arşiv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arşiv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2025 Pazartesi

İzmir'e Doğru

 


Süvarilerin doludizgin nal sesleri, ağır topçunun bombardımanı, yerine göre yangın çatırtıları, hücuma kalkan piyadelerin 'Allah Allah' nidaları, Yunan tayyarelerinin uğultusu vs; bütün bunlara, gittikçe yükselen dozda, kurtuluş leitmotivi eşlik etmektedir.

Haritada köklü değişiklik görünüyor: Afyon ve çevresindeki mavi renkler silinerek Türk kuvvetlerini gösteren kırmızı renklere dönüşüyor; ve İzmir istikametindeki ilerleyişlerini sürdürmekteler; birer birer kasabalar, şehirler kurtarılarak, kırmızı halka ile çevrilmektedir. Türk süvarisi, sert ve hızlı, ric'at eden düşman kuvvetlerine saldırıyor; geride, yanan bir köy; yollarda dağılmış kağnılar, insan ve hayvan cesetleri. ...

At üzerinde, yanında öteki paşalarla cephe hattında muharebe idare eden Gâzi Mustafa Kemal Paşa, eliyle çeşitli yönleri göstererek, emirler veriyor. ...


Sokaklarda ise insan cesetleri, ağır duman ve ahşap evleri kavuran alevler.

1 Eylül 1338 (1922): Uşak kurtarıldı; şehir yanıyor.

4/5 Eylül 1338 (1922): Ordu, Kula ve Alaşehir önlerindedir: Alaşehir yanıyor.

5 Eylül 1338 (1922): Süvari fırkası, Salihli'ye girdi: şehir yanıyor

6 Eylül 1338 (1922) Süvari Kolordusu Milne Hattı'na varıyor. Akhisar ve Aydın kurtarıldı.

7 Eylül 1338 (1922): Aydın kurtarıldı.

8 Eylül 1338 (1922): Manisa ve Nif kurtarıldı. Manisa yanıyor.


Ankara’dan uçan kuşlar,

Afyon yaylasında kışlar,

Biz İzmir’i alacağız,

Kolu sırmalı çavuşlar...


Defne dallarıyla süslenmiş, beş otomobil, birbiri ardınca, Nif yolundan (Kemalpaşa), ağır ağır, İzmir'e giriyor; arabaların iki yanında, kurtuluş ordusunun neferleri yürümekte. ... Tam giriş kavşağında, bir süvari müfrezesi onları karşılıyor. Süvari merasim kıt'ası: En öndeki kumandan, atının üzerinde çakı gibi dimdik, genç bir zabit, müfrezesine kılıç çek kumandasını veriyor. Süvariler, birden kılıçlarını çekiyorlar; bir anda kılıçlar, güneş ışığında parıl parıl parıldıyor; sonra, süvariler merasim nizamında, otomobillerin iki yanına geçiyorlar; Kordonboyu'na doğru yürüyüş bu minval üzere gidecek ...

-Mustafa Kemal Paşa:

"...ve Türk milleti... emniyet ve saadetini zâmin prensiplerle... medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeye devam edecektir..."


Attilâ İlhan, 1998

"Gazi Mustafa Kemal Paşa" O Sarışın Kurt.


***


Arşiv Belgelerine Göre Balkanlar'da ve Anadolu'da Yunan Mezâlimi, C. I-II-III, Anadolu'da Yunan Mezâlimi, Ankara, 1996

https://devletarsivleri.gov.tr adresinde yayınlar bölümünde

Örnek:

Aydın-İzmir ve çevresinde Yunan zulmü ve katliamları...











Unutma, Unutturma...



16 Nisan 2014 Çarşamba

BİR ZAMANLAR KAPADOKYA




Altın yumurtlayan tavuğun tüyleri nasıl dökülüyor?

Nevşehir, 1970’lerde bile muhafaza ettiği bu şirin görünümünü giderek kaybediyor; biriketler, çirkin betonarme binalarla sevimsiz bir Orta Anadolu kentine dönüşüyor

Geçenlerde Kapadokya denen bölgedeydik. Evvelce çokça gezdiğim bu bölgeyi uzun yıllardır görmemiştim, Kapadokya bize turizmin kullandırdığı bir coğrafi adlandırma. Kayseri, Nevşehir, Aksaray, Niğde ve kısmen Sivas’ı içerir. Osmanlı döneminde Nevşehir ve Aksaray, Konya vilayetine, Kayseri de Ankara vilayetine bağlıydı. Bu bölgeye özgün bir isim konmamış, şimdi turizmin tur ve konaklama alışkanlıklarıyla antik coğrafi adlandırma "Kapadokya" deyimi yeniden kullanılır oldu. 

Geçmişte Nevşehir, Ürgüp, Aksaray, Niğde gibi yerlerde Türk hıristiyanlar (Karamanlı Rumlar) da yaşardı, mübadele ile Yunanistan’a gönderildiler. Burası Türkiye’nin zengin bölgelerinden sayılır. Nüfusa göre kamyon ve otobüs sayısı fazladır.

Bereketli volkanik toprağında bağcılık ve meyvecilik yapılır. Bir arşın toprak bile mahkemelere gidip tesbit yaptırılacak kadar değerlidir. Yerleşme merkezlerinin yakınlığından dolayı sadece bugün değil, bundan bir asır önce bile bölgenin zeki çocukları kolayca okula gidebilirdi ve Niğde, Nevşehir bölgesi köyleriyle birlikte bir hayli bürokrat yetiştirmiştir. 1960’lardan sonra bölge turizme açılınca, halk bu altın getiren faaliyete katıldı ve galiba biraz fazla katıldılar. Birtakım yerel müteşebbisler her yerde otel yapmaya, volkanik oluşumlu tüf kayaları oymaya başladılar. 

Zenginleşmenin getirdiği inşaat histerisinin ciddi boyutlara ulaştığı görülüyor. Tahribat iki yönlü oluyor; volkanik madde içeren, bereketli pek sınırlı arazilerin, bağ ve bahçelerin üzerine ev ve otel yapılıyor, hatta belediyeler gelir elde edecekleri için Göreme Vadisi’nde olduğu gibi otoparklara çeviriyor. Peri bacası dediğimiz kayaların içini oyuyor, hızını alamayıp üstüne kat çıkıyor.

Bölgenin bir zamanlar en pitoresk köyü olan Avcılar (eski Maçan) bir gecekondu yığını haline dönüşmüş, üst üste yapılan inşaattan göz bir şey göremiyor. Tüften evlerin birinde kırmızı bahçe tuğlasından balkon örüldüğünü gördüm. Tasarruflu olsun diye tüf binaların üzerine briketle katlar çıkılmış. Bütün bu yapıların bölgenin ucuzcu turistlerine konaklama hizmeti verdiği açık; ama vadi bu gelişmelere daha ne kadar süre dayanır, onu bilemeyiz. 

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın Muşkara denen bir küçük yeri "Nevşehir" olarak isimlendirdiği malum; onun cami, hamam, medrese külliyesiyle yeni bir kent olarak kurduğu Nevşehir, 1970’lerde bile muhafaza ettiği bu şirin görünümünü giderek kaybediyor; briketler, çirkin betonarme binalarla sevimsiz bir Orta Anadolu kentine dönüşüyor. Kızıma ve arkadaşlarına yurdun bu şirin köşesini, Avcılar köyü ve Nevşehir’i göstermek istedim ama çocuklar benim bir zamanlar gördüğüm şirin Avcılar ve Nevşehir’i göremediler.

Bölge insanının çalışkanlığı, girişimci yetenekleri daha iyi yönlendirilebilirdi. Kanunlar eski ve yetersiz; uzmanların hazırladığı fakat arada başkalarının çarpıttığı mevzuatı dar kafalı ve bazen de kötü niyetli bürokratlar uygulanamaz hale getiriyor. Vatandaşlar da işin kolayını ve kestirmesini tercih ediyor; kanunlar ihlal ediliyor ve çevre ve tarih yağmalanıyor. Herkes, büyük şehre göçeceği apaçık çocuklarına ev yapmak için çevreyi tahrip ediyor. Yakın gelecekte, yirmi otuz yıl içinde, çirkin boş binalarla dolu küçük şehirler göreceğiz; bu bölgeyi fotoğraflardan seyredip özleyeceğiz; imar kurnazlıkları ile ortalığı dağıtanlar, hiç değilse bir yandan da fotoğraf arşivi toplasalar.

Altın yumurtlayan tavuğun tüyleri dökülüyor, çirkinleşiyor ve "altın yumurtlayan tavuk turizm" yaveleriyle etraf çirkinleştiriliyor.


İlber Ortaylı
18 Mart 2001
Milliyet












Fotoğraflar : Library of Congress/USA 



NOT: 
Ne yazık ki fotoğraf arşivi yapan bizimkiler değil , 
Amerikalılar !


___________________