europe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
europe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2026 Cumartesi

Minos

 


- Minos Uygarlığı (MÖ 3000-1100) Grek olmadığı gibi Europe, Minos, Sarpedon, Rhadamanthys adları da Grekçe (ve HA) değildi.

- Minos'un eşi Pasiphae (Pasip/Basıp-Ay) ise Kolkis kraliyet ailesine mensup, yani Büyücü Medea'nın halasıydı.

- Minos'un kızı Ariadne'nin adı Grekçe olmadığı gibi, Minos'un oğlu Katreus'un adının kökenini de bilmiyorlar.

- Katreus'un oğlu Althaemenes'in (ALTAY-MENES /MANAS) Girit'ten ayrılıp Rodos'a yerleşmesiyle ATABYRUS Dağı'na Zeus sunağı dikmesi bize Minosluların Kafkaslar'daki Türk boylarıyla ilişkisini pekiştiriyor. Çünkü Kafkaslar'daki en yüksek dağ olan ELBRUZ (5.642)'un adıyla aynı kökenden gelmekte. Prof.Ağasıoğlu bu dağın adını ELBARS olarak verir; ATABYRUS - ATA-BARS/BRUZ.

- Europe ile Kadmos'un dedelerinin adı da İNAKHOS'tur, yani adı Türkçe açılanabilen İNAG/K'dan gelir.

Ayrıca, ne Girit (Κρήτη/Kríti) ne de Kıbrıs (κύπρος/kýpros) sözcükleri Grekçe kökenli olmadığı gibi HAdillerden de değildi.

SB

***


Eteo-Girit Dili (MÖ 6.-4.yy) HA olmayan bir dildir. Grek abecesiyle yazılmış olsa da Grekçe değildir. Girit'e yerleşmiş Grek kabilelerin sömürgesinden kurtulan bu dil, bölgedeki birçok yazıtta bulunur. Bu yazıtlar büyük ölçüde çözülememiş olsa da (! çalışmalarına Türkçeyi dahil etmiyorlar !), varlıkları Praisos'un Eteo-Giritliler için önemli bir merkez olduğunu ve Girit'in diğer bölgelerinin Yunancayı benimsemesinden çok sonra bile eski dillerini koruduğunu gösteriyor. Eteo-Girit terimi birçok antik yazarlar tarafından "yerliler" için kullanılan bir tanımlamaydı, çünkü "eteo" "gerçek" demekti. Bu "yerlilerin de Minos uygarlığından kalan Minoslular olduğu düşünülüyor. Odyssey destanın 19.bölümüyle Strabon'da Eteo-Girit olarak geçerken, Sicilyalı Diodoros'ta "yerliler" olarak geçmekte. Praisos antik kenti de MÖ 4.yy'da bile bu "yerlilerin" merkezi konumundaydı. Praisos'ta üç yazıt ve üç fragman bulunmuş ve anlamlı bir şekilde okunamamıştı..!


SB

* Bazı akademisyenler bu dilin Frigya diline benzediğini iddia eder ki "sözde Frigce" olarak açıkladıkları "Bevdos/Beudos" kelimesinin Türkçe kökenli "Bet/Bediz" olduğunu kanıtlamıştım. Peki bu durumda Eteo-Girit dili neyce olabilirdi?... Aygılımız olabilecek filologlarımız araştırmalıdır....


***

Boğa donuna girmiş Zeus Europe'yi kaçırırken.

MÖ 7.-6. yy, Selinunte Arkeolojik Site / Sicilya

Palermo Arkeoloji Müzesi


Oysa, Greklerde Kamlık Kültürü yoktur, bu sebeple de

dona girme geleneği de yoktur.

Öykünmüşlerdir.


***


"Sonraları Akhaları büyük ölçüde etkileyen yüksek bir kültürün yaratıcıları olan Minos Giritlileri, bugün adlarını Hellen mitolojisindeki Kral Minos'tan almakla birlikte, Hellen kökenli değildiler."

Prof.Dr.Bülent İplikçioğlu (Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları)



İlgili

Minos-Hatti

Kıbrıs Hece Yazısı







3 Mayıs 2026 Pazar

İskandinavlar Arasında Hun Türkleri

 

Bir bozkır imparatorluğu olarak Hunların geniş topraklar üzerindeki egemenliği hız, hareketlilik, şiddet ve ödül yoluyla sürdürüldü. Diğer göçebe halklar gibi, toprakları kontrol etmek için asla fethetmediler. Başka bir deyişle, kralları ve vasallarını kontrol ettiler ve onları müttefikleri haline getirdiler ve krallıklar vasallara indirgendi. Atlı savaşçılar olarak, en azından teorik olarak, her şeyi at sırtında taşıyabilen olağanüstü binicilik yetenekleri sayesinde Avrupa'nın bir ucundan diğer ucuna birkaç hafta içinde geçebiliyorlardı.

Genel olarak 13. yüzyıldaki Moğol fetihleri ​​ve özellikle 1237-42 yıllarındaki Avrupa işgali, karşılaştırılabilir bir tarihsel diziyi temsil etmektedir. Moğollar, Alman sınırından Kore'ye kadar dünyayı yönettiler, ancak geride çok az iz bıraktılar (Moğolların Gizli Tarihi hariç). Göçebelerin kültürü anlaşılır bir şekilde yoksuldur. Kalıcı bir evleri yoktu, kurumları da taşınabilirdi ve sosyal güç salonda veya keçe kaplı çadırda, yurtta kullanılıyordu. Attila'nın yabancı diplomatlarla ilgilenmek için etkileyici ahşap binalara sahip bir karargahı olmasına rağmen, tüm sosyal, kültürel, askeri, ekonomik ve dini kurumlar mekânsal olarak taşınabilirdi. Priscus bu kurumlardan bahsetmektedir. Şüphesiz ki, Hun toplumu, karşılama alayındaki genç kadınlardan, ziyafet sırasındaki gösteri sanatçılarına, güzel tekstilleri işleyen kadınlara veya Roma altınını değerli taşlarla süslenmiş veya ayrıntılı at teçhizatına dönüştüren usta demircilere kadar, kurumsallaşmış davranışları sergileyen ve kodlayan çok çeşitli uzmanları bünyesinde barındırıyordu. Hediyeleşme, diplomatik temasın önemli bir parçasıydı, ancak gerçekte hediye ve haraç arasındaki ayrım çoğu zaman bulanıktır. Şüphesiz ki Hunlar, İskitler ve diğer bozkır halkları gibi, haraç ödeyen ve cömertçe ödüllendirilen vasal kralları bünyelerine katmalarını sağlayan gelişmiş kurumlara sahipti. Altın ve taşınabilir zenginlik elde etmek, diplomatik misyonların amacını ve Hunların "dış politikası" ve savaşının hedefini oluşturuyordu.

Dolayısıyla, dördüncü yüzyılın sonlarında ve beşinci yüzyılın başlarında yeni bir sembolik sistemin ortaya çıkışı, en iyi ihtimalle, altın ve hayvanların sosyal, dini ve siyasi gücün aracı olduğu Hun kurumlarının ve yönetiminin dayatılmasına bağlanabilir. Bu, Barbar Avrupa'da yeni bir sosyal karmaşıklık türünü ve tamamen yeni bir sosyal ve kozmolojik değerler kümesinin benimsenmesini açan bir 'dönemsel geçişi' temsil eder.

Yazılı kanıtlar olmasaydı, Avrupa'daki Hun varlığından haberdar olmamızın neredeyse imkansız olacağı gerçeği üzerinde biraz duralım. Michel Kazanski, "Hun İmparatorluğu aristokrasisinin maddi kültürünün kaynaklandığı çeşitliliğin, Attila'nın sarayının kozmopolit karakterini gösterdiğini" doğru bir şekilde belirtiyor. Bu nedenle, Hunlara özgü özellikler taşıdığı belirlenen dağınık maddi kanıtlar, onların kuzeydeki varlıklarını değerlendirmek için bir ölçüt haline geliyor.

Joachim Werner'in dikkat çektiği eserler arasında, karakteristik açık uçlu, som altın veya gümüşten yapılmış, göbekli ve sivri uçlu küpeler de bulunmaktadır. Bu küpeler, Karadeniz'in kuzey ve doğusundaki mezarlardan ve Macaristan'daki Tuna ovasından bilinmektedir. Ancak Werner, Danimarka'da bulunan dokuz benzer küpeden ve güney Norveç'te bulunan bir küpeden haberdar değildi. Werner, bu türü en önemli ve tartışmasız Hun eserlerinden biri olarak vurgulamış olsa da, kimse Hun eşyalarının orada ortaya çıkmasını beklemediği için bunlar hiçbir zaman Hun olarak tanımlanmamıştır. Bununla birlikte, bu küpelerin çok sayıda İskandinav altın hazinesinde bulunmaması dikkat çekicidir. Bunların neredeyse tamamı, net bir bağlamı olmayan tekil buluntulardır ve hiçbiri, altın hazinelerinin çoğunda olduğu gibi bataklıklardan veya sulak alanlardan gelmemektedir. Bu durum, bu küpelerin diğer altın eserlerden farklı, son derece kişisel ve zenginlik kaynağı olmadığını göstermektedir. Güneybatı Norveç'teki Göç Dönemi'ne ait bir mezardan elde edilen buluntular bunu doğrular niteliktedir ve Danimarka'daki buluntuların birçoğu bu nedenle sürülmüş topraklardan açılmış mezarlardan olabilir.

Genellikle bir tarafında güneş sembolü bulunan küçük bronz aynalar da karakteristik Hun eserleri arasındadır. Werner'e göre, bunlar Tuna ve Teis nehirleri arasındaki Hun ana bölgesindeki mezarlarda, Karadeniz'in kuzey ve doğusunda ve Orta Asya'nın iç kesimlerinde bulunmuştur. Günümüzde bile Moğolistan'daki Buryadlar arasında şamanistik uygulamalarla yakından bağlantılıdırlar. Laboratuvar analizleri, Eski Uppsala'nın üç "kraliyet höyüğünden" biri olan doğu höyükteki, "Odin Höyüğü" olarak adlandırılan en eski açılış mezarından çıkan mezar eşyaları arasında böyle bir aynanın varlığını doğrulamaktadır. Bronz levhanın daha ziyade bir fibula olabileceği öne sürülmüştür. Ancak levha, göçebe aynalarının tam boyutundadır.

Cenaze ateşi bir taş yığınıyla örtülmüş ve ortasına bir yakma kabı toprağa yerleştirilmiştir. 10-14 yaşlarında bir çocuğun yakılmış kemikleri, cam parçaları, oyun parçaları, kemer tokaları, kemik tarak ve kaşık parçalarıyla birlikte altın telkari ve mine işçiliği parçaları vb. bulundu. Köln Katedrali'ndeki 'prens mezarı'ndaki miğfere ve Kerç'teki Avar mezarlarına benzer minyatür bir deri miğferden bronz levha parçaları da vardı. Ayrıca, küpün yakınında bulunan eşsiz bir insan saçı tutamı da dikkat çekicidir. Gömünün, kesin tarihi tartışmalı olsa da, Geç Göç/Erken Vendel Dönemi'ne, muhtemelen MS 6. yüzyıla tarihlendiği düşünülmektedir. Bununla birlikte, bronz ayna ve saç tutamı, Hunlar arasında uygulanan törensel gömme uygulamalarını (Attila'nın cenazesinde olduğu gibi yas tutarken saçlarını keserlerdi) anımsatmaktadır, ancak gömme işlemi onların Avrupa'dan kaybolmalarından sonra gerçekleşmiştir.

Böylece, Hunlara atfedilen bir veya iki teşhis edici eser türü, göbekli, açık uçlu küpeler ve bronz aynalar, kuzeyde belgelenmiştir. İskandinav ve Germen hayvan stillerinin gelişiminde yansıyan hayvanların önemi, yetenekli işçilik, 'büyü teknolojisi' ve çok sayıda altın hazinesi aynı kültürel komplekse aittir. Bununla birlikte, Hun varlığı daha doğrudan biçimler de almıştır. Hunlarla olan çatışma, etnik grupların bir karışımını içermiş olsa da, Geç Antik Çağ kaynaklarından bildiğimiz gibi, İskandinavya'da kesinlikle benzer tepkilere neden olmuştur. Hunların en azından bir kısmının açıkça belirgin bir Asya kökenli etnik kökene sahip olduğu görülmektedir.

Görünüşleri ‘yabancı’ydı ve varlıkları öfke, açgözlülük ve gücü, aynı zamanda ödülü, hayranlığı ve üstünlüğü de temsil ediyordu. Bu, ayrıntılı hayvan süslemeleriyle bezeli ilk nesil Danimarka ve Norveç kare başlı broşlarında belirgin Asya özelliklerine sahip yüzlerin neden merkezi konumlara yerleştirildiğini açıklayabilir. Bu, Hunların İskandinav elitlerinin hayal gücünde yer aldığını gösterir. Bununla birlikte, bu tür broşların Hun elitlerinin talebi üzerine özel olarak yapıldığını ve İskandinavlara hediye olarak sunulduğunu da gösterebilir.

Prof. Lotte Hedeager
Arkeoloji, Oslo Üniversitesi
Çev.: SB


Kaftan ve eyerle donanmış, etkili bir kompozit yay kullanan atlı göçebe okçu, İskandinavya'da arkeolojik olarak belgelenmiştir.

Geç Göç Dönemi'nden itibaren altın varaklı figürlerde ve MS altıncı ve yedinci yüzyıllara ait miğfer plakalarındaki figürlerde özenle yeniden üretilen törensel kıyafetler, yedinci yüzyıl mezarlarından bilinen Kafkas kaftanlarına benzer. Asya bozkır göçebelerinin geleneksel giysisi olan kısa kemerli tunik (ister kısa ister uzun olsun), MS beşinci ve altıncı yüzyılların başlarında İskandinavya'ya getirilmiş ve bir 'Gotik kültür akımı' ('gotischen Kulturstrom') veya Avarlardan gelen bir etki sonucu olarak açıklanmıştır. Bununla birlikte, kaftanın MS beşinci yüzyılın sonlarından itibaren İskandinavya'da belirgin bir erkek savaşçı kıyafeti olarak ortaya çıkışı, son zamanlarda İskandinavya üzerindeki doğrudan Asya etkisine bağlanmıştır.

Askeri örgütlenmede atlı savaşçılara vurgu yapılması yönündeki değişim de aynı şekilde doğu bozkır kültürleriyle doğrudan bağlantı sonucu olarak açıklanmaktadır. Hunların (veya daha sonra Avarların) İsveç'teki Vendel ve Högom'daki başlıca mezarlardan bilindiği üzere, Hun tipi eyer oklarını Avrupa'ya getirdikleri öne sürülmüştür. Dahası, beşinci yüzyılda Batı İskandinavya'daki seçkin savaşçılar arasında sivri uçlu, tığ şeklinde ok uçlarının kullanılmaya başlanmasıyla İskandinav ok uçlarında dramatik bir değişim yaşanmıştır. Roma ordusundaki Yaylılar ve Hun birlikleri gibi göçebe okçular, karakteristik kompozit yaylarıyla bu özel ok tipini kullanmışlardır. Norveç'te elliden fazla bu tür 'göçebe' ok ucu tespit edilmiştir.

Prof. Lotte Hedeager


"Kaftan ve Kuşlu Başlık"
Tolga, MS 560-620 - Vendel Kurgan 14
Uppland, İsveç (Historiska Museet)

SB* Vendel Çağı 550-800 arasına tarihlendirilir ve Viking Çağı öncesidir. Viking Çağı Hun ve Hazar Türklerinin İskandinavya'ya yerleşmeleri ve yerli halkı etkilemeleriyle başlar.



"Romalılar Makedonlardan, Yunanlılar Romalılardan, Sarmatlar Germenlerden ve Gotlar da sıklıkla Hunlardan (isimler) ödünç alırlar." (Jordanes, Getica)

Hunların Germen isimleri kullanıp kullanmadığı veya Latin kaynaklarının isimleri değiştirip Germenleştirmiş versiyonlara dönüştürüp dönüştürmediğinin bilinmesi imkansızdır, ancak Hunlar ve Germenler arasında evlilikler kesinlikle gerçekleşmiştir; örneğin, Attila'nın son eşinin adı Hildiko bir Germen adıydı. 

Prof. Lotte Hedeager


SB* 
İSK: #Halfdan  - HUN: Huldin / Uldin - #Uldız / Yıldız, 
İSK: #Roar  - HUN: #Ruga / Rua (Attila'nın amcası), 
İSK: #Ottar  - HUN: #Oktar (Attila'nın amcası)
İSK: #Adils  - #Attila , #Atilla ... gibi.

Ya da İskandinavlarda 9.yy'da görülen #Ragnar adı mesela; Hun lider Ragnaris (6.yy) Hunların Bitgor boyundan bir liderlerdi. Krallarının Hakan (Haakon, Hákon, Håkan, Hakon, Hagen, Háukon, Hacon, Àcainn) adını ve/veya unvanını kullanması, ya da krala bağlı toprak sahibi beylerine Earl (Er İl) unvanını vermeleri de tesadüf değildi. Öyle ki hakan için "yükselmiş oğul" anlamını verirlerken, "earl unvanının ilk kullanımı MS 6.yy Proto-Norse eril'dir," dediler... dediler de ne Hakan ne de Earl için Türkçeye bakmak akıllarına gelmedi. Niye gelsin ki? En az 6500 yıllık bir geçmişi olan Türk Dili "gençlere" göre "yaşlıydı"....

Bir de Odin vardı değil mi? Adını yanlış bir şekilde "ele geçirilmiş/cinlenmiş" olarak anlamdırdıkları OD (Woden/Odun) ile eşi JÖRD (okunuşu yiort), ki onun da adı Türkçe, "yort (Bşk.), jurt (Kzk, Alt), yurt" olan ve #Tyrkland 'dan (Turkland) gelen "Asyalı"lardı. Oğulları Thor'a (TUR) ne demeli? Peki ya Odin'in babası Bur'un üç oğlunun olmasına? Odin'in dedesinin adının da Börü'den gelen BÚRI olması da ilginçti; Odin'in Kurt Savaşçıları gibi. Odin'in atı Sleipnir'in "sekiz bacak" ile betimlenmesi de "Sekiz Bacaklı İskitler"den esinlenilmişti.

#Haakon #Earl #Jörd #Türkçe
#İskandinav #Viking #Hun #Türk 


At eti ve atlı gömü de İskandinav kültürüne ait değildi....
SB

Odin önderliğinde Baltık'ın kuzeyindeki ülkelerde yerleşen insan ırkı şüphesiz Asya kökenliydi. Bu istilanın tarihi Hristiyanlık öncesi veya sonrası 400 yıl olabilir (antikacıların her iki dönem için de teorileri vardır), ya da farklı Odinler olmuş olabilir, ya da isim genel olup tüm büyük fatihlere uygulanmış olabilir; ve bu büyük hareketin nedenleri ve tarihleri, antik çağın karanlığında kaybolmuştur.
Olayın kendisi şüpheye yer bırakmaz; çünkü bu, yalnızca halkın eş zamanlı geleneklerine ve dini inançlarına değil, aynı zamanda yazılı tarihin çok daha eski bir dönemine kadar korudukları ve yalnızca geldikleri ülkede ortaya çıkmış olabilecek, geldikleri ülkede değil, geleneklere dayanmaktadır.

Örneğin, at eti kullanımı asla orijinal bir İskandinav geleneği olamazdı, çünkü orada at, Asya ovalarındaki gibi bir yiyecek maddesi olamayacak kadar değerli ve nadir bir hayvandır; Ancak 11. yüzyılın sonuna kadar, dini bayramlarda, asıl ülkelerini anmak amacıyla at eti yeme geleneği yaygındı ve Odin dinine bağlılığın ayırt edici bir işaretiydi; at eti yiyenler ise Aziz Olaf tarafından ölümle cezalandırılıyordu.

11. yüzyılın başlarında Hristiyanlığın Odinizm üzerindeki hızlı zaferi, Odinizm'in yerli değil, ithal olduğunu ve farklı fiziksel koşullara ve farklı bir sosyal duruma ait olduğunu kanıtlamaktadır.

Mezar höyükleri çağı, Danimarka'da Dan Mikillati'nin (MS 3.yy) kendisi için bir mezar höyüğü inşa ettirmesi ve ölümünden sonra kraliyet süs eşyaları, zırhı, atı, eyer takımı ve diğer değerli eşyalarıyla birlikte buraya gömülmesini emretmesiyle resmen başladı; ve soyundan gelenlerin çoğu onun örneğini izledi.

Snorri Sturluson
Chronicle of the Kings of Norway

Görseller Birka Kurganı BJ581, 10.yy / İsveç












NOT:
İlk Türk; Türklerden nefret edip yok olmasını dileyenler, kendi atalarının yok olabileceğini, dolayısıyla kendilerinin de var olmayacağını akıllarına getirmeliler. Ne krallıklar kalır ne de uluslar...



8 Aralık 2025 Pazartesi

Kadmos

 

Kadmos ejder-yılanla savaşıyor. Euboea'dan (Ayboğa), MÖ 560–550. Louvre Müzesi


Tyr (Tur) oğlu Kadmos, Zeus tarafından kaçırılan kız kardeşi Europe’yi ararken yorulmuş ve bir yerlere yerleşmeye karar vermişti. Delphi’deki kehânet merkezine danıştıktan sonra Thebes’e geldi. Suyu koruyan Ares’in ejderini öldürdüğü için Ares’e yedi yıl boyunca hizmet etti. Sonra da Thebes’e kral oldu ve Thebalıların atası sayıldı.

* Ares Yunanca değildir. Türkçedir. Alp Er Tonga’nın oğlu Alp Arız ile Sakaların soyundan gelen Alban-Türklerindeki Oroiz (Oruz) adları Ares ile ilgilidir. Oğuz Han’ın sol kanat komutanı Urum Kağan’ın kardeşi Uruz Bek’in adında da Ares görülür. Savaş tanrısı Ares ismi ve sıfatıyla Saka Türklerinden Greklere geçmiş bir tanrıdır. Günümüzde kullandığımız vuruşmak fiili (vuruş, uruş) savaşmak, dövüşmek, kavga etmek anlamlarına gelir ki Başkırt Türklerinde İreş (savaş, kavga) ve Kırgız Türkçesinde Araz (savaş, kavga)’dır.(kaynaklar kitabımda) Ares adının kökenini Gut Türklerinde Ariis/Aries Kan, yani Aris Kağan özel isminde de buluruz.

* Türk Kültüründe Ejder-Yılan suyun koruyucusudur.

* Kadmos Yunanca değildir. "Yazıyı Fenike'den getiren Kadmos" diyen Herodot'a (2.49) istinaden "Fenikeli" sanılan Kadmos Hint-Avrupalı olmayan Pelasg boyu Kar'lardan. Kadmos Mısır'a gidip dönenlerden olduğu için Mısırlı, hatta Fenikeli  sanıldı. Bu durumda yazı da Fenike kökenli değil, Pelasg kökenliydi.

* Tur (Tyr), Pelasgların diğer adı olan Tyrrhen'den türetildi. İtalya'da Etrüsk olarak adlandırılanlar da Pelasglardı.

* Kadmos'un "kaçırılan" kızkardeşi Europe'nin (Ayrope) adı da Hint-Avrupa dillinden olmadığı gibi ne Yunanca, ne de Fenikece. Makedonya'da Europa adında bir yerleşim vardı. Zaten sadece Trakya bölgesi Europa olarak anılıyordu. Avrupa kıta adını ise MS 8.yy'dan sonra aldı, ancak 11.yy'da genelleşti.

* Europe ile Kadmos genellikle Boeotia bölgesiyle ilişkilendirilmiştir. Boeotia (Boğa), Thebai/Thebes (Tepe) ile Euboea/Euboia (Ay Boğa) yer adları Türkçe kökenlidir. Ayrıca bölgenin en eski kralı olarak Ogyges gösterilir ki o da Oğuz'dur. Tepe'de geçen diğer Türkçe isimler; Atamaz (Athamaz), Ergin/Erkin (Erginos), Orhan/Orhun (Arrhon), Az/As (Azeus), Buzağı (Buzyge). Ayboğa (Euboia) Grek ağızlarında "Euboia"dan > Europe"ye dönüşmüş gibi duruyor. Ataları olan İo'nun adı da Türkçe Ay'dır. Ben ona Ay Kız demeyi tercih ediyorum. Ay Kız'ın babasının adı da İnachos olarak geçer, yani Türkçe İnag/k, tıpkı Hazar Türklerinden İnak et-Türkî (9.yy) adındaki gibi.


Boğa donuna girmiş Zeus Europe'yi kaçırırken.
MÖ 7.-6. yy, Selinunte Arkeolojik Site / Sicilya
Palermo Arkeoloji Müzesi


Zeus'un boğa kılığına girerek Europe'ye musallat olması da bir fikir verebilir. Bu arada Grek kültüründe "şamanizm" kültürü yoktur. Yani Zeus'un boğa donuna girmesi Greklerin kültürüne terstir. Ayrıca Europe'nin çocuklarının adları: Rhadamantus, Minos ve Sarpedon... bunların adları da ne Hint-Avrupa ne de Grekçedir. Minos ile Manas, Sarpedon ile Sarp Türkçedir. Rhadamantus'u ise çözemedim. Zaten "Minos Uygarlığı" da Grek uygarlığı değildir. Denizli'deki Baba Dağı'nın eski adı da Kadmos'tur. Ayrıntılar "Turova ve Saka Türkleri" adlı kitabımda.


SB


Hiçbiri "Grek" ya da HA değildi.


EK

Kökenleri Belirsiz Olanlar

Ejder

Sardesli Artemis

Boğa Başlı İnsan

Orat - Ortak


18 Mayıs 2025 Pazar

Avrupa'nın Attila Sonrası Hükümdarları

 

"Attila sonrası süreçte tezahür eden Ardarik, Edeko ve Valamer, her üç hükümdar da, Hunlara karşı duran 'milli' Cermen isyanlarının liderleri değil Hun seçkinleri ya da prensleriydi."

"The three post-Attila potentates who emerged out of the Hunnic civil war, Ardaric, Edeco and Valamer, were all Hunnic nobles or princes, not the leaders of 'national' Germanic revolts against the Huns."



AVRUPA'NIN ATTİLA SONRASI HÜKÜMDARLARI

Hyun Jin KİM

("HUNLAR", 2020 çeviri Hakan Herdem, içinde)

Yalnızca Ardarik değil, Hun iç savaşında görünür hale gelen diğer tüm kayda değer şahsiyetler de tıpkı Ardarik gibi ya Hun menşeliydi ya da Hun imparatorluk payitatında üst düzey bir görev yürütüyordu. Skiri kralı Edeko, Priscus'un bizlere söylediği gibi bariz biçimde Hundu. Kısa ömürlü bir Skiri devleti kurduktan sonra yönettiği boylar Ostrogotların kurucu kralı Valamer'i öldürdüler. Soyu benzer biçimde Hunlara dayanan Edeko'nun oğlu Odoacer de İtalya'nın ilk 'barbar' krallığını kurarak Batı Roma İmparatorluğundan geriye ne kaldıysa son darbeyi vurdu.

Odoacer ve babası Edeko'nun Hun oldukları, Hunlara ilişkin bir önceki kitabımız olan "Hunlar; Roma ve Avrupa'nın Doğuşu"nda ayrıntılarıyla anlatılmıştı (Kim.2013). Mevcut kitapta yer darlığı nedeniyle bahse konu kimlik saptamasını doğrulayan tüm kanıtları ve çıkarımları aktarma imkânı yoktur. Yine de en geçerli kanıtı sunmak yerinde olacaktır. Odoacer açık biçimde Türki (yani Hun) bir boy olan Torcilingi'ye mensuptu (Getica 46.242). Hem birçok vesileyle Jordanes tarafından hem de Lombardlı tarihçi Paulus Diaconus tarafından bahse konu saptama açık biçimde yapılmıştır. Jordanes'in Thuringianlara (Thuringos/ Thoringos (Getica 55.280)) ilişkin anlatımında konuya ayrıca değinmiş olması nedeniyle kendisinin Torcilingi ile Cermen Thuringi'yi karıştırdığına yönelik çıkarımda bulunmak hatalı olacaktır.

Jordanes, Odoacer'in İtalya'yı fethini anlatırken Torcilingiye üç defa değinir. Bu isim açıkça görüldüğü üzere etimolojik olarak Turcae (MS birinci yüzyıl, Güney Rusya'da Azov bölgesi) ve Tyrcae (aynı bölgede bir halk) gibi doğudaki eski boyların isimleri ile bağlantılıdır. Dahası Frank tarihçi Fredegar, MS yedinci yüzyıl ortasına bariz biçimde Hun olan Tuna bölgesinde mukim bir halktan Torci (ve de Turqui) şeklinde söz eder. Torci ve Torcilinginin aynı olduğu aşikârdır: Torc+ bağlayıcı ünlü i + Cermence ek -ling.  Torc/Torci ve Türk kelimesi arasındaki etimolojik bağlantı da inkâr edilemez. Türk kelimesi sıklıkla Torc ya da Tork'a dönüştürülmüştür. Tıpkı MS on ikinci yüzyıldaki Tork gibi (Chernii Kloboutsi adlı konfederasyonun parçası olarak Kievan Rus için savaşan Batı Oğuz Türk boyu).

Buna ek olarak, Odoacer Hun menşeli olması muhtemel başka bir grup olan Rogi ile de ilişkilidir. Jordanes Odoacer'in 'ırk olarak Rogi idi', genere Rogus ve Torcilingi ile Rogi'nin hükümdarın tahakkümünde (yani Odoacer'in), sub Regis Torcilingorum Rogorumque tyrannide olduğu şeklnde bahseder. Mevzubahis Rogiler çoğu akademisyen tarafından Baltık Denizi bölgesindeki Cermen Rugi ile ilişkilendirmiştir. Lakin bu teşhis Odoacer'in Cermen kralı olduğuna ilişkin peşin hükümden kaynaklanmaktadır. Bu bakışla, kendisi Cermen olduğuna göre ilişkili olduğu gruplar da Cermen olmalıdır. Oysa genere Rogus ifadesi ile Odoacer'in amcası ve Hun hükümdar olan Attila'nın mensubu olduğu Ruga/Roga klanı/boyu ile bağlantılı olduğuna gönderme yapılmaktadır. Örneğin, Tuna boyunda, MS 454 yılında dolaylarında yaşamış bir grup olan Hun Ultzinzurların adını Attila'nın akrabası Ultzindur'dan aldığını biliyoruz. Benzer biçimde Rogi adlı topluluğun ismi de muhtemelen Cermen coğrafyasının tamamını hükmü altına alan büyük Hun hükümdarı Roga/Ruga'dan gelmektedir. Ruga ile bağlantı geniş Cermen coğrafyasında haliyle epeyce itibar kazandırdığı için bu isim Hunlarla Cermen kabile mensuplarının karışımı olması muhtemel bir zümre tarafından benimsemişti.

Odoacer'in babası Edeko/Ediko ya da Edika'nın ismi hiçbir şekilde Cermen etimolojisine uymaz. Cermen ismi olmadığı aşikârdır. Buna karşılık Türk-Moğol etimolojiler ile dört dörtlük uyum sağlar. Örneğin, eski Türk ismi âdgü (iyi anlamında) ve Moğolca Edgü ile bağlantılı olması muhtemeldir. Odoacer'in bizatihi kendi ismi etimolojik olarak Hun prensi Oktar (Ruga ve Mundzuk'un kardeşi) ve Türk ismi Ot-toghar ile bağlantılı da olabilir. Oğlu Oklan'ın isminin Türkî Oghlan (Türkçe gençlik anlamında) olduğuna şüphe yoktur. Odoacer'in kardeşinin ismi Hunoulphus'tur (Hun kurdu). Odoacer'e yakın şahsiyetlerin ve boyların neredeyse tamamının Hunlarla bağlantılı olması, Hun kökenli olduğu konusunda şüpheye yer bırakmamaktadır. Buna rağmen, hem Edeko hem de oğlu Odoacer'in diğer tüm Hunlar gibi oldukça melez (ırk ve etnisite bakımından) ve heterojen kimlikli olması muhtemeldir. Odoacer annesi tarafla kan bağı açısından düşünüldüğünde daha çok Skiri gibiydi. Buna karşılık babası tarafla bağına bakıldığında ise ağırlıklı olarak Türkî Hun'du.

Hun iç savaşında öne çıkan üçüncü önemli şahsiyet Ostorgotların kralı Valamer'di. Kendisi, tıpkı yukarıda mevzubahis edilen Ardarik ve Edeko gibi Hun prensi/soylusunu fazlaca andırmaktaydı. Burada, Valamer'in Hun kökenli olduğuna ilişkin tüm detaylara girmek de mümkün değildir. Okuyucuyu Hunlara ilişkin bir önceki kitabıma yönlendirmem gerekecek. Yine de, Valamer'in kariyeri Attila sonrası Hunlarla, bilhassa Attila'nın oğlu Dengizik'le çok yakın biçimde iç içer geçmiştir. Bundan doayı, Hun kökenine ve Dengizik'le mücadelesine kısaca değinilecektir.

Jordanes, Valamer'i Doğu Got yönetici ailesinin; Amal hanedanının meşru varisi olarak sunar. Oysa eldeki kanıtların ayrıntılı tetkiki tam aksini söylemektedir. Valamer'in hanedanı, Hun fethi öncesi Gotları yöneten Kral Ermanarik sülalesinin devamı değildir. İşin aslı, Gotlara dayatılan yeni bir hanedandır. Heather'in haklı olarak ileri sürdüğü üzere, Hun fethi Gotların fetih öncesi siyasal düzenleri üzerinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Valamer'i ve hanedanını Got gibi göstermeyi daha inandırıcı hale getirmek için Ermanarik'in ismi bir noktada Valamer'in şeceresine eklenmiştir. 80 yıllık Hun tahakkümünün Ostrogot saltanı üzerinde bıraktığı derin izler bu sayede önemsizmiş gibi gösterilmiştir.

Getica'daki (14.17) Amal şeceresi incelendiğinde, bu kralların büyük çoğunluğunun Got kralları değil, Hun hükümdarları olduğu açık bir biçimde görülür. (...)

Amalların şecerelerinde açık biçimde kutsal saymadıkları ilk atalarını ismi Hunuil'dir. Bu durum bahse konu hanedanın Hun kökenli oluşunu daha da belirgin hale getirmektedir. Hunuil kuvvetle muhtemel imparatorluk ismi Hun ile tıpkı Türkmen ili (Türkmen halkı) ve Özbek ili (Özbek halkı) gibi Türkçede halk veya devlet anlamına gelen il kelimesinin birleşiminden oluşan Türkî bir kelime gibi durmaktadır. Böyle bir kelime özel isim olarak hiö bir anlam ifade etmemektedir ama Ostrogotha ve Amal örneğinde olduğu gibi bunlar özel isim değil halk ve kabile isimlerine dayalı dışardan alınma isimlerdir. Amal şeceresinde, Ostrogotların (Ostrogotha) siyasi teşekkülü/halkı ve Amalların (Amal) kabilesi ve alt kabilelerinin yönetici hanedan ile bağını gösteren böylesi dışardan alınma isimlerle karşılaşıyoruz. Eğer hanedan gerçekten Hun kökenliyse bunun Hunuil gibi (Hun halkı/ imparatorluğu/ devleti anlamında) dışardan alınma bir isme aksetmesini bekleriz. (...)

Eğer bunlar Ostrogot hanedanının Hun kökenleri konusunda güçlü deliller sunmuyor gibiyse, bir de şunlara bakmak lazım, Priscus'ta Attila'nın nüfuzlu adamlarından biri olarak ismi zikredilen Berig/k (Türkçe 'güçlü') daha önce karşımıza çıkmıştı. Bu isim oldukça şaşırtıcı biçimde Gotların İskandinavya'nın dışına çıkmasına öncülük ettiğine inanılan ecdatları Got kralı Berig şeklinde boy gösterir. Christensen oldukça makul biçimde Berig isminin Hun dilinden veya bir ihtimal Keltçeden ödünç alındığı saptamasında bulunur. Bu isim ve ilgili efsanenin Kelt olması mümkün görünmemektedir. Zira benzer bir Kelt ismine yer veren Britanya kaynağı Cassius Dio ile Jordanes'in dönemi arasında muazzam bir zaman farkı vardır. Tabi Jordanes'in kaynak olarak doğrudan Priscus'u kullandığını atlamamak gerekir. Tıpkı diğer 'Got' kökenli Amal ecdadı gibi Berig'in de aslen Hunların atalarından olması kuvvetle muhtemeldir. Kuzeyden Got göçüne değil, İç Asya'dan batıya Hun göçüne öncülük etmiştir. Tüm bunların ortaya çıkardığı şudur: Amal şeceresinde karşımıza çıkan bilgiler, Hun hükümdar ailesine özgü hanedan geleneklerinin kuzeyde bir yerlerden göç eden Gotların muğlak hafızası üzerine bindirilmesinden ibarettir.

Aynca Jordanes'e göre Avrupa Hunlarının bilinen ilk hükümdarı, MS dördüncü yüzyılın sonunda “Hunların Kralı" olarak andığı Balamber'dir. Bahse konu Balamber ile ismi Yunancada Βαλαμηρ (Balamer) şeklinde yazılan MS beşinci yüzyıl ortasındaki Ostrogot Valamer'in aynı kişi olabileceğinden şüphe edilmiştir. İlginçtir, Jordanes'te Vinitharius, Hun Balamber tarafından Gotların genç prenslerinden biri olan Hunimund'un oğlu Gesimund'un yardımıyla öldürülür. Vinitharius'un Amal hanedanından bir Got olduğu iddia edilir ve kendisi Valamer'in büyükbabasıdır. Balamber daha sonra merhumun torunu Vadamerca'yı karısı olarak alır. Vinitharius'un isminin Wend savaşçısı (yani Slav savaşçısı, Slavlar kaynaklarda sadece geç beşinci yüzyıl ve sonrasında boy göstermiştir) anlamına geldiği düşünülürse, Balamber-Valamer'in dördüncü yüzyıldan Hun kökenli hasmı değil, faal olduğu beşinci yüzyıl ortasından 'Got' kökenli hasmı olabileceği açıktır.

Vinitharius'un beşinci yüzyılda, Hun istilasından çok sonra kuzeyde bir yerlerden güney Ukrayna ve Moldovya'ya hareket eden Slav Antlara karşı sefer düzenlemekle nam salmış olması bunu bir kez daha doğrular. Dolayısıyla Gesimund, Balamber ve Vinitharius'a ilişkin olaylar beşinci yüzyıla aittir. Bu olayların zamanı yekpare Hun-Got kralı Valameri parçalayarak ayrı ayrı Hun kökenli Balamber (dördüncü yüzyıl) ve Got kökenli Valamer (beşinci yüzyıl) yaratmak için kurmaca yapılarak geriye çekilmiştir. Balamber (Valamer) tarafından öldürülen Vinitharius Amal şeceresine Vandalarius'un babası olarak girmiştir. Vandalarius ise Valamer'in (Balamber) babasıdır (Getica, 14.79). Balamber/Valamer'in, Vinitharius'u saf dışı bıraktıktan sonra onun torunu ile evlenmesi kurban konumundaki Vinitharius'un katilinin büyükbabası olduğu acayip bir durum yaratmaktadır. Daha sonraki bir pasajda yer verilen ifadeler sis perdesini aralamaktadır (Getica 48.252). Jordanes bu pasajda, Vinitharius ve Vinitharius'un babası Valaravrans'ı 'Amal' sülalesinin dışında tutar ve Vandalrius'un, Ermanarik'in kardeşi Vultuulf'un oğlu olduğunu söyler. Demek ki, Vinitharius ve babası Hun kökenli 'Amalları', Got kökenli yapmak için Amal şeceresine sokuşturulmuştur. (...)

Ostrogotların kurucu hükümdarı Valamer'in Hun olduğunu tespit etmiş bulunuyoruz. (...)

Attila sonrası süreçte tezahür eden Ardarik, Edeko ve Valamer, her üç hükümdar da, Hunlara karşı duran 'milli' Cermen isyanlarının liderleri değil Hun seçkinleri ya da prensleriydi. En nihayetinde Batı Roma İmparatorluğuna son veren o meşhur “Ortaçağın” kapısını aralayanlar başta Edeko ve Valamer'in soyundan gelenler olmak üzere (oğulları Odocaer ve Theodorik (belki de yeğeni) bu adamlar ve yönettikleri birliklerdi.


***


POST-ATTILA KINGS OF EUROPE

By Hyun Jin KİM (in THE HUNS, 2016)

Not only Ardaric, but every other major figure to emerge out of the Hunnic civil war was also like Ardaric of Hunnic provenance or a high-ranking official in the Hunnic imperial court. Edeco, king of the Sciri, was obviously, as Priscus tells us, a Hun. After establishing a short-lived Scirian state the tribes he governed would later be responsible for the death of Valamer, the founding king of the Ostrogoths. Edeco’s son Odoacer, whose ancestry was likewise Hunnic founded the first ‘barbarian’ kingdom in Italy and delivered the coup-de-grâce on what remained of the Western Roman Empire.

The Hunnic identity of the famous Odoacer and his father Edeco is elaborated in detail in the author’s previous book on the Huns: The Huns, Rome and the Birth of Europe (Kim, 2013). In this book, because of the lack of space it is not possible to cite every evidence and argument in favour of this identification. However, to list the most pertinent evidence, the tribe with which he is affiliated most closely is the clearly Turkic (i.e. Hunnic) tribe of the Torcilingi (Getica 46.242.). Both Jordanes on multiple occasions and likewise the Lombard historian Paul the Deacon make this identification clear and Jordanes by mentioning also in his narrative the Thuringians (Thuringos/Thoringos (Getica 55.280)), disqualifies any erroneous conjecture that he had confused the Torcilingi with the Germanic Thuringi.

Jordanes mentions the Torcilingi three times in relation to Odoacer’s conquest of Italy and the tribal name is quite visibly etymologically linked to names of earlier eastern tribes such as the Turcae (first century AD tribe in the Azov region, southern Russia) and Tyrcae (a people in the same area). Then there is the name Torci (also Turqui) given by Frankish historian Fredegar in the middle of the seventh century AD when refering to a clearly Hunnic people in the Danubian region. It is obvious that the name Torci and the Torcilingi are identical: Torc+ connecting vowel i + Germanic suffix -ling. The etymological links between the name Torc/Torci and the name Turk are also undeniable. The name Turk was frequently rendered Tore or Tork, as in Tor (designating a Western Oghuz Turkic tribe that fought for the Kievan Rus as part of the so-called Chernii Kloboutsi confederation), as late as the twelfth century AD.

Odoacer is furthermore identified with another group with possible Hunnic origins, the Rogi. Jordanes calls Odoacer ‘by race a Rogian’, genere Rogus33 and refers to the tyranny of the king (i.e. Odoacer) of the Torcilingi and Rogi, sub Regis Torcilingorum Rogorumque tyrannide. These Rogians have been identified by most scholars with the Germanic Rugi on the Baltic Sea region. However, this identification derives from the preconception that Odoacer was a Germanic king and therefore the groups associated with him must be Germanic. Rather it is more likely that genere Rogus refers to Odoacer’s affiliation with the clan/tribe of Ruga/Roga, the Hunnic king and uncle of Attila the Hun. We know for instance that the Hunnic Ultzinzures, a group that lived along the Danube around 454 AD, was named after Ultzindur the relative of Attila. The Rogi were probably also a group named after Roga/Ruga the great Hunnic king who was the first of the Hun kings to rule over all of Germania. An association with Ruga therefore carried some prestige in wider Germania, hence the adoption of this name by this probably mixed group of Huns and Germanic tribesmen.

The name of Odoacer’s father Edeco/Edico or Edica has no Germanic etymology and it is clearly a non Germanic name. It does, however, have excellent Turco-Mongol etymologies. For instance, the name is probably linked to the old Turkish name ädgü (meaning ‘good’) and the Mongolic Edgü. Odoacer’s own name may be etymologically linked to the name of the Hunnic prince Octar, the brother of Ruga and Mundzuk, and the Turkic name Ot-toghar.

The name of his son Oklan is without a doubt the Turkic Oghlan (Tur. youth). The name of Odoacer’s brother is Hunoulphus (the Hun wolf). The association of virtually every individual and tribe closest to Odoacer with the Huns is a clear indication of his Hunnic origin. Both Edeco and his son Odoacer, however, were like all other Huns, probably highly mixed (racially and ethnically) and possessed a heterogeneous identity. Odoacer was probably mostly Scirian in terms of blood lineage on his mother’s side and mainly a Turkic Hun on his father’s side.

The third important figure to emerge from the Hunnic civil war was Valamer, the king of the Ostrogoths. He too was a Hunnic prince/noble like Ardaric and Edeco mentioned above. Again a full discussion of Valamer’s Hunnic origins cannot be included here and I must refer the reader to my previous book on the Huns. However, Valamer’s career is intimately intertwined with the history of the post-Attila Huns, with Attila’s son Dengizich in particular. Therefore, a brief overview of his Hunnic origin and conflict with Dengizich will be provided here.

Jordanes presents Valamer as the legitimate heir of the old East Gothic ruling house, the Amal dynasty. Closer examination of the available evidence suggests

otherwise. Valamer’s dynasty was in reality a new dynasty imposed on the Goths, not the continuation of the house of King Ermanaric which had ruled the Goths before the Hunnic conquest. As Heather rightfully points out, the Hunnic conquest had profound implications for the former political order of the Goths before conquest. Ermanaric’s name was at some point inserted into Valamer’s genealogy in order to make him and his dynasty look more genuinely Gothic. The 80 years of Hunnic domination, which without a doubt had a significant impact on the Ostrogothic royal line, was thus downplayed.

When one examines the Amal genealogy in the Getica (14.17) however, it quickly becomes apparent that many of these kings are in reality not Gothic kings at all, but Hunnic rulers. (...)

The Hunnic origin of this dynasty is made even more apparent by the name of the first clearly non-divine ancestor of the Amals in their genealogy, Hunuil. Hunuil is most likely a Turkic term combining the imperial name Hun with il meaning people or state in Turkish, as in Türkmen ili (the Turkmen people) and Ozbek ili (Uzbek people). Such a term would not make any sense as a personal name, but as we can see in the cases of Ostrogotha and Amal, these names are not personal names but eponymous attributions based on names of peoples and clans.

In the Amal genealogy we find eponymous names that indicate the ruling dynasty's affiliation with the political entity/people of the Ostrogoths (Ostrogotha) and the clan or sub-tribe of the Amals (Amal). If the dynasty was originally Hunnic we can then expect this fact also to be reflected by an eponymous name such as hunuil (meaning hunnic people / empire/ state). (...)

If that was not enough to provide a strong case for the Hunnic origin of the Ostrogothic royal house, there is still more. Berig/k (Tur. strong), the name of one of Attila's Hunnic magnates in Priscus, which we have encountered earlier, somewhat perplexingly appears as the name of the ancestor Gothic king who supposedly led the Goths out of Scandinavia, Berig. Christensen reasonably identifies the name Berig as either a borrowing from Hunnic or perhaps Celtic. The name and the associated legend is unlikely to be Celtic, given the vast time gap, between Cassius Dio, the source which mentions a similar Celtic name in Britain, and the tim of Jordanes, but Priscus was without a doubt a source that Jordanes directly used. It is highly probable that like many of the other Amal 'Gothic' ancestors, Berig too was originally a Hunnic ancestor figure, who led not he Gothic migration from the north, but the Hunnic migration to the west from Inner Asia. All this reveals that what we have in the Amal geneaology is the dynastic tradition of the Hunnic royal family superimposed on the vague memory of the Goths migrating from somewhere in the north.

Also, according to Jordanes, the first known king of the Huns in Europe was a certain Balamber, the ‘King of the Huns’ during the late fourth century AD. It has been suspected that this Balamber was actually the same person as the Ostrogoth Valamer in the mid fifth century AD, whose name in Greek was written Βαλαμηρ (Balamer). Interestingly in Jordanes the Hunnic Balamber kills Vinitharius, allegedly an Amal Goth and grandfather of Valamer, with the help of another Gothic princeling called Gesimund, son of Hunimund. Balamber then takes as his wife Vadamerca, the dead man’s grand-daughter. Given the fact that Vinitharius’ name means Wend fighter (i.e. Slav fighter, Slavs who only emerge in our sources from the late fifth century AD onwards) he is clearly not a fourth century enemy of the Hunnic Balamber-Valamer, but a mid fifth century figure at the time when the ‘Gothic’ Balamber-Valamer was active. This is confirmed yet again by the fact that Vinitharius is reputed to have campaigned against the fifth century Slavic Antes who only started to move into the southern Ukraine and Moldavia from somewhere in the north long after the Hunnic conquest. It therefore becomes clear that the events relating to Gesimund, Balamber and Vinitharius are fifth century events that have been artificially pushed back into the fourth century to make a single individual the Hunnic-Gothic king Valamer, a separate Hunnic Balamber (fourth century) and Gothic Valamer (fifth century). Vinitharius who was killed by Balamber (Valamer) was entered into the Amal genealogy as the father of Vandalarius, the father of Valamer (Balamber) (Getica, 14.79). The fact that Balamber/Valamer married Vinitharius’ grand-daughter after defeating him must have contributed to this bizarre phenomenon of Vinitharius the victim being transformed into the grandfather of his killer. In fact the game is given away by a statement in a later passage (Getica 48.252) where Jordanes leaves out both Vinitharius and Vinitharius’ father Valaravrans from the ‘Amal’ ancestry and calls Vandalarius the son of a brother of Ermanaric, that is Vultuulf. This shows that Vinitharius and his father have been inserted into the Amal genealogy to make the Hunnic ‘Amals’, Gothic Amals. (...)

We have thus established the Hunnic identity of Valamer, founding king of the Ostrogoths. (...)

Thus, the three post-Attila potentates who emerged out of the Hunnic civil war, Ardaric, Edeco and Valamer, were all Hunnic nobles or princes, not the leaders of 'national' Germanic revolts against the Huns. It was these men and the troops that they governed, especially those that drived out of the following of Edeco and Valamer (under their sons Odoacer and Theodoric (possibly nephew) respectively) that eventually ended the Western Roman Empire and heraldedthe beginning of the so-called 'Middle Ages'.


[SB - more to find in his book]




27 Nisan 2025 Pazar

Atilla - Aetius

 


Attila hakimiyetindeki Hunlar karşısında önce oyalama taktiği ile zaman kazanmaya çalışan Batı Roma İmparatoru III. Valentinianus ile kumandanı Aetius'un yeterli tedbir aldıklarına kanaat getirdikten sonra Attila'nın taleplerini açıkça reddetmeleri, Batı Roma'ya karşı büyük Hun seferini kaçınılmaz kılmıştı.

451 yılı başlarında Orta Macaristan'dan hareketle batıya yönelen Hun kuvvetleri, Mart ayı ortalarına doğru Ren Nehri'ni üç noktadan aşarak Galya'ya girmişlerdir. Bu sırada İtalya'dan hareket eden Batı Roma ordusu da Galya'da hızla kuzey yönünde ilerlemekteydi. Hun kuvvetleri Mettis'i (7 Nisan) ve Durocortorum'u ele

geçirerek Paris'in hemen güneyinde bulunan Aurelianum'a ulaştıkları vakit, Aetius kumandasındaki Batı Roma ordusu da buraya gelmiş bulunuyordu. Fakat karşılaşma burada değil de Attila'nın kendi savaş taktiğine daha uygun gördüğü Catalaunum (Campus Mauriacus) sahasında gerçekleşmişti (20 Haziran 451).

Her iki tarafın da ağır kayıplar verdiği bu kanlı mücadelede hangi tarafın galip geldiği halen tartışılmakla beraber Attila'nın ordusunun kazanan taraf olduğu gerçeği ağır basmakta. Nitekim savaşın gerçekleştiği akşam Roma ordusu dağılmış, birlikler arasında bağlantılar kesilmiş, hatta Romalı kumandan Aetius dahi kendini kaybederek girdiği Hun birlikleri arasından canını zor kurtarmıştı. Attila ise ordusu ile birlikte 20 gün kadar kısa bir sürede Hun başkentine dönebilmişti. Keza henüz bir yıl bile geçmeden Attila İtalya seferine çıktığı zaman, karşısında Hunlar'a karşı durabilecek bir Roma kuvveti kalmamıştı.


Hatice AYDIN

Theophanes'in Kroniğinde Geçen Türk Devletlerinin Tarihine Kısa Bir Bakış; Avrupa Hunları

"Theophanes Confessor (=İtirafçı) Kroniğinde Türkler 284-813" içinde



Hunlar Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlara yayıldıkları gibi Anadolu topraklarına da yayılmışlardır. Özellikle 395 yılında harekete geçen Hunlar iki yol takip ederek ilerleyişlerini sürdürmüşlerdir. Onlardan bir kısmı Balkanlar’dan Trakya’ya ilerlerken daha büyük sayıda diğer bir kısmı Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya yönelmişlerdir. (88) Basık ve Kursık adlı iki bey tarafından idare edilen bir kısım Hunlar Kafkasya üzerinden Anadolu ve Suriye’ye saldırmışlardır. Bu Anadolu akını sırasında Hunlar, bugünkü Erzurum, Karasu ile Fırat’ı geçerek Malatya ve Çukurova bölgesine kadar ilerlemişler, Urfa ile Antalya’yı kuşatıp Suriye’ye gelerek Kudüs taraflarına varmışlardır. Orta Anadolu’ya Kayseri-Ankara civarına kadar gittikten sonra, Azerbaycan-Bakü yolu ile merkezlerine dönmüşlerdir. Gerçekleştirilen bu akınlar planlı olmuş ve yerleşilecek vatan hâline getirilecek en uygun toprakları bulma gayesi taşımıştır. Bu durum, Doğu Roma İmparatorluğu kadar Sasanileri de telaşlandırmış ve korkutmuştur. (89) 398 yılında küçük çapta tekrarlanan bu akınlar karşısında Doğu Roma’nın genç imparatoru Arkadius hiçbir ciddi önlem alamamıştır. (90)


Prof. Dr. İlhami DURMUŞ

Sakalar ve Hunlar Döneminde Anadolu'da Türk Varlığı

Eski Ön Asya Uygarlıklarından Günümüze Anadolu’da Türk Varlığı,

Ankara, 2008, Genelkurmay Basımevi. s.83-100


20 Şubat 2021 Cumartesi

Şövalyelilik Kültüründe Türk Etkisi

 

Bir Şövalye - 13.yy sonları 14.yy başları, bakırla karışık altın plaket. Bulunduğu yer Batı Avrupa / Metropolitan Müzesi.

Ve Pazırık kurganından çıkartılan At Başlığı - MÖ 4.yy / Hermitage Müzesi


"Avrupa'da büyük destanlarla romanların, aşklarla şiirlerin doğduğu dönem Şövalyelik Çağı'dır. Yaklaşık olarak 500'lerde Kral Arthur ve Nibelung destanlarıyla başlar, ancak bu destanlar da eski motiflerle işlenmiş tarihi olaylara dayanır ki bunlar "Bozkır Binicilerinin" uzun soluklu epik geleneklerine kadar geriye gider. Sanatta çok önemli bir yer tutan Şövalye kültüründe karşılaştığımız şiir, destan, roman, duvar halıları ile hanedanlık armalarında da eski göçebe geleneği kendini hissettirmektedir. Gotlar bile silah ile ekipmanlar da dahil at kültürünü komşuları "barbar göçebeler"den almıştır. " - Helmut Nickel, Metropolitan Müzesi

Met müzesi "muhtemelen İngiliz" dese de, "Türk" sanatından etkilendiği görülmekte. Sanatta zırhlı süvari ve zırhlı at örnekleri Avrupa'dan önce İskit (Altın Elbiseli gibi), Hun, Göktürk (Demir Kurtlar, 8.yy), Avar, Hazar, hatta süreklilik açısından Selçuklu'da Osmanlı'da (sipahiler) bile görülmekteydi. 13.yy'da Pazırık kurganları henüz açığa çıkartılmadığına göre, bu "giydirme geleneğini" "muhtemelen İngiliz" olan kimden almış olabilir? Çünkü atı Pazırık'taki gibi "geyik boynuzlarıyla" süslenmiş. Atın üzerindeki örtünün altından çıkan düğümlü kuyruğu da gözden kaçmıyor. Hatta plaketteki şövalye "muhtemelen İngiliz" bile olmayabilir...

Helmut Nickel'in bahsettiği "Bozkır Binicileri"nin kim olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Ancak, Helmut Nickel İskitleri "en iyi süvariler" olarak tanımlasa da "Pers" olduklarını söyler ki yanlıştır. Met müzesi gibi diğer bütün Batı müzeleri de (British müzesi de İskit sergisi sırasında sürekli İranî vurgusu yapmıştır!) İskitleri, kaynaklar tersini söylese de, ısrarla İranî olarak tanıtmaktadırlar! Bu tavır "bilim insanıyım" diyenlere yakışmıyor. Bu etik olmayan davranış "büyüklük-kompleksli-efendilik duyguları" ile önyargılarından kaynaklanır! Hatta aralarında para ve kürsü için bilime sahtekarlık bulaştıranlar da bulunmaktadır!

[Scythians are not "İranian", these "Steppe Riders" are Turks ! To the museums, don't misinform the people! - SB].

Kral Arthur ve Nibelung Destanları da "Türk" destan ve boylarına dayanır. Nibelungen Destanı'ndaki Etzel Atilla'dır. MS 6.yy'da Germen dedikleri toplulukların bırakın edebi eserlerinin varlığını, alfabeleri, yazıtları, hatta soy şecereleri bile yoktu ki yasalarını bile krallarının emriyle yaşlıların "hafızalarından" Latince okuma-yazma bilen katiplere yazdırmışlardı. Kral Arthur'un kılıcı Excalibur İskitlerin-Hunların "kutsal kılıç" efsanesine dayanıyordu ki kılıcın adı bile Türk boyu olan ve Karadeniz bölgesinde hüküm sürmüş, MÖ 15.yy'dan beri yazıtlarda bahsedilen (ki öncesi de var!) Kaşkalardan (Chalub) gelmekteydi (link). Kral Arthur'un en yakın arkadaşı olarak tanıtılan Lancelot'un adında bile Türk vardı: Lancelot < Alan of Lot = Lot gölünden bir Alan-Türkü. Batılı bir araştırmacı diyordu bunu ve destanı da Nart Destanı'na dayandırıyordu ki Nart destanı da Karaçay-Malkar/Balkar Türklerine aitti (link). Ancak bu Batılı araştırmacı hepsini "İranî" olarak gösteriyordu!

Yani, batıda savaşçılıklarıyla ün salmış olan İskitler, Hunlar, Avarlar, Hazarlar, Kumanlar gibi Türk toplulukları da dikkate alınırsa net bir şekilde ;  Avrupalıların "Şövalyelilik Kültürü"nde "Bozkırın Efendileri" olan Türklerin etkisi vardı ; diyebiliriz.


Semra Bayraktar (SB)

Fighting scene of two pike men riding horses,
Early Middle Ages, Chaganka (Kara-Oyuk)/Altai Mountains

Turks - Tamgaly/Kazakhstan



İskit/Saka - Türk Bronz Plaka, MÖ 7.yy-5.yy

Yakın zamanda kuzeydoğu Çin'deki bir kurganda bu tip zırh parçaları bulunduğundan dolayı savaşçılar tarafından kullanılan kol/bacak korumalığı olduğu varsayılıyor. (link)


Güney Sibirya Şövalyeleri Türkler

"Demir Kurtlar" Türk Savaşçılar / Temsili

"Iron Wolves" Turkish Warriors


Basından;

Türk Kağanlığı dönemi (8.yy) asker zırhının kopyası Putin'e hediye edilmek için, gümüş, deri, keçe ve Şahin tüyleri kullanılarak yapılmış.

"Büyük Türk Kağanlığı önderliğinde, göçebe imparatorluğunun merkezi 6.yy'da Altay'dı. Bu devlet savaş sanatı bakımından çok güçlüydü. Ordusunun temel çarpışan gücü, atları bile zırhlandırılmış, ağır mızraklar ve ağır silahlı zırhlı süvarileriydi. Onlara "Buri" ya da "Demir Kurtlar" deniliyordu. Aslında onlar 'Güney Sibirya Şövalyeleri'ydi. Dövüş sanatı alanındaki fikirleri birçok komşuları tarafından kabul edildi ve daha sonra Doğu Avrupa şövalyeleri tarafından kullanıldı." (Siberiantimes,2014) (15 Mart 2017-link)


* ZIRH < TUMAR

"Türkçede muska, nazarlık ve tılsım kelimelerinin günümüzde Türk lehçelerinde karşılığı “tumar” olarak geçiyor. Muska ve tılsım için “zırh”, “zırhlı” tabiri de kullanılıyor. Bu durumda zırhın karşılığı “tumar” oluyor."


Prof.Dr. İlhami Durmuş

Kazakistan'da Sakalar, Asya Araştırmaları Dergisi, Cilt 3, Sayı 2.




Saka Türkü Buda / Saka Turk Buddha

"Scythians or Sakans and Kushans were of Turki origin"

Dr.Nabi Bakhsh Khan Baloch






Not:

FB adresimTw adresim

Hatti-Turan (link) adlı arkadaş instagramda #semrabayraktar olarak birçok paylaşımımı aktarmış.

Buradan kendisine teşekkür ederim.



20 Mart 2019 Çarşamba

Siyavuş ile Alp Er Tonga




Siyavuş ile Alp Er Tonga

Ortalarında Strabon'un "Coğrafya"* adlı eserinde "OXUS - OCHUS", yani "OĞUZ" olarak geçen "Ceyhun Nehri".
Alp Er Tonga'nın sancağında Kün
Minyatür 15.yy - Metropolitan Müzesi
*Strabon, kitap 11.7-8




Siyavush and Alp Er Tonga (Afrasiab) 
by the river Oxus (Amudarya), 
15th c. miniature. - Metropolitan Museum

Siyavush, the son of Kay Kavus ran away from home to Turan, and married the Khagan Afrasiyab's daughter Firangiz.

* Turan = Tur, the root word for Turk, - an plural; Turks, Turan / Turkish Land.
* Khagan = Kağan, ety.Tr., also used as male name/surname.
* Afrasiyab = Alp Er Tonga/Tunga, died in 625 BC. King of Sacae (Saka) Turks.
* Alp = brave warrior, hero, ety.Tr., also used as male name.
* Er = Ety.Tr., meaning man, male, soldier.
* Firangiz = -giz in Firangiz ; gız-kız ; meaning girl, ety.Tr.
* Tomyris of 5th BC, Queen of Massagetae (Big Saka) Turks, who behead the Great Cyrus is the granddaughter of Afrasiyab. 
* Tomyris = ety.Tr., Tomars, Tömür, Tomris ; meaning iron, iron coeur. Also used as female name "Tomris".

* Amu Darya River = Ceyhun today.
In the ancient times called as OXUS - OCHUS, which is OGHUZ (OĞUZ), as in OGHUZ TURKS.

"... and towards the Ochus River..." ; 
"...where the Ochus and the Oxus and several other rivers rise..." 
Strabo 11.7-8



There are 24 Oghuz Tribes, and much more sub-tribes.
Five of them : 
Seljuks Empire - İran and Turkey (of Kınık tribe), 
Ottoman Empire - İran, Turkey and Europe (of Kayı tribe), 
Safavids in İran (of Akkoyunlu - Aqqoyunlu - White Sheep Turkomans - tribe)
Afsharids in İran (of Avshar - Avşar - tribe)
Pechenegs in Europe (Peçenek tribe)

Turkey, Turkmenistan, Azerbaijan, Gagauzia, Turks in Syria and Irak are Oghuz Turks, mixed with other Turkish tribes, like Cumans, Kipchaks, Khazars, Huns, etc.


SB