Translate

16 Nisan 2014 Çarşamba

BİR ZAMANLAR KAPADOKYA




Altın yumurtlayan tavuğun tüyleri nasıl dökülüyor?

Nevşehir, 1970’lerde bile muhafaza ettiği bu şirin görünümünü giderek kaybediyor; biriketler, çirkin betonarme binalarla sevimsiz bir Orta Anadolu kentine dönüşüyor

Geçenlerde Kapadokya denen bölgedeydik. Evvelce çokça gezdiğim bu bölgeyi uzun yıllardır görmemiştim, Kapadokya bize turizmin kullandırdığı bir coğrafi adlandırma. Kayseri, Nevşehir, Aksaray, Niğde ve kısmen Sivas’ı içerir. Osmanlı döneminde Nevşehir ve Aksaray, Konya vilayetine, Kayseri de Ankara vilayetine bağlıydı. Bu bölgeye özgün bir isim konmamış, şimdi turizmin tur ve konaklama alışkanlıklarıyla antik coğrafi adlandırma "Kapadokya" deyimi yeniden kullanılır oldu. 

Geçmişte Nevşehir, Ürgüp, Aksaray, Niğde gibi yerlerde Türk hıristiyanlar (Karamanlı Rumlar) da yaşardı, mübadele ile Yunanistan’a gönderildiler. Burası Türkiye’nin zengin bölgelerinden sayılır. Nüfusa göre kamyon ve otobüs sayısı fazladır.

Bereketli volkanik toprağında bağcılık ve meyvecilik yapılır. Bir arşın toprak bile mahkemelere gidip tesbit yaptırılacak kadar değerlidir. Yerleşme merkezlerinin yakınlığından dolayı sadece bugün değil, bundan bir asır önce bile bölgenin zeki çocukları kolayca okula gidebilirdi ve Niğde, Nevşehir bölgesi köyleriyle birlikte bir hayli bürokrat yetiştirmiştir. 1960’lardan sonra bölge turizme açılınca, halk bu altın getiren faaliyete katıldı ve galiba biraz fazla katıldılar. Birtakım yerel müteşebbisler her yerde otel yapmaya, volkanik oluşumlu tüf kayaları oymaya başladılar. 

Zenginleşmenin getirdiği inşaat histerisinin ciddi boyutlara ulaştığı görülüyor. Tahribat iki yönlü oluyor; volkanik madde içeren, bereketli pek sınırlı arazilerin, bağ ve bahçelerin üzerine ev ve otel yapılıyor, hatta belediyeler gelir elde edecekleri için Göreme Vadisi’nde olduğu gibi otoparklara çeviriyor. Peri bacası dediğimiz kayaların içini oyuyor, hızını alamayıp üstüne kat çıkıyor.

Bölgenin bir zamanlar en pitoresk köyü olan Avcılar (eski Maçan) bir gecekondu yığını haline dönüşmüş, üst üste yapılan inşaattan göz bir şey göremiyor. Tüften evlerin birinde kırmızı bahçe tuğlasından balkon örüldüğünü gördüm. Tasarruflu olsun diye tüf binaların üzerine briketle katlar çıkılmış. Bütün bu yapıların bölgenin ucuzcu turistlerine konaklama hizmeti verdiği açık; ama vadi bu gelişmelere daha ne kadar süre dayanır, onu bilemeyiz. 

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın Muşkara denen bir küçük yeri "Nevşehir" olarak isimlendirdiği malum; onun cami, hamam, medrese külliyesiyle yeni bir kent olarak kurduğu Nevşehir, 1970’lerde bile muhafaza ettiği bu şirin görünümünü giderek kaybediyor; briketler, çirkin betonarme binalarla sevimsiz bir Orta Anadolu kentine dönüşüyor. Kızıma ve arkadaşlarına yurdun bu şirin köşesini, Avcılar köyü ve Nevşehir’i göstermek istedim ama çocuklar benim bir zamanlar gördüğüm şirin Avcılar ve Nevşehir’i göremediler.

Bölge insanının çalışkanlığı, girişimci yetenekleri daha iyi yönlendirilebilirdi. Kanunlar eski ve yetersiz; uzmanların hazırladığı fakat arada başkalarının çarpıttığı mevzuatı dar kafalı ve bazen de kötü niyetli bürokratlar uygulanamaz hale getiriyor. Vatandaşlar da işin kolayını ve kestirmesini tercih ediyor; kanunlar ihlal ediliyor ve çevre ve tarih yağmalanıyor. Herkes, büyük şehre göçeceği apaçık çocuklarına ev yapmak için çevreyi tahrip ediyor. Yakın gelecekte, yirmi otuz yıl içinde, çirkin boş binalarla dolu küçük şehirler göreceğiz; bu bölgeyi fotoğraflardan seyredip özleyeceğiz; imar kurnazlıkları ile ortalığı dağıtanlar, hiç değilse bir yandan da fotoğraf arşivi toplasalar.

Altın yumurtlayan tavuğun tüyleri dökülüyor, çirkinleşiyor ve "altın yumurtlayan tavuk turizm" yaveleriyle etraf çirkinleştiriliyor.


İlber Ortaylı
18 Mart 2001
Milliyet












Fotoğraflar : Library of Congress/USA 



NOT: 
Ne yazık ki fotoğraf arşivi yapan bizimkiler değil , 
Amerikalılar !


___________________