sekel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sekel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2016 Pazar

Türkiye'de Macar Kökenli Yurttaşlarımız






Gebiz - Macar Köyü


Antalya'nın Serik ilçesine bağlı Gebiz mahallesinde yaşayan Macar kökenli ailelerle görüşen Islak Çarıklar Ekibi, Osmanlı döneminde (17.yy) Macaristan'dan gelerek bölgeye yerleşen insanların yüzlerce yıllık öykülerini dinledi. (Basın)  Gazeteci-Yazar Yusuf Yavuz ve Biyomühendis Çağlar İnce'nin birlikte hazırladığı haber-belgesel (video)





Burada araştırmalar yapan Ali Aksüt:

"Macarlar; Adana, İçel, Ankara, Uşak, Manisa, Kütahya, Hayrabolu, Gölhisar, Eğridir, Isparta, Alanya, Elmalı ve Kalkan çevresine bir Osmanlı fermanı ile iskan edilmişlerdir. Kısaca anlatmaya çalıştığımız Macarlara Balıkesir Çepni’leri içerisinde de  rastlıyoruz. Balıkesir’e bağlı Macarlar köylüleri kendilerini günümüzde Çepni olarak adlandırıyorlar.  Macarlar köyü Çepnileri İnanç olarak Alevidirler. Gazipaşa bölgesi Gölgeli dağı çevresinde Macar yaylası onların konar göçer yaşamının belgelerindendir. Antalya Gazipaşa Macar (Macarköy) de Macarların izleri vardır. Serik Gebiz köyünün eski adı  da Macar Nahiyesidir. Belki de bunların tümü, bir tek Osmanlı fermanının sonucunda bölge ile tanışmışlardır.
          
Kısaca geçmişlerini anlattığımız Macarlar’dan olup, Osmanlı döneminde adı Macar Nahiyesi olan Gebiz’e Doç. Dr. Attila Erdem, Gazeteci Ali Aktaş ve TRT personeli yöre insanı Mustafa Cansız ile birlikte gittik. Bizi alabildiğine güzel bir doğa ve Gebiz’in güler yüzlü Belediye Başkanı M. Cengiz Büyükgebiz karşıladı. Geçmişte nahiye, günümüzde belediyelik olan Gebiz kasabasında ilk bilgileri ondan aldık.
            
Atalarından duyduklarına göre; Gebiz’i kuran topluluk üyeleri; Romanya, Macaristan sınırında bulunan Gebzu denilen bölgede yaşıyorlarmış. Büyük olasılıkla yaşadıkları yerin otlağı sürülerine yetmediğinden ya da bilemedikleri bir nedenden 1620 -1630’lu yıllarda göç edip, İzmit Gebze yakınlarında bir yere gelip çadırlarını kuruyorlar. Bu yere yine söylenceye göre eski yerleşimlerinden dolayı Gebze adını veriyorlar. Yarım asır kadar da burada yaşadıktan sonra bir gün yine sürülerinin otlağı yüzünden komşu aşiret ile kavgaya tutuşuyorlar, kan dökülüyor. Karşı taraf Osmanlı sarayındakileri etkileyince, Gebze’den tekrar göçü sarıp yollara düşüyorlar. Kütahya Gediz çevresinde de iki yıl kadar kalıyorlar. Ancak, bu göç Osmanlı tarafından önemli bir şart ile gerçekleşiyor. 

1700’lü yıllarda Alaiye ile Teke Yarımadası arasındaki sahilde korsanlar kol gezmekte imiş. Osmanlı yetkilileri bir taş ile iki kuş vurma isteğiyle Macarların ağasına; eğer bu deniz eşkıyalarını etkisiz hale getirir isen, ceza görmediğin gibi, aşiretine de bir yurt yeri veririz, diyorlar. Tarihte de bilinen ataları gibi Macarların gözü pek ağası, önerilen koşulları kabul ediyor. Ağa sorumluluklarını kısa sürede yerine getirince Gebiz, Kocayatak, Abdurrahmanlar,  çevresi bunlara yurt yeri olarak veriliyor. İlkbaharın ilk sıcakları ile hayvanları sıcaktan rahatsız olunca göçüp günümüzdeki Gebiz’e yerleşiyorlar. Gerek tarihteki yaşama alışkanlıkları gerekse besledikleri sürüler yüzünden bir iki yıl sonra yaylak yurt arayışına başlıyorlar. Böylece Isparta Aksu Beyşehir arasında bulunan Anamas, Sorkun, Çayır yaylaları günümüze kadar yazlak yurtları oluyor. Gebzu’dan taşıdıkları Urumeli Havaları ile Torosları inletiyorlar.’’Yörük yaşantısı ile başı karlı yüce dağlara gider iken Pınargözü’nün on kilometre yukarısında İkitaş boynu’nun arasındaki ‘’Ak alıç’a’’ gönüllerindeki dilekler gerçek olsun diye bez bağlamayı ihmal etmiyorlar. Burayı ‘’Başlangıç Yeri’’ diye adlandırıyorlar. Kim bilir belki de Serik çevresinde ilk at yarışlarını bu eski biniciler başlatmışlardır.
           
İnsanlık tarihinde dünyanın birçok topluluğu coğrafyalarını, dillerini, dinlerini buna bağlı olarak kültürlerini, yaşam tarzlarını değiştire değiştire günümüze ulaşmışlardır. Zamanın seyri içerisinde bu da doğaldır. Konargöçer toplum yapısındaki bizler için bu cümle daha da geçerlidir.
           
Eski Macarlar köyünün görgülü bir kadınının elinden kahvemizi içtik. Gebiz’in geçmişine meraklı, güçlü bellekli eski terzilerinden Eşref Öztürk ise bundan sonrasını bize şöyle anlattı. Macar köylüleri takribi olarak 1820’li yıllarda acı günler geçirmişler.

‘’…Bizim atalarımızın dedesi ve Gebiz yerleşiminin kurucusu Talancıoğlu Mehmet Ağa’dır. Talancıoğlu’nun yedinde gelen topluluk köye yerleştikten sonra Konya medreselerinden köye bir hoca gönderilir. Hoca bir süre köyde çalışır. Köy gençlerini okutup eğitmeye, din hizmetleri yapmaya başlar. Günlerden bir gün hoca okuttuğu kız öğrencilerinden birisinin yüzünü okşar. Kız, bu durumu annesine, annesi de Talancıoğlu Mehmet Ağa’ya bildirir. O zaman ağanın uhdesinde 400 kadar çadır var imiş. Ağa adamlarına emir verir. Hocayı yakalatıp sırtına taş bağlattıktan sonra, Aksu Irmağına attırır. Hocayı ne şekilde yok ettiğini de, o güne kadar sırdaşı olan Gazak Kâhya’ya anlatır. Osmanlı bu arada kayıp hocayı aramaya başlar. Bu dönemde Talancıoğlu ile sırdaşı Gazak Kâhya’nın araları bozulur. Gazak Kâhya olup biteni Osmanlı askerine anlatınca, köy çevrilip, Talancıoğu yargılanmak üzere, Antalya’ya götürülür. Kısa bir yargılamadan sonra, Talancıoğlu günümüzdeki bugünkü Antalya Meydan karakolunun önündeki kavak ağacına asılarak, idam edilir. Talancıoğlu’nun iki küçük oğlu yetim kalır. Osmanlı Talancıoğlu gibi iki küçük oğlan çocuğunun da yok edilmesini ister. Askerler Battal ve Veli Adlı bu iki kardeşi bir eve kapatıp kapıyı mühürlerler. Yakınları bu iki küçük çocuğu bacadan kaçırıp büyüyünceye kadar heybe ve kazanların içerisinde Osmanlı askerinden saklarlar. Çocukların saklanmasında komşu Honamlı Yörükleri çok yardımcı olurlar. Honamlı Yörükleri yöreye yerleşir iken, Talancıoğlu’ndan gördükleri iyiliği unutmadıklarını Battal ile Veli’yi saklayıp besleyerek gösterirler.  ‘’Ali Bey; biz Gebizliler işte bu iki kardeşten çoğalmayız’’ dedi.
            
Toroslar’ın Eteklerinde, ovanın başladığı yerde ormanlar ile buluşulan bir mekânda Gebiz; küçük, planlı, bakımlı ve güzel bir belediyelik yerleşim yeri. Amacımızı söylediğimiz her Gebiz’li bizi mutlu göndermek için bir şeyler yaptı. Gebiz ve köy mezarlığı Anadolu insanının geçmişine ayna tutmak isteyen araştırmacıları, bilim adamlarını, folklor uzmanlarını bekliyor. Belediye başkanının kültürel çalışmalara karşı duyarlı olduğunu gözlemledim. Anadolu’nun ne kadar renkli olduğunu mezar taşlarındaki Kıbış, Mecek, Tat, Çor, Gök, Sarı gibi topluluk adlarından, yazı içerisinde adı geçen Gazak Kahya adından, eren kimlikli olduğunu gözlemlediğimiz, Seriklilerin deyimi ile ‘’kelicik ‘’ ilgi bekleyen Gök Seyit Sultanoğlu’ndan anlıyoruz. Köyde yaşayan Abdal kökenli ailelerin de Macarlar ile birlikte gelme olasılığını göz ardı etmemek gerek. Köy mezarlığı içerisindeki Gök Seyit Sultanoğlu’nu Serik Tahtacıları da ziyarete gelir imiş. Zaten; Serik ilçesinin orta yerine şimdiki o koca çınarı diken, yanına ilk baraka evi yapan da, Gebizli bir çobanın çocuğu imiş. Serik de o zamanlar sazlık ve bataklıkmış. Bence Anadolu,  algılayabildiğimizden daha renkli bir toplum yapısına sahiptir. Görüp, yaşamadan algılayıp anlatmak zor... Yunuslar’ı yaratan büyük hümanizma da bu renklilikten güç alsa gerektir. Mezarlar ve mezarlıklar hiçbir gerçeği gizlemezler, orada siyasi ticari, etnik, dinsel kaygılar kenarda kalır. Mezarlıklar gerçeği konuşur, dünyanın önde gelen birçok tarihçisi gibi Prof. Raim Gumeroviç Kuzeyev de Macarlar ile Başkırtlar’ı aynı topluluğun üyeleri saymaktadırlar. Gebiz mezarlığındaki Tahtacıların da değişik dilekler ile ziyaret ettikleri Gök Seyit Sultan ile Gebizli köylülerinin atalarından birinin mezarındaki Kazayağı ya da Huyır (Çalı Horozu Ayağı)  adı verilen boy damgaları geçmişteki birlikteliği ya da yakınlığı işaret etmektedir. 

Macarların da dağıldıkları topraklarda Moğol, Kırgız, Kazak, Kıpçak, Peçenek, Nogay Tatarları ortak bir etnonimin üyeleri olarak görülmektedirler. Yani bu topluluklar halk deyimi ile karışmış akraba halklardır. Tümünün Boy damgaları da birbirinin küçük farklılıklar ile benzerleridir. Çoğu zaman birlikte yaşamış, birlikte ya da yan yana yerleşim yerlerine yerleşmişlerdir. Adını Atil yani Atilla’dan alan İtil (Volga) çevresinde yaşayan Başkurtlar arasında Kazayaklı etnonimlerinin ortaya çıkışı, Başkurt etnik tarihinin Kıpçak dönemiyle ilintilidir. R.G.Kuzeyev’e ait olan bu son cümle de Gebiz mezarlığındaki boy damgasının tartışılmaz bir belge olduğunu göstermektedir. Bu damga Başkurt Türkmen-Kıpçakların da Boy damgasıdır. Gebiz’in kimliği köy mezarlığında bu güne kadar korunmuştur. Ancak bunun halka halk dili ile anlatılması gerekmektedir.
                 
Gebiz meydanında Atatürk anıtının ön tarafındaki ahşap bir anıtkapının üzerinde  ‘’ MACARKÖY X CSİKSZENTDOMOKOS altında BİZ KARDEŞİZ 2006 ‘’ yazılı. Gebiz Belediye Başkanı M.Cengiz Büyükgebiz Macaristanda düzenlenen bir Macarlar kurultayına gitmiş. ‘’Köyümüzdeki eski ve yıkılmış olan konaklar ile Macaristandaki konaklarda aynı estetik anlayışı gördüm,’’ diyor.
          
 Komşu Yanköylüler’e biz Tahmasp deriz, diyen Gebizliler ‘’Bize tek tüfekli Macarlı’’ derlerdi, diyerek geçmişlerini dile getiriyorlar. ‘’Sarkın’da yazlayan, Serpe’de güzleyen’’ konuksever Macarlı ya da Gebizliler’i gidip görmek en güzeli. Bilmemek, görüp tanımamak insanları yoksullaştırıyor. Aha şurada burnumuzun dibinde, eski Macarlı yeni Gebizliler sizi bekliyorlar…" (link)




Sekel Kapısı Türk-Macar kardeşliğinin sembolü


Macar araştırmacı Beder Tibor, kitabında, 'Osmanlı döneminde göç eden akrabalarımız, Antalya Gebiz'de yaşıyor' diye yazdı. O günden beri belde Macar akınına uğruyor. Macarlar, akrabalık iddiasında. Gebiz halkı ise ikiye bölündü. Bir kısmı 'Hayır Yörük'üz' diyor. Bir kısmı 'Macar da olabiliriz'...

Antalya Serik'e bağlı Gebiz Beldesi'nde ilginç şüphe... Macar Araştırmacı Beder Tibor'un iddiası Gebiz'i Macarların ilgi odağı haline getirdi. İşte o ilginç öykü: Tibor, 1990'da Osmanlı döneminde Macaristan'dan göç eden akrabalarını bulabilmek için bin 800 kilometre yürüdü, Gebiz'e geldi. Beldenin eski adının 'Macar' olduğunu tespit eden Tibor, mezarlıkta da Macaristan'ın Berdel bölgesinin bayrağına benzeyen motifler, mimari öğelerle karşılaştı. İnsanların renkli gözlü olmasını da dikkate alan Tibor, akrabalarının Gebizliler olduğu kanaatine vardı. Tibor, kitabında Gebizlilerin 18'inci yüzyılda Berdel'den göç ettiğini, 450 Macarın Anadolu'ya yerleştiğine ilişkin efsaneler olduğunu belirtti. Tibor, 'Mezar taşlarının çoğunda güneş, hilal motifi var. Macarlar, mezar taşlarına kimliklerini belirtmek için bayraktaki motifleri işlemişler' dedi. O gün bugündür belde Macar akınına uğruyor.




Gebiz Belediye Başkanı Mehmet Cengiz Büyükgebiz ise iddiaya karşı temkinli: Macaristan'da  Gebzu adında bir yer varmış. Bir bölümü Osmanlı döneminde Gebze'ye, ardından Gediz'e gitmişler. Oradan Gebiz'e geldiklerini duyduk. Gebizlilerin nüfus kağıtlarında doğum yeri hanesinde Macar yazılıdır. 1960'lı yıllardan sonra Serik yazılmaya başlandı. Eski tapu kayıtlarında Gebiz'in adı Macar olarak geçiyor. Ama Osmanlı sınır boylarına toprakları korumaları için Yörükleri de yerleştirmiştir. Yörük kökenliyiz. Akrabalığa ilişkin bir belge yok. Onlar akraba olduğumuzu iddia ediyorlar. Bu konuyu tarihçilere bırakmakta yarar var.

Tibor'un araştırmasının ardından 2006'da aralarında gazetecilerin, yazarların ve Csikszentdomokos Belediye Başkanı Biro Ernö'nün de bulunduğu bir otobüs Macar, akrabalarını görmek için beldeye gelip meydana kardeşlik kapısını dikti. Hıristiyan rahip kardeşlik duası etti, Belediye Başkanı Biro Ernö, Gebiz Belediye Başkanı Cengiz Büyükgebiz'e Berdel bölgesinin üzerinde hilal ve güneş motifi olan bayrağını verdi. O gün bugündür belde, Macarların akınına uğruyor.

Mezar taşlarındaki işaretler, beldenin eski isminin Macar olması Macaristan'dan gelen misafirlerin iddialarını güçlendiriyor. Ancak yöre hakı ikiye bölünmüş. Büyük çoğunluğu yörüklerden oluşan Gebizliler 'Macar değil Yörük'üz' derken bazıları da iddianın doğru olabileceğine inanıyor.

Mustafa KOZAK, 10 Eylül 2011  / ANTALYA





Beder Tibor - Gyalogosan Törökorszagban


„A kezdettől a végig 2600 km utat tettem meg összesen, 84 napot kitevő gyaloglással. Ezalatt átvergődtem a Kárpátokon, a Dobrudzsai- és a Balkán-hegységen, az Uludag- és a Toros-hegyeken, magam mögött hagytam az Erdélyi-medencét, a Moldvai-, Dobrudzsai-, a Balkán- és az Anatóliai-fennsíkot, 306 településen haladtam át, ebből 260 falun és 46 városon. (…) 

Bár több mint ezer kilométerre voltam az itthontól, a török nép páratlan szívélyessége feledtette a nagy távolságot. Nem a vendégnek kijáró tea, a vacsora vagy a szállás volt az, amiért köszönettel tartozom nekik, hiszen azt gyalogútjaim során máshol is biztosították, hanem a féltő gondoskodás, amivel körülvettek. Ilyet csak testvérek, rokonok vagy igen jó barátok között érezhet az ember.” (Beder Tibor)




Gebiz Macar Köyü'nden Mezar Taşları





Farklı bir haber linki 

Hungarians are the descendants of a Turkish village? November 9, 2015




Macar/Sekel ve Orhun Anıtlarındaki Tamga karşılaştırması







ilgili:








24 Ekim 2016 Pazartesi

Macaristan-Sekel Türkleri - Hungarian-Szekel-Turks.(kitap)



Székely Magyar runic script Turkic origin


A székelység eredete (The origin of the Székely) 
* the SZÉKELY story - Huns - The Huns languages - Avars - Khazars, that controversy - Khazars, that Subareans - Khazars, that hephthalite empire - Blake or Vlachs? - Prince Csaba - Aladar, 
* the SZÉKELY STORY scene - the migration theory - Atilla city - Csigle field - the Transylvania etymology - the Szeklers in Transylvania, 
* Transylvania HISTORY: - The Scythian age - the Hun - Gepidia - The Lombards - the Avar age - Bulgarians - the Hungarian Conquest,
* Székely Magyar runic script Turkic origin

Így írtok ti magyar őstörténetet (So you write Hungarian prehistory)

A magyarság jelképei (The Hungarians symbols)

Székely rovásjelek hun tárgyakon (Székely runic symbols on hun objects)


About "Türk Dizabulost" in the article below PDF:

Istämi Qagan (Khagan) - İstemi Yabgu of West Gokturks/Turkish Khaganate: Brother of Bumin Qagan of Ashina (Aşina) Clan, founder of "Gokturk" Turkish Khaganate (AD 552-3 / 575-6) : Called in the Byzantinum cronicles as; "Sizabulus - Stembis Dizaboulos" and the meaning of İstemi is "The spirit of ancestors". - SB

The Holy Crown date of birth, place and application: Geza Varga
(in Hungarian language-PDF)



"Stamps represent God on Earth, the center of the Szekler - Hungarian" is the info they give.
(Szekler - Sekel Turks, descendants of Attila the Hun/Turk)
photos from link - link - link






*



Türkçe-Macarca dil akrabalığının temel çıkış noktası Runik alfabe idi. Sekel topraklarında Türk kökenli runik alfabe uzun süre kullanılmıştı. Rekonstrüksiyonu gerçekleştirilememiş olmakla birlikte bu durum bir tartışma ortamı yaratmıştır.

1992 yılında dil bilimci Géza Varga tarafından Budapeşte’de Yazı Tarihi Araştırma Enstitüsü [Írástörténeti Kutatóintézet] kuruluyordu. Géza Varga aslında bir jeolog olsa da tamgalar ve Macar runik yazısı konusunda iki kitap ve kırkın üstünde makale yayımladı. Sekel yazısının Türk kökenli olduğuna dair Bronz Çağı Yazısı [Bronzkori Írásbeliség] adlı editörlüğünü yaptığı kitapta beş çalışmasını sundu (1993).

Enstitü tüm dünya dillerinin merkezine Macarcayı almış ve araştırmalarını buradan yola çıkarak gerçekleştirmiştir. “Cennet dili” (Varga 1998: 21) olarak tanımladıkları Macarcanın kökenlerini incelerken Sekel runik yazısını temel almışlar ve elde ettikleri bulgularla Hun alfabesinin Sekel harfli Macar runik alfabesi olduğu sonucuna ulaşmışlardır (Varga 1998: 64). Enstitüye göre kendilerinin ulaştıkları verilerle karşılaştırıldığında akademik bilim çevreleri ya şimdiye kadar yaptıkları araştırmalarda uygun yöntemleri izlemediğinden doğru bir sonuç alamamış ya da bu konuya gerektiği önemi vermemiştir (Varga 2001: 39-40). 

Szeged University - TDD/JofEL Summer/Winter 2014, Tehlikedeki Diller Dergisi/Journal of Endangered Languages





ilgili:






4 Eylül 2016 Pazar

ASKER - ASGEiR - OSCAR



ASKER - ASGEİR - ESGER - OSCAR

Asker kelimesinin kökeni Farsça deniliyor. Türkçe'de ise Su/Sü diyorlar. Ama AS ve Ker olarak heceye ayırınca farklı bir anlam çıkıyor ortaya. "AS" ulu, tanrısallık, bir Türk boyunun adı ; "KER" ise sınır, gören, çadır, mesken, kötülük anlamlarına geliyor. Bir de Germek, gerilmek var tıpkı mızrağın gerilerek atılması gibi.... Şahsen, Asker kelimesinin Farsça’dan geldiğini düşünmüyorum, özellikle de Türk boylarının göçleri, Türkçe’nin Akadca ve Arapça üzerindeki etkisi, uzun zaman Türklerle kültürel ve dilsel iletişimde olan Farslar varken. Aynı zamanda, ASKAR Orta Asya Türkleri (Kazakistan) arasında erkek adı olarak kullanılmaktadır.

İskandinavlar’da ise Asgeir’in anlamı As-Tanrı ; Geir-Mızrak, yani Asgeir-Tanrı’nın Mızrağı anlamına geliyor. Odin Tanrı olarak görülüyorsa onun mızrağı olmalı. Asgeir’den türetilen isim ise Oscar. Oscar kelimesinin Eski İrlandaca'dan (Keltce) İngilizce'ye girdiği varsayılır. Peki ne anlama geliyor? Yabancı, dışarıdan gelen, profesyonel olmayan, düşman ve geç dönem şiir edebiyatında SAVAŞÇI, KAHRAMAN. (wiki) Anglo Sakson göçleri 5.ve 6.yy'da gerçekleşir. O tarihten önce Odin ve Halkı İskandinav topraklarına girmiştir. Bu arada Atilla'nın ölümünden sonra da Halk her yöne dağılır, hatta İskandinavların arasına bile karışmıştır. Hunların en güçlü boylarından biri de Esgil / Esgel' dir. Macaristan'da yaşayan Sekel Türklerinin atalarındandır ve bu Sekel boyları, yani /Esgel/Asgel/Sekler "Sınırı koruyucuları" olarak görev yapar.

Asker, "Ulu Savaşçı", "Ulu Korucular", "Sınır Muhafızları" demektir. Asker kelimesinin ne arapça, ne de farsçayla bir ilgisi vardır! Asgeir - Esgel - Segel - Esger - Asker - Oscar kelimeleri aynı kökten doğmuştur ve TÜRKÇE'dir.

SB.


Servet Somuncuoğlu : "Kırgızistan'da Tanrı Dağları'nın kollarından Aladağlar üzerinde, deniz seviyesinden dört bin metre yükseklikte yer alan 
Saymalıtaş'ın 
en çarpıcı resimlerinden biri: At Üstünde Ayakta Ok Atan Süvari."
Turkish Petroglyph



OSCAR adı yabancı kaynakta nasıl geçiyor?:

Name OSCAR
GENDER: Masculine
USAGE: English, Irish, Portuguese (Brazilian), Swedish, Norwegian, Danish, Irish Mythology
PRONOUNCED: AHS-kər (English)
Meaning & History
Possibly means "deer friend", derived from Gaelic os "deer" and cara "friend". Alternatively, it may derive from the Old English name OSGAR or its Old Norse cognate ÁSGEIRR, which may have been brought to Ireland by Viking invaders and settlers. In Irish legend Oscar was the son of the poet Oisín and the grandson of the hero Fionn mac Cumhail. This name was popularized in continental Europe by the works of the 18th-century Scottish poet James Macpherson. 

Elizabeth Gidley Withycombe, link
The Oxford Dictionary of English Christian Names (1945)


Name OSGAR
GENDER: Masculine
USAGE: Anglo-Saxon
Meaning & History
Derived from the Old English elements os "god" and gar "spear".
Related Names: OTHER LANGUAGES: Ansgar, Ansigar (Ancient Germanic), Ásgeirr (Ancient Scandinavian), Ansgar, Asger (Danish), Ansgar (German), Ásgeir (Icelandic), Ansgar, Asgeir (Norwegian), Ansgar (Swedish)

Name ASGER
GENDER: Masculine
USAGE: Danish
Meaning & History
From the Old Norse name Ásgeirr, derived from the elements áss meaning "god" and geirr meaning "spear".

***

“Göktürk yazıtlarında, kuzeyde, Kögmen dağlarında Kırgızların komşuluğunda yaşayan Az Budun'dan bahsedilir. Burası, Türklüğün en doğu sınırıdır ve hemen ondan sonra etnik Moğol sınırı başlar.  Tarihte Asların anıldığı en ilginç yer ise İzlanda olmalıdır. Kuzeyin German asıllı halkları, mitolojik ögeler yükleyerek tarihlerini saga denilen destanlarda yaşatmışlardır. Snorri Sturluson adlı İzlandalı bir Viking, bundan sekiz asır önce, 1222-1225 yıllarında halkı içindeki bu sagaları toplayarak Heimskgringla adlı bir kitap hazırlamıştır.

Buna göre As halkı eski zamanlarda Troya'dan çıkmış ve Saks ülkesine (Saksonya) gelmiştir. Burada yerleşip bir süre yaşadıktan sonra daha kuzeye İskandinavya'ya gitmişlerdir. Yerli ahali bu yabancı insanları hayranlıkla karşılamış ve tazim etmiştir. Böylece içinde yaşadıkları toplumla bütünleşen ve İskandinav kızlarıyla evlenen As savaşçıları zamanla erimişler, ama önemli izler bırakmışlarıdır. En önemli izler Sturluson'un eserinde kalmıştır: "Troya Türk ülkesidir...Türklerin ülkesini terk edip...Avrupa'ya gelen Aslar buraya Türk töresi getirdi ve burada Türklerin koyduğu yasalar uygulandı..."

Doğrudan Türk kelimesinin geçmesi oldukça ilginçtir. Bunu 13.yüzyılda artık Türk isminin yerleşmiş olmasına ve Anadolu ve Azerbaycan'ın Türk ülkesi olarak görülmesine vermek mümkündür. İskandinavyalı Aslar açık şekilde Türkçe olan pek çok yer adı bırakmışlardır : Asgaard (As-kent)….

Osman Karatay
İran ile Turan: Hayali milletler çağında Avrasya ve Ortadoğu


Ynglinga’da bu Asya tarifi yoktur ama Prose Edda’da olmayan bir bilgiyi verir ve As halkından bahseder: “Don nehrinin doğusundaki memlekete Asaland veya Asaheim (As ülkesi veya yurdu) denir ve bu memleketin başşehrini Ásgard adlarlar.”

Aynı yazarın bir eserinde kıta tarif edilirken, diğerinde o kıtaya isim veren halktan bahsedilmesi herhalde Sturluson’un araştırmalarının gelişimiyle alakalıdır. 1220 sonrasındaki araştırmalarında As halkıyla ilgili bilgileri derinleşti ve bunun sadece bir kıta adı olmadığına kanaat getirerek ve eski kaynaklardan As yurdunun tam yerini tespit ederek Ynglinga’ya ekledi. Bu As bahsi Sturluson’un bilgisinin güncelliği veya eskiliği konusundaki tartışmalarda şaşırtıcı bir gerçeğe işaret eder. Hunların gelişinden önceki dönemde Don nehrinin doğusundaki Aral boylarına kadar uzanan düzlüklerde As adlı bir kavim başı çekiyordu.

Bu bahisleri tastamam efsane, dolayısıyla uydurma olarak gören halkiyatçılar, ardından adı geçen mekân ve kavramlara derin mitolojik manalar yüklemişlerdir. Örneğin, Asgard basitleştirici bir anlatımla tanrıların mekânı olarak sunulur. Merkezîdir. Onun etrafında Midgard (‘Orta Kent’) vardır. Burası insanların mekânıdır. Bilinen dünya ile engin okyanuslar arasında ise devlerin mekânı vardır (O'Donoghue 2008: 17). Hâlbuki burada tarihi bir hadiseye işaret edilmektedir. Bir göç vardır.

Osman Karatay - link
“Kral Odin’in Turkland’dan İskandinavya’ya Göçü”, Halk Kültüründe Göç Uluslararası Sempozyumu, 
(28-30 Mayıs 2010, Balıkesir), yay. Ali Duymaz, İstanbul 2012, s.532-539)

"Kurt Ağzı" Sancağı ile Ayakta bir Atlı Savaşçı
TÜRK KAYA RESİMLERİ - LENA / SİBİRYA
"Rusların verdiği tarihlendirme MÖ 14000-12000"
Kaya Resimler  → Tamgalar  → Alfabe

A Standing Turkish Warrior with "Wolf Mouth" Banner
TURKİSH PETROGLYPHS - LENA / SİBERİA
"14000-12000 PROTO - TURKS" said by the Russians.
Petroglyphs → Tamgas (mark,symbol) → Alphabet
Servet Somuncuoğlu "From Siberia to Anatolia - The Turks on the Rocks."

"Till the 13th c Sibir, later Siberia, is also coming from the Turkish root Sabir." 
Prof. Dr. László Rásonyi (1899,1984, Hungarian Turkologist) (Sibir is also known as Subar-SB)




KER: Kötü Varlık
Eşdeğer : GER/KİR/GİR

Çoğu zaman sıfat olarak kullanılır. O varlığın kötücül bir özelliğe sahip olduğunu gösterir. Hepsinde bulunan ortak bir özellik olarak tek ayaklı, tek gözlü, tek kollu, kel varlıklardır. Öteki aleme ait canlılar daima tek gözlü olarak betimlenir. Bu nedenle “Ker” sözcüğünü Kör anlamına geldiğini öne süren görüşler de mevcuttur. Sümerlerde “Kur” adlı bir yeraltı canavarı bulunur ki, yeraltında yaşayan varlıkların “Ker” sözcüğü ile tanımlanmasının kökeni buradadır. Yeraltında yaşadığına inanılan ve insanı sakalıyla boğup öldürdüğü söylenen, dirsek boyundaki Kerle adlı kötü varlıklar da bunların bir türüdür. Bu sıfatla anılan altı önemli varlık bulunur:

KER Yutpa : Yeraltı Ejderi - KER Abra : Yeraltı Yılanı
KER Arat : Yeraltı Balığı - KER Doydu : Yeraltı Balığı
KER Köylek : Yeraltı Cadısı - KER Ayna : Yeraltı Şeytanı

Anlamı: (KİR/KER/GER). Kirlilik ve kötülük bildirir. Moğolca HİR/KİR sözcüğü kirlilik, kötülük anlamları taşır. “Altını şer, incisi ker” şeklindeki halk deyiminde de bu kavram görülmektedir. Geri sözcüğü ile aynı kökten türemiştir. Bu kavram eski Türkçe’de ve Moğolca’da aynı zamanda SINIR, KENAR anlamı taşır ve KİRE/KER/HER/HOR olarak ifade edilir. Kör sözcüğüyle bağlantılı olması da muhtemeldir. Kör kelimesinin kökeni pek çok kaynakta Farsça olarak gösterilir. Fakat Türkçe’deki GÖR köküyle bağlantısı göz önünde bulundurularak Farsça’ya Türkçe’den geçmiş olma olasılığı dikkate alınmalıdır.

Türk Söylence Sözlüğü
Deniz Karakurt

***

GER = ÇADIR- OTAĞ 
(yabancı dile yanlış olarak giren YURT, ki o da Türkçe'dir. -SB)

Ger ve Kutsal Daire

Batılılar tarafından yurt olarak bilinen ger, Moğolların geleneksel yaşam mekanlarıdır. Yuvarlak bir örgü duvar üstüne monte edilmiş merkezi bir duman çıkış halkasından (tono) yayılan direklerden (uni) inşa edilmiştir ve Amerikan Güneybatısı yerlileri Navahoların hooghan'larına yakın bir benzerlik arz eder. Ayrıca, Tsantang ve Urianhai dahil birçok Siberia halkı tepee'lerde yaşar. Her durumda ger'in konumu ve sembolizmi bütün Moğol toplulukları için geçerli olmaktadır. Göçebe yaşantısı gereği seyahatlerine uymak üzere ger ve tepee'ler (yurt) kolay sökülüp takılmak için tasarlanmışlardı, ama yine de nerede kurulursa da ger'in görüntü ve anlamı değişmez. 

Moğol Şamanizmin Ana Hatları - Julie Stewart
Çeviren Kemal Menemencioğlu / link


***

... Kerekülüg begleri bodunı yapısındaki kerekülügü kolayca “çadırlı, göçebe” olarak çevirmek pek anlamlı görünmemektedir. Belli ki Tokuz Oğuzlardan başlamak suretiyle boy veya topluluk adları sayılmaktadır. Bu kelime grubunu “çadırlı beyleri ve milleti” şeklinde çevirmek boy-millet sırasını da bozmaktadır. Üstelik o devirde bozkırın olumsuz etkisiyle çadır dışında yaşayan insanların veya boyların olamayacağını söylemek mümkündür. Zaten bugün de Moğolistan’ın büyük şehirleri dışındaki yörelerde insanlar hâlâ çadırlarda yaşamaktadır. O zaman bütün sorun kerekülüg kelimesi üzerindedir. Tokuz Oğuzlar, Eki Edizler ve Kerekülüg begleri. Bu şekilde bir sıralamada kerekülüg kelimesinin bir boy veya topluluğun adı olması gerekir. Öyleyse kerekülüg begleri ibaresini “çadırlı, göçebe” değil de “Kazaklı beyleri, Kırımlı beyleri” gibi “Kerekülü beyleri” şeklinde anlamak gerekir.

Kerekülüg kelimesinin kökünün eski Moğolca ker kelimesiyle aynı olduğunu düşünüyoruz.Günümüz Moğolcasında bu kelime ger şeklinde olup, “çadır, yurt” anlamlarına gelmektedir: ger “yurt, çadır, keçe çadır; yerleşim yeri, ikametgâh; mesken ev” (LESSING 2003: 603); Kalmukçada ger “zelt,jurte, haus; familie, heim; haus”, Ramstedt ger kelimesinin Tib. gur kelimesinden alınmış olabileceğini düşünmektedir, (RAMSTEDT 1976: 134.)

Bütün bunlardan hareketle kerekülüg kelimesi Türkçe gramer kurallarına göre kök ve eklerine ayrıştırılırsa ortaya şu çıkar: < ker + AgU + lUg. + AgU topluluk (kolektif) bildiren ekle ilgili olarak Kök Türk metinlerinden şu örnekleri vermek mümkündür: ikägü “iki parça” (< *ekägü), üçägü “üçü birlikte”; buçegü < bu + üçegü “bu üçü”, (TEKİN 2000: 133, ayrıca krş. ERDAL 1991: 93-97.)

SONUÇ: Bilge Kağan Yazıtı Doğu yüzü 1. satırında geçen kerekülüg kelimesi “çadırlı, göçebe”olarak çevrilmekteydi. Altı Sir’lerden başlamak suretiyle bu bölümde Türk boy veya topluluk adları sayılmaktadır. “Altı Sirler, Dokuz Oğuzlar, İki Edizler, Çadırlı beyleri, milleti” şeklinde yapılan bir çeviri boy adı sıralamasındaki sırayı bozmakta, cümlenin anlamını tam olarak ifade edememektedir. Bize göre bu bölüm şu şekilde çevrilmelidir: “Altı Sirler, Dokuz Oğuzlar, İki Edizler, Kerekülü beyleri ve milleti”. Buradaki kerekülüg kelimesi bir Türk boyu veya topluluğunun adı olmalıdır. 

KEREKÜLÜG BEGLERİ - Erhan AYDIN / link
(International Journal of Central Asian Studies, Vol. 10-1, 2005, 23-31)

***

"En eski Moğolca metinler dahi, Moğol dilinin Türkçenin tesiri altında kaldığını göstermektedir."

Doç. Dr. Ahmet TEMİR
DTCF, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 1955, c 13, s 1-2

***

"Tespitlere göre, Göktürk belgelerindeki bütün kelime adedi, ancak 11.000 ile ifade edilmekte olup bunun hemen yarısı olan 5.302 kelime çözümlenmeye en uygun uzunluk ve mükemmeliyette bulunan üç yazıta aittir. Böyle olmasına rağmen, henüz bu yazıtlar bile, bazı karanlık ve izaha muhtaç noktalar bulunmasından dolayı, hâlen büyük emekler beklemektedir." der Aydemir. 

KÜL TİGİN YAZITI’NDAKİ ‘ER AT’ KELİMESİ ÜZERİNE, 2012
Âdem AYDEMİR / link





BUGÜNKÜ İNGİLİZCE İLE KIYASLAMA YAPARSAK

Bugün Türkçe de : Türk Dil Kurumu'na göre 111 bin 27 kelimenin 14 bin 1981’i yabancı kökenli (acaba!).

Yılmaz Asil'e göre ise; Bu yanlış bir sayıdır, Türkçe üretir bu yüzden sonsuzdur. / link

Bugün İngilizce de ise: 171.476 kelimeden 47.156'sı eski kelime, 9.500'ü türetilmiş kelimedir.

"The Second Edition of the 20-volume Oxford English Dictionary contains full entries for 171,476 words in current use, and 47,156 obsolete words. To this may be added around 9,500 derivative words included as subentries. Over half of these words are nouns, about a quarter adjectives, and about a seventh verbs; the rest is made up of exclamations, conjunctions, prepositions, suffixes, etc. And these figures don't take account of entries with senses for different word classes (such as noun and adjective)." / link


Yani, Eski Kelime 47.156 derken... Ortaçağ İngilizcesi mi? Ondan önce mi? Çünkü, henüz İngiltere "İngiltere" değilken, Türk Kağanlığı (Göktürk) döneminde bile 11.000 kelimesiyle Türkler var. İngilizce ise MS.5.yüzyıldan sonra İngiltere'ye göç eden Jütler ve Anglo-Saksonlar'la gelişmeye başladı. 

"The history of the English language really started with the arrival of three Germanic tribes who invaded Britain during the 5th century AD. These tribes, the Angles, the Saxons and the Jutes, crossed the North Sea from what today is Denmark and northern Germany. At that time the inhabitants of Britain spoke a Celtic language. But most of the Celtic speakers were pushed west and north by the invaders - mainly into what is now Wales, Scotland and Ireland." Old English (450-1100 AD) / link


Ne diyordu H.G.Wells, Yuan Chwang’ın 7.yy’da Türk topraklarının tasvirinden sonra: “Hatırlanmalı ki, o dönemde böylesine bir kent Anglo-Sakson İngiltere’sinde yoktu”

"At that time we must remember, there was hardly such a thing as a town in Anglo-Saxon England...." H.G.Wells. / link


Sutton Hoo bir Anglo-Sakson kurganı olmakla birlikte kurban edilmiş atıyla Türk kültürünü gösterir. Buluntular bile Hun-Avar kültürüne benzerdir. / link




Sekel Türkleri
ASKER - SEKEL - SEKLERS (SEGEL = SINIR MUHAFIZLARI)
Seklers. (Segel=border guard)
SEGEL - ESGEL - ASGEL - ASGER - ASGEİR !?!

In Hungarian mythology the youngest son of Attila (Etele) was called Csaba, which in Turkic and old Hungarian also meant shepherd, the “shepherd of the people”. This legend is about the mythical guardianship he symbolizes for the people of Transylvanian Hungarians who treat him as their ancestor and guardian “angel” in a loosely translated sense. The Transylvanian-Hungarian anthem even calls to him for his protection.

After the death of Attila in 453AD, his elder son Aladár, rushed to take the reins of government. The Germanic chiefs and their allies were able to surprise and kill him before he reached his destination. His brothers, scattered over the country, were pushed out by the rebellion of the Gepids, Sverves and Visigoths (Germanic tribes). Dengezik ruled from the area of the Don and Dniper rivers, a still large Hun Empire, constantly fighting the Gepids, Goths and Byzantium (Eastern Roman Empire). In 469 he died in battle. The Hun nations however continued in this region.

Attila’s youngest son Chaba (historic Irnak), whose mother was the daughter of the Byzanteen general Honorius, relinquished the Carpathian basin with his depleted nation, to rejoin his eastern relations. They returned to strengthen themselves, so they may be strong enough to return and also to cleanse Attila’s holy sword in the waves of the circular sea, to restore it’s magical powers.

At the border territory of Transylvania, he left 3,000 young warriors under the leadership Örmedzur, to keep guard over the land. These men were the ancestors of the Seklers. (Segel=border guard). The field of Chigle was their home, which today is the country of Csík in Transylvania. Before their separation Chaba prayed to their god Damacsek, that whenever his people were in trouble the forces of nature shall warn him, and he will return to protect them, even from the ends of the earth. The message carriers of earth, water, air, and fire will reach him wherever he might be....

...the Sekel has been at guard on the frontier and soon perhaps this trust will no longer be required… (Through most of Hungarian history their special charge was boarder-guardsmen.)...


Fred Hamori




Türk Boyları :

Eseg/Esgil/Askel tribes, .../link

Ezgil/Ezgel (Ch. Asitsze) tribe was described in the Chinese annals as strongest tribe of the Hun confederation... / link

Red Huns “Hermihions” (Esgil/Ezgel/Esegil/Eseg/Izgil/Ishkil/Ichgil/Äsägel/ /Askel/Askil/Sekler/Szek (ler)/Ch. Asitsze/Pin. Asijie, Sijie/Hermihions), ... / link

NOT: HERMİHİON veya KERMİHİON (HİON) ya da KIZIL HUNLAR aynı zamanda ABDAL-EFTALİT-AK HUNLAR olarak ta geçer... / link SB : 




İskandinavların arasına karışan Hun-Türkler:

"Swedish Professor Åke Daun show that foreigners perceive Swedes as being cold heartless people with a sluggish mind. These are traits that can be attributed to their Attila-genes.... According to Professor of Archeology at the University of Oslo, Lotte Hedeager, the old Norwegian (and also Swedish) ruling class consisted of Huns. ... many of the names given in the Nordic sagas are parallel to the names of Hunnic kings, like Halfdan (Huldin), Roar (Ruga), Ottar (Ottar), and Adils (Attila). ... Atle, which is derived from Attila, is a common name in present day Scandinavia."

By Tor G. Jakobsen, NTNU


***

Bir de:

Ordu (Askeri)- Düzen (Disiplin, Yasa, Kamu düzeni)

Ordo - Ordu kelimesi Türkçedir. Orhun Yazıtları'nda Ordu kelimesi geçer ve hakan konağı, saray karargah anlamındadır. Moğolca'ya da Türkçe'den geçmiştir, tıpkı Kızıl (Altın) Orda'daki gibi. Taşağıl hoca, "13.yy'a kadar Moğolca ile Türkçe arasında ayrım yapamazlar" der. Kaşgarlı Ordu'yu hakanın oturduğu şehir olarak açıklar. 350 milyon Türk dünyası varken listeye bile almamışlar. İşte bu Emperyal düşüncenin bir ürünüdür. Demek ki, buralarda milattan önceki dönemde de Türkçe konuşan halkların varlığı söz konusu, kısaca Türkler varmış. Latince'ye bile Türkçe'den girmiştir. Arsız, hangi Latince? wikide latin diye geçiyor da!!

Türkçe'nin izini Akadlar'da, Etrüskler'de, Pelasglar'da, İskandinavlar'da, Germanlar'da, Slavlar'da, Yerlilerde, İngilizce'de görüyoruz. İngilizce sanılan kaç Türkçe Kelime var acaba? Orhun Kitabeleri'nde 11.000 kelimemiz varken, İngilizce nasıl dünya dili olabiliyormuş efendim? bu işte bir bit yeniği var ya... ;)

Turkicworld sayfasından Language bölümünde Türkçe'nin diğer dillere olan etkisini görebilirsiniz.



ilgili: