doğu anadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğu anadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2019 Cuma

Doğu Toros Petroglifleri: Tırşin Yaylası ve Çevresi




Kaya resimlerinin tarihlendirilmesi günümüzde de halen tartışılan sorunsallardan biridir. Bu durum, kronolojik olarak tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Genel olarak sembolizma, üslup ve kontekst üzerine yapılan tarihlendirme çalışmaları yetersiz kalmaktadır. Resmetme faaliyetinin yapıldığı alanlar ve dağılımı düşünüldüğünde, kaya resimlerinin sürekliliği ve değişkenliği göz önünde tutulmalıdır. Farklı coğrafyalarda yapılan resmetme faaliyetinin çoğu zaman benzer form ve öğeleri içerek şekilde yapılmış olması, analojik yöntemin eksik kalabileceğini göstermektedir. Bu bağlamda kontekst, üslup ve tekniğe dayalı karşılaştırmalar en sık kullanılan tarihlendirme yöntemi olsa da, özellikle son yıllarda artan çalışmalarla birlikte, çeşitli tarihlendirme yöntemleri, (14) etkin bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.



Çalışma konumuzu oluşturan Doğu Anadolu Bölgesi ve Anadolu’daki kaya resimleri şu ana dek yalnızca sembolizma ve kontekst üzerinden tarihlendirilmiştir. Van-Hakkari dağlık bölgesindeki arkeolojik çalışmaların azlığı ve buluntuların eksikliği, kaya resimlerinin değerlendirilmesini zorlaştıran diğer nedenler arasındadır. Tırşin Yaylası kaya resimleri için, Muvaffak Uyanık ve Herbert Künh, belirgin bir tarihlendirme yapmamakla birlikte; kaya resimlerinin Epipaleolitik ve Neolitik Dönem’de yapılmış olabileceğini belirtmektedirler (Uyanık, 1974, s. 102). Yakındoğu ve Anadolu’da kaya resimleri üzerine çalışmış olan E. Anati, Tırşin ve Gevaruk Yaylası’ndaki figürleri beraber değerlendirerek Neolitik, Kalkolitik, Tunç (Erken Tunç ve 2.bin yıl) ve Demir Çağı olmak üzere dört gruba ayırmıştır (Anati, 1968, s. 35).

M. Özdoğan ise, Tırşin Yaylası’nda yer alan bazı betimlerin, Göbekli Tepe’de yoğun bir şekilde görülen sembolizmaya bağlı olarak, Neolitik Dönem özellikleri taşıdığını öne sürmüştür (Özdoğan, 2000, 2004). Tırşin Yaylası’ndaki bir sirk gölü çevresinde Neolitik Dönem özellikleri taşıyan obsidyen dilgi parçalarının bulunmuş olması da bu fikri destekleyen bir kanıt olarak görülmüştür (Özdoğan, 2004, s. 298). Uyanık’ta yayladaki çalışmasında obsidyen ve çakmaktaşı alet parçaları bulduğunu belirtmiştir (Uyanık, 1974, 54-57).

Bu bağlamda, Tırşin Yaylası ve çevresinde yer alan kaya resimleri için bir kronolojik önerme yapmak oldukça zordur. Üslup ve sembolizmaya bağlı olarak, tespit ettiğimiz figürlerin en az iki döneme işaret ettiğini, büyük boyutlu gerçekçi figürlerin bölgenin erken örneklerini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Tarihöncesi dönemde yapılmaya başladığını düşündüğümüz figürlerin yanında bazı resimlerin özellikle Tunç Çağı’nda da yapılmış olması muhtemeldir. Yoğunluk olarak daha az olduğunu söyleyebileceğimiz bazı figürler ise Demir Çağı ve sonrasında yapılmış olmalıdır.

Doğu Toros Petroglifleri: Tırşin Yaylası ve Çevresi
Hale Tümer
ANADOLU ARAŞTIRMALARI, 2018, Sayı 21.pdf: 
(14) Radyokarbon, likenometri, lüminans analizleri ayrıca uranyum seri (U-series), potasyum argon gibi radyometrik ve izotopik analizler kaya resimlerini tarihlendirme amacıyla kullanılmaktadır.







Bayan Yürek - Kazakistan - Türk Kaya Resimleri

HAKKARİ





10 BİN YILLIK KAYA RESİMLERİ KAYIT ALTINA ALINDI
Milliyet, 21.10.2014

Hakkari'nin Norduz bölgesindeki Trişin Yaylası'nda bulunan ve 10 bin yıl öncesine ait olduğu değerlendirilen kaya resimleri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Merkezi Müdürü Yrd. Doç.Dr. Konyar ve ekibince fotoğraflanarak kayıt altına alındı. Konyar: "Kaya resimleri, arkeoloji literatürü ve bölgenin pristoryası için çok önemli. Kaya resimleri açısından en erken örnekler burada yer alıyor".

Hakkari'nin Norduz  bölgesindeki Trişin Yaylası'nda, 10 bin yıl öncesine ait olduğu değerlendirilen  kaya resimleri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve  arkeoloji Merkezi Müdürü Yrd. Doç.Dr. Erkan Konyar ve ekibi tarafından  fotoğraflanarak kayıt altına alındı.

İlk kez 1960 yılında bulunan ve o dönemden sonra bölgede yaşanan terör  olayları nedeniyle gidilemeyen Trişin Yaylası'ndaki kaya resimleri, bölgede  çatışmaların sona ermesiyle yeniden incelendi.

Yörede Van Müze Müdürlüğü'yle çalışma yürüten Konyar, ekibiyle 1960  yılından bu yana ilk kez kaya resimlerinin bulunduğu Trişin Yaylası'na giderek  araştırma yaptı.

Kaya resimlerini tek tek inceleyerek fotoğraflayan Konyar, bölgede  göçebe toplulukların yaptığı çok basit kaya resimlerinin olduğunu ve bunların  tarih açısından önemli bilgiler sağlayacağını bildirdi.

Hakkari'nin dağlık alanları arasında kalan yaylanın deniz seviyesinden  3 bin metre yükseklikte olduğunu kaydeden Konyar, şunları söyledi:

"Burası 1960 yılında keşfedilmiş ama o tarihten bu yana arkeologlar  buraya gelememiş. Bu yıl 50 yıl aradan sonra ilk kez bir arkeolojik ekip alanı  ziyaret etti. Kaya resimlerini inceliyoruz. Trişin Yaylası'ndaki kaya resimleri,  arkeoloji literatürü ve bölgenin prehistoryası için çok önemli. Kaya resimleri  açısından en erken örnekler burada yer alıyor. Kum taşından kaya blokları  üzerinde gruplar halinde bazen tek tek vurgu şeklinde işlenmiş, dağ keçisi, yaban  geyiği, yılan ve insan betimleri var. Dönemin koşulları ve ihtiyaçları  çerçevesinde resimler şekillendirilmiş. Bunları, avın iyi gitmesi için yapılan  törensel resimler olarak tanımlayabiliriz."

Konyar, bölgede yüzlerce kaya resminin bulunduğunu ve bunların bir  kısmının korunduğunu belirterek, bölgenin korunması için gerekli önlemlerin  alınması gerektiğini vurguladı.

Kaya resimlerinin belgeleme ve fotoğraflama çalışmasını yaptıklarını,  önümüzdeki dönemlerde de bu çalışmalara devam edeceklerini kaydeden Konyar, "Kaya  üstü resimleri açısından burada yerleşmeler olduğu tahmin ediliyor. Göçebe  toplulukların yaptığı çok basit kaya resimleri var. Kronolojisiyle ilgili  değerledirmeler yaptığımızda, bunların 10 bin yıl önce bölgede yaşayanların  yaptığı sanatsal üretimler olduğu söylenebilir" diye konuştu.



HAKKARİ KAM (Şaman)

ALTAY KAM

Bu fotoğraflar G.Kubarev'in "Karakol-Altay Petroglifleri"makalesindendir.


SB


16 Kasım 2015 Pazartesi

DOĞU ANADOLU’NUN TARİH ÖNCESİ KÜLTÜRLERİ



ANADOLU’NUN TARİHİNİ ANLAMAK İÇİN BİR ANAHTAR


Urartular

Urartular’dan bahseden en eski kaynaklar Asurlulara aittir. Asur kralı Salmanassar (M.Ö. 1275-1245), saltanatının ilk yıllarında, Urartulara karşı bir sefer başlattığından söz eder. Yazıt bize, kralın (M.Ö.1274 yılında) yok ettiği, seksenden fazla ülke ve elli bir şehirden söz eder. Bu, dağlık Doğu Anadolu bölgesindeki Urartuların dağılmasını anlatır. Asur kralı 1. Tukulti-Ninurta (M.Ö. 1244-1208), Nairyan (Nairi ve Urartuların çok benzerlikleri vardır) ülkesini fethettiğini ve Van Gölü çevresinde yerleşmiş bulunan
kırk kralı yendiğini anlatır. Bunlar, hiç şüphesiz, Fırat Nehri ile Urmiye Gölü arasında, doğal bir merkez olarak, Van Gölü çevresinde hüküm süren Urartu ve Nairyan kabilelerinin prensleriydi. Huryan veya ilk-Urartu kökenli olmalıdırlar.

M.Ö. 6. yüzyılın başlarında, bir zamanlar Urartuların hakimiyetinde olan topraklar, Lidyalılar ve Medesler arasındaki bir anlaşmazlığın sebebi oldu. Medesler kazanan taraf oldu. Bu, Ermeni kabilelerin Doğu Anadolu’ya göç ettikleri zamandır. Muhtemelen onlar Balkanlar’dan veya Trakya’dan İliryalıların zorlamasıyla göç ettiler. İsimleri ilk defa M.Ö. 6. yüzyıldaki bir Darius yazıtında anıldı. O devirde, Darius’un nüfuzu altındaydılar. Zaman içinde, Hind-Avrupa ailesinden olan dilleri, eski Arian-dışı Anadolu dillerinden etkilendi ama bu etkilenme, “Haik”i, “Urartular” haline getirmemiştir. Ermenilerin bağlarının “evlilik yoluyla” olduğu düşünülebilir. Asya dil ailesinden gelen büyük Huryan-Urartu ailesiyle hiçbir dilsel veya etnik bağları yoktur. Diğer taraftan Türk halkı, Huryan-Urartu dünyasının “ilk-Türk” halkıyla aynı kökleri paylaşmaktadır. 

Asur belgelerinden öğrendiğimize göre, M.Ö. 1274’de 1. Salamassar (1274-1245), Urartu topraklarını işgal etti, seksen ülke ve elli bir şehri yıktı. Bu topraklar, merkezi bir otoritenin yokluğunda, birçok feodal devlete bölündü. Profesör Goodspeed’e göre, Şalmaneser, Yukarı Dicle’yi geçti, Toros Dağları’nın güneyi boyunca ilerledi ve fethettiği “Arami”lerin, Batı Mezopotamya Aramilerinin ülkesinin bulunduğu Fırat’ın yukarı kısımlarına geldi. Oğlu, 1. Tukulti-Ninurta (1244-1208) Doğu Anadolu’daki “Nairianları”, kırk kralı yenerek fethetti, Yukarı Deniz (Van Gölü) topraklarını hakimiyeti altına alıp, buradaki kabileleri vergiye bağladı. 

Yazıtında, 23 Nairi prensinin ittifakıyla kurulan güce karşı bir zaferden bahseden Tiglat-Pleser, Urartu isminin yanında Muşki ve Milit’ten de bahseder. Nairi’nin, bunların, bir İskit kabilesi olan Herodotus’un Nairi’si olduğuna 7. Bölüm’de de değindik. Yazıtlarda Nairi’den Nahor ismiyle, İbrahim’in kardeşi, Uz’un babası olarak bahsedildiğine inanıyoruz. İnceleyip analiz ettiğimizde, kelimenin etimolojisinin Türkçe olduğu ortaya çıktı: 

Teki Nair (Neur, Nahor ‘n-air (‘n-eur, ‘nahor) Turk. On-Ur/On-Gur/On Oghur (On Oghur) ki, bu da daha sonra Macarlar’a (Hungarian) verilen bir isimdir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Asur hakimiyeti birkaç yüzyıl daha devam etti. M.Ö. 900 yılında, yeni bir durum ortaya çıkmıştı: “Doğu Küçük Asya’da, ‘Urartu İmparatorluğu’nun yaşadığı yerde medeniyet yine yükseliyor, içlerinde Teşhup’un da bulunduğu Hurrian tanrılarına tapan, Hurrian diline benzeyen bir dil konuşan, halkının iyi inşaat yaptığı, metali işleyebilen, Hitit (aslında (Hattia/Hurrian) temeli üzerine bu toprakların bildiği daha parlak kültür oturtan yerel bir krallık.”

Profesör Erzen'e göre, Hurrianlar ve Urartuların kökleri aynı antik Doğu Anadolu Kalkolithik kültüre dayanıyor ve Semitik ya da Hind-Avrupa gibi bir dil değil de eklemeli Asya dillerinden birine sahip aynı ırkın iki kolu olabilirler. Aslında, kök kelimeye ön ekler koyarak kelime üretme kabiliyeti dolayısıyla, Urartuca'nın Ural-Altay dilleriyle benzerlikleri vardır.

Dahası, Hurrian ve Urartuların tanrı ve tanrıçaları aynı kökten geliyor. Örneğin, Urartuların baş tanrılarından biri olan Teişeba, Hurrianların Fırtına tanrısı olan baş tanrı Teşup'tur. Bu tanrıların eşleri de Huba ve Hepat'tır. Urartuların güneş tanrısı Şivini, Hurrian tanrısı Şimigi'dir. Urartuların başkenti olan, bugün Van şehri içindeki "kale"nin adı Tuşpa'dır ve adını tanrıça Tuşpuea'dan alır.

Bulunan en eski Urartu çivi yazısı yazıtlar MÖ.9.yüzyılın sonuna aittir. Ancak İskitler tarafından yerle bir edilen Urartu şehri Teishebaini'nin (Karmir Blur) yıkıntıları arasında Aramaik yazıtlar da bulunmuştur. Kültür ve medeniyetle birlikte Urartu yazısının çevre halklar üzerindeki etkisinden, şu notu düşen Profesör Frye da bahsetmektedir:

"Achaemenid sanatının, mimarisinin ve hatta devlet protokolü ve yazısının kökler Urartu'da aranmalıdır."

Aşağıda Urartu tanrı ve tanrıçaları, şehirleri, kralları, hükümdarlık sıralarına göre verilmiştir. Aram/Aramu (MÖ.840) , Lutipri (1.Sarduri'nin babası), 1.Sarduri (MÖ.830-825), İşpuini/Uşpina (MÖ.825-815), 1.Menua (MÖ.815-790), 1.Arişti (MÖ.790-765) , 2.Sardur (MÖ.764-735), 1.Rusa (MÖ.735-714), 2.Argişti (MÖ.714-865), 2.Rusa (MÖ.685-645), 3.Sarduri (Mö.645-635?), 4.Sarduri (MÖ.635??), Erimena (3.Rusa'nın babası) ve 3.Rusa (MÖ.7.yüzyılın son yılları), hepsi Türkçe kelime ve sentaks ile açıklanabilir.

Arzashku : Urartu kralı Arame'nin başkenti Arzashuk Türk. Arz-azuk "kutsal toprak, kutsal şehir", Arapça'dan alınan arz "dünya" ve Türk Azuk/Uzuk "kutsal, mukaddes".

Erebuni: muhtemel 1.Arişti tarafından kurulan Urartu şehri, "Türk Er-e-bunu" "Ben inşa ettim bu (şehri) insanlar için".

Sarduri/Sardur: Üç Urartu kralının ismi. 1.Sardur (MÖ.840-830), bugün Van Kalesi olarak bilinen Tuşpa şehrini inşa eden, Urartu krallığının gerçek kurucusu. Türk-FArs "zirvenin sahibi, general, komutan" Sümer-Fars: başkan, baş, üst, zirve.

Urartu: Urartiyanlara Asurların verdiği isim Türk. Unaru "adam/insan;kamil insan" veya Uri-rtu "merkezdeki adamlar, ordudaki adamlar; veya (G)ur-arti ="mükemmel Oghur" veya Ur-arti = "mükemmel Hurrianlar" Türk ile. Ortu/Ordu "kralın şehri, saray, merkez, ordugah, ordu" Sümerler, Hurrianları Uri adıyla bilirdi.

Bugün Çavuştepe köyü olarak bilinen, Urartu köyü ile hemen hemen aynı yere kurulmuş olan Sardurihinili'de Afif Erzen'in yaptığı kazılarda bulunan mesaj çok açıktır:

"Görülüyor ki, burada, - ermeni mezar taşları haline getirilen Urartu yazıt taşlarından başka hiçbir Ermeni yerleşim izi yoktur."

Antik çağlarda, Anadolu'nun farklı bölgeleri için birçok isim kullanılmıştır ve bu isimler aynı zamanda, her bir bölgede yaşayanlar için de kullanılmıştır. Paphlagonia, Pamphylia ve Kapadokya. Bu bölgelerde yaşayanlar, aynı kabilenin mensupları değildir. Sadece yaşadıkları yerin adına dayanarak aynı ismi almışlardır. Diğer birçok yer gibi "Ermenistan" ismi de coğrafi bir bölgeyi gösterir, insanları değil. Ermeniler, kendilerine kendi dillerinde "Haik" derler. Bu da, soylarının geldiği yeri deği, Ermenistan olarak bilinen yeri işaret eder.

"Haik"ın tekili "Hai" dır. Geldiği yer tam olarak belli değildir. Bütün her şey, Batı'dan göç ettiklerini ve sonunda, küçük gruplar halinde Fırat'ın doğusuna yerleştiğini göstermektedir. Ermenilerin dilinin büyük bir bölümü Hind-Avrupa ailesindendir. Ancak göçten sonra Aryan-olmayan Anadolu dilleriyle karışmıştır. Die vorgeschicht-lichte Mittelmeervolker adlı kitabın yazarı J.Karst gibi akademisyenler, Ermeni veya ilk-Ermeni kabilelerin bir zamanlar, Kuzey Ege'de, kuzey Thessaly'de, İliyra yakınlarında, diğer bir deyişle Balkanlar'da yaşadığına inanmaktadır. Ermenilerin, İliyralıların baskılarıyla Doğu'ya göçen Phrygian-Thracian kabilelerinin soyundan geldiğine dair benzer bir görüş de vardır. Ancak Ermenilerin, ilk başta Balkanlar'da veya Thessaly'de yaşadığı kesin olmasına rağmen, Anadolu'ya göç tarihleri tam olarak belirtilememektedir. İlk vatanlarındaki varlıklarıyla ilgili HİÇBİR İZ bırakmamışlardır ama göçün MÖ.6.yüzyıldan önce olmadığı ve Anadolu'ya bu tarihten önce gelmedikleri KESİNDİR.


DOĞU ANADOLU’NUN TARİH ÖNCESİ KÜLTÜRLERİ:
ANADOLU’NUN TARİHİNİ ANLAMAK İÇİN BİR ANAHTAR

Jeopolitik açıdan bakıldığında, Doğu Anadolu, dünya tarihinde anahtar bir rol oynamıştır. Güneyinde Mezopotamya (Fırat ve Dicle nehirlerinin suları Doğu Anadolu dağlarından doğarlar), doğusunda İran, kuzeyinde Kafkasya, batısında Orta Anadolu vardır. İçinde Urartu ve onların atası olan Hurrianların bulunduğu, Doğu Anadolu’nun bu kültürel yapbozu son zamanlarda tamamlanmıştır. Bu bölgenin nadir konumu sebebiyle, bu kültürler çevrelerindeki İran, Mezopotamya ve Orta Anadolu ile yakın ilişki içine girmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar, Doğu Anadolu’daki tarih öncesi yerleşim hakkında hiçbir şey bilinmiyordu. Batı Avrupa’da, antik mağara resimleri keşfedildiğinde, bunların insan eliyle yapılmış en eski sanat eserleri olduğu düşünülmüştü. Daha sonra Asya steplerinde ve Afrika’da mağara resimleri keşfedildi. Türk arkeologların, Doğu Anadolu’daki eski, yoğun yerleşim yerlerini keşfetmeleri yakın tarihtedir.

Bölgenin dağlık kesimleri, zamanın avcılarına ve besin toplayıcılarına ihtiyaçları olan her şeyi temin ederdi: Yoğun ormanlar, bol vahşi av hayvanları ve su. Son yıllarda Doğu Anadolu’da sayısız kaya resimlerinin ses getiren keşifleri bütün dikkatleri birden, bu bölgenin erken gelişme anlayışı üzerine çekmiştir. Tanrıların, tapınanların, hayvan ve avcıların resimleri 15.000 sene öncesine kadar gidiyordu. Doğu Anadolu’daki kaya resimleri esasen dört bölgede bulundu: Malatya – Adıyaman çevresi, Kars yakınları, Van çevresi ve Hakkari dağları.

Türk Tarih Kurumu üyesi Dr. Oktay Belli, Van bölgesinde, M.Ö. 15.000 ile 7.000 yılları arasında yapılan kaya resimleri keşfetti. Yedisalkım bölgesinde, Hakkari’nin dağlarında, vadi zeminin çok yukarılarındaki mağaralarda da tarihöncesi tanrı resimleri vardır. Bu sanat eserlerini yaratan insanlara baktığımızda, çok belirgin işaretler olduğunu görürüz. Benzer kaya resimleri, Doğu Azerbaycan’da, Gobustan’da, Altay bölgesinde ve Sibirya’da da bulunmuştur. Bu kaya resimlerinin yoğunluğu, bunların hiç şüphesiz Ön Türk kökenli olduğunu göstermektedir. Bu çizimleri yapan insanlar, erken göçmen veya yarı göçmen Türk kabilelerine mensuptu. Benzer bir sonuca, (Hakkari) Gevaruk Vadisi’ndeki ve Tirşin Platosu’ndaki stilize çizimlerden varılabilir. 

Gevaruk ve Tirşin’deki kaya resimleri özellikle önemlidir, çünkü Erzurum yakınlarındaki Cunni mağarasındaki ve Aizani (Çavdarhisar, Kütahya)’daki Zeus tapınağının taş bloklarındaki çizim ve sembollerle büyük benzerlikler gösterirler. Bunlar, bölgedeki antik Türk klanlar tarafından yapılmıştır. Son keşifler göstermektedir ki, tarih öncesi zamanlarda, Doğu Anadolu ile Azerbaycan, Sibirya stepleri ve Türklerin ilk anavatanı olan Altay dağlarının sanatsal ve kültürel merkezi arasında bir bağlantı vardır. Tarih öncesi günlerden, modern zamana kadar, göçmen ve yarı göçmen Türk ve Ön-Türk kabileleri, İç Asya ve Anadolu arasında canlı bir bağ oluşturmuştur.

Asya, yurtların yurdudur. “Yurt” kelimesi Türkçe’de hem “çadır” ve “ev” hem de “vatan” anlamına gelir. Yurtlara benzeyen arı kovanlarına Anadolu’da rastlanabilir. Urartuların atası olan ve krallıklarını Kafkasya, Urmiye Gölü ve Malatya-Elazığ civarı arasındaki bölgede kuran Hurrianların bir eseridir. Bu kültürel bölgeye birçok isim verilmiştir. Bunlardan bazıları “Kura-Aras Kültürü” ve “Karaz Kültürü”dür. Bu kültürün yaratıcıları ve geliştirenleri, Türkçe’nin de üyesi olduğu Ural-Altay dil ailesine ait bir dil konuşuyorlardı. 

Erken Hurri kültürü, Hurri kültürüyle birlikte, onlardan sonra gelen Urartu krallığını ortaya çıkardı. Hurrian kültürünün karakteristik bir özelliği, yarı göçmen Hurrianların yuvarlak çadırlarına benzeyen evleridir. Hurrian tipi bu yuvarlak evlerine, hâlâ Urfa ve Harran bölgesinde rastlanır. Daha sonraki, Osmanlı dönemindeki kubbeli yapılar, yurt ve arı kovanının gelişmiş halidir. Büyük kubbelerin yapımı için teknikler geliştirenler Yunanlılar ve Romalılardı ama Osmanlıların bu tekniklere adapte ettiği şevk, hiç şüphesiz, Türklerin antik yuvarlak ve çadır tercihleriyle bağlantılıdır.

Urartuların başkenti olan Van Kalesi’ndeki M.Ö. 8. yüzyıla ait çivi yazısında (Hurrian ve Urartuların ortak tanrısı Taşpuea’dan gelen) Tuşpa ismi geçmektedir. Urartu krallığının kurucusu Kral 1. Sardur’dur (M.Ö. 840-830). Aynı zamanda Van (Tuşpa) Kalesi’ni de inşa ettirmiştir. İbranilerin de değindiği “Ararat” ismi, Kurman metinlerinde “Ura-rat”, Asur metinlerinde “Urartu” olarak geçmektedir. Urartular kendilerine “Biainili” / Vainili / derlerdi. “Van” ismi buradan gelmiş olabilir.

Urartu yazıları yakın bir zamanda çözülmüştür. Urartu dilinin Asya kökenli olduğu resmen tespit edilmiştir. Türkçe gibi, eklemeli diller ailesine mensuptur. Dilbilimciler, Hurrianların Anadolu’ya Orta Asya steplerinden ve dağlarından geldiğine inanmaktadır. Urartular da Hurrianlar’la birlikte M.Ö. 3. binyılın ortalarında aynı bölgeden gelmişlerdir. Bugün artık kesin olarak biliyoruz ki, Urartu veya Hurrianlar ile Hind-Avrupa Ermeni dili arasında (göçten sonra Ermenice konuşanlar tarafından Urartu dilinden alınanlar hariç) hiçbir bağ yoktur. Ermenice, Hind-Avrupa dillerinin Satem grubuna ait iken, Urartuca, kelime köküne son ekler ekleyerek kelime üretme gibi bir özelliğe sahiptir. Bu özellik Ural-Altay dillerinde olan bir özelliktir.

Erich Freigl
Ermeni Mitomanyası
İlk baskı 1986
Mitomani gerçeği süslemek, abartmak, sonunda yalan söylemek için içten gelen güçlü bir istektir. “Mania” tüm şiddetli anormal davranışlar (örneğin terörizm biçiminde) anlamına gelir. 


Hurri ,yaklaşık MÖ.1475



At'a  ilk binen Türklerdir

Hititler de her şeyini Hattilere borçludur. Hattilerin Proto-Türk olduğu söylenir., ki ; "Hurriler de Hititler gibi MÖ.ikinci bin başlarında doğu Anadolu'ya sızmış ve kuzey Mezopotamya'ya girmiştir. Asur kralları at yetiştiriciliğini burada Hurrilerden öğrenmiştir."(Sten Lloyd)... 

Ve Mitannilerin halkı Hurrilerden oluşur. Hurriler Türk'tür. Savaş arabalarının geldiği yer olarak ta Asya gösterilir ki Anadolu'ya da Asya denirdi, adı da As Türklerinden gelir ASYA= AS'ların ÜLKESİ.  Mitanili Kikkuli atçıbaşı olmasına rağmen ata binilmemiş, arabalara koşulmuştur. Bu bölgedeki Subar/Suvar Türklerini de hatırlayalım (Prof.Firudin Ağasıoğlu)....Med yazıtları bile Türkçe çıkmıştır (Prof.Bahtiyar Tuncay)...At'ın yaşına göre adı, koşumlarını ve terimlerini Türkler bulmuştur..


İskit Türkleri



31 Temmuz 2015 Cuma

KARS TARİHİ



Sultan Alparslan, "Merkezi Ahıl-Kalak olan Çıldır Gölü çevresi ile bütün Arpaçayı boyları ile "Sürmeli-Çukuru" bölgeleri de, Selçuklu akınlarında, 1037 den beri emeği çok geçen ve bu defaki  fetihlerde büyük yararlıkları görülen, Gence Divin Emiri Şeddadlı Ebu'l-Evsar Şapur/Şavur'a  mükafat olarak, Bizans ucundaki bu yerleri korumak üzere "ihsan" edilmiş; o da çok yaşlı  olduğundan, oğlu Menuçehr'e buraları verdirerek 'Anı Şeddadlıları" kolunu (1064-1200)  kurdurmuştur." (Kırzıoğlu) - 



Salar/Müsafiroğulları'nın yerine Aran (Karabağ-Gence) ülkesinde 951 de Gence'de hükümete geçen eski Taş-Oğuz Hanları (Siuni/Sisakan beğleri) soyundan ve "Kürt" diye tanınan Ravad-Ravvadlı boyundan Şeddadoğlu Emiri Fazl/Faddlun (985-1031) hükümetinin ilk yılında Loru/Daşir Bagratlı kırallığına çatarak Höllüksüz-Davit'in Tiflis Emirliğine tabi Dmanik (Tomanın/Tomanıs) şehrine (bu ad Oğuznameler'de geçer) saldırmasına karşılık Kür üzerinde savaşmış, 1003-1004 yıllarında da Anı'ya bağlı yerlerden Kapan (=Dağ geçitleri, derbentler, demektir; Doğu-Karabağ/Susa bölgesinde) ülkesinde Parisos'u ele geçirmişti. (syf.299)

"Kırallar-Kıralı" unvanını alarak 1008 den beri Kafkaslar güneyinde en büyük devleti kurmuş olan Bagratlı III.Bagarat, Kakhet/Heret beği Davit'i kendine tabi kılmış, onun ölümü üzerine oğlu III.Kvirike (1010-1029) beğlige geçince kendisini metbu tanımak istememişti. Bunu da tabi kıldıktan sonra Gence Emiri Fadlun'un üzerine varmak için 1011 yılında Anı kıralı ile ittifak etti. Apkazlar ve Gürcistan kıralı III.Bagarat ile Anı Bagratlı kıralı I.Gagik, Şeddadoğullarına tabii Şamkor//Şemkür kalesini kuşattılar. Yenile Şeddadoğulu "haraç"a bağlanarak barışı elde etti. (syf.300)

...1018 yılından itibaren Van Gölü çevresiyle Orta-Aras boylarına yıldırıcı akınlar yapmaya başlayan ve ileride Selçuklu Devleti'ni kuracak Oğuzlar'dan Kınık beğlerinin emrinde Anadolu'yu fethedecek olan Yeni-Oğuzlar veya Müslüman Türklerin ilerlemeleri, II.Basil'in ölümüyle zayıflayan Bizanslılarla Ardahan-Artvin Bagratlarını birbirine dost ve müttefik edecek, I.Giorgiden dul kalan ve yeni kıral IV.Bagarat'ın anası olan kıraliçe Maryam Hatun'un elçilerin başında 1027 de İstanbul'a gitmesi, bu birlik ve dostluğu kolayca meydana getirecektir. (syf.300)

....Koç-Aşut Anı surlarını kuşatınca Bagratlı başbuğu Bahlavunili (Akkoyunlu) Vasak ve Vahram kardeşlerle ilerigelenler, iki kardeşi barıştırdılar. "İkinci Kıral" ve veliaht sayılan Koç-Aşut, Şüregel ve anı'ya karışmadan, yukarıda adı geçen Bagratlu sancaklarında hüküm sürecekti. Bu karışıklıklar sırasında Divin Emiri Şeddadlı Ebu'l Esvar Şavur, bu zamandan itibaren Anı'ya göz koydu; Bahlavunili Abirat Beğ'in Koç-Aşut'a ihanetle kendine sığınmasını, önce iyi karşılamışken, sonradan hareketlerinden şüphelenerek onu öldürttü.



Eski Taş-Oğuz Hanları Aravaz-Koca (Afrasyab) soyundan gelen Revvadlı - Şeddadoğulları ve Divin Emirliği

Büyük tarihçimiz Müneccimbaşı, Selçuklu Melikşah (1072-1092) çağında "Ulemadan bir kimse"nin yazdığı arapça "Tarih-i Bab ve l-Ebvab (Kapılar Kapısı / Demirkapı-Derbend) ve Şirvan ve Arran" adlı bugün aslı kaybolmuş bulunan çok değerli bir yerli kaynaktan alarak, Aran'da büyük bir hükümet kurup sonunda da bir kolları Anı şehrine hakim olan Şeddadoğulları için kısaca şunları yazıyor :

"Aran Meliklerinden Şeddadoğulları h.340 (951) de hükümete başlamıştır. Aran denilen ülkenin batısı Erminiyye, doğu ve güneyi (Aras sağından itibaren) Azerbaycan, kuzeyi Kabak/Kabuk (Kafkas) dağları ile çevrilidir. Başlıca merkezleri: Nahçıvan, Demirkapı, Gence ve Tiflis'tir. (hepsi de Taş-Oğuz'dandır.)

337 (948-949) yılında (Deylemli müsaffir oğlu) Salar-Muhammed adlı Azerbaycan hakimi Rey'de tutsak düşünce, eli-ulusu olan büyük beğlerin herbiri bir yanda başına buyruk oldu. Bu arada Kartuk oğlu Şeddad'ın oğlu Muhammed de Gence'ye yerleşip Aran ülkesini ele geçirerek düşmandan korumaya kalkıştı. Gittikçe çevre ve yanlarını da fetedip, 344 (955) yılında ölünceye değin, buraların hükümdarı oldu. Fakat son yıllarında eskiden hükmettiği yerlerden birtakım elinden çıkmıştı. Sonradan oğlu Ebu'l Hasan Ali Leşkeri 360 (971) yılında ortaya çıkıp, babasının hükmettiği yerleri yabancıların elinden geri aldı ve hükümete geçti. 8 yıl padişahlık ettikten sonra ölünce yerine, kardeşi Merzban geçtiyse de ,tedbirde eksiği olduğundan zamanında karışıklıklar oldu. Kardeşi Fazl (Fadlun) ile bunun araları bozuktu. 375 (985)  yılında avlanırken kendisini öldüren Fazl, 47 yıl hükümet sürdü ve halkı kendisinden memnun bıraktı : 418 (1027) yılında güzel bir eser olarak Aras üzerinde büyük bir köprü yaptırdı. Bu da ölünce yerine geçen oğlu Leşkeri Ali 15 yıl hükümet sürdüler. Bu da ölünce yerine geçen oğlu Nuşirvan Gence'de ve Fazl (Fadlun) oğlu Ebu'l-Esvar (=Süvariler Atası) Şavur ise Divin'de müstakil olarak hükümete geçtiler. (441=1049)

Aran (Karabağ-Gence) ülkesinin yerli beğlerinden Şeddadoğulları ile bunların Anı koluna hizmet edip yararlıklar gösteren Divin yanından "Sahat-Çukuru) (Revan Ovası) bölgesinden çıkan Eyyublular'ın ataları, "Kürtler" soyundan ve Ravad-Ravvadiye boyundan tanınmıştır.

Bu Ravadiye/Ravvadi/Ravvadlı'ları Yemen Araplarının Ezd kolundan gösteren kayıtlar yanlıştır; bunun "Aravaz" sülalesi adının "Aravazd"a benzeyen aslının sonundaki "azd" hecesinin, İslamlığın tesiriyle Peygamberimizin mensup bulunduğu "necib kavim Arabélara nisbet olunmak için "Ezd-azd" kabilesine yakıştırıldığı anlaşılıyor. Bunların Araplıkla hiçbir alakaası olmadıklarını : "Merz-ban, Leşgeri, Nüşirvan, Şabur / Şavur" gibi Şeddadlı erkek adları ile Anı-Şeddadlılarının : "Menuçehri Khoşçehr, Şahenşah" gibi Gregoryen-Oğuzların da ötedenberi çok kullandıkları iranca ad ve unvanlar da gösterir.

"Kürt Ravadiye" aşireti resilerinden olan Eyyublular "ailesinin aslı, bilhare Eyyubilerin ihtişamlı devirlerinde araplaştırılmağa çalışılmış ve uzun bir silsilename uydurulmuş" olduğuna, "Kutbeddin Yemin'nin "Mir'at üz-Zeman"ı zeylini misal gösteren Becker haklıdır. Ermenice ve İslam kaynaklarının ayrı ayrı belirttiği gibi, Şeddadoğullarının mensup olduğu "Ravadlı/Ravvadiye" sülalesi, Aran/Karabağ Kürtlerinden yani yukarıda da (s91-96-242) anlattığımız gibi "OĞUZNAME"lerde "TAŞ-OĞUZ"un en büyük hükümdarı olan Sisakan/Siuni diye ermenice kaynaklarda geçen "AFRASYAB-OĞLU ARAVAZ(D)-KOCA" adlı SAKALAR'IN HANLARI soyundandır.

642-646 yıllarındaki ilk arap fetihleri sırasında bile Aran'daki "Balasagun/Balasagan" adlı Sakalar bölgesinin ahalisi "Ekrad" (=Kürtler) adıyla tanınmışlardı. Aynı şekilde Araplar, Horasandaki "Khalaç" adlı TÜRK BOYUNU da "ashab-i sevaim" (sürü sahibi göçebeler) den "EKRAD" diye anmışlardır. (Ekrad;göçebe, konar/göçer anlamını taşır! Yusuf Halaçoğlu -SB)

Dede-Korkut Oğuznameleri'nde "Aravaz(d)" adıyla anılan Siuni = Aran/Nahçıvan-Karabağ Hanları sülalesinden bir kısmı Müslüman olduktan sonra adları "Aras = Ras, Aran = Ran, Alan = Lan" gibi OĞUZ ellerinde ve buraya komşu yerlerdeki adlar gibi, baştaki "a" sesi atılarak "Ravad" biçiminde muhafaza edilmiştir.

Şeddadoğulları'nın dedelerinden "Kartuk"un adı da , şüphesiz, türkçe ve ESKİ-OĞUZ adlarından biridir.

Müneccimbaşı'nın Şeddadlı Ebu'l-Esvar Şabur/Şavur için II.Leşkeri'nin h.441 (1049) yılında ölümü üzerine Divin'de müstakil oldu demesi, bunun ilk emirliği tarihini göstermez. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, daha babası Fazl/Fadlun (985-1031) zamanında Gence'ye bağlı olarak Divin şehrinde bulunduğu, 1020 yılında Begratlı Hovhannes-Sembat ile Koç-Aşut arasındaki mücadeleler sırasında Bahlavunili Abirad'ın kendisine sığınmasından anlaşılıyor. Urfalı Matheos "Tekvin'de İRanlı (Müslüman) emiri Apulsevar, (1021'de) Anı'dan 12bin atlı ve adamlarıyla kaçıp gelen Abirad'a önce çok rivayet ederken, sonra onu öldürünce, Abirad'ın askerlerinin başbuğu Sarı Beğ, çerisiyle onun çoluk çocuğunu alarak kaçırıp Anı'ya getirdi" diyor.

1064 de kurulan Anı-Şeddadlılarının dedesi sayılan Şabur/Şavur (Şah-pur)un islami lakabını, İslam eserleri "Ebu'l-Esvar" ve "Ebu's-Süvar" biçimlerinde iki çeşit yazdıkları gibi, ermenice kaynaklarda "Apulsevar, Apu-Svar" ve Bizanslılarca "Aplesphares" diye gösteriliyor. Bu zat Daşir-Bagratlıları'ndan Höllüksüz Davit'in kızkardeşiyle evlenmişti. Sonradan Anı-Bagratlıları'ndan "İkinci Kıral" sayılan Koç-Aşut'un (1021-1039) kızı Kata/Kada ile de evlenmiştir.

Şeddadoğlulları'nın Divin kolunu kuran Ebu'l-Esvar Şabur/Şavur (1020-1067) en az 47 yıl emirlikte kalarak Yeni-Oğuz ve Selçukluların batıya akınları ve fetihleri sırasında onlara yardımcı ve kılavuz olarak, büyük yararlıklar gösterdi. Bu yüzden Sultan Alp-Arslan ilk batı seferinde 1064 te çok güçlükle Bizanslılar elinden alarak fethettiği Anı şehrini ve çevresini "Ebu'l-Esvar" vilayetine (Divin Emirliğine) kurb ü ittisali olmağla, ana inayet ve ihsan eyle"miştir. Bu ihtiyar kahraman da , büyük oğlu II.Fadlun'a (1067-1088) Gence, ortanca oğlu Ebu-Nasr'a (1067-1105) Divin,  ve Anı-Bagratlıları'ndan Koç-Aşut'un kızı Kata Hanım'dan doğan küçük oğlu Ebu-Şüca'Menuçehr'e (1064-1110) de Anı Emirliğini verdi.

Böylece 951'de Gence'de kurulan Ravadlı-Kürtlerinden (Sakalar'ın Aravaz/Afrasyab oğlu= Siuni Sülalesinden) Şeddadoğulları'nın Müslüman emirliği hükümeti en az 1020 yıllarında I.Şabur/Şavur ile Divin'de ikinci bir kola ayrılmış iken bunun Bagratlılar'dan Kata Hanım'dan doğan en küçük oğlu Menuçehr ile de 1064 te Anı-Şeddadoğulları kolu kurulmuş oldu.

Bu üç kardeş Şeddadoğullarından : Gence kolu h.481 (1088) baharında Melikşah'ın emriyle Emir Bozan Beğ tarafından son emir II.Fadlun (1067-1088) tutsak edilerek sona erdi.

İkinci divin kolu, Apkazlar ve Gürcistan kıralı III.Giorgi (1154-1184) çağında Kıpçak-Gürcü ordularının 1162 Temmuz'unda Divin şehrini bir daha şenlenemiyecek biçimde yakıp yıkması ve ahalisini kırıp sürmesiyle, 1020-1162 tarihleri arasında 142 yıl yaşadıktan sonra bitmiş oldu.

En sona kalan üçüncü veya Anı-Şeddadlıları kolu ise , 1200 yılında "Gürcistan-Atabekleri"nden Koluuzunoğulları tarafından ortadan kaldırılıncaya değin 136 yıl yaşayabilmiştir.


Kars Tarihi - Prof.Dr.F.Kırzıoğlu



Askerlerimizin geçişini yaşlı gözlerle izleyen dedesine niye ağladığını sorduğunda dedesi;

 “Ah yavrum, Allah bizi bu askerin ayak tozuna kurban etsin. Eğer bunlardan bir bölük, 34 (1918) baharında bu Kars’ta olsaydı, Ermeni bize o zulümleri edemezdi. Bu caddelerden kâfir Moskof’un saldat ve kazaklarının alay çalgısı (bando) ile geçişini, bizler evimizin önünden işitip duydukça yüreğimiz kan ağlardı. Şu gördüğün Al-bayrağı görmek için biz “Cülûs-i Hümâyûn”ları ve Bayramları bekler de, buradaki Şehbenderhâne’nin önünde yer alırdık. Mevlaya bin kerre şükürler olsun ki, 40 yıllık hasret ve esirlikte yüzü gözü “persi-pers” olan şu gaziler ocağı, şehidler yatağı Mübarek Kars’ı, 
yine Türkiye’ye kavuşturdu” demiştir. 

Kırzıoğlu’nun çocukluğundan beri, 40 yıllık Rus esaretini yaşayan Rus ve Ermeni zulmü gören, Anavatan’a katılmak için milli mücadele veren ve her biri canlı tarih sayılan aile ve çevresindeki diğer büyüklerinden dinledikleri; onun, milli hislerini güçlendirmiştir. Bu nedenle de, çok erken yaşlarda doğup-büyüdüğü Kars’ın tarihi, kültürü ve coğrafyası ile ilgilenmiş araştırmalar yapmıştır. Önceleri bölgesel olarak başladığı çalışmalarını, 
daha sonra genel Türk tarihine ve kültürüne yaymıştır. 



Taş Çağlarından Osmanlı İmparatorluğu'na Değin 
ve Ekleme 1534-1921 Yılları Kronolojisi. (1953)


Anı Harabelerinde ilk yerleşme MÖ 5000-3000 yıllarında Kalkolitik Çağda başlar.

MÖ 3000 - 2000 Eski Tunç Devri yerleşmesi

MÖ 2000'de Demir Çağında Hurri yerleşmesi

MÖ 900-700 yılları arasında Urartu Devleti yerleşmesi

MÖ 650 yıllarında Kimmeri Hakimiyeti (Türk)

MÖ 626-149 Saka Türkleri (İskit) hakimiyeti (Türk)

MÖ 350-300 yıllarında şehir eski Oğuz Boylarından Arsaklıların Kamsarakan soyundan 
Karampart tarafından yeniden kurulur. (Türk)

MS 430-646 yılları arasında Sassani Hakimiyeti,

646 yılında Halife Hz. Ömer devrinde Anı ve çevresi Arapların eline geçer.

732 yılında Bağratlı Beyliği egemenliğine geçer.
(Türk- Bagratlı Sülalesinin Türkmenliği/F.Kırzıoğlu)

966 yılında Bağratlı III Aşot tarafından şehir surları yaptırılarak Anı Krallık Merkezi olur.

1045 yılında şehir Bizanslıların eline geçer.

1064 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan tarafından şehir alınarak Şeddat Oğulları Beyliğine verilir.(Türk)

1199 yılında Anı Gürcü Atabeylerin eline geçer.

1226 yılında Harzemşah Devletine tabi olur.(Türk)

1235 yılında Moğol İstilasına uğrayarak şehir tahrip edilmiş ve sonra eyalet merkezi olur.

1339 - 1344 yılları arasında İlhanlılar egemenliğine geçer. (Türk)

1406-1467 yılları arasında Karakoyunlu Devleti hakimiyeti altına girer. (Türk)

1467 - 1516 Akkoyunlular Devleti Hakimiyeti (Türk)

1516 - 1534 yılları arasında Afşar Türkleri hakimiyeti (Türk)

1534'te Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılır. (Türk)

1878 yılında Rusların istilasıyla 40 yıl Anavatandan ayrı kalır.

1921 yılında Ruslardan geri alınır.



"Prof. Kırzıoğlu’nun Kars’la ilgili çok önemli çalışmalarından biri de şüphesiz Anı Şehri Tarihi’dir. Ermeni, Rus ve Avrupa tarihçilerinin özel bir önem atfettikleri bu şehrin tarihiyle ilgili olarak Türk akademik çevrelerinde yapılan en ciddî çalışmayı Kırzıoğlu’nun yaptığı söylenebilir. Ama üzülerek belirtelim ki tarih şuuruyla Türk ve dünya coğrafyasından hâlâ habersiz olan entelektüel çevreler, bu konuda da Ermeni tezlerinin tesiri altındadır.  Ani resmî web sitesinde yer alan metinler, Kırzıoğlu’nun Anı Şehri Tarihi ve konuyla ilgili diğer makaleleri ışığında yeniden düzenlemelidir." - Yunus Zeyrek




Kars'ın 40 km doğusunda, üzerinden devlet hududu geçen Arpaçay'ın sağında Orta Çağ'ın alınmaz müstahkem şehri Anı Kalesi, 1501 yılından beri ören ve ıssızdır. Adı KIPÇAK kolundan KAMAK-ANI diye tanınan ikiz boydan gelme olup, bunu dillerinde "ı" sesi bulunmayan yabancılar gibi "Ani" yazıp söylemek, bizler için yanlıştır. (1)

(1) Evliya Çelebi (II.336/yazma), ayın ile "Anı-Kal'ası" diyor. Köktürk ve Uygur Yazıtları'nda, "Kırkız" ülkesi yolunda "Anı Suyu" ve "Anı" bölgesinden bahsediliyor. W.Radloff (Sibirya'dan), "Altaylar'dan doğan çağa "Anuy" ve "Ak Anuy" denildiğini (Rus telaffuzuna göre "y" sesi eklemiş) belirtir. "En Eski Gürcistan Tarihi"nde (MÖ.680 yılında) SAKALAR'ın Kafkaslar güneyine göçleri ve hakimiyetleri, "28 bin Türk Ailesi" ile "Sarkın" (Sarıklar*) boyunun yerleşmesi ve "Makedonyalı İskender"in gelişinde Kür ile Çoruh boyları ve kollarındaki kalelerde, yaman savaşçı KIPÇAKLAR ile HUN-TÜRKLER'in erlikle karşı koyup savaştıkları anlatılır. Bunu nakleden Hocamız rahmetli A.Zeki Velidi Togan (Umumi Türk Tarihine Giriş-II.Baskı 1970,İstanbul) diyor ki:

"Kıpçaklar'ın da , o kadar eski zamanda mevcudiyeti, yine imkan dahilindedir....79 yılında ölen Romalı Plinius (Tabii Tarih VI/18,3,19,1) Kıpçakları'ın "Kafkas Dağları'na yakın yerlerde birlikte yaşayan Kamaklar ve Oranlar"dan ve (Dağıstan güneyindeki) Derbend Kapısı'na "Komanya Kapısı"* denildiğinden bahseder. Biz de ekleyelim:

Aynı Plinius (VI/4,4,9,1,11,1) Pont-Denizi'ne karışan "Absarus Çayı"ndan bahseder. 131 yılında Rize-Batum arası kıyılarını da gören ARRIANOS ("Peripler'inde) Rize'ye 4 mil mesafede "ASKURUS Çayı' (OĞUZLAR'ın YAZGUR / YAZIR boyu adı ile ve Arkhansi'den 8 mil doğudaki "APSARUS Çayı'ndan (Yunan ve Latin dillerinde : "c,ç,ş" gibi diş-sesleri bulunmadığından, bunun, OĞUZ Boyu ile anılan "AFŞAR / AWŞAR" Çayı olduğu şüphesizdir) bahseder. (A.Baschmakoff, 'La Synthes des Periples Pontiques', Paris, 1948.)

Erzincan batısında, bölge adı "KAMAK" / Kemakh, sarp kalesinin adı "ANI" idi. Bakü köyü "Anı" ve Diyarbakır ilçe merkezi "Hanı" / Hani adı da, KIPÇAKLAR'ın ikiz boyundan kalmadır.

Köktürk ve Şineuşu Yazıtlarında, Kırkız ülkesine yakın Altaylar'da "Anı Suyu" ve "Anı" bölgesinden bahsedilri. Bugün de Altaylar'dan doğan çaydır.

devamını okumak için:


* - Sarıklar'da "Sarı-Şarışar", sarışın olmalarından dolayı anılan bir Kıpçak-Türk boyudur.
* - Komanya dediği Kuman Türkleri'dir. Yani Kuman ili, yurdu.
* - Ayrıca Oğuzlar Milattan Önceki devirlerde Guz-Skuz (Skyth-Scyth-İskit/Saka), ya da Asur tabletlerindeki adlarıyla Ashguz/İshguz, diye geçer. MÖ.1000 yıllarında Oğuz ve Ogur diye ikiye ayrılır ve Ogurlar Hunların atasıdır. (ref.Prof.Yegorov Nikolay İvanoviç Egorov (Yegorov) [ÇUVAŞISTAN-RUSYA]:










"Urartu Dili'nin , Hint-Avrupa (Aryani) Dilleri'nin Satem Grubuna sokulan Ermenice ile 
hiçbir ortak noktası ve ilgisi yoktur." ....
"Urartu Dili (Türkçe'nin dahil bulunduğu) Ural-Altay Dilleri ile de bir benzerlik göstermektedir."....
"Urartu ve Hurri tanrı ve tanrıçalarının, aynı menşeden gelmeleri çok ilgi çekicidir."....
Prof.Dr.F.Kırzıoğlu




"Kitab-i Diyarbekriyye" gibi resmi Akkoyunlu/Bayındrulu şeceresinde Kökçedngiz ile Alakez dağı arasında yaşayan Bayındurluların bu çağdaki büyüğü (Vasak/Basat Beğ yerine) Kaydur-Beğ adıyla gösterilmektedir. Bahlacunilerin bu koçak "Emran"ının bir adaşı da "Kitab-i Dede Korkud"unda (ıx.boy) Gence ile Berde'de otutup Kuzeylilere karşı Oğuz-Elleri'nin karavulluğunu yapan "Bagıl oğlu Amran" adıyla geçmektedir. Destandaki bu adın İber (Gürcistan) de hüküm süren Arsaklı hanedanından As-Pagur (300-362) oğlu Mirian'dır.




Karduk Karluk

Kard kökünden dolayı Kürt teorisyenleri tarafından Kürtlerin ataları olarak işlenen Karduklar, Xenofon’un Onbinlerin Dönüşü adlı kitabında geçer. “Karduk yayları uzun menzillidir” (Xenofon)

Karduk yayları uzun menzillidir ve muhtemelen katışık yay kullanıyorlardı. Yunan askerlerinin oklarının menzilinin Karduklara yetişmediğine göre, demek ki yaylarıyla en az dört yüz metre menzile ulaşabiliyordu. Batılıların ve özellikle yaylarıyla övünen İngilizlerin kullandıkları yayların menzilinin en fazla 200 metre olduğu bilinmektedir.

Bir diğer yandan Xenofon, her ne kadar bu halkı dağlı gösteriyorsa da , dağda yaşadıkları dahi kesin değildir. Sadece Yunanlılar onlarla dağda karşılaşmışlardır. Çünkü dağlı halklar ok-yaydan ziyade sapan ve kargı kullanırlar.

Bir kere ok yapımına elverişli ağaç her yerde bulunmaz. Diğer yandan ok yapımı son derece zahmetli ve zaman alıcı bir iştir. Dağlı ve orman halklarının ok-yay kullanmamasının sebebi, ormanda ağaçlara saplanıp kalması ve kaybolması, dağda ise taş ve kayalara çarparak kırılmasıdır. Halbuki bozkırlı halklar savaşlarda atılan okları toplayarak daha sonra tekrar kullanırlar. Gerçi Xenofon Kardukların yaylarının şekli hakkında bilgi vermez, ama düşmanın attığı okları kullanmak istediklerinde yayları için küçük kaldığı bilgisi göz önünde bulundurulursa, muhtemelen M tipi yaylar kullanılıyordu ki, bu tip yayların Orta Asya kökenli olduğu bilinmektedir.

Bilindiği gibi Saka-İskitlerden bize miras kalan iki destan vardır. Biri ŞU destanıdır ki Doğu Sakalarıyla ilgilidir, diğeri ise Alp Er Tunga veya Perslerin tabiriyle Afrasyab destanıdır ki, zamana göre farklı unsurlar içeren Oğuz Kağan Destanı’yla aynı şeydir. Kimi iddialara göre Afrasyab veya nam-ı diğer Oğuz Kağan, Kur’an da sözü edilen Zülkarneyn’dir.  Biruni, el-Asar el-Bakiye adlı eserinde Zülkarneyn’den bahsederken, doğrudan Afrasyab’a atıfta bulunmazsa da, destanda anlatılan olaylarla onun naklettikleri arasında bir paralellik göze çarpar.

Destan’ın farklı versiyonlarına göre, Afrasyab yani Oğuz Kağan, bugünkü Azerbaycan’da düşmanla girdiği bir çarpışmada hayatını kaybeder. Bir diğer rivayet ise Pers prensi tarafından haince zehirlendiği veya bir şölen sırasında düzenlenen  bir suikastla ortadan kaldırıldığı şeklindedir. Oğuz destanında anlatıldığına göre Oğuz Han, yani Afrasyab veya farklı versiyonlardaki Alp Er Tunga, Şirvan, Şamahı, Arran ve Mugan taraflarına da seferler düzenler. Daha sonra Diyarbakır ve Şam’a hareket eder, sonra Mısır’a gelir.

Destanlar elbette ki bir halkın muhayyilesinde yarattığı geçmişle ilgili kahramanlık ve drama destanlarıdır; ama öyle de olsa bünyelerinde bazı etnolojik, lengüistik, tarihi ve toponomik bilgiler barındırırlar. Zeki Velidi Togan’ın Reşidüddin Oğuznamesi’ni göre hazırladığı tercüme ve tahlil çalışmasında, Oğuz Kağan’ın seferlerini tamamladıktan sonra ülkesine doğru dönme kararı aldığı anlatılmakta ve Gur ve Garcistan yoluyla geri dönülürken, yüksek bir dağda aşırı kar yüzünden birkaç ailenin (belki de oymağın) ordudan geri kaldıkları belirtilmektedir…”Fakat hiçbir canlının ordudan geri kalmaması hakkında yasak vardı. Oğuz, bunu öğrenince hiç hoşuna gitmedi ve ‘nasıl olur da yağan bu kadar kardan insan yolundan kalır?’ dedi. Bu birkaç aileye ‘Karluk’ yani karlı lakabını verdi.”

Hemen hemen tüm dillerde olduğu gibi Türkçe'de de lehçeler arasında harf değişimi vardır. Örneğin Özbeklerin "yok" sözcüğü Kırgız ve Kazaklarda "cok" şeklini alır. Özellikle Kazak ve Kırgız lehçesiyle Altay Türklerinde "L" harfinin kelime içinde "D"ye dönüşmesi çok sık görülür. Örneğin Kuzeyev'in kitabında bir Başkurt oymağına mensup kişilerin atalarından bahsederken "Bizim atamız Hundar" örneğini vermesi dikkat çekicidir. Buradaki Hundar=Hunlar anlamındadır. Kırgızın çoğul şekli Batı Türkçesinde "Kırgızlar", doğu Türkçesinde "Kırgızdar" şeklindedir.

Garçistan Garça denilen dağlı bir halkın adından gelir. Farsçada gar dağ, garça dağlı demektir. Halbuki Özbekler  R-L değişimine uygun olarak bunlara "galça" derler. Daha bunun gibi, onlarca değil, binlerce örnek verilebilir. Bu harf değişmi, günümüz Kazak ve Kırgız lehçesinde hala geçerliliğini korumaktadır.

Şimdi önümüzdeki Karduk kelimesindeki "D" harfini "L" ile değiştirelim. Karşımıza "Karluk" kelimesi çıkacaktır. Bu vakıa Nikitin de dahil olmak üzere Kürd konusuna eğilen şarkiyatçıların pek çoğunun gözünden kaçmış olabilir; ama hiç olmazsa Minorsky'nin gözünden kaçmaması gerekirdi. Demek istediğimiz şudur: Anadolu, İran ve Mezopotamya coğrafyasını Orta Asya ile karşılaştırmadan değerlendiren tarihçi ve coğrafyacılar büyük yanılgılara düşebilirler ve hatta düşmektedir. Bilindiği gibi eski Türkçenin en az tahrifata uğramış şekli Kazak, Kırgız, Altaylılar ve Sibiryalı Saka/Yakutlarda muhafaza edilmektedir. 

Karluk adının nasıl ortaya çıktığıyla ilgili tek bilgi kaynağı Oğuz Kağan destanıdır. Halbuki Karluk adına Hunlar ve özellikle Göktürklerde rastlanır. Göktürklerin çöküşünden sonra Karahanlı Hakanlığı’nın bel kemiğini Karlukların oluşturduğu ve bugünkü Özbeklerin atası olarak ta göründüğü bilinmektedir.

Minorsky MÖ.1000 yılında Kuzey Mezopotamya ve Suriye civarında yaşamış Aramilerin bu bölgeye BES-KARDU dediklerini belirtmektedir. Eski Türkçede olduğu gibi günümüz Türkçesinde de –s , -ş değişimi vardır. Kazaklarda Bes Semiz Nayman, Bes Tamgalı , Karakalpaklarda Bes-Psak (Beş Pıçak) ; keza Kazaklardaki Beskurek, Kırgızlardaki Beş Körük’tür.

Bes-Kardu’yu Beş Karduk olarak okuduğumuz zaman Türkçedeki toponimlerin sonuna ilave edilen k ortaya çıkar ki lehçeden lehçeye göre değişir. Batı Türkçesinde Taşkentli, Doğu Türkçesinde Taşkentlik ; Batı Türkçesinde Konyalı, Doğu Türkçesinde Konyalık….O halde Kardu kelimesinin de Karduk olarak yazılması şaşırtmamalı. Kaldı ki Kardu kelimesi Türkçedir ve Kaşgarlı Mahmud’un sözlüğünde “zemheri sıralarında su üzerinde yüzen fındık büyüklüğündeki buz parçaları” anlamında geçer.

Kürdoloji Yalanları - Ahsen Batur




Bahlavuni (Balhavuni = Balh/Horasanlı Arsaklılar sülalesinden) Vasak (Basat) beğ
Akkoyunlu – Bayındır Boyu - Oğuz
Bahlavunili Vahran (Bayındurlu Behram) Beğ
Bahlavunili (Bayındurlu/Akkoyunlu) Abirad oğlu Vasak Beğ
Taş-Oğuzlar
Kıpçak Türkleri
Saka Türkleri








1855 KARS ZAFERİ ŞEREF MADALYASI


4 Ekim 1853’ten itibaren Türk-Rus savaşları başlamıştır. Anadolu cephesinde Kars ve Ardahan’da büyük savaşlar verilmiştir. Kırım Savaşı denilen bu savaşların üçüncü yılında müttefikleriyle birlikte Türkiye, Kırım’a asker çıkarıp, Karadeniz kuzeyinden Rusya içlerine yürüyüp onu barışa razı etmeğe çalışmıştır. Ruslarda büyük kuvvetlerle Kars üzerinden Anadolu’yu istilaya girişmişlerdir.


Kars halkı, 1855 yılı boyunca altı ay düşman ordusuna karşı göğsünü siper ederek büyük kahramanlıklar yaratmıştır. Sonunda açlık, hastalık ve soğuktan takatsiz kalarak şartlı olarak düşmana bırakmak zorunda kalmışlardır.


16 Haziran 1855 günü General Muravyev komutasındaki, bizden 3 misli fazla bir ordunun kuşattığı Kars Kalesinde 14 yaşından yukarı çocuklar bile tabyalarda vuruşmaya başlamış, yüzleri peçeli analar, yaşlı babalar cepheye yiyecek ve su taşımışlardır. 19 Eylül’de Sivastopol’un Türk ve müttefiklerin eline düştüğünü haber alan Rus Komutanı, 50 bin kişilik ordusuyla Kars tabyalarına saldırmıştır. Yedi buçuk saat süren bu boğazlaşmadan, ordu ve halk büyük zafer kazanarak Rusları tabyalardan dışarı atmayı başarmışlardır.


Sultan Mecit, gönderdiği bir fermanla Kars’a, bu üstün başarılarından dolayı “Gazilik” unvanı vermiştir. Kars’lıları üç yıl vergi ve askerlikten muaf tutmuştur. Bunun yanında İstanbul Darphanesinde kesilen ve üzerinde “Kars 1272” yazısı ile “Kars Kalesi” resmi bulunan aynı çeşitte altın, gümüş ve bronz “Kars Nişanı (Madalyası) yaptırmıştır. Karadeniz’de işleyen yeni bir vapura “Kars” adı verilmiştir.


29 Eylül 1855 Kars Muharebesinde Kars’lılardan 6 kadın ile 9 âliminde şehit düştüklerine işaret eden devrin vak’a nüvisi Cevdet Paşa şöyle demiştir. “Bu muharebe Silistre muharebesinden büyüktür”


Yabancılardan bazıları da “Kars muharebesi için Sivastopol muzafferiyetinden daha büyük olduğunu itiraf etmişlerdir.


Kars Gazi Madalyası





Hurri, Urartu, Kulhi, Kimmer, Saka/İskit, Arşaklı, Bulgar, Kun, Hazar ve Bagratlılar...[M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kars Tarihi, İstanbul 1953.]


Herhalde bu kavimlerin hepsi aynı kökten olmalı... Kafkasya ve Doğu Anadolu tarihinin en önemli ögeleri olan bu toplulukların her biri bir devre damgasını vurmuştur. Bu toplulukların hepsi İslâm öncesi devirlerde yaşamış olmasından dolayı genellikle Hazreti İsa dinindendiler. Hatta bölgede ilk kiliseleri inşa eden de Saka ve Kun Türkleri olmalı.


Urartuların güneş tanrısının adı olan Ardini adına yapılan tapınak yerlerinde bu adın izleri bugün de yaşamaktadır: Artvin, Ardahan, Ardanuç, Ardeşen...[Kırzıoğlu, Kars Tarihi, s. 63.]


Bagratlı ailesi meselesi. Zira bu ailenin kimliği üzerindeki tartışmalar kesin bir sonuca bağlanamamıştır. Kesin olan bilgiler şunlardır: Bu aile İspir ve Ardanuçludur. [M. Lang, Gürcüler (Çev. N. Domaniç), İstanbul 1997, s. 95.]


İlk önemli aile büyüğü de Aşut’tur. Aşut, aşmak fiilinden “dağ beli” anlamına gelen Türkçe bir isimdir. Bu aileden yetişmiş büyük kişiler arasında on beşten fazla Aşut bulunmaktadır.[Kırzıoğlu, Kıpçaklar, s. 56.]


900’lü yıllarda Tibet Ortodoks Kilisesini yaptıran da bunlardan biridir. Bu kilisenin damında, eski Oğuz sembollerinden koçbaşı heykelinin bulunması, tarihçilerin dikkatini çekmektedir. [Azmi Tozkoparan (A. Özder), Artvin Tarihini İlgilendiren Bazı Yanlışlıklar Hakkında, Yeşil Artvin dergisi, 1973. S. 5,]


Tibet isminin, bir Türk kabile adı olması da bu cümledendir. [Yunus Zeyrek, Acaristan ve Acarlar, s. 125.]


575 yılından Rus istilâsının başladığı 1801 yılına kadar iktidarda kalmış olan Bagratlı sülâlesi, dünya rekoruna sahiptir. Bagratlılar, ilk defa Çoruh bölgesinde küçük bir beylik şeklinde ortaya çıkmıştır. Zaman zaman Bizans, Arap ve Hazar hükümdar ve komutanlarından himaye gören ve V. yüzyılda Ardanuç kalesini merkez edinen Bagratlı ailesi, bölgede nüfuz sahibi olmuştur. Bagratlı hakimiyeti, dayılarının tahtına varis olarak Tiflis’te Kartli tahtına oturan Guram Beyle 575 yılında Gürcistan’a uzanmıştır.


Abbasiler çağında -VIII. yüzyılda- bir başka Bagratlı Aşut Bey, Anı valiliğine tayin edildi. Bu Bagratlı kolu, Ermenilerin mezhebi olan Gregoryen kilisesine bağlı kaldı. Bu mezhebin ve kilisenin kurucusu olan Anak oğlu Grigor’un da, Arşaklı Hıristiyan Oğuz Türklerinden olduğuna dair kuvvetli tarih haberleri vardır. Zira bu mezhepte, diğer Hıristiyan mezheplerinde görülmeyen fakat eski Türk âdet ve inançlarının izlerini taşıyan birçok unsur vardır. [M. Fahrettin Kırzıoğlu, Armenya/Yukarı Eller Tarihinin İçyüzü, TTK Belleten, Ankara 1986, c. L, S. 198,]


Bagratlılar, Ermeni, Gürcü ve Abhazların tarihinde çok önemli bir yer işgal etmektedirler. Bu sebepledir ki adı geçen milletler, Bagratlı ailesini paylaşamamakta, her biri bu ailenin kendi milletine mensup olduğunu iddia etmektedirler.


Ne gariptir ki bizim tarihî coğrafyamızda cereyan eden bu tartışmada Türk bilim adamları yoktur! Bagratlı ailesinin adı, yalnız Prof. Dr. Fahrettin Kırzıoğlu’nun kitaplarında geçmektedir.


Yunus Zeyrek
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi





Prof.Dr.M.Fahrettin KIRZIOĞLU'NDAN
VE
İlk-Kıpçaklar MÖ.8.yy-MS.6.yy) ve Son Kıpçaklar (1118-1195) ile
Ortodoks-Kıpçak Atabekler Hükümeti (1267-1578)
(Ahıska/Çıldır Eyaleti Tarihi'nden) 
1992 Türk Tarih Kurumu Basımevi
Prof.Dr.M.Fahrettin Kırzıoğlu




















"Doyumlu (Kars) Kaya Resimleri / Petroglyphs in Doyumlu (Kars)"
"Atın bacakları ve kuyruk detayları Altay dağları bölgesi Türk Dönemi ve Klasik Türk Dönemi kaya resimlerindeki 
stile yakındır"
"Doyumlu 'çöp adam'larının diğer yakın benzerlerini ise Lena nehri havzası kaya resimleri arasında görürüz."







TÜRK TARİHİ