diyarbakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyarbakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2016 Perşembe

Karacadağ Türkmenleri



Atlas dergisinin 154.sayısında (2006 Ocak ayı), Faik Bulut imzasıyla “Karacadağ Kürtleri” adlı bir gezi yazısı yayımlandı. Bol resimli bu gezi notlarının arkasındaki bazı gerçekleri pek çoğumuz bilmediğimiz için, bu kıraç dağ başında yaşayan ‘Kürtler’ için üzülür, ağıtlar düzebiliriz. Ama bu yöre insanlarının atalarının yüzlerce yıl önce bu yöreye göçüp yerleşen Oğuz boylarından olduğunu, yüzyıllar içinde Kürtleşerek Türkçeyi unuttuklarını öğrendiğiniz zaman da şaşırıp kalırsınız. 


Evet, ne yazık ki Türk tarihinin Anadolu’daki bin yıldan fazla süregelen uzantısı şaşırtıcı belge ve bilgilerle dolu.Yazı, pek çok insan için bilinmeyenleri anlattığından dolayı ilgi çekici ama bilimsel bir niteliği yok. Neden mi, çünkü yörenin yerleşim tarihi hakkında hiçbir belgeye dayanılmadan yalnız ‘O şöyle dedi, bu böyle dedi’ ile geçiştirilmiş. Halbuki, rahmetli Faruk Sümer Hoca’nın ‘OĞUZLAR- Türkmenler-’ adlı büyük eseri; Osman Turan Hoca’nın ‘Selçuklular Tarihi’, ‘Doğu Anadolu Türk Devletleri’, Cengiz Orhonlu Hoca’nın ‘Anadolu’da Türk Boylarının İskânı’, C. Cahen’in ‘Anadolu’nun Türkleşmesi’ adlı eserleri okunup, yapılan gözlemlerle birleştirilseydi bu yazı daha bilimsel, daha kalıcı olurdu. 


Araştırıcının yalnız gözlemlerine dayanarak verdiği bilgileri şöyle bir irdeleyecek olursak, pek çok gerçeğin Türkler ve Türklük adına atlanmış olduğu görülmektedir. Bu yazının en önemli özelliği yöre halkının Kürt değil, Türk kökenli olduğunu vurgulayan şu paragrafıdır (s. 104-105)


‘Ö.Yöre aşiretinin başını Tırkanlar çeker. Derikten Çıkrık köyüne kadar yayılmışlardır. Çoğu mürit takımıdır. Bunları, beyaz poşularından tanımak mümkündür. Dördüncü Murat, Bağdat seferi sırasında Tırkanları buraya yerleştirmiştir. Kejan aşiretinin altı, yedi kolu var. Kıvrarlar, Hop köyünden gelmişler. Arap aşiretleri daha daha aşağıda yerleşiktir. Kırvarlar Zaza, Bucaklar Çermik kökenlidir. Dağın kuzeydoğusu ve güneyi silme Kürttür.’ 


Ayrıca (s. 112, 113), ‘Çıkrıklılar, Tırkan aşiretine mensup. Kökenleri konusunda farklı fikirler var. Bazıları Orta Asya Türkmenleri oldukları ve sonradan Kürtleştikleri görüşünde. Salih Işık gibi gençler ise dedelerinin anlatımına dayanarak söyle diyor: “Biz Suriye’den geldik. Kürtçe adımız Teyrikan’dı, sonradan Tırkan’a dönüştü. Türk olduğumuz iddiası bu isim benzerliğinden kaynaklanıyor.” 


Gerçeğin bilimsel yanı yukarıda belirttiğim gibi tarihî belgelere dayanmakta. Yöre halkının yaşlıları bu tarihî gerçekleri daha yakından bildikleri için, Kürtçe konuşsalar da kendilerinin Türk kökenli olduklarını iyi biliyorlar. Ama, ne yazık ki, biz gençlerimize bu tarihî gerçeği anlatamamış, öğretememişiz. Şimdi, Tırkan ve Teyrekan sözcüklerine bir bakalım. 


Önce TÜRK ve buradan türetilmiş TÜRKÅN sözcüklerini inceleyelim. Türk, bir kavim adı olup ilk defa Orhun/Köktürk yazıtlarında (anıtlarında/abidelerinde) geçmektedir. O günden bu güne kadar da tarih sahnesinden silinmemiştir. Araplar Türkçe TÜRK sözcüğünü ETRÅK biçiminde Arapçalaştırmışlar, TÜRKÅN biçimini de türetmişlerdir. Her ikisi de ‘TÜRKLER’ demektir. Anadolu kürmançisinde genellikle u/ü sesleri ı’ya dönüşür. Bu yüzden TÜRKÅN adı önce TEYREKAN sonra da TIRKAN’a dönüşerek, yörede yaşan bir Türk aşiretine ad olmuştur. 


Bir de yörede yaşayan aşiretlerin saç+göz+yüz+burun+çene gibi antropolojik özelliklerine de bakmak gerekirse, bunların kesinlikle Kürt ırkından gelmedikleri, ne Barzani’ye, ne Talabani’ye, ne de Mehdi ve Leyla Zana’ya, Sırrı Sakık’a, Ümit Fırat’a, Haşim Haşimi’ye Ö benzemedikleri görülür. Atlas’ın 110.sayfasındaki sarı saçlı+mavi gözlü beyaz tenli çocuğun Kürt DNA’sından farklı olduğu görüldüğü halde, ‘Karacadağ Kürtlerinin belirgin özelliklerinden biri de çocukların sarı saçlı, renkli gözlü olması. Dört yaşındaki Hazal da bunlardan biri.’ diye yazılması, acaba bilimsel hangi gerçekleri değiştirebilir. 


Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Avrupalıların Polovest (= sarışın) adını verdikleri Peçenek, Kuman ve Kıpçak Türklerinin sarışın, mavi ve yeşil gözlü olduklarını tarih kitapları yazmaktadır. Bugün Karadeniz’in kuzeyindeki Türk kavimlerinden olan Çuvaşların %90’ı sarışın ve mavi gözlü; Kırgızların Narın bölgesinde yaşayanlarının da aynı şekilde mavi gözlü, beyaz tenli oldukları bilinmektedir. 


Ayrıca, Kazan, Başkurt, Kırım, Nogay, Özbek, Türkmen Türklerinden pek çoğu mavi ve yeşil gözlü olup, sarışındır. Ama Kürtlerden sarışın ve renkli gözlü (= mavi) kimse YOKTUR. Varsa, mutlaka soyunda Türklük vardır. Sayfa 100-101’de, çadırın içindeki iki erkek, beş kadın ve yirmi üç çocuğun (kız ve erkek) hiç birisinin Kürtlükle ilgisi yoktur. Bunlar Oğuz boylarından birisine mensup, ne yazık ki, ilgilenmediğimiz için zamanla Kürtleşmiş Türklerin torunlarıdır. 



BİZ TÜRKMENİZ 
sitesinden altındır.



Güneydoğu Anadolu'da sönmüş yanardağ olan Karacadağ Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin illerini kapsar.






“Tırkanlar”, Orta Asya’dan önce Erzurum civarına, oradan da Siverek’in Çıkrık köyüne geliyorlar. Tırkan kelimesi, bölgedeki insanların ifadesine göre, “Türkmen” kelimesinin “Kurmançca” ifade ediliş şeklidir. Zamanla Tırkanların bir kısmı Karacadağ’dan ayrılarak Ceylanpınar, Hil- van, Siverek, Viranşehir, Şanlıurfa, Gaziantep ve Nizip merkezine, Suriye’deki Derezo (Derezor), Söğüt, Domaniç gibi yerlere dağılıyorlar. Söğüt- tekiler OsmanlInın kuruluşunda önemli rol oynuyorlar. Karacadağ’da 58 Tırkan köyü vardır. Büyüklerimizden öğrendiklerimize göre “BeydilliBaydilli” aşiretiyle akrabayız. - Mustafa Aksoy'un araştırması/link







Saddam rejimi Arap olmayan özelikle Türkleri ezmek, yok etmek, onları Irak haritasından silmeye çalışarak, başaramadı, tarihiyle bu büyük milletim tüm rejimlerinin uğramasına rağmen her zaman Irak Türkleri varlıklarını koruyarak canlarını toprakları uğrunda vererek uygarlığı yaratarak devletler büyük devletler kurmuşlardır, ve dünyanın neresine bakarsanız ve Irak’ın genel olarak, Aşiret, oymakları aile, boyları Türk oldukları karşınıza çıkacaktır.

Eskiden Arapların baskısıyla Araplaşan birçok Türk topraklarımız ve Arap yazan oymak, Aşiretler, Bugünde Kürtler Dünya gücüyle, Saddam rejiminin politikasını yöneterek, Avrupa, batı müttefik güçlerden, karşılık güç alarak, Türk toprak, bölgeleri Kerkük, Erbil, Musul, Diyala, Vasit, Celevla, Telafer, Altunköprü, Tuzhurmat ve tüm Türk köylerinin, Kasaba, yerlerini Kürtleştirmeye kalkarak, yerlerin bölgelerin adlarını Kürtçeye çevirmektedir.

Öte yanda İran, Suriye, Mısır, Libya, Filistin, Colan, Cenin, Lübnan, Türkiye’nin birçok şehirlerinde binlerce Türkmen oymak aşiretleri, oymakları, boyları Araplaşarak, Kürtleşerek kimliklerini ne yazık ki unutmuşlardır.

Umarız tüm kan kardeş, soydaşlarımızdan ne olursa olsun bu hakikatleri bilmelidirler ve kendi Türk dillerini 
Türk milletlerine bir an önce dönmelidirler belgelerle araştırmalıdırlar.


Bu yazımı 1994 yılında Siyasi Abu Garip Hapishanesinde Arapça olarak tüm yaşlı aydın insanlardan yararlanarak bir bölüm kendi bilgilerime dayanarak ve her türlü belgelere baş vurarak yazmıştım birçok yerde yayınlanmıştır.
Şimdide bir bölüm kaynaklara dayanarak Türkçe olarak tüm Türk dünyasına sevgilerimle armağan ediyorum.


Av.Sadun KÖPRÜLÜ - 12 Nisan 2012
(d.Altunköprü-Kerkük 1957 - ö.2014)
Irak Türkmen Cephesi-Türkmen Araştırmaları ve Projeleri Koordinatörü olarak çalışmıştır.


"Türklük uğrunda kurban, tarih burhanımız var,
Güzel Kerkük’e karşı, içten hayranımız var."
1970









GERÇEKLER ve YALANLAR




27 Aralık 2015 Pazar

Diyarbakır




"Yıkın On Gözlü Köprüyü, Ben-u Sen'i, Diyarbakır'da, nefret ettiğiniz Türk(men)ler'e ait bir şey kalmasın !"

Akkoyunlu Hükümdarı öz be öz Diyarbakırlı Uzun Hasan'ı, yine Diyarbakırlı Karayülük Osman'ı zaten bilmiyorsunuz ama biliyorsanız da; kahramanlıklarını, Osmanlı'ya nasıl kök söktürdüklerini anlatmayın. 300 yüzyıl Orta Doğu'ya hükmettiklerini resmi tarih bize anlatmadı. Aksine Diyarbakır merkezli öz be öz Türkmen devleti olan Akkoyunlular resmi tarihe göre Osmanlı'yı arkadan vuran hain barbarlardı. Her gün kadim şehirde onlarcasını gördüğümüz eserleri bırakan ve Diyarbakır'ı başkent yapan Artuklular'ı hiç yaşamamış sayın. Diyarbakır ile ilgili en kapsamlı tarihi araştırma olan, 15. Yüzyılda yaşamış İranlı tarihçi Ebubekir Tıhrani'ye ait Kitab'-ı Diyarbekiriye'yi bulduğunuz yerde yakın çünkü o kitapta, Diyarbakır'ın dağını taşını yurt edinen Bayındır Türkmenlerinden dolayı yüzyıllarca Bayındıriye diye bilindiğini anlatır. Bu bilgi sizin için sakıncalıdır. 


Yakın! Osmanlı kayıt defterlerini çünkü aşiret aşiret, isim isim kayıtları vardır Diyarbakırlılar'ın. Sizi şaşırtacaktır oradaki bilgiler, belki de kızdıracaktır.

Ulu Camii'nin, Anadolu coğrafyasının Orta Asya Türk mimarisine göre Kilise'den Camii'ye çevrilen ilk eseri olduğunu ancak sanat tarihçileri bilir o nedenle tehlikeli bilgi değildir. Ama yine de sizin için tehlikeli ise orayı da yıkın. Yedi Kardeş burcunu mutlaka yıkın çünkü orada öz Türkçe isimleri ile esere konu olan Diyarbakırlı yedi kardeşin ismi var, hem de taşa kazılı.

Kendini öz Türk zanneden bazı Batılı cahillerin dalga geçtiği, karaladığı Diyarbakır ağzını yasaklayın kimse konuşmasın. Çünkü; tekmeye tepik, alkışa çepik, beze çapıt, merdivene gezemek, teyzeye dayze, amcaya ami, yiğit'e iğit, düğüne toy, tencereye kuşkana gibi Diyarbakır'a özgü en az beş bin yıllık binlerce bozulmamış kelime aslında Türkçe'nin bozulmuş hali olan İstanbul ağzına göre milyon kat daha öz Türkçedir. Diyarbakır ağzının en güzel örneklerini veren Diyarbakırlı büyüklerimizi taşlayın gördüğünüz yerde. 

Mektup yazdım yaz idi,
Kalemim kiryaz idi,
Da çok yazacaktım, 
Mürekkebim az idi... 

gibi binlerce Diyarbakır manisini yasaklayın, unutturun öğretmeyin çocuklarınıza çünkü Dede Korkut Türk(men) çesi ile söylenir.

Hep şikayet ettiğiniz sistem, Kürtçe isimleri yasaklattı siz de en az bin yıllık Türkçe isimleri yasaklayın Diyarbakır'da. Mesela değiştirin Karacadağ ismini Türkçedir tehlikelidir. Değiştirin Bismil'in adını, çünkü akrabaları hala Orta Asya Harzem'de yaşayan Basmıl Türkmenleri'nden alır ismini.

Her gün küfredin Çermikli Ziya Gökalp'e, Süleyman Nazif'e çünkü onlar sürgün pahasına emperyalizme karşı Diyarbakır duruşu sergilemişlerdi. Yok sayın Seyyid Nuh'u klasik Türk musikisine yüzlerce eser vermiş Diyarbakırlıdır. Yok olmaya yüz tutmuş Türkçe'nin asli kaynaklarını tekrar kazandıran Diyarbakırlı Ali Emiri'yi de küfürle hatırlayın. İhanet ile suçlayın Celal Güzelses'i, Cahit Sıtkı'yı, Orhan Asena'yı, Adnan Binyazar'ı, Özer Ozankaya'yı siz den farklı düşündükleri için.

Külliyen reddedin Diyarbakır'ın en azından bin yıllık tarihini, dost edinin elinden kan damlayan İngiliz'in, Fransız'ın sözüm o'na size dost görünenlerini.

Sisteme haklı öfkenizi, tarihinize ihanet ile gösterin. Unutturun Diyarbakır'ı, Diyarbakır yapan renklerinden dikkat buyurun Türk değil TÜRKMEN'e ait ne varsa külliyen yok sayın.

Size göre Diyarbakır'da Kürtler, Zazalar, Suryaniler, Keldaniler, Ermeniler herkes yaşadı. BİR TEK TÜRK (MEN) LER UĞRAMADI BU KADİM ŞEHRE BURAYI BAŞKENT YAPARAK DÖRT DEVLET KURMALARINA RAĞMEN. Bu devletleri kuran (Artukoğulları, İnaloğulları, Nisanoğulları, Akkoyunlular) on binlerce çadırlık Türkmen aşiretleri buhar oldu uçtu. O zaman soralım 18. 19. yüzyılda yaşayan Ermeni ozanlar neden Diyarbakır ağzı ile Türkçe yazdı, Türkçe söyledi. Diyarbakır ağzı dediğimiz o muhteşem dilde mesela İstanbul Türkçesinde olmayan ama Oğuz diline ait binlerce kelime ve deyim var. Çocuğu olmayan ailelere neden bir Diyarbakırlı 'kör ocak' der tıpkı Divan-i Lugat'i Türk'de olduğu gibi. Neden bir Diyarbakırlı kelime başına gelen -Y- sesini okumaz. Mesela yılan değil ilan, yüksek değil üskek, yıldız değil ulduz der tıpkı Kaşgarlı Mahmut gibi. 

Hatta mutlaka aranızda yapanlar olacaktır bu satırların yazarı hemşerinize küfredin, önemli değil o sizi önce tarihe ardından Allah'a havale edecektir.

Her nefesinde büyülü kent Diyarbakır'ı soluyan, başta Kürtler ve Zazalar olmak üzere bu kentin her rengini seven


Koray Elbeyli.
2009 oda tv.



Diyarbakır Ulu Cami
7.yy Araplar tarafından kiliseden camiye çevrilir.
Melikşah'ın buyruğu ile de onarımdan geçer. Tüm Türk sembollerini taşır.




Oz- damgası ; ozlaşmak, tanrıya erişmek; ateş ve Samanyolu'nu da simgelediği görülür. 
Ateş-Güneş, insanın yaşam gücü; Samanyolu da evreni-sonsuzluğu simgeler.



*

EBU BEKR-i TiHRANi
KiTAB-I DiYARBEKRiYYE - PDF

Ebu Bekr-i Tihrani'nin 875 (1470-71) yılında Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Bey adına Farsça yazdığı Kitab-ı Diyarbekriyye, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri hakkında yazılmış tek tarih kitabıdır. Bu kitapta Hz. Adem'e kadar Uzun Hasan Bey'in atalarından bahsettikten sonra Akkoyunluların ilk hükümdarı Kara Osman'dan başlayarak yazıldığı tarihe kadar olan Akkoyunlu tarihini anlatır. O arada konuya uygun olarak Karakoyunltı tarihi. Horasan'ın durumu. Şahruh'un ölümü, Çağatay mirzaları arasındaki bitmek bilmeyen kavgalar ve Osmanlı-Akkoyunlu ilişkileri hakkında çok değerli bilgiler verir.

Yazıldığı tarihten itibaren tarihçilecin dikkatini çekmiş ve pek çok tarih kitabına kaynaklık etmiş olan bu kitapta anlatılanların büyük bir bölümü, Akkoyunlu devletinin üst kademelerinde yer almış, önemli bir bilgi birikimine sahip olan yazarın görüp şahit olduğu veya emin kaynaklara dayanarak anlattığı başka yerde bulunmayan belgelere dayanır. Bu önemli eser, bugün elde kalan tek nüshası esas alınarak merhum Necati Lugal ile merhum Faruk Sümer hocalanmız tarafından, yazarın hayatı, kitabın mahiyeti, kitabın değeri, nüshanın tanıtımı gibi konuları ihtiva eden bir Giriş: metindeki bazı tarihi bilgileri ve yer adlarını açıklayan çok önemli dipnotlar ve Otlukbeli savaşıyla ilgili Ahsenü't-Tevarih'ten alınan bölüm ile birlikte birincisi 1962 ve ikincisi 1964 yıllarında olmak üzere iki cilt halinde Türk Tarih Kurumu'nda yayınlanmıştır.

Biz, çevirimizde bu yayını esas aldık Çeviriden başka, yayınlayanlar tarafindan açıklanmamış olan kitapta geçen edebiyat terimleri ile İran'a ait yer adlarına açıklık getirmeye çalıştık. Çevirinin sonuna Akkoyunlu tarihi ile ilgili haritalar koyduk. Başka kaynaklarda bulunmayan kitabın yazarı ve mahiyeti hakkındaki konuları, Faruk Sümer'in kitabın neşrinin giriş'inde verdiği bilgilerden faydalanarak yazdık. Bu çalışmamızın, bu haliyle tarihimizin henüz yeterince aydınlanmamış bir kısmına ışık tutacağına ve konuyla ilgilenenlere büyük kolaylıklar sağlayacağına inanmaktayız. Bu eserin ikinci baskısını yapan Türk Tarih Kurumu Başkanlığı'na teşekkürlerimi sunarım.

Mürsel ÖZTÜRK
Ankara 2013

*


MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA AYRILlKÇI KÜRT GİRİŞİMLERİNE KARŞI DOĞU VİLAYETLERİNDEN MECLİS MEBUSAN'A VE TBMM'NE GÖNDERİLEN PROTESTO TELGRAFLARI





Kimin evinden Kimi kovuyorsunuz?
SB.




8 Temmuz 2015 Çarşamba

DİYARBAKIR SURLARI VE HURRİLER




Diyarbakır'ın ilk surları, MÖ.3.000 - 2.000 yıllarında bir Türk kavmi olan Hurriler tarafından yapılmıştır. 
Diyarbakır bir Hurri kentiydi....







SURLAR:


Kentin Roma dönemi öncesi hakkında , MÖ.2000'li yıllarda bölgede Hurrilerin yaşadığı, Hurri kentinin surla çevrili olduğu, MÖ.9.yüzyılda Bit Zamani kabilesinin başkenti olduğu dönemde ise eski surun onarıldığı dışında bir bilgi bulunmamaktadır.

Kent tarihine yönelik kapsamlı bilgiler, Roma dönemiyle gün ışığına çıkmaya başlar. Romalı asker Ammianus Marcellinus'un anlatımından, 359 yılı öncesinde "Amida" adıyla anılan bu kentin çok küçük olduğu, Konstantinus'un henüz sezarken güçlü duvar ve kulelerle çevrelediği kente kendi adını verdiği ve komşularının sığınabilmesi için kent dışında duvarlarla çevreli Antoninupolis adında bir başka kent daha inşa ettirdiği anlaşılmaktadır.


Kaynaklarda Hurri kentinin surla çevrilmesinin ilk kez, 330 yılı civarında (Gabriel,1940) , 338 (Salname-i Vilayet-i Diyarbekir,1302) ya da 349 (Honigman,1970) yıllarında gerçekleştiği yolunda üç ayrı bilgi bulunmaktadır.


Gabriel, Ammianus Marcellinus'un metnine ve sur duvarlarında gerçekleştirdiği kapsamlı araştırmalara dayandırdığı kent restitüsyonunda, surla çevrili olduğu bilinen Hurri kentinin, ilkin 330 yılı civarında büyütüldüğünü , 363 yılından sonra ise daha büyük bir alanı kaplayacak biçimde içerisine alındığını ileri sürer.


Akkoyunlu, Artuklu, Büyük Selçuklu, Abbasi, Eyyubi ve Osmanlı dönemlerindeki ekleriyle bugünkü halini almıştır.



Diyarbakır Surları ve Kent Tarihi
Canan Parla , 2005
pdf










HURRİLER:


Ş.Günaltay : " Anadolu'nun eski halkını Hint-Avrupalı yapmak hastalığına tutulan Avrupalılardan Winckler ve Weidner, Hurrilerin de Hint-Avrupalı olduklarını iddiasını ileri sürmüş ve buna güya delil olarak Khurri adının Kharri suretinde olduğunu ve bunun Darios kitabesinde Aryaların ismini ifade eden Harrija'nın aynı olduğunu ileri sürmüşlerdir. 

Halbuki gerek Boğazköy arşivinden ve gerek Tel-Amarna mektuplarından, hatta Asur tabletlerinden bu kavmin adının Khurri olduğu ve Ari sözüyle bir münasebeti bulunmadığı kesin olarak anlaşılmıştır. Esasen bu kavmin dili ile Hint-Avrupa lehçeleri arasında hiçbir yakınlık olmadığı gibi, Hurri dilinin asyanik, yani Orta Asya kavimleri dilllerine bağlı bir lehçe olduğu son zamanlarda şüphe götürmez bir surette meydana konulmuş olduğuna göre, bu iddianın ilmi bir kıymeti kalmamıştır."


Prof.Umar da Hurri dilinin Hint-Avrupa dilleri ailesinden olmadığı gibi Semitik diller arasında yer almadığını; bu dilin daha sonra MÖ.Birinci binyılda ortaya çıkan Urartu halkının diline benzediğini belirtmektedir.


Günaltay, Hurriler Urfa-Mardin-Kerkük hattı üzerinde güçlü bir beylik kurdukları anlaşılıyor ve hatta Mısır'ı iki asırdan fazla bir süre hakimiyet altında tutan "çoban krallar" sülalesi Heksosların da bu Hurrilerin bir kolu ileri sürülmektedir. Hurri adı altında yaşayan boyların daha sonra kendi aralarında bölünerek biri Hurri, diğeri Mitanni adında iki konfederasyon oluşturdukları, MÖ.16.yüzyılda Mısırlıların Heksos boyunduruğundan kurtulmasında, Hurrilerin Mitanniler arasındaki rekabetin önemli rol oynadığını düşününmektedir.


Hurriler, Mitanni devleti içinde altın çağlarını yaşamışlar, ama sonunda Mitanni devleti yıkılınca, onların topraklarında Subarular tarih sahnesine çıkmıştır.


Hurrilerin zaman içinde kendi aralarında bölünüp Hurri ve Mitanni federasyonunu oluşturmaları, aradan yaklaşık 2500 yıl sonra Türgişlerin, Kara ve Sarı Türgişler diye bölünmelerini hatırlatmaktadır. Kara Türgişlerin ağırlıklı kesimini Mukriler (sonradan Kürdleşmişlerdir), Sarı Türgişlerin bel kemiğini de Kıpçaklar oluşturuyordu.


Burada da ihtimal ki, Mitanni adını alan beyliğin bel kemiğini Mitan veya Muyten boyu oluşturuyordu. Tuhaftır ama Mitan, Mit, Miten ve Muyten adını taşıyan oymaklar günümüzde Özbekler, Başkurtlar, Karakalpaklar, Mangıtlar arasında hala var ve ayrıca ortaçağda Peçeneklerin bir kolunun adı Mitan/Muyten idi. 


MÖ.1700 yıl önce Mitanni devletinin sınırları dahilinde bugünkü Urfa, Mardin, Diyarbakır ve Siirt illeri bulunmaktaydı.



Kürdoloji Yalanları
Ahsen Batur









"Euphrates was populated by Subar-Mitan, Hurri-Mitan sinse III till I millennium BC; later belonged to Urartu (X-VIII centuries BC): in VII century up to BC Saka-Kimmerian (Saga-Gamer) tribes settled here. The Turkic population was dominant (Saka-Kimmerian [Saga-Gamer], Subar, Armi-Mitan), Hurris made a prepotent element as well."

Prof.Dr.Firudin Celilov Ağasıoğlu







" Sümerler'den sonra (IV. binde) Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen Subaru, Elam ve Hurriler'in de, Sümerler gibi esas itibariyle Türk kavimleri oldukları ilim alemince büyük ölçüde kabul görmektedir. Medler içinde de Turani kavimlerin önemli bir yer teşkil ettiği ve Urartulular (yukarı ülkeliler)'ın da Hurriler'in bir devamı olup, Turani menşeden geldikleri anlaşılmıştır. "


" M.Ö.III. binde Asyalı bu Hurriler'e, mağara anlamına gelen Hurri adının verilmesinde, Türk mitolojisindeki mağara anlayışıyla bir ilişkisi olduğunu düşünmek doğru olur. Türk efsanelerinde, Türkler'in bir mağarada "Böri"=Bozkurt'tan türemiş oldukları ve Barthold'un bu Furi sözünün kurt anlamında olan "Böri" olduğunu söylemesi de bir vesika mahiyetindedir. "


"Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde (Geçmiş Huri/Guri sahası) yaşayan Kürtler'in adı olan "Kürt" sözünün aslının "Gur" dan geldiği de ileri sürülmektedir. Gur adının eski türkçede çogul takısı olan "t" yi alarak, Gur (t)=Kürt olduğu, Kürtler'e verilen diğer bir ad olan Kurmanç sözünün de Türkçe'deki büyültme eki "man" ilavesiyle, Türkman, koca-man, şiş-man, uz-man sözlerinde olduğu gibi, "Gur-man=Gurman/-Kurman (ç)" olduğu ileri sürülmektedir ki, kurala uygundur.


Anılan zamanlarda Huri sözünün mağara anlamına geldiği meselesi ise, eski türkçede Gur/Gor sözünün mezar ve yeraltı manasına geldiği ile açık şekilde anlaşılmaktadır. Bugün Türk Dünyası'nın birçok yerinde "Gor" sözü halen mezar anlamında kullanılmaktadır. Gor, Iğdır yöresinde de aynı anlamda (Babanın, Atanın gor'u (mezarı) kullanılmaktadır. "



IĞDIR TARİHİ, Nihat ÇETİNKAYA,1996








Yaşar Kalafat “Türk Kültüründe Kürtler” kitabında, Saka Türkleri arasında Gur adlı bir boy olduğunu ve dağlık bölgelerde yaşadığını, zamanla ağızlarda “Gur” kelimesine “t” eklendiğini ve “Gurt” adını aldığını, bu görüşü benimseyen araştırmacılar olduğundan bahseder. 

Aynı görüş kendisi de bir Zaza olan M.Şerif Fırat’ın “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” kitabında da vardır, Zazaların ve Gurmançların (Kurmanç) bu boydan olduğunu tastikler ve Türk boylarından oluştuğunu söyler.








"Tarihçilere göre Urartuların dili yaşadıkları topraklarda olan Hurri halkının diliyle söz varlığı ve 
dil bilgisi bakımından yakınlığı vardı. "


Hurriler: "Tukris" :

ÇİVİ YAZILI KAYNAKLARA GÖRE TÜRKÇE-ETİCE-HURRİCE ARASINDAKİ BAĞLAR 
ÜZERİNDE YENİ ARAŞTIRMALAR


Tarhun : Kökeni Hurrilere dayanır , göksel ve fırtınalar tanrısıdır.
Etrüsk yazıtlarında “Tarhun” veya “Tarhan” olarak gösterilmiştir.
Hititler de Hurri ve Hattilerden etkilenmiştir.




Yesemek Heykel yapım Atölyesi;

ilk kez Hitit döneminde I.Şuppilluma zamanında (MÖ1375-1335) işletmeye açılmış ve 
yöredeki yerli halk Huriler burada çalıştırılmıştır...link


Türk Taşbaba/Balbal
National Historical and Archaeological Stone Graves Park. Zaporijya bölgesi - Ukrayna







2015 Yılı İtibariyle Türkiye’den UNESCO Dünya Kültür Mirası Kalıcı Listesinde













23 Aralık eklemesi



1564 YILINDA DİYARBAKIR’DA (AMED) KİMLER YAŞIYORDU?


Diyarbakır tarihin hiçbir döneminde bir Kürt şehri olarak anılmamıştır
Diyarbakır tarihte hiçbir zaman Kürt Şehri olmadı.

Diyarbakır, 16 kültür katmanına sahip kadîm bir şehir. İpekyolu’nun önemli bir durağı. Bu yüzden şehrin etrafı dev surlarla çevrilmişti.

Şimdi tarihi surlarla çevrili kadim Diyarbekir şehrine bu surlardan dolayı Sur İlçesi veya kısaca Sur deniliyor.

Sur adı verilen tarihi Diyarbekir şehri aylardan beri tarihi surlarıyla, tarihi eserleriyle değil sokaklarına kazılan hendeklerle, kanla, terörle anılıyor.
Kendilerini Kürtlerin temsilcisi olarak gören bir grup terörist şimdi sokaklarda “öz yönetim” adı altında polise ve askere karşı silahlı direniş peşindedir.

Dağlarda barınamayan PKK’lı teröristler de şehre inmiş ve hendeklerde devlet güvenlik görevlilerine kurşun sıkıyor, tuzak kuruyor.

Devlete kafa tutan çoğu gençlerden ve hatta çocuk sayılabilecek kimselerden oluşan bu grup ne istiyor?

“Diyarbakır Kürt’tür ve Kürtlerce yönetilmelidir”.
Diyarbakır gerçekten Kürt müdür?
Ne zamandan beri Kürt’tür?

Kürtlerin tamamı PKK gibi gerçekten Türkiye Cumhuriyetinden kopmak ve “özyönetim” adı altında bağımsız mı olmak istiyorlar?

Öncelikle iddianın tarihsel zemini yoktur. Diyarbakır şehir merkezindeki demografik tablo 1915’lerde zorunlu göç ile oluşmuş ve 1985 sonrasındaki göçlerle şekillenmiştir. Ayrıca Kürtler üzerindeki maddi – manevi baskı ve tehditler sebebiyle Kürt halkının ne istediğini tam olarak belirlemek de çok zordur.

Diyarbakır tarihin hiçbir döneminde bir Kürt şehri olarak anılmamıştır. Artuklu olmuştur, Akkoyunlu olmuştur, Karakoyunlu olmuştur, Osmanlı olmuştur, ama hiçbir zaman Kürt olmamıştır.

İşte Diyarbakır’ın tapusu gibi sapa sağlam önümüzde duran 1564 tarihli Diyarbekir Mufassal Tahrir Defteri.

155 numaralı bu Diyarbekir Mufassal Tahrir Defteri, Ankara’da Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunuyor.

Defter Kanunî döneminde vergi toplamak ve erkek vergi nüfusunu belirlemek için düzenlenmiştir.

Bu sebeple Müslim/ Gayrimüslim bütün halk tek tek, baba isimleri ile birlikte, oturdukları mahallelere göre yazılmışlardır.

Öncelikle şunu belirtelim ki 1564 yılında eyaletin adı Diyarbekir; şehrin ve kazanın adı Amid (Amed) idi. Surları çevreleyen kara taşlardan dolayı şehre Kara Amid de denilmekteydi. Amid şehir merkezinde ilk mahalle 93 vergi nüfusuna sahip olan Cami-i Kebir yani Ulu Cami Mahallesi idi. Sonra 36 vergi nüfusu olan Şeyh Cafer ( = Yiğit Ahmed) Mahallesi kayıtlı idi. Geçtiğimiz günlerde acımasızca yakılan Kurşunlu Cami diye bilinen Fatih Paşa Camii ise aynı adı taşıyan mahallede bulunmaktaydı.

Toplam 80 mahalle ve mahzende 6.572 vergi mükellefi yetişkin erkek nüfus yaşamaktaydı. Söz konusu 6.572 kişinin 4.268’i ise ( % 65) (Ermeni, Süryani, Rum, Yahudi olmak üzere) Gayrimüslimlerden oluşmaktaydı.

Müslüman nüfus ise 2.284 kişi olarak tespit olunmaktadır (% 35). İşte 1564 yılında Amed’in gerçeği budur.

Şimdi bizim tartışmamız gereken konu şudur: Amid halkından bu 2.284 Müslüman’ın ne kadarı Türk, ne kadarı Arap, ne kadarı Kürt, ne kadarı Karaçi’den gelmiş Karaçiyân idi?

Osmanlı millet sistemi içerisinde Müslüman topluluğu etnik bir tasnife tabi tutulmadığı için kişilerin veya aşiretlerin etnik durumları çoğu zaman yazılmıyordu.

“Ekrâd” ve “Türkmen” deyimleri ise çoğu zaman “konar-göçer” anlamında kullanılmaktaydı. Bazı aşiretler için “Türkmen Efrâdından” şeklindeki arşiv kayıtları bunun en açık kanıtıdır.

2.284 kişinin taşıdıkları kişi adlarına bakarak Türk, Arap, Kürt, Karaçiyân olduğunu söylemek de oldukça zordur. 1564 yılında Diyarbekir Eyaleti’nde yaşamakta olan 26.284 Müslüman nüfusun kişi adlarına baktığımızda en çok kullanılan isimler Mehmed, Ali, Hüseyin, Hasan, Ahmed, Yusuf, Maksud gibi Arapça kökenli İslamî adlardır.

Dolayısıyla bu isimlere bakarak şehirde ve kırsal bölgelerde yaşamak olan Müslüman halkın etnik durumunu ortaya çıkaramayız. Abdo, Cello, Haso, Memo gibi Kürt kimliği yansıtan isimler görülse de çoğunluk Mehmed, Mahmud, Ahmed şeklinde kayıtlıdır.

Güvendik, Sevindik, Ürkmez, Korkmaz, Karagöz, Alagöz gibi Türkçe kökenli adlar ise diğer eyaletlere kıyasla daha yüksek oranda kullanılmıştır. Bunun açıklaması ise Akkoyunlu Türkmenlerin 1564 yılında hala Diyarbakır çevresinde bulundukları şeklinde yapılmaktadır.

Bir şehirde bir etnik grubun çoğunluk sağlamış olması, demokratik rejim içerisinde bu gruba özel bir hak vermeyecektir.

Tarihsel sahiplik iddiaları ise yukarda görüldüğü gibi Kürtlerin değil Ermenilerin ve Süryanilerin işine yarayacak bir iddia olur. İşin garibi ise Kürtlük tezini savunanlar Ermeni tezine de destek vermek gibi bir tezat yaşamaktadırlar.


Prof. Dr. Yılmaz Kurt - 23 Aralık 2015 / sonsöz
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.