mitanni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mitanni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2015 Pazartesi

DOĞU ANADOLU’NUN TARİH ÖNCESİ KÜLTÜRLERİ



ANADOLU’NUN TARİHİNİ ANLAMAK İÇİN BİR ANAHTAR


Urartular

Urartular’dan bahseden en eski kaynaklar Asurlulara aittir. Asur kralı Salmanassar (M.Ö. 1275-1245), saltanatının ilk yıllarında, Urartulara karşı bir sefer başlattığından söz eder. Yazıt bize, kralın (M.Ö.1274 yılında) yok ettiği, seksenden fazla ülke ve elli bir şehirden söz eder. Bu, dağlık Doğu Anadolu bölgesindeki Urartuların dağılmasını anlatır. Asur kralı 1. Tukulti-Ninurta (M.Ö. 1244-1208), Nairyan (Nairi ve Urartuların çok benzerlikleri vardır) ülkesini fethettiğini ve Van Gölü çevresinde yerleşmiş bulunan
kırk kralı yendiğini anlatır. Bunlar, hiç şüphesiz, Fırat Nehri ile Urmiye Gölü arasında, doğal bir merkez olarak, Van Gölü çevresinde hüküm süren Urartu ve Nairyan kabilelerinin prensleriydi. Huryan veya ilk-Urartu kökenli olmalıdırlar.

M.Ö. 6. yüzyılın başlarında, bir zamanlar Urartuların hakimiyetinde olan topraklar, Lidyalılar ve Medesler arasındaki bir anlaşmazlığın sebebi oldu. Medesler kazanan taraf oldu. Bu, Ermeni kabilelerin Doğu Anadolu’ya göç ettikleri zamandır. Muhtemelen onlar Balkanlar’dan veya Trakya’dan İliryalıların zorlamasıyla göç ettiler. İsimleri ilk defa M.Ö. 6. yüzyıldaki bir Darius yazıtında anıldı. O devirde, Darius’un nüfuzu altındaydılar. Zaman içinde, Hind-Avrupa ailesinden olan dilleri, eski Arian-dışı Anadolu dillerinden etkilendi ama bu etkilenme, “Haik”i, “Urartular” haline getirmemiştir. Ermenilerin bağlarının “evlilik yoluyla” olduğu düşünülebilir. Asya dil ailesinden gelen büyük Huryan-Urartu ailesiyle hiçbir dilsel veya etnik bağları yoktur. Diğer taraftan Türk halkı, Huryan-Urartu dünyasının “ilk-Türk” halkıyla aynı kökleri paylaşmaktadır. 

Asur belgelerinden öğrendiğimize göre, M.Ö. 1274’de 1. Salamassar (1274-1245), Urartu topraklarını işgal etti, seksen ülke ve elli bir şehri yıktı. Bu topraklar, merkezi bir otoritenin yokluğunda, birçok feodal devlete bölündü. Profesör Goodspeed’e göre, Şalmaneser, Yukarı Dicle’yi geçti, Toros Dağları’nın güneyi boyunca ilerledi ve fethettiği “Arami”lerin, Batı Mezopotamya Aramilerinin ülkesinin bulunduğu Fırat’ın yukarı kısımlarına geldi. Oğlu, 1. Tukulti-Ninurta (1244-1208) Doğu Anadolu’daki “Nairianları”, kırk kralı yenerek fethetti, Yukarı Deniz (Van Gölü) topraklarını hakimiyeti altına alıp, buradaki kabileleri vergiye bağladı. 

Yazıtında, 23 Nairi prensinin ittifakıyla kurulan güce karşı bir zaferden bahseden Tiglat-Pleser, Urartu isminin yanında Muşki ve Milit’ten de bahseder. Nairi’nin, bunların, bir İskit kabilesi olan Herodotus’un Nairi’si olduğuna 7. Bölüm’de de değindik. Yazıtlarda Nairi’den Nahor ismiyle, İbrahim’in kardeşi, Uz’un babası olarak bahsedildiğine inanıyoruz. İnceleyip analiz ettiğimizde, kelimenin etimolojisinin Türkçe olduğu ortaya çıktı: 

Teki Nair (Neur, Nahor ‘n-air (‘n-eur, ‘nahor) Turk. On-Ur/On-Gur/On Oghur (On Oghur) ki, bu da daha sonra Macarlar’a (Hungarian) verilen bir isimdir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Asur hakimiyeti birkaç yüzyıl daha devam etti. M.Ö. 900 yılında, yeni bir durum ortaya çıkmıştı: “Doğu Küçük Asya’da, ‘Urartu İmparatorluğu’nun yaşadığı yerde medeniyet yine yükseliyor, içlerinde Teşhup’un da bulunduğu Hurrian tanrılarına tapan, Hurrian diline benzeyen bir dil konuşan, halkının iyi inşaat yaptığı, metali işleyebilen, Hitit (aslında (Hattia/Hurrian) temeli üzerine bu toprakların bildiği daha parlak kültür oturtan yerel bir krallık.”

Profesör Erzen'e göre, Hurrianlar ve Urartuların kökleri aynı antik Doğu Anadolu Kalkolithik kültüre dayanıyor ve Semitik ya da Hind-Avrupa gibi bir dil değil de eklemeli Asya dillerinden birine sahip aynı ırkın iki kolu olabilirler. Aslında, kök kelimeye ön ekler koyarak kelime üretme kabiliyeti dolayısıyla, Urartuca'nın Ural-Altay dilleriyle benzerlikleri vardır.

Dahası, Hurrian ve Urartuların tanrı ve tanrıçaları aynı kökten geliyor. Örneğin, Urartuların baş tanrılarından biri olan Teişeba, Hurrianların Fırtına tanrısı olan baş tanrı Teşup'tur. Bu tanrıların eşleri de Huba ve Hepat'tır. Urartuların güneş tanrısı Şivini, Hurrian tanrısı Şimigi'dir. Urartuların başkenti olan, bugün Van şehri içindeki "kale"nin adı Tuşpa'dır ve adını tanrıça Tuşpuea'dan alır.

Bulunan en eski Urartu çivi yazısı yazıtlar MÖ.9.yüzyılın sonuna aittir. Ancak İskitler tarafından yerle bir edilen Urartu şehri Teishebaini'nin (Karmir Blur) yıkıntıları arasında Aramaik yazıtlar da bulunmuştur. Kültür ve medeniyetle birlikte Urartu yazısının çevre halklar üzerindeki etkisinden, şu notu düşen Profesör Frye da bahsetmektedir:

"Achaemenid sanatının, mimarisinin ve hatta devlet protokolü ve yazısının kökler Urartu'da aranmalıdır."

Aşağıda Urartu tanrı ve tanrıçaları, şehirleri, kralları, hükümdarlık sıralarına göre verilmiştir. Aram/Aramu (MÖ.840) , Lutipri (1.Sarduri'nin babası), 1.Sarduri (MÖ.830-825), İşpuini/Uşpina (MÖ.825-815), 1.Menua (MÖ.815-790), 1.Arişti (MÖ.790-765) , 2.Sardur (MÖ.764-735), 1.Rusa (MÖ.735-714), 2.Argişti (MÖ.714-865), 2.Rusa (MÖ.685-645), 3.Sarduri (Mö.645-635?), 4.Sarduri (MÖ.635??), Erimena (3.Rusa'nın babası) ve 3.Rusa (MÖ.7.yüzyılın son yılları), hepsi Türkçe kelime ve sentaks ile açıklanabilir.

Arzashku : Urartu kralı Arame'nin başkenti Arzashuk Türk. Arz-azuk "kutsal toprak, kutsal şehir", Arapça'dan alınan arz "dünya" ve Türk Azuk/Uzuk "kutsal, mukaddes".

Erebuni: muhtemel 1.Arişti tarafından kurulan Urartu şehri, "Türk Er-e-bunu" "Ben inşa ettim bu (şehri) insanlar için".

Sarduri/Sardur: Üç Urartu kralının ismi. 1.Sardur (MÖ.840-830), bugün Van Kalesi olarak bilinen Tuşpa şehrini inşa eden, Urartu krallığının gerçek kurucusu. Türk-FArs "zirvenin sahibi, general, komutan" Sümer-Fars: başkan, baş, üst, zirve.

Urartu: Urartiyanlara Asurların verdiği isim Türk. Unaru "adam/insan;kamil insan" veya Uri-rtu "merkezdeki adamlar, ordudaki adamlar; veya (G)ur-arti ="mükemmel Oghur" veya Ur-arti = "mükemmel Hurrianlar" Türk ile. Ortu/Ordu "kralın şehri, saray, merkez, ordugah, ordu" Sümerler, Hurrianları Uri adıyla bilirdi.

Bugün Çavuştepe köyü olarak bilinen, Urartu köyü ile hemen hemen aynı yere kurulmuş olan Sardurihinili'de Afif Erzen'in yaptığı kazılarda bulunan mesaj çok açıktır:

"Görülüyor ki, burada, - ermeni mezar taşları haline getirilen Urartu yazıt taşlarından başka hiçbir Ermeni yerleşim izi yoktur."

Antik çağlarda, Anadolu'nun farklı bölgeleri için birçok isim kullanılmıştır ve bu isimler aynı zamanda, her bir bölgede yaşayanlar için de kullanılmıştır. Paphlagonia, Pamphylia ve Kapadokya. Bu bölgelerde yaşayanlar, aynı kabilenin mensupları değildir. Sadece yaşadıkları yerin adına dayanarak aynı ismi almışlardır. Diğer birçok yer gibi "Ermenistan" ismi de coğrafi bir bölgeyi gösterir, insanları değil. Ermeniler, kendilerine kendi dillerinde "Haik" derler. Bu da, soylarının geldiği yeri deği, Ermenistan olarak bilinen yeri işaret eder.

"Haik"ın tekili "Hai" dır. Geldiği yer tam olarak belli değildir. Bütün her şey, Batı'dan göç ettiklerini ve sonunda, küçük gruplar halinde Fırat'ın doğusuna yerleştiğini göstermektedir. Ermenilerin dilinin büyük bir bölümü Hind-Avrupa ailesindendir. Ancak göçten sonra Aryan-olmayan Anadolu dilleriyle karışmıştır. Die vorgeschicht-lichte Mittelmeervolker adlı kitabın yazarı J.Karst gibi akademisyenler, Ermeni veya ilk-Ermeni kabilelerin bir zamanlar, Kuzey Ege'de, kuzey Thessaly'de, İliyra yakınlarında, diğer bir deyişle Balkanlar'da yaşadığına inanmaktadır. Ermenilerin, İliyralıların baskılarıyla Doğu'ya göçen Phrygian-Thracian kabilelerinin soyundan geldiğine dair benzer bir görüş de vardır. Ancak Ermenilerin, ilk başta Balkanlar'da veya Thessaly'de yaşadığı kesin olmasına rağmen, Anadolu'ya göç tarihleri tam olarak belirtilememektedir. İlk vatanlarındaki varlıklarıyla ilgili HİÇBİR İZ bırakmamışlardır ama göçün MÖ.6.yüzyıldan önce olmadığı ve Anadolu'ya bu tarihten önce gelmedikleri KESİNDİR.


DOĞU ANADOLU’NUN TARİH ÖNCESİ KÜLTÜRLERİ:
ANADOLU’NUN TARİHİNİ ANLAMAK İÇİN BİR ANAHTAR

Jeopolitik açıdan bakıldığında, Doğu Anadolu, dünya tarihinde anahtar bir rol oynamıştır. Güneyinde Mezopotamya (Fırat ve Dicle nehirlerinin suları Doğu Anadolu dağlarından doğarlar), doğusunda İran, kuzeyinde Kafkasya, batısında Orta Anadolu vardır. İçinde Urartu ve onların atası olan Hurrianların bulunduğu, Doğu Anadolu’nun bu kültürel yapbozu son zamanlarda tamamlanmıştır. Bu bölgenin nadir konumu sebebiyle, bu kültürler çevrelerindeki İran, Mezopotamya ve Orta Anadolu ile yakın ilişki içine girmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar, Doğu Anadolu’daki tarih öncesi yerleşim hakkında hiçbir şey bilinmiyordu. Batı Avrupa’da, antik mağara resimleri keşfedildiğinde, bunların insan eliyle yapılmış en eski sanat eserleri olduğu düşünülmüştü. Daha sonra Asya steplerinde ve Afrika’da mağara resimleri keşfedildi. Türk arkeologların, Doğu Anadolu’daki eski, yoğun yerleşim yerlerini keşfetmeleri yakın tarihtedir.

Bölgenin dağlık kesimleri, zamanın avcılarına ve besin toplayıcılarına ihtiyaçları olan her şeyi temin ederdi: Yoğun ormanlar, bol vahşi av hayvanları ve su. Son yıllarda Doğu Anadolu’da sayısız kaya resimlerinin ses getiren keşifleri bütün dikkatleri birden, bu bölgenin erken gelişme anlayışı üzerine çekmiştir. Tanrıların, tapınanların, hayvan ve avcıların resimleri 15.000 sene öncesine kadar gidiyordu. Doğu Anadolu’daki kaya resimleri esasen dört bölgede bulundu: Malatya – Adıyaman çevresi, Kars yakınları, Van çevresi ve Hakkari dağları.

Türk Tarih Kurumu üyesi Dr. Oktay Belli, Van bölgesinde, M.Ö. 15.000 ile 7.000 yılları arasında yapılan kaya resimleri keşfetti. Yedisalkım bölgesinde, Hakkari’nin dağlarında, vadi zeminin çok yukarılarındaki mağaralarda da tarihöncesi tanrı resimleri vardır. Bu sanat eserlerini yaratan insanlara baktığımızda, çok belirgin işaretler olduğunu görürüz. Benzer kaya resimleri, Doğu Azerbaycan’da, Gobustan’da, Altay bölgesinde ve Sibirya’da da bulunmuştur. Bu kaya resimlerinin yoğunluğu, bunların hiç şüphesiz Ön Türk kökenli olduğunu göstermektedir. Bu çizimleri yapan insanlar, erken göçmen veya yarı göçmen Türk kabilelerine mensuptu. Benzer bir sonuca, (Hakkari) Gevaruk Vadisi’ndeki ve Tirşin Platosu’ndaki stilize çizimlerden varılabilir. 

Gevaruk ve Tirşin’deki kaya resimleri özellikle önemlidir, çünkü Erzurum yakınlarındaki Cunni mağarasındaki ve Aizani (Çavdarhisar, Kütahya)’daki Zeus tapınağının taş bloklarındaki çizim ve sembollerle büyük benzerlikler gösterirler. Bunlar, bölgedeki antik Türk klanlar tarafından yapılmıştır. Son keşifler göstermektedir ki, tarih öncesi zamanlarda, Doğu Anadolu ile Azerbaycan, Sibirya stepleri ve Türklerin ilk anavatanı olan Altay dağlarının sanatsal ve kültürel merkezi arasında bir bağlantı vardır. Tarih öncesi günlerden, modern zamana kadar, göçmen ve yarı göçmen Türk ve Ön-Türk kabileleri, İç Asya ve Anadolu arasında canlı bir bağ oluşturmuştur.

Asya, yurtların yurdudur. “Yurt” kelimesi Türkçe’de hem “çadır” ve “ev” hem de “vatan” anlamına gelir. Yurtlara benzeyen arı kovanlarına Anadolu’da rastlanabilir. Urartuların atası olan ve krallıklarını Kafkasya, Urmiye Gölü ve Malatya-Elazığ civarı arasındaki bölgede kuran Hurrianların bir eseridir. Bu kültürel bölgeye birçok isim verilmiştir. Bunlardan bazıları “Kura-Aras Kültürü” ve “Karaz Kültürü”dür. Bu kültürün yaratıcıları ve geliştirenleri, Türkçe’nin de üyesi olduğu Ural-Altay dil ailesine ait bir dil konuşuyorlardı. 

Erken Hurri kültürü, Hurri kültürüyle birlikte, onlardan sonra gelen Urartu krallığını ortaya çıkardı. Hurrian kültürünün karakteristik bir özelliği, yarı göçmen Hurrianların yuvarlak çadırlarına benzeyen evleridir. Hurrian tipi bu yuvarlak evlerine, hâlâ Urfa ve Harran bölgesinde rastlanır. Daha sonraki, Osmanlı dönemindeki kubbeli yapılar, yurt ve arı kovanının gelişmiş halidir. Büyük kubbelerin yapımı için teknikler geliştirenler Yunanlılar ve Romalılardı ama Osmanlıların bu tekniklere adapte ettiği şevk, hiç şüphesiz, Türklerin antik yuvarlak ve çadır tercihleriyle bağlantılıdır.

Urartuların başkenti olan Van Kalesi’ndeki M.Ö. 8. yüzyıla ait çivi yazısında (Hurrian ve Urartuların ortak tanrısı Taşpuea’dan gelen) Tuşpa ismi geçmektedir. Urartu krallığının kurucusu Kral 1. Sardur’dur (M.Ö. 840-830). Aynı zamanda Van (Tuşpa) Kalesi’ni de inşa ettirmiştir. İbranilerin de değindiği “Ararat” ismi, Kurman metinlerinde “Ura-rat”, Asur metinlerinde “Urartu” olarak geçmektedir. Urartular kendilerine “Biainili” / Vainili / derlerdi. “Van” ismi buradan gelmiş olabilir.

Urartu yazıları yakın bir zamanda çözülmüştür. Urartu dilinin Asya kökenli olduğu resmen tespit edilmiştir. Türkçe gibi, eklemeli diller ailesine mensuptur. Dilbilimciler, Hurrianların Anadolu’ya Orta Asya steplerinden ve dağlarından geldiğine inanmaktadır. Urartular da Hurrianlar’la birlikte M.Ö. 3. binyılın ortalarında aynı bölgeden gelmişlerdir. Bugün artık kesin olarak biliyoruz ki, Urartu veya Hurrianlar ile Hind-Avrupa Ermeni dili arasında (göçten sonra Ermenice konuşanlar tarafından Urartu dilinden alınanlar hariç) hiçbir bağ yoktur. Ermenice, Hind-Avrupa dillerinin Satem grubuna ait iken, Urartuca, kelime köküne son ekler ekleyerek kelime üretme gibi bir özelliğe sahiptir. Bu özellik Ural-Altay dillerinde olan bir özelliktir.

Erich Freigl
Ermeni Mitomanyası
İlk baskı 1986
Mitomani gerçeği süslemek, abartmak, sonunda yalan söylemek için içten gelen güçlü bir istektir. “Mania” tüm şiddetli anormal davranışlar (örneğin terörizm biçiminde) anlamına gelir. 


Hurri ,yaklaşık MÖ.1475



At'a  ilk binen Türklerdir

Hititler de her şeyini Hattilere borçludur. Hattilerin Proto-Türk olduğu söylenir., ki ; "Hurriler de Hititler gibi MÖ.ikinci bin başlarında doğu Anadolu'ya sızmış ve kuzey Mezopotamya'ya girmiştir. Asur kralları at yetiştiriciliğini burada Hurrilerden öğrenmiştir."(Sten Lloyd)... 

Ve Mitannilerin halkı Hurrilerden oluşur. Hurriler Türk'tür. Savaş arabalarının geldiği yer olarak ta Asya gösterilir ki Anadolu'ya da Asya denirdi, adı da As Türklerinden gelir ASYA= AS'ların ÜLKESİ.  Mitanili Kikkuli atçıbaşı olmasına rağmen ata binilmemiş, arabalara koşulmuştur. Bu bölgedeki Subar/Suvar Türklerini de hatırlayalım (Prof.Firudin Ağasıoğlu)....Med yazıtları bile Türkçe çıkmıştır (Prof.Bahtiyar Tuncay)...At'ın yaşına göre adı, koşumlarını ve terimlerini Türkler bulmuştur..


İskit Türkleri



3 Ekim 2015 Cumartesi

MISIR VE TÜRK TARİHİ







Afet İnan "Asya'dan gelen Turaniler Mısır'ın ilk sakinleri" derse, Fergusson'un Tree and Serpent kitabında Tamarisk Osiris ve İsis mitolojisinde önemli bir yer tutuyorsa, ve Tamarisk Temir/Demir kelimesinin bir başka söyleniş şekli ise, o zaman;
Mısır'dan Hellenler'e geçen;
Trakya ve Anadolu'daki Kimmer ve İskitlerden Hellenler'e geçen;
Avrupa'daki diğer Türk kavimlerinden Avrupa'nın eski kavimlerine geçen
Kültürel
Mitolojik
Dil+Yazı
ve 
Ordu Sisteminde
Dip Kültür olarak 
Türk Etkisi inkar edilemez.
SB




Orta Asya halklarının ülken anası, akıllı, ferasetli, cesur, yürekli ve vatansever Turan kızlarının idolü olan Tomars'ın, Tonga Alp'ın torunu olduğu söylenmektedir. Paul Wittek'e göre Tomars'ın asıl adı Tömür'dür. Yunan tarihçileri ise onu Tomaris ve Tömürs şeklinde kaydetmişlerdir.

Saklar tarihte en ihtişamlı dönemlerini MÖ.7.yüzyılda Tonga Alp zamanında yaşamıştır. Sakların Fars kökenli olduğunu ileri sürmektedirler, ama bu doğru değildir. Nitekim miladı Romalı tarihçi Attalata "İskitler (Saklar) ile Türkler aynı soydandır" demektedir.


UYGURLAR
Turgun ALMAS (1924-2001), Kaşgar
Selenge Yayınları,2013




Mısır; 
silindir mühür, tuğlalarla inşaat tekniğini, 
birçok sanatsal ögeyi ve özellikle de 
Birinci Hanedanın başlarında (y.MÖ.3000) 
birdenbire, hiçbir öncülü olmaksızın beliriveren 
yazıyı SUMER'den aldı.


Firavun tanrı olarak kabul edildiğinde veya 
giderek tanrıya dönüştüğünde....

Mezopotamya'da kralın yalnızca 
tanrının temsilcisi olduğunu.....
bilelim.


Priamit Metinleri : MÖ.2500-2300
Lahit Metinleri : MÖ.2300-2000
Ölüler Kitabı : MÖ.1500 den sonra

Orta Krallık, aşağı yukarı hepsi 12.Hanedandan gelme bir dizi mükemmel hükümdar tarafından yönetildi. Onların egemenliğinde Mısır bir ekonomik büyüme ve uluslararası büyük saygınlık dönemi yaşadı. Firavunların taç giyme törenleri sırasında seçtikleri isimler, onların insanlara ve tanrılara karşı adaletle davranma isteğini yansıtmaktadır. 

Hermopolis'te tapılan sekiz tanrıdan biri olan Amon 12. Hanedan döneminde Amon-Re adıyla en üstün tanrı konumuna yükseldi. (Hanedanın kurucusunun adı Amennemhet "Amon en başta" idi). "Gizli" tanrı tam anlamıyla "görünür" tanrı olan güneşle özdeşleştirildi. Amon "güneşleştirilme" sayesinde İmparatorluk'un evrensel tanrısı oldu.

Bu imparatorluk - aslında bu adı almaya layık tek dönem - çelişkili gözükse de 12.Hanedanın sona erişinden sonra patlak veren ikinci bir krizin gecikmiş ama kaçınılmaz sonucuydu. Hyksosların MÖ.1674'teki istilasına kadar çok sayıda hükümdar hızla birbirini izledi. 

Devleti Hyksos saldırısında daha iki kuşak önce parçalanmasının nedenleri bilinmiyor. Ama her ne olursa olsun Mısırlılar, at, savaş arabası, zırh ve gelişmiş yaylar kullanan bu korkutucu savaşçıların saldırısına zaten uzun süre dayanamazlardı. Hyksosların tarihi yeterince bilinmiyor, ama Mısır'a doğru ilerlemelerinin MÖ.17.yüzyılda Yakındoğu'yu sarsan göçlerin bir sonucu olduğuna kuşku yok. 

(Bilinen isimlerin çoğu Sami kökenlidir, ama Hurri kökenli isimlere de rastlanmıştır. O çağa ait hiçbir Mısır belgesinde Hyksoslardan söz edilmemektedir. Müstahkem şehirleri Tanis'in adı 19.Hanedan dönemine ait bir metinde ve aynı döneme doğru yazılmış bir halk masalında geçmektedir. Tahmin edilebileceği gibi, fatihler - Mısırlıların gözünde "barbarlar"- Kaos'un simgesi yılan Apophis'le özdeşleştirilmişti.)

Mircea Eliade
Dinsel İnançlar Tarihi,cilt 1

* * *

Hyksos'lar Turani dil konuşan Mitannilerdir. 
Kassiler ve Hititler ile aynı soydandır.


....The Hyksos called themselves Min , coming from a country east of Syria and near Assyria. They appear therefore to have been Minni, or Minyas from near Lake Van: and the Minyans of this region (Matiene or Mitanni) in the 15th century BC. spoke a Turanian language, being apparently of the same stock with the Kassites of Babylon and the Hittites, which agrees with the worship of Sutekh. 


....The original civilising race came apparently from Asia, before the age of the Pyramids.....

.....(the carved slates, supposed to be as old as the 1st dynasty, represent hunting scenes, and wars with negroes ; and the writer regards them as showing invaders from Asia Minor; for they are armed with the double axe of Karians and Kretans, found also on Hittite monuments, and at Behistun as well as in Etruria as used by Turanians....)

....The people of Lukopolis (wolf town) propitiated the wolf that tore their sheep; other shepherds adored the bull and the ram.....

....5th dynasty , at Memphis (or at Elephanta) say 3950 to 3700 BC. The Turin copy of the Ritual belonged to this age, with various proverbial treatises. The skulls are long, like those of modern Egyptian peasants, whereas those of the first four dynasties are round, suggesting a Turanian race.....

....14th dynasty at Xois (Sakha) :say 2400 to 2000 BC. The Turanian fondness for confederacies of tribes instead of kingdoms (seen also among Hittites and Etruskans).....

....The Hyksos called themselves Min , coming from a country east of Syria and near Assyria. They appear therefore to have been Minni, or Minyas from near Lake Van: and the Minyans of this region (Matiene or Mitanni) in the 15th century BC. spoke a Turanian language, being apparently of the same stock with the Kassites of Babylon and the Hittites, which agrees with the worship of Sutekh. (Between the 12th and 18th dynasties also, foreign pottery like that found in Palestine, Kappadokia and on the shores of the Eagean Sea, appears in Egypt and is marked with emblems of the "Asianic syllabary" which was used by Hittites, Karians, Kretans and Kuprians......

Egypt - 18th Dynasty

...Thus for three generations, Semitic and Turanian influence began to reassert itself in Egypt....

...The Kassites were then ruling in Babylon and the whole Turanian power, from Asia Minor and Syria to Mesopotamia.....

....Kadesh and Karkemish are named with the Masu (Mysians) , Pidasa (Pedasos) Leka (Lycians or Ligyes) Dardani (Dardanos) and others. (The Kassites were then ruling in Babylon, and the whole Turanian power, from Asia Minor and Syria to Mesopotamia- perhaps aided by Aryans (see Rameses III,below)- was leagued against Egypt-ED)....

....Rameses II was a great builder, and constructed the Ramesseum at Thebes, and the beautiful rock temples of Abu Simbel. He completed the Hall of Columns at KArnak; and from its bas reliefs we learn much as to his conquest of Kadesh and other cities. He died in old age, and his mummu presents a very stiking countenance more Asiatic than Egyptian, with a powerful aquiline nose.....

.....(Among the names of tribes allied to the Libyans we find Akausha (supposed to be Achaeans) Tursba or Tulsha (people of Tros, Thrace or Tlos) Shartana (Sardians) and others "of the lands of the sea"....




Forlong - Faits of Man II
(EK: Hyksoslar Hurri ve Kassitilerin bir koludur. Hyksos döneminde Mısır'da atlı kurganlar görülür-SB)


* * * 

This acoors with the westward drift of races in the earliest times and historic race of the Egyptians to the Lower Nile, for from its origin Egypt was rather Asiatic than African....(page 94)

We have seen indications that the mixture and even fusion of races, so characteristic of the Chaldaean country had extended itself in the tideway of migration through Mesopotamia, Syria, Canaan and even into the Delta. We shall not be surprised to find if so be, even a Turanian element in Egypt when we treat of the "shepherd-kings"....(page 104)

This is a most important contrast and would lead to the conclusion that the pristine Turanian religion of Chaldaea, in respect at least of the worship of elemental spirits ,had not formed any portion of the complicated system which grew up in Egypt....(page 118)

The best picture we can produce must be tessellated with fragments from the most various sources. We have already brought many together and arranged them in a rough outline. We have seen the western migration of different races, Turanian, Hamitci, Semitic ; have traced the line of their smouldering camp-fires from the Persian Gulf to the eastern branches of the Nile, the names of their stations, the titles of their gods, the records of their conquests and, last of all, their very presence with living tradition on their lips from point, along their old time-honoured highway....(page 131)

The name Hyksos, by which they were known to the Egyptian priestly historian Manetho is generally believed to be compounded of Shasu, the usual word for the Arab hordes, and hyk king ; and may have been a mere nickname used after their expulsion. But the Egyptians call them in their records Menti (Syrians), Sati ,the roving Asiatics armed with bows, or by a word of hatred or contempt. Manetho, says they wre of ignoble race, "some say Arabians ;" and also uses the term Phoenicians for the earlier monarchs. Africanus calls them Phoenicians.

It is clear enough from what quarter they came. As we have seen, the few sculptures yet discovered show a type, most strongly-marked common to all the royal heads. Mr.Lenormant has suggested more than once that this may display a Turanian element ; "a race which is not even purely Semitic, and must be pretty strongly mixed with those Truanian elements which science reveals to-day as having borne so large a part in the population of Chaldaea and Babylonia".... (page 143)

The subject of marriage in Egypt has been treated by Prof.Ebers. The wife held a very honourable place in the oldest times, as the monuments clearly show. This agrees well with the Pharaoh's view of the matter, which indeed was quite as characteristic of the old Turanian people of Chaldaea and also guided the conduct of Abimelech king of Gerar....(page 154)

The word used in Genesis xii, for the officers of Pharaoh's court, is the correct Egyptian title (Sar), which is in fact common to the Turanian and Semitic Babylonia, Egyptian and Hebrew languages...(page 155)


Studies on the times of Abraham - Henry George Tomkins, 
Member of the Society of Biblical Archaeology


* * * 

..Bundan başka Mısır kral/allahlarına verilen eski isimler DEMİRCİ manasına olarak tercüme edilmiştir. 
Bunlar hem muharip hem maden sanatlarını yapan insanlardı....


Bugün muhakkaktır ki, ilk Mısır ahalisi milattan 5000 sene eveline doğru Asya'dan gelmiş olan beyaz ırktır; bu ırk Nil vadisinde yerleşti. Kabileler halinde kümeler teşkil etti. Herbir kümenin reisi, dini ve kanunları vardı.


Bu malumattan ve Türk tarihine methalde Türklerin umumi muhaceretlerine dair verilen tafsilatın ihtiva ettiği delillerden Mısır deltasına yerleşerek ilk Mısır medeniyetini kuranların Türkler olduğu anlaşılır.....


...Nil vadisinin delta kısmını ilk işgal edenler , Orta Asya'dan muhtelif yollarla ve birbiri ardı sıra gelmiş olan Türk kabileleridir.....


AFET İNAN




Mısır'daki Tarkhan Mezarlığı yabancılara tahsis edilmiş mezarlıktır.
Toorsha veya Tursha olarak adlandırılan Deniz İnsanları (Sea People) diğer bir değişle Etrüsklerin atalarına ait mezarlığın adı olan Tarkan, MÖ.509'a kadar Roma kurup yöneten Etrüsklerin liderlerine de verdiği addır. Resimde de görüldüğü gibi mezarlıktan çıkan buluntularda Türk tamgalarına benzer tamgalar mevcuttur.


"Bir şehirde Türk Binici", 1863 (Mısır Memluk Türkü)
"Turkse ruiter in een stad"* 
Willem de Famars Testas, 1863
Rijksmuseum - Amsterdam
* De stad is in Egypte en de Turk is een Mamlukse Turk.









8 Temmuz 2015 Çarşamba

DİYARBAKIR SURLARI VE HURRİLER




Diyarbakır'ın ilk surları, MÖ.3.000 - 2.000 yıllarında bir Türk kavmi olan Hurriler tarafından yapılmıştır. 
Diyarbakır bir Hurri kentiydi....







SURLAR:


Kentin Roma dönemi öncesi hakkında , MÖ.2000'li yıllarda bölgede Hurrilerin yaşadığı, Hurri kentinin surla çevrili olduğu, MÖ.9.yüzyılda Bit Zamani kabilesinin başkenti olduğu dönemde ise eski surun onarıldığı dışında bir bilgi bulunmamaktadır.

Kent tarihine yönelik kapsamlı bilgiler, Roma dönemiyle gün ışığına çıkmaya başlar. Romalı asker Ammianus Marcellinus'un anlatımından, 359 yılı öncesinde "Amida" adıyla anılan bu kentin çok küçük olduğu, Konstantinus'un henüz sezarken güçlü duvar ve kulelerle çevrelediği kente kendi adını verdiği ve komşularının sığınabilmesi için kent dışında duvarlarla çevreli Antoninupolis adında bir başka kent daha inşa ettirdiği anlaşılmaktadır.


Kaynaklarda Hurri kentinin surla çevrilmesinin ilk kez, 330 yılı civarında (Gabriel,1940) , 338 (Salname-i Vilayet-i Diyarbekir,1302) ya da 349 (Honigman,1970) yıllarında gerçekleştiği yolunda üç ayrı bilgi bulunmaktadır.


Gabriel, Ammianus Marcellinus'un metnine ve sur duvarlarında gerçekleştirdiği kapsamlı araştırmalara dayandırdığı kent restitüsyonunda, surla çevrili olduğu bilinen Hurri kentinin, ilkin 330 yılı civarında büyütüldüğünü , 363 yılından sonra ise daha büyük bir alanı kaplayacak biçimde içerisine alındığını ileri sürer.


Akkoyunlu, Artuklu, Büyük Selçuklu, Abbasi, Eyyubi ve Osmanlı dönemlerindeki ekleriyle bugünkü halini almıştır.



Diyarbakır Surları ve Kent Tarihi
Canan Parla , 2005
pdf










HURRİLER:


Ş.Günaltay : " Anadolu'nun eski halkını Hint-Avrupalı yapmak hastalığına tutulan Avrupalılardan Winckler ve Weidner, Hurrilerin de Hint-Avrupalı olduklarını iddiasını ileri sürmüş ve buna güya delil olarak Khurri adının Kharri suretinde olduğunu ve bunun Darios kitabesinde Aryaların ismini ifade eden Harrija'nın aynı olduğunu ileri sürmüşlerdir. 

Halbuki gerek Boğazköy arşivinden ve gerek Tel-Amarna mektuplarından, hatta Asur tabletlerinden bu kavmin adının Khurri olduğu ve Ari sözüyle bir münasebeti bulunmadığı kesin olarak anlaşılmıştır. Esasen bu kavmin dili ile Hint-Avrupa lehçeleri arasında hiçbir yakınlık olmadığı gibi, Hurri dilinin asyanik, yani Orta Asya kavimleri dilllerine bağlı bir lehçe olduğu son zamanlarda şüphe götürmez bir surette meydana konulmuş olduğuna göre, bu iddianın ilmi bir kıymeti kalmamıştır."


Prof.Umar da Hurri dilinin Hint-Avrupa dilleri ailesinden olmadığı gibi Semitik diller arasında yer almadığını; bu dilin daha sonra MÖ.Birinci binyılda ortaya çıkan Urartu halkının diline benzediğini belirtmektedir.


Günaltay, Hurriler Urfa-Mardin-Kerkük hattı üzerinde güçlü bir beylik kurdukları anlaşılıyor ve hatta Mısır'ı iki asırdan fazla bir süre hakimiyet altında tutan "çoban krallar" sülalesi Heksosların da bu Hurrilerin bir kolu ileri sürülmektedir. Hurri adı altında yaşayan boyların daha sonra kendi aralarında bölünerek biri Hurri, diğeri Mitanni adında iki konfederasyon oluşturdukları, MÖ.16.yüzyılda Mısırlıların Heksos boyunduruğundan kurtulmasında, Hurrilerin Mitanniler arasındaki rekabetin önemli rol oynadığını düşününmektedir.


Hurriler, Mitanni devleti içinde altın çağlarını yaşamışlar, ama sonunda Mitanni devleti yıkılınca, onların topraklarında Subarular tarih sahnesine çıkmıştır.


Hurrilerin zaman içinde kendi aralarında bölünüp Hurri ve Mitanni federasyonunu oluşturmaları, aradan yaklaşık 2500 yıl sonra Türgişlerin, Kara ve Sarı Türgişler diye bölünmelerini hatırlatmaktadır. Kara Türgişlerin ağırlıklı kesimini Mukriler (sonradan Kürdleşmişlerdir), Sarı Türgişlerin bel kemiğini de Kıpçaklar oluşturuyordu.


Burada da ihtimal ki, Mitanni adını alan beyliğin bel kemiğini Mitan veya Muyten boyu oluşturuyordu. Tuhaftır ama Mitan, Mit, Miten ve Muyten adını taşıyan oymaklar günümüzde Özbekler, Başkurtlar, Karakalpaklar, Mangıtlar arasında hala var ve ayrıca ortaçağda Peçeneklerin bir kolunun adı Mitan/Muyten idi. 


MÖ.1700 yıl önce Mitanni devletinin sınırları dahilinde bugünkü Urfa, Mardin, Diyarbakır ve Siirt illeri bulunmaktaydı.



Kürdoloji Yalanları
Ahsen Batur









"Euphrates was populated by Subar-Mitan, Hurri-Mitan sinse III till I millennium BC; later belonged to Urartu (X-VIII centuries BC): in VII century up to BC Saka-Kimmerian (Saga-Gamer) tribes settled here. The Turkic population was dominant (Saka-Kimmerian [Saga-Gamer], Subar, Armi-Mitan), Hurris made a prepotent element as well."

Prof.Dr.Firudin Celilov Ağasıoğlu







" Sümerler'den sonra (IV. binde) Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen Subaru, Elam ve Hurriler'in de, Sümerler gibi esas itibariyle Türk kavimleri oldukları ilim alemince büyük ölçüde kabul görmektedir. Medler içinde de Turani kavimlerin önemli bir yer teşkil ettiği ve Urartulular (yukarı ülkeliler)'ın da Hurriler'in bir devamı olup, Turani menşeden geldikleri anlaşılmıştır. "


" M.Ö.III. binde Asyalı bu Hurriler'e, mağara anlamına gelen Hurri adının verilmesinde, Türk mitolojisindeki mağara anlayışıyla bir ilişkisi olduğunu düşünmek doğru olur. Türk efsanelerinde, Türkler'in bir mağarada "Böri"=Bozkurt'tan türemiş oldukları ve Barthold'un bu Furi sözünün kurt anlamında olan "Böri" olduğunu söylemesi de bir vesika mahiyetindedir. "


"Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde (Geçmiş Huri/Guri sahası) yaşayan Kürtler'in adı olan "Kürt" sözünün aslının "Gur" dan geldiği de ileri sürülmektedir. Gur adının eski türkçede çogul takısı olan "t" yi alarak, Gur (t)=Kürt olduğu, Kürtler'e verilen diğer bir ad olan Kurmanç sözünün de Türkçe'deki büyültme eki "man" ilavesiyle, Türkman, koca-man, şiş-man, uz-man sözlerinde olduğu gibi, "Gur-man=Gurman/-Kurman (ç)" olduğu ileri sürülmektedir ki, kurala uygundur.


Anılan zamanlarda Huri sözünün mağara anlamına geldiği meselesi ise, eski türkçede Gur/Gor sözünün mezar ve yeraltı manasına geldiği ile açık şekilde anlaşılmaktadır. Bugün Türk Dünyası'nın birçok yerinde "Gor" sözü halen mezar anlamında kullanılmaktadır. Gor, Iğdır yöresinde de aynı anlamda (Babanın, Atanın gor'u (mezarı) kullanılmaktadır. "



IĞDIR TARİHİ, Nihat ÇETİNKAYA,1996








Yaşar Kalafat “Türk Kültüründe Kürtler” kitabında, Saka Türkleri arasında Gur adlı bir boy olduğunu ve dağlık bölgelerde yaşadığını, zamanla ağızlarda “Gur” kelimesine “t” eklendiğini ve “Gurt” adını aldığını, bu görüşü benimseyen araştırmacılar olduğundan bahseder. 

Aynı görüş kendisi de bir Zaza olan M.Şerif Fırat’ın “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” kitabında da vardır, Zazaların ve Gurmançların (Kurmanç) bu boydan olduğunu tastikler ve Türk boylarından oluştuğunu söyler.








"Tarihçilere göre Urartuların dili yaşadıkları topraklarda olan Hurri halkının diliyle söz varlığı ve 
dil bilgisi bakımından yakınlığı vardı. "


Hurriler: "Tukris" :

ÇİVİ YAZILI KAYNAKLARA GÖRE TÜRKÇE-ETİCE-HURRİCE ARASINDAKİ BAĞLAR 
ÜZERİNDE YENİ ARAŞTIRMALAR


Tarhun : Kökeni Hurrilere dayanır , göksel ve fırtınalar tanrısıdır.
Etrüsk yazıtlarında “Tarhun” veya “Tarhan” olarak gösterilmiştir.
Hititler de Hurri ve Hattilerden etkilenmiştir.




Yesemek Heykel yapım Atölyesi;

ilk kez Hitit döneminde I.Şuppilluma zamanında (MÖ1375-1335) işletmeye açılmış ve 
yöredeki yerli halk Huriler burada çalıştırılmıştır...link


Türk Taşbaba/Balbal
National Historical and Archaeological Stone Graves Park. Zaporijya bölgesi - Ukrayna







2015 Yılı İtibariyle Türkiye’den UNESCO Dünya Kültür Mirası Kalıcı Listesinde













23 Aralık eklemesi



1564 YILINDA DİYARBAKIR’DA (AMED) KİMLER YAŞIYORDU?


Diyarbakır tarihin hiçbir döneminde bir Kürt şehri olarak anılmamıştır
Diyarbakır tarihte hiçbir zaman Kürt Şehri olmadı.

Diyarbakır, 16 kültür katmanına sahip kadîm bir şehir. İpekyolu’nun önemli bir durağı. Bu yüzden şehrin etrafı dev surlarla çevrilmişti.

Şimdi tarihi surlarla çevrili kadim Diyarbekir şehrine bu surlardan dolayı Sur İlçesi veya kısaca Sur deniliyor.

Sur adı verilen tarihi Diyarbekir şehri aylardan beri tarihi surlarıyla, tarihi eserleriyle değil sokaklarına kazılan hendeklerle, kanla, terörle anılıyor.
Kendilerini Kürtlerin temsilcisi olarak gören bir grup terörist şimdi sokaklarda “öz yönetim” adı altında polise ve askere karşı silahlı direniş peşindedir.

Dağlarda barınamayan PKK’lı teröristler de şehre inmiş ve hendeklerde devlet güvenlik görevlilerine kurşun sıkıyor, tuzak kuruyor.

Devlete kafa tutan çoğu gençlerden ve hatta çocuk sayılabilecek kimselerden oluşan bu grup ne istiyor?

“Diyarbakır Kürt’tür ve Kürtlerce yönetilmelidir”.
Diyarbakır gerçekten Kürt müdür?
Ne zamandan beri Kürt’tür?

Kürtlerin tamamı PKK gibi gerçekten Türkiye Cumhuriyetinden kopmak ve “özyönetim” adı altında bağımsız mı olmak istiyorlar?

Öncelikle iddianın tarihsel zemini yoktur. Diyarbakır şehir merkezindeki demografik tablo 1915’lerde zorunlu göç ile oluşmuş ve 1985 sonrasındaki göçlerle şekillenmiştir. Ayrıca Kürtler üzerindeki maddi – manevi baskı ve tehditler sebebiyle Kürt halkının ne istediğini tam olarak belirlemek de çok zordur.

Diyarbakır tarihin hiçbir döneminde bir Kürt şehri olarak anılmamıştır. Artuklu olmuştur, Akkoyunlu olmuştur, Karakoyunlu olmuştur, Osmanlı olmuştur, ama hiçbir zaman Kürt olmamıştır.

İşte Diyarbakır’ın tapusu gibi sapa sağlam önümüzde duran 1564 tarihli Diyarbekir Mufassal Tahrir Defteri.

155 numaralı bu Diyarbekir Mufassal Tahrir Defteri, Ankara’da Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunuyor.

Defter Kanunî döneminde vergi toplamak ve erkek vergi nüfusunu belirlemek için düzenlenmiştir.

Bu sebeple Müslim/ Gayrimüslim bütün halk tek tek, baba isimleri ile birlikte, oturdukları mahallelere göre yazılmışlardır.

Öncelikle şunu belirtelim ki 1564 yılında eyaletin adı Diyarbekir; şehrin ve kazanın adı Amid (Amed) idi. Surları çevreleyen kara taşlardan dolayı şehre Kara Amid de denilmekteydi. Amid şehir merkezinde ilk mahalle 93 vergi nüfusuna sahip olan Cami-i Kebir yani Ulu Cami Mahallesi idi. Sonra 36 vergi nüfusu olan Şeyh Cafer ( = Yiğit Ahmed) Mahallesi kayıtlı idi. Geçtiğimiz günlerde acımasızca yakılan Kurşunlu Cami diye bilinen Fatih Paşa Camii ise aynı adı taşıyan mahallede bulunmaktaydı.

Toplam 80 mahalle ve mahzende 6.572 vergi mükellefi yetişkin erkek nüfus yaşamaktaydı. Söz konusu 6.572 kişinin 4.268’i ise ( % 65) (Ermeni, Süryani, Rum, Yahudi olmak üzere) Gayrimüslimlerden oluşmaktaydı.

Müslüman nüfus ise 2.284 kişi olarak tespit olunmaktadır (% 35). İşte 1564 yılında Amed’in gerçeği budur.

Şimdi bizim tartışmamız gereken konu şudur: Amid halkından bu 2.284 Müslüman’ın ne kadarı Türk, ne kadarı Arap, ne kadarı Kürt, ne kadarı Karaçi’den gelmiş Karaçiyân idi?

Osmanlı millet sistemi içerisinde Müslüman topluluğu etnik bir tasnife tabi tutulmadığı için kişilerin veya aşiretlerin etnik durumları çoğu zaman yazılmıyordu.

“Ekrâd” ve “Türkmen” deyimleri ise çoğu zaman “konar-göçer” anlamında kullanılmaktaydı. Bazı aşiretler için “Türkmen Efrâdından” şeklindeki arşiv kayıtları bunun en açık kanıtıdır.

2.284 kişinin taşıdıkları kişi adlarına bakarak Türk, Arap, Kürt, Karaçiyân olduğunu söylemek de oldukça zordur. 1564 yılında Diyarbekir Eyaleti’nde yaşamakta olan 26.284 Müslüman nüfusun kişi adlarına baktığımızda en çok kullanılan isimler Mehmed, Ali, Hüseyin, Hasan, Ahmed, Yusuf, Maksud gibi Arapça kökenli İslamî adlardır.

Dolayısıyla bu isimlere bakarak şehirde ve kırsal bölgelerde yaşamak olan Müslüman halkın etnik durumunu ortaya çıkaramayız. Abdo, Cello, Haso, Memo gibi Kürt kimliği yansıtan isimler görülse de çoğunluk Mehmed, Mahmud, Ahmed şeklinde kayıtlıdır.

Güvendik, Sevindik, Ürkmez, Korkmaz, Karagöz, Alagöz gibi Türkçe kökenli adlar ise diğer eyaletlere kıyasla daha yüksek oranda kullanılmıştır. Bunun açıklaması ise Akkoyunlu Türkmenlerin 1564 yılında hala Diyarbakır çevresinde bulundukları şeklinde yapılmaktadır.

Bir şehirde bir etnik grubun çoğunluk sağlamış olması, demokratik rejim içerisinde bu gruba özel bir hak vermeyecektir.

Tarihsel sahiplik iddiaları ise yukarda görüldüğü gibi Kürtlerin değil Ermenilerin ve Süryanilerin işine yarayacak bir iddia olur. İşin garibi ise Kürtlük tezini savunanlar Ermeni tezine de destek vermek gibi bir tezat yaşamaktadırlar.


Prof. Dr. Yılmaz Kurt - 23 Aralık 2015 / sonsöz
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.