urartular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
urartular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2015 Pazartesi

DOĞU ANADOLU’NUN TARİH ÖNCESİ KÜLTÜRLERİ



ANADOLU’NUN TARİHİNİ ANLAMAK İÇİN BİR ANAHTAR


Urartular

Urartular’dan bahseden en eski kaynaklar Asurlulara aittir. Asur kralı Salmanassar (M.Ö. 1275-1245), saltanatının ilk yıllarında, Urartulara karşı bir sefer başlattığından söz eder. Yazıt bize, kralın (M.Ö.1274 yılında) yok ettiği, seksenden fazla ülke ve elli bir şehirden söz eder. Bu, dağlık Doğu Anadolu bölgesindeki Urartuların dağılmasını anlatır. Asur kralı 1. Tukulti-Ninurta (M.Ö. 1244-1208), Nairyan (Nairi ve Urartuların çok benzerlikleri vardır) ülkesini fethettiğini ve Van Gölü çevresinde yerleşmiş bulunan
kırk kralı yendiğini anlatır. Bunlar, hiç şüphesiz, Fırat Nehri ile Urmiye Gölü arasında, doğal bir merkez olarak, Van Gölü çevresinde hüküm süren Urartu ve Nairyan kabilelerinin prensleriydi. Huryan veya ilk-Urartu kökenli olmalıdırlar.

M.Ö. 6. yüzyılın başlarında, bir zamanlar Urartuların hakimiyetinde olan topraklar, Lidyalılar ve Medesler arasındaki bir anlaşmazlığın sebebi oldu. Medesler kazanan taraf oldu. Bu, Ermeni kabilelerin Doğu Anadolu’ya göç ettikleri zamandır. Muhtemelen onlar Balkanlar’dan veya Trakya’dan İliryalıların zorlamasıyla göç ettiler. İsimleri ilk defa M.Ö. 6. yüzyıldaki bir Darius yazıtında anıldı. O devirde, Darius’un nüfuzu altındaydılar. Zaman içinde, Hind-Avrupa ailesinden olan dilleri, eski Arian-dışı Anadolu dillerinden etkilendi ama bu etkilenme, “Haik”i, “Urartular” haline getirmemiştir. Ermenilerin bağlarının “evlilik yoluyla” olduğu düşünülebilir. Asya dil ailesinden gelen büyük Huryan-Urartu ailesiyle hiçbir dilsel veya etnik bağları yoktur. Diğer taraftan Türk halkı, Huryan-Urartu dünyasının “ilk-Türk” halkıyla aynı kökleri paylaşmaktadır. 

Asur belgelerinden öğrendiğimize göre, M.Ö. 1274’de 1. Salamassar (1274-1245), Urartu topraklarını işgal etti, seksen ülke ve elli bir şehri yıktı. Bu topraklar, merkezi bir otoritenin yokluğunda, birçok feodal devlete bölündü. Profesör Goodspeed’e göre, Şalmaneser, Yukarı Dicle’yi geçti, Toros Dağları’nın güneyi boyunca ilerledi ve fethettiği “Arami”lerin, Batı Mezopotamya Aramilerinin ülkesinin bulunduğu Fırat’ın yukarı kısımlarına geldi. Oğlu, 1. Tukulti-Ninurta (1244-1208) Doğu Anadolu’daki “Nairianları”, kırk kralı yenerek fethetti, Yukarı Deniz (Van Gölü) topraklarını hakimiyeti altına alıp, buradaki kabileleri vergiye bağladı. 

Yazıtında, 23 Nairi prensinin ittifakıyla kurulan güce karşı bir zaferden bahseden Tiglat-Pleser, Urartu isminin yanında Muşki ve Milit’ten de bahseder. Nairi’nin, bunların, bir İskit kabilesi olan Herodotus’un Nairi’si olduğuna 7. Bölüm’de de değindik. Yazıtlarda Nairi’den Nahor ismiyle, İbrahim’in kardeşi, Uz’un babası olarak bahsedildiğine inanıyoruz. İnceleyip analiz ettiğimizde, kelimenin etimolojisinin Türkçe olduğu ortaya çıktı: 

Teki Nair (Neur, Nahor ‘n-air (‘n-eur, ‘nahor) Turk. On-Ur/On-Gur/On Oghur (On Oghur) ki, bu da daha sonra Macarlar’a (Hungarian) verilen bir isimdir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Asur hakimiyeti birkaç yüzyıl daha devam etti. M.Ö. 900 yılında, yeni bir durum ortaya çıkmıştı: “Doğu Küçük Asya’da, ‘Urartu İmparatorluğu’nun yaşadığı yerde medeniyet yine yükseliyor, içlerinde Teşhup’un da bulunduğu Hurrian tanrılarına tapan, Hurrian diline benzeyen bir dil konuşan, halkının iyi inşaat yaptığı, metali işleyebilen, Hitit (aslında (Hattia/Hurrian) temeli üzerine bu toprakların bildiği daha parlak kültür oturtan yerel bir krallık.”

Profesör Erzen'e göre, Hurrianlar ve Urartuların kökleri aynı antik Doğu Anadolu Kalkolithik kültüre dayanıyor ve Semitik ya da Hind-Avrupa gibi bir dil değil de eklemeli Asya dillerinden birine sahip aynı ırkın iki kolu olabilirler. Aslında, kök kelimeye ön ekler koyarak kelime üretme kabiliyeti dolayısıyla, Urartuca'nın Ural-Altay dilleriyle benzerlikleri vardır.

Dahası, Hurrian ve Urartuların tanrı ve tanrıçaları aynı kökten geliyor. Örneğin, Urartuların baş tanrılarından biri olan Teişeba, Hurrianların Fırtına tanrısı olan baş tanrı Teşup'tur. Bu tanrıların eşleri de Huba ve Hepat'tır. Urartuların güneş tanrısı Şivini, Hurrian tanrısı Şimigi'dir. Urartuların başkenti olan, bugün Van şehri içindeki "kale"nin adı Tuşpa'dır ve adını tanrıça Tuşpuea'dan alır.

Bulunan en eski Urartu çivi yazısı yazıtlar MÖ.9.yüzyılın sonuna aittir. Ancak İskitler tarafından yerle bir edilen Urartu şehri Teishebaini'nin (Karmir Blur) yıkıntıları arasında Aramaik yazıtlar da bulunmuştur. Kültür ve medeniyetle birlikte Urartu yazısının çevre halklar üzerindeki etkisinden, şu notu düşen Profesör Frye da bahsetmektedir:

"Achaemenid sanatının, mimarisinin ve hatta devlet protokolü ve yazısının kökler Urartu'da aranmalıdır."

Aşağıda Urartu tanrı ve tanrıçaları, şehirleri, kralları, hükümdarlık sıralarına göre verilmiştir. Aram/Aramu (MÖ.840) , Lutipri (1.Sarduri'nin babası), 1.Sarduri (MÖ.830-825), İşpuini/Uşpina (MÖ.825-815), 1.Menua (MÖ.815-790), 1.Arişti (MÖ.790-765) , 2.Sardur (MÖ.764-735), 1.Rusa (MÖ.735-714), 2.Argişti (MÖ.714-865), 2.Rusa (MÖ.685-645), 3.Sarduri (Mö.645-635?), 4.Sarduri (MÖ.635??), Erimena (3.Rusa'nın babası) ve 3.Rusa (MÖ.7.yüzyılın son yılları), hepsi Türkçe kelime ve sentaks ile açıklanabilir.

Arzashku : Urartu kralı Arame'nin başkenti Arzashuk Türk. Arz-azuk "kutsal toprak, kutsal şehir", Arapça'dan alınan arz "dünya" ve Türk Azuk/Uzuk "kutsal, mukaddes".

Erebuni: muhtemel 1.Arişti tarafından kurulan Urartu şehri, "Türk Er-e-bunu" "Ben inşa ettim bu (şehri) insanlar için".

Sarduri/Sardur: Üç Urartu kralının ismi. 1.Sardur (MÖ.840-830), bugün Van Kalesi olarak bilinen Tuşpa şehrini inşa eden, Urartu krallığının gerçek kurucusu. Türk-FArs "zirvenin sahibi, general, komutan" Sümer-Fars: başkan, baş, üst, zirve.

Urartu: Urartiyanlara Asurların verdiği isim Türk. Unaru "adam/insan;kamil insan" veya Uri-rtu "merkezdeki adamlar, ordudaki adamlar; veya (G)ur-arti ="mükemmel Oghur" veya Ur-arti = "mükemmel Hurrianlar" Türk ile. Ortu/Ordu "kralın şehri, saray, merkez, ordugah, ordu" Sümerler, Hurrianları Uri adıyla bilirdi.

Bugün Çavuştepe köyü olarak bilinen, Urartu köyü ile hemen hemen aynı yere kurulmuş olan Sardurihinili'de Afif Erzen'in yaptığı kazılarda bulunan mesaj çok açıktır:

"Görülüyor ki, burada, - ermeni mezar taşları haline getirilen Urartu yazıt taşlarından başka hiçbir Ermeni yerleşim izi yoktur."

Antik çağlarda, Anadolu'nun farklı bölgeleri için birçok isim kullanılmıştır ve bu isimler aynı zamanda, her bir bölgede yaşayanlar için de kullanılmıştır. Paphlagonia, Pamphylia ve Kapadokya. Bu bölgelerde yaşayanlar, aynı kabilenin mensupları değildir. Sadece yaşadıkları yerin adına dayanarak aynı ismi almışlardır. Diğer birçok yer gibi "Ermenistan" ismi de coğrafi bir bölgeyi gösterir, insanları değil. Ermeniler, kendilerine kendi dillerinde "Haik" derler. Bu da, soylarının geldiği yeri deği, Ermenistan olarak bilinen yeri işaret eder.

"Haik"ın tekili "Hai" dır. Geldiği yer tam olarak belli değildir. Bütün her şey, Batı'dan göç ettiklerini ve sonunda, küçük gruplar halinde Fırat'ın doğusuna yerleştiğini göstermektedir. Ermenilerin dilinin büyük bir bölümü Hind-Avrupa ailesindendir. Ancak göçten sonra Aryan-olmayan Anadolu dilleriyle karışmıştır. Die vorgeschicht-lichte Mittelmeervolker adlı kitabın yazarı J.Karst gibi akademisyenler, Ermeni veya ilk-Ermeni kabilelerin bir zamanlar, Kuzey Ege'de, kuzey Thessaly'de, İliyra yakınlarında, diğer bir deyişle Balkanlar'da yaşadığına inanmaktadır. Ermenilerin, İliyralıların baskılarıyla Doğu'ya göçen Phrygian-Thracian kabilelerinin soyundan geldiğine dair benzer bir görüş de vardır. Ancak Ermenilerin, ilk başta Balkanlar'da veya Thessaly'de yaşadığı kesin olmasına rağmen, Anadolu'ya göç tarihleri tam olarak belirtilememektedir. İlk vatanlarındaki varlıklarıyla ilgili HİÇBİR İZ bırakmamışlardır ama göçün MÖ.6.yüzyıldan önce olmadığı ve Anadolu'ya bu tarihten önce gelmedikleri KESİNDİR.


DOĞU ANADOLU’NUN TARİH ÖNCESİ KÜLTÜRLERİ:
ANADOLU’NUN TARİHİNİ ANLAMAK İÇİN BİR ANAHTAR

Jeopolitik açıdan bakıldığında, Doğu Anadolu, dünya tarihinde anahtar bir rol oynamıştır. Güneyinde Mezopotamya (Fırat ve Dicle nehirlerinin suları Doğu Anadolu dağlarından doğarlar), doğusunda İran, kuzeyinde Kafkasya, batısında Orta Anadolu vardır. İçinde Urartu ve onların atası olan Hurrianların bulunduğu, Doğu Anadolu’nun bu kültürel yapbozu son zamanlarda tamamlanmıştır. Bu bölgenin nadir konumu sebebiyle, bu kültürler çevrelerindeki İran, Mezopotamya ve Orta Anadolu ile yakın ilişki içine girmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar, Doğu Anadolu’daki tarih öncesi yerleşim hakkında hiçbir şey bilinmiyordu. Batı Avrupa’da, antik mağara resimleri keşfedildiğinde, bunların insan eliyle yapılmış en eski sanat eserleri olduğu düşünülmüştü. Daha sonra Asya steplerinde ve Afrika’da mağara resimleri keşfedildi. Türk arkeologların, Doğu Anadolu’daki eski, yoğun yerleşim yerlerini keşfetmeleri yakın tarihtedir.

Bölgenin dağlık kesimleri, zamanın avcılarına ve besin toplayıcılarına ihtiyaçları olan her şeyi temin ederdi: Yoğun ormanlar, bol vahşi av hayvanları ve su. Son yıllarda Doğu Anadolu’da sayısız kaya resimlerinin ses getiren keşifleri bütün dikkatleri birden, bu bölgenin erken gelişme anlayışı üzerine çekmiştir. Tanrıların, tapınanların, hayvan ve avcıların resimleri 15.000 sene öncesine kadar gidiyordu. Doğu Anadolu’daki kaya resimleri esasen dört bölgede bulundu: Malatya – Adıyaman çevresi, Kars yakınları, Van çevresi ve Hakkari dağları.

Türk Tarih Kurumu üyesi Dr. Oktay Belli, Van bölgesinde, M.Ö. 15.000 ile 7.000 yılları arasında yapılan kaya resimleri keşfetti. Yedisalkım bölgesinde, Hakkari’nin dağlarında, vadi zeminin çok yukarılarındaki mağaralarda da tarihöncesi tanrı resimleri vardır. Bu sanat eserlerini yaratan insanlara baktığımızda, çok belirgin işaretler olduğunu görürüz. Benzer kaya resimleri, Doğu Azerbaycan’da, Gobustan’da, Altay bölgesinde ve Sibirya’da da bulunmuştur. Bu kaya resimlerinin yoğunluğu, bunların hiç şüphesiz Ön Türk kökenli olduğunu göstermektedir. Bu çizimleri yapan insanlar, erken göçmen veya yarı göçmen Türk kabilelerine mensuptu. Benzer bir sonuca, (Hakkari) Gevaruk Vadisi’ndeki ve Tirşin Platosu’ndaki stilize çizimlerden varılabilir. 

Gevaruk ve Tirşin’deki kaya resimleri özellikle önemlidir, çünkü Erzurum yakınlarındaki Cunni mağarasındaki ve Aizani (Çavdarhisar, Kütahya)’daki Zeus tapınağının taş bloklarındaki çizim ve sembollerle büyük benzerlikler gösterirler. Bunlar, bölgedeki antik Türk klanlar tarafından yapılmıştır. Son keşifler göstermektedir ki, tarih öncesi zamanlarda, Doğu Anadolu ile Azerbaycan, Sibirya stepleri ve Türklerin ilk anavatanı olan Altay dağlarının sanatsal ve kültürel merkezi arasında bir bağlantı vardır. Tarih öncesi günlerden, modern zamana kadar, göçmen ve yarı göçmen Türk ve Ön-Türk kabileleri, İç Asya ve Anadolu arasında canlı bir bağ oluşturmuştur.

Asya, yurtların yurdudur. “Yurt” kelimesi Türkçe’de hem “çadır” ve “ev” hem de “vatan” anlamına gelir. Yurtlara benzeyen arı kovanlarına Anadolu’da rastlanabilir. Urartuların atası olan ve krallıklarını Kafkasya, Urmiye Gölü ve Malatya-Elazığ civarı arasındaki bölgede kuran Hurrianların bir eseridir. Bu kültürel bölgeye birçok isim verilmiştir. Bunlardan bazıları “Kura-Aras Kültürü” ve “Karaz Kültürü”dür. Bu kültürün yaratıcıları ve geliştirenleri, Türkçe’nin de üyesi olduğu Ural-Altay dil ailesine ait bir dil konuşuyorlardı. 

Erken Hurri kültürü, Hurri kültürüyle birlikte, onlardan sonra gelen Urartu krallığını ortaya çıkardı. Hurrian kültürünün karakteristik bir özelliği, yarı göçmen Hurrianların yuvarlak çadırlarına benzeyen evleridir. Hurrian tipi bu yuvarlak evlerine, hâlâ Urfa ve Harran bölgesinde rastlanır. Daha sonraki, Osmanlı dönemindeki kubbeli yapılar, yurt ve arı kovanının gelişmiş halidir. Büyük kubbelerin yapımı için teknikler geliştirenler Yunanlılar ve Romalılardı ama Osmanlıların bu tekniklere adapte ettiği şevk, hiç şüphesiz, Türklerin antik yuvarlak ve çadır tercihleriyle bağlantılıdır.

Urartuların başkenti olan Van Kalesi’ndeki M.Ö. 8. yüzyıla ait çivi yazısında (Hurrian ve Urartuların ortak tanrısı Taşpuea’dan gelen) Tuşpa ismi geçmektedir. Urartu krallığının kurucusu Kral 1. Sardur’dur (M.Ö. 840-830). Aynı zamanda Van (Tuşpa) Kalesi’ni de inşa ettirmiştir. İbranilerin de değindiği “Ararat” ismi, Kurman metinlerinde “Ura-rat”, Asur metinlerinde “Urartu” olarak geçmektedir. Urartular kendilerine “Biainili” / Vainili / derlerdi. “Van” ismi buradan gelmiş olabilir.

Urartu yazıları yakın bir zamanda çözülmüştür. Urartu dilinin Asya kökenli olduğu resmen tespit edilmiştir. Türkçe gibi, eklemeli diller ailesine mensuptur. Dilbilimciler, Hurrianların Anadolu’ya Orta Asya steplerinden ve dağlarından geldiğine inanmaktadır. Urartular da Hurrianlar’la birlikte M.Ö. 3. binyılın ortalarında aynı bölgeden gelmişlerdir. Bugün artık kesin olarak biliyoruz ki, Urartu veya Hurrianlar ile Hind-Avrupa Ermeni dili arasında (göçten sonra Ermenice konuşanlar tarafından Urartu dilinden alınanlar hariç) hiçbir bağ yoktur. Ermenice, Hind-Avrupa dillerinin Satem grubuna ait iken, Urartuca, kelime köküne son ekler ekleyerek kelime üretme gibi bir özelliğe sahiptir. Bu özellik Ural-Altay dillerinde olan bir özelliktir.

Erich Freigl
Ermeni Mitomanyası
İlk baskı 1986
Mitomani gerçeği süslemek, abartmak, sonunda yalan söylemek için içten gelen güçlü bir istektir. “Mania” tüm şiddetli anormal davranışlar (örneğin terörizm biçiminde) anlamına gelir. 


Hurri ,yaklaşık MÖ.1475



At'a  ilk binen Türklerdir

Hititler de her şeyini Hattilere borçludur. Hattilerin Proto-Türk olduğu söylenir., ki ; "Hurriler de Hititler gibi MÖ.ikinci bin başlarında doğu Anadolu'ya sızmış ve kuzey Mezopotamya'ya girmiştir. Asur kralları at yetiştiriciliğini burada Hurrilerden öğrenmiştir."(Sten Lloyd)... 

Ve Mitannilerin halkı Hurrilerden oluşur. Hurriler Türk'tür. Savaş arabalarının geldiği yer olarak ta Asya gösterilir ki Anadolu'ya da Asya denirdi, adı da As Türklerinden gelir ASYA= AS'ların ÜLKESİ.  Mitanili Kikkuli atçıbaşı olmasına rağmen ata binilmemiş, arabalara koşulmuştur. Bu bölgedeki Subar/Suvar Türklerini de hatırlayalım (Prof.Firudin Ağasıoğlu)....Med yazıtları bile Türkçe çıkmıştır (Prof.Bahtiyar Tuncay)...At'ın yaşına göre adı, koşumlarını ve terimlerini Türkler bulmuştur..


İskit Türkleri



13 Ağustos 2014 Çarşamba

AĞRI VE URARTULAR



AĞRI DAĞI'NIN ADI ve URARTULAR


Ararat: Bugün Ermenistan ve Türkiye arasında yerleşen dağ, eski zamanlardan Masis ve Türkler tarafından Ağrı dağı adlanmıştır. 
Arya soyundan olan Ermeniler bugün vatanları olan yerlere gelmeden önce bu topraklarda Turanlı, eklemeli dilli Urartu=Urartı=Urarzu halkı yaşıyordu ki, Ermenilerin gelmesinden önce bu yerlerde güçlü devlet kurmuşlardır. 

Ermeniler önceler bu hükümeti kendilerinin ilk hükümeti sayıp onun adını Ağrı dağına vererek sonsuzlaştırmak ve Urartuları kendilerine bağlamak istediler. 
Ancak daha sonralar Urartuların eklemeli dilli olduğu bilimsel açıdan belli olduktan sonra, Ermeniler kendilerini Urartulara bağlamaktan vazgeçtiler, ancak Ağrı dağını Ararat adlandırmağa devam ediyorlar, halbuki Ağrı (Masis) dağının Ararat adlandırılmasına hiçbir bilimsel temel ve dayanak yoktur.

Aratta-Urartu-Ararat sözü: 


Sümer kitabelerinden görünen şu ki, Aratta=Erette kelimesi, yer adı olarak, o zaman, çağdaş Güney Azerbaycan’ın batısındaki dağlık bölge, Urmu, Salmas, Hoy ve Negede şehirleri ve onların batısındaki yerler, yani Zagros dağlarının en kuzey kesimi ve bu dağların Toros’un doğu kesimiyle birleştiği dağlık bölgeye verilmiş addı.  
Bu kelime D.Ö.4-3.bin yıllıklarda Sümercede, dağlık bölgesine verilmiş addan da göründüğü gibi, dağ ve yükseklik anlamında olmuştur. Diğer taraftan Altay, Alatavu, Alatava, Altatuv, Alatoto, Alataa, Altau, Aladağ vs kelimeleri Türk ülkeleri ve dillerinde olan dağ adlardır.

Divanü Lügati’t-türk’te de Art, dağbeli anlamındadır. Nitekim ‘Ermegüge eşik art bolur (tembele eşik dağ beli olur)’ ata sözünde de geçmiştir. 
Bizce en eski eklemeli dilli bazı el ve obalarda dağa Aratta, bazılarında ise Tavu, Tov, Tava, Taa denilmiştir. Hatta bir takım Türk halklarında Tu kelimesi dağ demektir.

Sümerlerden sonra D.Ö.2. bin yıllığın ortaları ve son yüz yıllıklarında Asuri kitabelerinde olan Arateye sözü de işte bu Aratta=Erette sözüdür. Urartu halkı ve devletinin adı da Aratta=Erette kelimesinden meydana gelmiştir, Çünkü Urartu devleti Aratta topraklarını da sınırları içine almış ve onların başkenti Tuşpa ve kutsal dini merkezleri Musasir şehrleri işte bu Aratta topraklarında yerleşmiştir.


Demek ki, doğumdan 4-3 bin yıl öncelerden Sümerce ve eklemeli dillerde kullanılan Aratta=Erette kelimesi dağ anlamında olup Urartu ve Ararat kelimeleri daha sonralar bu en eski Türkçe kelimesinden türetilmiştir. Altau=Aratta kelimeleriyle ilgili şunu da hemen belirtelim ki, Al kelimesi çok anlamlar taşımakla birlikte yükseklik ve güç gibi anlamları da vardır. 


Örn. Bu kelime Altaycada Yüksek, güçlü ve Türkmencede yüksek anlamındadır. Bu düşünceye göre Altay kelimesi yüksek dağ demektir.



URARTULAR


Urartuların bir halk gibi devlet ve uygarlık kurmaları D.Ö.2. bin yıllığın sonları ve 1. bin yıllığın başlarında olmuştur. Urartu halkı ve devletinin yaratıldığı yerler bugünkü Türkiye topraklarının doğu kesiminin önemli yerlerini yani Gökçegöl-Van-Erzurum ve Zagros dağları arasındaki varsayımsal bir çizgi içindeki toprakları kapsıyordu. Onun güney sınırını Van Gölü’nden doğuya ve batıya uzanan bir çizgi oluşturuyordu. 


Demek ki, bu hükümetin sınırları Ararat bozkırı ve Ağrı dağının doğu yamaçlarını da içine almaktaydı. Hatta Urartu hükümeti, güçlü dönemlerinde, bugünkü Makı vilayeti, Nahçıvan topraklarını ve Urmu Gölü’nün batısını da sınırları içine almıştır.  
Urartular Asyani halklardan ve eklemeli dilli olmuşlardır. Büyük olasılıkla Elam ve ya Hitit el birleşmeleri göçlerinden kalanlardan yaratılmışlardır. Onlar Mannalara yakın bir zamanda tarih sahnesinde görünmeğe başlamışlardır. 

Yeni görüşlere göre Urartular Hurrilerin bir kolunun D.Ö.2400. yılda kuzeye doğru göçünden yaratılmıştır. Urartu hükümeti kurulduğu günden güney ve güneybatı tarafından militarist Asuri hükümeti ile komşu olmuş ve onunla savaşmıştır. Onun için Asuri ve Urartu krallarından kalan taşa kazınmış 400’e yakın anıtta Urartuların adı ‘Urartuyi Bianili’ yazılmıştır (-li eki dikkat çekicidir). 


Kutsal kitaplarda bu toprakların adı Ararat yazılmıştır. Ermeniler bu adı Ağrı dağına vererek kendilerini Urartulara bağlamaya çalışıyorlardı.  
Herodot’un eserlerinde bu hükümetin adı Alarodi yazılmıştır. Asuri baskıları sonunda Urartular tek bir halk biçiminde birleşirler. Nihayet bu birleşmelerin sonucunda D.Ö.9. yy.’ın ilk yarısında Urartu devleti kurulur. Bu devletin başkenti bugünkü Van Gölü topraklarında yerleşmiş Tuşpa şehri olmuştur.

Yukarıda dediğimiz gibi Urartu hükümeti Ağrı dağının doğu etekleri, yani bugünkü Ermenistan’ın Gökçegölü’ne (Sevan) kadarki yerleri kapsamış ve hatta güçlü dönemlerinde, kendisinin doğu komşusu olan Manna hükümetinin bir takım yerlerini, özellikle de bugünkü Salmas, Hoy, Makı ve Karadağ’ın batı kesimi, Güney Mahalı toprakları, Karaziyaeddin, Evoğlu ve Sarab’ı ordu gücüyle, geçici olarak tutmuş ve bunlardan Salmas, Makı, Batı Karadağ, Güney, Karaziyaeddin, Evoğlu mahallarını 
bir asra yakın kendi elinde tutmuştur.

Bugünkü Karaziyaeddin’e yakın, Merend-Makı yolunun ortalarında yerleşen Bestam bölgesinde, 1910. yılda Tahran’daki bir Alman büyük elçiliği işçisi aracılığıyla, bir taş yazıt bulunur. 
Bu yazıt Urartu kralı II. Argişti’nin oğlu II. Rusa’ya (krallığı D.Ö.685-645) aittir ki, orada II. Rusa, Haldı tapınağını (Haldı Urartuların büyük allahıydı) yaptırmak nedeniyle onu kazdırmıştır.  Bu bölgeden 4 savaş kalesinin kalıntıları da yüze çıkmıştır.

II. Rusa zamanında Sakalar-İşguzlar doğu ve kuzeydoğudan Urartulara karşı saldırmışlardır. Bu yazıtların biri de Karadağ’da Verzgan’ın 5 km. doğusunda, Segindil köyünün 2 km.’liğindeki Zağı adlı dağda bulunmuştur ki, I. Argişti’nin oğlu II. Sarduri’ye (saltanatı D.Ö.753-733) aittir.


II. Sarduri Salmas’ın güneydoğusunda olan Ulhu şehrinde Sarduri-hurda kalesini yaptırmıştır. 
Alman bilimsel kurulun bulduğu yazılı taş anıtlarından biri de Sarab’ın Razlık bölgesinde, Sarab’ın 12 km. kuzeyinde yerleşen Zağan adlı dağda kayaya kazınmış levhadır. Urartuların Sarab çevresinde Karadağ vadisinde yerleşen Neştban köyünde de bir taş yazıtı bulunup okunmuştur.

Urartu krallarına ait eserlerin bir kısmı da bugünkü Koşaçay (adı Miyandoab’a değiştirilmiş!) çevrelerinden bulunmuştur. 
Bunlardan biri Koşaçay’ın 19 km. batısında yerleşen Taştepe köyündedir. Üşneviye ile Rüvanduz arasında yerleşen dağ boğazından bulunan Keleşin adlı taş direği Urartu ve Asuri dillerinde yazılmış iki dilli kitabedir. Eser Urmu Müzesi’ndedir.


Prof. Dr. Muhammed Taki Zehtabi (Kirişçi-1923-1998)
İRAN TÜRKLERİNİN ESKİ TARİHİ
Ferhad Rahimi




Urartucayı konuşan ve dünyadaki 38 kişiden biri olan, 
MÖ 760-735 yılları arasında Urartu Krallığı’nın 
eyalet merkezi olarak kullanılan Çavuştepe Kalesi'nin 
bekçiliğini yapan Mehmet Kuşman'ı da unutmamak gerek....

Mt. Ağrı (not Ararat) is the highest mountain in Türkiye 
5137 meters.




It was a serious mistake to use such names as Armenia/Arman and Hayastan as synonyms in historiography till 1920 because these are 2 different geographical areas and each received its name in different historical periods.

Moreover, the two names did not belong to one and the same ethnos. Armenia and Arman are both ethnotoponyms, but the latter belonged to an ancient Turkic tribe of Central and Minor Asia whereas Hayastan is a name of a state  (present Armenia) and belongs to an Indo-European ethnos hay (erroneously named Armenians). 

To understand which of originally Turkic ethnotoponyms with a component Armand/Erman were spread from Asia Minor to Altai it is necessary to look through some of them .

Ermen-daghi (Mountain Ermen) (Kazakhstan - Abdirahmanov, 1975, 90)
Ermentau (city) (Kazakhstan - HPS, 1987,126)
Eriman (Kazakhstan, Agadir area - OKJSA, 232)
Erman gishlaghi (Ermen kishlak) (=Hazarak, Uzbekistan, Saryosiye area - Nafasov 1988, 222)
Ermen-deli (steppe) (Turkmenistan, Yilanly area - Ataniyazov 1980, 327)
Ermenigum (toponym in Turkmenistan - Ataniyazov 1988, 138)
Arman-gala /=Armand fortress/ (a fortress near Ashgabad - Ataniyazov, 1980, 43)
Arman (toponym in the same place, mentioned in 1818; МIТТ, II, 413)
Arman (toponym in Bashkiria, Baymak area)

As you could see in the examples above, the name Ermen is used in Kazakh, Uzbek, Turkmen, Bashkir ethnotoponymy. The FACT that they are nothing but ethnotoponyms is proved by a circumstance: some of the Turkic tribal divisions were also called Arman/Erman/Ermen. It's evident that hays who adopted the self-name of a Turkic tribe Arman in Asia Minor never reached Central Asia in antiquity.


Ermen/Erman ethnonym which belonged to one of Subar-Mitan tribal divisions was reverberate not only in Ancient Azerbaijan and Anatolia, but Central Asia as well. Representatives of Turkic tribes Ermen were moving both from Southern Azerbaijan to the east, and from Northern Azerbaijan to Northern Caucasus. 


Therefore, so far toponimy with 'Arman' component in Ossetia and Arman-Gala (“Fortress Arman”) in Samur river outfall are known. Also note that in trilingual king Darius's Bisutun inscription names Arminiyya and Urartu are used as synonyms. The name of an Arminian (notArmenian//Hay!) who rose mutiny in Babylon Uraka is mentioned in the inscription; the same name had a Turkic khan, the king of the Nogay people, who lived in Kumyk area . 


At last, the fact that Arman/Armen/Erman is a tribal division known among contemporary Turkic peoples perfectly shows what kind of people it was in antiquity and what ethnic group it belonged to. Some historians and philologists who consider the heroine of Nizami Ganjevi's “Hosrov ans Shirin” poem to be "Shirin of Armenian people" (just because she is from Erman area). 


We should recommend them to read the part of the poem where Shirin names herself 'a Turkic girl'. The reason of distortion of the name Arman (compare Alban [Aghvan] and Aran) is that some scientists who do not know the particulars of historical ethnology put an equal-sign between ethnonym Hay andаrman/ermen, and so such horonyms as Armenia and Hayastan synonyms which brings confusion into the history of Azerbaijanis. 


Thus, initial carriers of the name Arman/Erman were Turkis (that is why the ethnonym was ethimologised on a Turkic lingual basis). Such facts as prevalence of Armanethntoponym from Anatolia in the west to Baikal in the east; from lake Urmia in the south up to Azov sea in the north since centuries ago. In primary sources this ethnotoponym is met in Mitanni. 


A SINGLE EXCEPTION as horonym Armenia (a state created by Hays ['Armenians'] in annexed lands of Western Azerbaijan - Chuhur Sa'ad, Zangezur etc. in the beginning of XIX century with help of Russia) is a "merit" of historians, not History, because 3 thousand years long this ethnotoponym is common for Turkic peoples.


The area Arman in the headwaters of Euphrates was populated by Subar-Mitan, Hurri-Mitan sinse III till I millennium BC; later belonged to Urartu (X-VIII centuries BC): in VII century up to BC Saka-Kimmerian (Saga-Gamer) tribes settled here. The Turkic population was dominant (Saka-Kimmerian [Saga-Gamer], Subar, Armi-Mitan), Hurris made a prepotent element as well. In the end of VII century the area was joined to Median Empire, and since middle of VI century conwuered by Ahemenis. Before the reign of Selevki Dynasty the satraps appointed to this area were from Urartu, Median, Sak/Sag and Persian by origin.


In the course of Alexander the Great Asia Minor campaigns Ahemenis dynasty was replaced by snother one, the Selevki dynasty. Only after defeat of Аntiochus III (223-187 BC) by Rome the area Arman/Erman was divided into 2 Roman provinces. Though during at Тigran II reign the area was subject to Tigranokert, the capital, further it was dependent first on Rome then Parthyans.


Before Seljuks, this country (Arman/Erman) was conquered by Arshakis, Sasanis, Byzantium, Arabian Caliphate at different periods of time. The administrative-political value of this country was not equal at each period, it increased or diminished depending on whether united with adjoining areas or not. At Herodotus's time so called "Great Armenia" was extent no more than 310 kms. Even neighbouring area Matien was twice as large (Herodotus, V, 52).


As we see the horonym Ermen (Arman[~iya]) was formed from Turkic ethnonym Arman/Erman. The borders of this area frequently varied. Probably,Ermen Turkis, as well as Alban Turkic tribes were the first to adopt christianity, as the word "arman/erman/ermen" carried the meaning of "Christian" as well. So, in Shak area of Northern Azerbaijan there is a village Kish with such toponymy as Ermen Yeri (land of Ermens), Ermen cemetery though these territories have never been populated by Hays. These names mean "Christian". Note that Ermi, the tribal division of western Bulgarian Turkis were also christians 


Ancient Hay historians mentioned the Arsag/Arshak kin very often. At the same time they tried to present their peoples’ history against the background of this dynasty. Surely, Parthians conwuered both Armenian and Azerbaijan (Albania and Atropatene), Saak (Anak-bey’s son) Parthian monk was even the first to profess christianity in these countries. But Arsags/Arshaks were the descendants of Saka/Saqa Turkic tribe and Hays were always Hays although Moses Horenatsi having read the Armenian translation of bible “amended” it into Armenian/Hay origin of the dynasty (53). Obviously, Procopus who knew about such tricks pointed out: “Let nobody think that Arsags/Arshaks dynasty are of Armenian origin” (“De Aedificiis”, III, 1, 4).


As we see, the toponymy Alban/Alvan (Aghvan), Aran, Ermen/Arman/Erman situated on the territory lying between Derbend in the north and Euphrates in south were formed on the basis of identical Turkic ethnonyms. The process of expanding of most disputable Ermen/Arman/Erman on great territory and the stages of its formation were considered as well. 


Now we can give the account of Hays’ “armenization” after their appearance in Asia Minor. As for the name “Hayastan” it was used in I-IV centuries in Anatolia and V-XIX in Caucasus as Hays’ inhabited localities; there were 1, 2, 3, … 100 ‘Hayastans’ till 1920 when Soviet Armenian Republic was created in Western Azerbaijani lands (54). 

Long before this, the lands of modern Armenia (‘Hayastan’) were basically inhabited by Turkic tribes Azer/Azar, Ermen (not Hays!), Saqa-Kimmers (Saga-Gamer), Bulgar, Subar-Sabir and others who initially were Tengrians (Tengrianity – Turkic monotheism) and turned into Christianity before adoption of Islam .



Prof.Dr.Firudin Celilov Ağasıoğlu
Firidun Agasyoglu Jalilov




The oldest sources which speak of the Urartians are of Assyrian origin. The Assyrian king Salmanassar (1274-1245 B.C.) reports that he undertook a campaign against the Urartians in the first years of his reign. The inscription tells us of no less than eight countries and fifty-one cities which the king (in the year 1274 B.C.) claims to have destroyed. This would indicate a dispersal of the Urartians in the mountainous regions of eastern Anatolia. The Assyrian king Tukulti-Ninurta I (1244-1208 B.C.) later reports on the conquest of Nairian lands (Nairi and Urartu appear to have been largely identical) and the defeat of forty kings who resided in the area of Lake Van. These were undoubtedly princes of Urartian and Nairian tribes, who ruled between the Euphrates and Lake Urmia, with the area around Lake Van as a natural center. They must have been of Hurrian or proto-Urartian origin. The fact that Hurrians and Urartians have a common origin surely played an important role here, because the Urartian language is neither of Semitic nor of Indo-European origin. It is an Asian language related to Hurrian. The morphology as well as the phonology, syntax, and vocabulary of Urartian are closely related to Hurrian. This affinity of the languages is what provides us with conclusive evidence of the common roots of the Hurrians and Urartians. 

They are two branches on the same trunk, with common roots in the past. They apparently came in two successive waves of migration from Asia via Transcaucasia to Anatolia. Apart from the different times of migration, the linguistic and cultural differences appear to be due to the fact that the Urartians always tended to settle in the mountains. The prevalent view today holds that the Hurrians migrated from the steppes and highlands of Central Asia (just as the proto-Turks who produced the rock-drawings in the caves and on the cliffs of eastern Anatolia had done generations earlier). The Urartians then followed the same path to eastern Anatolia, but they had already been separated from the Hurrians since the third millenium B.C. It is also clear that Urartian.is an Asian language, closely related to the agglutinative Hurrian language.

The Urartians : A royal inscription on the castle of Van in eastern Anatolia. The Urartian script has recently been deciphered. It has now been firmly established that the Urartian language is of Asian origin. It belongs, like Turkish, to the agglutinative languages. Linguists believe that the Hurrians came to Anatolia from the steppes and mountains of central Asia. The Urartians came from the same area, splitting with the Hurrians around the middle of the third millennium B. C. Today, we know for certain that there is no connection between Urartian or Hurrian and the Indo-European Armenian language (aside from certain Urartian elements that were taken over by the speakers of Armenian after their immigration). Armenian belongs to the Satem group of Indo-European languages, whereas Urartian has the peculiar feature of forming new words by simply adding suffixes to a given root. It shares this feature with the Ural-Altaic languages.

The Armenians can be considered as more or less "related by marriage". They have no linguistic or ethnic connection to the greater Hurrian-Urartian family, which comes from the Asian linguistic sphere. The Turkic peoples, on the other hand, share common roots with the "proto-Turkish" peoples of the Hurrian-Urartian world.... I would like to comment briefly on the tremendous influence that Turkish art has had on the architecture of the Armenians. Armenian buildings clearly take their round style from the round style of the Turkic peoples. Around the time of the construction of Aghtamar, when the Armenians were living under the rule of the Abbaside Caliphs of Baghdad, the Turkic peoples were the ones who exercised the real power. 

The Armenians never in history constituted a majority in eastern Anatolia or anywhere else in the Ottoman Empire. There is not one single district, not even a single city that they could call a "homeland" in this sense....all the semi-independent Armenian principalities in Anatolia had already fallen to the Byzantines, to the Mamluks, or to the Crusaders decades or even generations before the Turks. The Turks were welcomed everywhere by the Armenians as liberators from Byzantine oppression. And this Turkish-Armenian friendship lasted well into the nineteenth century.

Many Armenians died in the turmoil of the war and in the constant revolts. The Islamic losses were nevertheless many times greater. To this day, no one has asked about the fate of the Moslem victims of the riots instigated by Armenian terrorists....The conquest and destruction of Ani "by the Turks" is a part of the Armenian terrorists' basic legend and thus also a part of their spiritual cause. The truth is that the Armenian principality of Ani was occupied by the Byzantines decades before the arrival of the Seljuks and was later destroyed by earthquakes.

Some countries take their name from their inhabitants. France, England, Germany or Turkey are home to French, English, Germans or Turks respectively. Names of countries such as America Bolivia and Ecuador, on the other hand, designate a geographical area without making any reference to the origins of the people who live there. In antiquity, there were many names for the provinces of Anatolia, and these names were also applied to the inhabitants of each province. Some examples are Paphlagonia, Pamphylia, and Cappadocia. The inhabitants of such provinces were by no means all members of a single tribe. They simply had a common name based on the area in which they lived. As with so many other place names, the name "Armenia" designates a geographical region, not a people. The Armenians call themselves "Haik" in their own language. This already indicates that the area known as Armenia is in no way their place of origin. Just where the "Haik" (singular "Hai") do come from is not exactly clear. Everything indicates that they migrated from the West and finally settled in small groups east of the Euphrates. The language of the Armenians is for the most part Indo-European. After their migration, however, it became mixed with non-Aryan, Anatolian languages.... The very first mention of the Armenians anywhere is to be found in the trilingual (Iranian, Babylonian, and Elamitic-Turanian) inscription of Behistun in western Iran, in which the Persian king Darius (485 B.C.) lists Armenia as one of his satrapies. This first written record could be seen as having symbolic significance, in light of the fact that the Armenian communities almost never in their history rose above the status of satrapies, or at best semi independent principalities.

The Prehistoric Cultures of Eastern Anatolia – a Key to the Understanding of the History of Anatolia

From the geopolitical standpoint, eastern Anatolia has played a key role in world history. To the south lies Mesopotamia. (The Tigris and Euphrates rivers both have their sources in the mountains of eastern Anatolia!) To the east is Iran; to the north, the Caucasus; and to the west, central Anatolia. The cultural puzzles of eastern Anatolia, including those of the Urartians and their predecessors the Hurrians, have only recently been solved. Because of the unique location of this region, these cultures are very closely related to the surrounding cultures of Iran, Mesopotamia, and central Anatolia. Until the second half of the twentieth century, virtually nothing was known of the prehistoric settlement of eastern Anatolia. When ancient cave-paintings were discovered in western Europe, they were thought to be the oldest examples of human artwork anywhere. Then cavedrawings were discovered on the steppes of Asia and in Africa. It was only recently that Turkish archeologists discovered very old, dense settlements in eastern Anatolia. The highland of the area provided the hunters and gatherers of the time with everything they needed: dense forest; plenty of wild game; and water. The sensational discovery in the last years of innumerable rock-drawings in eastern Anatolia suddenly threw an entirely new light on the understanding of the early development of this region. The depictions of gods, worshippers, animals, and hunters are in some cases 15,000 years old.

The rock-drawings of eastern Anatolia are found primarily in four districts: around Malatya-Adiaman; near Kars; in the region around Van; and in the mountains of Hakkari. Dr. Oktay Belli, member of the Turkish Historical Society (Turk Tarih Kurumu), discovered the rock-drawings of the Van region, which were done between 15,000 and 7,000 B.C. In the region of Yedisalkim, in the Hakkari Mountains, there are also prehistoric pictures of gods in the caves high above the valley floor. Concerning the people who created these works of art, there exist some very clear indications. Similar rockdrawings have been found in eastern Azerbaijan, in Kobistan, in the Altai region, and in Siberia. The density with which these rock-drawings occur shows beyond a doubt that they are of proto-Turkish origin. The people who made these drawings belonged to early nomadic and semi-nomadic Turkish tribes. A similar conclusion can be drawn in the case of the stylized drawings from the Gevaruk Valley (Hakkari) and those on the Plateau of Tirshin. The rock-drawings of Gevaruk and Tirshin are of particular significance because they bear a strong resemblance to the drawings and symbols in the Cunni cave, near Erzurum, and on the stone blocks of the temple of Zeus in Aizonai (Çavdarhisar, near Kutahya). They were done by ancient Turkish clans of the region.

The latest discoveries demonstrate clearly that there was already a connection in prehistoric times between eastern Anatolia and the artistic and cultural centers of the steppes of Azerbaijan and Siberia, as well as the mountainous regions of the Altai - the original homeland of the Turkic peoples. From prehistoric days right up to modern times, wandering and semi-nomadic Turkish and protoTurkish tribes have formed a living tie between Inner Asia and Anatolia. Asia is the home of the yurts. "Yurt" is a Turkish word meaning both "tent" and "home". Bee-hive houses, similar to yurts, can be seen in Anatolia. They are a creation of the Hurrians, predecessors of the Urartians, whose realm lay between the Caucasus, Lake Urmia, and the region around Malatya-Elazig. Various local names have been given to this cultural zone. These include "KuraAras Culture" and "Karaz Culture". The creators and upholders of this culture spoke a language belonging to the Ural-Altaic family, to which Turkish also belongs. Early Hurri Culture together with Hurri Culture formed the foundation for the Urartian kingdom which followed. 

A characteristic feature of Hurrian culture was the round house, similar to the round tents of the semi-nomadic Hurrians. Round houses of the Hurrian type can still be seen today in the region of Urfa and Haran. The later Turkish domed buildings of the Ottoman period would appear to be a logical development from the yurt and the bee-hive house. It was the Greeks and the Romans who developed the techniques for constructing large domes, but the enthusiasm with which the Ottomans adopted these techniques is undoubtedly related to the ancient preference of the Turkic peoples for round houses and yurts.


A MYTH OF TERROR by Erich Feigl / e-book English / e-book Turkish
Armenian Extremism: Its Causes and Its Historical Context
DEDICATED TO THE MEMORY OF MY FRIEND ERDOĞAN ÖZEN





______________


30 Eylül 2013 Pazartesi

İRAN TÜRKLERİNİN ESKİ TARİHİ





Elinizde bulunan “İran Türklerinin Eski Tarihi (İslam’a kadar)” kitabı esas itibariyle yurdumuz İran’ın doğumdan 4500 yıl önceden İskender’in saldırısına kadarki döneminin tarihini kapsıyor. Şimdiye değin yurdumuzun bu dönemi tarihinin birçok meselelerinden, bütün dünya tarihçililerin tersine olarak, bazı tutucu tarihçiler ya hiç konuşmamış, ya da gerçekleri tam tersine göstermiş ve yurdumuzun tarihini Akamenitlerle başladığını göstermişler.

Halbuki, bugün tarih bilimi, Hint-Avrupa dilli Perslerin 10 boyunun ilk kez doğumdan 900 yıl önce doğu yönünden İran çölüne geldiklerini ve Elam şehzadelerinin egemenliği altında olan çağdaş Fars ve Kirman vilayetlerinde, Elam yönetiminin izniyle, yurt edinip, yaşadıklarını kesin olarak gösteriyor. Onlardan yaklaşık 3500 yıl önce Türkler İran topraklarında uygarlıklar ve devletler yaratmışlardır. Bu kitapta İran Türklerinin eski tarihi iki dönemde araştırılır:


1- Hint-Avrupa dilli ellerin doğumdan 900 yıl önce İran’a 
gelmesine kadarki yaklaşık 3.5 bin yıllık tarihi.

2- Doğumdan 900 yıl önceden İskender’in saldırısına kadarki dönemde yurdumuzun eklemeli dilli halklarının tarihi, yaşamı ve uygarlığı.



1. 

Pers boylarının gelmesine değin bugünkü Irak ve İran’ın bütün batısı, merkezi ve Hazar’ın güneyi, Kuzey ve Güney Azerbaycan’da, tarihin gösterdiğine göre, insanlığın ilk ileri ve parlak uygarlığı yaratılmıştır. 

Bu uygarlığı yaratanlar Irak’ta Sümerler, İran’ın batısı, merkezi, bütün Azerbaycan ve Hazar’ın güneyinde Arattalar, Elamlar, Kassiler, Hurriler, Guttiler, Lullubiler, Gilzanlar, Emredler, Kaspiler, Mannalar, Urartular olmuşlardır. 


Eski tarih uzmanları eski tarihler ve bilimsel kazılardan elde edilmiş belgelere dayanarak şunu gösteriyorlar ki, bütün bu eller ve halklar eklemeli dilli olmuş, kendileri de Orta Asya’dan, Hazar’ın kuzeyi, Derbend ve Daryal geçidi ile Azerbaycan, Zagros Dağları, çağdaş Türkiye’nin doğu topraklarından geçip, bazı el ve obaları bu yerlerde kalıp yerli eklemeli dilli topluluğa karışmış ve ana kütleleri Irak, Huzistan, Loristan yerlerinde yurt tutup, insanlığın ilk uygarlığını yaratmışlardır. 


Bu eklemeli dilli ellerin bu yerlerde kurdukları uygarlıklar, yaklaşık bin yıl sonra çağdaş Arabistan’ın batı ve güneybatı yerlerinde yaşamış Sami ellerini de kendine çekmiştir. Samiler tarih boyu Irak topraklarından doğuya doğru ilerleyememişlerdir.


Demek ki bugünkü Irak, İran’ın batısı, merkezi, Zagros dağları ve bütün Azerbaycan, doğumdan 4500 yıl önceden dilleri çeşitli lehçelerde eklemeli dilli (bugünkü Türk dilinin babası) boylar, eller ve halkların yurdu olmuş ve yaklaşık bin yıl sonra Samiler de bu uygarlığa katılıp, birlikte Yakındoğu uygarlığını yaratmışlardır. 


Yani doğumdan 900 yıl önce, Perslerin gelmesine değin Yakındoğu’da eklemeli dilli ve Sami elleri yaşamış, kurulmuş uygarlık onların ürünü olmuş ve Hint-Avrupalı halklardan bu yerlerde bulunmamışlardır.


Kitapta Perslerin gelmesine kadarki dönemde Yakındoğu’da yaşayıp uygarlık kurmuş eklemeli dilli ve Sami dilli halklardan topluca bilgi verilir ve eklemeli dillerin dil bilgisi bugünkü Türk dilleriyle karşılaştırılır. 


Ancak çağdaş İran’ın batısı, merkezi ve Azerbaycan torpaklarında yaşamış insanlardan, uygarlık kurmuş Arattalar = Eretteler, Lullubiler, Guttiler, Kassiler, Hurriler ve Mannalardan özel bölümlerde söz edilir, uygarlıkları araştırılır ve özellikle Sami halklarından olan Asurilerin Güney Azerbaycan devleti ve halklarına karşı yaklaşık 700 yıl süresince saldırıları ve halkımızın direnişinden, Asuri kaynaklara dayanılarak, geniş bilgi verilir.


2. 

Doğumdan 900 yıl önce Pasargad kabilesinin kılavuzluğu altında olan 10 Pers boyu doğudan İran çölüne gelmiştir. Onlardan yerleşik yaşam sürdüren üçü, Pasargad boyu gibi Fars vilayeti ve öteki 7 boy ise Kirman’da yerleşmiştir. 

Bu 10 HintAvrupa dilli el, Firdevsi’nin Şehname’de gösterdiği gibi, İran çölüne geldiğinde, tam ilkel yaşam sürdürmüş ve yerleştikleri İran yerlerinde yüksek uygarlığa iye olan yerli eklemeli dilli halkların (Elamlar, Kassiler, Ellipiler) yönetimi altında yüz yıllarca yaşayarak, onlardan uygarlık, ileri yaşayış ve yaşam biçimi, alfabe, yazı vs öğrenmişlerdir. 


Perslerin İran’a gelmesinden D.Ö.550. yıla değin, yani Akamenitlerin iş başına gelmesine değin, Manna devleti Asurilerin karşısında direnmiştir. D.Ö.673. yılda Med ayaklanması ile Med imparatorluğu kurulmuş ve Manna devleti ona katılmıştır.


Kitabın bu bölümünde Oğuzların-Sakaların Azerbaycan’a ilk kez gelmesi, devlet kurması ve Med kralı büyük Kiaksar’ın Asuri militarizmine son vererek Yakındoğu halklarını Asuri zulmünden kurtarıp, onların ilerleme ve gelişme yollarını açması, gereğince açıklanır.


Kitabın sonraki bölümü Med kralı Astiak zamanında, Med ordularının başbuğu Harpak’ın satkınlığı sonucu Med imparatorluğunun düşmesi ve Akamenit sülalesinin iş başına gelmesi ve Kirus’un Tumrus (Tomris) hanımla savaşıp ölmesi açıklanır.


Kitabın sonraki bölümü Med kahramanlarının Akamenitlerin milli zulmüne karşı kanlı ayaklanmalarına ayrılmıştır ve daha sonra İskender’in İran’a saldırısı ve onun nedenleri açıklanmıştır.


Kitabın son bölümünde Manna-Med uygarlığı, dili, folkloru, edebiyatı, Zerdüşt dini, Avesta kitabı, Nevruz (Oğuz) bayramı, onun kökleri ve törenleri, üstelik doğumdan 4000 yıl önceden İskender zamanına değin, hatta Akamenitler döneminde bile, bugünkü İran’ın yaklaşık her yerinde ve çeşitli dilli milletleri içerisinde Elam dilinin genel, resmi devlet dili olması, kütleler içinde kullanılması ve Elam uygarlığının biricik sanat ve uygarlık ortamının merkezinde durması açıklanır. 


Burada İran Türklerinin Eski Tarihi’nin birinci kısmı sona eriyor ve ikinci bölümü “İskender’den İslam’a kadarki dönem” daha sonra ayrıca basılacaktır.




* * * 



Sümerler 


Sümerler bugünkü Irak’ın (Mezopotamya: Dicle ve Fırat çayları arasındaki yer) güneyi ve Basra körfezinin kuzeybatı yerlerinde özellikle Babil’de yerleşerek yaşayıp yüksek nitelikli uygarlık yaratmışlar. Sümer halkının ne zaman bu topraklara gelmesi kesin olarak belli değildir, ancak eski tarih uzmanları Sümerlerin doğumdan 4500 yıl önce gösterilen yerlerde insanlığın eşi görünmemiş ilk parlak uygarlığını yarattıklarını, Ur, Uruk, Ereh, Nippur, Kiş, Lekeş, Lersa vs gibi büyük uygarlık merkezleri olan şehirler yaptıklarını gösteriyorlar.


Bilimsel kazılar ve araştırmalara dayanarak bütün tarih uzmanları bu görüşü ileri sürüyorlar ki, yaklaşık 4000 yıl doğumdan önce Sümerler ve onlardan sonra Elamlar Orta Asya ve Ural’ın doğusundan, Hazar’ın kuzeyi ve Kafkas geçitleri (Derbend ve ya Daryal yoluyla) ve Azerbaycan’dan geçerek, Sümerler bugünkü Irak topraklarında ve Elamlar Huzistan topraklarında, Loristan, Zagros dağları ve biraz da bu dağların iki tarafında yerleşmişler. Tarihçilerin gösterişiyle Sümer ve Elamlardan kalan eserler hem Irak ve Huzistan’dan, hem de Orta Asya’nın batısı, Aşkabad bölgesinden ve Horasan’ın kuzeyi ve Orta Asya ile komşu bölgelerinden bulunmuştur.


“6000 yıla yakın bundan önce, verimli topraklar arayan Sümerler Kafkas ve İran’ın kuzeybatısı yoluyla Mezopotamya’nın güney kesimlerine gelip Irak’ın güney yerlerini kendilerine yurt edindiler. Onlar önceleri Sümer ve sonraları Babil adıyla tanındılar. Sümerler çivi yazıyla çamur tabletlerin üzerinde binlerce kural ve kendi geçmişlerini Sümer dilinde yazdılar. Bu tabletler dünyanın büyük müzelerinde bulunmaktadır.” 


“Orta Asya’nın asıl sakinleri Türk olmuşlar. İnsanlığın bu beşiğinden yaratılıp göçmüş ve ilkin uygarlıklar ve özellikle Sümer ve Hitit uygarlığını yaratmış olan boylar Türk soyundan olmuşlar ve insanoğlunun konuştuğu ilk dil Türkçe olmuş ve bugünkü dillerin birçok kelimelerinin kökü Türkçedir. Eski tarih uzmanlarının bu sava getirdikleri kanıt bugünkü Anadolu sakinlerinin vücut şeklidir ki, 4000 yıl süresince değişmemiştir. 


14 yüzyıl süresince Makedonya, Rum ve Bizans imparatorlukları Yunan uygarlığı ve gelenek göreneklerini Anadolu halkı içinde yaydılar, ancak 11. yy.’ın sonlarında Türk dilli boylar Ural’ın doğusu ve Altay bölgelerinden akın edip Anadolu’nun sakinlerini bir daha Türk, Tatar, Selçuk ve Osmanlı yolu ve gelenekleriyle gitmeğe mecbur ettiler.”


“Samiler Mezopotamya’ya gelmeden önce Sümerler Basra körfezi kıyılarını zabtettiler. Sümerlerin nereden geldikleri meselesine gelince, Aşkabad’ın yakınlığı (Kurgananu), Esterabad (Kurengtepe) ve Deregez’de bulunan çömlek eşya, taş kaplar, bakırdan silahlar vs’nin yapılma tarzı Elamidir ve altından olan bir vazonun üstünde Sümeri simalar kazınmıştır. 


Bazılarına göre Elam uygarlığı ile Hazar arkası (Orta Asya) uygarlığı arasında ilişki olmuştur ve Sümerler de kuzeyden Babil bozkırına gelmiş olabilirler. Amerikalıların Sümer şehirlerinden biri olan Nippur’daki kazılarından sonra ve bu milletin birçok padişahlar sülalesi listesinin buluşundan sonra, doğumdan 3000 yıl önce Sümerlerin geniş ve zengin geçmişleri ve Babil’in de onların uygarlık merkezleri olduğu kesinlik kazanmıştır.”


“Hamilton Fakültesi’nin ‘Hukuk Tarihi’ yazarları Babil’in en eski sakinleri olan Sümerlerin Sami olmayıp Moğol kavmi kollarının birinden olduğunu açıkça gösteriyorlar”.


Sümerlerin insan hayatı ve uygarlığına hizmeti 


1. Toplumda kanun koyup onun temelinde toplumu yönetmek.

2. Sözlü dili yazılı dile geçirmek için alfabe yaratmak ki, Bu alfabe çivi alfabesiyle kendini göstermiştir.
3. Çeşitli bilimler ve endüstri alanlarını başlatmak. Mısırlılar, Yunanlılar eski tıp, gök bilimleri, sanayinin ilk ve ana temellerini Sümerlerden almışlardır.
4. Gece gündüzü 24 saate, her saati 60 dakikaya ve her dakikayı 60 saniyeye bölmek.
5. Daireyi 360 dereceye bölmek
6. Bir takım metallerin, özellikle de Alüminyumun buluşu. Bu buluş insanoğlunun son 100-150 yıldaki buluşu sayılmaktadır. Ancak “yaşı 2000 yılı geçmiş eski Çin mezarlarının birinden arkeologlar alüminyumdan yapılmış eşyalar bulurlar. Biz diyoruz ki bu olanaksızdır. Herkes bilir ki ancak galvanizli banyonun bulunmasından sonra alüminyumu almak mümkün olmuştur. Ve böyle bir sağlam kanaate vardıktan sonra da galvaniz banyosunu eski Sümer’de görebiliyoruz. Yani galvanizden 5000 yıl evvelki devirde.” 




* * * 



Hititler 



D.Ö.1700. yılda Hitit imparatorluğu (Hitit kralı Murşiliş zamanında) Babil hükümetiyle savaşıp onu yenilgiye uğratarak topraklarını ele geçirdi. Babil gibi güçlü bir hükümeti yenen Hitit devletinin uzun yıllar ondan önce kurulması ve Hitit halkının bir kaç yüz yıl ondan önce, yaklaşık D.Ö.3. bin yıllığın ikinci yarısı ve sonlarında Batı Anadolu’ya gelmesi ve orada uygarlık ve hükümet kurmağa başlaması bilim dünyasına aşağı yukarı kesinleşmiştir. 


Ali Paşa Salih gibi bazı tarihçi ve hukukçular, Hitit halkını Ari soylu gösterseler de, büyük tarihçilere göre, Aryalar 900 yıl doğumdan önce doğudan İran çölüne ve bölgemize akmağa başlamışlar. Hatta Pirniya bile Hitit halkını Ari soylu göstermemiştir.


Büyük olasılıkla Sümer ve ya Elam göçlerinden ayrılarak Urmu Gölü’nün güneybatısında Zagros’un batı ve Toros’un doğu eteklerinde yurt tutup yaşayan ve Erettelerin (Arattalar) soyundan olan Hurriler D.Ö.2400. yılda 4 yöne göçmüş ve onlardan bir bölümü kuzeybatı ve bir bölümü de kuzeye gidip yerleşmişlerdir. 


Birinciler Batı Anadolu’da Hitit halkı ve devleti, ikinciler ise Doğu Anadolu ve Van gölünün kuzeyi ve çevresinde, Zagros dağlarının batısında Urartu halkı, devleti ve uygarlığını yaratmışlar. Yani Anadolu’nun eski tarihini iki bölüme ayırabiliriz:


1. Anadolu topraklarının doğu bölümleri: Van gölü çevresi, onun doğu kısmı, Zagros dağlarının batı yamaçları, Ağrı dağının batı etekleri ve Karadeniz kıyılarına kadarki yerleri, eski tarihçiler Van ve ya Urartu ülkesi adlandırmışlar. 


2. Anadolu topraklarının batı bölümleri: Bugünkü Van Erzurum’dan Aralık denizi ve boğazlara kadarki yerlerin ilk insanları ve topluluklarına gelince, tarihçilerin düşüncesine göre, bunlar Hititler olmuşlar. Hitit halkı Orta Asya’dan bölgemize olan üçüncü eller göçünün ürünüdür. Bazı tarihçilere göre bu göç D.Ö.3. bin yıllığın sonlarında, yani D.Ö.2050. yıllarında olmuştur.


Hiti imparatorluğu topraklarında yapılmış arkeoloji araştırmalara göre, önceler onun başkenti bugünkü Boğazköy topraklarında yerleşen Peteryum şehri olmuş, sonralar ise bugünkü Karakamış toprakları ve Fırat kıyılarında yerleşen bir şehir olmuştur. Hitit imparatorluğu topraklarındaki kazılardan elde edilen heykeller ve kabartma resimler gibi değerli tarihi eserler Hitit uygarlığının büyüklüğünü gösteriyor. Elde edilen birçok taş yazıt bugün Berlin Müzesi’ndedir.


Hitit imparatorluğunun başında Güneş adlanan büyük kral otururdu. Kralın bu gücüne bakmayarak, eski Türk ellerinin çoğunda olduğu gibi, onun gücü Pank (topluluk, kütle anlamında) kurulu, meclisi aracılığıyla sınırlanırdı. Pank’ın üyelerinin çoğu savaşçılardan, kralın oğulları ve kardeşlerinden ibaret olurdu. 


Hitit devleti çeşitli eyaletlere bölünür ve her birinin yerli hakimi olurdu, bu hakimler, genellikle, kralın ailesinden seçilir ve oldukları ortamda kral adlanırlardı.


Hitit hükümetinin alfabesi önceler hiyeroglif, sonralar ise çivi idi. Onlar kendi eklemeli dillerinde yazarlardı. Hitit halkının çeşitli allahları vardı, özellikle de bütün eklemeli dilli halklarda olduğu gibi, ‘Büyükana’ allahı, tufan ve kasırga allahı Telepinu (doğa güçlerini yaratan allah) vs idi. Genellikle Hitit halkının dini görüşleri doğa güçlerine tapınmak yani bir çeşit Şamanlıktı. Babil-Akkad dini düşüncelerinin etkisinde bir savaşçı şeklinde tufan allahı olan Teşub’u da kabul ettiler.


Sümerler ve Elamlar gibi Hititler de Türk dilli olmuş ve bugünkü Anadolu’nun belki de ilk sakinlerini teşkil etmişlerdir, 


Dolayısıyla Anadolu’nun birinci sakinleri Yunanlılar ve ya başka Hint-Avrupa dilli halklar olmamış, Türklerin ulu dedeleri olmuş ve ilk uygarlık ve devleti burada onlar yaratmışlardır.




* * * 



Kassiler 


Kassilerin yaşadığı bölge bugünkü Loristan vilayeti idi. 

Kassilerin D.Ö.2. bin yıllıkta yaşamış krallarının kitabeleri, Akkad dilinde olan Asuri ve Babil metinlerindeki özel adları, onların dillerinden elde edilmiş bir takım kelimeler gösteriyor ki, bu halk Elamlara yakın olmuşlar ve “Elam diline yakın olan bir dille konuşurlarmış.” 

Kassiler eski İran’ın batı topraklarında yaşamış eklemeli dilli halk olarak, coğrafi açıdan Elamlarla GuttiLullubiler (sonraki Medler) arasında bağ ve ilgi olduğu gibi, dil ve uygarlık bakımından da bu iki halkı bir birine bağlamıştır.


“Kesin olarak Med’in daha güney bölgelerle yakın ilişkisi olmuştur, özellikle de eski zamanlarda ki, Kassiler ve Elamlarla kavmiyet ve dil bakımdan yakınlığı vardı.”


“Kassiler ve öbür dağlık kabileler herhalde D.Ö.2. bin yıllıkta Med ve Elam sınırlarında yaşıyor ve dil bakımdan Elamlara yakındı.”


Yaşadıkları toprakların Elamlarla komşuluğu, dillerinin yakınlığı ve krallarına ait kitabelerin D.Ö.2. bin yıllığa ait olması ve bu tarihlerde uygarlık kurması bu halkın D.Ö.3. bin yıllığın başları ve ortalarından bu yerlerde yaşamasını gösteriyor. Bu tarih Elamların bölgemize gelmesi tarihine yakındır. Bu da Kassilerin Elamların Orta Asya’dan olan göçlerinden ayrılıp Loristan’da yerleşen ellerinden meydana geldiğini göstermektedir. Dağlık Loristan bölgesinde, Kassiler hayvancılıkla yaşamışlar. Bazı tarih araştırmacılara göre atı evcilleştirme ve taşıma aracı olarak kullanma Kassilere aittir.


Tarihçilere göre Kassilerin krallar sülalesi, Kandaş adlı önder tarafından kurulmuştur. Akum, Uşi, Abirattaş, Urşikurumaş, Kaştiliyaş vs Kassilerin başka krallarının adlarındandır.




Kassilerin uygarlığı


Kassilerin yaşamış olduğu bugünkü Loristan’dan birçok tunçtan yapılmış eşya elde edilmiştir, ama ne yazık ki, 1920-1930. yıllarda vahşicesine yapılmış kazılarda yok olmuş ve ya Avrupa’ya götürülmüştür. Bu eserler D.Ö.2. bin yıllığın ortalarına aittir. Kassi uygarlığından at eyeri, gem, silah, süs eşyası, dini törenlere ait olan çeşitli şeyler elde edilmiştir. Eski Kassi uygarlığından elde edilmiş araba ve ona gereken eşya genellikle Yakındoğu ve özellikle de Sümer gereçleri ile aynı çeşit ve biçimdendir. Bu da onların aynı uygarlığa iye olduğunu gösteriyor. Kassilerin de çeşitli allahları olmuştur. Örn. Sah (güneş allahı), Gidar, Marataş (savaş allahları), Şumu (yer altı ateş allahı) gibi.




Kassilerin dili 


Kassilerin dili komşuları olan Elamlar ve Gutti-Lullubilerin diline yakındı ve onlar gibi eklemeliydi. “Kassiler ve Guttilerin dili belli ölçüde yakın olmuştur. Kassilerdeki +(A)ş ekini Guttilerdeki Eş-Uş ekiyle karşılaştırın.”


Kassilerle Elamların dillerinde de söz dağarcığı ve biçim bilgisi bakımından benzerlikler göze çarpıyor. “Kassi dilinde +(A)ş eki Elamlarda olduğu gibi Tekil üçüncü şahıs ekidir. Örn. Hattaş (etti), Tiriş (dedi) gibi.”


Kassi dilinde +Aş (daş, taş, yaş, maş) hecesiyle biten kral ve allah adları (Kandaş, Abirattaş, Urşikurumaş, Kaştiliyaş, Nazımarataş, Buryaş, Marataş gibi) bir taraftan Gutti krallarının bazısının adını (İngeşuş, Yarlagaş, Elulumeş, İnimabageş gibi), diğer taraftan ise çeşitli eski ve çağdaş Türk halklarının bazı adlarını (Emir Timur zamanı Altın Orda hanı Toktamış, İran Türklerinin adlarından Teymurtaş ve Mehtaş, Çağdaş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ölümsüz önderi Denktaş gibi) andırıyor.


Kassiler egemenliklerini yitirdikten sonra, siyaset alanı ve tarih sahnesinden çıktıysalar da bir halk olarak, kendi vatanlarında yaşadılar.


Loristan’ın güneydoğusundan nüfuz eden Hint-Avrupa dilli Lorlar onları yenmişseler de, bu vilayetin kuzey ve kuzeydoğu kısmında, bugünkü Hemedan ve Esedabad’ın batı tarafında yerleşen Sungur şehri ve onun geniş çevre köyleri ve başka yerlerde Kassilerin torunları kendi dillerini yaşatmaktadırlar. Onlar Elam ve Kassiler döneminde ve ondan sonra tarih boyu hep Türkçe konuşmuş ve bugün de Azerbaycan Türkçesinin bir lehçesinde konuşuyorlar. Bir takım Aryacı İran tarihçileri Elam ve Kassilerin bütün varlığına kırmızı kalem çekerek, onlar için Proto Lor deyimini kullanıyor, bugün Huzistan’da yaşayan Elamların torunları ve Loristan’da hayat süren Kassilerin soyu olan büyük Türk kütlesini görmezlikten gelerek, hepsini Fars’mış gibi kaleme alıyorlar.




* * * 


Sümer ve Elamlar Kafkas’ın Derbend geçidi ile bölgemize gelmişler ve herhalde Azerbaycan’dan geçmişlerdir, onlar Azerbaycan topraklarından geçerken her birinin belli el ve obaları buralarda yurt tutup kalmış, yerli halk ile karışıp birleşerek, uzun asırlar süresinde Gutti ve Lullubi halklarını yaratmışlardır. Sonralar böyle olaylar tarihte sık sık yinelenmiştir, tarih boyu Azerbaycan Orta Asya’dan gelen Türk dilli ellerin geçidi ve yurt tutup kaldıkları ülke olmuştur. Gutti ve Lullubi halklarının Orta Asya’dan gelen Elam göçünden kalması ihtimali daha güçlüdür, çünkü, Gutti ve Lullubi ve Kassilerin dili Elam diline çok yakın olmuş ve hatta bugün, Gutti-Lullubilerin soyundan olan Medlerin dilini bazı bilginler Elam dili ile aynı biliyorlar ve kanıt olarak da Darius’un tabletlerindeki 3 dilden birinin Elam dilinde olduğunu gösteriyorlar ve diyorlar ki, kendini Pars ve Med kralı gösteren Darius aynı Elam dili olan Med dilinde levhalarını yazdırmıştır.


Sümer ve Elamlar 4 ve belki de 5 ve ya 6 bin yıl doğumdan önce o zamanki Türk-Altay toplumundan ayrılmış, bin yıllarca Sami halklarıyla birlikte yaşadıklarından, kuşkusuz dilleri de asıl o zamanki asıl Türk dillerinden ayrımlaşmıştır. Diğer taraftan, genel dilcilik kuralı olarak, bütün dünya dilleri gibi, Türk dili de bu kaç bin yıl süresinde çok değişmiştir.


Demek Gutti ve Lullubi halkları Merkezi Med ve Azerbaycan’ın tarihe belli olan ilk halklarıdır. Bu halklar kuşkusuz eklemeli dilli olmuşlar, çünkü o zaman Hint-Avrupalı halklar bölgemize ve İran’a geçememişlerdi, Samiler ise tarih boyu Irak’tan doğuya doğru geçememişlerdir. Dolayısıyla Gutti ve Lullubiler eklemeli dilli olmuş ve doğal olarak, onların evladı Merkezi Med halkı da eklemeli dilli olmuştur.



Guttilerde Kadınlar da ordu komutanı olabiliyorlardı. Guttilerin bütün bu ulusal-sosyal karakter ve özellikleri Orta Asya Türk elleri ve boyları içinde en eski zamanlardan olan gelenek ve göreneklerdir




* * * 



Urartular


Urartuların bir halk gibi devlet ve uygarlık kurmaları D.Ö.2. bin yıllığın sonları ve 1. bin yıllığın başlarında olmuştur. Urartu halkı ve devletinin yaratıldığı yerler bugünkü Türkiye topraklarının doğu kesiminin önemli yerlerini yani Gökçegöl-VanErzurum ve Zagros dağları arasındaki varsayımsal bir çizgi içindeki toprakları kapsıyordu. Onun güney sınırını Van Gölü’nden doğuya ve batıya uzanan bir çizgi oluşturuyordu. Demek ki, bu hükümetin sınırları Ararat bozkırı ve Ağrı dağının doğu yamaçlarını da içine almaktaydı. 


Hatta Urartu hükümeti, güçlü dönemlerinde, bugünkü Makı vilayeti, Nahçıvan topraklarını ve Urmu Gölü’nün batısını da sınırları içine almıştır. Urartular Asyani halklardan ve eklemeli dilli olmuşlardır. Büyük olasılıkla Elam ve ya Hitit el birleşmeleri göçlerinden kalanlardan yaratılmışlardır. Onlar Mannalara yakın bir zamanda tarih sahnesinde görünmeğe başlamışlardır. Yeni görüşlere göre Urartular Hurrilerin bir kolunun D.Ö.2400. yılda kuzeye doğru göçünden yaratılmıştır.


Tarihçilere göre Urartuların dili yaşadıkları topraklarda olan Hurri halkının diliyle söz varlığı ve dil bilgisi bakımından yakınlığı vardı. Urartular önceler hiyeroglifi kullanmışlar, ancak sonralar D.Ö.9. yüz yıllıklardan başlayarak, temeli Sümerlerce atılmış olan çivi yazısını kolaylaştırıp kullanmışlar, onu kendi dillerinin ses bilgisi ve ses kuruluşuna uygunlaştırarak, kendine özgü çivi alfabe yaratıp bütün abidelerini o alfabeyle yazmışlardır.


Urartu hükümeti kalıtımsal krallık sülalesi aracılığıyla yönetiliyordu, ancak vilayet ve eyaletlerin yerli kralları ve beyleri, merkeze uymak koşuluyla, kendi egemenliklerini sürdürüyorlardı. Bu yerli nispi bağımsızlık ve özerklik eski Orta Asya’dan gelen halklardan kalma bir sosyal yönetim ilkesiydi.


Ararat: 

Bugün Ermenistan ve Türkiye arasında yerleşen dağ, eski zamanlardan Masis ve Türkler tarafından Ağrı dağı adlanmıştır. Arya soyundan olan Ermeniler bugün vatanları olan yerlere gelmeden önce bu topraklarda Turanlı, eklemeli dilli Urartu=Urartı=Urarzu halkı yaşıyordu ki, Ermenilerin gelmesinden önce bu yerlerde güçlü devlet kurmuşlardır. Ermeniler önceler bu hükümeti kendilerinin ilk hükümeti sayıp onun adını Ağrı dağına vererek sonsuzlaştırmak ve Urartuları kendilerine bağlamak istediler. Ancak daha sonralar Urartuların eklemeli dilli olduğu bilimsel açıdan belli olduktan sonra, Ermeniler kendilerini Urartulara bağlamaktan vazgeçtiler, ancak Ağrı dağını Ararat adlandırmağa devam ediyorlar, halbuki Ağrı (Masis) dağının Ararat adlandırılmasına hiçbir bilimsel temel ve dayanak yoktur.



* * * 




İşguzlar (İskitler)-Sakalar


D.Ö.8-7. yüz yıllıklar arasında ve D.Ö.7. yüz yıllığın başlarında Yakındoğu bölgesinde yeni bir halk ve sosyal güç, siyaset meydanına girdi. Bu sosyal güç İşguzlar (İskitler) ve ya Sakalar idiler. 


Bunlar doğumdan 2000 yıl önce olan Hitit ellerinin göçünden sonra Yakındoğu bölgesine olan sıradaki göçtür. Bu göç Hititlerden yaklaşık bin yıl sonra olan dördüncü büyük ve temel göçtür (Sümer, Elam ve Hititlerden sonra). Kafkas dağlarının kuzeyinden, Orta Asya’dan Derbend yoluyla Yakındoğu’ya gelen İşguzlar (İskitler) ve ya Sakalar o zamanki bölge devletleri ve onların siyasetini ve genellikle bölgenin siyasi durumunu ciddi biçimde etkilemişlerdir. O zaman Azerbaycan’a gelen ve Manna Medlerle birlikte Asuri kralı Asarhaddon’la savaşan İşguz elleri, Herodot’un değindiği gibi, Orta Asya’dan gelen Türk ellerinden olmuşlar ve bir takım eski Sovyet ve birçok Fars tarihçinin savunduğunun tersine Hint-Avrupa dilli ellerden olmamışlardır. 


Herodot’un yazdığına göre bu göç yeni ve uygar bir biçimde gerçekleşmiştir. Sakalar Medlere sığınmış ve Medlerin büyüğü onlara saygı gösterip kabul etmiş ve hatta kendi çocuklarını ok atmak ve öz Türkçeyi öğrenmek için onlara emanet etmiştir.


Sakaları-İşguzları Hint-Avrupa dilli sanan Avrupa tarihçilerinden biri Girşmen’dir ki, hiçbir belge ve kanıt sunmaksızın onları İrani el ve dillerini de İrani dil gösteriyor. Bir kere İrani dil ifadesi yanlıştır. Çünkü İran bir coğrafi kavramdır ve baştan beri çeşitli dilli eller, halklar ve milletlerin vatanı olmuştur ve bugün de böyledir. 


İran tarihçileri İskitleri (Sakaları) aryalaştırarak, daha sonra Kuzey Azerbaycan’da olmuş Alanları, Albanları ve bütün o zamanki Azerbaycan’ı Hint-Avrupa dilli yapıyorlar.


Bütün o devirki Orta Asya’dan olan halklar gibi, İskitler (Sakalar) de doğa güçlerine inanırlardı, yani Şamanist idiler. Bu durum bütün eklemeli dilli halkların ilk yaşam aşamalarına özgü olan ve onların milli kökünü gösteren etkenlerden biridir. Bu halkların hepsi, özellikle de Sakalar kendi Şamanlık inançlarından dolayı hiçbir tapınakları olmamıştı.


Sakaların-İşguzların soylarını İtimadü’s-saltana şöyle açıklıyor: 


“Saka ya Sas Turanlı boyların kollarından biriydi. Onların yaşadığı yer doğudan Türkistan, güneydoğudan İmaus dağları (Çin’i Kaşgar ve Hotan topraklarından ayıran dağlar), kuzeyden Tataristan’dı. Onlar aynı Segzi elidir ki Sistan’da yaşamıştır ve bundan dolayı da Sistan’ı Segistan adlandırmışlar ve Araplar ona Araplaştırarak Secistan demişlerdir. Segzi ya Sas daha sonra Masajet adlanmıştır. 


Firdevsi de Segserileri Sas boyuna bağlandıkları için Turanlı saymaktadır. Kiyan (Farsların efsanevi krallar sülalesi) döneminden önceler Partlar, Pişdadilere (Farsların ilk efsanevi krallar sülalesi) karşı koyduğunda Sasları yardımlarına çağırdılar. 


Sonralar Partlar Eşkani saltanatını kurduğunda ve gene de gerektiğinde Sas boylarından yardım alırlardı. Bir taraftan Karadeniz, öbür yandan Babü’l-ebvab (bugünkü Derbend)’a bitişik ve Hazar’ın doğusundan başlayarak Ceyhun kıyılarına değin uzanan duvar Sasların saldırısının önünü almak içindi, onlara Gut=Get ya Masaget derlerdi. Get ve Masaget aynı Yecuc ve Mecuc’dur, Tevrat’ta Gök ve Megök yazılmıştır.”




* * * 



Medler


Yer ve halk adı olmak itibarıyla Med kelimesi D.Ö.9. yüz yıllığın ortalarından meydana gelmiş ve ilk başta yer adı olmuş, hem de çağdaş İran’ın tam merkezi vilayetleri, daha doğrusu Hemedan, Elvend dağının dört bir yanı, Kaşan ve Kum’un batı toprakları, Rey, Kazvin, Zencan, Hazar’ın güney kıyıları, Miyana, Heşteri, Kızılözen yatağı ve oranın kuzeyi ve Halhal’ın güneyi, İran Kürdistanı yerlerine denilmiştir. Bu yerlere yaklaşık olarak Merkezi Med deyimi kullanılmıştır.


Tarihi eserlerde Med sözüyle ilk kez Maday biçiminde Asuri kralı Selmenser’in D.Ö.844, 838. yıllarda, Gutti-Lullubi ülkesine saldırılarıyla ilgili taş yazıtlarında karşılaşıyoruz. Asuri krallarının bazılarının tabletlerinde Med adıyla birlikte Gutti (Guttium) adı da geçmiştir. Zaten bu halklar komşu olmuş ve hepsi de Merkezi Med ve Azerbaycan topraklarında yaşamışlardır. Medlerin ülkesi bugünkü Heşteri, Urmu Gölü’nün güneybatısı, Kızılözen yatağı, Zencan, Rudbar, Halhal’ın güney toprakları olmuşsa da Guttilerin ülkesi oralardan doğu ve güneydoğu, yani Hemedan, Erak, Elvend’in çevresi, Save, Kaşan (bu kelime Kassi elinin adından türetilmiştir.) ve Kum’un batı yerleri olmuştur. Bu yerler Merkezi Med ve Azerbaycan toprakları olmuştur.


Oppert’in dediği gibi Medler eklemeli dilli, Turanlı ve Altay dağlarından gelme olmuşlardır. 


Med elleri İşguzların D.Ö.7. yy.’ın başlarındaki göçlerinden iki asır ve belki de daha önceler, yani D.Ö.10-9. yy.’larda kuzeyden, Kafkas geçitlerinden Azerbaycan’a gelmişler. Herodot şöyle diyor: 


“Asuriler Yukarı Asya’da 500 yıl hükümet ettiler, onların buyruğuna uymayan ilk halk Medlerdi. Bunlar özgürlük uğruna savaştılar ve yiğitlikler göstererek, kölelik zincirinden kurtuldular. Ondan sonra başka halklar da onların yolunda gittiler ve hızla Asya kıtasının bütün halkları özgürlük ve bağımsızlıklarına kavuştular... Medlerin boylarının sayısı altıdır: Bus-Busae, Partaken, Sturohat, ArisantArizant, Budi, Mug.”


Medlerin Hint-Avrupa dilli olmadığını gösteren başka bir kanıt da Pehlevilerin (Rıza Şah ve Muhammed Rıza Şah zamanı) Akamentlerin 2500 yıllık krallıklarıyla ilgili düzenledikleri şölenleri gösterebiliriz. Yani onlar Medleri Hint-Avrupalı saymayarak onların 123 yıllık egemenliklerini bunun dışında tutmuşlardır. Akamenitler bu şölenlerin düzenlendiği zamandan 2500 yıl önce yani D.Ö.550. yılda egemenliği Medlerden almışlardır.




* * * 



Kuzey Mezopotamya bölgesi MÖ.20.yy-12.yy arası
Subar - Hurri - Kuman - Kuti - Lulu - Turuk

fotoğraf bilgisi Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu

Török-Turuk-Turki-Turukku-Turuukki-Turukii
The first Turk in Assyrian tablets 15th c BC


An Archaic Dictionary: Biographical, Historical, and Mythological, from the Egyptian (1876)
William Ricketts Cooper




Türk sözü


Bu kelimenin doğumdan kaç bin yıl önce türetilmesine karşın D.Ö.2. bin yıllığın son yüz yıllıklarından var olagelmiştir. Bu kelime tur- (dur-) eyleminden türetilmiştir. Eski Türk ellerinden bazısı el birleşmelerinden ayrılarak yerleşik yaşama geçtiklerinde, el birleşmesinin göçebe durumda kalanları onlara Turuk (tur- eyleminin isim-fiili yani tur+uk) yani duran (yerleşen, gezmeyen) adı vermişlerdir. Turuk kelimesi, Göktürk devleti kurulduktan sonra Gök kelimesindeki ince ünlünün etkisiyle Türük biçimine dönüşmüştür (ünlü uyumu). Daha sonra Türkler Arap alfabesine geçtikten sonra Arap alfabesiyle Türk biçiminde yazılmıştır (bu alfabede ünlülerin çoğu yazılmaz).


Türk adına D.Ö. Asuri kaynaklarında da rastlıyoruz. Tarihçi Yampolski’ye göre Asuri kaynakları D.Ö.14. yy.’da Urmu Gölü’nün çevresinde yaşayan elleri Turuk adlandırıyor. Bundan başka Urartu kaynakları D.Ö.1. bin yıllığın başlarında Urmu Gölü’nün çevresinde yaşayan Turuk adlı elden söz ediyor.


Mir Ali Seyyidov’un dediğine göre Bontürkler D.Ö.4. yüz yıllıkta Azerbaycan ve onun çevre ülkelerinde yaşamaktaydılar. 


Hatta İskender bunlarla da karşılaşmıştır. Bontürkler ve ya Bonturuklar Kür çayı kıyılarında yaşıyorlardı. Gürcü bilgin Takaşvili şöyle diyor: “Bontürkler ya Türkler ya da Turanlılardır.”


Akademisyen Mar ise Bontürkleri ‘yerli Türkler’ anlamında, bazı bilginler ise Hun Türkler olarak kaydetmişlerdir. Gürcü bilginlerce Bontürklerle Kıpçaklar arasında hiçbir ayrım yoktur. 


Mir Ali Seyyidov’a göre Kuman, Kırgız, Tatar, Kara Kırgız gibi bir takım eski Türk dillerinde bon kelimesi soy anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Bontürk, Türk soyu demektir. Türkler içinde Bonsuvar, Bonkıpçak ve Bonoğuz adında eller olmuştur. 


Demek ki, Türk adlı eller hem Güney, hem de Kuzey Azerbaycan topraklarında yaşamışlardır. Miladi 5. yüz yıllıkta Kuzey Azerbaycan’da Haylanturuklar ve ya Hunlar bulunmuşlar ve Ermeni kaynaklarına göre krallarının adı Aran olmuştur. 


Seyyidov’a göre Başkurt ve Oğuz dillerinde Haylan sözü seçkin, seçilmiş ve saygın anlamında olmuştur. Turkutlar ise Altay dağlarının eteklerinde Hunlarla birlikte yaşamışlardır.


Manna-Medlerden önce yaşayan büyük Türk başbuğu Alp Er Tonga (Efrasiyab)’nın ölümüyle ilgili halk tarafından söylenmiş olan sağular (ağıtlar)’ın bazıları günümüze değin ulaşmıştır. Bu ağıtın bir dörtlüğü şöyledir:





Alp Er Tonga öldi mü ... Alp Er Tonga öldü mü?
Esiz ajun kaldı mu ... Kötü dünya kaldı mı?
Ödlek öçin aldı mu ... Zaman öcünü aldı mı?
Emdi yürek yırtılur ... Şimdi yürek yırtılır....!





İRAN TÜRKLERİNİN ESKİ TARİHİ
Prof.Dr. Muhammed Taki Zehtabi (Kirişçi)*
Ferhad Rahimi



*İran istihbaratının yaşlı bilge Prof.Zehtabi beyi evinde sabaha kadar işkence ile öldürdüğünü ve sebeblerinin işte bu çalışmalar olduğunu da bilelim...











Asya'nın sinesinde hayat bulan Türk milleti, zaman içinde dünyanın dört bir yanına yayılmış, birçok coğrafyada vatan tutmuştur. Kimi yerlerde obalar, oymaklar, kimi yerlerde devletler, imparatorluklar oluşturmuştur. Gittiği her yere Türk soyunun kültür ve medeniyetini götürmüş, büyük hizmetler sunmuştur. Bugün Türk kültürünün ve medeniyetinin izleri ta Çin ortalarından Avrupa içlerine kadar, Yemen sahillerinden Sibirya sahillerine kadar hemen her yerde görülmektedir. 


Otuz milyondan fazla Türk'ün yaşadığı en eski Türk vatanlarından birisi olan İran coğrafyasında da durum aynıdır. Türk dili, Türk edebiyatı, Türk musikisi, Türk töresi, kısa ifade ile Türk kültürü ve medeniyeti bütün incelikleriyle varlığını sürdürmektedir. İran Türkleri ve edebiyatları hakkında yazmadan önce Mustafa Kemal Atatürk'ün şu direktifini hatırlamak yerinde olur.


"Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi; tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Dünya yeni bir dengeye ulaşabılir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bılmelidir. Bizim bu dostluğun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam atarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir."


İran coğrafyasının, insanların yaşamasına elverişli arazisinin, dörtte birinde tamamen Türkler meskündur. Bu miktar Türkiye'nin % 40'ına tekabül eder. İran cografyasındaki Türkler'in yaşadıkları yerleri üç büyük bölgede inceleyebiliriz:


I. Kuzey-Batı Türk Yurtları, Tahran'ın güneyi ve doğusundan başlayarak Türkiye sınırlarına kadar 1000 km. uzanan 170 000 km2'lik bu bölgede İran Türkleri meskündur. İran Türkleri'nin dörtte üçü, yani 20 milyon kadarı bu bölgede yaşar. Hoy, Kazvin, Makü, Meraga, Merend, Save, Nagadey (Nagade), Urmiye, Zencan ve birçok Türk Devletine başkentlik eden Tebriz ve Erdebil şehirleri bu bölgededir.

2. Kuzey-Dogu Türk Yurtları: Bu bölgede Horasan Türkleri ve Türkmenler yaşarlar. Türkmenler'in nüfusu 2 milyon, Horasan Türkleri'nin nüfusları ise 3 milyon civarındadır. Deregez, Küçan, Sebzevar, Şirvan, Türkmen (Bendere Türkmen) ve Meşhed şehri bu bölgededir.

3. Güney ve Merkez Türk Yurtları: Bu bölgede Türkler dagınık haldedirler. Kaşkayi, Bayat, Afşar, Halaç, Agaçeri, Hamse gibi Türk boyları yaşamaktadır. Bir kısmı göçebedir. Bunların yaklaşık nüfusları 3 milyon civarındadır. Çogunlukla Türk boylarını sinesinde barındıran Ahvaz, Firuzabad, Kazrun, Şiraz şehirleri bu bölgede bulunmaktadır. 


Bazı tarihçiler, Türkler'in İran cografyasına M.Ö. VII. yüzyılda Sakalar'ın seferleri sırasında geldiklerini ve tedricen hakim zümreyi teşkil ettiklerini ileri sürmektedirler. Oysa birçok saygın tarihçi, İran'ın tamamının milattan 4400 yıl öncesinden Türk yurdu oldugunu ortaya koymaktadırlar. Bu hususta dünyaca ünlü büyük tarihçi Prof. Dr. Mahmut Taki Zehtabi şöyle yazıyor:


"Bugün tarih elmi get'i olarag gösterir ki, Hind-Avrupa dilli Parslar'ın on gebilesi ilk dere miladdan 900 il evvel şerg teretinden İran felatına gelmiş ve İlam şehzadelerinin hakimiyeti altında olmuş, çagdaş Fars ve Kirman eyaletlerinde, İlam Hükümeti'nin icazesiyle, yurd salıb, yaşamışlar. Onlardan tegriben 3500 il evvelden Türkler İran erazilerinde medeniyetler ve hökümetler yaratmışlar.,,


"Ruslar Türk milletini parçalamak ve Türk milli birliğini bozmak için Türklerin kültür değerlerini tahrif etmekle yola çıkmışlardır. Türk yurtlarını birbirinden ayırarak maddi temellerini yıkmaya çalışmakla birlikte Türk milli birliğinin en temel dayanağı olan dil birliğini de bozmaya çalışmışlardır. Ruslar, kurdurdukları yapay devletlere Türklerin genel adı olan "Türk" adını kullandırmamak için Azeri, Kırgız, Özbek, Kazak gibi isimler verdirerek ve her birine Rus alfabesinin değişik varyantlarını kullandırarak alfabe birliğini, dolayısıyla dil birliğini bozmaya, iletişimi kesmeye çalışmıştır."


İran Türkleri
Dr.Ali Kafkasyalı
A.Ü.Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi - Sayı 24,2004 / PDF

















Elam Saz/bağlama çalan ozan MÖ.18-17 yy dan sonra "Bağlama benzeri çalgıların Anadolu'da bulunan en eski örnekleri MÖ.1680 – 1375 Eski Hitit Dönemine aittir" LAF'IDA ESKİ OLDU !!!



Elam MÖ.18.-17.yy



_______TÜRK TARİHİNİ DOĞRU OKUMAK_______