peçenek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
peçenek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2024 Pazar

İstanbul Boğazı'nı Atlarla Yüzerek Geçmek

 

Türk Süvarisi - Turkish Cavalry


Doğu Roma ordusundaki Peçenek süvarilerinden* Selçuklular ile karşılaşmadan ayrılanlar da vardı. Peçenek başbuğlarından Katalim (1049) boğazı atlarıyla yüzerek geçiyor ve diğer taraftaki Peçeneklerle birleşiyor. Öyle ki II.Murat döneminde (1416) Amasyalı Bayazıt Paşa da atları yüzdürerek boğazı geçirtmiş...

Akdes Nimet Kurat - Peçenek Tarihi



* "1049 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Bizans'ın Anadolu'daki topraklarını yeni saldırılarla tehdit edince Ermenistan sınırında bulunan Bizans ordusuna yardım etmek üzere 15 Bin kişilik bir Peçenek süvari birliği yola çıkarılmıştır. Bu ordunun başına başbuğ olarak İstanbul'da bulunan Peçenek büyüklerinden dördü, Sülçe (Sulçu), Selte, Karama ve Kataleym (Katalim) tayin edilmişlerdir." (Mualla Uydu Yücel, "Doğu Avrupa Türk Tarihi" içinde)

📚


Swimming across the Bosphorus with Horses

Some of the Pecheneg-Turks cavalry* in the Eastern Roman army left without meeting the Seljuk-Turks. Katalim (1049), one of the Pecheneg chiefs, swam across the strait with his horses and united with the Pechenegs on the other side. So much so that during the reign of Murat II (1416, Ottoman-Turks), Bayazıt Pasha of Amasya had his horses swim across the strait...

Akdes Nimet Kurat - Pecheneg History

* "In 1049, when the Seljuk Sultan Tugrul Beg threatened the Byzantine territories in Anatolia with new attacks, a Pecheneg cavalry unit of 15 thousand men was sent to help the Byzantine army on the Armenian border. Four of the Pecheneg elders in Istanbul, Sulçe (Sulçu), Selte, Karama and Kataleym (Katalim) were appointed as the chiefs of this army." (Mualla Uydu Yücel)


Turks - Tarbagatay Petroglyphs / Kazakhstan



6 Mart 2020 Cuma

Aryanlar - Türkler




Aryanlar tarihsel dilbilimin aksine Pers dilli halklardan değildi. Aksine, antik Çin kaynaklarının karşılaştırmalı bilimsel analizine göre, Aryan dili Türk dilli uluslara aitti. MÖ 2.binyılın ortalarında güneye yapılan göçü arkeolojik olarak izini sürebiliyoruz.

Soğd dil bilimci M.Iskhakov'a göre, eski Türk yazıtlarının çok sayıda sürümleri vardı. Eski Türk yazılı anıtları sadece Orhun ve Yenisey'de değil, aynı zamanda Güney Sibirya'da, Altay Dağlarında, Yakutia'da (Sakha), Obi ve İrtiş nehri havzasında, Moğolistan'dan Yedi-su, Talas ve Fergana vadisinde, Kaşkaderya vahasında, Kazakistan bozkırlarında, İtil/Volga ve Don nehri havzasında, Kuzey Kafkasya'da, Kuban nehir havzasına, Kırım'da, Moldova, Macaristan ve Bulgaristan'da da rastlanıyordu. Bu eski Türk yazılarının Tuna havzasına kadar yayılması, antik çağın Türk tarihinde, kültürel ve sosyopolitik alanını oluşturan geniş bir bölgeye tanıklık etmektedir.

Orta Çağ döneminde, Doğu Avrupa'daki Slavların güneye ilerlemesi ile bağlantılı olarak, Türk budunları arasında nispeten küçük bir boşluk oluşturmaktaydı. Ancak İtil/Volga bölgesinde, Kuzey Kafkasya'da, Kuzeybatı Hazar Denizi bölgesinde, Kırım ve Moldova'da Türk dilli halklar bugün dahi yaşamaktadır. Son binyılda Bulgarlar (Türkleri) bölgede hâkim olan dilin etkisiyle Slav dilli oldu. Altay dil ailesinden olan Macarlar ise bugüne dek Tuna kıyılarında yaşıyor (Macar dilinin Türkçe ile bağı yaygın olarak biliniyor, ama tartışılan bir sırdır (!)). Don-Kuban'da bulunan Türk dilli yazıtlarının tanınması ve bunların Türk uluslarına atfedilmesi kesinlikle şüphe uyandırmamaktadır. Bu açıdan dilbilimci A.M Scherbak'ın görüşü önemlidir; "Don havzasında - Novoçerkassk'tan Voronej'e kadar - bulunan Türkçe yazı örnekleri Peçeneklerle ilişkilendirilebilinir." (MS 750-900)

Eski Türk yazılı eserlerinin coğrafi alanını inceleyen Prof.M.İskakov, Türk yazısının bin kilometreye yayıldığı sonucuna vardı. Avrasya bozkırlarının vadi ve vahalarında birkaç yerel sürümlerinin ortaya çıkması sonucu coğrafi olarak Türk dilli uluslar sadece Altay dağlarının, Güney Sibirya ya da Doğu Türkistan topraklarıyla sınırlandırılamazdı. Çünkü bu yazılı anıtlar eski zamanlardan kalma Türkçe konuşan kabilelerin Orta Asya'nın tüm iç bölgelerinden, doğuda Yakutia'dan (Sakha) batıdaki Tuna'ya kadar ve Kıpçakların kuzey bozkırlarından güneydeki Turan'a (Tarım havzası, Seyhun-Ceyhun nehir havzası- Tibet'e kadar) kadar otokton, yani yerlisi olduğuna işaret ediyordu.

Ne yazık ki, tarih biliminde Türk dilli uluslar, bu bölgelerde "göçmen", "fatih" ya da "istilacı" olarak gösterilmektedir. Bu görüşün bilimsel bir temeli yoktur! Gerçekte 'göç', en ama en eski tarihlerde gerçekleşmişti. Örneğin Tunç Çağı döneminde eski çiftçilerin göçü verimli topraklara olan ihtiyaçla bağlantılıdır. Ayrıca göçebe kabileler de sığır (hayvancılık) yetiştirmek için meralara ihtiyaç duyar. Bununla birlikte, bu göçlerin yaşanmış olmasıyla da 'eski zamanlarda Orta Asya'da sadece İranî dilli kabileler yaşıyordu' olgusunu da kanıtlanamaz. Türk dilli uluslar bölgenin diğer halklarıyla birlikte yanyana yaşamıştır. Bu gerçek Tunç Çağı (MÖ 3200 – MÖ 1200) dönemi sonrası arkeolojik verilerle de kanıtlanmaktadır.

A.Askarov
Aryan Sorunu; Yeni Yaklaşımlar ve Görüşler
Arkeolojik ve Yazılı Kaynaklarda Özbekistan Tarihi, 
Taşkent, 2005



ENG:

Contrary to the historical linguistics, they were not the peoples of the Iranian languages; on the contrary, according to the comparative scientific analysis of the ancient Chinese sources, the Arian language belonged to the Türkic-lingual ethnos. Their migration to the south in the middle of the 2nd millennium BC is well traced on the archeological material.

According to the information of the Sogdiologist M.Iskhakov, the ancient Turkic writing had numerous local versions. The ancient Turkic written monuments are found not only in Orkhon and Yenisei, but also in the Southern Siberia, in Mountain Altai, in Yakutia (i.e. Sakha), in the Ob and Irtysh river basins, from Mongolia to the Jeti-su, in the Talas valley, in Fergana valley, in the Kashkadarya oasis, in Kazakhstan steppes, Itil/Volga basin, in the Don river basin, in the Northern Caucasus, in the Kuban river basin, in Crimea, in Moldova, in Hungary and Bulgaria. The spread of the ancient Turkic writing to the basin of Danube testifies about a wide arena where in antiquity formed the Türkic historical, cultural, and sociopolitical space.

During the  Middle Age period, in connection with the advance of the Slavs in the Eastern Europe to the south, in the chain of Türkic ethnos formed relatively small gap, but in the Itil/Volga area, in the Northern Caucasus, in the northwestern Caspian sea area, in Crimea and Moldova, the Türkic-lingual peoples live till now. In the last millennium Bulgars, under an influence of the prevailing surrounding language, became Slavic-lingual (see the linguistic and historical analysis of P. Tzvetkov “Origin Of Bulgarians”). The Magyars, who belong to the Altai linguistic family, till now live on the banks of Danube (The Türkic component of the Hungarian language is a widely known and argued secret). A recognition of the Don - Kuban complex of written monuments as a variation of the Türkic writing does not leave any doubts of its attribution to the Türkic ethnos. In this respect is important the opinion of a known linguist A.M Scherbak, who came to a conclusion that “significant number of the Türkic writing samples found in the basin of Don, from Novocherkassk to Voronej, can be attributed as belonging to Besenyos (Badjinaks)” (750 - 900 AD).

Professor M.Ishakov, after studying the geographical area of ancient Turkic written monuments, came to a conclusion that distribution of Türkic writing along the thousand kilometers, in the valleys and oases of the Eurasian steppes, and emerging of several its local variations, cannot be geographically restricted only to the territory of the Mountain Altai, Eastern Turkestan, and Southern Siberia, because the finds of written monuments point that the Türkic-lingual tribes from the most ancient times were autochthonous population in all inner part of the Central Asia, from Yakutia in the east to Danube in the west, and from the Kipchak northern steppes to the southern Turan (Iskhakov, 2003, pp. 7-12) (Iskhakov D.M. Southeast Tatarstan: Problem of study the ethnic history of the region in the XIV-XVII centuries. / Elmet - Almetievsk. 2003 ?).

Unfortunately, in the historical science settled an opinion that Türkic-lingual tribes came there as “immigrants”, “conquerors”, “invaders”. This view has no scientific base. In reality, the migration took place in the most ancient and ancient history of our peoples. For example, during Bronze Epoch the migration of the ancient farmers was connected with a need for fertile lands, and migration of the nomadic tribes was connected with acquiring pastures for cattle.

However, these migrations did not prove that since most ancient times in the Middle Asia lived only Iranian-lingual tribes. Simultaneously, in these territories side by side also lived Türkic-lingual tribes and peoples. This historical truth is well traced on an archeological material since an Bronze Epoch.

A.Askarov
The Aryan problem: new approaches and views
History of Uzbekistan in archeological and written sources
Tashkent 2005



Academician of the Uzbekistan Academy of Sciences Prof. A.Askarov addresses the controversial subject of the Arian phenomenon in conjunction with the Türkic history. The text is a double translation from the Uzbek to Russian, and then to English. Though some inaccuracies may result from incorrectly transmitted idiosyncrasies of the terms and grammar in the double translation, the gist of the matter and the logic of the arguments are loud and clear.
N.Kisamov



Türkçesi ; SB



12 Aralık 2016 Pazartesi

Türkler Avrupalı Değildir!





"Batılılar" bizim için sürekli "Türkler Avrupalı değildir" diyor ya hani, acaba kendilerini ne kadar "Avrupalı", yani kendileri ne kadar saf "Hint-Avrupalı"?

Avrupa'nın göbeğine kadar gitmiş ne kadar (genel isimleriyle) Kimmer, İskit, Hun, Avar, Hazar, Peçenek, Kıpçak-Kuman, Bulgar, Selçuklu ve Osmanlı Türkleri'nden kalanlar var?

Orhun anıtlarının dikildiği çağda henüz Fransız veya Alman milleti oluşmamıştı - der Ahmet Taşağıl, haklıdır da.

Fransa MS 8.yy (ki Şarlman'dan ayrılması 843'ü bulmuştur, ancak ondan sonra Fransa oluşabilmiştir)
Almanya MS 9.yy (Şarlman-Karolenj İmparatorluğu)
İngiltere MS 7.yy (bağımsızlığını ancak 11.yy'da Edward ile ilan etmiştir)
MS.9.yy'a kadar kabileler, küçük krallıklar ve prenslikler halinde yaşarken
Türklerin yazıyı taşa SON kez vuruşundan sonra oluşmuş devletçiklerdir.

Koskoca bir Türk Kağanlığı varken onlar neredeymiş?

Şu "Avrupalılar" çok komik ya, bir de bizimkiler bu "gerçeğin" farkına varsa!



Resim: 
17.yy'da Avrupayı Karadeniz'in doğusu dahil Rusya'yı Ural dağlarına kadar kabul edip, Türkiye'yi dahil etmeyen, ama Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ni bugün için Avrupalı yapan bir Avrupa'dan bahsediyoruz... 

SB.





İlgili:






20 Mart 2016 Pazar

Karakalpak Halkının Ortaya Çıkışı




Yakın zamanda ortaya çıkmış halk yoktur. Büyük olsun, küçük olsun her türlü halkın kendine has tarihi vardır. Bunun için, bunların büyük veya küçük halk olarak kalmasonın sebeblerini de o halkın her bir asırdaki kaderinden, sosyal, ekonomik durumlarından takip etmek doğru olur.


Elbette Karakalpak halkı dili, görünüşü, örf âdeti, etnografisi birbirine yakın olan Kazak, Özbek, Kırgız ve Türkmen halklarından ayrı yaşamıyor. Ayrı bir halk olsa da gelişme devirleri onlar ile benzerdir. XIV. asırda, belki de ondan da evvelki devirlerde benzerlikler vardır. Halkın tamamen azalıp kalmasının sebepleri savaşlar ile ilgilidir. Bunun için de Karakalpaklar, diğer Türk halkları gibi VI. asırdan başlayarak XIV. asra kadar devam eden genel Türk yazılı eserlere (Orhun Abideleri’ne) kendilerinin ortak mirası olarak bakarlar.


Karakalpakların ilk atalarının ortaya çıktığı Harezm bölgesi, hâlen yaşamakta oldukları mekândır. Menşei de Sak ve Massaget boyları ile ilgilidir. Nehir boyu Saklarının birleşmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu konuda ünlü tarihçi S.P.Tolstov böyle bir sonuca varmıştır.


Karakalpakların atalarının savaşçı kavim olduğu hakkında tarihçiler bir çok fikir beyan etmişlerdir. Özellikle IX. asırdaki Arap tarihçisi A.N.Nauveriy: “Bu devirdeki Harezm padişahı Altın Taş’ın çöl kavimlerinden seçip aldığı atlı birlikleri “Kalpaklar” diye adlandırılmıştı.” diye yazar. 


Böylece de IX. asırda ortaya çıkan “Kalpaklar” kavminin adlandırılmasının pek çok tarihçinin ilgisini çektiği malûmdur. Bu değişikliği, Karakalpak halkının geçmiş devir yazılı kaynaklarındaki bir görüntüsü diye düşünebiliriz. Öte yandan, sözlü destanlara nakledilmiş olan en eski devir olaylarının, Grek âlimlerinin söz ettikleri Massaget destanları özelliklerinin Karakalpak folkloruna yansıması da bir hayli düşündürücüdür. Bundan başka geçmiş devirlerde Karakalpakların yaşadığı eski Harezm’de “Kanlılar”ın ve Kıpçakların bir kısmı olan “Yabılar”ın görülmesi, onların etnografisi ile ilgisini düşündürmektedir. Bu devirde Türk dili konuşan başka büyük halklardan da hâlâ tarih sahnesine çıkabilen yoktu.


Bu devirde Amuderya’nın aşağı mecrasında Oğuz, Kıpçak ve Karluk kavimleri birlikte yaşamaktadır. Bunlardan Oğuzlar, Türkmen ve Azerbaycan; Karluklar, Özbek ve Uygur; Kıpçaklar, Kazak, Kırgız ve Karakalpak kavimlerini oluşturmuşlardır. Bunların sonradan Oğuz-Kıpçak ve Karluk-Kıpçak olarak karıştıkları biliniyor.


Bu zamanda Karakalpaklar, Aral denizinin güney yönlerinden başlayarak Yenikent’e kadarki yerleri sahiplenmiş, vatan tutmuşlardýır. Kazakların en büyük kısmı ise Yenikent ile Sozak arasında yaşamıştır. IX-XII. asırlar arasında Orta Asya’da Arapların hükümranlığı çok güçlü idi. Bunun için de Araplar, çöl kavimlerini sağlam tutabilmek için “Peygamber sahabeleri” şeklindeki isimle kendilerinin bazı komutanlarını bilge sıfatında göndermiştir. Bu gibi sebepler ile X. asırdaki Kazak kavimleri arasında Enes adlı sahabe, Karakalpaklar arasında da Melik veya Mâlik adlı sahabe han olarak kabul edilmiş. Bu konuda Karakalpak şairi Berdak, “Şejire” (Şecere) adlı eserinde:


Enes Melik eki kisi,
Payğambardıñ sahabası

“Enes, Malik iki kişi,
Peygamberin sahabesi”


Yahut:

Meliktiñ ulı Razıhak,
“Mâlik’in oğlu Razıhak,
Jaslığında koydı ğulpak,
Gençliğinde koydu ‘gulpak’
Kiygen eken kara kalpak,
Giymiş imiş kara kalpak,
Sonnan Kalpak bolğan eken
Ondan Kalpak olmuş imiş.”
diye yazar.


Tarihî kaynaklarda sahabe Malik, X. asrın sonunda Yenikent’e han olmuş birisi olarak gösterilir. Bundan sonra ise Karakalpakların bulunduğu Aral denizinin boylarına Peçenekler gelir ve orayı işgal eder. Yine yepyeni olaylar başlar. Peçenekler, aslında Türkçe konuşan bir kavim olup “Kayın adamlar” manasına gelirmiş. Genellikle onun doğu bölüğü Karakalpaklara çok yakın bir bölüktür. Onlar Karakalpakların bir çok grubunu itaat altına alıp asker olarak kullanmışlardır. Onlarda taşınabilir mal, araba ve ev eşyaları olduğu için de, kendine meyilli, yakın kavimleri bir araya getirip başka ülkeleri yağma etmek için onları kullanırmış. Onun için X. asırda Karakalpakların bir kısmının Peçeneklerle birleşip Don nehrinin boylarına vardığını görüyoruz. 


Onlar, Peçeneklerin batıya akýın etme hareketlerine razı olmayarak Kiev kinyazı Svyatoslav ile komşu olmalarına güvenip Dinyeper nehrinin boyunda “Karabörüklüler” diye adlandırılan merkezi kurarlar. Kiev Rusunun sosyal, ekonomik hayatına isteyerek katılırlar. Böylece Karakalpaklar, Peçenek adıyla anılmaları neticesinde ikiye bölünürler.


Karakalpakların Harezm’de kalan kısmı çok az ve silâhsız olduğu için tarih sayfalarında çok az iz bırakmıştır. O devir tarihçilerinin verdiği malumatlara göre onlar “Sultan Veyis” dağlarında, Aral denizi yakalarında balıkçılık, çiftçilik ve hayvancılık ile yaşamışlar. Bazı grupları da “Arallılar” diye adlandırılmışlardır. Böylelikle onların Harezm’i Cengiz Han akınlarından korumak için gönüllü oldukları bilinir. Daha sonra Altın Orda’nın Harezm ile birleşmesinden itibaren Saraycık ve Harezm Karakalpakları arasında sıkı münasebetler kurulur.


Batıda ortaya çıkan Karakalpaklar “orda”sı Karaböriklilerin Doğu Avrupa tarihinde büyük bir yeri vardır. Onlar, Rus kinyazları ile komşu olup bir çok imkânlara sahip olmuşlardır. Fakat bunlar da XII. asrın sonunda Kıpçak kavimleri tarafından düşman kabul edilir. Haddizatında XII. asırdaki Kıpçak kavimleri de bugünkü Türkçe konuşan halkların bir araya gelmesinden ibaretti. Çünkü bu devirdeki Kıpçaklar da günümüzdeki Kazak, Kırgız, Karakalpak, Özbek halklarının ortaya çıkışına sebep olmuştur. O zamanlar Yenisey’den Sozak’a, Moğolistan’dan Don’a kadarki yerler “Kıpçak Ovası” (Deþt-i Kıpçak) diye adlandırılmıştır. XII. asırda onların merkezi İdil ile Yayık nehirlerinin arasında bulunuyordu. Onların askerleri de bir çok kahramanlıklar göstermişti. Buna rağmen Cengiz Han, 1223 yılının 31 Mayısında Kıpçakları tamamen mağlup eder.


Kıpçak kavimlerinin görünüş itibariyle Moğollara çok benzemesi, askerlerinin kahramanlığı, Cengiz Han’a çok uygun gelmişti. Bu yüzden de o, tereddütsüz, Kıpçak kavimleri arasına kendi merkezini kurup Kıpçak yiğitlerini bilgeliğe hazırlamaya başlar. Bu ülkeyi “Altın Orda” diye tanıtıp Türk dilini devletin dili olarak kabul eder. 


Bu, az sayıdaki Moğolların büyük ülkeye hükmetmesine yardımcı oluyordu. Bundan başka Türk halkları arasında Moğol kavimlerinin uruklarına benzeyen urukların da var olduğu malumdur. Bu urukların en çok bilineni Mangıt ve Konrat’tır. Bu yüzden Türk halklarının Mangıt kavminden çıkan Nogay adlı kişi, XIV. asırdaki Altın Orda tarihinde önemli bir yer işgal eder. O “Emir” diye adlandırılýıp, Türkçe konuşan halkları bir araya getirip Nogaylı kavmini kurar. Onun ülkede en parlak devri 1300-1340 yılları arasıdır. İşte bu emîr Nogay’ın adı Karakalpakların tarihiyle çok sıkı bağlantılıdır. Karakalpak kültür tarihinde iki asırdan fazla hüküm süren Nogaylı devri, bu kişi ve onun çocuklarıyla özdeşleşmiştir.


Türkçe konuşan bir çok halktan meydana gelmiş olan Kıpçakların yerine Moğolların kurduğu Altın Orda, XIV. asırda en parlak devrindeydi. Bu Orda’nın hanı, başlangıçta Cengiz evlâtlarından olmakla beraber şehzâdeler bu Orda’nın halkından olan Türk kavimleri ile dünürmüş ve han nesli, Türk halkıyla da karışmış. Bu yüzden de hanların çok kadınla evlenip çoğalması, Orda’nın bir çok boya bölünüp parçalanmasına ve bir çok Türk dilli halkların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.  Bu çerçevede Özbek halkının kuruluşu, Altın Orda’daki Özbek Han devrinde olmuştur. Bu durum, Maveraünnehirdeki yerleşik Özbeklerle Kıpçak bozkırlarının göçebe Özbeklerini bir araya getirmiştir.


Bundan bir asır sonra, 1456 yılında Canıbek Han, Çu ve Talas nehirlerinin boyunda Kazak Hanlığını kurmuş, Kırgızlar Yenisey boyundan Tiyenşan’a doğru göçmüş, Türkmenler Merv etrafında toplanmaya başlamıştır.


“Altın Orda” nın “Ak Orda” ve “Kök Orda” olarak ikiye bölünmesi, boyların tekrar parçalanmasına sebep olmuştur. Bu yüzden Karakalpaklar da bu devirlerde başka boylarla göçüp konup kâh Kazaklarla birlikte Canıbek’in Orda’sında, kâh Sırderya’nın Aral’a döküldüğü yerde Toktamış idaresinde, kâh Suğnak’ta, kâh Kutluk Temir idaresinde Harezm’de görünür. Bu yüzden de XIV. asırda önde gelen ozanlar şiiri, usta söz hüneri, Kazak, Karakalpak ve Nogay halkları arasında aynı zamanda revaç bulmuştur. XIV-XV. asırlarda yaşayan Soppaslı Ozan Sıpıra, Asan Kaygı ve Jiyenşe’nin İdil, Yayık ve Türkistan olaylarıyla münasebetinin manası ve önemi bundandır.


Karakalpaklar, Nogay’ın ölümünden sonra da onun politikasına hepten sadık kalmış bir halktır. Bu yüzden de onlar Nogaylı kavmini yeniden kurmak için mücadele etmişlerdir. Bu durum genellikle Mangıt emirlerinden olan Edige, onun çocukları Nurettin ve Okkas kişiliğinde ziyadesiyle göze çarpar. Hatta Okkas XI. asrın sonunda Suğnak şehrinin civarından Özgen adlı kaleye saldırıp kendi hanlığını kurmuştur. Fakat bu durum uzun sürmemiştir. Kalenin (şehrin) dış kısmı düşmanlar tarafından işgal edilmiştir.


Ünlü tarihçi T.A.Jdanko Karakalpakların, Orus hanı ve Okkas hanı öz atası olarak gördüğünü, Karakalpak halkının teşekkül devrinin de, bu asrın sonları olduğunu tahmin eder. Bu devirde Harezm ile Türkistan sıkı münasebet içinde olmuştur. Karakalpakların medenî ve kültürel tarihi belli başlı üç aşamada ve üç yerde belirir:

1.Saraycık
2.Çimbay, Satemir
3.Yenikent, Özgen etrafında.


İşte bu şehirler Karakalpakların on asra yakın sırrını bize söyler. (Yakın zamana kadar Çimbay şehrinin sırları dahi bilinmiyordu.)


Akademisyen V.Barthold bu şehrin, Cengiz Han akınlarından önce de var olduğunu kendi haritasında gösterdikten sonra düşünmemizi sağlar. Böylece Karakalpakların, Harezm, İdil, Yayık ve Türkistan ülkesi ile sağlam ilişkileri olduğuna şahit oluyoruz. Fakat bu durum, Karakalpak tarihinde tam araştırılmış değildir. 


Karakalpakların XIV-XV. asırlarda İdil boyu ile birlikte Harezm ve Türkistan’da görülmesi, onlarýn Altın Orda ülkesinin parçalanmasına bağlı olarak ilk mekânlarına doğru mu göçtüğü veya bunların eskiden beri Harezm’de kalan Karakalpakların parçası mı olduğu hususu belirsizdir. Durum böyle olsa bile Karakalpaklara o devirde üç ülkenin tarihinde de açıkça rastlanır. Tarihî bilgilerimize göre onların XV. asrın sonunda yerleştikleri yer, Suğnak etrafındaki Özgen kalesi (şehri) ve kuzey Harezm’deki Sultan Veyis dağlarının etrafıdır. O zamandaki Altın Orda memleketinin sınırları Saraycık’tan başlayıp Harezm ve Türkistan’ı içine alıyordu. 


Tarihçi Ruzbahan İsfehanî’nin verdiği bilgilere göre “Altın Orda’daki han tarafından emir ve sultanlara beylik ve toprak verildiğinde, onlarla birlikte kardeş bölgeler, kendine sadık askerler de oraya göçüp yerleşmişlerdir.” Demek ki Orıs Han zamanında Karakalpakların büyük çoğunluğunun Türkistan’a mı göç ettiği veya bunların, o devirdeki Harezm Karakalpaklarının tâbîsi mi olduğu hususu belirsizdir. Karakalpaklar, XV. asırda Sırderya’nın (Seyhun) orta kıvrımında kendi hanlığını kurmuştur.


Ancak Okkas’ın ölümünden sonra bu hanlık yıkılmış ve Okkas’ın çocukları Musa, “Jamğırşı” (Yağmurcu) ve Asan, Yayık boylarına doğru kaçmıştır. Amaç, Nogaylı boyunu geliştirmek ve yıkılan Altın Orda’yı yeniden kurmak idi. Bu vakitte Özbekler ve Kazaklar kendi hanlıklarını kurmuşlardı. Nogay bayrağı altında Karakalpaklar ve onların dışında başka Türk halkları da vardı. Bu yüzden Jamğırşı, “Astrahan hanı” diye ün salmıştır.


Okkas’ın üçüncü çocuğu Asan hakkında yeterli bilgi yoktur. Bazı kaynaklarda o, “Yayık yolunda ölmüştür” diye söylenir. XVI. asırdan itibaren Başkurt ve Tatarların da bölünüp gitmesine bakılırsa bu “orda”yı birleştirmek kolay olmayacaktı. Bu yüzden de bu “orda”, Musa’nın çocukları Şıykım, Şeydayak (Seytek), Şaykı, Mamay zamanında çok çalkantılar geçirmiştir.


Tarihî kaynaklara göre Musa’nın ortanca çocuğu Şeydayak (Seytek), ağabeylerine öfkelenip kendi boyunun peşi sıra Harezm’e gider. Bundan bir müddet sonra onun kardeşi Dosım da kendi boyunu izleyip Sibirya tarafına göçüp gider. O tarafta Ermak ile savaşıp ölür. Bundan sonra onun kardeşi Orak ve onun çocuğu Kazıy, kendilerine bağlı boyu ayırıp Don nehrinin boylarına doğru göçerler. Bunlar Küçük Nogay diye adlandırılıp, Kafkas’ın Nogay, Kumuk, Karaçay ve Türkçe konuşan başka halkların ortaya çıkışına sebep olur. Orda’nın kalan kısmı ise “Nogaylı’nın altı oğlu” olarak adlandırılıp Musa’nın en son çocuklarýı Yusuf ve İsmail’in eline geçer. Çünkü, Orda’nın kalan kısmı, Karakalpak halkının asıl kısmı olup temelde Müyten, Konrat, Kıtay, Kıpçak, Keneges ve Mangıt’tan ibaret altı kavimden müteşekkil idi. (Bu Nogaylı’nın altı oğlunun boyu XVI. asırda Nogaylı coğrafyası tamamen dağıldıktan sonra ilk etnik adlandırılmalara göre Karakalpaklar diye anılmaya başlamışlardır.) 


Karakalpak folklorik eserlerinin çoğunun “Nogaylı yurdunda” diye başlamasının sebebi bundandır. Karakalpaklar XIV. asırda Nogaylı bölgesinin temelini atmalarıyla birlikte XVI. asırda bu bölgeyi tekrar güçlendirmeye çalışmışlardır. Bu sebeple Karakalpak tarih kitapları Karakalpakların Nogaylı’dan ayrıldığını açıkça kabul eder. Bu konudaki bilgiler, şecerelerde de muhafaza edilmiştir. XIX. asırda yaşayan Karakalpak şairlerinden Öteş Alşınbay oğlu, “Dünyada” adlı şiirinde:


Onı Öteş şejereden körmişler
“Onu Öteş şecereden görmüşler,
Sonıñ az-kem jerin aytıp bermişler
Onun az çok yerini söylemişler,
Ol Noğaylı Karakalpak dermişler
O, Nogaylı Karakalpak demişler,
Bülginşilik penen jürgen dünyada
Bölünmüşlükle gezmişlerdir dünyada,” 
diye yazar. 


Karakalpak halk ozanı Kıyas Hayrettinov ise:

Noğaylı deydi eken halkımdı sonda
“Nogaylı derlermiş halkıma orda,
Tüp babamdı köziñ körgen kobızım
Öz babamı gözün görmüş kopuzum.” 
diye terennüm eder.


Karakalpakların Nogaylı’dan ayrılış devirleri de karma karışık tarihî olaylarla doludur. Musa Bey’in çok çocuğu olduğu için onların herbiri beylik için mücadele edip Orda’yı dağıtmışlardır. Hatta en küçük çocukları Yusuf ile İsmail’in de birbiri ile anlaşamayıp ulusu ikiye böldüğü görülür. Yusuf Bey’in güzel kızı Süyinbike’nin Kazan hanı Janeli Hanın eşi olduğu da bize tarihten bellidir. Fakat Yusuf Han’ın düşmanı olan Koşşak’ın sözüne inanıp hanı öldürür. Süyinbike, Kazan hanı olarak ünlenir. Fakat bu durum, Süyinbike’nin kendisi ve dört yaşındaki çocuğu Ötemis’in (Ödemiş) acımasızca ödürülmesi ile neticelenir. Bu durumlar Karakalpak folklorunda;


Taslap ketip Horezmdey vatandı
“Terk edip Harezm gibi vatanı,
Jayıkta babamız Noğay atandı
Yayık’ta atamıza Nogay dendi,
Taht öldirdi Süyinbiyke apañdı
Taht öldürdü Süyinbike ananı,
Devranıñnıñ beri arman Karakalpak
Devranının hepsi dert Karakalpak,”
diye söylenen halk şiirlerinde çok açık görülür. 


Bundan başka bu devirleri açıkça tasvir eden halkın iyi bildiği “Er Kosay”, “Er Kökşe”, “Er Sayın”, Orak ve Kazıy hakkında halk destanları da vardır.


Nogaylı bölgesi XVI. asrın sonunda tamamen yıkılır. Bunun en önemli sebebi, bu devirdeki Cungar akınlarının dalga dalga gelmesidir. Musa’nın küçük çocuğu İsmail’in ölümünden sonra onun çocukları Tınahmet ve Orısbek arasında taht kavgaları başlar. Tınahmet’in ölümünden sonra Orısbek’in eline geçen “Orda”, tamamen buhranlı dönemler yaşar, halk arasında açlık ve sefalet yayılır. Bu halkı böylesi sefaletten kurtaran, “Orda”nın en sonuncu beyi Tınahmet’in oğlu “Ormanbet”tir. 


Onun Orda’yı yönettiği yıllar 1584-1596 yılları arasıdır. Ormanbet zamanında halk, tamamen âbat olup koyunun üzerine turgay kuşunun yuva yaptığı zaman olmuştur. Kendisi yiğit ve akıllı kişi olduğu için halk onun hakkında çeşitli efsaneleri, hikâye ve destanları oluşturmuştur. Fakat bu durumlar da çok sürmemiştir.


Cungarların zalim padişahı Ho-urlık, 1596 yılının bahar aylarında çok asker ile saldırmış ve sakin ömür süren halkı darmadağın etmiştir. Ormanbet Bey bu savaşta kahramanca savaşarak ölür. Kendi bilge beylerinden ayrılan halk, otlağından ayrılan koyun gibi her bir otun altına gizlenip zorluk içinde yaþar. O zamanın âdetlerine göre ülke liderinin yerini, onun zürriyetinden birinin alması gerekiyordu. Ormanbet Bey’den kimse kalmaz. Onun Biybiayşa, Gülayşa, Sarışa adlı kızları vardır. Halk onların içinde küçük kızı Sarışa’yı akıllı gördüğü için bey olarak kabul eder. 


Fakat Ho-urlık, halkı üçüncü kez kırınca başka çare bulunmadığından “İdil boyunda hür olmadık; şimdi eski devirlerden itibaren atalarımızın serbestçe yaşadığı öz yurdumuz Harezm var; onun daha ötesinde babamız Orıs han ile Okkas hanın padişahlık ettiği toprağı kutlu yer olan Türkistan var, oraya göç edelim” deyip yatak yorganlarını yüklenip yola revan olmuşlar. 


Karakalpakların Harezm ve Türkistan’a doğru göçleri 1596-1597 yıllarını içine alır. Düşmanla boğuşa boğuşa, yalınayak ve aç kalan halkın altı ay yollarda başıboş, sefil oluşu da dayanılır gibi değildir. O vakitler Türkistan, Buhara hanlığına bağlıdır. Buhara hanı Abdullah, Karakalpakları bağrına basmış, bunlara Suğnak şehrini bağışlayıp da Miyanköl’e kadar olan yerleri paylaştırmış. Bu durum onun 1598 yılında yazdırdığı yıllığında tasdik edilmiştir.


Han, kendi yıllığında Türkistan’da yaşayan başka halklarla birlikte Karakalpaklardan da söz eder. Bu, Karakalpakları kendi adı ile adlandıran ilk delil olmakla birlikte Karakalpakların adlandırmasına XV. asırdaki Rus yıllıklarında da rastlanır. Demek ki “Karakalpakların halk olarak gelişme devri XVI. asra doğrudur” şeklindeki fikri tasdik etmek mümkündür.


Karakalpaklar bundan sonra XVIII. asrın başlarına kadar bir asra yakın, Türkistan’da yaşar. Bununla birlikte Karakalpaklar, bu devirde sadece Türkistan’da yaşadı demek doğru olmaz. Çünkü onların Harezm’de yaşayan bölümü Arallı Özbeklerle birlikte oturup Satemir, Çimbay ve Konrat çevresinde kendi başlarına hanlık kurma teşebbüsünde bulunmuşlardır. Hatta onlar Türkistan hanlarının da Harezmli Karakalpak sultanlarından olmasını istemişlerdir. (Bu sebeple Esimözel boyuna, Türkistan’a çağrılan iki sultan da yolda öldürülür.)


Karakalpaklar, Türkistan’da yaşadıkları devirde Buhara hanlığının siyasetini de büyük ölçüde etkilemişlerdir. Mesela İmamkulu (1611-1642), Subhankulu Han (1680-1702) devirlerinde halkın, han zulmüne karşı isyanlarının olduğu hakkında söylenti vardır.


Türkistan halkı, Kazak hanı Tevke’ye (1680-1718) tâbi olarak yaşar. Bu yüzden de bu ülke, bazen Buhara hanlığına bazen Kazak hanlığına geçer. Bu gibi sebeplerle Az-Tevke’nin evlâtları temelinde Karakalpak ülkesinin ilk hanları ortaya çıkmaya başlar. Bunlar, Tobarşık Sultan (1694-1709), Gayıp Sultan (1709-1722), Eşim Muhammet (1722) ve diğerleridir.


1718 yılında Tevke Han’ýn ölümünden sonra Kazak hanlığı da iyice dağılıp gider. Kazaklar üç “cüz”e (yüz’e) bölünür Ebilhayr ile Polat han birbirlerinden ayrılırlar. Orta cüzün bayrağını yükselten Sozak’ın kaderi de kötü olur. Bu devirde Türkistan, Karakalpak hanlığı olarak kabul edilse de onun içinde Kazak ve Özbek halkları da vardır. Eşim Muhammed Han da o vakitteki Buhara hanı Ebulfeyiz’e tâbi olur, fakat Ebulfeyiz’in Türkistan’dan vergi almaktan başka bir talebi olmaz. Türkistan’ın sınırlarını dış düşmanlardan korumaya yanaşmaz. Bu sebeplerle bütün Kazakistan bozkırlarını işgal etmeyi düşünen Cungarlar, 1723 yılının baharında Türkistan’ı istila eder. Cungar hanı Tsevan Rabtan bu savaşa yüz binden fazla askerini sokar.


Kazakistan tarihindeki “Ak taban şubırındı, alga köl sulama” (yalın ayak kaçış), Karakalpaklar tarihindeki “posğan el”in (göçen halk) kaderleri böyle başlar. Türkistan’da bu devirde yarım milyona yakın insan kırılmış, kalanları düşmana esir olmuştur. Tarihçilerin verdiği bilgilere göre bu korkunç savaşlardan sonra Türkistan’a yıllarca insan girememiş, kalanlar halk arasında gizlenmiş. Kazaklar kendi geniş ovalarına, Özbekler kendi akrabalarının yanına gitmiş. 


Ortada kalan Karakalpaklar, Aral denizi boylarında kendi eski mekânlarının var olduğunu hatırlayıp pılısını pırtısını toplayıp Sirderya’nın (Seyhun nehri) aşağı taraflarına göç etmişler, fakat bunların hepsi aynı yöne gitmemişler, Sirderya’nın yukarı taraflarına, Taşkent, Andican ve Fergana vilayetlerine göçenleri de olmuştur. Bundan başka Semerkant, Nurata yoluyla Buhara’ya, sonraları Karşı çölleriyle Surhan dağlarına gidenleri de olmuştur. Böylece Cungar akınlarından sonra Karakalpaklar üç ayrı tarafa bölünüp göçmeye mecbur olmuştur. 


Bunların Özbekistan’a dağılan kolları “Yukarı Karakalpaklar” diye adlandırılırken onlar pek çok halk arasına karışmıştır. Sadece Buhara Karakalpakları diye adlandırılan Tamdı ve Kenime Karakalpakları kendi millî bağımsızlıklarını korumuş olarak yaşamışlardır. Aral denizine doğru göç eden Karakalpaklar da kendi bağımsızlıklarını koruyabilmişlerdir. Onlar, atalarından miras kalan önceki kavme gelip katılır. Bu yolda da onlar pek çok sıkıntıyla karşılaşır. Onların, Sirderya’nın Aral’a döküldüğü yerlerde, Yeni Derya boylarında tarımla uğraşmalarına bakmaksızın Kazakların “Kişicüz” (Küçük Cüz) hanları Ebilhayr ve Eralı Sultan, peşpeşe vergiler koyup, çok zulüm yaparlar. Bu durumlar, onların 1740-1760 yıllarında kendi ilk mekânları olan Kuzey Harezm’e bütünüyle göçüp gelmesine sebep olmuştur.  Karakalpaklar, Harezm’e göçtükten sonra da Hive hanlarına tâbi olarak yaşamışlardır. Vergilerin çok oluşu, halk arasında bazı hoşnutsuzlukları da beraberinde getirmiştir. Bu sebeple halkın 1827-1828 ve 1858-1859 yıllarında millî bağımsızlık isyanları vuku bulmuştur. Onlar kendi yaşadıkları ülkede bağımsız Karakalpak hanlığını kurmak için mücadele etmişlerdir. 


Karakalpak ülkesi sonraki devirlerde “suverenli respublika” (özgür cumhuriyet) olarak adlandırmış, kendisiyle komşu olan kardeş halklarla aynı seviyeye gelmiştir. Bu halkın menşei, ortaya çıkış tarihi, sevinçleri ve sıkıntıları kardeş Özbek, Kazak ve Türkmen halkları ile tamamıyla iç içe girmiştir. Bu kardeşlik Harezm’de başlayıp, İdil ve Türkistan’da devam etmiştir. Tarihî bilgilere göre Karakalpaklar, bu halklarla dostça yaşamıştır. Eski Nogaylı kavmi de on çeşit Türk dilli halkı bir araya getirmiştir.




Kamal Mambetov, 
Karakalpaklardıñ Etnografiyalık Tarihi,1995 / PDF








Karakalpak Türkleri













Menşei ve Tarihi

Karakalpak Türkleri asılları itibariyle X-Xll yüzyıllarda yaşayan Peçeneklerin ahfadındandırlar. Tarihi kaynaklarda "Siyah Külahlılar" veya sadece "Külahlıl ar" adıyla geçmektedirler. XII-XIII. yüzyıllarda Kıpçaklar'la beraber Mogollar'a tabi olmuşlardır.(10) Karakalpak Türkleri eski Rus yıllıklarında "Çorniye klobuki", Arap kaynaklarında "Karabörklü" adlarıyla anılırlar. Rus yıllıklarına göre Karakalpaklılar; Uzlar, Peçenekler ve Hazarlar ile kardeş bir kavimdir. Rivayete göre Karakalpaklar'ın bir kısmı 11.yy'da Selçuklular'ın güney ve batıya doğru gerçekleştirdikleri yayılma eylemine katılmış, çoğunluğu ise Aral Denizi civarında kalmışlardır. (11)

Karakalpak Türkleri, Tarihçi Reşidüddin'e göre moğol istilası sırasında "Kavm-i külah-i siyah" adı ile biliniyorlardı. Yine Arap müelliflerinden En-Nuveyrri Altınordu Kıpçak kabileleri arasında "Kara-Börklü" adını taşıyan bir topluluktan bahsetmektedir. (12) Kara-Kalpak (siyah Serpuş) ismi bu Türk kavminin ırk hususiyeti ile ilgili olmayıp, bunların yaşayış ve giyiniş tarzları ile alakalı diğer topluluklardan onları ayırmak için kullanılmış bir ad olmalıdır.

Rus Kroniklerinde Çorniye Klobuki ismine ilk defa 1146 tarihinde tesadüf olunur. Türk unsurunun en çok bulundugu saha Kiyef sahası olup burada Kumanlar hemcinsleri  olan Karakalpaklar'la çarpışırlardı. Kumanlar bunları eski göç yerleri olan Karadeniz steplerinden sürüp çıkarınışiardı ve bundan dolayıdır ki bu Karakalpaklar, Kumanların en amansız düşmanı olmuşlardır. (13) Düşmanların bütün harp sanatlarını bilen ve onlar gibi hafif süvari olan Karakalpaklar, yaptıkları akınlardan ganimetle dönmek, süratli akınlar yapmak ve askeri keşiflerde bulunmak gibi önemli vasıflara sahiptiler. Ruslar, Karakalpaklar'ın kendileriyle birlikte oldukları durumda müstahkem mevkilerde ancak kendilerini Kumanlar'dan koruyabiliyorlardı. Kronikler, Rus kinezlerinin Karakalpaklar ile birlikte Kumanlar üzerine ondört sefer yaptıklarını kaydetmişlerdir. 



Karakalpak Türkleri ve Bugünkü Karakalpakistan
Salih Yılmaz - 1997, PDF
Kitabı:
Karakalpak Türkleri ve Karakalpakistan Tarihi, Salih YILMAZ

(10) Caferoğlu, Ahmet, Türk Kavimleri,Ankara 1972
(11) Akıner, Shirin. İslamic Peoples of the Soviet Union, London,1983
(12) İnan, Abdülkadir, Karakalpaklar, Bozkurt (3).11.sayı 1941
(13) Rassovsky,Dr.Eski Rus Tarihinde Karakalpakların Rolü,Ülkü,sayı 57-59,1937-38










İngilizce başka bir kitap 'Qaraqalpaqs of the Aral Delta'




The Qaraqalpaqs : Die Karakalpaken : A Turkish Tribe
"the origin is related to the Sacae and Massagets (Massagetae) tribes. Merger of the Sacaen people from the river length established these Turkish tribe, says the historian S.P.Tolstov."

We do not call  a Turkish tribe as "Turkic", no,
we call just "Turk" with their tribe name; "Qaraqalpaq Turks"
SB










10 Ekim 2015 Cumartesi

PEÇENEKLER / PECHENEG TURKS











Karadeniz'in kuzeyinden Balkanlar’a ve Bizans içlerine yürüyen Türk boylarının ilk halkasını Peçenekler oluşturmaktadır. Peçenekler VIII.-XI. asırlarda önceleri Balkaş Gölü civarında, aşağı Sır Derya ile (İdil) Volga boylarında, sonraları Güney Doğu Avrupa ve Balkanlar'da yaşamıştır. Divanü Lügati’t-Türk l. s.488'de Becenek boy adı, Oğuzlardan bir boy, Rum yakınında oturan Türkler'den bir bölük olarak açıklanmaktadır.


Peçenekler, Rus ve Bizans kayıtlarına göre yüzyıllarca bu ülkelere akınlar düzenlemişlerdir. Ayrıca Hazarlar, Uzlar (Torklar) ve Kumanlarla (Kıpçaklar) mücadele etmişlerdir. Rus ve Bizans politikaları doğrultusunda zaman zaman Rus ve Bizans ordusunda diğer Türk boylarına karşı savaşmışlardır. 



Peçenekler sekiz uruğdan meydana gelir: 
1. Yardıertim 
2. Kuvaçıçurr (Küverci-Ç'ur) 
3. Kapuksınyula 
4. Surukulbay (Külbey) 
5. Borotalmat
6. Yazıkopen 
7. Bulaçopan 
8. Karabey (47)


Bizans imparatoru Konstantin Porphyrogennetos'un eserinde verdiği bilgiye göre, Peçenekler önce Yayık ve İdil boylarında yaşıyorlardı. Komşuları Hazarlar ve Uzlar'dı. Hazarlar, ticarete yatkın bir topluluktu; Peçenekler'in ticaret yollarını tutmaları ve sınırdaki yerleşim yerlerini tehdit etmeleri üzerine Hazarlar Uzlarla birleşerek Peçenekleri bu bölgeden çıkardılar ve yerlerine Uzlar yerleşti. Bu yenilginin arkasından Peçenekler Macar yurduna geldiler. Macarları yendiler ve ülkelerine yerleştiler. Macarlar da daha batıya göçtüler. Böylece Peçenekler, Don'dan Tuna'ya kadar olan bölgeyi yurt edindiler. Bu bilgiler Arap kaynaklarınca da onaylanmaktadır. (48)


895 yılından başlayan Uz baskısı sebebiyle Peçenekler Deşt-i Kıpçak’ı terk etmeye başlamışlardı.


1030 tarihlerinde ise Kıpçaklar İdil boylarına gelirler, sürekli batıya yürüyerek Don boylarından Uzlar'ı çıkarırlar. Uzlar da Peçenekler'in üstüne yürür ve Dneper nehrinin sol sahilini ele geçirirler. İşgal ettikleri bölgelerin büyük bir kısmını kaybeden Peçenekler, aşağı Tuna boyunda toplanırlar. l0l8'de Peçenekler ile Bizans arasındaki Bulgaristan'ın ortadan kalkması üzerine evvelce dost ve müttefik olan Peçeneklerle Bizans bir biri için tehdit teşkil eden iki komşu olurlar. Kıpçak baskısı sebebiyle Peçenekler Balkanlara ve Bizans topraklarına yönelik akınlarını artırırlar. Karpat eteklerinde ve Transilvanya'da oturan bugünkü Ulah ve Moldovanlar'ın ataları dağlık bölgelere çekilirler.


1026'dan sonra Peçenekler'in giderek yoğunlaşan Balkan akınlarına 1036'da görülen üç Bizans akınıyla yeni bir cephe daha açılır. (49) Aynı yıllarda Kumanlar tarafından kovalanan Uzlar, Volga ve Don nehirlerinin batı taraflarına yönelmişler ve buralarda Peçeneklerle karşılaşmışlardır. 


1040'tan sonra Özü ile Tuna nehirleri arasında bulunan ve 13 uruğdan teşekkül eden Peçenekler'in başında Kilter oğlu Turak (Durak // Tirek) adlı bir han vardı. Uz hücumlarına karşı çekingen davranan Turak'ın savaşmak yerine Tuna boyundaki sazlıklara çekilmeyi tercih etmesi üzerine 20 bin kişilik iki Peçenek uruğu Balçaroğlu Kegen'in önderliğinde, Turak kuvvetlerinden ayrılır. Bu durum iç savaşa sebep olur. Kegen, 80 bin kişilik Turak'a bağlı kuvvet karşısında tutunamayarak 1048//1049'da Bizans'a sığınmak zorunda kalır. Kegen, iki ceddi ve 20 bin Peçenekle birlikte Hristiyan olur. Kegen ve adamları Dobruca'da bulunan Tuna üzerindeki Drister kasabası yakınlarındaki hudut bölgesine sınır muhafızı olarak yerleştirilirler.


Turak’la Kegen'in mücadelesi bundan sonra da bitmez. Turak ve yanındakilerin Kegen'in iskan edildiği bölgeye başarısız bir hücumundan sonra, Kegen Bizanslılar'ın da yardımıyla Turak'ı ve beylerini mağlup eder. Böylece Turak ile birlikte 140 Peçenek komutanı Bizanslılar'ın eline esir düşer. Bizans, Turak'a bağlı Peçenekler'i askeri alanda kullanacağını düşünerek bunlara dokunmaz. Bulgaristan'daki boş bir alana yerleştirir.


Turak ve diğer Peçenek komutanları İstanbul'a getirilerek orada Hristayanlaştırılır. 


Bulgaristan'da Sofya ve Niş taraflarına yerleştirilen ve çiftçilikle uğraşmaları için boş arazilere iskan edilen Peçenekler bu işlere alışamadıklarından sık sık isyan ederler. Bizans'ı güç durumlara sokarlar. Sonunda Peçenekler, Bizans ordusu karşısında mağlup olur; önemli bir kısmı diğer Türk boylarıyla karışarak Rus, Bizans ve Macar topraklarına dağılırlar. Güneyden gelen Türk baskısının gittikçe artması üzerine Bizans, l049'da içinde Peçenekler'in de bulunduğu 15 bin kişilik bir kuvveti harekete geçirmişse de Üsküdar yakınlarında bu hareketten cayan Peçenekler, boğazı atlarını yüzdürerek geçip, Tuna civarındaki boydaşlarına katılırlar. 


Bizanslılar'ın kendilerine ayırdığı yerleşme alanlarına karşılık Peçenekler ve belki Uzlar'dan bir kısmı bazı askeri hizmetler görmüşler, bu arada Romanos Diogenes''in Malazgirt'te Selçuklu Türklerine karşı savaşan askerleri arasında bulunan Peçenek, Uz ve Kuman Türklerinden bir kısmı Bizans ordusunu terk ederek Alparslan'ın ordusunun saflarına geçmişlerdir. 


Bizanslılar geri kalan Türklere, Türk töresine uygun olarak and içirmişler ve bundan da olumlu sonuçlar almışlardır. (50)




Peçenekler, Balkanlar ve Doğu Avrupa'da derin izler bırakmışlardır. Bugünkü Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya ve Güney Rusya'da bir çok yer ismi Peçenek hatırası taşır. 


Mesela Tuna'nın son mecrasında Dobruca'da bugün Romenlerin yaşadığı Hırsova ile Maçin tepesi arasında Türkler'in Peçenek dedikleri Peçenjaga adlı bir köy vardır. 


Ayrıca eski Sırbistan'da Kragujevac vilayeti Gruja kazasına bağlı Peçenogo adlı bir köyün olduğu bilinmektedir. 


Yine aynı şekilde Leskovac'a yakın bir yerde Peçenevce denilen bir köyün olduğu bilinmektedir. 


Romanya'da ise Mehadia ile Orsovo arasında Peçeneşka diye anılan bir Romen köyü bulunmaktadır.


Bugünkü Polonya'da halen korunan Peçenek köy isimleri vardır. Ortaçağda bu isimler daha canlıydı. (51)




Yrd. Doç. Dr. Nevzat ÖZKAN
GAGAVUZ TÜRKÇESİ GRAMERi, 1996 KİTABI İÇİN
ATATÜRK KÜLTÜR, Dil ve TARİH YÜKSEK KURUMU 
TÜRK DİLLERİ KURUMU YAYINLARI: 657
Gramer Bilim ve Uygulama Yayınları : 18
(47) Akdes Nimet Kurat, "Peçenekler"; İslam Ansiklopedisi c.IX, s.535-542
(48) Akdes Nimet Kurat, Peçenek Tarihi, İstanbul. l937
(49) Akdes Nimet Kurat
(50) Akdes Nimet Kurat. "Peçenekler” ; Atanas Manof; Mehmet Eröz
(51) Akdes Nimet Kurat, Peçenek Tarihi
AKDES NİMET KURAT - PEÇENEKLER KİTABI İÇİN







Peçenekler’in kaynaklarda zikredilişi ise şöyledir; Bizans kaynaklarında; “patzinak” , Latin kaynaklarında; “pecenaci” , “pacinacae”, “bissenus”, Rus kaynaklarında; “peçenyeg”, Ermeni kaynaklarında; “badzinag”, Macar kaynaklarında; “beşenyö”...

Bizans kaynağı De Administrando İmperio’da (948-952) zikredildiğine göre Peçenekler 8 boy halinde idi;

1- Ertim (Erdem, Başbuğu Bayça sonra Yavdı).
2- Çor (Başbuğu Kügel sonra Küerçi).
3- Yula (Başbuğu Korkut+an sonra Kabukşın).
4- Külbey (Başbuğu İpa sonra Suru).
5- Karabay (Başbuğu Kaydu).
6- Tolmaç (Başbuğu Kotran sonra Boru).
7- Kapan (Başbuğu Yazı).
8- Çoban (Başbuğu Bat+an sonra Bula).



Bu Peçenek boylarının yerleştiği sahalar ise şöyle idi; Çoban, Tomaç, Külbey (Onetz), Çor, Karabay, Ertim(Dnyester), Yula (Prut), Kapan (Aşağı Tuna), boy adlarından bir kısmı eski Türk ünvanları olup Başbuğ isimleri ise daha ziyade renkleri ifade etmektedir. 

AHMET TAŞAĞIL - PEÇENEKLER







BİR DE "PECHENEG" VEYA "KHAZAR" DERKEN TÜRK DESENİZ!
MERAK ETMEYİN BİR YERİNİZ EKSİLMEZ!
UKRAYNA TARİHSEL MÜZESİ'NDEN PEÇENEKLER












“AVRUPA’LININ” KÖKENİNDEKİ TÜRKLER

" PECHENEG TURKS"
ONE OF THE OGHUZ (OĞUZ) TRIBE
in "Europe" ....from the 9th c AD.
In time Christianization and mingling with "Europeans"....
Many Places in Europe, named after them 
example: in Serbia - Pechenoge and Pechenevce
and the "West" never mention about, that they are the Turks....



"this then, was how the rebellion ended. But the Scythians, who are popularly called Pechenegs, crossed the Danube with all their people and soon established themselves..."


Pecheneg = Scythians = Turks
























6 Ağustos 2015 Perşembe

BİR BEKTAŞİ BABASI - DEMİRBABA





Demir Baba Tekkesi ; Deliorman'da yaşamış bir Bektaşî babası...



Pehlivan Demir Hasan Türbesi, bugün de, Bulgaristan'ın Razgrad ilinin Kemaller ilçesinin Mumcular köyünde, Bulgaristan Türkleri tarafından en çok ziyaret edilen yerlerden biridir. 1927 yılında Bulgaristan tarafından tarihi anıt olarak ilan edilmiştir.


Macar bilim adamı Feliks Kanits'e göre, Demir Baba türbesi, 1490 yılında yapılmış ve Ali Dede adında bir Horasanlı'nın oğlu olduğunu belirtiyor. Zamanla gelip Kemallar (İsperih) bölgesinde Kuvançiler köyüne yerleşmiş. Dağlık ve ormanlık yerde yer alan tekke, Türk–İslam kültürünün tüm motiflerine sahip.



Deliorman - Dobruca

Dobruca sözü, Dobrotiç'ten alınmıştır. Dobrucanın doğusunda, Karadeniz kıyısında yaşayan Oğuz Türklerinin başına Docrotiç geçmiştir. Bunun adına izafeten Dobruca denilmiştir.


Deliorman Aşağı Tuna Ovası'nda yer alan; Rusçuk, Razgrad, Silistre, Şumnu ve Dobriç (Dobruca) şehirlerini de kapsayan geniş bir bölgedir. Bölgeye İskit, Hun, Alan, Avar, Kıpçak-Kuman, Peçenek ve Bulgar Türkleri gelmiş, bir kısmı da yerleşmiştir. 


Dobruca'ya Traklar, Celtler, Daklar, İskitler (MÖ.700), Yunanlılar (MÖ.4.yy), Romalılar (MS.1.yy) gelmişler.


"453’te Atilla’nın ölümüyle, Ostrogotlar ve Gepidler ayaklanarak 454’te Hunlar ile savaşıp galip olmuşlar, bunun üzerine Atilla’nın oğulları Roma’dan toprak istemişler, Romalılar’da Atilla’nın oğullarından Ernak’a Dobruca’yı vermişlerdi." (René Grousset, Bozkır İmparatorluğu Atilla-Cengiz Han- Timur, Ötüken Neşriyat, 2006) 


"Muhtemelen 1064-1065 yıllarında Trakya, Makedonya ve Selanik’e kadar ilerleyen Uzlar’ı soğuk doğundurması üzerine Peçenekler onlara bir darbe indirdiler. Bizans ise, Uzlar’ı Makedonya ve Dobruca bölgesine yerleştirdi ve Peçenekler’i ise Ruslar sınırları korumak üzerine görevlendirdi. Sonradan Gagauz olarak adlandırılan grup nasıl Uzlar’a bağlanılıyorsa muhtemelen sonradan Kara Kalpak Türkleri olarak adlandırılan grubun ataları da Peçenekler’dir." (Saadettin Gömeç, “Türk Tarihinde Peçenekler”,AÜDTCFD, C.53, S.1., (2013)


Türk kavimlerinden, Alanlar, Hunlar geçmişler, Avarlar (MS.6.yy Köstence'ye 3 bin kişi-N.İorga), İtil (Volga) Bulgar Türkleri 40 bin kadar, Asparuh Han ile gelip Karadeniz'e yakın yerlere yerleşmişlerdir. Sonra aynı ırktan Peçenekler gelip Tuna kıyısına Kuzey ve Güneye yerleşmişlerdir. 11.yy'da Uzlar yahut Guz veya Oğuzlar ve biraz sonra Kumanlar Dobruca'nın güneyine ve Karadeniz bölgelerine, Deliorman taraflarına yerleştiler. Kıpçak bozkırından Dobruca'ya gelen Peçeneklerin bir kısmı, Bizans uyrukluğunu ve Hıristiyanlığu kabul etti. Bir kısmı da Kumanlara ve Macarlara katıldı (A.İ.Monoff).


"Bizans ile Avarlar’ın 559’dan sonra karşılıklı anlaşma yaptıkları, bu anlaşmanın sonucunda Bizans’ın Avarlar’ın Dobruca bölgesinde bulunmalarına ses çıkartmamaları gerektiği ve Slav baskısını durdurmak için de Avarlar’a vergi verdiği anlaşılmaktadır." (Akdes Nimet Kurat, “Avarlar”,Tarih İncelemeleri Dergisi, C.XXVI, S. I, 2011)


"Sinoe Gölü ile Karadeniz arasındaki liman olarak tek bağlantısı olan Karaharman’ın eski adının Zanauarda olarak düşünülmesi ve Zanauarda kelimesinin menşei’nin Tatar istilası zamanında buraya yerleşen Komanlardan (Kuman) oluşu kuvvetle muhtemel olmakla birlikte Mateescu, Komanların Dobruca’ya yerleşmediklerini iddia etmiştir." (Tudor Mateescu,“Karaharman Dobruca’nın Kaybolmuş Bir Köyü”,Tarih Enstitüsü Dergisi, Çev. M Tayyib Gökbilgin)


Osmanlı Devleti kurulmadan önce, Selçuklu Prensi İzzeddin Keykavus ve Hacı Bektaş-ı Veli'nin öğrencisi Sarı Saltuk binlerce Türkmenle birlikte buraya gelmiş ve Kıpçak-Peçenek toplulukları ile karışmışlardır. Ve hala Türklerin yoğun olarak oturdukları yerlerden biridir. Hatta bu Selçuklular'ın bir kısmı, Keykavus'un bölgeden ayrılmasından sonra da, orada kalmış olan Gagauzlar'dır (Uz-Guz-Oğuz). Kırım'ın yitirilmesi ile de Tatar Türklerinin bir kısmı Dobruca'ya yerleştirilmiştir.


Ayrıca Deliorman bölgesi tarihte pehlivanları ile de ün yapmıştır. Deliorman'lı güreşçiler arasında Koca Yusuf ( Şumnu-1857-1898), Ahmet Kara (1870-1902), Hergeleci İbrahim (1848-1915), Kurtdereli Mehmet Pehlivan (1864-1939) ve Katrancı Mehmet Pehlivan (Şumnu-1859-1925) başta gelir.


II. Mahmud döneminde özellikle Bektaşi tekkelerinin birçoğunun kapatılması açık kalanların ise birçoğuna Nakşibendi şeyhlerin atanması neticesinde Deliorman'ın Alevi-Bektaşi yönü azalmaya başlamış, bir kısmı da sünnileşmiş. Bulgaristan topraklarının elden çıkmasıyla halk Anadolu'ya göç eder, özellikle Trakya ve Ege bölgesine ve Adana-Mersin civarına yerleşen Deliorman'lılar toplu halde köyler kurarak kendi kültürlerini yaşatırlar. 1950 sonrasında Türkiye'ye göç edenler ise dağınık olarak yerleşmiştir.


Demir Baba Tekkesi, Sboryanovo Tarihsel ve Arkeolojik Reserv "The Sboryanovo Historical and Archeological Reserve", statüsündedir. (bu grupta yer alan anıtlar: Sveshtari Mezarı, Trakya şehri, Kamen Rid kutsal alanı ve Byven Kasabası var.) (Tomb of Sveshtari, the Teke Demir Baba, the fortified Thracian city, the sanctuary Kamen Rid (Steinanhöhe) and the settlement in the area Byuven Kasaba.)



detaylı bilgi linkleri:
Dr.Osman Köksal - "19.yy'da Bir Osmanlı Ordugah Şehri Şumnu" (kitap)

Şumnu, son dönemde yıldızı parlayan bir Osmanlı kasabasıdır. İmparatorluğun ardı gelmez iç ve dış problemlerle uğraşıp durduğu en uzun yüzyılı'nda Balkanlardaki kuvvetlerin yegane ordugah merkezidir. 40.000-50.000 askeri barındırabilecek donanımda bir meşta-yı hümayun, Tuna kyısına dizilmiş serhat kalelerine lojistik destek sağlayan ikmal ve depo üssüdür. Ayrıca Osmanlı topraklarının harim-i ismetine karşı kendi tariçilerinin deyimiyle dübb-i ekber-i şimali'ce yöneltilen tüm taarruzlara karşı Balkan geçitlerini kapatan kilit rolünde bir mustahkem kale olmuş ve hiçbir saldırıya boyun eğmemiştir.


XIX. YÜZYIL OSMANLI DÜNYASINDA BİRLİKTE YAŞAM STANDARDINA LOKAL BİR YAKLAŞIM: ŞUMNU ÖRNEĞİ
Bugünkü Doğu Bulgaristan’da liman şehri Varna’nın 90 km kadar batısında, küçük Balkan silsilesinin kuzey eteğinde, tabii korunmaya sahip bir alanda kurulu Şumnu, XVIII. yüzyılın ikinci yarısından sonra bölgenin stratejik merkezlerinden biri oldu. Özellikle kuzeyden gelişen Rus taarruzlarının Tuna tabii sınırını zorlamaya başlaması, bölge savunması açısından şehrin önemini daha da arttırdı. Bu devreden itibaren kasaba, Osmanlı Devleti’nin Rumeli “sağ kolu” üzerindeki iki büyük askerî üs ve ikmal merkezinden birini (diğeri daha kuzeydeki Babadağ) oluşturuyordu. Öyle ki burası kış ve yaz (meşta ve sahrada) kırk-elli bin askeri barındırabilecek altyapı tesisleriyle donatıldı. 

Şumnu ordugâhı ilerleyen süreçte hem Silistre, Rusçuk, Yergöğü, Ziştovi ve Niğbolu gibi Tuna boyunca sıralanan hudut kalelerinin ikmal ve destek merkezi hem de Tuna’dan sarkarak Kara Deniz kıyısı boyunca güneye yönelecek Rus saldırılarına karşı daha doğudaki Varna ile birlikte Balkan silsilesi kuzeyinde ikinci bir savunma mevzii görevi üstlendi. Yine XVIII. yüzyıl ikinci yarısından sonra baş gösteren Osmanlı-Rus harplerinde kasaba genellikle 
Osmanlı karargâh merkeziydi. 

Kazandığı konjonktürel konum dolayısıyla sürekli gelişen ve göç alan Şumnu’nun 1845 yılı temettuat sayımlarına göre merkez nüfusu 2.737 hanedir. Demografik dağılımı bakımından bunun 1.625 hanesi Müslüman (Türk) nüfustur ve toplam nüfusa oranı % 59.6’dır. Türk sekene 27 mahallede barındırdıkları nüfus bakımından 
27 küçük mahallede yerleşik durumdadır.


XIX. YÜZYIL ORTALARINDA ŞUMNU’DAKİ GARİMÜSLİM SEKENENİN DEMOGRAFİK, 
SOSYO-EKONOMİK GÖRÜNÜMÜ
































1930'lu yıllarda büyük baskıların yaşandığı Bulgaristan'da, yeni yazıyı kullanmaları yasaklanan Türkler, Arapça alfabe kullanmaya itilmiştir. Türklerin aydın din adamları görevden uzaklaştırılmıştır. Bulgaristan'da 19 Mayıs 1934'deki darbe ile işbaşına gelen Faşist yönetim, II. Dünya Savaşı'na da Nazi Almanya'sının müttefiki olarak girmiş, 
savaştan da Doğu Blok'unun bir parçası olarak çıkmıştır. 



Bulgaristan'da da 1970-1989 yılları arasında Türklere karşı kültürel restorasyon adı altında etnik temizlik gerçekleştiren Bulgar Devleti'nin 350.000 Türk'ü Türkiye'ye zorunlu göçe itmesi....