achaemenid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
achaemenid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2017 Cuma

Turks in Altai-Mongolia




RESPECT...
Turkish Taşbaba (Tashbaba-Stonefather) 
Gravestone of a Leader.
One hand holds an Oath Cup, the other one is on his belt/dagger-sword
More then 500 'Taşbaba'- 6th-8th c AD
Altai Tavan Bogd National Park
Shiveet Khairkhan Mountain
Altai - Mongolia /link





Hunting Scene - 7th-8th c AD
Turkish Rock Art of Altai Mountains - Mongolia
inscribed on Unesco Heritage Sites as "The Petroglyphic Complex of the Mongolian Altai"




kitabın kapak resmi





The Snow Leopard of Altai Tavan Bogd National Park
in western Mongolia
Altay Parsı 
Altay Tavan Bogd Ulusal Parkı - Batı Moğolistan


Pars / Bars
"Kralların Vadisi" buluntuları - Batılıların Scythian, Doğuluların Saka dediği
İskit/Saka-Türkleri, MÖ.7.yy - MS 5.yy
Kızıl Kuragino - Tuva



"Bars" bir çok yerde Farsça olarak geçiyor, ama hiç kimse Türkçe'nin Akadça, Arapça ve Farsça, hatta İngilizce, Slavca; üzerindeki etkisinden bahsetmiyor... "Bars" Türkçe'dir ve Orhun kitabelerinde geçer... 

"Eç[ümiz apamız tutmış yir sub idi]siz kalmazun 
[tiyin Az budunuğ itip yaratıp… Bars Beg] erti. 
kağan atığ bunda biz birtimiz.." 
(Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz kalmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip... 
Bars bey idi. Kağan adını burda biz verdik) 
Bilge Kağan Yazıtı - Doğu yüzü... 


Ayrıca, Bars/Pars Türklerin oniki hayvanlı takvimindeki hayvanlardan biridir. 
Dilerim bir gün "dünya medeniyetine" Türklerin de katkıları konuşulur. 
Türk derken de tüm Türkleri kastediyorum, yalnızca Türkiye Türklerini değil, 
çünkü "Türk" bir "Soy-Ad"... 
Saygılar, SB


Cengiz Alyılmaz "Kırgız Kağanı Bars Kagan"a ait yazıtın (E 29 / Altın Köl II)estampajını yaparken 
Nikolay Mihayloviç Mart’yanov Müzesi (Minusinsk) (Foto: Osman MERT)








"Türk'ün Pars gibi yüreği varken
Korkak kul mu olduk düşmandan sinen..."

Kurtuluş Savaşımız için yazdığı şiir...



4 Ocak 2016 Pazartesi

Akemenidler Döneminde Orta Asya



Arkeolojik kazılar Orta Asya topraklarında Milattan binlerce yol önce yerleşik hayatın başladığını ve insanların sulama usulüyle tarım yaptıklarını göstermektedir. Yerleşik hayatın başlamasıyla birlikte bölgede güçlü devletler de kurulmuştur.

Orta Asya'nın doğu ucu sayılan Tarım vadisinde atalarımızın Milattan beş bin yıl önce tarımla uğraşmaya başladıklarını gösteren bulgular mevcuttur. 1979 yılında Uyguristan Sosyal Bilimler Akademisi'nden bir grup arkeolog, Könçi nehri sahilinde eski bir mezar ortaya çıkarmıştı. Mezarda biri genç kadın, diğeri çocuk iki kişinin cesedi bulundu. Mezardaki ağaç parçalarının laboratuar analizi sonucunda bunların 6414 (+-117) yıl öncesine ait olduğu tespit edildi. Çocuğun yanındaki kamış sepet içinde buğday taneleri vardı, fakat bunlar zaman içinde eriyip toz haline gelmişti. (1) Bu durum, Tarım havzasında çok eski dönemlerde çiftçiliğin geliştiğini göstermektedir.

Tarım vadisinde sulama sisteminin ne zaman kullanılmaya başlandığı konusunda elimizde kesin bir veri yok. Her halukarda Orta Asya'nın doğu kesiminde yer alan Tarım vadisindeki ziraat, aynı bölgenin batı kesimindeki eski tarım kültüründen geri değil, belki daha da ileriydi.

Orta Asya halklarının tarihinin çok eski olduğunun bir delili de, onlarla Asuriler ve Mısır arasındaki ticari ilişkilerdir. Tarihi belgelere dayanarak uygarlığın en eski merkezlerinden birinin kendine özgü kültürüyle tanınan ve Fırat ile Dicle arasında yer alan Asuri devletinin kurulduğu bölgedeki uygarlık olduğu söylenebilir. Bu devlet günümüzden tam altı bin yıl önce kurulmuştu ve sınırları Mezopotamya'nın kuzeyine kadar uzanıyordu. İşte bu devletle Orta Asya halkları arasında Milattan dört bin yıl önce ticari ilişkiler kurulmuştu. Bu konudaki veriler reddedilemeyecek kadar kesindir. Örneğin Mezopotamya'da Milattan dört bin yıl önce yaşayan Kraliçe Şubat'ın mezarında bulunan takılarda Badahşan Zümrüdü vardı. Mısır'da da iki bin yıl öncesine ait zümrütlerin bulunması, Orta Asya ile Mezopotamya ve Mısır arasındaki ticari ilişkilere delalet etmektedir. (2) Çünkü bu zümrütler yalnızca Orta Asya'da bulunmaktaydı.

MÖ.8.yüzyıldan itibaren Orta Asya halkları arasında yer alan Bactria (şehirlerin anası anlamına gelen bu sözcük daha sonra Belh olarak değiştirilmiştir), Harezm ve Sogd (bazılarına göre sulu arazi anlamına gelen eski Türkçe bir sözcüktür) halkları burada devletler kurdukları dönemde atalarımız da Tarım vadisinde ve Cungarya'da devletler kurmuşlardı.

Bu tarihten bir yüzyıl sonra ise Orta Asya'da Pers Akemenid devleti kurulmuştu. Firdevsi, "Şehname"sinde Tacik ve Perslerin beş bin yıllık bir tarihinden söz etmektedir. Ancak, unutmamak gerekir ki, Şehname'de bazı gerçeklerin dışında tamamıyla hayal ürünü ve fantastik konular da işlenmiştir. Firdevsi, Arşaklı ve Keyan hanedanları (MÖ.3200-780) dönemi hakkında bilgiler vermektedir. Bu bilgiler rivayet ve efsane şeklinde olmakla birlikte, Akemenidlerle atalarımız, yani Orta Asyalı Turanlılar arasındaki ilişkilerle ilgili kayıtlar bizim için önemlidir.

Güvenilir bilgilere göre MÖ.8.yüzyılda şimdiki İran'ın batı bölgesi ile Azerbaycan toprakları üzerinde Med devleti vardı. Devletin başkenti Ekbatana yani şimdiki Hemeden idi. Zamanının en güçlü devleti olan Medya, yine İran'ın güneybatı kesiminde yaşayan Pers kabileleri tarafından fethedilmişti.

MÖ.700 yılında Pers meliki Akemen Medlere karşı isyan bayrağı açarak bağımsızlığını elde etti. Böylece İran'da Akemenidler iktidarı ele geçirdikleri dönemde Orta Asya ve civarında da Turan devleti vardı. Eski Yunanlıların "İskit" dedikleri ve Turanlılar İranlılarla uzun soluklu savaşlara girmişlerdi.

Pers Akemenid hükümdarlarının Orta Asya'da gözleri vardı ve Turanlılara defalarca saldırmışlardı. Turanlılar, Tur, Pişan, Afrasyab, Arcasib, Tomris ve diğer hükümdarlarının yönetiminde Akemenidlere karşı bağımsızlıklarını korumak için sürekli mücadele ettiler. Akemenid şehinşahları Turanlılara karşı düzenledikleri seferleri meşru göstermek için esrarengiz rüyalar gördüklerini ileri sürmüşlerdir. Örneğin Keyhüsrev'in anası güya rüyasında karnından bir asma dalı çıktığını ve dalın çok kısa zamanda büyüyerek tüm Asya'yı kapladığını gördüğünü belirtmişti. Saray müneccimleri bu rüyayı genç Keyhüsrev'e (1.Kambyz) Orta Asya'ya bir sefer düzenlemesi gerektiği şeklinde yorumlamışlar ve "Sen Orta Asya'nın Tanrı tarafından yaratılmış hükümdarı olacaksın" demişlerdir.

Şehname'de adı geçen Turan hükümdarlarından Tur, Akamenid şehinşahı Teispes'le, Pişan Kağan ise Artabanos ile savaşmıştır. Tarihi veriler de bu rivayeti doğrulamaktadır.

MÖ.625'de meşhur Turan hükümdarı Afrasyab, Artabanos ile girdiği bir savaşta Azerbaycan'da hayatını kaybetmiştir. Afrasyab, Akamenidlerle defalarca savaşmış, onları mağlup etmiş ve böylece Turan'ı ve Orta Asya'yı istilacıların eline düşmekten kurtarmıştır.

Akemenid hanedanı özellikle Keyhüsrev (Kuroş) zamanında hayli güçlenmiştir. Keyhüsrev (Mö.558-529) Medya'yı zaptettikten sonra Anadolu'yu ele geçirmiş; arkasından Fenikia ve Filistin'i istila etmiş; 538'de ise Babil'i alarak devletinin başkenti yapmıştır. Oğlu I.Kambiz ise Mısır'ı fetetmiş ve onun zamanında tüm eski Doğu Akemenidlerin hakimiyeti altına girmiştir. Keyhüsrev, 529 yılında Orta Asya sınırlarına saldırdığı sırada Turan melikesi (Massagetlerin kraliçesi) Tomiris tarafından öldürülmüştür.

1.Dara zamanında Akemenidler tarihlerinin en ihtişamlı dönemini yaşamış; İran'ın tamamı, Azerbaycan, Afganistan, Orta Asya'nın güney kesimi, Belucistan, Küçük Asya, Babil, Ermenistan, Suriye, Filistin ve Mısır Akemenidlerin hükümranlığı altına girmiştir. Dara'nın Orta Asya'yı fethiyle ilgili bilgi Behistun kaya kitabesinde mevcuttur. Anlatıldığına göre 1.Dara, 519 yılında aralarında Orta Asya halklarının da bulunduğu pek çok halkı fethetmesinin şerefine Hemedan'ın 65 km güneybatısındaki Behistun dağında bir kaya üzerine kitabe yazdırmıştır. 


Tarihte "Behistun Kitabesi" olarak bilinen bu kayanın bulunduğu boğaz üzerinden geçen yıl Babil'le Ekbatana'yı birbirine bağlıyordu. Beş yüz metre yükseklikteki bir kaya üzerine kazınan kitabenin üst kısmında ateş tanrısı ve güneşin resmi yer almaktadır. Sağ elini tanrıya doğru kaldıran Dara'nın sol ayağı mağlup edilmiş düşmanları ezmektedir. Dara'nın karşısında ise elleri arkadan bağlanmış, boyunlarından birbirine zincirlenmiş dokuz esirin kabartması yer almaktadır.

Behistun kitabesine kazınan yazıda Orta Asya'da yaşayan Saka, Sogd ve Harezm halklarından söz edilmekte, ama Massagetlerin adı geçmemektedir. Anlaşılan, o dönemde atalarımız Massagetler bağımsızlıklarını muhafaza etmekteydiler.

I.Dara, Orta Asya'nın bir kısmını fethettikten sonra oraya kendi satraplarını (genel vali) tayin etmiş ve böylece satraplıklar (genel valilik bölgeleri) ortaya çıkmıştır. Dara, Orta Asya'da hakimiyeti altında bulunan bölgeleri üç satraplığa bölmüştü. Ptoleme'nin kaydına göre Sır-derya'nın güneyinde yaşayan Soğd kabilelerinden biri 12.satrabın sınırları dahilindeydi. Bu kabile her yıl 360 talant (yaklaşık 860 bin altın sikke) vergi ödüyordu. Saka ve Kaspilerin yaşadıkları topraklar 15.satrabın bölgesi içindeydi ve bunlar her yıl 250 talant (600 bin altın sikke) vergi ödüyorlardı. Partya, Harezm ve Soğd toprakları 16.satrabın bölgesindeydiler ve yıllık 300 talant (700 bin altın sikke) vergi ödüyorlardı. (3)

Görüldüğü gibi Orta Asya halklarının durumu son derece ağırdı ve her yıl ödenen vergiler halkın omzuna yüklenmişti. Bu yüzden bölge halkı Akemenid boyunduruluğundan kurtulmak için defalarca isyan etmiştir. Örneğin MÖ.513 yılında Sakaların isyanını bastırmak için I.Dara Orta Asya'ya büyük bir ordu sevk etmek zorunda kalmıştır. O sırada Pers ordugahında Şirak adına bir Saka çoban peyda olmuştu ve ağır biçimde sakat bırakılmıştı. Vücudu baştan aşağı yaralarla kaplıydı. Burnu ve kulakları eriyip düşmüştü. Şirak, Perslere kendisini bu hale Sakaların getirdiğini, onlardan intikam almak için yanıp tutuştuğunu bildirdi. Persleri yalnızca kendisinin bildiği bir yoldan götürdü ve sonuçta Persler Sakaların arkasında bittiler. Yedi gün yedi gece yol gittikten sonra kendilerini çölün ortasında buldular. Şirak'ın kendilerine nasıl bir oyun oynadığını anladılar ve onu parça parça etmeye yeltendiklerinde Şirak onlara şöyle dedi: "Ben yendim! Eldaşlarımı kurtarmak için sizi açlık ve susuzluğun pençesine alıp geldim. Burada açlık ve susuzluktan öleceksiniz!" (4) Gerçi Persler Şirak'ı parça parça ettiler ama I.Dara'nın ordusu da Sakalar tarafından kılıçtan geçirildi.

Akemenid İmparatorluğu iç karışıklıklar ve dış saldırılar sebebiyle 4.yüzyıla doğru önemli ölçüde zayıflamıştı.

Turgun Almas - Uygurlar
Selenge yayınları
okuyalım/okutalım
(1) Xinjiang Gazetesi, 24 Şubat 1981 (Uygurca)
(2) Özbekistan SSSR Tarihi, 1/47b
(3) Aynı yerde
(4) Gafurov B.G.İstoriya Tadjikov Srednem Azii, çast2,glava3,s.36 (çince çevirisi)




...In this region however Darius I set up his Behistun text in three languages, Persian, Semitic and Turanian. 
Hence Dr.Oppert supposes the "Proto-Medes" to have 
been a Turanian race, akin to the old population of 
Susa further south, and to the Akkadians.....

Faits of Man - Forlong





16 Kasım 2015 Pazartesi

DOĞU ANADOLU’NUN TARİH ÖNCESİ KÜLTÜRLERİ



ANADOLU’NUN TARİHİNİ ANLAMAK İÇİN BİR ANAHTAR


Urartular

Urartular’dan bahseden en eski kaynaklar Asurlulara aittir. Asur kralı Salmanassar (M.Ö. 1275-1245), saltanatının ilk yıllarında, Urartulara karşı bir sefer başlattığından söz eder. Yazıt bize, kralın (M.Ö.1274 yılında) yok ettiği, seksenden fazla ülke ve elli bir şehirden söz eder. Bu, dağlık Doğu Anadolu bölgesindeki Urartuların dağılmasını anlatır. Asur kralı 1. Tukulti-Ninurta (M.Ö. 1244-1208), Nairyan (Nairi ve Urartuların çok benzerlikleri vardır) ülkesini fethettiğini ve Van Gölü çevresinde yerleşmiş bulunan
kırk kralı yendiğini anlatır. Bunlar, hiç şüphesiz, Fırat Nehri ile Urmiye Gölü arasında, doğal bir merkez olarak, Van Gölü çevresinde hüküm süren Urartu ve Nairyan kabilelerinin prensleriydi. Huryan veya ilk-Urartu kökenli olmalıdırlar.

M.Ö. 6. yüzyılın başlarında, bir zamanlar Urartuların hakimiyetinde olan topraklar, Lidyalılar ve Medesler arasındaki bir anlaşmazlığın sebebi oldu. Medesler kazanan taraf oldu. Bu, Ermeni kabilelerin Doğu Anadolu’ya göç ettikleri zamandır. Muhtemelen onlar Balkanlar’dan veya Trakya’dan İliryalıların zorlamasıyla göç ettiler. İsimleri ilk defa M.Ö. 6. yüzyıldaki bir Darius yazıtında anıldı. O devirde, Darius’un nüfuzu altındaydılar. Zaman içinde, Hind-Avrupa ailesinden olan dilleri, eski Arian-dışı Anadolu dillerinden etkilendi ama bu etkilenme, “Haik”i, “Urartular” haline getirmemiştir. Ermenilerin bağlarının “evlilik yoluyla” olduğu düşünülebilir. Asya dil ailesinden gelen büyük Huryan-Urartu ailesiyle hiçbir dilsel veya etnik bağları yoktur. Diğer taraftan Türk halkı, Huryan-Urartu dünyasının “ilk-Türk” halkıyla aynı kökleri paylaşmaktadır. 

Asur belgelerinden öğrendiğimize göre, M.Ö. 1274’de 1. Salamassar (1274-1245), Urartu topraklarını işgal etti, seksen ülke ve elli bir şehri yıktı. Bu topraklar, merkezi bir otoritenin yokluğunda, birçok feodal devlete bölündü. Profesör Goodspeed’e göre, Şalmaneser, Yukarı Dicle’yi geçti, Toros Dağları’nın güneyi boyunca ilerledi ve fethettiği “Arami”lerin, Batı Mezopotamya Aramilerinin ülkesinin bulunduğu Fırat’ın yukarı kısımlarına geldi. Oğlu, 1. Tukulti-Ninurta (1244-1208) Doğu Anadolu’daki “Nairianları”, kırk kralı yenerek fethetti, Yukarı Deniz (Van Gölü) topraklarını hakimiyeti altına alıp, buradaki kabileleri vergiye bağladı. 

Yazıtında, 23 Nairi prensinin ittifakıyla kurulan güce karşı bir zaferden bahseden Tiglat-Pleser, Urartu isminin yanında Muşki ve Milit’ten de bahseder. Nairi’nin, bunların, bir İskit kabilesi olan Herodotus’un Nairi’si olduğuna 7. Bölüm’de de değindik. Yazıtlarda Nairi’den Nahor ismiyle, İbrahim’in kardeşi, Uz’un babası olarak bahsedildiğine inanıyoruz. İnceleyip analiz ettiğimizde, kelimenin etimolojisinin Türkçe olduğu ortaya çıktı: 

Teki Nair (Neur, Nahor ‘n-air (‘n-eur, ‘nahor) Turk. On-Ur/On-Gur/On Oghur (On Oghur) ki, bu da daha sonra Macarlar’a (Hungarian) verilen bir isimdir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Asur hakimiyeti birkaç yüzyıl daha devam etti. M.Ö. 900 yılında, yeni bir durum ortaya çıkmıştı: “Doğu Küçük Asya’da, ‘Urartu İmparatorluğu’nun yaşadığı yerde medeniyet yine yükseliyor, içlerinde Teşhup’un da bulunduğu Hurrian tanrılarına tapan, Hurrian diline benzeyen bir dil konuşan, halkının iyi inşaat yaptığı, metali işleyebilen, Hitit (aslında (Hattia/Hurrian) temeli üzerine bu toprakların bildiği daha parlak kültür oturtan yerel bir krallık.”

Profesör Erzen'e göre, Hurrianlar ve Urartuların kökleri aynı antik Doğu Anadolu Kalkolithik kültüre dayanıyor ve Semitik ya da Hind-Avrupa gibi bir dil değil de eklemeli Asya dillerinden birine sahip aynı ırkın iki kolu olabilirler. Aslında, kök kelimeye ön ekler koyarak kelime üretme kabiliyeti dolayısıyla, Urartuca'nın Ural-Altay dilleriyle benzerlikleri vardır.

Dahası, Hurrian ve Urartuların tanrı ve tanrıçaları aynı kökten geliyor. Örneğin, Urartuların baş tanrılarından biri olan Teişeba, Hurrianların Fırtına tanrısı olan baş tanrı Teşup'tur. Bu tanrıların eşleri de Huba ve Hepat'tır. Urartuların güneş tanrısı Şivini, Hurrian tanrısı Şimigi'dir. Urartuların başkenti olan, bugün Van şehri içindeki "kale"nin adı Tuşpa'dır ve adını tanrıça Tuşpuea'dan alır.

Bulunan en eski Urartu çivi yazısı yazıtlar MÖ.9.yüzyılın sonuna aittir. Ancak İskitler tarafından yerle bir edilen Urartu şehri Teishebaini'nin (Karmir Blur) yıkıntıları arasında Aramaik yazıtlar da bulunmuştur. Kültür ve medeniyetle birlikte Urartu yazısının çevre halklar üzerindeki etkisinden, şu notu düşen Profesör Frye da bahsetmektedir:

"Achaemenid sanatının, mimarisinin ve hatta devlet protokolü ve yazısının kökler Urartu'da aranmalıdır."

Aşağıda Urartu tanrı ve tanrıçaları, şehirleri, kralları, hükümdarlık sıralarına göre verilmiştir. Aram/Aramu (MÖ.840) , Lutipri (1.Sarduri'nin babası), 1.Sarduri (MÖ.830-825), İşpuini/Uşpina (MÖ.825-815), 1.Menua (MÖ.815-790), 1.Arişti (MÖ.790-765) , 2.Sardur (MÖ.764-735), 1.Rusa (MÖ.735-714), 2.Argişti (MÖ.714-865), 2.Rusa (MÖ.685-645), 3.Sarduri (Mö.645-635?), 4.Sarduri (MÖ.635??), Erimena (3.Rusa'nın babası) ve 3.Rusa (MÖ.7.yüzyılın son yılları), hepsi Türkçe kelime ve sentaks ile açıklanabilir.

Arzashku : Urartu kralı Arame'nin başkenti Arzashuk Türk. Arz-azuk "kutsal toprak, kutsal şehir", Arapça'dan alınan arz "dünya" ve Türk Azuk/Uzuk "kutsal, mukaddes".

Erebuni: muhtemel 1.Arişti tarafından kurulan Urartu şehri, "Türk Er-e-bunu" "Ben inşa ettim bu (şehri) insanlar için".

Sarduri/Sardur: Üç Urartu kralının ismi. 1.Sardur (MÖ.840-830), bugün Van Kalesi olarak bilinen Tuşpa şehrini inşa eden, Urartu krallığının gerçek kurucusu. Türk-FArs "zirvenin sahibi, general, komutan" Sümer-Fars: başkan, baş, üst, zirve.

Urartu: Urartiyanlara Asurların verdiği isim Türk. Unaru "adam/insan;kamil insan" veya Uri-rtu "merkezdeki adamlar, ordudaki adamlar; veya (G)ur-arti ="mükemmel Oghur" veya Ur-arti = "mükemmel Hurrianlar" Türk ile. Ortu/Ordu "kralın şehri, saray, merkez, ordugah, ordu" Sümerler, Hurrianları Uri adıyla bilirdi.

Bugün Çavuştepe köyü olarak bilinen, Urartu köyü ile hemen hemen aynı yere kurulmuş olan Sardurihinili'de Afif Erzen'in yaptığı kazılarda bulunan mesaj çok açıktır:

"Görülüyor ki, burada, - ermeni mezar taşları haline getirilen Urartu yazıt taşlarından başka hiçbir Ermeni yerleşim izi yoktur."

Antik çağlarda, Anadolu'nun farklı bölgeleri için birçok isim kullanılmıştır ve bu isimler aynı zamanda, her bir bölgede yaşayanlar için de kullanılmıştır. Paphlagonia, Pamphylia ve Kapadokya. Bu bölgelerde yaşayanlar, aynı kabilenin mensupları değildir. Sadece yaşadıkları yerin adına dayanarak aynı ismi almışlardır. Diğer birçok yer gibi "Ermenistan" ismi de coğrafi bir bölgeyi gösterir, insanları değil. Ermeniler, kendilerine kendi dillerinde "Haik" derler. Bu da, soylarının geldiği yeri deği, Ermenistan olarak bilinen yeri işaret eder.

"Haik"ın tekili "Hai" dır. Geldiği yer tam olarak belli değildir. Bütün her şey, Batı'dan göç ettiklerini ve sonunda, küçük gruplar halinde Fırat'ın doğusuna yerleştiğini göstermektedir. Ermenilerin dilinin büyük bir bölümü Hind-Avrupa ailesindendir. Ancak göçten sonra Aryan-olmayan Anadolu dilleriyle karışmıştır. Die vorgeschicht-lichte Mittelmeervolker adlı kitabın yazarı J.Karst gibi akademisyenler, Ermeni veya ilk-Ermeni kabilelerin bir zamanlar, Kuzey Ege'de, kuzey Thessaly'de, İliyra yakınlarında, diğer bir deyişle Balkanlar'da yaşadığına inanmaktadır. Ermenilerin, İliyralıların baskılarıyla Doğu'ya göçen Phrygian-Thracian kabilelerinin soyundan geldiğine dair benzer bir görüş de vardır. Ancak Ermenilerin, ilk başta Balkanlar'da veya Thessaly'de yaşadığı kesin olmasına rağmen, Anadolu'ya göç tarihleri tam olarak belirtilememektedir. İlk vatanlarındaki varlıklarıyla ilgili HİÇBİR İZ bırakmamışlardır ama göçün MÖ.6.yüzyıldan önce olmadığı ve Anadolu'ya bu tarihten önce gelmedikleri KESİNDİR.


DOĞU ANADOLU’NUN TARİH ÖNCESİ KÜLTÜRLERİ:
ANADOLU’NUN TARİHİNİ ANLAMAK İÇİN BİR ANAHTAR

Jeopolitik açıdan bakıldığında, Doğu Anadolu, dünya tarihinde anahtar bir rol oynamıştır. Güneyinde Mezopotamya (Fırat ve Dicle nehirlerinin suları Doğu Anadolu dağlarından doğarlar), doğusunda İran, kuzeyinde Kafkasya, batısında Orta Anadolu vardır. İçinde Urartu ve onların atası olan Hurrianların bulunduğu, Doğu Anadolu’nun bu kültürel yapbozu son zamanlarda tamamlanmıştır. Bu bölgenin nadir konumu sebebiyle, bu kültürler çevrelerindeki İran, Mezopotamya ve Orta Anadolu ile yakın ilişki içine girmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar, Doğu Anadolu’daki tarih öncesi yerleşim hakkında hiçbir şey bilinmiyordu. Batı Avrupa’da, antik mağara resimleri keşfedildiğinde, bunların insan eliyle yapılmış en eski sanat eserleri olduğu düşünülmüştü. Daha sonra Asya steplerinde ve Afrika’da mağara resimleri keşfedildi. Türk arkeologların, Doğu Anadolu’daki eski, yoğun yerleşim yerlerini keşfetmeleri yakın tarihtedir.

Bölgenin dağlık kesimleri, zamanın avcılarına ve besin toplayıcılarına ihtiyaçları olan her şeyi temin ederdi: Yoğun ormanlar, bol vahşi av hayvanları ve su. Son yıllarda Doğu Anadolu’da sayısız kaya resimlerinin ses getiren keşifleri bütün dikkatleri birden, bu bölgenin erken gelişme anlayışı üzerine çekmiştir. Tanrıların, tapınanların, hayvan ve avcıların resimleri 15.000 sene öncesine kadar gidiyordu. Doğu Anadolu’daki kaya resimleri esasen dört bölgede bulundu: Malatya – Adıyaman çevresi, Kars yakınları, Van çevresi ve Hakkari dağları.

Türk Tarih Kurumu üyesi Dr. Oktay Belli, Van bölgesinde, M.Ö. 15.000 ile 7.000 yılları arasında yapılan kaya resimleri keşfetti. Yedisalkım bölgesinde, Hakkari’nin dağlarında, vadi zeminin çok yukarılarındaki mağaralarda da tarihöncesi tanrı resimleri vardır. Bu sanat eserlerini yaratan insanlara baktığımızda, çok belirgin işaretler olduğunu görürüz. Benzer kaya resimleri, Doğu Azerbaycan’da, Gobustan’da, Altay bölgesinde ve Sibirya’da da bulunmuştur. Bu kaya resimlerinin yoğunluğu, bunların hiç şüphesiz Ön Türk kökenli olduğunu göstermektedir. Bu çizimleri yapan insanlar, erken göçmen veya yarı göçmen Türk kabilelerine mensuptu. Benzer bir sonuca, (Hakkari) Gevaruk Vadisi’ndeki ve Tirşin Platosu’ndaki stilize çizimlerden varılabilir. 

Gevaruk ve Tirşin’deki kaya resimleri özellikle önemlidir, çünkü Erzurum yakınlarındaki Cunni mağarasındaki ve Aizani (Çavdarhisar, Kütahya)’daki Zeus tapınağının taş bloklarındaki çizim ve sembollerle büyük benzerlikler gösterirler. Bunlar, bölgedeki antik Türk klanlar tarafından yapılmıştır. Son keşifler göstermektedir ki, tarih öncesi zamanlarda, Doğu Anadolu ile Azerbaycan, Sibirya stepleri ve Türklerin ilk anavatanı olan Altay dağlarının sanatsal ve kültürel merkezi arasında bir bağlantı vardır. Tarih öncesi günlerden, modern zamana kadar, göçmen ve yarı göçmen Türk ve Ön-Türk kabileleri, İç Asya ve Anadolu arasında canlı bir bağ oluşturmuştur.

Asya, yurtların yurdudur. “Yurt” kelimesi Türkçe’de hem “çadır” ve “ev” hem de “vatan” anlamına gelir. Yurtlara benzeyen arı kovanlarına Anadolu’da rastlanabilir. Urartuların atası olan ve krallıklarını Kafkasya, Urmiye Gölü ve Malatya-Elazığ civarı arasındaki bölgede kuran Hurrianların bir eseridir. Bu kültürel bölgeye birçok isim verilmiştir. Bunlardan bazıları “Kura-Aras Kültürü” ve “Karaz Kültürü”dür. Bu kültürün yaratıcıları ve geliştirenleri, Türkçe’nin de üyesi olduğu Ural-Altay dil ailesine ait bir dil konuşuyorlardı. 

Erken Hurri kültürü, Hurri kültürüyle birlikte, onlardan sonra gelen Urartu krallığını ortaya çıkardı. Hurrian kültürünün karakteristik bir özelliği, yarı göçmen Hurrianların yuvarlak çadırlarına benzeyen evleridir. Hurrian tipi bu yuvarlak evlerine, hâlâ Urfa ve Harran bölgesinde rastlanır. Daha sonraki, Osmanlı dönemindeki kubbeli yapılar, yurt ve arı kovanının gelişmiş halidir. Büyük kubbelerin yapımı için teknikler geliştirenler Yunanlılar ve Romalılardı ama Osmanlıların bu tekniklere adapte ettiği şevk, hiç şüphesiz, Türklerin antik yuvarlak ve çadır tercihleriyle bağlantılıdır.

Urartuların başkenti olan Van Kalesi’ndeki M.Ö. 8. yüzyıla ait çivi yazısında (Hurrian ve Urartuların ortak tanrısı Taşpuea’dan gelen) Tuşpa ismi geçmektedir. Urartu krallığının kurucusu Kral 1. Sardur’dur (M.Ö. 840-830). Aynı zamanda Van (Tuşpa) Kalesi’ni de inşa ettirmiştir. İbranilerin de değindiği “Ararat” ismi, Kurman metinlerinde “Ura-rat”, Asur metinlerinde “Urartu” olarak geçmektedir. Urartular kendilerine “Biainili” / Vainili / derlerdi. “Van” ismi buradan gelmiş olabilir.

Urartu yazıları yakın bir zamanda çözülmüştür. Urartu dilinin Asya kökenli olduğu resmen tespit edilmiştir. Türkçe gibi, eklemeli diller ailesine mensuptur. Dilbilimciler, Hurrianların Anadolu’ya Orta Asya steplerinden ve dağlarından geldiğine inanmaktadır. Urartular da Hurrianlar’la birlikte M.Ö. 3. binyılın ortalarında aynı bölgeden gelmişlerdir. Bugün artık kesin olarak biliyoruz ki, Urartu veya Hurrianlar ile Hind-Avrupa Ermeni dili arasında (göçten sonra Ermenice konuşanlar tarafından Urartu dilinden alınanlar hariç) hiçbir bağ yoktur. Ermenice, Hind-Avrupa dillerinin Satem grubuna ait iken, Urartuca, kelime köküne son ekler ekleyerek kelime üretme gibi bir özelliğe sahiptir. Bu özellik Ural-Altay dillerinde olan bir özelliktir.

Erich Freigl
Ermeni Mitomanyası
İlk baskı 1986
Mitomani gerçeği süslemek, abartmak, sonunda yalan söylemek için içten gelen güçlü bir istektir. “Mania” tüm şiddetli anormal davranışlar (örneğin terörizm biçiminde) anlamına gelir. 


Hurri ,yaklaşık MÖ.1475



At'a  ilk binen Türklerdir

Hititler de her şeyini Hattilere borçludur. Hattilerin Proto-Türk olduğu söylenir., ki ; "Hurriler de Hititler gibi MÖ.ikinci bin başlarında doğu Anadolu'ya sızmış ve kuzey Mezopotamya'ya girmiştir. Asur kralları at yetiştiriciliğini burada Hurrilerden öğrenmiştir."(Sten Lloyd)... 

Ve Mitannilerin halkı Hurrilerden oluşur. Hurriler Türk'tür. Savaş arabalarının geldiği yer olarak ta Asya gösterilir ki Anadolu'ya da Asya denirdi, adı da As Türklerinden gelir ASYA= AS'ların ÜLKESİ.  Mitanili Kikkuli atçıbaşı olmasına rağmen ata binilmemiş, arabalara koşulmuştur. Bu bölgedeki Subar/Suvar Türklerini de hatırlayalım (Prof.Firudin Ağasıoğlu)....Med yazıtları bile Türkçe çıkmıştır (Prof.Bahtiyar Tuncay)...At'ın yaşına göre adı, koşumlarını ve terimlerini Türkler bulmuştur..


İskit Türkleri