, is said to have been the progenitor of the whole race of Serpent-worshipping Scythians, through his intercourse with the Serpent Echidna."

Tree and Serpant Worship Or Illustrations of Mythology and Arts in India by James Fergusson




"Budini Gelonion urbem ligneam habitant. iuxta Thyssagetae Turcaeque vastas silvas occupant alunturque venando." 
Book 1:117 Pomponius Mela (died 45 AD) Roman Geographer

"The Budini inhabit the city of Gelonos. Next to them the Thyssagetae and Turcae occupy endless forests and feed themselves by hunting." Book 1:117

"Unter 'Türken', - früher oft auch 'Torken' geschrieben - haben wir durchaus nicht die Osmanen von heute zu verstehen, die erst im mittelalter Europa betraten, denn das von ihnen dermalen bewohnte gebiet hiess schon so Vor Christi Geburt, wie dies eine Stelle aus Melas schriften beweist: "Budini Gelonion urbem ligneam habitant. iuxta Thyssagetae Turcaeque vastas silvas occupant alunturque venando." - Die Slaven, ein Urvolk Europas by Martin Zunkovic (153)

TURCAEQUE = TURCAE = TURK
Who says that the Turks appear first at the 11th century AD? WHO? (look for Turukku 20th c BC)
Without the Turks, you can not write History.


Even "Budini", "Gelon" and "Thyssagetae (Massagetae)" tribes are Turkish-Scythian Tribes
We say "TÜRK BUDUN" Budun means "nation, people", Budin=Budun
("Turk" has preserved its ethnic meaning at some fragments "Turk Budun" to the present. - 
"According to Herodotus Gelonus was the capital of the Scythian tribe Budini"
"Gelon" = Djilan = Jelon = İlan = Yılan (Huyan - Kayı)  (Yılan= means Snake/Dragon)
"Tyssagetae" = Massagetae = Getae = Queen Tomyris, a Turkish name, and still in use as female name among Turks.







"Heredotos'taki lyrkai'nin açıklaması tartışma götürür ama Sarmatların çağdaşı Pompeius Mela ve Plinius Secundus'ta geçen Tyrkae (Turcae) budun adının Türk'e işaret ettiğine artık itiraz yoktur. "
Prof.Dr.Osman Karatay.


"Iirkler ("Türkler"). Bunlar, Türk dilli İskit kabilesidir.Pek çok bilim adamı (P.İ. Şafarik,Z.İ.Yampolsky vd.) Herodot'un Iirklerini Türklerle özdeşleştirmektedirler. P Mela ve Büyük Pliny (M.S. I. Yüzyıl), daha önce söylendiği gibi, Kuzey Karadeniz boyunda yaşamış olan bu Türkler (Tirkler) hakkında malumat vermişlerdir (AİSK, 1990, S. 100, 108).
K.Laypanov, İ.Miziyev-Türk Halklarının Kökeni



from the book: Die Türken und das Osmanische Reich





read also:






TÜRK TARİHİ
TURKISH HISTORY
___________

6 Kasım 2014 Perşembe

OĞUZLAR







"...10.yüzyılda batıda Hazar Yurdu'na kadar uzanan bu bozkırlara, Horezm veya Oğuz Çölü deniliyordu....Oğuz Çölü'nün Kuzey Hazar sahillerin, Merkezi Oğuz bölgesini, Güneydoğu Karakum ve Yukarı Aral'ın Kızılkum bozkırlarını içine aldığını düşünebiliriz..." syf.112

"...Oğuzeli'nde oturan Türkmen nüfusu hakkında verilen tarihi bilgiler oldukça kısıtlıdır. Daha önce de belirtildiği gibi, Orta Asya'daki eski Hint-Avrupai ahalinin torunlarıyla kaynaşan bir kısım Oğuz ve Türklere "Türkmen" adı verilmişti. Türkmen adının kendisi ise esasında İslam dinini kabul eden Oğuzlar için kullanılmıştı..." syf.117

"...Oğuzlara nazaran Türkmenler arasında daha fazla yerleşik yaşamı benimsemiş nüfus mevcuttu. Ancak bu temelden yola çıkarak Oğuzlar'la Türkmenler arasındaki farklılıkları izah etmek, büyük yanlışlıklar doğurabilir. 10.- 11.yüzyıllara ait yerleşim alanlarında yapılan arkeolojik araştırmalar, Sır-Derya'nın aşağı akımlarında çok sayıda yerleşik ve yarı yerleşik Oğuz gruplarının berhayat olduğu gerçeğini açığa çıkarmaktadır...." syf.129

"...11.yüzyıl Türkmen ve Oğuz lehçelerinde kullanılan konaklama ve göçle ilgili birçok kelimenin mevcudiyeti de bu görüşü teyit etmektedir. Benzer terimler arasında konak yeri anlamında kullanılan "turası yer" sözcüğünü zikretmek gerekiyor. 11.- 13.yüzyıl Oğuz ve Türkmenleri'nin dilinde "yurt" kelimesi, daha ziyade "doğum yeri", "durak", "gelinen yer", "mesken" anlamında kullanılıyordu..." syf.132

"...İbn Fadlan, Oğuzların yetiştirdikleri koyun ve koçların çok yağlı olduğunu belirtmektedir. 10.yüzyılda Oğuzeli'nden Horasan ve Maveraünnehir'e getirilen koyunlar, en iyisi olarak kabul edilirdi. Bu cinsi Karaman türü olduğu aşikardır. 9. - 12.yüzyıllara ait kaynaklarda bu koyun cinsine genel olarak Türki denilmekteydi. İbn el-Fakih, Türk koyunlarının çok iri olduğunu ve kuyruklarının yerde sürüklendiğini yazmaktadır. Türki koçlara 12.yüzyılda Belh bölgesinde rastlanmaktaydı. Daha geç dönemde Ak-Koyunlu Türkmen boylarında yuvarlak ve yağlı kuyruklu koyunların bulunduğundan bahsetmektedir. Sunulan bilgilerden Oğuz ve Türkmenler'n Karaman türü koyunlar besledikleri ortaya çıkmaktadır.

At, Oğuz ve Türkmen göçebe yaşamında önemli bir yer işgal ediyordu. İbn Fadlan 10.yüzyılda Oğuzlar'ın büyük yılkı sürülerinin bulunduğunu belirtiyor. Beyhaki de , 11.yüzyılda Türkmenler'in sahip oldukları büyük yılkı sürülerine dikkat çekmektedir.  Oğuz göçebelerinin besledikleri atlar, muhtemelen kısa boylu bozkır cinsiydi. Bu at cinsinin izlerine, Orta Asya'da ortaya çıkarılan Türk kurgan ve mezarlıklarında rastlanmaktadır. 

7.yüzyıldan itibaren Kazakistan bozkırlarında iri gövdeli, iri kafalı, kısa boylu, cidavlı, besili ve uzun boyunlu at sürülerinin beslendiği bilinmektedir. Türk atları, yerel iklim şartlarına iyi uyum sağlamaktaydı ve bütün yıl boyunca her çeşit otlak arazide beslenmeye uygundu. Bozkır Türk atlarının bol sütlü, et ve yağ bakımından zengin olması dikkate değer bir husustur. Bu yüzden, göçebe Türkler, at etini, koyun ve inek etine tercih ediyorlardı. Türk atları yapı olarak sade, dayanıklık bakımından ise uzak mesafelere hızla koşması gibi özellikleriyle dikkat çekiyordu. Türkler, atlarını açık havada tutarlar, soğuk ve sıcağa karşı korumazlardı. Atlar saldırılarda, savaşlarda ve avda kullanılıyordu. Muhtemelen "bozkır cinsi" Oğuz atları da bu özelliklere sahiplerdi.

Tetkik edilen dönemde, Oğuz ve Türkmen göçebeleri zarif ve güzel cins atlar da beslemekteydiler. Uzun boylu, küçük başlı ve ince bacaklı atları, erken dönem Türk kurganlarından tanıyoruz. Bu tür at iskeletlerinin Türkizeban zengin eşrafın mezarlarından çıkması dikkat çekmektedir. Tarihi kroniklerde 11.yüzyıl Türkmen boylarında "Huttel cinsi" atların yetiştirildiğine dair bilgiler bulunmaktadır.

Bu atlar, güzel dış görünümü, zerafetleri ve hızlı koşmalarıyla dikkat çekmektedir. Tarihi efsanelerde Huttel atlarının "yabani deniz aygırı" cinsinden geldiği anlatılmaktadır. Bu eski rivayetler, hala Türkmen epik hikayelerinde ve halk masallarında yerini korumaktadır.

11. - 13.yüzyıl kaynaklarında Selçuklu boylarının kullandıkları binek atları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Bu kaynakların rivayetlerine göre Selçuklu savaş atları, sert tırnakları, tıpkı uçan kartal gibi çevik ve hızlı hareketleri ile hayranlık uyandırıyorlardı. Oğuz ve Türkmenler, bu atlara "yuğruk at" veya "çapar" diyorlardı.

Türkmen atları, cüsse ve cins bakımından farklı oldukları için, çok yüksek değere satılıyordu. Selçuklu dönemi divan şiirinde bu atların ünü methiyelere konu olmuştu. 12.yüzyıl şairleri, bu atların koşusunu "rüzgar hızı" ve "deniz dalgalanması" gibi tasvirlerle şiirlerine aktarmışlardı... "syf.137









"11.-12.yüzyıllar arasında Oğuz zanaatıyla ilgili karşılaştırmalı tarihi bilgilere Ros'ta, Donets'de ve Rossav'da bulunan Tork-Peçenek demir başlıklarını gösterebiliriz. Burada kavanoz şeklinde balık kap ve eyere asmak için delikli çini kaplar açığa çıkarıldı. Tork mezarlarından çıkan demir başlıkların arasında kemik düğmeler ve levha üzerine yapılmış at eyerinin süslemesinin kalıntıları bulunmuştu. Metalden yapılan eşyalara da rastlamak mümkündü. Düşük ayar gümüşten yapılmış halkalar, demir üzengiler, tokalar, kılıçlar, ok uçları, bakırdan yapılmış olta iğneleri, vs....Kadınlara ait mezarlarda gümüş bezekli başlıklar, küpeler, bilezikler, taş askılar, hilal şeklinde gümüş levhalar bulunmuştur."... dipnot syf 147

"10. - 13.yüzyıllarda Oğuz kavimleri, birkaç büyük boy ve onların terkibinde bulunan çok sayıda irili ufaklı titrelerden teşekkül ediyordu. Kaşgarlı Mahmud, Oğuzların 24 boydan teşekkül ettiğini haber veriyor. Ancak, daha sonraları Halaçlar'ın iki boyu onlardan ayrılmıştı.

Divan-ı Lugat et-Türk'de 11.yüzyılın ikinci yarısında Oğuz halkının terkibinde bulunan boyların isimleri şu şekilde açıklanmıştır. Kınık, Kayı, Bayundur, Yiva, Salır, Avşar, Bekdili, Bekdüz, Bayat, Yazır, Eymür, Kara-Bulak, Alka-Bulak, Iğdır, Yüregir, Tutırka, Alayontlu, Döğer, Çepni, Peçenek, Çavuldur, Çaruk.

Bu isimlerin çoğu Fahrü'd-din Merverüdi, Reşidüddin ve geç dönem Orta Çağ müelliflerinin eserlerine konu olmuştur. Ancaki kaynaklar arasında Oğuz boylarının sayısı konusunda fikir ayrılığı bulunmaktadır. Kaşgarlı Mahmud ve Reşidüddin, onların 24 boydan oluştuğunu iddia ederken, Mervezi 12 boy olarak gösterir. Bu fikir ayrılığını, Oğuzların iki kola bölünmesinden kaynaklandığını söyleyerek önleyebiliriz.

Doğulu Orta Çağ müellifleri, Oğuzların Bozok ve Üçok olarak ayrılmasını, efsanevi Oğuz Han'ın ismine bağlıyorlar. Rivayetlere göre, Oğuz Han'ın oğulları üç yay ve üç ok bulmuşlardı. Oğuz Han üç oğluna yayı, üç oğluna da okları vermişti. Oğuz, yayı alan oğullarından türeyecek olanlara Bozok denilmesini emretmişti. Bozok'un anlamı - parçalara ayırmaktı. O bu ismi yayın kırılmasından dolayı vermiş ve sağ kanat ordusunun idaresini bu üç oğluna ve onun oğullarına bırakmıştı. Oğuz Han, sağ ve sol kanadın bütün otlak arazilerini oğulları arasında taksim etmişti. Oğuz, tahtı ve hakimiyeti, bütün oğullarına ve onların soyuna bırakmıştı.

T.Houstma, Oğuların Bozok ve Üçok olarak bölünmesinin temelinde "askeri-siyasi" sisteminin varlığını aramaktadır.

Oğuzlar 24 boydan oluşmakta ve iki eşit kısma ayrılmaktalardı. Ancak tarihi rivayetlere göre Bozoklar büyük, Üçoklar ise küçük boyları teşkil ediyordu. Sağ kanadı temsil eden Bozoklar, Üçoklara nazaran daha çok imtiyaz sahibiydiler. Reşidüddin'e göre, Oğuzların yüksek orunlu beyleri sadece Bozoklar arasından seçilebiliyordu.

Muhtemelen Oğuzların Bozok ve Üçok olarak ikiye ayrılmasında, bir takım bölgesel askeri özelliklerinin rolü olmuştur. Oğuz ordusunun her iki kanadının da elinde geniş meralar ve araziler bulunuyordu. Üçok ve Bozoklar'a tekabül eden İç ve Dış Oğuzlar hakkındaki bilgiler de bu durumu teyit etmektedir. İç ve Dış Oğuzlar'ın bölgesel olarak ayrıldıkları düalist sistemi hakkında toponom ve Türkmen Halk kaynaklarında epey bilgi bulunmaktadır.


Oğuz ordusunun sağ ve sol cenahını yöneten komutanlara Beylerbeyi ünvanı verilmekteydi. Tarihi rivayetlerde, İç ve Dış Oğuzlar'da beylerbeyinden bahsedilmektedir.

Genelde sağ kanat beyleri Kayı ve Bayat boy reisleri ; sol kanat beyleri ise Peçenek ve Çavuldur reislerinden seçiliyordu. Beylerin yargılamak, cezalandırmak gibi yetkilerinin yanı sıra, yazılı ve sözlü kararları da itiraz edilmeden uygulanmaktaydı. Beylerin hakimiyet sınırları, göçebe boyları dışında yerleşik topluluklar üzerinde de etkiliydi. 12.yüzyıl Türkmen reislerine "asilzade prensler" gibi itaat edilmekteydi."... syf.171









Bir dipnot daha syf.234
"Hardeş boyu, Altay bölgesinde oturan Kıpçak boy birliğine dahil olmalıdır. Çin kaynaklarına göre Kin-şa ülkesinde mavi gözlü sarışın insanlar yaşıyorlardı. (E.Bretscneider, Notes of the mediaval geography and history of Central and Western Asia, London 1876) Kin-şa, yani Altın Dağ, Kızılbaş ile İlke Aral arasında bulunan altay Dağ silsilesinin bir koluna tekabül eder. Bu kaynaklarda Kıpçaklar'ın bir zamanlar  Chou-Lan bölgesinde oturdukları belirtilmektedir. Bu Kıpçak boyu , Altay'da, Yılanlı Dağ eteklerinde, yahut Kem Nehri havzasında barınıyordu.Hardeşleri bozguna uğratan "Yılan Boyları"nın kim olduğunun tesbiti hayli zordur. Belkide Yu.A.Zuyev'in belirttiği gibi "Ots" adıyla, tamgalarında yılan işareti bulunan Kayılar kastedilmekteydi.

...


Orta Asya, Oğuz ve Selçuklu tarihi konusunda akademisyenler arasında en önde gelen uzman tarihçi olarak kabul edilir. Agacanov'un başyapıtı olan OĞUZLAR adlı eseri Sır-Derya Oğuz Yabgu Devleti konusunda Türkiye'de yayınlanan ilk ve tek eserdir. Özellikle Büyük Selçuklu İmparatorluğu'ndan önceki Oğuz Yabgu Devleti ve Oğuz boylarının yaşadıkları bölgelerle ilgili tarihi-coğrafi bilgiler son derece önemlidir. Yaklaşık 800 basma ve yazma kaynak taranarak hazırlanan bu eser, Oğuzların az bilinen tarihi konusunda önemli katkıda bulunacaktır.

arka kapak.




OĞUZLAR
Sergey Grigoreviç Agacanov 
Çeviren: Ekber N. Necef, Ahmet Annaberdiyev
Selenge Yayınları








14 Ekim 2014 Salı

LOULAN GÜZELİ





Loulan Güzeli ;
Taklamakan Çölünün ünlü mumyası, kırmızı sarı saçlı 40'larında uzun boylu bir kadın....

1979 yılında Loulan yakınlarında 1 metre dipte ve keçe, yün ve keçi derisinden giysileriyle bulunan Loulan Güzeli'nin karbon araştırmasına göre 3800 yaşında.

Xiaohe Princess olarak ta adlandırılıyor .



Mumyalar tuzlu kumun altıda kalmaları nedeniyle aşırı derece iyi konserve edilmişler. Bilim adamları mumyaların sarışın, iri göz boşluğu ve Avrupai çene yapısına sahip olduklarını ve Kafkasya kökenli olduklarını, buraya da Kafkasya'dan geldiklerini tahmin ediyorlar. Eski Çin yazıtlarında bu uzun boylu sarışın halktan Tokharians olarak bahsediliyor. Onlar Çin'e bizim bugün ipek yolu olarak bildiğimiz, tarihin büyük ve çok kullanılan trafik damarından geldiler. İpeğin ticari malzeme olarak kullanımından bin yıldan fazla zaman öncesi Kafkasya halkı bu yolu biliyordu.

Mumyaların genetik profilleri dışında bir başka buluş da, onların vatanının Doğu Avrupa olduğunu ispatlıyor. Mumyaların giysilerinin Avusturya'nın Salzburg şehrinin kuzeyindeki tuz madenlerinde bulunan giysilerle aynı cinsten olduğu anlaşıldı. Kumaşın dokuması, giysilerin kesimi aynı. Uzmanlar bu benzerliğin bir tesadüf olmadığını belirtiyorlar.

Tokharians devamı olan nesil bugün hala Xinjian bölgesinde Uygur halkı arasında yaşıyor. Mavi göz ve normalin üzerinde uzun boy, bugün hala sıkça görülüyor. Mumyaların bulunması Uygur halkı arasında tarihi bir övünç kaynağı oldu. Şöyle ki, "Loulanlı güzellik" adıyla anılan 4000 yıllık mumya bölgede favori bir sembol oldu.

Danimarka'da çıkan Politiken gazetesinden (10 Mart 1999) Şakir Canbek tarafından Türkçeye çevrilmiştir.



İnsanoğlunun 3 bin 600 yıl önce de peynir yediği ortaya çıkarıldı. Çin'in başkenti Pekin'deki Bilimler Akademisi Üniversitesi araştırmacıları, Taklamakan Çölü'nde bulunan mumyaların boğazlarında ve göğüs kısımlarında peynir parçaları buldu. 

Peynir yapımının kuzey Avrupa'da milattan önce altı bin yıl geriye gittiği, Mısır ve Mezopotamya'da ise milattan önce üçüncü bin yılda yaygın olduğu biliniyordu. Ancak bu eski peynirlerin kalıntılarına dair bir ize daha önce hiç rastlanmamıştı.

2002-2004 yılları arasında Çin'deki Taklamakan Çölü'nde Xiaohe mezarlığında yapılan arkeolojik kazılar sırasında keşfedilen mumyaların üzerinde bulunan sarı kütlelerin, şu ana kadar bilinen en eski peynir olduğu ortaya çıktı.

04 Mart 2014-LİNK


3800 Yaşındaki Lolan Güzeli: LİNK





Cherchen Man diye geçen mumyada güneş dövmesi






Kurt motifli ahşap kutu




Dokuma parçaları




______________



Şimdi Cro-Magnonların Doğu'dan Batı'ya göçtüğünü, sonra tekrar Doğu'ya geldiğini ve diğerlerine nazaran uzun boylu ve zeki olduklarını öğrendik....
Süt ve ürünleri "göçebe ve hayvancılıkla" ilgili...
Tekstil parçaları da "göçebe ve hayvancılıkla" ilgili....
Ve gömülme şeklinde aynıyetlik...
Türk boylarının yaşama alanı olması, yurt tutması....
Bulunduğu yerin adı Loulan, Lou-lan/Hun Krallığı bir Türk Devleti.....
Hint-Avrupacılar bunu kendilerine mal ediyor, ama bulgular tersini gösteriyor...



Urumçi



________________________



* TURKISH GRAVES/KURGANS in
NORTH-WESTERN PROVİNCES OF CHINA

ARCHAEOLOGİCAL RESEARCHES İN SİNKİANG
BY FOLKE BERGMAN , STOCKHOLM, 1939 :





* SARIŞIN VE MAVİ GÖZLÜ TÜRKLER:
  LİNK










11 Temmuz 2014 Cuma

SARIŞIN VE MAVİ GÖZLÜ TÜRKLER



Kaşgarlı Mahmud'a göre : 
Kıpçaklar; Mavi gözlü sarışın Türkler,
Türk halklarının katalizör boyu


...Kumanların Asyadaki ilk vatanlarından garba doğru hareketleri 916 tarihinde şimalî Çinde teşekkül eden Kitay devletinin ortaya çıkması ile bağlı olduğu anlaşılıyor. Kitaylar gittikçe büyüyerek bazı Türk kavimlerini garba doğru itmişler; bunlar arasında Kumanlar da vardı. 10 uncu asırda İrtış boylarında Kimak (Kimek) adlı büyük bir Türk kavminin yaşadığını biliyoruz; bu kavmi şark kaynaklan Kıpçak adile zikrediyorlar; gerek Kimekler ve gerek Kıpçaklar Kumanların Asyada iken taşımış oldukları isimlerden başka bir şey olmasa gerektir. 

Galiba, şark müelliflerinin Orta Asyadaki kavimler hakkında malumat verdikleri zaman (9- uncu asırda) irtişa yakın yerlerde Kıpçak uruğu en kuvvetli bir zümre teşkil ediyor, ve bu adla oradaki bütün bir heyet tesmiye edilmişti; Avrupaya gittikten sonra, bilihassa 11- inci asır ortalarında, galiba ayni heyet içinde Kuman uruğu birinci yeri tutmuş, ve bundan dolayı Bizanslılarla Macarlara bu kavim Kuman adile tanınmıştır. 


Bu kavmin Asyadan Avrupaya hareketi zamanı ve bu yürüyüşün teferrüatına dair Marquart, ile Rasovskijnin, adlarını söylediğimiz, yazılarından malumat edinmek mümkündür; burada Kumanlarla fazla meşgul olmağa mevzumuzun çerçevesi müsait değildir. Yalnız, Türk tarihi bakımından çok enteresan olan bir mes’eleye temas etmeden geçmek istemiyoruz; o da - Kumanların beyaz ırkın en karakteristik evsafını haiz olmalarıdır. 

Yukarıda Kumanlara, Rusların, Almanların ve Ermenilerin "sarışın" bir kavim oldukları manasına gelen sözlerle tesmiye ettiklerini görmüştük. Kumanlar hakkında malumat veren bütün kaynaklar, bunların uzun boylu, gayet mütenasip vücutlu, güzel ve çok düzgün çehreli ve sarı saçlı olduklarını bildiriyorlar. El-Omarî, bunların gayet güzel ve bedenlerinin mütenasip olduklarını söylüyor; ayni veçhile, Kuman kadınlarının güzelliğine dair muhtelif kaynaklardan malumat ediniyoruz. 

Şair Nizamı Kuman kadınlarmın beyaz tenlerine meftun olduğunu bildiriyor; Şirvan - şah bir Kuman güzeli tarafından teshir olunmuştu; Gürci vekayinamesinden görüldüğü veçhile, Gürci kıralı David II. nin karısı olan bir Kuman kızı güzelliği ile temayüz ediyordu. Nihayet meşhur Rus halk destanı olan “ Slovo o Polku Igoreve" de “güzel Kuman kızlarından" bahsolunmaktadır. Kuman hanlarının Rus knjazlerini elde etmek için Kuman kızlarını hediye olarak gönderdiklerini biliyoruz. 

Rus knjazleri ailesine mensup bir kadın (Vladimir Monomachin torunu) Kuman hanı Başkordla evlenmek için Kievten Kuman yurduna kaçmıştı. Bütün bunlar Kuman ahalisinin dış görünüş ve beden teşkilâtı bakımından çok güzel ve yakışınklı bir kavim olduğunu ve bu güzelliğin de Çinliler mefhumuna göre değil “Avrupai, mefhuma göre, yani uzun boylu, mavi gözlü ve sarışın bir kavim olmak itibarile haizi ehemmiyet olduğu gürülüyor.

Kumanların halefleri oldukları kuvvetle ileri sürülen bugün Romanyada oturan Çangoların etraftaki diğer kavimlerden “sarışın olmaları, bazan keten gibi açık sarı ve kıvırcık, bazan da kırmızımsı saçlı ve mavi gözlerile" temayüz ettikleri kaydedilmektedir. Aynı surette Ural sahasına yakın bugünkü Kazak - Kırgızların bir kısmını teşkileden bazı “Kıpçak" uruğları arasında yer yer % 50 kumral ve kırmızımsı saçlı tiplere tesadüf edilmektedir. Kuman unsurlarının da iştirakile teşekkül eden bugünkü Kazan havalisindeki Türkler (Tatarlar) arasında, malum olduğu üzere, sarışın tiplere pek çok tesadüf edilmektedir. Çinlilerin Tang sülâlesi tarihinde, Orta Asyada saçları açık renkli, gözleri mavi ve Çinlilerin tabirince “maymunlara benziyen" bir Türk kavmi vardı; biz bunları o tarihlerde Kırgız olarak biliyoruz. 11-inci asır İran müelliflerinden Gerdizî Kırgızların saçları açık renkte olduğunu yazıyor. 

Görülüyor ki Orta Asyada beyaz ırkın hususiyetlerini tamamile muhafaza eden Türk zümreleri bulunuyordu. Çin ve İran kaynaklarında tesadüf edilen bu cins kayıtlar tarihçilerin nazan dikkatini celbetmişler; fakat Avrupalı alimler bu tiplerin Türklere ait olmayıp, önce “Hindo - avrupaî" bir kavim iken sonraları türkleşmiş olduklarını ileri sürüyorlardı. Marquart, Barthold, Pelliot, Grum - Grzimajlo hep bu fikirdedediler. Bilhassa Grum - Grzimailo bu hususta çok ileri giderek bu “arî„ kavmin kim olduğunu bile meydana koymak istemiştir. Ona göre Çinin şimalinde milâdî 4-üncü asra varıncaya kadar Dili veya Dinli adlı hâlis “hindo - avrupaî" bir kavim yaşıyordu ; bu kavim bilâhara Türkler ara­sında erimiş gitmiştir. Bu müellife göre, Kumanlar şayet doğrudan doğruya bu Dililerin halefleri değillerse, şüphesiz Dili kanı en çok bulunan Türk kavmi Kumanlardır. Orum- Grzimajlo Kumanların sarışınlıklarını bu suretle izah etmek istiyor. Fakat tarihte Çinin şimaline kadar her hangi bir “hindo - avrupaî" denilen kavmin gittiğini bilmiyoruz; tarih ve arkeologya araştırmaları Çinin şimalini ötedenberi Türk yurdu olduğunu gösteriyor. 

Grum - Grzimajlo nun dediği gibi, şayet, hakikaten Dinli adlı "mavi gözlü, sarışın„ bir kavim milâdın başlarında şimalî Çinde oturmuş ise, bunun eski hususiyetini muhafaza etmiş ve başka kavimlerlerle az karışmış halis bir Türk kavmi olması icap eder. Ve eğer Dinlilerle Kumanlar arasında hakikaten bir kan yakınlığı varsa o halde Kumanlar ve onların haleftleri en temiz bir Türk ırkını temsil ediyorlar demektir. Bu mesele, hali hazırda tarihî olmaktan ziyade antroplojik bîr meseledir. Cenubî Rusyadaki Kumanlara dair “kurganlar" yani kabirlerin ve Kumanlara ait maddî kültür bakayasının etraflıca tetkikinden sonra'ka’î hükümler verilebileceğinden, şimdilik bu problemleri olduğu gibi açık bırakmak en doğru bir yol olacaktır.


PEÇENEK TARÎHÎ
Dr. phl. Akdes Nimet KURAT 
(1903-1971, Tatar asıllı Türk tarihçi)
1937 BASKISI

*

"...Diğer yandan Türklerin sarışın ve açık renk gözlü olmasından bahseder. Afrasyab'ın bayrağında yaldızla işlenmiş yarım bir ay parlamaktadır der; "Mor menekşe zemin üzerinde, tepede yarım bir Ay'la altın işlemeli ipek bayrak....". Turan ve Çin kralı Argasp'ın ordusunda kullanılan bayrakta Türklerin totemi olan bir kurt resminin varlığı da Şehname'de zikredilmektedir...."



Şehname'de Türkler - Tadeusz Kowalski
Çev.Yrd.Doç.Dr.Harun Güngör
Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 1, YıI 1: 289-300

*

G.Grimaylo, eski zamanlarda Güney Sibirya'da yaşayan Turalar hakkında şöyle der: "Turalar genellikle orta boylu, sağlam bünyeli ve güçlüdürler. Yüzleri uzun, beyaz, saçları sarışın; burunları uzun ve düzdür. 

Burun yapıları genellikle kavislidir ve gözleri mavidir." 
(Grimaylo-Zapadniye Mongoliya i Uranxayski kray, Leningrad)


Oğuz destanının giriş kısmı şöyledir: 
"Bir gün Ayhan bir oğul çocuk doğurdu; çocuğun saçları ve kaşları siyah, gözleri mavi idi; 
ağzı kor gibi kızıl olup meleklerden bile güzeldi."

Turgun Almas
Uygurlar (Selenge Yayınları)

*


Çinliler sâde Kâşğar halkını değil, daha başka Orta ve şimal Asyalıları, bu arada Tölis ile Kırgız Türklerini de "yeşil-gök" gözlü ve "kırmızı saçlı" yani Europeoid görünüşlü olarak anlatmakta, hattâ Gök-Türk Hakanı Mukan 'ın (ölümü M. 572) lâcivert taşı gibi gözleri ve uzun kırmızı yüzünden bahs etmektedirler.


Acaba Kâşğar 'ın Karluk ili olduğu devrede bu görünüşteki güzellerin mevcûdiyeti mi Mascûdî'ye şu sözleri ilham ettirmişti : "Şu H. 332 yılında (M. 933)...(Türklerin) en güzel görünüşlü olanları, en uzun boyluları veçheleri hepsinden daha parlak olup sabah güneşini andıranlar Karluklardır" 


M. IX.-X. yüzyıl müslüman müellifleri Türkleri şöyle anlatır : olağan üstü bir beyazlıkta veya kırmızı yüzlü, küçük gözlü, ezik burunlu. Bazen kırmızı saçtan da bahsedilir....."Hu"-Türk dediğimiz Doğu Türk tipi ile Europeoidlerin karışmasından mütevellit bir görünüş arz edebilmekte idiler. Mongoloid husûsiyetleri olan, fakat parlak beyaz tenli, sarı saçlı, mavi gözlü kimseler hâlâ Kâşğar 'da dikkati çeker.

Dr.Emel Esin



*

Ammianus Marcellinus'da (4.yy):

"ALANLAR UZUN BOYLU, GÜZEL GÖRÜNÜMLÜ VE HAFİF SARI SAÇLIDIR. SİLAHLARININ HAFİFLİĞİ NEDENİYLE OLDUKÇA HAREKETLİDİRLER. DAHA SADE VE DAHA KÜLTÜRLÜ HAYAT TARZIYLA HUNLARLA TAMAMIYLA BENZEMEKTEDİRLER. ONLAR BARBAR GELENEKLERİNE GÖRE KILIÇLARINI YERE SAPLIYORLAR VE MARS'A OLDUĞU GİBİ KILICA TAPIYORLAR"





ALANS  - Turkish Tribes

"They are long, but they are almost all Halani and beautiful little blond hair, eyes, 
arms slightly tempered grim and terrible swift."
- Ammianus Marcellinus 4th c AD

SUMERIAN 
Ebih-II the Superintendent of Mari Syria, 2400 BC 
Paris Louvre Antiquities Syria


Gökyüzü, tüm toplumlarda ve dinlerde, sahip oldukları özellikler dolayısıyla, hep kutsal kabul edilmiş ve göğe yakınlık, kutsala yakınlık olarak nitelendirilip hep arzu edilen bir şey olmuştur.“Göğe bakmak, aydınlanmak demektir. Gök, ilkel insana gerçekte nasılsa öyle görünür: sonsuz ve aşkın. Gök, insanın ve yaşam gücünün temsil edemediği “bambaşka bir şeyi” yani sonsuzluğu, mükemmel bir biçimde temsil eder.” 

İlkel insana göre gök, uçsuz bucaksızdır. Ulaşmanın mümkün olmadığı kadar yukarıda ve her şeyin üstündedir. Aşkınlığının simgesi, sonsuz olmasından kaynaklanır. Yani gökyüzü, ‘ezel ve ebed’in simgesidir. Ezeli ve ebedi olmak ise her şeyden önce tanrı’nın sıfatıdır. Böylece gökyüzünün sahip olduğu sonsuz ve aşkın olmak, ezeli ve ebedi olup en yukarda bulunmak, aynı zamanda tanrının da özellikleri olduğundan tanrı ve gök kavramları hep bir arada anılmıştır. 

Dinler tarihçisi Mircea Eliade’ye göre, “en yüksek olmak”, tanrılara özgü bir niteliktir. İnsanın ulaşamadığı yukarı bölgeler, yıldızlı gök, tanrılara özgü aşkınlık, mutlak gerçeklik, sonsuzluk gibi ayrıcalıklara sahiptir. Bu tür bölgeler tanrıların mekânıdır: Bu bölgelere, ancak birkaç ayrıcalıklı kişi göğe yükselme ayiniyle ulaşabilir. 

Bazı dinlere göreyse buralar ölülerin ruhlarının gittiği yerlerdir. “Yüksek”, insanların ulaşamayacağı bir boyuttur; doğal olarak insanüstü güçlerin ve varlıkların sahip olduğu bir yerdir. “Tapınağın basamaklarını törensel olarak çıkan ya da göğe uzanan ayinsel bir merdivene tırmanan kişi artık insan değildir; ayrıcalıklı ölümlülerin öldükten sonra serbest kalan ruhları, göğe yükselirken insan olma durumundan sıyrılırlar. 

Yine Eliade’ye göre gök, varlığıyla aşkınlığı, gücü ve değişmezliği simgeler. Gök; yücedir, sonsuzdur, dokunulmazdır, güçlüdür. Çünkü yalnızca “yüce” olmak, “yükseklerde” bulunmak (dinsel anlamda) kudretli ve kutsal olmakla eşdeğerdir. Bu nedenledir ki; göğün kutsiyeti tanrının orada bulunmasından değil, göğün ezelden beri yüce, sonsuz ve erişilmez olmasından ileri gelir. Göğün bu özelliklerine hayranlık duyan insanoğlu, en büyük sığınağı olan tanrının mekânı olarak da gökyüzünü uyun görmüştür. “ ‘En yüksek’, ‘parlak’, ‘gök’ kavramları aracılığıyla uygar halklar tanrı düşüncesini ifade ederler. Tanrının aşkınlığı, göğün ulaşılmazlığı ezeliyeti, ebediyeti ve yaratıcı gücüyle ortaya konur.”

Abdülkadir İnan, eski Türklerdeki “tanrı” ve “gök” anlamlarına gelen “teñri” terimi hakkında şunları yazmıştır: 

“Eski Türkçede ‘tengri’ kelimesi göze görünen gök ve ‘Allah’ anlamlarını ifade etmiştir. Şimdiki Şamanistler nasıl ki bir dağı yahut bir ırmağı aynı zamanda bir ruh telâkki ediyorlarsa eski Türkler da göğü öyle, yani maddi bir varlık sandıkları gök ile yüksek ve büyük ruhu- Tanrıyla aynı şey telâkki etmişlerdir.”

Gök kelimesi aslında göğün rengi olan maviyi ifade etmektedir. Zamanla gök kelimesi hem göğün kendisini hem de mavi rengini karşılarken; tanrı kelimesi yaygın olarak ‘yaratıcı’ anlamını kazanmıştır. 

Göğün kutsallığı, doğrudan gök tanrıyla ilgili olmayan pek çok ayinde ya da mitte ortaya konmuştur. Bu ayinler ve mitler aslında göğün kutsiyetinin tanrısallıktan ileri gelmediğini, yükseklik ve aşkınlık özelliklerinden dolayı kutsal olduğunu ve göğün aslında sahip oldukları bu özelliklerden dolayı tanrı mekânı seçildiğini göstermektedir. “Kutsal gök, gök tanrısı ‘ikinci’ planda kalsa da ‘yükseklik’, ’yükselme’, ‘merkez’ simgeleriyle din alanında yer almaya devam etmiştir.”

Göğün sahip olduğu bu özellikler, aynı zamanda kendisine yakın olan her şeye de ayrı bir kutsiyet yüklemiştir. Dağ, göğe yakındır ve bu nedenle çift yönlü bir kutsallığa sahiptir....

Seniha SÖNMEZ
Türk Dili ve Edebiyatı,2008




"Kıpçaklar Guzlar'ın istila ettiği bölgeyi dolaşarak Aşağı Don, Dinyeper ve Dinyester nehirlerinin bereketli, tahıl yetiştirmeye müsait topraklarında kendilerine yeni bir yurt edindiler. İşte burada onlara Kuman veya Poloves ismi verilmiştir.

Çinliler Kıpçakları sarı saçlı ve mavi gözlü olarak tavsif ederler. Memluk hükümdarı Sonkor bile sarışın fakat Kıpçak orijinliydi. Macaristan'daki Kuman torunlarına parlak, lepiska kıvırcık saçlı ve mavi gözlü oldukları içi - aralarında esmerlerine rastlansa da- "çango" derler. Ruslar'ın taktıkları "Poloves" lakabı ise "polova" kelimesinden gelmektedir ki manası parlak sarı saç rengini andıran ufalanmış saman demektedir. 14.yüzyılda yaşayan bir Arap coğrafyacısına göre "Kıpçaklar kendilerine has dindarlıkları, cesaretleri ,çevikleri, güzel çehreleri ve düzgün yüz hatları ve asaletleriyle diğer Türkler'den ayrılırlar." Şu halde Kıpçaklar tipik Avrupaoid oluşlarıyla güney komşuları Türkmenler'den ayrılırlar. Ruslar ilk defa 1055'de onlarla çarpışıp barış anlaşması imzaladıkları dönemde ak gözlü ve sarı saçlı halleriyle dikkat çekmişlerdir." ...


L.Gumilev
Hazar Çevresinde Bin Yıl


***


Blue Eyes ; "God Shall Protect Us, God is With Us"

Sumerians believed that the Gods lived in the blue sky. The figures of the Gods/Kings/Priests are inlaid with blue eyes. 

The evil eye what we know as NAZAR is coming from the Sumerians Culture. They are also the first civilization that used glass in Mesopotamia in 3500 BC. In many colors many glass beads were found with the excavations.

With the last resources, we know that they are the Turkic Tribe.*
According to the archaeological remains of the Sumerians ;they migrated mostly in Eastern Anatolia and Azerbaijan in the southern part of the Caspian Sea and north of Turkestan. In the time of Alexander the Great, they migrated for the second time to Anatolia and Azerbaijan.

The Blue Eye NAZAR have nothing to do with MEDUSA the Gorgon. It is an another story....

SB.



The Sumerians. Possibly as early as 8000 B.C.E., an ancient race lived in Mesopotamia, also known as the "Fertile Crescent," between the Tigris and Euphrates Rivers. These people were the Sumerians. They made astronomical observations and developed astronomical theories that were later borrowed by invading Semitic people from the North and West. Sumerians invented a form of writing in clay with a wedge-shaped stylus that was an evolution of their earlier pictographs. This stylus writing in clay is called cuneiform, from the Latin words cuneus, "wedge," and forma, "shape."

By the time of classical Greece, the Sumerian race had been completely forgotten. In 1846, Sir Henry Layard (1817-1894) visited archaelogical digs in the ancient Assyrian city of Nineveh. He found many clay tablets with cuneiform writing. They could not be interpreted at the time but realizing their historical importance, he sent what he found to the British Museum.

A Londoner named George Smith (1840-1876) heard of these mysterious ancient inscriptions, and devoted his spare time to studying them at the British Museum. He deciphered tablets found by Layard and others, and the British Museum gave him a permanent position because of his successes.

The cuneiform tablets proved to be an invaluable treasure trove. They were remains from the library of Ashurbanipal (668-626 B.C.E.), an Assyrian king who had all existing cuneiform tablets in the kingdom collected and copied. Thus the library contained a very complete chronology of the earlier Semitic Babylonian dynasties and their culture. Older Sumerian works that still existed were also copied.

George Smith is probably most famous for deciphering the Babylonian Epic of Gilgamesh (Bilgamesh), which included an account of the Biblical Flood. (Later, in 1914, Arno Poebel announced the deciphering of an earlier Sumerian tablet from Nippur that also described the Biblical Flood.) Smith's keen insights allowed him to decipher abbreviations that Sumerians and Babylonians used in astronomical tables. In 1876, George Smith became ill and died while on a final mission searching for missing tablets in the area surrounding Nineveh.

As the texts were deciphered, it was realized that the Semitic Babylonian was mixed with an unrelated language. This turned out to be Sumerian. George Smith published the "Annals of Assur-bani-pal" in 1871, and once again the world learned of the ancient Sumerians.

The Sumerians referred to themselves as the "Black Heads" (as did later Babylonians). Statues of Sumerians that have been excavated appear similar to some statues from ancient India. Since deciphering cuneiform, Sumerian has been classified as a Turanian language, unrelated to Semitic or Indo-European languages. 

One quality ascribed to their god En-lil was "Father En-lil, Shepherd of the Black Headed People.".......

SUMER/SÜMER/KENGER/SUMERIAN - MESOPOTAMIA = TURANIAN

"The wonderfull system of writing, called from the shape of the characters, cuneiform , or wedge-shaped was invented by the orginal Turanian inhabitants of Babylonia..."
(page 16)

"It is generally supposed that Babylonia was peopled in early times by Turanian tribes (tribes allied to the Turks and Tatars) and that these were conquered and dispossessed by the Semites..."
(page 34)

ANCIENT HISTORY FROM THE MONUMENTS - 


Muazzez İlmiye Çığ / Türkiye- Sumerolog
Prof.Dr.Saleh SULTANSOY/ Azerbaycan


Turanian is the name of the Turkish Tribes,  (Tur / Tar is the root word for Turk ; first to be seen 5000 years ago, in Assyrian tablet as Tur-uk-ki.
Kipchaks (Kıpçak-Qıpchak), one of the Turkish Tribes, in Chinees sources : "people with blue eyes"




//TURKİSH TRIBE
//BLUE EYES MAY PROTECT US