Translate

16 Nisan 2014 Çarşamba

TÜRKLER VE TÜRK DEVLETLERİ TARİHİ





TÜRKLER VE TÜRK DEVLETLERİ TARİHİ HAREZMŞAHLARIN SONUNA KADAR-CİLT 1
KAMURAN GÜRÜN

Her insanın merak ettiği bir konu, gene her insanın yaşadığı sürece gerçekleştirmeyi arzuladığı bir düşüncesi vardır.

Benim mektep çağlarımdan beri en büyük merakım Türk tarihi; son 20 seneye yakın zamandır, bir gün gerçekleştirmek hayalini aklıma takmış olduğum konu da , Türk tarihi hakkında bir kitap yazmak olmuştur.

Neden diye sorulsa sebebini bulmakta güçlük çekebilirim. Güçlük sebebin yokluğundan değil, çokluğundandır.

1933 yılını hatırlıyorum. Radyoyu duymuştuk ama henüz görmemiştik. Kurulan cinsden bir gramofonda her halde çok çalındığı için cızırtı peyda etmiş, hiç unutmuyorum, kırmız etiketli bir plak çalıyordu. 

Atatürk'ün sesini ilk defa o plaktan dinledim. Onuncu Yıl nutkuydu. Söylediklerinden pek fazla bir şey anlamamış olduğumu da gayet iyi hatırlıyorum. Kafama takılıp kalan sadece "Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medeni alem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır." cümlesi ve bir de , plak sona ererken büsbütün kısılıyor gibi gelen bir sesle söylenmiş "Ne mutlu Türküm diyene" sözleriydi.

Biz o zamanlar okulda her gün Bayrak töreni yapardık. Bir de and içmeğe benzer bir merasim vardı. "varlığım Türk varlığına armağan olsun" diyerek bitirirdik her gün bu töreni.

Galiba 1934 yılındaydı. Bir akşam bizim okulu istasyona götürmüşlerdi. Vakit ne kadar geçti hatırlamıyorum, ama bizim çocuk yaşımıza göre çok, hem de pek çok geçti. Bir tren geldi. Tam benim önümdeki vagondan Atatürk indi. Bize doğru yürüdü. "Bu çocukları neden üşütüyorlar?" dedi. Üşümüyoruz diye bağırmışız. Başını çevirdi baktı, güldü, yürüdü, gitti. Atatürk'ü ilk defa görüyordum.

Sene gene 1933 Ekim ayı. Bizim sınıf her gün öğleden sonra, ders bitince, sokak sokak yürüyerek marş söylüyoruz. Sadece bizim sınıf değil, bütün ilkokulların 4. ve 5. sınıfları. Sokak sokak yürüyor ve halk öğrensin diye, 10. Yıl Marşı'nı söylüyoruz. "Türke durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri."

O zamanlar bizim için iki şey vardı: Türk ve Atatürk

Türk deyip yürüyorduk, her yerde Atatürk'ü görüyorduk. Öğünüyorduk, seviniyorduk.

Biz değişmedik.
Ama zaman değişti.
Önce Atatürk gitti.


Dolmabahçe Sarayı'na ilk defa 1938 yılının Kasım ayında girdim. Sarayı göremedim. Atatürk'ün katafalkını, bir de onun etrafındaki yalın kılıç generalleri gördüm.

O tarihlerde bugünkü Ankara Gençlik Parkı'nın yeri bomboş bir arsa idi. Yağmur çiseleyen bir günde Atatürk'ü Meclisin önünden aldılar. O, top arabasında asfalt yolda; ben, sonradan Gençlik Parkı olan arsada, evvela istasyona kadar indik, sonra sola döndük, Etnografya Müzesi'ne yollandık. Beni sergi evinden öteye bırakmadılar, Atatürk devam etti, gitti.

Bize "Ne mutlu Türküm" demeyi öğreten Atatürk gitt. Bizden sonra gelenlere bunu öğretmediler mi bilmiyorum , ama "Ne mutlu Türküm" diyene ondan sonra sanki pek rastlanmaz oldu.

Sanıyorum Türk tarihine merak sarışım bundan sonra başladı.

Tarih yazmak isteği de gene Atatürk'le ilgilidir. Aradan ne kadar yıl geçti şimdi söyleyemeceğim. Günün birinde, bir tanıdığın kitaplığında belirli sayıda basılıp da satışa çıkarılmayan, sadece bazı ilgililere dağıtılan, "Türk Tarihinin Ana Hatları" isimli kitabı gördüm.

Önsözüne göz attığım zaman Atatürk'ü dinler gibi oldum. O cızırtılı Onuncu Yıl plağını dinlerken hissettiğim ürperme, yeniden sardı beni. Önsözü Atatürk'ün yazdığına dair her hangi bir kayıt yoktu, ama düşünce öylesine Atatürktü ki, kendisi şahsen yazmamışsa bile, o düşünceleri ancak Ondan dinlemiş birisi yazmış olabilirdi. Şöyle diyordu o önsöz:

"Türklerin dünya tarihindeki rolleri şuurlu veya şuursuz küçültülmüştür. Türklerin ecdat hakkında böyle yanlış malumat alması Türklüğün kendini tanımasında, benliğini inkişaf ettirmesinde zararlı olmuştur. Bu kitapla istihdaf olunan gaye, bugün bütün dünyada tabii mevkiini iştirdad eden ve bu şuurla yaşayan milliyetimiz için zararlı olan bu hataların tashibine çalışmaktır. Aynı zamanda bu, son büyük hadiselerle ruhunda benlik ve birlik duygusu uyanan Türk milleti için milli bir tarih yazmak ihtiyacı önünde atılmış ilk adımdır."

Atatürk'ün Türk Tarih Kurumu'nu kurması da ,Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesini kurdurması da , Türklerin tarihinin Türkiye'de, Türkler tarafından incelenerek yazılması içindi.

Atatürk, Türk tarihinin yazıldığını göremeden öldü.

Sanıyorum, Türk tarihi hakkında bir kitap yazmak isteği de bende, Türk Tarihinin Ana Hatları önsözünü okuduktan sonra yerleşti. Belki de ben bu önsözü, Atatürk'ün eli kalem tutan bütün Türklere bir vasiyeti gibi kabullendim.

10 yılı bulan bir araştırma, okuma ve not alma, iki seneye yakın bir süre de bu notları bir kitap haline getirme çalışmasını sona erdirip "Türkler ve Türk Devletlerinin Tarihi"ni yazıp bitirdiğim bugün, adeta, kendisine verilen bir görevi yerine getirmiş insanın rahatlığını hissetmekteyim. 

Biliyorum, Atatürk'ün istediği Türk Tarihi bu değildi. O, Türk tarihçilerinin kendi yapacakları incelemelerle her yönü ile Türk olacak bir Türk Tarihi yazılmasını istiyordu. Bu elbette bir gün olacaktır. Ama, böyle bir tarih ortaya çıkana kadar, insanlık tarihi boyunca Türklerin kurdukları devletlerin, yarattıkları çeşitli medeniyetlerin topluca bir araya getirileceği bir kitaba, kendi milletinin kim olduğunu merak edebilecek her Türk'ün eli altında bulunabilecek bir kitaba da her halde ihtiyaç vardı.

Ben bunu yapmaya çalıştım. Bu bu kitabın planı, genel olarak Türk Tarihinin Ana Hatlarının planıdır. Kitabın yazılamsı için, türkolog olarak, şarkiyatçı olarak otoritesi dünyaca tartışılmayan ilim adamlarının eserleri başta olmak üzere, pek çok kaynak incelenmiş onlarda yer alan bulgular , görüşler ve tahminler derlenmiştir. Titizlikle yapılan bir derleme, hatta "Türklerin dünya tarihindeki rollerini şuurlu şekilde küçültmek" düşüncesiyle hareket eder görünenlerin bile, Türklerin ne kadar eski ve ne kadar büyük bir medeniyet sahibi millet olduğunu görmezlikten gelemediklerini ortaya koyabilmektedir.

Böyle bir art düşüncesi olmayanlar ise, gerçekleri tabiatiyle çok daha rahatlıkla dile getirmişlerdir. bütün bu söylenenler bir araya gelince ortaya gerçekten iftihar edilecek bir sonuç çıkmaktadır.

Zaman zaman bazı kişisel düşünce ve tahminlerimi de not etmek gerekti. Ancak hiç bir zaman , her hangi bir konuda kesin bir kanaat ielri sürmeye kalkmadım. Bunu, tarih ilminin asıl sahiplerine, pek kıymetli Türk tarihçilerine bıraktım.

Benim yaptığım, büyük ölçüde yabancı ilim adamlarının gözüyle tesbit edilmiş bir Türk Tarihidir. Böyle olmasına rağmen okunduğu zaman "Ne mutlu Türküm" demenin ne kadar doğru olduğu ortaya çıkmaktadır. 

Bu sebeple de belki, çoğunlukla yabancıların gözüyle olaylara bakılmış olması yararlı sayılabilecektir.

İtiraf etmeliyim, yıllar geçtikçe daha kuvvetle hissettiğim, bu kitabı kaleme alma arzuma rağmen Türk Tarih Kurumu'nun başkanı Ord.Prof.Sayın Enver Ziya Karal ile umum müdürü Sayın Uluğ Iğdemir'in kıymetli teşvikleri olmasaydı kitaba başlamaya cesaret edemeyebilirdim. Kurum'un Kitaplık Müdürü Sayın Mihin Eren'in nazik alakası ve yardımları olmasaydı son kademe çalışmalarımdaki rahatlığı bulamazdım.

Eğer, birbiriyle çelişki halindeki sayısız kaynağın karşısında bocalayıp, neyin ne olduğunun içinden çıkamayacağımı düşünerek yazmaktan vazgeçtiğim anlarda, kendi sükünetini bana da aşılayarak devam etmemi mümkün kılan aziz eşim Gencay'ın devamlı telkinleri olmasaydı, hiç şüphe yok ki kitabı bitiremezdim.

Nihayet manüskri ile ilgilenip onun basımına tavassut eden Büyükelçi Sayın Talat Halman ile Karacan yayınları müdürü Sayın Ülkü Tamer'in gayretleri olmasaydı, bugünkü baskı masrafları karşısında bu manüskeri bir hatıra şeklinde kitaplığımda durmaya devam ederdi. Kendilerine gönülden teşekkür borçluyum ve bu borcumu okuyucularımın önünde yerine getirmek isterim.

Bu kitabı, onu yazmak ilhamını adeta bir talimat gibi bana vermiş olan Aziz Atatürk'ün kutsal hatırasına ithaf ediyorum.

Kamuran Gürün
Ankara, 1981
pdf:


Ayrıca "Savaşan Dünya ve Türkiye" adlı eserini de tavsiye ederim.



ERMENİ DOSYASI

"Ermeni Sorunu"nun ne olup olmadığını bütün boyutlarıyla gözler önüne seriyor. "Ermenistan ve Ermeniler"le ilgili tarihsel bilgilerin ışığında, Ermeni sorununu hazırlayan sebepleri, Osmanlı İmparatorluğunda Ermenilerin durumunu, Birinci Dünya Savaşı yıllarıyla, sonrasında büyüyen sorunu, Ermeni Dosyası'nda birer birer ele alıyor. Gürün, kimi kaynaklardaki sorunla ilgili çarpıtılmış bilgilerin geçersizliğini de kanıtlıyor. 

Bu açıdan bakıldığında kitabın önemli bir yanı da, Osmanlı ve yabancı arşiv belgelerine dayanması, konuyu açıklığa kavuşturacak bütün yabancı araştırmacıların çalışmalarını da değerlendirerek, soruna nasıl bakıldığını ortaya koymasıdır. Böyle olmakla birlikte, bu kitap, yalnız araştırmacılara yönelik değildir, herkese seslenmenin zorunlu olduğu inancıyla hazırlanmıştır.

Ermeni Dosyası, yalnızca sorunun güncel olduğu zamanlarda değil, her zaman hatırlanması, unutulmaması gereken bilgileri topluca veren bir kitaptır. 

Kamuran Gürün (1924-2004) 
Diplomat/Büyükelçi

eşi Gencay Gürün (1932-)
Diplomat/Tiyatro yönetmeni/Çevirmen 
Paris'e konsolos olarak atandıktan sonra Kamuran Gürün'le evlenir ve görevini bırakır. 

.......

Türk Tarihinin Ana Hatları 

“Bu kitap, muayyen bir maksat gözetilerek yazılmıştır. Şimdiye kadar memleketimizde neşrolunan
tarih kitaplarının çoğunda ve onlara mehaz olan Fransızca tarih kitaplarında Türklerin dünya tarihindeki rolleri şuurlu veya şuursuz olarak küçültülmüştür.

Türklerin, ecdat hakkında böyle yanlış malûmat alması, Türklüğün kendini tanımasında, benliğini inkişaf ettirmesinde zararlı olmuştur. Bu kitapla istihdaf olunan asıl gaye, bugün bütün dünyada tabiî mevkiini istirdat eden ve bu şuurla yaşayan milliyetimiz için zararlı olan bu hataların tashihine çalışmaktır, aynı zamanda bu, son büyük hadiselerle ruhunda benlik ve birlik duygusu uyanan Türk milleti için millî bir tarih yazmak ihtiyacı önünde atılmış ilk adımdır. Bununla, milletimizin yaratıcı kabiliyetinin derinliklerine giden yolu açmak, Türk deha ve seciyesinin esrarını meydana çıkarmak, Türkün hususiyet ve kuvvetim kendine göstermek, ve millî inkişafımızın derin ırkî köklere bağlı olduğunu anlatmak istiyoruz. 

Bu tecrübe ile muhtaç olduğumuz o büyük millî tarihi yazdığımızı iddia etmiyoruz, yalnız bu hususta çalışacaklara umumî bir istikamet ve hedef gösteriyoruz.”

AFET İNAN
pdf:


___________