farsça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
farsça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2016 Pazar

ASKER - ASGEiR - OSCAR



ASKER - ASGEİR - ESGER - OSCAR

Asker kelimesinin kökeni Farsça deniliyor. Türkçe'de ise Su/Sü diyorlar. Ama AS ve Ker olarak heceye ayırınca farklı bir anlam çıkıyor ortaya. "AS" ulu, tanrısallık, bir Türk boyunun adı ; "KER" ise sınır, gören, çadır, mesken, kötülük anlamlarına geliyor. Bir de Germek, gerilmek var tıpkı mızrağın gerilerek atılması gibi.... Şahsen, Asker kelimesinin Farsça’dan geldiğini düşünmüyorum, özellikle de Türk boylarının göçleri, Türkçe’nin Akadca ve Arapça üzerindeki etkisi, uzun zaman Türklerle kültürel ve dilsel iletişimde olan Farslar varken. Aynı zamanda, ASKAR Orta Asya Türkleri (Kazakistan) arasında erkek adı olarak kullanılmaktadır.

İskandinavlar’da ise Asgeir’in anlamı As-Tanrı ; Geir-Mızrak, yani Asgeir-Tanrı’nın Mızrağı anlamına geliyor. Odin Tanrı olarak görülüyorsa onun mızrağı olmalı. Asgeir’den türetilen isim ise Oscar. Oscar kelimesinin Eski İrlandaca'dan (Keltce) İngilizce'ye girdiği varsayılır. Peki ne anlama geliyor? Yabancı, dışarıdan gelen, profesyonel olmayan, düşman ve geç dönem şiir edebiyatında SAVAŞÇI, KAHRAMAN. (wiki) Anglo Sakson göçleri 5.ve 6.yy'da gerçekleşir. O tarihten önce Odin ve Halkı İskandinav topraklarına girmiştir. Bu arada Atilla'nın ölümünden sonra da Halk her yöne dağılır, hatta İskandinavların arasına bile karışmıştır. Hunların en güçlü boylarından biri de Esgil / Esgel' dir. Macaristan'da yaşayan Sekel Türklerinin atalarındandır ve bu Sekel boyları, yani /Esgel/Asgel/Sekler "Sınırı koruyucuları" olarak görev yapar.

Asker, "Ulu Savaşçı", "Ulu Korucular", "Sınır Muhafızları" demektir. Asker kelimesinin ne arapça, ne de farsçayla bir ilgisi vardır! Asgeir - Esgel - Segel - Esger - Asker - Oscar kelimeleri aynı kökten doğmuştur ve TÜRKÇE'dir.

SB.


Servet Somuncuoğlu : "Kırgızistan'da Tanrı Dağları'nın kollarından Aladağlar üzerinde, deniz seviyesinden dört bin metre yükseklikte yer alan 
Saymalıtaş'ın 
en çarpıcı resimlerinden biri: At Üstünde Ayakta Ok Atan Süvari."
Turkish Petroglyph



OSCAR adı yabancı kaynakta nasıl geçiyor?:

Name OSCAR
GENDER: Masculine
USAGE: English, Irish, Portuguese (Brazilian), Swedish, Norwegian, Danish, Irish Mythology
PRONOUNCED: AHS-kər (English)
Meaning & History
Possibly means "deer friend", derived from Gaelic os "deer" and cara "friend". Alternatively, it may derive from the Old English name OSGAR or its Old Norse cognate ÁSGEIRR, which may have been brought to Ireland by Viking invaders and settlers. In Irish legend Oscar was the son of the poet Oisín and the grandson of the hero Fionn mac Cumhail. This name was popularized in continental Europe by the works of the 18th-century Scottish poet James Macpherson. 

Elizabeth Gidley Withycombe, link
The Oxford Dictionary of English Christian Names (1945)


Name OSGAR
GENDER: Masculine
USAGE: Anglo-Saxon
Meaning & History
Derived from the Old English elements os "god" and gar "spear".
Related Names: OTHER LANGUAGES: Ansgar, Ansigar (Ancient Germanic), Ásgeirr (Ancient Scandinavian), Ansgar, Asger (Danish), Ansgar (German), Ásgeir (Icelandic), Ansgar, Asgeir (Norwegian), Ansgar (Swedish)

Name ASGER
GENDER: Masculine
USAGE: Danish
Meaning & History
From the Old Norse name Ásgeirr, derived from the elements áss meaning "god" and geirr meaning "spear".

***

“Göktürk yazıtlarında, kuzeyde, Kögmen dağlarında Kırgızların komşuluğunda yaşayan Az Budun'dan bahsedilir. Burası, Türklüğün en doğu sınırıdır ve hemen ondan sonra etnik Moğol sınırı başlar.  Tarihte Asların anıldığı en ilginç yer ise İzlanda olmalıdır. Kuzeyin German asıllı halkları, mitolojik ögeler yükleyerek tarihlerini saga denilen destanlarda yaşatmışlardır. Snorri Sturluson adlı İzlandalı bir Viking, bundan sekiz asır önce, 1222-1225 yıllarında halkı içindeki bu sagaları toplayarak Heimskgringla adlı bir kitap hazırlamıştır.

Buna göre As halkı eski zamanlarda Troya'dan çıkmış ve Saks ülkesine (Saksonya) gelmiştir. Burada yerleşip bir süre yaşadıktan sonra daha kuzeye İskandinavya'ya gitmişlerdir. Yerli ahali bu yabancı insanları hayranlıkla karşılamış ve tazim etmiştir. Böylece içinde yaşadıkları toplumla bütünleşen ve İskandinav kızlarıyla evlenen As savaşçıları zamanla erimişler, ama önemli izler bırakmışlarıdır. En önemli izler Sturluson'un eserinde kalmıştır: "Troya Türk ülkesidir...Türklerin ülkesini terk edip...Avrupa'ya gelen Aslar buraya Türk töresi getirdi ve burada Türklerin koyduğu yasalar uygulandı..."

Doğrudan Türk kelimesinin geçmesi oldukça ilginçtir. Bunu 13.yüzyılda artık Türk isminin yerleşmiş olmasına ve Anadolu ve Azerbaycan'ın Türk ülkesi olarak görülmesine vermek mümkündür. İskandinavyalı Aslar açık şekilde Türkçe olan pek çok yer adı bırakmışlardır : Asgaard (As-kent)….

Osman Karatay
İran ile Turan: Hayali milletler çağında Avrasya ve Ortadoğu


Ynglinga’da bu Asya tarifi yoktur ama Prose Edda’da olmayan bir bilgiyi verir ve As halkından bahseder: “Don nehrinin doğusundaki memlekete Asaland veya Asaheim (As ülkesi veya yurdu) denir ve bu memleketin başşehrini Ásgard adlarlar.”

Aynı yazarın bir eserinde kıta tarif edilirken, diğerinde o kıtaya isim veren halktan bahsedilmesi herhalde Sturluson’un araştırmalarının gelişimiyle alakalıdır. 1220 sonrasındaki araştırmalarında As halkıyla ilgili bilgileri derinleşti ve bunun sadece bir kıta adı olmadığına kanaat getirerek ve eski kaynaklardan As yurdunun tam yerini tespit ederek Ynglinga’ya ekledi. Bu As bahsi Sturluson’un bilgisinin güncelliği veya eskiliği konusundaki tartışmalarda şaşırtıcı bir gerçeğe işaret eder. Hunların gelişinden önceki dönemde Don nehrinin doğusundaki Aral boylarına kadar uzanan düzlüklerde As adlı bir kavim başı çekiyordu.

Bu bahisleri tastamam efsane, dolayısıyla uydurma olarak gören halkiyatçılar, ardından adı geçen mekân ve kavramlara derin mitolojik manalar yüklemişlerdir. Örneğin, Asgard basitleştirici bir anlatımla tanrıların mekânı olarak sunulur. Merkezîdir. Onun etrafında Midgard (‘Orta Kent’) vardır. Burası insanların mekânıdır. Bilinen dünya ile engin okyanuslar arasında ise devlerin mekânı vardır (O'Donoghue 2008: 17). Hâlbuki burada tarihi bir hadiseye işaret edilmektedir. Bir göç vardır.

Osman Karatay - link
“Kral Odin’in Turkland’dan İskandinavya’ya Göçü”, Halk Kültüründe Göç Uluslararası Sempozyumu, 
(28-30 Mayıs 2010, Balıkesir), yay. Ali Duymaz, İstanbul 2012, s.532-539)

"Kurt Ağzı" Sancağı ile Ayakta bir Atlı Savaşçı
TÜRK KAYA RESİMLERİ - LENA / SİBİRYA
"Rusların verdiği tarihlendirme MÖ 14000-12000"
Kaya Resimler  → Tamgalar  → Alfabe

A Standing Turkish Warrior with "Wolf Mouth" Banner
TURKİSH PETROGLYPHS - LENA / SİBERİA
"14000-12000 PROTO - TURKS" said by the Russians.
Petroglyphs → Tamgas (mark,symbol) → Alphabet
Servet Somuncuoğlu "From Siberia to Anatolia - The Turks on the Rocks."

"Till the 13th c Sibir, later Siberia, is also coming from the Turkish root Sabir." 
Prof. Dr. László Rásonyi (1899,1984, Hungarian Turkologist) (Sibir is also known as Subar-SB)




KER: Kötü Varlık
Eşdeğer : GER/KİR/GİR

Çoğu zaman sıfat olarak kullanılır. O varlığın kötücül bir özelliğe sahip olduğunu gösterir. Hepsinde bulunan ortak bir özellik olarak tek ayaklı, tek gözlü, tek kollu, kel varlıklardır. Öteki aleme ait canlılar daima tek gözlü olarak betimlenir. Bu nedenle “Ker” sözcüğünü Kör anlamına geldiğini öne süren görüşler de mevcuttur. Sümerlerde “Kur” adlı bir yeraltı canavarı bulunur ki, yeraltında yaşayan varlıkların “Ker” sözcüğü ile tanımlanmasının kökeni buradadır. Yeraltında yaşadığına inanılan ve insanı sakalıyla boğup öldürdüğü söylenen, dirsek boyundaki Kerle adlı kötü varlıklar da bunların bir türüdür. Bu sıfatla anılan altı önemli varlık bulunur:

KER Yutpa : Yeraltı Ejderi - KER Abra : Yeraltı Yılanı
KER Arat : Yeraltı Balığı - KER Doydu : Yeraltı Balığı
KER Köylek : Yeraltı Cadısı - KER Ayna : Yeraltı Şeytanı

Anlamı: (KİR/KER/GER). Kirlilik ve kötülük bildirir. Moğolca HİR/KİR sözcüğü kirlilik, kötülük anlamları taşır. “Altını şer, incisi ker” şeklindeki halk deyiminde de bu kavram görülmektedir. Geri sözcüğü ile aynı kökten türemiştir. Bu kavram eski Türkçe’de ve Moğolca’da aynı zamanda SINIR, KENAR anlamı taşır ve KİRE/KER/HER/HOR olarak ifade edilir. Kör sözcüğüyle bağlantılı olması da muhtemeldir. Kör kelimesinin kökeni pek çok kaynakta Farsça olarak gösterilir. Fakat Türkçe’deki GÖR köküyle bağlantısı göz önünde bulundurularak Farsça’ya Türkçe’den geçmiş olma olasılığı dikkate alınmalıdır.

Türk Söylence Sözlüğü
Deniz Karakurt

***

GER = ÇADIR- OTAĞ 
(yabancı dile yanlış olarak giren YURT, ki o da Türkçe'dir. -SB)

Ger ve Kutsal Daire

Batılılar tarafından yurt olarak bilinen ger, Moğolların geleneksel yaşam mekanlarıdır. Yuvarlak bir örgü duvar üstüne monte edilmiş merkezi bir duman çıkış halkasından (tono) yayılan direklerden (uni) inşa edilmiştir ve Amerikan Güneybatısı yerlileri Navahoların hooghan'larına yakın bir benzerlik arz eder. Ayrıca, Tsantang ve Urianhai dahil birçok Siberia halkı tepee'lerde yaşar. Her durumda ger'in konumu ve sembolizmi bütün Moğol toplulukları için geçerli olmaktadır. Göçebe yaşantısı gereği seyahatlerine uymak üzere ger ve tepee'ler (yurt) kolay sökülüp takılmak için tasarlanmışlardı, ama yine de nerede kurulursa da ger'in görüntü ve anlamı değişmez. 

Moğol Şamanizmin Ana Hatları - Julie Stewart
Çeviren Kemal Menemencioğlu / link


***

... Kerekülüg begleri bodunı yapısındaki kerekülügü kolayca “çadırlı, göçebe” olarak çevirmek pek anlamlı görünmemektedir. Belli ki Tokuz Oğuzlardan başlamak suretiyle boy veya topluluk adları sayılmaktadır. Bu kelime grubunu “çadırlı beyleri ve milleti” şeklinde çevirmek boy-millet sırasını da bozmaktadır. Üstelik o devirde bozkırın olumsuz etkisiyle çadır dışında yaşayan insanların veya boyların olamayacağını söylemek mümkündür. Zaten bugün de Moğolistan’ın büyük şehirleri dışındaki yörelerde insanlar hâlâ çadırlarda yaşamaktadır. O zaman bütün sorun kerekülüg kelimesi üzerindedir. Tokuz Oğuzlar, Eki Edizler ve Kerekülüg begleri. Bu şekilde bir sıralamada kerekülüg kelimesinin bir boy veya topluluğun adı olması gerekir. Öyleyse kerekülüg begleri ibaresini “çadırlı, göçebe” değil de “Kazaklı beyleri, Kırımlı beyleri” gibi “Kerekülü beyleri” şeklinde anlamak gerekir.

Kerekülüg kelimesinin kökünün eski Moğolca ker kelimesiyle aynı olduğunu düşünüyoruz.Günümüz Moğolcasında bu kelime ger şeklinde olup, “çadır, yurt” anlamlarına gelmektedir: ger “yurt, çadır, keçe çadır; yerleşim yeri, ikametgâh; mesken ev” (LESSING 2003: 603); Kalmukçada ger “zelt,jurte, haus; familie, heim; haus”, Ramstedt ger kelimesinin Tib. gur kelimesinden alınmış olabileceğini düşünmektedir, (RAMSTEDT 1976: 134.)

Bütün bunlardan hareketle kerekülüg kelimesi Türkçe gramer kurallarına göre kök ve eklerine ayrıştırılırsa ortaya şu çıkar: < ker + AgU + lUg. + AgU topluluk (kolektif) bildiren ekle ilgili olarak Kök Türk metinlerinden şu örnekleri vermek mümkündür: ikägü “iki parça” (< *ekägü), üçägü “üçü birlikte”; buçegü < bu + üçegü “bu üçü”, (TEKİN 2000: 133, ayrıca krş. ERDAL 1991: 93-97.)

SONUÇ: Bilge Kağan Yazıtı Doğu yüzü 1. satırında geçen kerekülüg kelimesi “çadırlı, göçebe”olarak çevrilmekteydi. Altı Sir’lerden başlamak suretiyle bu bölümde Türk boy veya topluluk adları sayılmaktadır. “Altı Sirler, Dokuz Oğuzlar, İki Edizler, Çadırlı beyleri, milleti” şeklinde yapılan bir çeviri boy adı sıralamasındaki sırayı bozmakta, cümlenin anlamını tam olarak ifade edememektedir. Bize göre bu bölüm şu şekilde çevrilmelidir: “Altı Sirler, Dokuz Oğuzlar, İki Edizler, Kerekülü beyleri ve milleti”. Buradaki kerekülüg kelimesi bir Türk boyu veya topluluğunun adı olmalıdır. 

KEREKÜLÜG BEGLERİ - Erhan AYDIN / link
(International Journal of Central Asian Studies, Vol. 10-1, 2005, 23-31)

***

"En eski Moğolca metinler dahi, Moğol dilinin Türkçenin tesiri altında kaldığını göstermektedir."

Doç. Dr. Ahmet TEMİR
DTCF, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 1955, c 13, s 1-2

***

"Tespitlere göre, Göktürk belgelerindeki bütün kelime adedi, ancak 11.000 ile ifade edilmekte olup bunun hemen yarısı olan 5.302 kelime çözümlenmeye en uygun uzunluk ve mükemmeliyette bulunan üç yazıta aittir. Böyle olmasına rağmen, henüz bu yazıtlar bile, bazı karanlık ve izaha muhtaç noktalar bulunmasından dolayı, hâlen büyük emekler beklemektedir." der Aydemir. 

KÜL TİGİN YAZITI’NDAKİ ‘ER AT’ KELİMESİ ÜZERİNE, 2012
Âdem AYDEMİR / link





BUGÜNKÜ İNGİLİZCE İLE KIYASLAMA YAPARSAK

Bugün Türkçe de : Türk Dil Kurumu'na göre 111 bin 27 kelimenin 14 bin 1981’i yabancı kökenli (acaba!).

Yılmaz Asil'e göre ise; Bu yanlış bir sayıdır, Türkçe üretir bu yüzden sonsuzdur. / link

Bugün İngilizce de ise: 171.476 kelimeden 47.156'sı eski kelime, 9.500'ü türetilmiş kelimedir.

"The Second Edition of the 20-volume Oxford English Dictionary contains full entries for 171,476 words in current use, and 47,156 obsolete words. To this may be added around 9,500 derivative words included as subentries. Over half of these words are nouns, about a quarter adjectives, and about a seventh verbs; the rest is made up of exclamations, conjunctions, prepositions, suffixes, etc. And these figures don't take account of entries with senses for different word classes (such as noun and adjective)." / link


Yani, Eski Kelime 47.156 derken... Ortaçağ İngilizcesi mi? Ondan önce mi? Çünkü, henüz İngiltere "İngiltere" değilken, Türk Kağanlığı (Göktürk) döneminde bile 11.000 kelimesiyle Türkler var. İngilizce ise MS.5.yüzyıldan sonra İngiltere'ye göç eden Jütler ve Anglo-Saksonlar'la gelişmeye başladı. 

"The history of the English language really started with the arrival of three Germanic tribes who invaded Britain during the 5th century AD. These tribes, the Angles, the Saxons and the Jutes, crossed the North Sea from what today is Denmark and northern Germany. At that time the inhabitants of Britain spoke a Celtic language. But most of the Celtic speakers were pushed west and north by the invaders - mainly into what is now Wales, Scotland and Ireland." Old English (450-1100 AD) / link


Ne diyordu H.G.Wells, Yuan Chwang’ın 7.yy’da Türk topraklarının tasvirinden sonra: “Hatırlanmalı ki, o dönemde böylesine bir kent Anglo-Sakson İngiltere’sinde yoktu”

"At that time we must remember, there was hardly such a thing as a town in Anglo-Saxon England...." H.G.Wells. / link


Sutton Hoo bir Anglo-Sakson kurganı olmakla birlikte kurban edilmiş atıyla Türk kültürünü gösterir. Buluntular bile Hun-Avar kültürüne benzerdir. / link




Sekel Türkleri
ASKER - SEKEL - SEKLERS (SEGEL = SINIR MUHAFIZLARI)
Seklers. (Segel=border guard)
SEGEL - ESGEL - ASGEL - ASGER - ASGEİR !?!

In Hungarian mythology the youngest son of Attila (Etele) was called Csaba, which in Turkic and old Hungarian also meant shepherd, the “shepherd of the people”. This legend is about the mythical guardianship he symbolizes for the people of Transylvanian Hungarians who treat him as their ancestor and guardian “angel” in a loosely translated sense. The Transylvanian-Hungarian anthem even calls to him for his protection.

After the death of Attila in 453AD, his elder son Aladár, rushed to take the reins of government. The Germanic chiefs and their allies were able to surprise and kill him before he reached his destination. His brothers, scattered over the country, were pushed out by the rebellion of the Gepids, Sverves and Visigoths (Germanic tribes). Dengezik ruled from the area of the Don and Dniper rivers, a still large Hun Empire, constantly fighting the Gepids, Goths and Byzantium (Eastern Roman Empire). In 469 he died in battle. The Hun nations however continued in this region.

Attila’s youngest son Chaba (historic Irnak), whose mother was the daughter of the Byzanteen general Honorius, relinquished the Carpathian basin with his depleted nation, to rejoin his eastern relations. They returned to strengthen themselves, so they may be strong enough to return and also to cleanse Attila’s holy sword in the waves of the circular sea, to restore it’s magical powers.

At the border territory of Transylvania, he left 3,000 young warriors under the leadership Örmedzur, to keep guard over the land. These men were the ancestors of the Seklers. (Segel=border guard). The field of Chigle was their home, which today is the country of Csík in Transylvania. Before their separation Chaba prayed to their god Damacsek, that whenever his people were in trouble the forces of nature shall warn him, and he will return to protect them, even from the ends of the earth. The message carriers of earth, water, air, and fire will reach him wherever he might be....

...the Sekel has been at guard on the frontier and soon perhaps this trust will no longer be required… (Through most of Hungarian history their special charge was boarder-guardsmen.)...


Fred Hamori




Türk Boyları :

Eseg/Esgil/Askel tribes, .../link

Ezgil/Ezgel (Ch. Asitsze) tribe was described in the Chinese annals as strongest tribe of the Hun confederation... / link

Red Huns “Hermihions” (Esgil/Ezgel/Esegil/Eseg/Izgil/Ishkil/Ichgil/Äsägel/ /Askel/Askil/Sekler/Szek (ler)/Ch. Asitsze/Pin. Asijie, Sijie/Hermihions), ... / link

NOT: HERMİHİON veya KERMİHİON (HİON) ya da KIZIL HUNLAR aynı zamanda ABDAL-EFTALİT-AK HUNLAR olarak ta geçer... / link SB : 




İskandinavların arasına karışan Hun-Türkler:

"Swedish Professor Åke Daun show that foreigners perceive Swedes as being cold heartless people with a sluggish mind. These are traits that can be attributed to their Attila-genes.... According to Professor of Archeology at the University of Oslo, Lotte Hedeager, the old Norwegian (and also Swedish) ruling class consisted of Huns. ... many of the names given in the Nordic sagas are parallel to the names of Hunnic kings, like Halfdan (Huldin), Roar (Ruga), Ottar (Ottar), and Adils (Attila). ... Atle, which is derived from Attila, is a common name in present day Scandinavia."

By Tor G. Jakobsen, NTNU


***

Bir de:

Ordu (Askeri)- Düzen (Disiplin, Yasa, Kamu düzeni)

Ordo - Ordu kelimesi Türkçedir. Orhun Yazıtları'nda Ordu kelimesi geçer ve hakan konağı, saray karargah anlamındadır. Moğolca'ya da Türkçe'den geçmiştir, tıpkı Kızıl (Altın) Orda'daki gibi. Taşağıl hoca, "13.yy'a kadar Moğolca ile Türkçe arasında ayrım yapamazlar" der. Kaşgarlı Ordu'yu hakanın oturduğu şehir olarak açıklar. 350 milyon Türk dünyası varken listeye bile almamışlar. İşte bu Emperyal düşüncenin bir ürünüdür. Demek ki, buralarda milattan önceki dönemde de Türkçe konuşan halkların varlığı söz konusu, kısaca Türkler varmış. Latince'ye bile Türkçe'den girmiştir. Arsız, hangi Latince? wikide latin diye geçiyor da!!

Türkçe'nin izini Akadlar'da, Etrüskler'de, Pelasglar'da, İskandinavlar'da, Germanlar'da, Slavlar'da, Yerlilerde, İngilizce'de görüyoruz. İngilizce sanılan kaç Türkçe Kelime var acaba? Orhun Kitabeleri'nde 11.000 kelimemiz varken, İngilizce nasıl dünya dili olabiliyormuş efendim? bu işte bir bit yeniği var ya... ;)

Turkicworld sayfasından Language bölümünde Türkçe'nin diğer dillere olan etkisini görebilirsiniz.



ilgili:




8 Kasım 2015 Pazar

Ali Şir Nevai / Türk Dili






Men Türkçe başlaban rivayet
Qıldım bu fesâneni hikâyet.
Kim, şuhreti çün cahânga tolgay,
Türk eliğe dağı behre bolgay.
Nev çünki bükün cahânda etrâk
Köptür huştab'u safı idrâk.

A.Nevâî, 
"Mükemmel Eserler Toplamı", 9. Cilt, Taşkent 1992






Nevai'nin yaşadığı dönemde Farsça Edebiyat, Arapça'ysa Bilim diliydi. Bunu bilmek bile yaptığı işin büyüklüğü hakkında bir fikir verir. Nevai'nin başlattığı çığır bütün Orta Asya ve Anadolu'da yankılarını buldu. İran ve Hindistan saraylarında eserleri okundu, öyleki Çağatay lehçesine "Nevai Dili" denildi. 4 Türkçe 1 Farsça divan hazırladı, ayrıyeten 18 eseri daha var.



* 15 yy'da yaşamış olan Ali Şir Nevai, 1488 yılında Esterabad valisiyken yazdığı “Târîh-i Mülûk-i ‘Acem” (İran Memleketleri Tarihi) eserinde “Arjasp Binni Efrasiyab kim, Türk Padişahi erdi", derken Avesta'da geçen Arjasp'ın Alp Er Tunga olduğunu söyler. Kaşgarlı Mahmut‘dan sonra Türk diline hizmet eden en büyük Türk edebiyatçılarından biridir......


Nevali mesela,  Türkçe'de atın muhtelif yaşlarda olanlarına ayrı ayrı isimler verildiği halde Farsça'da sadece bir kelimeyle bunlar karşılanmaktadır demektedir. Nevali daha da ileri giderek Türklerin daha da zeki olduğunu, daha kolay dil öğrendiklerini ileri sürmüştür. Halbuki Farslar Türkçe'yi aynı kolaylıkla öğrenemezler, demektedir. 

Eserinde Türk dilinin üstünlüğünüde ispat ediyor. Burda yüz tane fiili alıyor, ve bu yüz fiil sizin övdüğünüz Fars dilinde bulunmamaktadır, bu Türk dilinin zenginliğinin ispatıdır, siz Fars dilinde şiir yazan şairler neden kendi dilinizi beğenmiyorsunuz? Oysa Türk dili zengin bir dil ve bu dilde eserler verin,  diyor. Bununla birlikte herhangi bir şairin kendi ustalığını Türk dilinde daha kolay göstereceğini söylüyor.






VE 








Ali Şîr Nevaî’nin doğumunun 550. yılı anısına 1991 yılında Rusya Merkez Bankası'nca basılan hatıra parası. Bu para ile ilgili Dünya Para Kataloğu'nda Almanca olarak şöyle yazmaktadır: "Alişer Navoi: tschagatai-türkicher Dichter aus Herat heute Afghanistan, Begründer der tschagataischen Literatur sprache und Dichtung Turkestans."










Ali-Shir Nava'i  
one of the biggest Turkish poet, man of letters
who lived in the 15th century.



 "A Tournament at Arms", Folio from a Divan (Collected Works) of Mir 'Ali Shir Nava'i 
(metropolitan museum: and again nothing about Turks-Turkish culture : the info is given "islamic"," iran"???)
Why are te "West" so afraid to use these words; 
Turkish Culture or Turkish, Turks?





Mir 'Ali Shir Nava'i - 1499–1500
photo:Divan (Collected Works) of Nava'i (Ali Şir Nevai)


"Horses in various ages have separately names in Turkish, but in Persian language just one. The Turks can learn another language easier than the Persians, however they can not learn Turkish so easily"





"A Scene of Conviviality at Court", 
Folio from a Divan (Collected Works) of Mir 'Ali Shir Nava'i





"Hunting Scene", Folio from a Divan (Collected Works) of Mir 'Ali Shir Nava'i



"A Contest of Skill in Archery on Horseback", Folio from a Divan (Collected Works) of Mir 'Ali Shir Nava'i



"Preparation For a Noon-Day Meal," Folio from a Divan (Collected Works) of Mir 'Ali Shir Nava'i







ek bilgi:


Türklere Arapçanın kutsal bir dil olduğunun benimsetilmesinde ne yazık ki Türk seçkinlerinin de etkisi büyük olmuştur. Türk dilcisi Ali Şir Nevai, Farsçanın biricik yazı dili olarak benimsendiği bir dönemde tüm gücüyle Farsçayı kötüleyip Türkçeyi yüceltmeye çalışmış, ancak söz Arapçaya gelince Farsçaya karşı dikilen boynu, Arapça önünde eğilmiştir. Arapça deyince akan sular durmuştur. Nevai, Arap dilininn üstünlüğünü benimsemesine bir gerekçe olarak, Kur'an'ın bu dille yazılmış olduğunu söylemektedir. Ancak Arapların başlangıçta Kur'an ayetleri kendilerine okunduğu zaman, bu kutsal buyruklara da, Tanrı'nın elçisi Muhammed'e de, yine o Arap diliyle sövdüklerini unutuvermiştir. Türkçenin üstünlüğünü savunurken; öte yandan Arapçanın Türkçeden de , bütün dillerden de üstün olduğunu söylemiştir. Arapların öteki uluslara, Arapçanın öteki dillere üstünlüğünü ileri sürüp buna inanmayanları cahillikle (bilgisizlikle), kafirlikle suçlandıran İbn Kuteybe'ye karşı çıkan Biruni, gerçekte Arapların daha cahil olup, İslam'a ayak diremede öteki uluslardan daha şiddetli olduklarını, Kur'an'dan alıntılarla kanıtlamıştır. Biruni'ye göre, ulusların birbirlerine üstünlük taslamaları, 
boş bir davranıştır, kötüdür.

Tanrının elçisi Musa, Yusuf, İsa, İbrahim ve Nuh Arapça falan konuşmuyordu. Tanrı Arapçadan başka dillerle bildirimde bulunduğuna göre, Tanrı'nın Arap dilini diğer dillerden daha üstün, diğer dillerden daha kutsal saymadığı apaçıktır.

Prof.Naim Onat'ın Arapçanın Türk diliyle Kuruluşu adlı kitabında şunlar yazılı:

"Arapça dünyanın en zengin lisanı sayılıyor. Kelime çok. Ancak lugat toplanırken muhtelif kabilelerin şive ve lehçeleri hep tesbit olunarak - hatta peltek söyleyenlerin telaffuzları bile sanki ayrı bir kelime imiş gibi gösterilerek- bunlar sanki ayrı ve başlı başına birer sözcük imişler gibi, madde başı yapılmışlardır. Lugatın hacmi işte böyle bölye yapay olarak şişirilmiştir. Arap filologları da bu hakikati belirtiyorlar."

Cengiz Özakıncı
Dil ve Din; Kur'an'ı Doğru Anlamak,2007






Farsçadaki Türkçe sözler

Farsça yabancı kelimelerin çok olduğu bir dildir ve bu dilde binlerce Türkçe kelime vardır. 1942’de Fuad Köprülü yazdığı bir makalede Farsçadaki Türkçe kelimelere dikkati çekmiş, 280 Türkçe kelime tesbit etmiştir (Fuad Köprülü, “Yeni Fariside Türkçe unsurlar”, Türkiyat mecmuası, 1942-45, 7-8, sayı, 1-6.).

Alman alimi Gerhard Doerfer, Farsçanın yüzde seksenini Arapça kelimelerin oluşturduğunu, lakin bu yüzden Farsçanın bir Sami dili sayılamayacağını söyler. F. K. Timurtaş da Farsçadaki Arapça kelimelerin Farsçadan fazla olduğunu kaydeder (F. K. Timurtaş, Osmanlıca Grameri, İstanbul 1964, 248. s.). Doerfer, Yeni Farsçada Türkçe ve Moğolca Unsurlar (Turkische und Mongolische elemente im Neupersischen, Wiesbaden, 1963, 1965, 1967, 1975) isimli 4 ciltlik eserinde bunlardan binlercesini tesbit etmiştir.

Doerfer’in kitabının 1. cildi Moğolca kelimelere ayrılmıştır. Burada Farsçaya giren 409 Moğolca söz yer almaktadır. 2, 3 ve 4. ciltler ise Farsçadaki Türkçe kelimelere ayrılmıştır. Burada da 2.000’e yakın Türkçe kelimeye yer verilmiştir. Ne yazık ki 4 ciltlik bu eser halen Türkçeye tercüme edilmeyi beklemektedir.


Arapçadaki Türkçe sözler

Türkçe en çok etkilendiği dil olan Arapçaya da binlerce kelime vermiştir. Cezayirli bir bilim adamı olan Mohammed ben Cheneb, 1922’de yaptığı “Cezayir konuşma dilinde muhafaza edilen Türkçe ve Türkçe aracılığı ile gelen Farsça kelimeler” adlı araştırmasında (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1966, 157-213. s.) isimli çalışmasında Cezayir Arapçasında 634 Türkçe kelime tesbit etmiştir.

Bu kelimelerin 72’si askerî, 31’i denizcilik, 39’u besin maddelerine ait kelimeler, 59’u alet ve kap kacak kelimeleri, 55‘i giyecek, 65’i sanatlarla alakalı, 313’ü ise çeşitli sahalara ait kelimelerdir. Cheneb, Türkçe özel adları çalışmasına dahil etmemiştir.

Ahmet Ateş, Cheneb’den müstakil olarak yaptığı bir araştırmada Arap edebî dilinde 539 Türkçe kelime tesbit etmiştir. Ateş Türkçe örnek kelimesinin dahi urnîk şeklinde ve “örnek, model, şekil” manasında Arapçaya geçtiğini de (çoğulu arânîk) kaydetmiştir (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler üzerine bir deneme”, Türk Kültürü Araştırmaları, 1965, 2. yıl, 1-2. sayı, 5-25. s.).

Hüseyin Ali Mahfuz, Bağdad Arapçasındaki 500 Türkçe kelimenin listesini yayımlamıştır (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler, 10. yüzyıla kadar”, Reşit Rahmeti Arat İçin, Ankara 1966, 26. s.).

Erich Prokosch adında bir Alman alimi de Sudan Arapçasına 259 Türkçe kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir. Bunların içinde ağa, balta, baklava, basma, bastırma, başıbozuk, binbaşı, birinci, bohça, boru, bölük, burma, burgu, damga, demir, doğru, dolap, dondurma, cebehana, çizme, gümrük, hekimbaşı, kanca, karakol, kavun, kavurma, kazan, kılavuz, kışlak, orta, sancak, şiş, tabur, temelli, topçu, yüzbaşı gibi kelimelerle –cı eki de vardır (Erich Prokosch, Osmanisches Wortgut in Sudan-Arabischen [Sudan Arapçasında Osmanlı Kelimeleri],Klaus Schwarz verlag,Berlin 1983,75 s.).

Son zamanlarda bu mevzuda çalışan Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerindeki Türkçe Kelimeler (İstanbul 1994) isimli eserinde Arapçaya şimdilik 941 kelimenin geçtiğini meydana koymuştur (Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerinde Türkçe Kelimeler,TDAV y.,İstanbul 1994,159 s.).

Aytacın çalışmasında Arapçaya geçen kelimelerin 179’unun meslek ismi, 75’inin yiyecek içecek ismi, 97’sinin çeşitli sıfatlar, 45’inin askerlikle ilgili kelimeler, 24’ünün özel isim, lakap ve unvan, 40’ının mekân ismi, 89’unun araç gereç ismi, 15’inin fiil, 52’sinin giyim kuşam ve dokumacılıkla ilgili isimler, 8’inin akrabalıkla, 6’sının madenlerle, 7’sinin hayvanlarla ilgili olduğu görülmektedir. (Toplamı 657’dir). Geri kalan 284’ü sair isimlerdir. Bunların içinde çavuş (çaviş veya şaviş şeklinde), topçu gibi çok kullanılan kelimelerle beraber, çapçak (kulplu ve madeni bir kap, eski Türkçede çamçak) ile sagu (ağıt), sagucu (ağıtçı) gibi günümüz lisanında kullanılmayan eski Türkçe kelimeler bile vardır.

Dr. Yusuf Gedikli - link









Sinan Meydan "El Cevap"



Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu "Etrüsk-Türk Bağı"











// TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI
________________________
________________________