alp er tonga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alp er tonga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2024 Pazartesi

İştumegü / Astyages


Astyages (İştumegü), 35 yıllık saltanattan sonra (MÖ 550'de) torunu Büyük Kuruş/Kiros (Cyrus) tarafından tahttan indirildi ve böylece şimdiye kadar efendi olan Medler, Ahameniş (Pers) boyunduruğu altına girdi ve Pers dönemi başladı.


Nabonidus Kroniği*:

[6. Yıl: Ištumegu] (ordusunu) topladı ve fetih için Anšan [Pers] kralı Kyrus'a karşı yürüdü [... Ordu İştumegu'ya [Astyages] isyan etti ve esir alındı. Onu Kyrus'a teslim etti. ([...]) Kyrus, kraliyet şehri Agamtanu'ya [Ekbatana] yürüdü. Gümüş, altın, mallar, mülk, [... Agamtanu'dan ganimet olarak Anşan'a götürdü.




- İştumegu, İştümegü = ?! İlginç bir isim...

- Anşan = Tall-e Malyan. Sumerce Anşan-ki (Tuva'daki Arjan/ Arzhan/ Aržan adına benzer bir adı var!). Anşan kenti Ahamenişler tarafından ele geçirilmeden önce "Pars/Fars" bölgesindeki Elamların merkezi kentlerindendi.

- Bölgenin adı Türkçe; Pars > Pers > Fars' dönüştü.

- İştumegu (Astyages) Med kralı Siyaksares'in (Cyaxares) oğluydu. Lidya kralı Alyattis ile Siyaksares savaşmış ve güneş tutulmasıyla** savaşa son vererek kan andıyla barış yapmışlardı.


Mehmet Bayrakdar' göre İştumegu/Astyages (ö. MÖ 550) = Alp Er Tonga. 

Ancak Siyaksares'in öldürdüğü Saka liderlerinden biri de olabilir. Yani ?!;

Med Siyaksares (ö MÖ 585) İskit önderlerini öldürdü.

Med İştumegu Tonga(ise) Kiros öldürdü.

Saka Tomris'in oğlu Sparga'yı Kiros öldürdü.

Ahameniş Kiros'u Tomris öldürdü.


Ancak, İştemegu'nun Tonga olması olası değil, çünkü Alp Er Tonga MÖ 7.yy'da yaşamıştı. Ayrıca Tonga/Bartatua'nın babası (?) ya da önceki lider İşpakaya Esarhaddon tarafından öldürülmüştü;

* İşpakaya  (Spakaya) // Asur kralı Esarhaddon 676'da öldürdü

* Bartatua (İşpakaya'nın oğlu olabilir) - MÖ 679- 658/9 = Alp Er Tonga

Asurlara karşı Kimmerlerle ittifaklık.

Tonga, II.Sargon'un torunu Esarhaddon'un kızıyla evlenir. Oğlu Madyes doğar- Medlere karşı ittifak.

Bu dönemde Urartu kralı II.Rusa da diğer İskit liderleriyle ittifaklık kurar.

Bartatua oğlu Madyes ise (dayısı) Asur kralı Esarhaddon'un oğlu Aşurpanipal ile ittifaktır.

* Madyes/Madues, (ö MÖ 625) 


"Milattan önce 625 yılında Tonga Alp öldükten sonra Turan imparatorluğunu Amurg, Melike Tomars (Tomris) ve Şu adlı hanların yönettiği bilinmektedir... Turan kızlarının idolü olan Tomars'ın Tonga Alp'ın torunu olduğu söylenmektedir." Turgun Almas - Uygurlar


SB


İlginç bir link: Gahraman Gumbatov "Antik Çağ Türk Boylarının Yaşamından"

* Babil Kronikleri serisinin bir parçası, MÖ 556-539 arasını kapsar. Nabonidus Mezopotamya'nın son yerli hükümdarıdır. Babası Yeni Babil kralı Nabu-Balatsu-İqbi. (Nabu'nun Asur kralı II.Sargon'un torunu Esarhaddon'un oğlu olduğu iddiası vardır) Annesi Harranlı Adad-Guppi'dir.


** MÖ 585'deki güneş tutulmasını Miletli Thales hesaplamıştır, ancak o bunu kendi başına hesaplayabilecek gökbilimsel bilgilere sahip değildi. Bunları Mezopotamya'dan (Sumerliler güneş ve ay tutulmalarını hesaplamıştı) etkilenen Mısır'da öğrenmişti. Derler ki Mısır-603'teki güneş tutulması sırasında kendisi Mısır'daydı. Grek olmayan Miletli Thales Kadmos'un soyundan gelir. Ancak Kadmos için "Fenikeli" ya da "Mısırlı" derler. Oysa, Ay (İo)'ın soyundan olan Kadmos Anadolulu, Grek olmayan "Kar"lardandır (Karya/Karia). Baba Dağ'ın (Denizli) eski adı da Kadmos'tur.




SB - Turova ve Saka Türkleri, kitabından


Saka ve Med Türkleri


20 Mart 2019 Çarşamba

Siyavuş ile Alp Er Tonga




Siyavuş ile Alp Er Tonga

Ortalarında Strabon'un "Coğrafya"* adlı eserinde "OXUS - OCHUS", yani "OĞUZ" olarak geçen "Ceyhun Nehri".
Alp Er Tonga'nın sancağında Kün
Minyatür 15.yy - Metropolitan Müzesi
*Strabon, kitap 11.7-8




Siyavush and Alp Er Tonga (Afrasiab) 
by the river Oxus (Amudarya), 
15th c. miniature. - Metropolitan Museum

Siyavush, the son of Kay Kavus ran away from home to Turan, and married the Khagan Afrasiyab's daughter Firangiz.

* Turan = Tur, the root word for Turk, - an plural; Turks, Turan / Turkish Land.
* Khagan = Kağan, ety.Tr., also used as male name/surname.
* Afrasiyab = Alp Er Tonga/Tunga, died in 625 BC. King of Sacae (Saka) Turks.
* Alp = brave warrior, hero, ety.Tr., also used as male name.
* Er = Ety.Tr., meaning man, male, soldier.
* Firangiz = -giz in Firangiz ; gız-kız ; meaning girl, ety.Tr.
* Tomyris of 5th BC, Queen of Massagetae (Big Saka) Turks, who behead the Great Cyrus is the granddaughter of Afrasiyab. 
* Tomyris = ety.Tr., Tomars, Tömür, Tomris ; meaning iron, iron coeur. Also used as female name "Tomris".

* Amu Darya River = Ceyhun today.
In the ancient times called as OXUS - OCHUS, which is OGHUZ (OĞUZ), as in OGHUZ TURKS.

"... and towards the Ochus River..." ; 
"...where the Ochus and the Oxus and several other rivers rise..." 
Strabo 11.7-8



There are 24 Oghuz Tribes, and much more sub-tribes.
Five of them : 
Seljuks Empire - İran and Turkey (of Kınık tribe), 
Ottoman Empire - İran, Turkey and Europe (of Kayı tribe), 
Safavids in İran (of Akkoyunlu - Aqqoyunlu - White Sheep Turkomans - tribe)
Afsharids in İran (of Avshar - Avşar - tribe)
Pechenegs in Europe (Peçenek tribe)

Turkey, Turkmenistan, Azerbaijan, Gagauzia, Turks in Syria and Irak are Oghuz Turks, mixed with other Turkish tribes, like Cumans, Kipchaks, Khazars, Huns, etc.


SB




17 Aralık 2016 Cumartesi

ALP ve ATA






Pazırık 5 nolu kurganın duvarında asılı olarak bulunan keçenin üzerindeki savaşçı bence ALP ER TONGA
ATATÜRK ise Cihan Engin eseridir.




Felt from Turkish Pazyryk no.5 kurgan, in my opinion that warrior is Afrasiab, Turkish leader of the Turanian in Shahname (written in 10th c AD). His name is ALP ER TONGA (or TUNGA). The other one is ATATÜRK, by artist Cihan Engin.


The etymology of ALP and ATA is TURKISH.
ALP - Brave Warrior, male name.
ATA - Father, ancestor, male name.






ATA ve ALP ile başlayan ve de batılılarca kullanılan isimler :)
Names beginning with ALP and ATA, using among Europeans. :)


ALP: Turkish of etymology "brave warrior".
ALPERTTI: Finnish form of Old High German Adalbert, meaning "bright nobility."
ALPHA (Άλφα): English unisex name derived from the first letter of the Greek alphabet.
ALPHAEUS: Latin form of Greek Halphaios, meaning "changing." In the bible, this is the name of the fathers of James and Levi.
ALPHAIOS (Ἀλφαῖος): Variant spelling of Greek Halphaios, meaning "changing."
ALPHEAUS: Variant spelling of Latin Alphaeus, meaning "changing."
ALPHEUS: Variant spelling of Latin Alphaeus, meaning "changing."
ALPHOEUS: Variant spelling of Latin Alphaeus, meaning "changing."
ALPHONSE: French name derived from Latin Alphonsus, meaning "noble and ready."
ALPHONSO: Variant spelling of Italian/Spanish Alfonso, meaning "noble and ready."
ALPHONSUS: Latin form of Visigothic Adalfuns, meaning "noble and ready."
ALPHONZO: English variant spelling of Spanish Alphonso, meaning "noble and ready."
ALPHONZUS: Variant spelling of Latin Alphonsus, meaning "noble and ready."
ALPIN: Scottish Anglicized form of Gaelic Ailpein, possibly meaning "white."
ALPINE: English name, probably derived from the vocabulary word alpine, meaning "of the Swiss Alps."
and of course ELF.


ATA: Turkish of etymology "father, ancestor."
ATA'HALNE: Native American Navajo name meaning "he interrupts."
ATALLAH (عطاالله): Arabic name meaning "gift of God."
ATAM: Armenian form of Hebrew Adam, meaning "red earth."
ATANAS: Bulgarian form of Greek Athanasios, meaning "immortal."
ATAULLAH: Variant spelling of Arabic Atallah, meaning "gift of God."
ATEN: Egyptian name of the "solar disk." In mythology, this is the name of a sun god represented by the sun's disk. He is said to be the creator of the universe. Also spelled Aton.
ATHAMAS (Αθάμας): Greek name meaning "rich harvest." In mythology, this is the name of the father of Phrixus.
ATHAMUS: Latin form of Greek Athamas, meaning "rich harvest." In mythology, this is the name of the father of Phrixus.
ATHANAS (Αθανας): Short form of Greek Athanasios, meaning "immortal."
ATHANASE: French form of Greek Athanasios, meaning "immortal."
ATHANASIOS (Αθανάσιος): Greek name composed of the elements a "not" and thanatos "death," hence "immortal."
ATHANASIUS: Latin form of Greek Athanasios, meaning "immortal."
ATHELMARE: English contracted form of Anglo-Saxon Æthelmaer, meaning "nobly famous."
ATHELSTAN: Variant spelling of Middle English Ethelstan, meaning "noble stone."
ATHOL: Scottish surname transferred to unisex forename use, derived from the name of a district of Perthshire, Scotland, composed of the Gaelic elements ath "ford" and al "rock, stone," hence "ford of the rock; rock-ford."
ATHOS (Αθος): Contracted form of Greek Athanasios, meaning "immortal." In mythology, this is the name of an ancient mountain god, one of the Gigantes. It is also the name of a mountain in Greece containing an ancient monastic site.
ATÍLIO: Portuguese form of Roman Latin Atilius, possibly meaning "father."
ATILIO: Spanish form of Roman Latin Atilius, possibly meaning "father."
ATILIUS: Variant spelling of the Roman Latin family name Attilius, possibly meaning "father."
ATTA: Teutonic name derived from the word atta, meaning "father."
ATTICUS: Roman Latin name meaning "from Attica."
ATTILA: Gothic name composed of the word atta "father" and the diminutive suffix -ila, hence "little father." In use by the Hungarians.
ATTILIO: Italian form of Roman Latin Attilius, possibly meaning "father."
ATTILIUS: Roman Latin family name, possibly ultimately from Teutonic Atta, meaning "father."
ATTIS (Αττις): Greek name of foreign origin, probably meaning "father." In mythology, this is the name of a vegetation god, the son and consort of the Phrygian goddess Cybele. He is said to have been forced by her to castrate himself as punishment for infidelity. 
ATTIUS: From Roman Latin Attilius, possibly meaning "father."





Above there are many names with Greek, Latin and German explain, is it Greek, Latin or German then? 
;)

Ayrıca Hititlerdeki ATTA'ya bakınız.
SB






ilgili:
Türk Uygur Alp Pars ya da Leopar Postu ile / Türk Osmanlı Yeniçeri Pars Postu ile - Nuray Bilgili












21 Mart 2016 Pazartesi

KAFKAS NART DESTANLARINDA SUMER VE SAKA İZLERİ



Kafkas Nart destanları; Karaçay-Malkar, Kumuk, Oset, Çeçen-İnguş, Abhaz, Abaza, Adige [Çerkes] vs. gibi Kafkasya halklarının folklorunda önemli bir yere sahiptir ve sözlü edebiyât geleneklerinin ilk ürünleri olarak kabul edilirler. Dil ve etnik bakımdan birbirinden farklı olan Kafkas halklarının Nart destanları birçok yönden birbirlerine benzemektedir. Fakat yine de bu destanların her birinin kendisine has milli vasıfları barındırdığı ve aralarında bazı farklılıkların olduğu da dikkat çekmektedir.

Karaçay-Malkar ve Kumukların Nart destanları ise eski Türk destanlarına daha yakındır. Öte yandan, diğer Kafkas halklarının Nart destanlarında da Türk-Moğol motifleri oldukça fazladır. Prof.Dr. A.N. Daçkov-Tarasov ve Prof. Dr. G.N. Potanin, Kafkas Nart destanlarının kökenini Altaylı kavimlere yani Türk-Moğol kültürüne bağlamaktadırlar [Adiloğlu, 97:575-591]. Gerçekten de, Kafkas Nart destanları ile Dede Korkut destanları arasındaki benzerlikler ve özellikle de Nart destanlarındaki kahraman adlarının birçoğunun Türkçe olması bu destanların doğrudan doğruya Türk kültürüyle bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır.

Kafkas Nart destanlarındaki bazı unsurların kökeni çok eski bir dönemin kültürüne dayanmaktadır. Bu unsurlardan biri de, Karaçay-Malkar ve Oset Nart destanlarında “Alawgan” ve “Kurdalagon” adlı kahramanlardır. Oset Nart destanlarındaki [bundan sonra kısaca OND] Kurdalagon adlı kahraman Nartların demircisidir ve demircilikle bağlantılı olarak ateş kültüyle de ilgisi vardır [Abayev vd., 99:375]

Karaçay-Malkar Nart destanlarındaki [bundan sonra kısaca KMND] Alawgan adlı kahraman ise Nartların demircisi Debet‟in en büyük oğludur. Alawgan çok iri cüsseli olduğu için kendisine uygun bir Nart kızı bulamamış ve bir “emegen” [dev] kadınla evlenmek zorunda kalmıştır.

Georges Dumezil, OND‟deki Kurdalagon adının “kurd” [eski Osetçe demirci] sözü ile “Alag” [bir Nart sülalesi] sözünün birleşmesinden meydana gelmiş olabileceğini söylemektedir [Dumezil, 00:63]V.İ. Abayev ise, Kurdalogon adının ilk halinin “Kurdalawargon” [Kurd-ala-warg-on] şeklinde olduğunu söylemekte ve bunu da; Kurd [eski Osetçe demirci]+ala [Alan]+warg [eski Osetçe kurt]+on [Osetçe oğul, soy bildiren ek] şeklinde açıklamaktadır. Yani, V.İ. Abayev bu etimolojisinden “Alanların kurt soyundan olan demircisi” şeklinde bir anlam çıkarmaktadır.

Mahti Curtubay ise, V.İ. Abayev‟in bu açıklamasına karşı çıkarak; öncelikle eski Osetçe‟deki “warg” [kurt] sözünün aslında Türk-Moğol “barak” [köpek] sözünden kaynaklandığını, öte yandan Osetçe‟de “kurd” [demirci] şeklinde bir sözün olmadığını ve bunun da Türkçe “kurt” sözünden kaynaklandığını ileri sürmekte ve V.İ.  Abayev‟in etimolojisini tamamen reddetmektedir.

M.Ç. Curtubayev‟e göre, OND‟deki Kurdalagon‟un adı, KMND‟deki Alawgan‟ın adından kaynaklanmaktadır. Yani, KMND‟deki Alawgan‟ın adı, OND‟ye “Kurd Alagon” [Kurt soylu Alagon<Alawgan] şeklinde geçmiştir. Öte yandan, M. Curtubay, KMND‟deki “Alawgan” adının etimolojisini ise Al [ön, önce, ilk] + awgan [aşan] şeklinde açıklamakta, bundan da “ilk oğlan” şeklinde bir anlam çıkarmaktadır. Karaçay-Malkar Türkçesinde “aw-” fiili “aşmak, düşmek, devrilmek” anlamlarına gelir. M. Curtubayev herhalde burada “awgan” sözünü “gelen” anlamında düşünmekte ve bundan da “ilk gelen>ilk oğlan” şeklinde bir anlam çıkarmaktadır. Bu etimolojisini de Alawgan adlı kahramanın KMND‟deki demirci Debet‟in “ilk oğlu” olmasıyla desteklemektedir [Curtubayev, 91:158-159].

Öte yandan Karaçay-Malkar Türkçesinde "alawgan" sözü "iri-yarı, dev, azman" anlamlarına gelir. Fakat, bu söz ve bu sözün anlamı, KBND'deki Alawgan adlı kahramanın adına izafe edilerek Karaçay-Malkar Türkçesinde kullanılmaktadır. Çünkü, KMND'de Alawgan, iri-yarı ve güçlü-kuvvetli bir kahraman olarak anlatılmaktadır.

Ben bir başka yazımda, hem V.İ. Abayev‟in, hem de M. Curtubay‟ın, “Kurdalagon” ve “Alawgan” sözleriyle ilgili açıklamalarının mantıksız ve şüpheli olduğunu söylemiş ve her iki sözün de daha derin araştırılması gerektiğini geniş bir şekilde izah etmiştim. Fakat bununla birlikte ben de, V.İ. Abayev ve M. Curtubay‟ın görüşlerine karşı bir açıklama ortaya koymamıştım [Appa, 98:23-24]Fakat bu yazıda, KMND‟deki “Alawgan” ve OND‟deki “Kurdalagon” adlı kahramanların, demircilik ve ateş kültüyle bağlantılı olarak, günümüzde bütün Türk boylarının kültüründe halen yaşayan “Al-Ruhu”yla ilgisi olduğu ve bu iki kahramanın kökeninin Sumerlerin ateş tanrısı “Al” veya “Alu”ya dayandığı ilk defa ortaya konulacaktır.

Gerek İslam öncesi, gerekse İslam sonrası Türklerin kültüründe bugüne kadar yaşayan halk inanışlarından biri de “Al-Ruhu” veya “Albastı”dır. Karakter ve seciye itibariyle, bütün Türk boylarının halk inanışlarına göre “Al-Ruhu” genellikle loğusa kadınlara musallat olan kötü bir ruhtur. Fakat, Al-Ruhu tarih öncesi devirlerde Türklerin kültüründe kötü bir ruh değil, tam tersine güçlü ve koruyucu tanrılardan biri idi. Daha sonraları Al-Ruhu, Türk kültüründe kötü bir ruh olarak tasavvur edilmiştir. Bununla birlikte tarihi devirlerde, Al-Ruhu‟nun koruyucu ve iyi bir ruh olduğunu bildiren işaretler de yok değildir. Sözgelimi, Uranha-Tuba Türklerinin şaman dualarında Al-Ruhu koruyu ve iyi bir ruh olarak telakki edilir. Yakut Türklerinin aile ocağı ateşine “Al-Ot” denir. Altay ve Kırgız Türklerinde “alka-” sözü “takdis” etmek anlamına gelir. Bütün Türk boylarında “alkış~algış” sözü “dua, takdis, dilek, tebrik” anlamlarında kullanılan bir sözdür. “Alas” veya “alazlama” tabiri, eski Türk kültüründeki “ateşle ruhu kötülüklerden arındırma” ayinidir.

“Al” sözünün “ateş” kültüyle alakalı olması bilhassa bu ruhun eski zamanlarda koruyucu ve iyi bir ruh olduğunu göstermekte, hatta bu Al-Ruhu‟nun tarih öncesinde eski Türk kültüründe “ateş-tanrısı” olduğunu ortaya koymaktadır. Al-Ruhu ve Al sözünün kökenini ise Sumer kültüründe aramak gerekmektedir. Eski Türklerin ateş tanrısı “Al” ile Sumerlerin ateş tanrısı “Al” veya “Alu”nun bir olduğuna şüphe yoktur [İnan, 87:259, 261, 263-266]

Mezopotamya bölgesinde üstün bir uygarlık tesis eden Sumerlerin Asiyatik bir kavim olduğu ve Sumer dilinin en çok da Türkçe‟nin içerisinde bulunduğu Ural- Altay dillerine benzediği bütün bilim adamlarınca kabul edilmektedir. Önasya tarihi uzmanı F. Hommel, Sumerleri tamamıyla bir Türk kavmi saymıştır. Ona göre, bazı Türk kavimleri M.Ö. 5000 yıllarında Orta Asya‟dan Mezopotamya bölgesine gelerek Sumerleri teşkil etmişlerdir. Ayrıca F. Hommel, Sumer diline ait 350 sözü Türkçe ile izah etmiştir [Togan, 81:12]. Öte yandan, Osman N. Tuna, Türklerin en az M.Ö. 3500 yıllarında Doğu Anadolu çevresindeki varlığını ve Sumerler ile Türkler arasında dil bakımından tarihi bir ilgi bulunduğunu, Sumer dilindeki 168 Türkçe söz denkliğiyle ispatlamıştır [Tuna, 90:50.]

Kafkasya‟da, Karaçay-Malkar Türklerinin yaşadığı Elbruz dağı [Mingitaw] çevresinde yapılan arkeoloji çalışmaları sonucu kurganlarda Sumerlere ait eşyalar bulunmuştur [Alekseyeva,71:38]. Yine, Kafkasya‟daki Maykop kurganlarında kullanılan seramik malzemenin Mezopotamya kaynaklı olduğu saptanmıştır [Munçayev, 75:329]. Ayrıca, Maykop kurganlarında ortaya çıkarılan gümüş kapların üzerindeki hayvan resimleri üslubunun Sumer-Elam sanatı üslubuyla aynı olduğu tespit edilmiştir. Sumer-Elam uygarlığının bu tip özellikleri Orta Asya kurganlarında da görülmektedir [Turgiyev, 82:5].

Birçok söz vardır ki, tarih öncesinin derin karanlıklarında kaybolan fakat inanç, yaşayış ve sosyal şartların kalıntıları halinde bugüne kadar sürüklenerek gelmiştir. Zaman geçtikçe sosyal şartların, yaşayış ve üretim tarzının değişmesine uygun olarak bazı sözler eski anlamlarını yitirip yeni şartlara göre yeni anlamlar alarak yaşamaya devam ederler. Genel olarak şunu diyebiliriz ki, sözlerin köklerini aydınlatmak için yalnız fonetik ve morfolojik açıklamalar çözüm sayılamaz. Çünkü bu tür çözümler dilin tarihsel çerçevesini aşamaz. Halbuki sözlerin kökleri tarih öncesi devirlerin karanlıklarına kadar uzanır. Sözlerin etimolojileri ancak tarih, arkeoloji, etnografya ve etnoloji bilimlerinin de yardımıyla aydınlatılabilir [İnan, 87:295, 297].

Bu sözlerden biri de “Alawgan” ve “Kurdalagon” adlarıdır. Tarih öncesinin derin karanlıklarında kaybolmayarak, önce ateş tanrısı “Al” şeklinde ve daha sonra da kötü bir ruh olarak tasavvur edilerek “Al-Ruhu” şeklinde eski Türk kültüründe yer bulan Sumerlerin ateş tanrısı “Al”ın adı, şüphesiz ki Karaçay-Malkar ve Oset Nart destanlarındaki “Alawgan” ve “Kurdalagon” adlarına da kaynaklık etmiştir. Biraz önce yukarıda verdiğimiz A. İnan‟ın tespitlerinin de yardımıyla; KMND‟deki “Alawgan” adını: Al [ateş] + awgan<ogan [eski Türkçe‟de tanrı] yani “ateş tanrısı” şeklinde; OND‟deki “Kurdalagon” adını da: Kurd<Kurç [demir -çelik]+al [ateş]+agon<ogan [eski Türkçe‟de tanrı] yani “demirci-ateş tanrısı” şeklinde açıklamak, diğer etimolojilerin hepsinden daha mantıklı ve daha isabetli olacaktır.

KMND‟deki demirci Debet‟le ilgili bir yazımda; Hazar-Musevi kültürüyle bağlantılı olarak demircilik sanatıyla meşhur Davut peygamberin, KMND‟deki demirci Debet‟e kaynaklık ettiğini ilk defa ortaya koymuştum. Bununla birlikte, Nartların demircisinin başlangıçtaki adının “Debet” şeklinde olmadığını söylemiş, şimdilik bilinmese de, bu kahramanın eskiden mutlaka başka bir adı olması gerektiğini de ifade etmiştim [Appa, 99:47].

İşte bu yazıda taşlar yerine oturmakta; Debet‟in başlangıçtaki adının “Alawgan” olduğu ve Hazar-Musevi kültürünün etkisiyle Davut peygamberin Debet şeklinde Alawgan‟ın yerine geçtiği anlaşılmaktadır. Yani, KMND‟deki ateş tanrısı ve bununla bağlantılı olarak daha sonraki demircilik tanrısının adı başlangıçta “Alawgan” şeklindeydi. Daha sonra Hazar-Musevi kültürünün etkisiyle demircilik sanatıyla meşhur Davut peygamberin adı KMND‟ye “Debet” şeklinde girerek Alawgan‟ın yerine geçmiştir. Alawgan ise tamamen unutulmamış, KMND‟de Debet‟in en büyük oğlu olarak yaşamaya devam etmiştir. OND‟deki “Kurdalagon” adlı kahraman ise şüphesiz KMND‟den geçmiştir. Çünkü yukarıda da izah edildiği gibi “Kurdalagon” sözünün etimolojisi en mantıklı ve en isabetli ancak Türkçe ile yapılabilmektedir. Kaldı ki bu etimoloji, sadece dil ile sınırlı kalmamakta, bu kahramanın destan içerisindeki karakteri ve demircilik motifiyle de birebir uyuşmaktadır.

Kökeni çok eski dönemlere, Saka [İskit] kültürüne dayanan bir diğer Karaçay-Malkar Nart destan kahramanı “Örüzmek”tir. Karaçay-Malkar Nart destanlarında Örüzmek olarak geçen bu kahramanın adı; Oset Nart destanlarında “Urizmeg”[Urızmag ~ Orazmag ~ Werizmeg ~ Wrıjmeg ~ Vurijmeg] şeklinde, Adige [Çerkes] Nart destanlarında ise “Osirmeg” [Osirmes~Wazermes~Wazırmes~Werzemec] şeklinde geçmektedir [Noghumuka, 74:53; Mijayev,88:5, 17; Haciyeva, 94:8-66; Abayev vd., 99:151; Dumezil, 00:74].

Nart Örüzmek, KMND‟da ve diğer Kafkas destanlarında Nartların lideri olarak anlatılmaktadır. KMND‟ye göre Örüzmek gökten düşen bir göktaşının [meteor] içinden çıkmış ve dişi bir kurdun sütünü emerek beslenmiştir. Kolayca anlaşıldığı üzere, Örüzmek‟in doğuş motifi, özellikle de dişi bir kurdun sütüyle beslenmesi, eski Türk mitolojisinin izlerini taşımaktadır. Dilbilimci Prof. Dr. Magomet Habiç bu kahramanın adını “örüz” [ırmak] + “mek<bek” [bey, prens] şeklinde iki ayrı sözün birleşmesinden meydana geldiğini ileri sürmekte bunun da “ırmağın beyi, ırmağın sahibi, ırmağın efendisi” anlamına geldiğini söylemektedir [Habiçlanı, 75:219; Habiçev, 98:33-34].

G. Dumezil, Oset varyantındaki Urizmeg sözünü “varaza” [erkek domuz] sözüyle ilişkilendirmiştir. Fakat bundan başka bir açıklama yapmamış ve kendisi de bu görüşün pek mantıklı olmadığını düşünmüş olacak ki etimolojisinin yanına bir soru işareti düşmüştür [Dumezil, 00:74]. Bundan başka, Oset ve Adige Nart destanlarındaki Urizmeg ve Osirmeg şeklinde geçen varyantlar hakkında, ilgili bilim adamlarının herhangi bir etimolojik açıklamasına rastlamadım. Yukarıdaki, M. Habiç ve G. Dumesil‟in etimolojik açıklamalarının her ikisi de yetersizdir. Nart destanlarındaki Örüzmek adlı kahramanın adı tamamen Türkçe bir söz olup, Dede Korkut destanlarındaki “Kazan oğlu Oruz Bek”ten ibarettir.

Kafkas Nart destanlarında Dede Korkut destanlarının izleri açıkça görülmektedir. Hatta, Dede Korkut'un mezarının Kazakistan'da [Kızılorda vilayetinde], Türkmenistan'da, Azerbaycan'da ve Türkiye'de [Bayburt'ta] olduğuna dair efsaneler dışında bir de Dede Korkut'un mezarının Kafkasya'da olduğuna dair inanışlar ve ciddi tarihi bilgiler vardır.

1638 yılında Dağıstan'daki Derbent şehrinin batısındaki bir tepede Dede Korkut türbesi olduğunu söyleyen Adam Olearius ünlü seyahatnamesinde şöyle demektedir: "Eskiden burada Okus [Oğuz] milletinden Kasan [Kazan] adlı bir hükümdar yaşarmış. Bu hükümdar, Lezgi denilen Dağıstan Tatarlarıyla korkunç savaşlar yaparken, tepe üzerindeki türbede yatan İmam Korkut kopuz çalarak Kasan [Kazan] adlı hükümdarı coşturup Lezgiler aleyhine savaşa kışkırtırmış." A.Olearius'tan on yıl sonra Derbent'te bulunan Evliya Çelebi'nin notlarında Dede Korkut'tan şöyle bahsedilmektedir: "Ziyaretgâh-ı Dede Korkut ulu sultandır. Şirvanlılar bu sultana [veliye] yürekten bağlıdırlar" [Kırzıoğlu,72:214]. Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu “Oruz” adının, Türkçe “örs” [demirci örsü] sözünden kaynaklandığını söylemektedir [Kırzıoğlu,72:187-199]. N.A. Baskakov ise, Türkçe‟deki “orus” sözünü ilk olarak, “Türk-Rus melezlerine verilen ad” veya “Rus hayat tarzı yaşayan Türk soylularına verilen ad” şeklinde açıklamakta, ikinci olarak da, Kıpçak Türkçesinde savaş, saldırı anlamına gelen “urus~uruş” [vuruşmak] sözünden de kaynaklanmış olabileceğini, bunun da “kavgacı” veya “savaşçı” anlamına geldiğini söylemektedir [Baskakov, 97:152].

İlk önce ben de, N.A. Baskakov gibi, Dede Korkut ve Kafkas Nart destanlarındaki “Oruz” adlı kahramanın “Orus” [Rus] sözünden kaynaklandığını düşünüyordum. Bilindiği gibi eski Türkçe‟de “r” sesiyle başlayan söz yoktur. Başka dillerden giren ve “r” sesiyle başlayan sözler ise bir ünlü önses almışlardır. Bu sözlerden biri de “Rus” sözüdür. Doğu Türkçesinde “Rus” sözü günümüzde bile “Orus” veya “Urus” şeklinde söylenmektedir .

Gerçekten de, Türklerde eskiden “Orus” sözü, “Rus‟a benzeyen” veya “Rus gibi” anlamında bir özel ad olarak oldukça yaygın şekilde kullanılmıştır. Doğu Türklerinde bu ad günümüzde de Orusbiy, Oruzbek, Orazbek, Orazbay, Orazhan vs. şeklinde oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır.

"Orus" adının "Rus" sözüyle ilişkisini çok güzel açıklayan bir Malkar rivayeti vardır. Bu rivayete göre, Malkarya'da Bızıññı vadisinde yaşayan Bashanuk adlı bir prensin bir oğlu olmuş. Bashanuk'un dedesi veya yaşlı akrabalarından biri, yeni doğan "sarı saçlı ve mavi gözlü" çocuğu görmeye geldiğinde, saçlarının sarı ve gözlerinin mavi oluşundan dolayı: "Bu oğlan Rus prenslerine benziyor" demiş ve böylece Prens Bashanuk'un oğluna "Orusbiy" [Rus prensi] adı konulmuştur. Malkarların eski meşhur Orusbiy sülalesi işte bu çocuğun soyundan gelmektedir [Musukayev, 76:97].

Fakat tarihte daha “Rus” sözü ve “Rus” adında bir millet yok iken, eski Türk destanlarında “Oruz” adının geçmesi, bu sözün kökeninin çok daha eskilere dayandığını ortaya koymaktadır. Sözgelimi; efsanevi Saka hükümdarı Alp Tonga‟nın oğlu “Alp Arız” veya “Oruz Han” ile Oğuz Han destanının Uygur varyantındaki Oğuz Han‟ın sol kanat komutanı Urum Kağan‟ın kardeşi “Uruz Bek” ve M.Ö. 66 yıllarında, Alazon ırmağı ile Hazar denizi arasındaki yerlerin, yani Kafkasya‟nın hakimi ve Partların [Saka- Arşaklıların] da müttefiki olan, Saka soyundan Albanlar hükümdarı “Oroiz”in adları bu fikri yeterince desteklemektedir [Kırzıoğlu, 72:198-199].

Bu tarihi şahısların adları destanlara daha sonradan girmemiş ise, ki Alban hükümdarı Oroiz‟in adının M.Ö. 66 yılında tarih kayıtlarındaki tespiti bunu teyit etmektedir, “Rus” sözü ile “Oruz” sözü arasında bir ilişki olmadığını ortaya koymaktadır. Çünkü, Rus sözü ve Rus etnik kavim adı tarihte ancak M.S. VIII. yüzyıldan sonra ortaya çıkmıştır.

Bence tarihte ve destanlardaki bütün “Oruz” [ve diğer varyantları] adlarının kökeni, Saka hükümdarı Alp Tonga‟nın oğlu [veya kardeşi] Alp Arız‟a dayanmaktadır. Sakaların [İskitlerin] Hazar denizini kuzeyden ve güneyden dolaşarak Kafkasya ve Dağıstan‟daki Derbent [Demirkapı] şehrinin fethi, Alp Tonga oğlu  Alp Arız tarafından gerçekleştirilmiştir [Togan, 81:108].

Neticede, Alp Arız‟ın Kafkasya‟daki savaşları ve buna bağlı diğer tarihi olayların, Kafkas Nart destanları ve Dede Korkut destanlarında iz bırakmaması mümkün değildir. Hatta, Dede Korkut destanlarında anlatılan mekanın Kafkasya ve Kuzey Azerbaycan coğrafyası olması da bu fikre uygundur. Buraya kadar anlatılanlardan, M.F. Kırzıoğlu ve N.A. Baskakov‟un “Oruz” sözüyle ilgili etimolojilerinin pek tatmin edici olmadığı anlaşılmaktadır. Ben, Türk kültüründeki “Oruz” adının kökeninin Saka hükümdarı Alp Tonga‟nın oğlu Alp Arız‟a dayandığını ve bu “Arız” adının da Yunan mitolojisindeki “Ares”ten kaynaklandığını düşünüyorum.

Zeus ile Hera‟nın oğlu Ares, eski Yunan mitolojisinde en büyük savaş tanrısı olarak anlatılır. Ares aynı zamanda kıyımdan ve kan dökmekten hoşlanan, savaşçı düşünce tarzının temsilcisidir. Savaş tanrısı Ares, zırhlı, miğferli, kalkan, mızrak ve kılıçla donanmış olarak tam bir savaşçı görünümünde tasvir edilir [Grimal, 97:84].

Herodotos, Sakaların [İskitlerin] Papaios, Tabiti, Api, Oitosyros,  Argimpasa, Thagimasadas gibi belli başlı tanrıları hakkında bilgi verirken, Sakaların savaş tanrısı “Ares”in dışında heykel, sunak,tapınak kurma geleneklerinin olmadığını, kurban ve diğer dini törenlerin yalnız Ares için yapıldığını söylemektedir [Herodotos, 91:208-209].

Herodotos‟un anlattıklarından, Sakaların
 en çok önem verdikleri tanrının eski Yunan‟daki savaş tanrısı Ares olduğu anlaşılmaktadır. Fakat burada dikkat çeken önemli nokta, Herodotos, Sakaların tanrılarından bahsederken bunların adlarını da Saka dilinde verdiği halde, savaş tanrısı Ares‟in Saka dilindeki adını vermemiştir. Heredotos, Sakaların savaş tanrısından bahsederken, doğrudan “Ares” adını kullanmaktadır. Buradan da, Sakaların eski Yunan kültürünün etkisinde kaldığı anlaşılmaktadır.

Saka ve daha sonraki Türk kültüründeki “Arız” adının kaynağı, Saka veya eski Türk dilinden değil, eski Yunan mitolojisindeki savaş tanrısı “Ares”ten gelmektedir. Sakaların, savaş tanrısı Ares‟e bu kadar önem vermesi dolayısıyla da Sakalarda birtakım soylu kişilerin “Ares” [>Arız] adını kullanmaları mantıklı görünmektedir. Bunun en güzel örneği de Saka hükümdarı Alp Tonga‟nın oğlu Alp Arız‟ın adıdır.


Adilhan Adiloğlu


Kaynaklar
*Abayev V.İ., Djusoyev N.G., İvnev R.A., Kaloyev B.A., Nartlar - Asetin Halk Destanı, Çeviren: Kayhan Yükseler, YKY, İstanbul,1999.
*Adiloğlu, Adilhan., Karaçay Malkar Nart Destanları, Yeni Türkiye Dergisi-Türk Dünyası Özel Sayısı, Sayı: 15, Cilt I., Ankara,1997.
*Alekseyeva, E.P., Drevniyaya i Srednivekovaya İstoriya Karaçayevo-Çerkesii, Moskova, 1971.
*Appa, Adilhan., Nartların Demircisi Debet-I, Birleşik Kafkasya Dergisi, Sayı: 16, Eskişehir, 1998.
*Appa, Adilhan., Nartların Demircisi Debet-II, Birleşik Kafkasya Dergisi, Sayı: 17, Eskişehir, 1999.
*Baskakov, N.A., Türk Kökenli Rus Soyadları, Çeviren: Mülazım Kazımoğlu, TDK Yayınları, Ankara, 1997.
*Curtubayev M.Ç., Drevnie Verovaniya Balkartsev Karaçayevtsev, Nalçik, 1991.
*Dumezil, Georges., Kafkas Halkları Mitolojisi, Çeviren: Musa Yaşar Sağlam, Ayraç Yayınları, Ankara, 2000.
*Grimal, Pierre., Mitoloji Sözlüğü, Çeviren: Sevgi Tamgüç, Redaksiyon: Cenap Karakaya, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 1997.
*Habiçlanı Magomet., Karaçay Nart Eposnu Nartlarını Üsünden, Zamannı Avazı, Çerkessk, 1975.
* Habiçev, Magomet., Karaçay Nart Destanlarındaki Kahramanlar, Çeviren: Adilhan Appa, Kırım Dergisi, Sayı: 23, Ankara, 1998.
*Haciyeva, T.M., Nartskiy Epos Balkartsev i Karaçayevtsev, Moskova, 1994. *Herodotos., Herodot Tarihi, Çeviren: Müntekim Ökmen, Remzi Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1991.
*İnan, Abdulkadir., Adaş ve Sağdıç Kelimelerinin En Eski  Anlamları, Makaleler ve İncelemeler, TTK Yayınları, Ankara, 1987.
*İnan, Abdulkadir., Al Ruhu Hakkında, Makaleler ve İncelemeler, TTK Yayınları, Ankara, 1987.
*Kırzıoğlu, M. Fahrettin., Dede-Korkut Oğuznamelerine Göre Kars'ın Anı [Arpaçayı boyu] ve Kağızman Kesimindeki Kamsarakan/Kalbaş Hanedanı, VII. Türk Tarih Kongresi Bildirileri, Cilt I, TTK Yayınları, Ankara, 1972.
*Mijayev, M.İ., Bogoborçeskie Mifı Adıgov, Folklor Narodov Karaçayevo-Çerkesii Janr i Obraz, Çerkessk, 1988. Munçayev, R.M., Kavkaz Na Zare Bronzovogo Veka, Moskova, 1975.
*Musukayev, A., Bahsan Avzunda Birinci Elle, Şuyohluk, Sayı: 3,Nalçik, 1976.
*Noghumuka, Şora B., Çerkes Tarihi, Baha Matbaası, İstanbul,1974.
*Togan, Zeki Velidi., Umumi Türk Tarihine Giriş, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1981.
*Tuna, Osman Nedim., Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi İle Türk Dilinin Yaşı Meselesi, TDK Yayınları, Ankara, 1990.
*Turgiyev, T.B., Problemı Hronologii Bronzovogo Veka Sevornogo Kavkaza; Hronologiya Pamyatnikov Epohi Bronzı Sevornogo Kavkaza, Orconikidze, 1982


Ayrıca bkz.
ADİLHAN ADİLOĞLU





Sintaşlar 









4 Ocak 2016 Pazartesi

Akemenidler Döneminde Orta Asya



Arkeolojik kazılar Orta Asya topraklarında Milattan binlerce yol önce yerleşik hayatın başladığını ve insanların sulama usulüyle tarım yaptıklarını göstermektedir. Yerleşik hayatın başlamasıyla birlikte bölgede güçlü devletler de kurulmuştur.

Orta Asya'nın doğu ucu sayılan Tarım vadisinde atalarımızın Milattan beş bin yıl önce tarımla uğraşmaya başladıklarını gösteren bulgular mevcuttur. 1979 yılında Uyguristan Sosyal Bilimler Akademisi'nden bir grup arkeolog, Könçi nehri sahilinde eski bir mezar ortaya çıkarmıştı. Mezarda biri genç kadın, diğeri çocuk iki kişinin cesedi bulundu. Mezardaki ağaç parçalarının laboratuar analizi sonucunda bunların 6414 (+-117) yıl öncesine ait olduğu tespit edildi. Çocuğun yanındaki kamış sepet içinde buğday taneleri vardı, fakat bunlar zaman içinde eriyip toz haline gelmişti. (1) Bu durum, Tarım havzasında çok eski dönemlerde çiftçiliğin geliştiğini göstermektedir.

Tarım vadisinde sulama sisteminin ne zaman kullanılmaya başlandığı konusunda elimizde kesin bir veri yok. Her halukarda Orta Asya'nın doğu kesiminde yer alan Tarım vadisindeki ziraat, aynı bölgenin batı kesimindeki eski tarım kültüründen geri değil, belki daha da ileriydi.

Orta Asya halklarının tarihinin çok eski olduğunun bir delili de, onlarla Asuriler ve Mısır arasındaki ticari ilişkilerdir. Tarihi belgelere dayanarak uygarlığın en eski merkezlerinden birinin kendine özgü kültürüyle tanınan ve Fırat ile Dicle arasında yer alan Asuri devletinin kurulduğu bölgedeki uygarlık olduğu söylenebilir. Bu devlet günümüzden tam altı bin yıl önce kurulmuştu ve sınırları Mezopotamya'nın kuzeyine kadar uzanıyordu. İşte bu devletle Orta Asya halkları arasında Milattan dört bin yıl önce ticari ilişkiler kurulmuştu. Bu konudaki veriler reddedilemeyecek kadar kesindir. Örneğin Mezopotamya'da Milattan dört bin yıl önce yaşayan Kraliçe Şubat'ın mezarında bulunan takılarda Badahşan Zümrüdü vardı. Mısır'da da iki bin yıl öncesine ait zümrütlerin bulunması, Orta Asya ile Mezopotamya ve Mısır arasındaki ticari ilişkilere delalet etmektedir. (2) Çünkü bu zümrütler yalnızca Orta Asya'da bulunmaktaydı.

MÖ.8.yüzyıldan itibaren Orta Asya halkları arasında yer alan Bactria (şehirlerin anası anlamına gelen bu sözcük daha sonra Belh olarak değiştirilmiştir), Harezm ve Sogd (bazılarına göre sulu arazi anlamına gelen eski Türkçe bir sözcüktür) halkları burada devletler kurdukları dönemde atalarımız da Tarım vadisinde ve Cungarya'da devletler kurmuşlardı.

Bu tarihten bir yüzyıl sonra ise Orta Asya'da Pers Akemenid devleti kurulmuştu. Firdevsi, "Şehname"sinde Tacik ve Perslerin beş bin yıllık bir tarihinden söz etmektedir. Ancak, unutmamak gerekir ki, Şehname'de bazı gerçeklerin dışında tamamıyla hayal ürünü ve fantastik konular da işlenmiştir. Firdevsi, Arşaklı ve Keyan hanedanları (MÖ.3200-780) dönemi hakkında bilgiler vermektedir. Bu bilgiler rivayet ve efsane şeklinde olmakla birlikte, Akemenidlerle atalarımız, yani Orta Asyalı Turanlılar arasındaki ilişkilerle ilgili kayıtlar bizim için önemlidir.

Güvenilir bilgilere göre MÖ.8.yüzyılda şimdiki İran'ın batı bölgesi ile Azerbaycan toprakları üzerinde Med devleti vardı. Devletin başkenti Ekbatana yani şimdiki Hemeden idi. Zamanının en güçlü devleti olan Medya, yine İran'ın güneybatı kesiminde yaşayan Pers kabileleri tarafından fethedilmişti.

MÖ.700 yılında Pers meliki Akemen Medlere karşı isyan bayrağı açarak bağımsızlığını elde etti. Böylece İran'da Akemenidler iktidarı ele geçirdikleri dönemde Orta Asya ve civarında da Turan devleti vardı. Eski Yunanlıların "İskit" dedikleri ve Turanlılar İranlılarla uzun soluklu savaşlara girmişlerdi.

Pers Akemenid hükümdarlarının Orta Asya'da gözleri vardı ve Turanlılara defalarca saldırmışlardı. Turanlılar, Tur, Pişan, Afrasyab, Arcasib, Tomris ve diğer hükümdarlarının yönetiminde Akemenidlere karşı bağımsızlıklarını korumak için sürekli mücadele ettiler. Akemenid şehinşahları Turanlılara karşı düzenledikleri seferleri meşru göstermek için esrarengiz rüyalar gördüklerini ileri sürmüşlerdir. Örneğin Keyhüsrev'in anası güya rüyasında karnından bir asma dalı çıktığını ve dalın çok kısa zamanda büyüyerek tüm Asya'yı kapladığını gördüğünü belirtmişti. Saray müneccimleri bu rüyayı genç Keyhüsrev'e (1.Kambyz) Orta Asya'ya bir sefer düzenlemesi gerektiği şeklinde yorumlamışlar ve "Sen Orta Asya'nın Tanrı tarafından yaratılmış hükümdarı olacaksın" demişlerdir.

Şehname'de adı geçen Turan hükümdarlarından Tur, Akamenid şehinşahı Teispes'le, Pişan Kağan ise Artabanos ile savaşmıştır. Tarihi veriler de bu rivayeti doğrulamaktadır.

MÖ.625'de meşhur Turan hükümdarı Afrasyab, Artabanos ile girdiği bir savaşta Azerbaycan'da hayatını kaybetmiştir. Afrasyab, Akamenidlerle defalarca savaşmış, onları mağlup etmiş ve böylece Turan'ı ve Orta Asya'yı istilacıların eline düşmekten kurtarmıştır.

Akemenid hanedanı özellikle Keyhüsrev (Kuroş) zamanında hayli güçlenmiştir. Keyhüsrev (Mö.558-529) Medya'yı zaptettikten sonra Anadolu'yu ele geçirmiş; arkasından Fenikia ve Filistin'i istila etmiş; 538'de ise Babil'i alarak devletinin başkenti yapmıştır. Oğlu I.Kambiz ise Mısır'ı fetetmiş ve onun zamanında tüm eski Doğu Akemenidlerin hakimiyeti altına girmiştir. Keyhüsrev, 529 yılında Orta Asya sınırlarına saldırdığı sırada Turan melikesi (Massagetlerin kraliçesi) Tomiris tarafından öldürülmüştür.

1.Dara zamanında Akemenidler tarihlerinin en ihtişamlı dönemini yaşamış; İran'ın tamamı, Azerbaycan, Afganistan, Orta Asya'nın güney kesimi, Belucistan, Küçük Asya, Babil, Ermenistan, Suriye, Filistin ve Mısır Akemenidlerin hükümranlığı altına girmiştir. Dara'nın Orta Asya'yı fethiyle ilgili bilgi Behistun kaya kitabesinde mevcuttur. Anlatıldığına göre 1.Dara, 519 yılında aralarında Orta Asya halklarının da bulunduğu pek çok halkı fethetmesinin şerefine Hemedan'ın 65 km güneybatısındaki Behistun dağında bir kaya üzerine kitabe yazdırmıştır. 


Tarihte "Behistun Kitabesi" olarak bilinen bu kayanın bulunduğu boğaz üzerinden geçen yıl Babil'le Ekbatana'yı birbirine bağlıyordu. Beş yüz metre yükseklikteki bir kaya üzerine kazınan kitabenin üst kısmında ateş tanrısı ve güneşin resmi yer almaktadır. Sağ elini tanrıya doğru kaldıran Dara'nın sol ayağı mağlup edilmiş düşmanları ezmektedir. Dara'nın karşısında ise elleri arkadan bağlanmış, boyunlarından birbirine zincirlenmiş dokuz esirin kabartması yer almaktadır.

Behistun kitabesine kazınan yazıda Orta Asya'da yaşayan Saka, Sogd ve Harezm halklarından söz edilmekte, ama Massagetlerin adı geçmemektedir. Anlaşılan, o dönemde atalarımız Massagetler bağımsızlıklarını muhafaza etmekteydiler.

I.Dara, Orta Asya'nın bir kısmını fethettikten sonra oraya kendi satraplarını (genel vali) tayin etmiş ve böylece satraplıklar (genel valilik bölgeleri) ortaya çıkmıştır. Dara, Orta Asya'da hakimiyeti altında bulunan bölgeleri üç satraplığa bölmüştü. Ptoleme'nin kaydına göre Sır-derya'nın güneyinde yaşayan Soğd kabilelerinden biri 12.satrabın sınırları dahilindeydi. Bu kabile her yıl 360 talant (yaklaşık 860 bin altın sikke) vergi ödüyordu. Saka ve Kaspilerin yaşadıkları topraklar 15.satrabın bölgesi içindeydi ve bunlar her yıl 250 talant (600 bin altın sikke) vergi ödüyorlardı. Partya, Harezm ve Soğd toprakları 16.satrabın bölgesindeydiler ve yıllık 300 talant (700 bin altın sikke) vergi ödüyorlardı. (3)

Görüldüğü gibi Orta Asya halklarının durumu son derece ağırdı ve her yıl ödenen vergiler halkın omzuna yüklenmişti. Bu yüzden bölge halkı Akemenid boyunduruluğundan kurtulmak için defalarca isyan etmiştir. Örneğin MÖ.513 yılında Sakaların isyanını bastırmak için I.Dara Orta Asya'ya büyük bir ordu sevk etmek zorunda kalmıştır. O sırada Pers ordugahında Şirak adına bir Saka çoban peyda olmuştu ve ağır biçimde sakat bırakılmıştı. Vücudu baştan aşağı yaralarla kaplıydı. Burnu ve kulakları eriyip düşmüştü. Şirak, Perslere kendisini bu hale Sakaların getirdiğini, onlardan intikam almak için yanıp tutuştuğunu bildirdi. Persleri yalnızca kendisinin bildiği bir yoldan götürdü ve sonuçta Persler Sakaların arkasında bittiler. Yedi gün yedi gece yol gittikten sonra kendilerini çölün ortasında buldular. Şirak'ın kendilerine nasıl bir oyun oynadığını anladılar ve onu parça parça etmeye yeltendiklerinde Şirak onlara şöyle dedi: "Ben yendim! Eldaşlarımı kurtarmak için sizi açlık ve susuzluğun pençesine alıp geldim. Burada açlık ve susuzluktan öleceksiniz!" (4) Gerçi Persler Şirak'ı parça parça ettiler ama I.Dara'nın ordusu da Sakalar tarafından kılıçtan geçirildi.

Akemenid İmparatorluğu iç karışıklıklar ve dış saldırılar sebebiyle 4.yüzyıla doğru önemli ölçüde zayıflamıştı.

Turgun Almas - Uygurlar
Selenge yayınları
okuyalım/okutalım
(1) Xinjiang Gazetesi, 24 Şubat 1981 (Uygurca)
(2) Özbekistan SSSR Tarihi, 1/47b
(3) Aynı yerde
(4) Gafurov B.G.İstoriya Tadjikov Srednem Azii, çast2,glava3,s.36 (çince çevirisi)




...In this region however Darius I set up his Behistun text in three languages, Persian, Semitic and Turanian. 
Hence Dr.Oppert supposes the "Proto-Medes" to have 
been a Turanian race, akin to the old population of 
Susa further south, and to the Akkadians.....

Faits of Man - Forlong





8 Kasım 2015 Pazar

Ali Şir Nevai / Türk Dili



Men Türkçe başlaban rivayet
Qıldım bu fesâneni hikâyet.
Kim, şuhreti çün cahânga tolgay,
Türk eliğe dağı behre bolgay.
Nev çünki bükün cahânda etrâk
Köptür huştab'u safı idrâk.

A.Nevâî, 
"Mükemmel Eserler Toplamı", 9. Cilt, Taşkent 1992

Nevai'nin yaşadığı dönemde Farsça Edebiyat, Arapça'ysa Bilim diliydi. Bunu bilmek bile yaptığı işin büyüklüğü hakkında bir fikir verir. Nevai'nin başlattığı çığır bütün Orta Asya ve Anadolu'da yankılarını buldu. İran ve Hindistan saraylarında eserleri okundu, öyleki Çağatay lehçesine "Nevai Dili" denildi. 4 Türkçe 1 Farsça divan hazırladı, ayrıyeten 18 eseri daha var.

* 15 yy'da yaşamış olan Ali Şir Nevai, 1488 yılında Esterabad valisiyken yazdığı “Târîh-i Mülûk-i ‘Acem” (İran Memleketleri Tarihi) eserinde “Arjasp Binni Efrasiyab kim, Türk Padişahi erdi", derken Avesta'da geçen Arjasp'ın Alp Er Tunga olduğunu söyler. Kaşgarlı Mahmut‘dan sonra Türk diline hizmet eden en büyük Türk edebiyatçılarından biridir......

Nevali mesela,  Türkçe'de atın muhtelif yaşlarda olanlarına ayrı ayrı isimler verildiği halde Farsça'da sadece bir kelimeyle bunlar karşılanmaktadır demektedir. Nevali daha da ileri giderek Türklerin daha da zeki olduğunu, daha kolay dil öğrendiklerini ileri sürmüştür. Halbuki Farslar Türkçe'yi aynı kolaylıkla öğrenemezler, demektedir. 

Eserinde Türk dilinin üstünlüğünüde ispat ediyor. Burda yüz tane fiili alıyor, ve bu yüz fiil sizin övdüğünüz Fars dilinde bulunmamaktadır, bu Türk dilinin zenginliğinin ispatıdır, siz Fars dilinde şiir yazan şairler neden kendi dilinizi beğenmiyorsunuz? Oysa Türk dili zengin bir dil ve bu dilde eserler verin,  diyor. Bununla birlikte herhangi bir şairin kendi ustalığını Türk dilinde daha kolay göstereceğini söylüyor.


VE 




Ali Şîr Nevaî’nin doğumunun 550. yılı anısına 1991 yılında Rusya Merkez Bankası'nca basılan hatıra parası. Bu para ile ilgili Dünya Para Kataloğu'nda Almanca olarak şöyle yazmaktadır: "Alişer Navoi: tschagatai-türkicher Dichter aus Herat heute Afghanistan, Begründer der tschagataischen Literatur sprache und Dichtung Turkestans."
















Ali-Shir Nava'i 
one of the biggest Turkish poet, man of letters who lived in the 15th century.

 "A Tournament at Arms", Folio from a Divan (Collected Works) of Mir 'Ali Shir Nava'i 
(metropolitan museum: and again nothing about Turks-Turkish culture : the info is given "islamic"," iran"???)
Why are te "West" so afraid to use these words; 
Turkish Culture or Turkish, Turks?



Mir 'Ali Shir Nava'i - 1499–1500
photo:Divan (Collected Works) of Nava'i (Ali Şir Nevai)


"Horses in various ages have separately names in Turkish, but in Persian language just one. The Turks can learn another language easier than the Persians, however they can not learn Turkish so easily"


"A Scene of Conviviality at Court", 
Folio from a Divan (Collected Works) of Mir 'Ali Shir Nava'i



"Hunting Scene", Folio from a Divan (Collected Works) of Mir 'Ali Shir Nava'i


"A Contest of Skill in Archery on Horseback", Folio from a Divan (Collected Works) of Mir 'Ali Shir Nava'i

"Preparation For a Noon-Day Meal," Folio from a Divan (Collected Works) of Mir 'Ali Shir Nava'i



ek bilgi:

Türklere Arapçanın kutsal bir dil olduğunun benimsetilmesinde ne yazık ki Türk seçkinlerinin de etkisi büyük olmuştur. Türk dilcisi Ali Şir Nevai, Farsçanın biricik yazı dili olarak benimsendiği bir dönemde tüm gücüyle Farsçayı kötüleyip Türkçeyi yüceltmeye çalışmış, ancak söz Arapçaya gelince Farsçaya karşı dikilen boynu, Arapça önünde eğilmiştir. Arapça deyince akan sular durmuştur. Nevai, Arap dilininn üstünlüğünü benimsemesine bir gerekçe olarak, Kur'an'ın bu dille yazılmış olduğunu söylemektedir. Ancak Arapların başlangıçta Kur'an ayetleri kendilerine okunduğu zaman, bu kutsal buyruklara da, Tanrı'nın elçisi Muhammed'e de, yine o Arap diliyle sövdüklerini unutuvermiştir. Türkçenin üstünlüğünü savunurken; öte yandan Arapçanın Türkçeden de , bütün dillerden de üstün olduğunu söylemiştir. Arapların öteki uluslara, Arapçanın öteki dillere üstünlüğünü ileri sürüp buna inanmayanları cahillikle (bilgisizlikle), kafirlikle suçlandıran İbn Kuteybe'ye karşı çıkan Biruni, gerçekte Arapların daha cahil olup, İslam'a ayak diremede öteki uluslardan daha şiddetli olduklarını, Kur'an'dan alıntılarla kanıtlamıştır. Biruni'ye göre, ulusların birbirlerine üstünlük taslamaları, 
boş bir davranıştır, kötüdür.

Tanrının elçisi Musa, Yusuf, İsa, İbrahim ve Nuh Arapça falan konuşmuyordu. Tanrı Arapçadan başka dillerle bildirimde bulunduğuna göre, Tanrı'nın Arap dilini diğer dillerden daha üstün, diğer dillerden daha kutsal saymadığı apaçıktır.

Prof.Naim Onat'ın Arapçanın Türk diliyle Kuruluşu adlı kitabında şunlar yazılı:

"Arapça dünyanın en zengin lisanı sayılıyor. Kelime çok. Ancak lugat toplanırken muhtelif kabilelerin şive ve lehçeleri hep tesbit olunarak - hatta peltek söyleyenlerin telaffuzları bile sanki ayrı bir kelime imiş gibi gösterilerek- bunlar sanki ayrı ve başlı başına birer sözcük imişler gibi, madde başı yapılmışlardır. Lugatın hacmi işte böyle bölye yapay olarak şişirilmiştir. Arap filologları da bu hakikati belirtiyorlar."

Cengiz Özakıncı
Dil ve Din; Kur'an'ı Doğru Anlamak,2007



Farsçadaki Türkçe sözler

Farsça yabancı kelimelerin çok olduğu bir dildir ve bu dilde binlerce Türkçe kelime vardır. 1942’de Fuad Köprülü yazdığı bir makalede Farsçadaki Türkçe kelimelere dikkati çekmiş, 280 Türkçe kelime tesbit etmiştir (Fuad Köprülü, “Yeni Fariside Türkçe unsurlar”, Türkiyat mecmuası, 1942-45, 7-8, sayı, 1-6.).

Alman alimi Gerhard Doerfer, Farsçanın yüzde seksenini Arapça kelimelerin oluşturduğunu, lakin bu yüzden Farsçanın bir Sami dili sayılamayacağını söyler. F. K. Timurtaş da Farsçadaki Arapça kelimelerin Farsçadan fazla olduğunu kaydeder (F. K. Timurtaş, Osmanlıca Grameri, İstanbul 1964, 248. s.). Doerfer, Yeni Farsçada Türkçe ve Moğolca Unsurlar (Turkische und Mongolische elemente im Neupersischen, Wiesbaden, 1963, 1965, 1967, 1975) isimli 4 ciltlik eserinde bunlardan binlercesini tesbit etmiştir.

Doerfer’in kitabının 1. cildi Moğolca kelimelere ayrılmıştır. Burada Farsçaya giren 409 Moğolca söz yer almaktadır. 2, 3 ve 4. ciltler ise Farsçadaki Türkçe kelimelere ayrılmıştır. Burada da 2.000’e yakın Türkçe kelimeye yer verilmiştir. Ne yazık ki 4 ciltlik bu eser halen Türkçeye tercüme edilmeyi beklemektedir.

Arapçadaki Türkçe sözler

Türkçe en çok etkilendiği dil olan Arapçaya da binlerce kelime vermiştir. Cezayirli bir bilim adamı olan Mohammed ben Cheneb, 1922’de yaptığı “Cezayir konuşma dilinde muhafaza edilen Türkçe ve Türkçe aracılığı ile gelen Farsça kelimeler” adlı araştırmasında (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1966, 157-213. s.) isimli çalışmasında Cezayir Arapçasında 634 Türkçe kelime tesbit etmiştir.

Bu kelimelerin 72’si askerî, 31’i denizcilik, 39’u besin maddelerine ait kelimeler, 59’u alet ve kap kacak kelimeleri, 55‘i giyecek, 65’i sanatlarla alakalı, 313’ü ise çeşitli sahalara ait kelimelerdir. Cheneb, Türkçe özel adları çalışmasına dahil etmemiştir.

Ahmet Ateş, Cheneb’den müstakil olarak yaptığı bir araştırmada Arap edebî dilinde 539 Türkçe kelime tesbit etmiştir. Ateş Türkçe örnek kelimesinin dahi urnîk şeklinde ve “örnek, model, şekil” manasında Arapçaya geçtiğini de (çoğulu arânîk) kaydetmiştir (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler üzerine bir deneme”, Türk Kültürü Araştırmaları, 1965, 2. yıl, 1-2. sayı, 5-25. s.).

Hüseyin Ali Mahfuz, Bağdad Arapçasındaki 500 Türkçe kelimenin listesini yayımlamıştır (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler, 10. yüzyıla kadar”, Reşit Rahmeti Arat İçin, Ankara 1966, 26. s.).

Erich Prokosch adında bir Alman alimi de Sudan Arapçasına 259 Türkçe kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir. Bunların içinde ağa, balta, baklava, basma, bastırma, başıbozuk, binbaşı, birinci, bohça, boru, bölük, burma, burgu, damga, demir, doğru, dolap, dondurma, cebehana, çizme, gümrük, hekimbaşı, kanca, karakol, kavun, kavurma, kazan, kılavuz, kışlak, orta, sancak, şiş, tabur, temelli, topçu, yüzbaşı gibi kelimelerle –cı eki de vardır (Erich Prokosch, Osmanisches Wortgut in Sudan-Arabischen [Sudan Arapçasında Osmanlı Kelimeleri],Klaus Schwarz verlag,Berlin 1983,75 s.).

Son zamanlarda bu mevzuda çalışan Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerindeki Türkçe Kelimeler (İstanbul 1994) isimli eserinde Arapçaya şimdilik 941 kelimenin geçtiğini meydana koymuştur (Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerinde Türkçe Kelimeler,TDAV y.,İstanbul 1994,159 s.).

Aytacın çalışmasında Arapçaya geçen kelimelerin 179’unun meslek ismi, 75’inin yiyecek içecek ismi, 97’sinin çeşitli sıfatlar, 45’inin askerlikle ilgili kelimeler, 24’ünün özel isim, lakap ve unvan, 40’ının mekân ismi, 89’unun araç gereç ismi, 15’inin fiil, 52’sinin giyim kuşam ve dokumacılıkla ilgili isimler, 8’inin akrabalıkla, 6’sının madenlerle, 7’sinin hayvanlarla ilgili olduğu görülmektedir. (Toplamı 657’dir). Geri kalan 284’ü sair isimlerdir. Bunların içinde çavuş (çaviş veya şaviş şeklinde), topçu gibi çok kullanılan kelimelerle beraber, çapçak (kulplu ve madeni bir kap, eski Türkçede çamçak) ile sagu (ağıt), sagucu (ağıtçı) gibi günümüz lisanında kullanılmayan eski Türkçe kelimeler bile vardır.

Dr. Yusuf Gedikli - link






Sinan Meydan "El Cevap"


Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu "Etrüsk-Türk Bağı"



// TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI
________________________
________________________