warriors etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
warriors etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2017 Cuma

MULAN ve Çin Şimalinde Hanedan Kuran Türklerin Şiirleri



MS. 4-5 inci asırlarda Çinin şimalinde hanedan "kuran Türklerin şiirleri üzerinde şimdiye kadar hiçbir şekilde çalışılmamış ve bir eser ortaya konmamıştır. Biz bu şiirlere yalnız Çin menbalarında tesadüf ediyoruz. Elimizde mevcut eserler az ve malûmat bakımından kifayetsizdir. Fakat, bu bir avuç şiir bize Türklerin ruh dünyalarının karakteristik vasıflarını geniş manada anlatmağa yardım edecektir. (1)


M.S. 420 de şarkî Chin hanedanının inkırazından sonra Çin şimal ve cenupta iki hanedanın idaresi altına girdi. Bu sülâleler Sui devletinin kuruluşuna (589) kadar devam etmiştin Bu devir, Çinlilerin, yabancıların bilhassa Türklerin taarruzuna uğradıkları devirdir. Bu yabancılar, zaman zaman Çinin şimalini kendi siyasi ve kültürel hâkimiyetleri altına almışlar ve Çin medeniyetine derin tesirler yapmışlardır. Siyasî olaylar dolayısiyle daima karışıklık içinde bulunan bu devir edebiyata da tesir etmiş, bu yüzden büyük eserler vücuda gelememiştir. Böylece, bu siyasî taksim edebiyat alanında şimal (Türk) ve cenup (Çin) edebiyatını meydana getirmiştir.


Yüeh - fu'larada, bu şiirlerin şarkı halinde ve hepsinin 66 şarkıdan mürekkep olduğu, fakat çoğunun kaybolmuş bulunduğu kaydedilmiştir. Ben Yüeh-fu'lar külliyatında ancak 24 şarkı tesbit edebildim. Bundan başka bu şiirlere nazire olarak Çin şairleri tarafından yazılan 9 şiirden başka 2 tane Ts'ıh-lo, bir tane de yen (tuz) şarkısı buldum. Aynı zamanda şimalin en mühim halk edebiyatından bir parça da kahraman Mu Lan'ın şarkısıdır. (2) Elimizdeki mevcut menbalardan elde ettiğimiz bu 66 şarkıya Hengeh'ui şarkıları deniliyor (3) ; bunlar umumiyetle iki guruba ayrılırlar:


I: Chi-yü gurubu; (tercümeden mana çıkmıyor, yabancı bir kelimedir. Çince değildir.) 36 şarkıdır. 

II: Ko-ku gurubu, (tercüme edilemiyor) 30 şarkıdır. Bu iki gurup şarkı muhtelif hanedan devirlerine göre muhtelif
kısımlara ayrılmıştır. Her bir gurupta kullanılan müzik aletleri bazen müşterek bazen de başka, başkadır. Umumiyetle kullanılan müzik âletleri şunlardır. Davul, fülüt, kaval, gonk, boynuz, zil, tao-pi-pi-li, pi-Ii, hu-chia (son üç âlet üflenerek çalınır), p'i-p'a (telli bir âlet) dir. Son 4 alet Türk müzik aletleridir. Çinliler bunları daha çok eski zamanlarda Türklerden almışlar ve benimsemişlerdir. Bu şarkıların ekserisi orduda askeri müzik olarak veyahut resmi merasimlerde kullanılır. Bu şiirlerin tahlilinde Çinlilere yabancı, fakat bize oldukça yakın olan bir ruh âleminin akislerini görebileceğiz. Dış cephe ( vezin - kafiye) itibarile ekseriyetle Çin nazım çerçevesi içine sıkışmış olan bu şiirler Türklerin iç dünyasını muhtelif cephelerde göstermiş olacaklardır. 


I. Dış cephe (vezin ve kafiye): Ekseri şiirler bir Çin vezin şekli olan 5; ter (her satır 5 kelimeden ibaret) ve 7 1er (her satır 7 kelimeden müteşekkil) şiir zümresi içine dahildir. Bir kısmı da 6-7, 7-3-7, 4 kelimeden ibaret olan vezin şeklini gösteriyor. 5 1er ve 7 1er şiiri Çinde yüksek zümre edebiyatında olsun halk edebiyatında olsun çok fazla kullanılmıştır. Fakat, 6-7 ve 7-3-7 şekli Çinde yoktur. Bu vezin tarzı Türklere has bir halk vezin şekli' olarak görülüyor. Kafiye : ekseriyetle 2 ve 4 üncü satırlar kafiyelidir. Bu şekilde her kıt'a kendi başına kafiyelidir. Eski kafiye şekli de buna uygundur. Cenup edebiyatında ise her kıt'anın 1-2-4 üncü satırları kafiyelenmiş ve eski kafiye şekilleri de muntazam olarak sıralanmıştır. 


İç cephe: Mevzular ekseriya onların günlük hayatından alınmış ve halk tabakası temsil edilmiştir. Saray hayatının ve yüksek tabakanın rolü olmadığı, derin bir halklılık taşıdığı göze çarpar. Bu şiirlerde şairin şahsiyeti görünmez, kollektif olarak yazılmış ve bu şekilde bir ferdin değil bir cemiyetin ifadesi olmuştur. Türk tarihi baştan başa kahramanlıklarla dolu olduğu halde, bu şiirler epopik bir mahiyet göstermekten uzaktırlar. Şimal hanedanları devrinde (MS 420-589) hiç bir epopeye tesadüf edemiyoruz. Bundan başka, eski devirlerde de böyle bir şekil görülmüyor. M. E 100 lerde Çin menbalannda 4 satırlık bir şiire tesadüf ediyoruz (4). Bu Hşiung-nu'ların Kansu'da mağlûp oldukları zaman acılarını göstermek için söylenmiş bir şarkıdır. 


Yen-chıh-shan'ı kaybettik,
Kadınlarımızın güzelliği artık kalmadı.
CJıi-lien dağlarını bıraktık,
Hayvanlarımız artık bakılmıyacak

Bunun epopeye bir başlangıç olmadığını kolayca anlıyabiliriz. 


Mao'tun'un saltanat senelerine (m. e 200) ait bir monoğrafyanın uslubu bize bir epopeyi hatırlatırsa da bir Hsiung-nu yazısı mevcut olmadığından bunu anlamak mümkün olamıyacaktır. Çünkü metin Çince ve nesir halinde yazılmıştır (5). Daha sonraki devirlerde (300 lerde) Chin vakayinamelerinde bir çan falına tesadüf ediyoruz. Ghao hanedanı zamanında ve Chie dilinde (Hsiung-nu'larm akrabası) yazılmıştır. Şiirin transkripsiyonu şöyledir. 


Hsü-chıh ti-li-k'ang p'u-ku ch'ü-tu-t'ang
Tercümesi: Ordu çıkar, kumamdan (p'u-ku) esir olar. 


Tabii bu satırlar da bize bir şey anlatmaz. Ancak, Türklerin çok eski zamanlarda bir nazım. san'atına vakıf olduklarını gösterir. Çin kültürünün tesiri, buna muvazi Çin nazım şeklinin inhisan ve neticede bir topluluğun ifadesi olması bunların dasitanı olmasına yer bırakmamıştır, Kahramanlık vasıfları da bu şekli senbolize edememiştir. Bu şiirlerde dramatik bir vaziyet de yoktur. Halbuki, tiyatroya mevzu teşkil edecek parçalar pek çoktur. Fakat, Yüeh-fu'lar külliyatında bunların temsil haline konduğundan hiç bahsedilmemiştir. Bu şiirler arasında realist tasvirlerle işlenmiş tabiat şiirleri vardır. Ayni zamanda insani heyecan ve ihtirasın altında ezen aşk şiirleri de mevcuttur.


Bu şiirler, dinin dar çerçevesinden uzak kalarak' esasını kaybetmeyip, tabii bir şekil ve ahenk yaratmak istemişlerdir. Türk hanedanları arasında Budizim, Taoizim, Konfüçyanizim süratle yayıldığı* halde yine onların ruh dünyalarına girmemiş, bir yer almamıştır. Şimalin en kuvvetli devleti olan T'o-pa'ların dini arasında kurt, dağ, orman kültünü görüyoruz. Bunlarla alâkadar ilkbahar, sonbahar bayramları ve at yarışları vardır. Fakat, bu dini hadiseler şiirlerinde hiç bir şekilde yer almamış ve kıymetlendirilmemiştir, Onlar, daha ziyade milli bir karakter yaratmasını bilmişlerdir. Elimizdeki mevcut şarkılar; Liang devri (m. s. 502-556) boynuz ve davul Heng-ch'ui şarkıları: Vatan hasretini anlatan güzel bir şiir. 


Söğüt dalını koparıyorum
Yüeh-fu shıh-chi
(K. 25, s. 234 a )

Ata biniyorum, kamçı kullanmıyorum,
Dönüp bir söğüt dalı koparıyorum.
Ayaklarımı sarkıtıp oturuyorum, uzun fülütümü çalıyorum;
Seyahat edenler kederden ölüyorlar..
İçimde bir tessür duyuyorum, neş''elenmiyorum,
Atınızın kamçısı olmak istiyorum. 
Gelip kolunuza girmek istiyorum,
Agahlarımı uzatıp, dizinizin dibinde oturmak istiyorum.
Mer'adaki atlar serbest bırakılmış,
Atların iplerini bağlamağı unuttum.
Eğeri omzumda taşıyor, atımı takip ediyorum,
Bu atlara nasıl binmeli.
Uzaklardan Meng-chin'deki sarı nehri görüyorum,
Söğütler kederden sallanıyorlar
Ben esir bir ailenin çocuğuyum,
Han'ların ( Çinlilerin ) türküsünü anlamıyorum.
Kuvvetli bir delikanlının sür'atlı koşan atlara ihtiyacı var,
Sür'ailı kaşan atların kuvvetli bir delikanlıya ihtiyaçları var.
Sararmış kırların altına giriyorum (ölüyorum),
Ancak o zaman dişi ve erkek birbirinden ayrılırlar. 


*


5'ler şiir zümresi içine dahildir. Kafiye tarzî oldukça muntazâmdır. Lisan sade, halk dilinde yazılmıştır. His bakımından kuvvetli bir şiirdir. Akıcı ve renkli bir üslûbu vardır. Yazılış tarihi itibariyle eski 'olması lâzımdır; şimal hanedanları kurulmadan önce oraya, buraya dağılmış veyahut harpler dolayısile vatanlarından ayrılmak mecburiyetinde kalan Hsiung-nu ailelerinin acı hâtıralarını gösteriyorsa da; netice itibariyle kat'i birşey söyleyemiyeceğiz. Kadın şiirlerinde bir yer alır. Ayni isim altında başka bir şiir: 


Söğüt dalını koparıyorum
(k.25, s. 234 a-b)
Ata biniyorum, kamçı kullanmıyorum,
Dönüp bir söğüt dalı koparıyorum.
Attan iniyorum, uzun fülütümü çalıyorum,
Gelip, geçenler kederden ölüyorlar.
Kapının önünde bir hurma ağacı var;
Senelerdenberi ihtiyarlık nedir bilmiyor.
ihtiyar kadın kızını evlendirmezse,
Kollarında taşıyacak bir torona nasıl sahip olur.
Chi-chi nasıl bir, chi-chi,
Kızlar pencere kenarında kumaş dokuyorlar.
Tezgâhın sesini işitmiyorum,
Yalnız, kızların nefes, alışlarını duyuyorum.
Kızların nasıl nefes aldıklarını dinliyorum,
Onlara ne düşündüklerini soruyorum.
İhtiyar kadın kızının evlenmesine müsaade ediyor,
Fakat, bû sene,hiç bir haber yok. 


5'ler şiir zümresine dahildir. Nazım şekli çok muntazamdır. Her kıt'anın 2-4 üncü satirlan kendi aralannda kafiyelidir. Sosyal bir şiirdir. Aile hayatından, genç kızların tezgâh dokuduklarından bahsediyor. Kelimeler canlı, teşbihler kuvvetlidir. Hayali olmaktan kurtulmuştur. 


Aşk da şiirlerini süsler ; Ti-çh'ü (6) 
(k. 25, s, 233 b.)
Ay parlıyor, yıldızlar akıp gidiyor,
Bana gelip gelmiyeceğini hemen söylemeni istiyorum.


Her satır 6-7 kelimeden müteşekkildir. Hisleri okşayan ince bir üslûbu vardır. 


Tzu-piao-ma (eflatun at) 
(k. 25, s..233 b.)
Yalnız bir dal bir ağaç yapamaz,
Yalnız bir ağaç bir orman vücuda getiremez.
Sizin süslü yeleğinizi düşünüyorum,
Sizi hiç unutmıyorum. 


Her satır 5 kelimeden ibarettir. İlk iki satiri darbımesel şeklinde başlıyan "tipik bir halk türküsüdür. Tasvirler canlı, kelimeler renklidir. Bir tabiat şiiri:


Lung tepelerinden akan sular (7) 
(K. 25, S. 233 a)

Lung tepelerinden akan sular,
Akarak garba doğru gidiyor.
Bütün ömrümce düşündüm,
Boş sahalarda rüzgâr gibi dolaştım.
Garpte Lung sahiline tırmanıyorum,
Kıvrımlı yollardan dokuzuncu defa dönüyorum,
Dağlar yüksek, vadiler derin,
Hafif, hafif ayaklarım acıyor. 
Ellerimle zaif dalları kopartyorum,
ince kumlar üzerinde yürüyorum.


Nazım şekli gayri muntazamdır. Bir tabiat şiiri olmakla beraber izdırap çeken bir ruhun aksisedasıdır. Şekil bakımından kuvvetli değilse de, ifade etmek istediği mana canlı ve kuvvetlidir. Uslup akıcı ve sürükleyicidir. 


Çinli şairlerin şimal şiirlerine nazire olarak aynı motif üzerine, fakat daha muntazam bir şekil içinde yazdıkları şiirler. 


Yung-t ai. 
(K. 25, S. 243 b)
Güneş batarken Yung-t' ai ya çıkıyorum,
Benim güzel sevgilim henüz gelmedi.
Tül perdeli pencereyi nilifer çiçekleri sarmış,
Camlı kapının kanatları açılmış.
Çiçeklerin yanında eflatun darçınlar,
Dağılarak, yayılarak yeşil yosunları sarmış
Ay, karanlığın çoğunu aydınlatmıyor,
Sizi bekliyorum, yalnız ve uzaklardayım. 


Satırlar 5 kelimeden ibarettir. Nazım şekli çok muntazamdır. Şiir seçkin kelimelerle süslenmiştir. Şekle verilen kıymet kadar iç cephede işlenmiştir. Hisleri kuvvetli teşbihleri zarif bir aşk şiiridir, İmparator Liang Wu-ti ( 6 ıncı asır) tarafından yazılmıştır. Li T'ai-po'nın (M. S. 705-762) güzel bir şiiri, (T'ang devri şaiirlerinden, 


Beyaz burunlu at. 
(K. 25, S. 235 b)
Gümüş eğerli beyaz burunlu at,
Çamurluğu yeşil havuz gibi süslü.
İnce bir yağmur yağdığı, ilkbahar rüzgârı çiçekleri düşürdüğü
zaman
Kamçtmı sallar, güzel barüar kızına, içmeğe giderimi


Chang Hu'nın bir şiiri (T'ang devri şiirlerinden)
Beyaz burunlu at. 
(K. 25,235 b)
Barbar kızı için şarap içiyorum,
Her zaman beyaz burunlu atla geliyorum, 
Suların üzerine atılan nilifer çiçeklerini toplıyorum)
Siz de beyaz çiçekleri düşünüyorsunuz.


Her iki şîir de 5'ler şiir zümresinee dahildir. Taşkın bir lirizm içinde o zamanki meyhane hayatından, Çinlilerin çok sevdiği barbar kızlarından bahsediyor. Sürükleyici ve heycan yaratan bir ahengi var. Bu şiirlerden başka yine Yüeh - fu'lar külliyatınde Tuz (yen) ve Ts'ıh - lo şarkılarından bahsediliyor. Tuz şarkılarından elimizde ancak Hsi - hsi - yen (tercüme edilemiyor) vardır. (8)


Yen kelime tuz manasına gelir. Fakat bir şiirde ancak mecazi bir manada kullanılması lâzımdır. Çin'deki eserler, yen kelimesinin lehçe bir kelime olarak güzel, iyi manasına geldiğini ve ayni zamanda saraydaki güzel kadınlara verilen bir isim olduğundan bahseder. Bizde Tuz, kıymetli, pahalı, iyi gibi mecazi manaları içine almıştır. Fakat, Çin fölklörinde Yen kelimesi mecazi manada hiç bir zaman kullanılmamıştır. Onlara göre, yabancı bir kelimedir, doğrudan doğruya kabul etmişlerdir.


Bunlar arasında bizi en çok ilgilendiren T'u-chüeh-yen (Tukyo) dir. Metni kimin tarafından yazıldığı malûm değildir ve kaybolmuştur. Ts'ıh - lo şarkıları : Elimizde mevcut bu şiiri şimal Ch'i devletinden Hu-lü -Chin yazmıştır (550-490).


Ts'ıh-Lo şarkısı. 
(K. 86, s. 589)
Ts'ıh-lo nehri Yin-shan'dadır,
Sema büyük bir çadıra benziyor,
Bütün dünyayı bir kafes gibi örtüyor.
Gök mavi, kırlar geniş, rüzgâr esiyor,
Otlar alçak, inek ve koyunları görüyorum, 


Nazım şekli muntazam değildir. Fakat aksettirmek istediği mana kuvvetlidir. T'ang devri şairlerinden Wen T'ing-chün'ün evvelki şiire bir naziresi:


Ts'ıh-Lo şarkısı. 
(K. 86, s. 589)
Ts'ıh-lo'nın altın ve harap duvarları
Yin-shan'da senelerdenberi çiçek açmıyor.
Çadırın dışında rügâr esiyor,
Karargahın önünde ay kumları aydınlatıyor
Tibetli çocuç yeşim taşı fültünü çalıyor,
Barbar kızı çiçekli bir halde dansediyor.
Nehrin cenubundaki yabancıya gülüyor,
Erikler açdığı zaman evine dönmüyor.


5 1er şiir zümresine dahildir. Nazım şekli çok muntazamdır. Lisan temiz ve düzgün, tabiat tasvirleri canlı ve kuvvetlidir. 




MU LAN Şarkısı


Çin edebiyatında da mühim bir rolü olan ve yine Yüeh-fu'lar külliyatında bulunan Mu Lan şarkısı buraya kadar bahsettiğimiz şarkı ve şiirlerden daha başka bir hususiyet gösterir. Evvelki şiirler hiçbir şekilde epik bir vaziyet göstermemiş, daima dasitanı (destanı) solmaktan uzak kalmışlardır. Biz bunu daha ziyade Çin'in tesiri ve o muhitin icap ettirdiği bir vakıa olarak kabul edeceğiz. Fakat, Mu Lan şarkısı bizde daha başka fikirlerin doğmasına yardım ediyor. Evvelâ, bu şiiri okurken romantik bir tesir altında kaldığımızı hissediyoruz; daha derinleştikçe epik bir nüvvenin mevcudiyetini seziyoruz. Diğer şiirlerde bir topluluğun ifadesi anlaşıldığı halde, burada ferdi bir karakter, kahramana kahramanlığa ait bir şey görüyoruz. Bununla beraber bu şarkının bir epope olmadığı, ancak dasitanı bir hava yarattığını söyliyebileceğiz. Bu şiirin nazım şekli de başkadır; oldukça serbesttir. Satırların bazısı 5, 7 ve bazısı da 9 kelimeden ibarettir. Kafiye tarzı da hiç muntazam değildir.


Mu Lan şarkısının kimin tarafından yazıldığı malûm değildir. Yazılmış tarihi üzerinde bir cok fikirler ileri sürülmüştür. Bizi en ziyade ikna eden Hu Shı'nın fikridir. O, bu şiirin m. s. 4 üncü asırda yazıldığını ileri sürer. Hakikaten bu devir harplerin en çok olduğu bir zamandır ki Mu Lan'ın bunlardan birisine iştirak etmesi pek muhtemeldir o zamanki uslup da bunu kuvvetle teyit ediyor. En yüksek aile ve vatan sevgisini en içten duygularla aksettiren ve kahramanlığın büyük bir timsali olan MU LAN şarkısı:


(K.25, s.235)
Tse, ise yine tse, tse,
Mu Lan kapı yanında kumaş dokuyor.
Tezgâhın sesi işidilmiyor,
Yalnız: genç kızın nefes alışı duyuluyor
Kıza ne düşündüğünü soruyorum.
Kıza neyi hatırladığını soruyorum
Kız bir şey düşünmüyor,
Kız birşey hatırlamıyor.
Dün gece askerî sevkıyatı gördüm,
Ko-han alt not büyük seferberlik ilân etti (9)
Askerî liste 12 parçadır, 
Her listede bahamın ismi de var.
Babamın büyük oğlu yok,
Mu Lan'ın (benim) ağabeğsi yok.
Pazardan bir at ve eğer almak istiyorum,
Babamın yerine cepheye gideceğim.
Şark pazarından güzel bir at aldı,
Garp pazarından bir eğer aldı,
Cenup pazarından bir gem aldı,
Şimal pazarından da uzun bir kamçı aldı.
Sabahleyin ebeveynine veda edip ayrıldı,
Akşamleyin sarı nehrin sahilinde dinlendi.
Artık ebeveynin ve kızların seslerini işitmiyordu.
Yalnız, sarı nehrin çağlayışını duyuyordu.
Sabahleyin sarı nehre veda edip gitti,
Akşam Hei-shan tepelerine vardı (10)
Artık ebeveynin ve kızların seslerini işidemiyordu,
Yalnız, Yen-shan barlarının atlarının kişnemeleri duyuluyordu.(11)
1000 li kadar yaya olarak cepheye kadar yürüdü,
Geçit ve dağlardan uçar gibi geçti.
Şimal rüzgârı gürültüler getiriyor,
Karlar demir elbise üzerinde pırıldıyor.
General ve zabitlerin yüzlercesi harpte ölüyor,
Askerler on sene sonra dönüyor,
imparatorun huzuruna çıkıyorlar,
Onlar 12 rütbe veriyor,
Yüzlec ve binlerceden fazla hediyeler dağıtıyor.
Ko-han onlara ne arzu ettiklerini soruyor,
Mu Lan hiç bir şey istemiyor,
Yanız, iyi bir at istiyor,
K'o-han çocuğu yurduna gönderiyor.
Ailesi kızlarının geldiğini işidiyor,
Şehrin dışına karşılamağa çıkıyorlar,
Kız kardeşi ablasının geldiğini duyuyor,
Kapı eşiğinde yüzünü boyuyor,
Küçük erkek kardeşi ablasının geldiğini işidiyor,
Çakısını biliyor, koyun ve domuzlara gidiyor. 
Şarktaki odamın kapısını açtım,
Garp taraftaki sedirin üstüne oturdum,
Harp elbiselerimi çıkardım,
Eski zamanlardaki elbiselerimi giydim.
Pencerenin kenarında güzel saçlarını taradı,
Aynanın karşısında başına bir gül taktı.
Kapıdan çıktı, arkadaşlarını karşıladı,
Arkadaşları hayrette kaldılar.
12 seneyi birlikte geçirmişlerdi,
Mu Lan'ın kadın olduğunu anlamamışlardı.
Erkek tavşanların ayakları birbirine çarpar,
Dişi tavşanların gözleri şaşkın bakar,
Çift tavşanlar yan yana gider,
Benim erkek veya kadın olduğum nasıl fark edilir?



Türk Edebiyatına eski Türk şiirlerini tanıtmak gayesiyle bana verilmiş olan bu küçük etüdün üzerinde yardımları dokunan değerli Profesörüm Dr, Eberhard'a teşekkürlerimi sunmağı burada bir ödev bilirim.   


Dr. MUHADDERE N. ÖZERDİM 
Mulan and Poetry of Turkish Dynasties in China

(Sinoloji İlmî Yardımcısı)Ankara, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Sinoloji Bolümü
Tezi veren Prof.Dr.Wolfram Eberhard.
dipnotlar:
1- R. WİLHELM : Die Chinesisehe Literatür, Potsdam, 1926.W. GRUBE : Gesehichte der chinesischen Literatür, Leipzig, 1902. gibi eserlerde de şimal edebiyatından asla bahsedilmemiştir.
2- Yneh-fu shıh-ehi, Sung zamanında (960-1378) Kuo Mou-ch'ing tarafından yazılmış şiir kitabı.
3-  Heng-ch'uî, Ufkı-üfleme, öttürme (fulütün çalındığı gibi). 
4- Hsi-ho Cniu-shıh. (Hân devrinde yazılmıştır MS 25-MS 220) 
5- Hsiung-nu'Iar hakkında monoğrafya, W. Eberhard, Shıh-chi, bahis 110. 
6- ( Tercüme edilemiyor ).
7- Lung, Shensi ve Kanalıya verilen isim. 
8- Wei vakayinameleri Ts'ıh - lo'yu şimal Çin'de "Yin - shan'da „ oturmuş bir kavim olarak (Teles'ler) kabul ederler,
9- K'o-han, hakan demektir. 
10- Hei-shan, Yehol (şimal Çin ) de bir dag.
11- Yen-shan, Yen-chıh-shan olması lâzım, Kansu'da bile dağdır. Bu yer Hsiungnuların eski yurtlarıdır. 



"Hua Mulan (2009-film)" 
Yönetmen : Jingle Ma, Wei Dong
Senaryo : Ting Zhang 
Oynayanlar: Wei Zhao, Jaycee Chan, Jiao Xu




Poem of Mulan

A sigh, a sigh, and then again a sigh
Mulan was sitting at the door and weaving
One did not hear the sound of loom and shuttle
One only heard her heave these heavy sighs.
When she was asked the object of her love
When she was asked who occupied her thoughts
She did not have a man she was in love with
There was no boy who occupied her thoughts.
"Last night I saw the summons from the army,
The Khan is mobilizing all his troops
The list of summoned men comes in twelve copies:
Every copy lists my father's name!
My father has, alas, no grown-up son
And I, Mulan, I have no adult brother
I want to buy a saddle and a horse
To take my father's place and join the army."
The eastern market: there she bought a horse,
The western market: there she bought a saddle,
The southern market: there she bought a bridle,
The northern market: there she bought a whip,
At dawn she said good-bye to her dear parents
At night she rested by the Yellow-River
She did not hear her parents' voices, calling for their daughter
She only heard the Yellow River's flowing water, always splashing, splashing
At dawn she left the Yellow River's bank
At night she rested on Black Mountain's top
She did not heard the whinnying of Crimson Mountain's Hunnish (1) horseman
Myriads of miles: she joined the thick of battle
Crossing the mountain passes as if flying
Winds from the north transmitted metal rattles (2)
A freezing light shone on her iron armor
A hundred battles and the brass were dead
After ten years the bravest men returned
When they returned, they met the Son of Heaven
The Son of Heaven seated on his throne (3)
Their honorary rank went up twelve steps
And their rewards were counted in the millions
The Khan asked Mulan what he might desire
"I Mulan, do not care for an appointment here at court. (4)
Give me your racer good for a thousand miles (5)
To take me back again to my old hometown."
Hearing their daughter had arrived, her parents
Went out the city, welcoming her back home
Hearing her elder sister had arrived, her sister
Put on her bright red outfit at the door
Hearing his elder sister had arrived, her brother
Sharpened his knife that brightly flached in front of pigs and sheep
"Open the gate to my pavilion on the east
Let me sit down in my old western room
I will take off the dress I wore in battle
I will put on the skirt I used to wear"
Close to the window she did up her hair
Facing the mirror she applied makeup
She went outside and saw her army buddies
Her army buddies were all flabbergasted
"We marched together for these twelve long years
And absolutely had no clue that Mulan was a girl!"
"The male hare wildly kicks its feet
The female hare has shifty eyes
But when a pair of hares runs side by side
Who can distinguish whether I in fact am male or female?"

(1) The Chinese term Hu, which we here translate as "Hunnish", generally refers to the nomadic populations on China's traditional nothern border (in modern Inner Mongolia)
(2) The Chinese commentators here explain the "rattle" as a small iron three-legged pot (*), which was used for cooking food at daytime and for beating out the watches during nighttime.
(3) The Son of Heaven (the emperor(khan) is said in the original to be seated in the Hall of Light, a ceremonial structure described in ancient books.
(4) More precisely, an appointment as Secretarial Court Gentleman
(5) That is a horse (or, according to some editions a camel) that can run a thousan Chinese miles in a single day (the Chinese mile is roughly one third of an English mile)
translated by Wilt L.Idema
Mulan: Five Versions of a Classic Chinese Legend, with Related Texts
editör: Shiamin Kwa,Wilt L. Idema



(*) Three-Legged İron Pot is Holy among Turks!
"Türklerde üç ayaklı kazanlar kutlu kabul edilir ve Hunlardan bu yana kullanılır." resim: Hun, 4.-5.yy.
Kimmer ve Saka/İskit Türklerinde de kutsaldır. Öyle ki  Kimmerler Roma imparatoru Augustus'a dostluk duasına karşılık üçayakla birlikte kutsal bir kazan hediye eder. 
"Üç Ateş" 'Üç Ayak'a dönüşür.
Türklerde kutsal olan üçayaklar aileyle evi temsil eden ocakla beraber anılır. Altay destanlarında üç ateşi
yakıp insanlara ocakla beraber sacayağını veren tanrı da, Ak Ana'nın yaratma gücünü alan Ülgen Ata'dır.




* "Mulan Çinli değil, Moğol veya Hun-Türklerinden"(Amazonlar)
"Çinli imparatorlar kadın savaşçılardan ordu kuruyordu". (Mulan, a well known animated film of woman warrior is Xiongnu-Hun/Turk of ethnic [Teoman (Toman)  and his son Mete (Mao tun), Asian Hun-Turks]


* Mulan, Türk Tabgaç (Tofa/Topa ya da Çin yazıtlarında Toba-Touba olarak geçen ve MS 4.yy'da Çin'de kurulan bir Türk Devleti) boyundandır.

"Çinleşen Tabgaç Türkleri" (link)

"Kaşgarlı Mahmud'un, Türklerden bir bölük olduğunu kaydettiği Tabgaçlar, Çin yıllıklarına göre Asya Hunları'ndan bir kısımdır ve sülalenin resmî tarihinde (Wei-shu) Motun, eski To-pa (Tab-gaç) hükümdarı olarak gösterilmiştir. ... 

Önce kuzey Şan-si'de Tai başkent olmak üzere küçük "Tai veya I. T'o-pa" devletini (315-376) kuran Tabgaçlar, daha ilk başbuğları olarak bilinen Şa-mo-han(ölm. 277)'dan itibaren diğer küçük Hun devletleri ve Si-en-pi kütleleri ile mücadeleye giriştiler ve nihayet Ch'in devleti başındaki, Tibet menşeli Fu-Chien iktidarının çökmesi (384) üzerine etraftaki mahallî hükümetçikleri (16 kadar) idareleri altına alarak büyük devlet haline geldiler.  Bütün Kuzey Çin'e hükmetmiş olan bu devlet 534'e doğru Doğu (Ho-nan'da) Wei'leri ve Kuzey veya Batı (Ç'ang-an'da) Wei'leri olarak ikiye aynldı ve kısa zaman sonra bütün arazileri Çinli hanedanlara intikal etti. " (link)



* "101. The strongest proof is the inscription dedicated in the year 443 to the Tuoba's ancestors rediscovered in 1980, in which the title Kehan 可汗 was used to refer to the early Tuoba rulers. See e.g. Mi Wenping's quoted report in Weiwu. It is interesting to see a sanitized version of the same inscription preserved in Wei shu 108.2738 that did not contain this Steppe title. The supporting proof can be found in the famous folk poem on which the recent Disney cartoon Mulan was based. For the Tuoba background including the very name Mulan, see this author's essay "From Mulan to unicorn", to appear in Journal of Asian History."(link

"Toba (Touba, 拓拔) is a Chinese traditional pronounciation of the Türkic tribal name Tabgach, which ruled nothern China in the 4th-5th cc." Norm Kisamov (Turkicworld-link)

"The tribe Toba was a Türkic Syanbi tribe. [ref. P.Budberg, L.Bazin, and V.P.Yudin] .... " (link)


"Türkic Tele Uigur clan Toba (Touba, Tabgach)... Toba spoke Türkic, judging by the 5th century information that reached us. [L. Bazin. Recherches sur les paries T'o-pa. T'oung Pao, vol. 39, livr. 4-5, 1950] They partially were the ancestors of the ancient Türks (L.Potapov: Tukue) and possibly also Tele, because Tele descended from the Hunnish people. (L.P.POTAPOV (1905-2000) ETHNIC COMPOSITION AND ORIGIN OF ALTAIANS HISTORICAL ETHNOGRAPHICAL ESSAY, "Science" Publishing house, Leningrad branch, Leningrad, 1969)" (link)






ilgili:










4 Eylül 2016 Pazar

ASKER - ASGEiR - OSCAR



ASKER - ASGEİR - ESGER - OSCAR

Asker kelimesinin kökeni Farsça deniliyor. Türkçe'de ise Su/Sü diyorlar. Ama AS ve Ker olarak heceye ayırınca farklı bir anlam çıkıyor ortaya. "AS" ulu, tanrısallık, bir Türk boyunun adı ; "KER" ise sınır, gören, çadır, mesken, kötülük anlamlarına geliyor. Bir de Germek, gerilmek var tıpkı mızrağın gerilerek atılması gibi.... Şahsen, Asker kelimesinin Farsça’dan geldiğini düşünmüyorum, özellikle de Türk boylarının göçleri, Türkçe’nin Akadca ve Arapça üzerindeki etkisi, uzun zaman Türklerle kültürel ve dilsel iletişimde olan Farslar varken. Aynı zamanda, ASKAR Orta Asya Türkleri (Kazakistan) arasında erkek adı olarak kullanılmaktadır.

İskandinavlar’da ise Asgeir’in anlamı As-Tanrı ; Geir-Mızrak, yani Asgeir-Tanrı’nın Mızrağı anlamına geliyor. Odin Tanrı olarak görülüyorsa onun mızrağı olmalı. Asgeir’den türetilen isim ise Oscar. Oscar kelimesinin Eski İrlandaca'dan (Keltce) İngilizce'ye girdiği varsayılır. Peki ne anlama geliyor? Yabancı, dışarıdan gelen, profesyonel olmayan, düşman ve geç dönem şiir edebiyatında SAVAŞÇI, KAHRAMAN. (wiki) Anglo Sakson göçleri 5.ve 6.yy'da gerçekleşir. O tarihten önce Odin ve Halkı İskandinav topraklarına girmiştir. Bu arada Atilla'nın ölümünden sonra da Halk her yöne dağılır, hatta İskandinavların arasına bile karışmıştır. Hunların en güçlü boylarından biri de Esgil / Esgel' dir. Macaristan'da yaşayan Sekel Türklerinin atalarındandır ve bu Sekel boyları, yani /Esgel/Asgel/Sekler "Sınırı koruyucuları" olarak görev yapar.

Asker, "Ulu Savaşçı", "Ulu Korucular", "Sınır Muhafızları" demektir. Asker kelimesinin ne arapça, ne de farsçayla bir ilgisi vardır! Asgeir - Esgel - Segel - Esger - Asker - Oscar kelimeleri aynı kökten doğmuştur ve TÜRKÇE'dir.

SB.


Servet Somuncuoğlu : "Kırgızistan'da Tanrı Dağları'nın kollarından Aladağlar üzerinde, deniz seviyesinden dört bin metre yükseklikte yer alan 
Saymalıtaş'ın 
en çarpıcı resimlerinden biri: At Üstünde Ayakta Ok Atan Süvari."
Turkish Petroglyph



OSCAR adı yabancı kaynakta nasıl geçiyor?:

Name OSCAR
GENDER: Masculine
USAGE: English, Irish, Portuguese (Brazilian), Swedish, Norwegian, Danish, Irish Mythology
PRONOUNCED: AHS-kər (English)
Meaning & History
Possibly means "deer friend", derived from Gaelic os "deer" and cara "friend". Alternatively, it may derive from the Old English name OSGAR or its Old Norse cognate ÁSGEIRR, which may have been brought to Ireland by Viking invaders and settlers. In Irish legend Oscar was the son of the poet Oisín and the grandson of the hero Fionn mac Cumhail. This name was popularized in continental Europe by the works of the 18th-century Scottish poet James Macpherson. 

Elizabeth Gidley Withycombe, link
The Oxford Dictionary of English Christian Names (1945)


Name OSGAR
GENDER: Masculine
USAGE: Anglo-Saxon
Meaning & History
Derived from the Old English elements os "god" and gar "spear".
Related Names: OTHER LANGUAGES: Ansgar, Ansigar (Ancient Germanic), Ásgeirr (Ancient Scandinavian), Ansgar, Asger (Danish), Ansgar (German), Ásgeir (Icelandic), Ansgar, Asgeir (Norwegian), Ansgar (Swedish)

Name ASGER
GENDER: Masculine
USAGE: Danish
Meaning & History
From the Old Norse name Ásgeirr, derived from the elements áss meaning "god" and geirr meaning "spear".

***

“Göktürk yazıtlarında, kuzeyde, Kögmen dağlarında Kırgızların komşuluğunda yaşayan Az Budun'dan bahsedilir. Burası, Türklüğün en doğu sınırıdır ve hemen ondan sonra etnik Moğol sınırı başlar.  Tarihte Asların anıldığı en ilginç yer ise İzlanda olmalıdır. Kuzeyin German asıllı halkları, mitolojik ögeler yükleyerek tarihlerini saga denilen destanlarda yaşatmışlardır. Snorri Sturluson adlı İzlandalı bir Viking, bundan sekiz asır önce, 1222-1225 yıllarında halkı içindeki bu sagaları toplayarak Heimskgringla adlı bir kitap hazırlamıştır.

Buna göre As halkı eski zamanlarda Troya'dan çıkmış ve Saks ülkesine (Saksonya) gelmiştir. Burada yerleşip bir süre yaşadıktan sonra daha kuzeye İskandinavya'ya gitmişlerdir. Yerli ahali bu yabancı insanları hayranlıkla karşılamış ve tazim etmiştir. Böylece içinde yaşadıkları toplumla bütünleşen ve İskandinav kızlarıyla evlenen As savaşçıları zamanla erimişler, ama önemli izler bırakmışlarıdır. En önemli izler Sturluson'un eserinde kalmıştır: "Troya Türk ülkesidir...Türklerin ülkesini terk edip...Avrupa'ya gelen Aslar buraya Türk töresi getirdi ve burada Türklerin koyduğu yasalar uygulandı..."

Doğrudan Türk kelimesinin geçmesi oldukça ilginçtir. Bunu 13.yüzyılda artık Türk isminin yerleşmiş olmasına ve Anadolu ve Azerbaycan'ın Türk ülkesi olarak görülmesine vermek mümkündür. İskandinavyalı Aslar açık şekilde Türkçe olan pek çok yer adı bırakmışlardır : Asgaard (As-kent)….

Osman Karatay
İran ile Turan: Hayali milletler çağında Avrasya ve Ortadoğu


Ynglinga’da bu Asya tarifi yoktur ama Prose Edda’da olmayan bir bilgiyi verir ve As halkından bahseder: “Don nehrinin doğusundaki memlekete Asaland veya Asaheim (As ülkesi veya yurdu) denir ve bu memleketin başşehrini Ásgard adlarlar.”

Aynı yazarın bir eserinde kıta tarif edilirken, diğerinde o kıtaya isim veren halktan bahsedilmesi herhalde Sturluson’un araştırmalarının gelişimiyle alakalıdır. 1220 sonrasındaki araştırmalarında As halkıyla ilgili bilgileri derinleşti ve bunun sadece bir kıta adı olmadığına kanaat getirerek ve eski kaynaklardan As yurdunun tam yerini tespit ederek Ynglinga’ya ekledi. Bu As bahsi Sturluson’un bilgisinin güncelliği veya eskiliği konusundaki tartışmalarda şaşırtıcı bir gerçeğe işaret eder. Hunların gelişinden önceki dönemde Don nehrinin doğusundaki Aral boylarına kadar uzanan düzlüklerde As adlı bir kavim başı çekiyordu.

Bu bahisleri tastamam efsane, dolayısıyla uydurma olarak gören halkiyatçılar, ardından adı geçen mekân ve kavramlara derin mitolojik manalar yüklemişlerdir. Örneğin, Asgard basitleştirici bir anlatımla tanrıların mekânı olarak sunulur. Merkezîdir. Onun etrafında Midgard (‘Orta Kent’) vardır. Burası insanların mekânıdır. Bilinen dünya ile engin okyanuslar arasında ise devlerin mekânı vardır (O'Donoghue 2008: 17). Hâlbuki burada tarihi bir hadiseye işaret edilmektedir. Bir göç vardır.

Osman Karatay - link
“Kral Odin’in Turkland’dan İskandinavya’ya Göçü”, Halk Kültüründe Göç Uluslararası Sempozyumu, 
(28-30 Mayıs 2010, Balıkesir), yay. Ali Duymaz, İstanbul 2012, s.532-539)

"Kurt Ağzı" Sancağı ile Ayakta bir Atlı Savaşçı
TÜRK KAYA RESİMLERİ - LENA / SİBİRYA
"Rusların verdiği tarihlendirme MÖ 14000-12000"
Kaya Resimler  → Tamgalar  → Alfabe

A Standing Turkish Warrior with "Wolf Mouth" Banner
TURKİSH PETROGLYPHS - LENA / SİBERİA
"14000-12000 PROTO - TURKS" said by the Russians.
Petroglyphs → Tamgas (mark,symbol) → Alphabet
Servet Somuncuoğlu "From Siberia to Anatolia - The Turks on the Rocks."

"Till the 13th c Sibir, later Siberia, is also coming from the Turkish root Sabir." 
Prof. Dr. László Rásonyi (1899,1984, Hungarian Turkologist) (Sibir is also known as Subar-SB)




KER: Kötü Varlık
Eşdeğer : GER/KİR/GİR

Çoğu zaman sıfat olarak kullanılır. O varlığın kötücül bir özelliğe sahip olduğunu gösterir. Hepsinde bulunan ortak bir özellik olarak tek ayaklı, tek gözlü, tek kollu, kel varlıklardır. Öteki aleme ait canlılar daima tek gözlü olarak betimlenir. Bu nedenle “Ker” sözcüğünü Kör anlamına geldiğini öne süren görüşler de mevcuttur. Sümerlerde “Kur” adlı bir yeraltı canavarı bulunur ki, yeraltında yaşayan varlıkların “Ker” sözcüğü ile tanımlanmasının kökeni buradadır. Yeraltında yaşadığına inanılan ve insanı sakalıyla boğup öldürdüğü söylenen, dirsek boyundaki Kerle adlı kötü varlıklar da bunların bir türüdür. Bu sıfatla anılan altı önemli varlık bulunur:

KER Yutpa : Yeraltı Ejderi - KER Abra : Yeraltı Yılanı
KER Arat : Yeraltı Balığı - KER Doydu : Yeraltı Balığı
KER Köylek : Yeraltı Cadısı - KER Ayna : Yeraltı Şeytanı

Anlamı: (KİR/KER/GER). Kirlilik ve kötülük bildirir. Moğolca HİR/KİR sözcüğü kirlilik, kötülük anlamları taşır. “Altını şer, incisi ker” şeklindeki halk deyiminde de bu kavram görülmektedir. Geri sözcüğü ile aynı kökten türemiştir. Bu kavram eski Türkçe’de ve Moğolca’da aynı zamanda SINIR, KENAR anlamı taşır ve KİRE/KER/HER/HOR olarak ifade edilir. Kör sözcüğüyle bağlantılı olması da muhtemeldir. Kör kelimesinin kökeni pek çok kaynakta Farsça olarak gösterilir. Fakat Türkçe’deki GÖR köküyle bağlantısı göz önünde bulundurularak Farsça’ya Türkçe’den geçmiş olma olasılığı dikkate alınmalıdır.

Türk Söylence Sözlüğü
Deniz Karakurt

***

GER = ÇADIR- OTAĞ 
(yabancı dile yanlış olarak giren YURT, ki o da Türkçe'dir. -SB)

Ger ve Kutsal Daire

Batılılar tarafından yurt olarak bilinen ger, Moğolların geleneksel yaşam mekanlarıdır. Yuvarlak bir örgü duvar üstüne monte edilmiş merkezi bir duman çıkış halkasından (tono) yayılan direklerden (uni) inşa edilmiştir ve Amerikan Güneybatısı yerlileri Navahoların hooghan'larına yakın bir benzerlik arz eder. Ayrıca, Tsantang ve Urianhai dahil birçok Siberia halkı tepee'lerde yaşar. Her durumda ger'in konumu ve sembolizmi bütün Moğol toplulukları için geçerli olmaktadır. Göçebe yaşantısı gereği seyahatlerine uymak üzere ger ve tepee'ler (yurt) kolay sökülüp takılmak için tasarlanmışlardı, ama yine de nerede kurulursa da ger'in görüntü ve anlamı değişmez. 

Moğol Şamanizmin Ana Hatları - Julie Stewart
Çeviren Kemal Menemencioğlu / link


***

... Kerekülüg begleri bodunı yapısındaki kerekülügü kolayca “çadırlı, göçebe” olarak çevirmek pek anlamlı görünmemektedir. Belli ki Tokuz Oğuzlardan başlamak suretiyle boy veya topluluk adları sayılmaktadır. Bu kelime grubunu “çadırlı beyleri ve milleti” şeklinde çevirmek boy-millet sırasını da bozmaktadır. Üstelik o devirde bozkırın olumsuz etkisiyle çadır dışında yaşayan insanların veya boyların olamayacağını söylemek mümkündür. Zaten bugün de Moğolistan’ın büyük şehirleri dışındaki yörelerde insanlar hâlâ çadırlarda yaşamaktadır. O zaman bütün sorun kerekülüg kelimesi üzerindedir. Tokuz Oğuzlar, Eki Edizler ve Kerekülüg begleri. Bu şekilde bir sıralamada kerekülüg kelimesinin bir boy veya topluluğun adı olması gerekir. Öyleyse kerekülüg begleri ibaresini “çadırlı, göçebe” değil de “Kazaklı beyleri, Kırımlı beyleri” gibi “Kerekülü beyleri” şeklinde anlamak gerekir.

Kerekülüg kelimesinin kökünün eski Moğolca ker kelimesiyle aynı olduğunu düşünüyoruz.Günümüz Moğolcasında bu kelime ger şeklinde olup, “çadır, yurt” anlamlarına gelmektedir: ger “yurt, çadır, keçe çadır; yerleşim yeri, ikametgâh; mesken ev” (LESSING 2003: 603); Kalmukçada ger “zelt,jurte, haus; familie, heim; haus”, Ramstedt ger kelimesinin Tib. gur kelimesinden alınmış olabileceğini düşünmektedir, (RAMSTEDT 1976: 134.)

Bütün bunlardan hareketle kerekülüg kelimesi Türkçe gramer kurallarına göre kök ve eklerine ayrıştırılırsa ortaya şu çıkar: < ker + AgU + lUg. + AgU topluluk (kolektif) bildiren ekle ilgili olarak Kök Türk metinlerinden şu örnekleri vermek mümkündür: ikägü “iki parça” (< *ekägü), üçägü “üçü birlikte”; buçegü < bu + üçegü “bu üçü”, (TEKİN 2000: 133, ayrıca krş. ERDAL 1991: 93-97.)

SONUÇ: Bilge Kağan Yazıtı Doğu yüzü 1. satırında geçen kerekülüg kelimesi “çadırlı, göçebe”olarak çevrilmekteydi. Altı Sir’lerden başlamak suretiyle bu bölümde Türk boy veya topluluk adları sayılmaktadır. “Altı Sirler, Dokuz Oğuzlar, İki Edizler, Çadırlı beyleri, milleti” şeklinde yapılan bir çeviri boy adı sıralamasındaki sırayı bozmakta, cümlenin anlamını tam olarak ifade edememektedir. Bize göre bu bölüm şu şekilde çevrilmelidir: “Altı Sirler, Dokuz Oğuzlar, İki Edizler, Kerekülü beyleri ve milleti”. Buradaki kerekülüg kelimesi bir Türk boyu veya topluluğunun adı olmalıdır. 

KEREKÜLÜG BEGLERİ - Erhan AYDIN / link
(International Journal of Central Asian Studies, Vol. 10-1, 2005, 23-31)

***

"En eski Moğolca metinler dahi, Moğol dilinin Türkçenin tesiri altında kaldığını göstermektedir."

Doç. Dr. Ahmet TEMİR
DTCF, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 1955, c 13, s 1-2

***

"Tespitlere göre, Göktürk belgelerindeki bütün kelime adedi, ancak 11.000 ile ifade edilmekte olup bunun hemen yarısı olan 5.302 kelime çözümlenmeye en uygun uzunluk ve mükemmeliyette bulunan üç yazıta aittir. Böyle olmasına rağmen, henüz bu yazıtlar bile, bazı karanlık ve izaha muhtaç noktalar bulunmasından dolayı, hâlen büyük emekler beklemektedir." der Aydemir. 

KÜL TİGİN YAZITI’NDAKİ ‘ER AT’ KELİMESİ ÜZERİNE, 2012
Âdem AYDEMİR / link





BUGÜNKÜ İNGİLİZCE İLE KIYASLAMA YAPARSAK

Bugün Türkçe de : Türk Dil Kurumu'na göre 111 bin 27 kelimenin 14 bin 1981’i yabancı kökenli (acaba!).

Yılmaz Asil'e göre ise; Bu yanlış bir sayıdır, Türkçe üretir bu yüzden sonsuzdur. / link

Bugün İngilizce de ise: 171.476 kelimeden 47.156'sı eski kelime, 9.500'ü türetilmiş kelimedir.

"The Second Edition of the 20-volume Oxford English Dictionary contains full entries for 171,476 words in current use, and 47,156 obsolete words. To this may be added around 9,500 derivative words included as subentries. Over half of these words are nouns, about a quarter adjectives, and about a seventh verbs; the rest is made up of exclamations, conjunctions, prepositions, suffixes, etc. And these figures don't take account of entries with senses for different word classes (such as noun and adjective)." / link


Yani, Eski Kelime 47.156 derken... Ortaçağ İngilizcesi mi? Ondan önce mi? Çünkü, henüz İngiltere "İngiltere" değilken, Türk Kağanlığı (Göktürk) döneminde bile 11.000 kelimesiyle Türkler var. İngilizce ise MS.5.yüzyıldan sonra İngiltere'ye göç eden Jütler ve Anglo-Saksonlar'la gelişmeye başladı. 

"The history of the English language really started with the arrival of three Germanic tribes who invaded Britain during the 5th century AD. These tribes, the Angles, the Saxons and the Jutes, crossed the North Sea from what today is Denmark and northern Germany. At that time the inhabitants of Britain spoke a Celtic language. But most of the Celtic speakers were pushed west and north by the invaders - mainly into what is now Wales, Scotland and Ireland." Old English (450-1100 AD) / link


Ne diyordu H.G.Wells, Yuan Chwang’ın 7.yy’da Türk topraklarının tasvirinden sonra: “Hatırlanmalı ki, o dönemde böylesine bir kent Anglo-Sakson İngiltere’sinde yoktu”

"At that time we must remember, there was hardly such a thing as a town in Anglo-Saxon England...." H.G.Wells. / link


Sutton Hoo bir Anglo-Sakson kurganı olmakla birlikte kurban edilmiş atıyla Türk kültürünü gösterir. Buluntular bile Hun-Avar kültürüne benzerdir. / link




Sekel Türkleri
ASKER - SEKEL - SEKLERS (SEGEL = SINIR MUHAFIZLARI)
Seklers. (Segel=border guard)
SEGEL - ESGEL - ASGEL - ASGER - ASGEİR !?!

In Hungarian mythology the youngest son of Attila (Etele) was called Csaba, which in Turkic and old Hungarian also meant shepherd, the “shepherd of the people”. This legend is about the mythical guardianship he symbolizes for the people of Transylvanian Hungarians who treat him as their ancestor and guardian “angel” in a loosely translated sense. The Transylvanian-Hungarian anthem even calls to him for his protection.

After the death of Attila in 453AD, his elder son Aladár, rushed to take the reins of government. The Germanic chiefs and their allies were able to surprise and kill him before he reached his destination. His brothers, scattered over the country, were pushed out by the rebellion of the Gepids, Sverves and Visigoths (Germanic tribes). Dengezik ruled from the area of the Don and Dniper rivers, a still large Hun Empire, constantly fighting the Gepids, Goths and Byzantium (Eastern Roman Empire). In 469 he died in battle. The Hun nations however continued in this region.

Attila’s youngest son Chaba (historic Irnak), whose mother was the daughter of the Byzanteen general Honorius, relinquished the Carpathian basin with his depleted nation, to rejoin his eastern relations. They returned to strengthen themselves, so they may be strong enough to return and also to cleanse Attila’s holy sword in the waves of the circular sea, to restore it’s magical powers.

At the border territory of Transylvania, he left 3,000 young warriors under the leadership Örmedzur, to keep guard over the land. These men were the ancestors of the Seklers. (Segel=border guard). The field of Chigle was their home, which today is the country of Csík in Transylvania. Before their separation Chaba prayed to their god Damacsek, that whenever his people were in trouble the forces of nature shall warn him, and he will return to protect them, even from the ends of the earth. The message carriers of earth, water, air, and fire will reach him wherever he might be....

...the Sekel has been at guard on the frontier and soon perhaps this trust will no longer be required… (Through most of Hungarian history their special charge was boarder-guardsmen.)...


Fred Hamori




Türk Boyları :

Eseg/Esgil/Askel tribes, .../link

Ezgil/Ezgel (Ch. Asitsze) tribe was described in the Chinese annals as strongest tribe of the Hun confederation... / link

Red Huns “Hermihions” (Esgil/Ezgel/Esegil/Eseg/Izgil/Ishkil/Ichgil/Äsägel/ /Askel/Askil/Sekler/Szek (ler)/Ch. Asitsze/Pin. Asijie, Sijie/Hermihions), ... / link

NOT: HERMİHİON veya KERMİHİON (HİON) ya da KIZIL HUNLAR aynı zamanda ABDAL-EFTALİT-AK HUNLAR olarak ta geçer... / link SB : 




İskandinavların arasına karışan Hun-Türkler:

"Swedish Professor Åke Daun show that foreigners perceive Swedes as being cold heartless people with a sluggish mind. These are traits that can be attributed to their Attila-genes.... According to Professor of Archeology at the University of Oslo, Lotte Hedeager, the old Norwegian (and also Swedish) ruling class consisted of Huns. ... many of the names given in the Nordic sagas are parallel to the names of Hunnic kings, like Halfdan (Huldin), Roar (Ruga), Ottar (Ottar), and Adils (Attila). ... Atle, which is derived from Attila, is a common name in present day Scandinavia."

By Tor G. Jakobsen, NTNU


***

Bir de:

Ordu (Askeri)- Düzen (Disiplin, Yasa, Kamu düzeni)

Ordo - Ordu kelimesi Türkçedir. Orhun Yazıtları'nda Ordu kelimesi geçer ve hakan konağı, saray karargah anlamındadır. Moğolca'ya da Türkçe'den geçmiştir, tıpkı Kızıl (Altın) Orda'daki gibi. Taşağıl hoca, "13.yy'a kadar Moğolca ile Türkçe arasında ayrım yapamazlar" der. Kaşgarlı Ordu'yu hakanın oturduğu şehir olarak açıklar. 350 milyon Türk dünyası varken listeye bile almamışlar. İşte bu Emperyal düşüncenin bir ürünüdür. Demek ki, buralarda milattan önceki dönemde de Türkçe konuşan halkların varlığı söz konusu, kısaca Türkler varmış. Latince'ye bile Türkçe'den girmiştir. Arsız, hangi Latince? wikide latin diye geçiyor da!!

Türkçe'nin izini Akadlar'da, Etrüskler'de, Pelasglar'da, İskandinavlar'da, Germanlar'da, Slavlar'da, Yerlilerde, İngilizce'de görüyoruz. İngilizce sanılan kaç Türkçe Kelime var acaba? Orhun Kitabeleri'nde 11.000 kelimemiz varken, İngilizce nasıl dünya dili olabiliyormuş efendim? bu işte bir bit yeniği var ya... ;)

Turkicworld sayfasından Language bölümünde Türkçe'nin diğer dillere olan etkisini görebilirsiniz.



ilgili: