muhammed taki zehtabi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muhammed taki zehtabi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Elamlar (Elamites)


Elam - MÖ.1400



Aryaların bölgemize gelmesinden kaç bin yıl önce, Sümerlerle koşut olarak ve aynı zamanda bölgemizde hükümet, devlet ve parlak uygarlık kurmuş olan; bölgemizin kendileriyle çağdaş ve kendilerinden sonraki halkları ve uygarlıklarına büyük etki
yapmış olan ikinci önemli halk Elamlar olmuşlardır. Elamlar, Sümerler gibi, insanlığın ilkin uygarlık yaratan halklarından biri gibi tanınmaktadırlar.

Elamlar Huzistan bozkırı, Loristan, Zagros dağları ve bu dağların iki tarafında yaşayıp uygarlık ve devlet kurmuşlardır. Sümerlerde olduğu gibi, Elamların da ne zaman bu yerlere gelmesi kesin olarak belli değildir, ancak tarihçilerin kesin söylediğine göre Elamların doğumdan 3500 yıl önce alfabesi ve yazısı olmuştur ve dilleri de, Sümerler gibi, eklemeli olmuş ve onlar gibi Orta Asya’dan gelmişlerdir. Ali Paşa’nın eserinde şöyle okuyoruz:

“Sümerler zamanında Huzistan ve Bahtiyarı dağları yamaçlarında Elam adında başka bir kavim devlet kurdu, onun başkenti Şuş şehriydi ve Ehvaz da onun önemli şehirlerinden sayılırdı. Elamlarla Sümerler ve Akkadlar arasında uzun süren savaşlardan sonra, nihayet Sümer-Akkad devleti dağıldı.”

Yıllar boyu savaşlardan sonra D.Ö.2280. yılda Elam kralı Kudur-nahunte Sümerlerin Ur şehrini tutup talanladı, Sümerlerin egemenliğine son verdi, Nene adlı tanrılarını ganimet olarak Elam’a götürdü. Sümerler 60 yıl Elam’ın bir parçası oldular. D.Ö.
2239. yılda yine de Sümer sülalesi kuruldu, ancak bu kez Elam kralı Rim-sin D.Ö. 2115. yılda Sümerleri son olarak ortadan kaldırdı. Bundan sonra Sümerler bir daha tarih sahnesine çıkamadılar.

Bu yenilgiden sonra Sümer ellerinin bazıları Orta Asya’ya döndü, kalanları ise Samiler içinde eridi ve dilleri de Elam dilinin tersine yok oldu.

20. yy.’ın başlarına değin Elamlar hakkındaki bilgiler Tevrat’ın verdiği kısa bilgilerle sınırlıydı, ancak bu asrın başlarında Demorgan tarafından Şuş’ta yürütülen bilimsel kazılar şu bilgileri veriyordu: Eski Elam dediğimizde Huzistan, Loristan, Poştkuh ve Bahtiyarı dağlarını kapsıyor ki, batıdan Dicle’yle, doğudan kısmen Fars’la, kuzeyden Babil-Hemedan yoluyla, güneyden Buşehr’e değin Basra körfezi kıyılarıyla sınırlanıyor. Elamların ünlü şehirleri Şuş, Madaktu, Haydalu (bugünkü Hurremabad olabilir) ve Ehvaz olmuştur.

Elamlar kendilerini ‘Enzan Susunka’ adlandırırlardı. Elam sözü Sami kelimesi olacak (yüksek ülke), buna göre de Fars ve Akamenit tabletlerinde Elamlar Enşan, Enzan şeklinde yazılmıştır.

Hint-Avrupalı halklar, özellikle Farsların dedeleri İran çölüne gelmeden önce bugünkü Fars vilayeti de Elam hükümetine bağlı ve onun bir parçasıydı. Bu gerçeği Fars vilayetinde bulunan ve Elam dilinde olan bir kaç tablet gösteriyor. Farsların dedeleri
bugünkü Fars vilayetine geldikten sonra da, Elamların Fars vilayeti ve Farslar içinde belli ölçüde nüfuz, kök ve dayanakları vardı. 

Örn. Kendini Elam kralı adlandırmış Martiya, Fars’ta yaşamıştır.

Bu dönemlerde Elam uygarlığının nüfuzu Fars vilayeti ve Farslar içinde o denli güçlüydü ki, daha yazıya iye olmadıkları dönemde Farslar kendi resmi ve devlet işlerinde Elam dilini kullanırlardı. Demek ki, Elamlar Fars eyaletinde ilk önceden yaşamışlar ve Farslar doğumdan 900 yıl önce bu eyalete geldikleri zamandan Elamlara bağlanmış ve Elam dilini devlet dili gibi kullanmışlardır. Onun için de kuşkusuz kendi çivi alfabelerini Elam alfabesi temelinde yaratmış ve devlet kuruluşu ve hayatın çeşitli alanlarında da Elam uygarlığı ve devletinden yararlanmışlardır.

Diyulafuva ve Demorgan’ın kanısınca Elamlar kuzeyden bu yerlere gelmiş ve dilleri eklemeli olmuştur. Elamların yazısı Sümerler gibi çiviydi, ancak kendilerine özgü alfabeleri vardı, yani harfleri Sümerlerle aynı değildi. Elamların rakamları da Babil ve Sümer rakamlarından farklıydı. 

Elamlar da puta tapan olup çeşitli ruhlara ve Şamanlara inanırlardı. Onların büyük allahlarının adı Şuşinak’tı. Elamlar tanrılarının her birini bir heykel şeklinde canlandırırlardı. Her bir şehrin bir heykel şeklinde allahı olurdu. Onların dini törenleri Babil ve Sümerlerinkine yakındı.

Demorgan Elam tarihini iki döneme ayırır: tarih öncesi ve tarihi dönem. Tarih öncesi dönemine ait çömlek kaplarla ilgili King şöyle söylemektedir:

“Bu çömlek kapların Mısır çömlek kaplarına benzerliği yüzeyseldir Bu çömlek kapların yapma tarzı Hazar denizinin ötesinde (Kurgananu), Esterabad (Kurengtepe) ve Deregez’de bulunan kaplar ve şeylerin yapma tarzına benziyor.”

Elamların tarihi 3 döneme ayrılır:

1. Sümer ve Akkad tarihiyle sıkı bağlı olduğu dönem (en eski dönemden-D.Ö. 2225. yıla değin): Bu dönemde Elam kralları Sümerler ve Akkadlarla savaşırlar. Elamlar uygarlıkça Sümerlerden daha aşağı düzeydelerdi. Bu savaşların sonunda nihayet Elamlar Sümerler ve Akkadları yenerek onları ortadan kaldırdılar. Elamlar bu dönemde ticaretle tanışmamışlardı.

2. Babil tarihiyle sıkı bağlı olduğu dönem (D.Ö.2265-745): Bu dönemde Elamlar Babil kralları ve hükümetiyle savaşırlar. Elam kralı Şutruk-nahunte Babil’i açıp değerli şeylerini yağmalayıp Şuş’a götürdü. Bu dönemin ünlü Elam kralı Şilhak-inşuşinak olmuştur ki, birçok bina yapmış ve bu binaların tarihini de kaydetmiştir. Bu kral,
Elam dili ve edebiyatının gelişmesi uğrunda çok işler görmüştür.

3. Yeni kurulmuş Asuri devletiyle sıkı bağlı olduğu dönem (D.Ö.745-645): Bu dönemin temel olayları Asurilerle savaşlardır. Asuri kralı Tiglet-pileser zamanına değin Asurilerle Elamlar arasında, dağlarda yaşayan halklar yani Hurriler, Lullubiler vs vardı. Bu kral bu halkların bir takımını Asurilere bağladıktan sonra, Asurilerle Elamlar komşu olup savaştılar.

Asuri kralı Asurbanipal D.Ö.646. yıl Şuş’u alıp orayı yağmalayıp yerle bir etti. Asurbanipal’ın vahşice saldırısı Elam hükümetinin merkeziyetini bozdu, ancak Elam toprakları Asuri imparatorluğuna eklenmedi. Asurilerin Elam’a vurdukları bu ağır darbe Nebu-pileser’in (D.Ö.625-605) iş başına gelmesiyle telafi oldu. Babil kralı Nebu-pileser Elam’ı destekledi, tanrılarını geri verdi. Bu zamanlar Elam’ın yeni hükümeti Şuş şehri çevresinde kuruldu. Bu dönemde Babil ile Med hükümetinin önderi Kiaksar Asurilere karşı uğraşıyorlardı. Elam halkı ve hükümeti fırsattan yararlanarak nispeten genişledi ve pekişti. Med hükümetinden sonra Akamenitler yavaş yavaş Elam topraklarını tuttular. 

Kirus (D.Ö.550-529) kendini Enşan kralı yani Elam kralı adlandırdı. Darius (D.Ö.522-486) saltanatının ilk yılında Elam saltanatını iddia edenlerden ikisini ezdi ve üçüncüsünü ezmek için yine de krallığının ilk yılında ordu gönderdi. Bundan sonra Elam Akamenitlerin bir satraplığı oldu ve Huja adlandı. Akamenit kralları Elam’da saraylar yaptırdılar ve Şuş şehri Pers krallarının dinlenme yerine dönüştü. Böylelikle Elamların devlet ve hükümeti Akamenitler aracılığıyla ortadan kaldırıldı, ancak Elam halkı ve onların dili yaşadı, kullanıldı ve Akamenit krallarının yazıtlarında üç dilden biri oldu. Taht-i Cemşid’den bulunan iki arşivden Darius, Haşayarşa ve Birinci Erdeşir dönemine ait Elam dilinde kaç bin tablet bulunmuştur. Bu belgelerin okunması ve hatta nerede olduğundan bugüne değin hiçbir haber yoktur.

Elamların uygarlığı ve sanatı
Elam, bugünkü Huzistan, Loristan ve Fars vilayetinin batısındaki topraklarda Orta Asya’dan gelme eklemeli dilli çeşitli el, boy, soy ve oymaklardan ibaret olmuştur ki, her birisinin kendine özge, el-oba dizgesinden kalan kurallar temelinde bağımsız hükümet kuruluşu vardı. Bunlar biri birinden bağımsız ve ilkel demokrasi temelinde kendi iç işlerini yönetiyorlardı. Bu ayrı ayrı emirlik ve beylikler, iç bağımsızlıklarını korumakla birlikte, dış saldırıları karşısında ve iktisadi konularda birleşiyorlardı.

Eski Türk ellerinde olduğu gibi, hem hakim daireler, hem de geniş halk kitleleri içerisinde aile bağları sağlam olurdu. Elam egemenliğinde varislik, ata-kardeş-oğul esasında olurdu. Bu genel kuralları yalnız ölüm bozabilirdi.

Kuşkusuz Elam uygarlığı çağdaş İran’ın en eski ve dünyanın birinci uygarlıklarından olmuş, en eski dönemlerde bütün Azerbaycan, İran’ın batısı ve merkezinde yaratılmış olan uygarlığın merkezinde yer almıştır. Bu uygarlık o dönemlerde gösterdiğimiz vilayetlerde bulunan tek bir beceri ve sanat ortamının merkezinde yer alan uygarlıklardan olmuşsa da, aynı dönemlerde Azerbaycan’ın batı bölgelerinde, Erette (Aratta)’de yaratılmış bilim, teknik, metal bilimi, mimarlık, beceri ve ince sanattan ciddi biçimde etkilenmiştir.

Elamlardan kalan eserler, çok yüksek düzeydeki sanatlarını gösteriyor. Asyani halklar yani Sümerler, Elamlar, Kassiler, Hurriler,...

Yunanlılar ve Rumlardan çok önceler, insanlığın ilk yüksek nitelikli uygarlık, sanat ve becerisini yaratmışlardır. Bu sanat sonralar Yunan, Rum ve bölgemizin bütün halklarının uygarlığı ve sanatına çok ciddi etki bırakmıştır.


Elamların dili
Elam uygarlığının ilk dönemlerinden ve onun krallık sülalelerinden bilgiler azdır, çünkü, Şuş bilimsel kazı işlerinden elde edilip Şikago Üniversitesi’nde korunan 10 bin Elam dilinde olan yazıt ve tablet şimdiye değin okunmuş değildir. 

Dolayısıyla Elam dili şimdilik tam anlamıyla öğrenilmemiştir, ancak bugüne değin öğrenilen belgeler, sözler ve kanıtlar Elam dilinin eklemeli bir dil olduğunu kesin olarak belirlemiştir. Elam dili bugünkü İran’ın batı vilayetlerinde yaşayıp uygarlık yaratmış Kassiler, Guttiler, Lullubiler, Hurriler, Gilzanlar ve Urartuların dilleri ile aynı bir köke malik olmuştur ve bir takım eski tarih bilginleri bu düşüncededirler ki, Elam dili Gutti-Lullubiler ve onların torunları olan Manna-Medler içerisinde resmi devlet ve ticaret dili olmuştur.

Hatta akademisyen Mar, Med-Mannaların dilinin Elam dili ile aynı olduğunu göstermiştir. Eski İran uygarlığı üzerinden belirsizlik perdesi kaldırılıp Elam uygarlığının Akamenit uygarlığından daha eski, yüksek ve zengin olması belli olduğunda, Aryaizm kuramı Elamları da Aryai göstermeğe başladı.

Babil’in ikinci sülalesi dönemi (D.Ö.2068-1710) Hitit imparatorluğunun Anadolu’da kurulması ve de üçüncü Babil dönemi (D.Ö.1760-1185) Kassilerin hakimiyete gelip her taraftan Elamları kuşatarak sıkıştırması sonucunda Elamların yerleri sınırlı oluyordu.

Persler bugünkü Fars vilayetinde, Huzistan düzlüklerinin kuzeyinde (bugünkü Bahtiyarilerin yeri) ve Loristan dağlarında yerleşerek Elamları sıkıştırdılar. Ayrıca Aryalar Zagros dağlarının (bugünkü Azerbaycan’la Türkiye arasındaki dağlar) batısında ve Ağrı dağı çevresinde yerleşip Urartuları ve dağlık bölgelerde yaşayan Asyayi halklardan olan Elamları, Hurrileri, Kassileri vs’yi sıkıştırıp onları doğuya doğru yani bugünkü Azerbaycan topraklarına gitmeğe zorladılar. 

Üstelik Babil’de hükümet eden Samiler de güneybatıdan Elamları gün geçtikçe artan baskılara maruz bıraktılar. Bu baskılar sonucunda nihayet Elamlar D.Ö.645. yılda tarih sahnesinden çıkarıldılar. Ancak Elamlar kültür bakımından o denli yüksek düzeydelerdi ki, siyasi bakımdan yenilip tarih sahnesinden uzaklaştıysalar da, kültür ve dil bakımından bölge halkları onlara gereksinim duyuyordu. 

Bunun için de Elamlar siyasi bakımdan Samiler ve Aryaların karşısında yenildikten sonra, kaybolmamış ve sınırlı yaşadıkları zamanlar da, dilleri bölge devletleri ve halklarının yararlandığı önemli dillerden biri olarak kalmıştır. Hatta bu durum Darius dönemine değin sürmüştür. Bilindiği gibi, Kirus kendi kitabelerini Pers, Elam ve Akkad dillerinde yazdırmış ve o kitabelerde kendini ‘Enşan kralı’ yani Elamların da kralı adlandırmıştır. Diakonof şöyle söyler:

“Sonraki incelemelere göre Elam dili Pars’ta Farsçadan önce revaçta olmuş ve Akamenitler döneminde de Pars’ta devlet ve idari dil olmuştur.”

Demek oluyor ki, Elam hükümetinin çökmesiyle o halkın dili geniş halk kitleleri içinde asla yok olmadı, kalıp yaşadı. Bu dil Medler, Akamenitler, Sulukiler, Eşkaniler ve Sasanilerde hatta İslam’dan sonra yaşamış ve İslam tarihçileri ve dil bilginleri tarafından ‘Huzi’ adlanmıştır. 

İslam dönemi bilgini İstahri’nin Mesalikü’l-memalik adlı eserinde şöyle okuyoruz: 

“Huzistanlıların Farsça ve Arapçadan başka, ayrı bir dilleri de vardır ki, Huzi adlanır ve o dil ne İbri, ne Süryani (Asuri) ve ne Farsidir." 

Daha önceden de söylediğimiz gibi Aryalar bölgemize gelmeden önce bölgede Sami dilli ve eklemeli dilli halklar vardı. Büyük bilgin İstahri’nin İslam’dan bir kaç yüzyıl sonra ‘Huzistanlıların Huzi dili ne Sami ne de Aryaidir’ dediğine göre bu yerlerde yaşamış Elamların dili gibi eklemeli ve kuşkusuz onların dilinin kalıntısı olmuştur.

İslam döneminin bir takım alimleri kendi eserlerinde Sami ve Ari olmayan Huzi dilinin Sasaniler zamanında da yaşayıp o dönemin sayılı dillerinden biri olduğunu göstermişlerdir. Ancak bütün büyük İslam bilginlerinin sözlerine karşın Dr. Hanleri “Huzi’yi İrani lehçesi bilmek gerekiyor” diye yazmaktadır.

Kuşkusuz Dr. Hanleri’nin İrani lehçesinden maksadı Aryai ve ya Hint-Avrupa lehçesidir (İrani dil ifadesi yanlıştır, çünkü İran coğrafi bir kavramdır ve İran çeşitli dillerin olduğu bir ülkedir).

Dr. Hanleri bu görüşüne hiçbir kanıt ve belge göstermiyor, ancak biz bugünkü Huzistan’ın etnik yapısına baktığımızda onun düşüncelerinin tersini ve eski İslam bilginlerinin görüşlerinin doğruluğunu görüyoruz. Kaldı ki Aryaların, Fars vilayetine hakim olduğu gibi, Huzistan’a hakim olmasını tarih göstermiyor.

Bu dil bugün hem Huzistan’ın Şuş yakınları ve Irak’ın Şuş’a yakın yerleri (Bedre, Kazaniye, Hanikin, Mendeli vs) hem de Loristan’ın Sungur şehri ve onun geniş çevre köylerinde kalıyor, halkın normal dili ve iletişim aracıdır, çağdaş Azerbaycan Türkçesinin bir lehçesidir. Bu Türk dilli köylülerin yaşlıları kendilerini Eşkani adlandırıyorlar (yazar kendisi bizzat bu köylülerle görüşmüştür). Yani Elam-Huzi dili yalnız İslam’ın ilk asırlarında değil, bugün de hayatını sürdürmektedir.

Kuşkusuz Elamlardan kalan tabletlerin okunmasından sonra, Elam dilinin bütün dilbilgisel özellikleri (biçim bilgisi ve söz dizimi) geniş biçimde öğrenilecektir. Biz daha sonra bu özelliklere değineceğiz. Burada Elam adları esasında yalnız biçim bilgisi özelliğine değinmekle yetiniyoruz:

Elam kralları adlarının bir takımının sonunda (Şimut-vartaş, Lila-ir-taş, Temtiraptaş, Kuduzuluş, Kuk-kirvaş, Untaşkal, Humban-haltaş gibi) +taş ve ya +Aş eki vardır ki bu ek, o zamanlar Zagros dağları çevresinde yaşamış bütün eklemeli dilli halklar içinde (Elam, Kassi, Hurri, Gutti, Lullubi, Gilzan, Manna, Hitit, Urartu vs) ve onların dilinin biçim bilgisinde olmuş ve bugün de bu yerlerin çoğunda yaşayan halkların dilinde vardır.

Örn. Azerbaycan Türkçesinde +daş eki birliktelik anlamını taşıyan bir ektir. 
Örn. yoldaş, kardaş, sırdaş, Teymurtaş vs. Bu ek tarih boyu bütün Türk dizgeli dillerde kullanılmıştır.



İRAN TÜRKLERİNİN ESKİ TARİHİ
Prof. Dr. Muhammed Taki Zehtabi (Kirişçi) 1923-1998
Ferhad Rahimi





Puzur-in-Shushinak (2112 BC - 2095 BC)

Influenced by the art of Mesopotamia, Puzur-in-Shushinak (2112 BC - 2095 BC) is the first king of Susa  
Old Elamite period: 2700 BC ­ 1600 BC



Following the research of Rawlinson, that the Elamite and Sumerians spoke genetically related languages. 




___________________________





30 Eylül 2013 Pazartesi

İRAN TÜRKLERİNİN ESKİ TARİHİ





Elinizde bulunan “İran Türklerinin Eski Tarihi (İslam’a kadar)” kitabı esas itibariyle yurdumuz İran’ın doğumdan 4500 yıl önceden İskender’in saldırısına kadarki döneminin tarihini kapsıyor. Şimdiye değin yurdumuzun bu dönemi tarihinin birçok meselelerinden, bütün dünya tarihçililerin tersine olarak, bazı tutucu tarihçiler ya hiç konuşmamış, ya da gerçekleri tam tersine göstermiş ve yurdumuzun tarihini Akamenitlerle başladığını göstermişler.

Halbuki, bugün tarih bilimi, Hint-Avrupa dilli Perslerin 10 boyunun ilk kez doğumdan 900 yıl önce doğu yönünden İran çölüne geldiklerini ve Elam şehzadelerinin egemenliği altında olan çağdaş Fars ve Kirman vilayetlerinde, Elam yönetiminin izniyle, yurt edinip, yaşadıklarını kesin olarak gösteriyor. Onlardan yaklaşık 3500 yıl önce Türkler İran topraklarında uygarlıklar ve devletler yaratmışlardır. Bu kitapta İran Türklerinin eski tarihi iki dönemde araştırılır:


1- Hint-Avrupa dilli ellerin doğumdan 900 yıl önce İran’a 
gelmesine kadarki yaklaşık 3.5 bin yıllık tarihi.

2- Doğumdan 900 yıl önceden İskender’in saldırısına kadarki dönemde yurdumuzun eklemeli dilli halklarının tarihi, yaşamı ve uygarlığı.



1. 

Pers boylarının gelmesine değin bugünkü Irak ve İran’ın bütün batısı, merkezi ve Hazar’ın güneyi, Kuzey ve Güney Azerbaycan’da, tarihin gösterdiğine göre, insanlığın ilk ileri ve parlak uygarlığı yaratılmıştır. 

Bu uygarlığı yaratanlar Irak’ta Sümerler, İran’ın batısı, merkezi, bütün Azerbaycan ve Hazar’ın güneyinde Arattalar, Elamlar, Kassiler, Hurriler, Guttiler, Lullubiler, Gilzanlar, Emredler, Kaspiler, Mannalar, Urartular olmuşlardır. 


Eski tarih uzmanları eski tarihler ve bilimsel kazılardan elde edilmiş belgelere dayanarak şunu gösteriyorlar ki, bütün bu eller ve halklar eklemeli dilli olmuş, kendileri de Orta Asya’dan, Hazar’ın kuzeyi, Derbend ve Daryal geçidi ile Azerbaycan, Zagros Dağları, çağdaş Türkiye’nin doğu topraklarından geçip, bazı el ve obaları bu yerlerde kalıp yerli eklemeli dilli topluluğa karışmış ve ana kütleleri Irak, Huzistan, Loristan yerlerinde yurt tutup, insanlığın ilk uygarlığını yaratmışlardır. 


Bu eklemeli dilli ellerin bu yerlerde kurdukları uygarlıklar, yaklaşık bin yıl sonra çağdaş Arabistan’ın batı ve güneybatı yerlerinde yaşamış Sami ellerini de kendine çekmiştir. Samiler tarih boyu Irak topraklarından doğuya doğru ilerleyememişlerdir.


Demek ki bugünkü Irak, İran’ın batısı, merkezi, Zagros dağları ve bütün Azerbaycan, doğumdan 4500 yıl önceden dilleri çeşitli lehçelerde eklemeli dilli (bugünkü Türk dilinin babası) boylar, eller ve halkların yurdu olmuş ve yaklaşık bin yıl sonra Samiler de bu uygarlığa katılıp, birlikte Yakındoğu uygarlığını yaratmışlardır. 


Yani doğumdan 900 yıl önce, Perslerin gelmesine değin Yakındoğu’da eklemeli dilli ve Sami elleri yaşamış, kurulmuş uygarlık onların ürünü olmuş ve Hint-Avrupalı halklardan bu yerlerde bulunmamışlardır.


Kitapta Perslerin gelmesine kadarki dönemde Yakındoğu’da yaşayıp uygarlık kurmuş eklemeli dilli ve Sami dilli halklardan topluca bilgi verilir ve eklemeli dillerin dil bilgisi bugünkü Türk dilleriyle karşılaştırılır. 


Ancak çağdaş İran’ın batısı, merkezi ve Azerbaycan torpaklarında yaşamış insanlardan, uygarlık kurmuş Arattalar = Eretteler, Lullubiler, Guttiler, Kassiler, Hurriler ve Mannalardan özel bölümlerde söz edilir, uygarlıkları araştırılır ve özellikle Sami halklarından olan Asurilerin Güney Azerbaycan devleti ve halklarına karşı yaklaşık 700 yıl süresince saldırıları ve halkımızın direnişinden, Asuri kaynaklara dayanılarak, geniş bilgi verilir.


2. 

Doğumdan 900 yıl önce Pasargad kabilesinin kılavuzluğu altında olan 10 Pers boyu doğudan İran çölüne gelmiştir. Onlardan yerleşik yaşam sürdüren üçü, Pasargad boyu gibi Fars vilayeti ve öteki 7 boy ise Kirman’da yerleşmiştir. 

Bu 10 HintAvrupa dilli el, Firdevsi’nin Şehname’de gösterdiği gibi, İran çölüne geldiğinde, tam ilkel yaşam sürdürmüş ve yerleştikleri İran yerlerinde yüksek uygarlığa iye olan yerli eklemeli dilli halkların (Elamlar, Kassiler, Ellipiler) yönetimi altında yüz yıllarca yaşayarak, onlardan uygarlık, ileri yaşayış ve yaşam biçimi, alfabe, yazı vs öğrenmişlerdir. 


Perslerin İran’a gelmesinden D.Ö.550. yıla değin, yani Akamenitlerin iş başına gelmesine değin, Manna devleti Asurilerin karşısında direnmiştir. D.Ö.673. yılda Med ayaklanması ile Med imparatorluğu kurulmuş ve Manna devleti ona katılmıştır.


Kitabın bu bölümünde Oğuzların-Sakaların Azerbaycan’a ilk kez gelmesi, devlet kurması ve Med kralı büyük Kiaksar’ın Asuri militarizmine son vererek Yakındoğu halklarını Asuri zulmünden kurtarıp, onların ilerleme ve gelişme yollarını açması, gereğince açıklanır.


Kitabın sonraki bölümü Med kralı Astiak zamanında, Med ordularının başbuğu Harpak’ın satkınlığı sonucu Med imparatorluğunun düşmesi ve Akamenit sülalesinin iş başına gelmesi ve Kirus’un Tumrus (Tomris) hanımla savaşıp ölmesi açıklanır.


Kitabın sonraki bölümü Med kahramanlarının Akamenitlerin milli zulmüne karşı kanlı ayaklanmalarına ayrılmıştır ve daha sonra İskender’in İran’a saldırısı ve onun nedenleri açıklanmıştır.


Kitabın son bölümünde Manna-Med uygarlığı, dili, folkloru, edebiyatı, Zerdüşt dini, Avesta kitabı, Nevruz (Oğuz) bayramı, onun kökleri ve törenleri, üstelik doğumdan 4000 yıl önceden İskender zamanına değin, hatta Akamenitler döneminde bile, bugünkü İran’ın yaklaşık her yerinde ve çeşitli dilli milletleri içerisinde Elam dilinin genel, resmi devlet dili olması, kütleler içinde kullanılması ve Elam uygarlığının biricik sanat ve uygarlık ortamının merkezinde durması açıklanır. 


Burada İran Türklerinin Eski Tarihi’nin birinci kısmı sona eriyor ve ikinci bölümü “İskender’den İslam’a kadarki dönem” daha sonra ayrıca basılacaktır.




* * * 



Sümerler 


Sümerler bugünkü Irak’ın (Mezopotamya: Dicle ve Fırat çayları arasındaki yer) güneyi ve Basra körfezinin kuzeybatı yerlerinde özellikle Babil’de yerleşerek yaşayıp yüksek nitelikli uygarlık yaratmışlar. Sümer halkının ne zaman bu topraklara gelmesi kesin olarak belli değildir, ancak eski tarih uzmanları Sümerlerin doğumdan 4500 yıl önce gösterilen yerlerde insanlığın eşi görünmemiş ilk parlak uygarlığını yarattıklarını, Ur, Uruk, Ereh, Nippur, Kiş, Lekeş, Lersa vs gibi büyük uygarlık merkezleri olan şehirler yaptıklarını gösteriyorlar.


Bilimsel kazılar ve araştırmalara dayanarak bütün tarih uzmanları bu görüşü ileri sürüyorlar ki, yaklaşık 4000 yıl doğumdan önce Sümerler ve onlardan sonra Elamlar Orta Asya ve Ural’ın doğusundan, Hazar’ın kuzeyi ve Kafkas geçitleri (Derbend ve ya Daryal yoluyla) ve Azerbaycan’dan geçerek, Sümerler bugünkü Irak topraklarında ve Elamlar Huzistan topraklarında, Loristan, Zagros dağları ve biraz da bu dağların iki tarafında yerleşmişler. Tarihçilerin gösterişiyle Sümer ve Elamlardan kalan eserler hem Irak ve Huzistan’dan, hem de Orta Asya’nın batısı, Aşkabad bölgesinden ve Horasan’ın kuzeyi ve Orta Asya ile komşu bölgelerinden bulunmuştur.


“6000 yıla yakın bundan önce, verimli topraklar arayan Sümerler Kafkas ve İran’ın kuzeybatısı yoluyla Mezopotamya’nın güney kesimlerine gelip Irak’ın güney yerlerini kendilerine yurt edindiler. Onlar önceleri Sümer ve sonraları Babil adıyla tanındılar. Sümerler çivi yazıyla çamur tabletlerin üzerinde binlerce kural ve kendi geçmişlerini Sümer dilinde yazdılar. Bu tabletler dünyanın büyük müzelerinde bulunmaktadır.” 


“Orta Asya’nın asıl sakinleri Türk olmuşlar. İnsanlığın bu beşiğinden yaratılıp göçmüş ve ilkin uygarlıklar ve özellikle Sümer ve Hitit uygarlığını yaratmış olan boylar Türk soyundan olmuşlar ve insanoğlunun konuştuğu ilk dil Türkçe olmuş ve bugünkü dillerin birçok kelimelerinin kökü Türkçedir. Eski tarih uzmanlarının bu sava getirdikleri kanıt bugünkü Anadolu sakinlerinin vücut şeklidir ki, 4000 yıl süresince değişmemiştir. 


14 yüzyıl süresince Makedonya, Rum ve Bizans imparatorlukları Yunan uygarlığı ve gelenek göreneklerini Anadolu halkı içinde yaydılar, ancak 11. yy.’ın sonlarında Türk dilli boylar Ural’ın doğusu ve Altay bölgelerinden akın edip Anadolu’nun sakinlerini bir daha Türk, Tatar, Selçuk ve Osmanlı yolu ve gelenekleriyle gitmeğe mecbur ettiler.”


“Samiler Mezopotamya’ya gelmeden önce Sümerler Basra körfezi kıyılarını zabtettiler. Sümerlerin nereden geldikleri meselesine gelince, Aşkabad’ın yakınlığı (Kurgananu), Esterabad (Kurengtepe) ve Deregez’de bulunan çömlek eşya, taş kaplar, bakırdan silahlar vs’nin yapılma tarzı Elamidir ve altından olan bir vazonun üstünde Sümeri simalar kazınmıştır. 


Bazılarına göre Elam uygarlığı ile Hazar arkası (Orta Asya) uygarlığı arasında ilişki olmuştur ve Sümerler de kuzeyden Babil bozkırına gelmiş olabilirler. Amerikalıların Sümer şehirlerinden biri olan Nippur’daki kazılarından sonra ve bu milletin birçok padişahlar sülalesi listesinin buluşundan sonra, doğumdan 3000 yıl önce Sümerlerin geniş ve zengin geçmişleri ve Babil’in de onların uygarlık merkezleri olduğu kesinlik kazanmıştır.”


“Hamilton Fakültesi’nin ‘Hukuk Tarihi’ yazarları Babil’in en eski sakinleri olan Sümerlerin Sami olmayıp Moğol kavmi kollarının birinden olduğunu açıkça gösteriyorlar”.


Sümerlerin insan hayatı ve uygarlığına hizmeti 


1. Toplumda kanun koyup onun temelinde toplumu yönetmek.

2. Sözlü dili yazılı dile geçirmek için alfabe yaratmak ki, Bu alfabe çivi alfabesiyle kendini göstermiştir.
3. Çeşitli bilimler ve endüstri alanlarını başlatmak. Mısırlılar, Yunanlılar eski tıp, gök bilimleri, sanayinin ilk ve ana temellerini Sümerlerden almışlardır.
4. Gece gündüzü 24 saate, her saati 60 dakikaya ve her dakikayı 60 saniyeye bölmek.
5. Daireyi 360 dereceye bölmek
6. Bir takım metallerin, özellikle de Alüminyumun buluşu. Bu buluş insanoğlunun son 100-150 yıldaki buluşu sayılmaktadır. Ancak “yaşı 2000 yılı geçmiş eski Çin mezarlarının birinden arkeologlar alüminyumdan yapılmış eşyalar bulurlar. Biz diyoruz ki bu olanaksızdır. Herkes bilir ki ancak galvanizli banyonun bulunmasından sonra alüminyumu almak mümkün olmuştur. Ve böyle bir sağlam kanaate vardıktan sonra da galvaniz banyosunu eski Sümer’de görebiliyoruz. Yani galvanizden 5000 yıl evvelki devirde.” 




* * * 



Hititler 



D.Ö.1700. yılda Hitit imparatorluğu (Hitit kralı Murşiliş zamanında) Babil hükümetiyle savaşıp onu yenilgiye uğratarak topraklarını ele geçirdi. Babil gibi güçlü bir hükümeti yenen Hitit devletinin uzun yıllar ondan önce kurulması ve Hitit halkının bir kaç yüz yıl ondan önce, yaklaşık D.Ö.3. bin yıllığın ikinci yarısı ve sonlarında Batı Anadolu’ya gelmesi ve orada uygarlık ve hükümet kurmağa başlaması bilim dünyasına aşağı yukarı kesinleşmiştir. 


Ali Paşa Salih gibi bazı tarihçi ve hukukçular, Hitit halkını Ari soylu gösterseler de, büyük tarihçilere göre, Aryalar 900 yıl doğumdan önce doğudan İran çölüne ve bölgemize akmağa başlamışlar. Hatta Pirniya bile Hitit halkını Ari soylu göstermemiştir.


Büyük olasılıkla Sümer ve ya Elam göçlerinden ayrılarak Urmu Gölü’nün güneybatısında Zagros’un batı ve Toros’un doğu eteklerinde yurt tutup yaşayan ve Erettelerin (Arattalar) soyundan olan Hurriler D.Ö.2400. yılda 4 yöne göçmüş ve onlardan bir bölümü kuzeybatı ve bir bölümü de kuzeye gidip yerleşmişlerdir. 


Birinciler Batı Anadolu’da Hitit halkı ve devleti, ikinciler ise Doğu Anadolu ve Van gölünün kuzeyi ve çevresinde, Zagros dağlarının batısında Urartu halkı, devleti ve uygarlığını yaratmışlar. Yani Anadolu’nun eski tarihini iki bölüme ayırabiliriz:


1. Anadolu topraklarının doğu bölümleri: Van gölü çevresi, onun doğu kısmı, Zagros dağlarının batı yamaçları, Ağrı dağının batı etekleri ve Karadeniz kıyılarına kadarki yerleri, eski tarihçiler Van ve ya Urartu ülkesi adlandırmışlar. 


2. Anadolu topraklarının batı bölümleri: Bugünkü Van Erzurum’dan Aralık denizi ve boğazlara kadarki yerlerin ilk insanları ve topluluklarına gelince, tarihçilerin düşüncesine göre, bunlar Hititler olmuşlar. Hitit halkı Orta Asya’dan bölgemize olan üçüncü eller göçünün ürünüdür. Bazı tarihçilere göre bu göç D.Ö.3. bin yıllığın sonlarında, yani D.Ö.2050. yıllarında olmuştur.


Hiti imparatorluğu topraklarında yapılmış arkeoloji araştırmalara göre, önceler onun başkenti bugünkü Boğazköy topraklarında yerleşen Peteryum şehri olmuş, sonralar ise bugünkü Karakamış toprakları ve Fırat kıyılarında yerleşen bir şehir olmuştur. Hitit imparatorluğu topraklarındaki kazılardan elde edilen heykeller ve kabartma resimler gibi değerli tarihi eserler Hitit uygarlığının büyüklüğünü gösteriyor. Elde edilen birçok taş yazıt bugün Berlin Müzesi’ndedir.


Hitit imparatorluğunun başında Güneş adlanan büyük kral otururdu. Kralın bu gücüne bakmayarak, eski Türk ellerinin çoğunda olduğu gibi, onun gücü Pank (topluluk, kütle anlamında) kurulu, meclisi aracılığıyla sınırlanırdı. Pank’ın üyelerinin çoğu savaşçılardan, kralın oğulları ve kardeşlerinden ibaret olurdu. 


Hitit devleti çeşitli eyaletlere bölünür ve her birinin yerli hakimi olurdu, bu hakimler, genellikle, kralın ailesinden seçilir ve oldukları ortamda kral adlanırlardı.


Hitit hükümetinin alfabesi önceler hiyeroglif, sonralar ise çivi idi. Onlar kendi eklemeli dillerinde yazarlardı. Hitit halkının çeşitli allahları vardı, özellikle de bütün eklemeli dilli halklarda olduğu gibi, ‘Büyükana’ allahı, tufan ve kasırga allahı Telepinu (doğa güçlerini yaratan allah) vs idi. Genellikle Hitit halkının dini görüşleri doğa güçlerine tapınmak yani bir çeşit Şamanlıktı. Babil-Akkad dini düşüncelerinin etkisinde bir savaşçı şeklinde tufan allahı olan Teşub’u da kabul ettiler.


Sümerler ve Elamlar gibi Hititler de Türk dilli olmuş ve bugünkü Anadolu’nun belki de ilk sakinlerini teşkil etmişlerdir, 


Dolayısıyla Anadolu’nun birinci sakinleri Yunanlılar ve ya başka Hint-Avrupa dilli halklar olmamış, Türklerin ulu dedeleri olmuş ve ilk uygarlık ve devleti burada onlar yaratmışlardır.




* * * 



Kassiler 


Kassilerin yaşadığı bölge bugünkü Loristan vilayeti idi. 

Kassilerin D.Ö.2. bin yıllıkta yaşamış krallarının kitabeleri, Akkad dilinde olan Asuri ve Babil metinlerindeki özel adları, onların dillerinden elde edilmiş bir takım kelimeler gösteriyor ki, bu halk Elamlara yakın olmuşlar ve “Elam diline yakın olan bir dille konuşurlarmış.” 

Kassiler eski İran’ın batı topraklarında yaşamış eklemeli dilli halk olarak, coğrafi açıdan Elamlarla GuttiLullubiler (sonraki Medler) arasında bağ ve ilgi olduğu gibi, dil ve uygarlık bakımından da bu iki halkı bir birine bağlamıştır.


“Kesin olarak Med’in daha güney bölgelerle yakın ilişkisi olmuştur, özellikle de eski zamanlarda ki, Kassiler ve Elamlarla kavmiyet ve dil bakımdan yakınlığı vardı.”


“Kassiler ve öbür dağlık kabileler herhalde D.Ö.2. bin yıllıkta Med ve Elam sınırlarında yaşıyor ve dil bakımdan Elamlara yakındı.”


Yaşadıkları toprakların Elamlarla komşuluğu, dillerinin yakınlığı ve krallarına ait kitabelerin D.Ö.2. bin yıllığa ait olması ve bu tarihlerde uygarlık kurması bu halkın D.Ö.3. bin yıllığın başları ve ortalarından bu yerlerde yaşamasını gösteriyor. Bu tarih Elamların bölgemize gelmesi tarihine yakındır. Bu da Kassilerin Elamların Orta Asya’dan olan göçlerinden ayrılıp Loristan’da yerleşen ellerinden meydana geldiğini göstermektedir. Dağlık Loristan bölgesinde, Kassiler hayvancılıkla yaşamışlar. Bazı tarih araştırmacılara göre atı evcilleştirme ve taşıma aracı olarak kullanma Kassilere aittir.


Tarihçilere göre Kassilerin krallar sülalesi, Kandaş adlı önder tarafından kurulmuştur. Akum, Uşi, Abirattaş, Urşikurumaş, Kaştiliyaş vs Kassilerin başka krallarının adlarındandır.




Kassilerin uygarlığı


Kassilerin yaşamış olduğu bugünkü Loristan’dan birçok tunçtan yapılmış eşya elde edilmiştir, ama ne yazık ki, 1920-1930. yıllarda vahşicesine yapılmış kazılarda yok olmuş ve ya Avrupa’ya götürülmüştür. Bu eserler D.Ö.2. bin yıllığın ortalarına aittir. Kassi uygarlığından at eyeri, gem, silah, süs eşyası, dini törenlere ait olan çeşitli şeyler elde edilmiştir. Eski Kassi uygarlığından elde edilmiş araba ve ona gereken eşya genellikle Yakındoğu ve özellikle de Sümer gereçleri ile aynı çeşit ve biçimdendir. Bu da onların aynı uygarlığa iye olduğunu gösteriyor. Kassilerin de çeşitli allahları olmuştur. Örn. Sah (güneş allahı), Gidar, Marataş (savaş allahları), Şumu (yer altı ateş allahı) gibi.




Kassilerin dili 


Kassilerin dili komşuları olan Elamlar ve Gutti-Lullubilerin diline yakındı ve onlar gibi eklemeliydi. “Kassiler ve Guttilerin dili belli ölçüde yakın olmuştur. Kassilerdeki +(A)ş ekini Guttilerdeki Eş-Uş ekiyle karşılaştırın.”


Kassilerle Elamların dillerinde de söz dağarcığı ve biçim bilgisi bakımından benzerlikler göze çarpıyor. “Kassi dilinde +(A)ş eki Elamlarda olduğu gibi Tekil üçüncü şahıs ekidir. Örn. Hattaş (etti), Tiriş (dedi) gibi.”


Kassi dilinde +Aş (daş, taş, yaş, maş) hecesiyle biten kral ve allah adları (Kandaş, Abirattaş, Urşikurumaş, Kaştiliyaş, Nazımarataş, Buryaş, Marataş gibi) bir taraftan Gutti krallarının bazısının adını (İngeşuş, Yarlagaş, Elulumeş, İnimabageş gibi), diğer taraftan ise çeşitli eski ve çağdaş Türk halklarının bazı adlarını (Emir Timur zamanı Altın Orda hanı Toktamış, İran Türklerinin adlarından Teymurtaş ve Mehtaş, Çağdaş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ölümsüz önderi Denktaş gibi) andırıyor.


Kassiler egemenliklerini yitirdikten sonra, siyaset alanı ve tarih sahnesinden çıktıysalar da bir halk olarak, kendi vatanlarında yaşadılar.


Loristan’ın güneydoğusundan nüfuz eden Hint-Avrupa dilli Lorlar onları yenmişseler de, bu vilayetin kuzey ve kuzeydoğu kısmında, bugünkü Hemedan ve Esedabad’ın batı tarafında yerleşen Sungur şehri ve onun geniş çevre köyleri ve başka yerlerde Kassilerin torunları kendi dillerini yaşatmaktadırlar. Onlar Elam ve Kassiler döneminde ve ondan sonra tarih boyu hep Türkçe konuşmuş ve bugün de Azerbaycan Türkçesinin bir lehçesinde konuşuyorlar. Bir takım Aryacı İran tarihçileri Elam ve Kassilerin bütün varlığına kırmızı kalem çekerek, onlar için Proto Lor deyimini kullanıyor, bugün Huzistan’da yaşayan Elamların torunları ve Loristan’da hayat süren Kassilerin soyu olan büyük Türk kütlesini görmezlikten gelerek, hepsini Fars’mış gibi kaleme alıyorlar.




* * * 


Sümer ve Elamlar Kafkas’ın Derbend geçidi ile bölgemize gelmişler ve herhalde Azerbaycan’dan geçmişlerdir, onlar Azerbaycan topraklarından geçerken her birinin belli el ve obaları buralarda yurt tutup kalmış, yerli halk ile karışıp birleşerek, uzun asırlar süresinde Gutti ve Lullubi halklarını yaratmışlardır. Sonralar böyle olaylar tarihte sık sık yinelenmiştir, tarih boyu Azerbaycan Orta Asya’dan gelen Türk dilli ellerin geçidi ve yurt tutup kaldıkları ülke olmuştur. Gutti ve Lullubi halklarının Orta Asya’dan gelen Elam göçünden kalması ihtimali daha güçlüdür, çünkü, Gutti ve Lullubi ve Kassilerin dili Elam diline çok yakın olmuş ve hatta bugün, Gutti-Lullubilerin soyundan olan Medlerin dilini bazı bilginler Elam dili ile aynı biliyorlar ve kanıt olarak da Darius’un tabletlerindeki 3 dilden birinin Elam dilinde olduğunu gösteriyorlar ve diyorlar ki, kendini Pars ve Med kralı gösteren Darius aynı Elam dili olan Med dilinde levhalarını yazdırmıştır.


Sümer ve Elamlar 4 ve belki de 5 ve ya 6 bin yıl doğumdan önce o zamanki Türk-Altay toplumundan ayrılmış, bin yıllarca Sami halklarıyla birlikte yaşadıklarından, kuşkusuz dilleri de asıl o zamanki asıl Türk dillerinden ayrımlaşmıştır. Diğer taraftan, genel dilcilik kuralı olarak, bütün dünya dilleri gibi, Türk dili de bu kaç bin yıl süresinde çok değişmiştir.


Demek Gutti ve Lullubi halkları Merkezi Med ve Azerbaycan’ın tarihe belli olan ilk halklarıdır. Bu halklar kuşkusuz eklemeli dilli olmuşlar, çünkü o zaman Hint-Avrupalı halklar bölgemize ve İran’a geçememişlerdi, Samiler ise tarih boyu Irak’tan doğuya doğru geçememişlerdir. Dolayısıyla Gutti ve Lullubiler eklemeli dilli olmuş ve doğal olarak, onların evladı Merkezi Med halkı da eklemeli dilli olmuştur.



Guttilerde Kadınlar da ordu komutanı olabiliyorlardı. Guttilerin bütün bu ulusal-sosyal karakter ve özellikleri Orta Asya Türk elleri ve boyları içinde en eski zamanlardan olan gelenek ve göreneklerdir




* * * 



Urartular


Urartuların bir halk gibi devlet ve uygarlık kurmaları D.Ö.2. bin yıllığın sonları ve 1. bin yıllığın başlarında olmuştur. Urartu halkı ve devletinin yaratıldığı yerler bugünkü Türkiye topraklarının doğu kesiminin önemli yerlerini yani Gökçegöl-VanErzurum ve Zagros dağları arasındaki varsayımsal bir çizgi içindeki toprakları kapsıyordu. Onun güney sınırını Van Gölü’nden doğuya ve batıya uzanan bir çizgi oluşturuyordu. Demek ki, bu hükümetin sınırları Ararat bozkırı ve Ağrı dağının doğu yamaçlarını da içine almaktaydı. 


Hatta Urartu hükümeti, güçlü dönemlerinde, bugünkü Makı vilayeti, Nahçıvan topraklarını ve Urmu Gölü’nün batısını da sınırları içine almıştır. Urartular Asyani halklardan ve eklemeli dilli olmuşlardır. Büyük olasılıkla Elam ve ya Hitit el birleşmeleri göçlerinden kalanlardan yaratılmışlardır. Onlar Mannalara yakın bir zamanda tarih sahnesinde görünmeğe başlamışlardır. Yeni görüşlere göre Urartular Hurrilerin bir kolunun D.Ö.2400. yılda kuzeye doğru göçünden yaratılmıştır.


Tarihçilere göre Urartuların dili yaşadıkları topraklarda olan Hurri halkının diliyle söz varlığı ve dil bilgisi bakımından yakınlığı vardı. Urartular önceler hiyeroglifi kullanmışlar, ancak sonralar D.Ö.9. yüz yıllıklardan başlayarak, temeli Sümerlerce atılmış olan çivi yazısını kolaylaştırıp kullanmışlar, onu kendi dillerinin ses bilgisi ve ses kuruluşuna uygunlaştırarak, kendine özgü çivi alfabe yaratıp bütün abidelerini o alfabeyle yazmışlardır.


Urartu hükümeti kalıtımsal krallık sülalesi aracılığıyla yönetiliyordu, ancak vilayet ve eyaletlerin yerli kralları ve beyleri, merkeze uymak koşuluyla, kendi egemenliklerini sürdürüyorlardı. Bu yerli nispi bağımsızlık ve özerklik eski Orta Asya’dan gelen halklardan kalma bir sosyal yönetim ilkesiydi.


Ararat: 

Bugün Ermenistan ve Türkiye arasında yerleşen dağ, eski zamanlardan Masis ve Türkler tarafından Ağrı dağı adlanmıştır. Arya soyundan olan Ermeniler bugün vatanları olan yerlere gelmeden önce bu topraklarda Turanlı, eklemeli dilli Urartu=Urartı=Urarzu halkı yaşıyordu ki, Ermenilerin gelmesinden önce bu yerlerde güçlü devlet kurmuşlardır. Ermeniler önceler bu hükümeti kendilerinin ilk hükümeti sayıp onun adını Ağrı dağına vererek sonsuzlaştırmak ve Urartuları kendilerine bağlamak istediler. Ancak daha sonralar Urartuların eklemeli dilli olduğu bilimsel açıdan belli olduktan sonra, Ermeniler kendilerini Urartulara bağlamaktan vazgeçtiler, ancak Ağrı dağını Ararat adlandırmağa devam ediyorlar, halbuki Ağrı (Masis) dağının Ararat adlandırılmasına hiçbir bilimsel temel ve dayanak yoktur.



* * * 




İşguzlar (İskitler)-Sakalar


D.Ö.8-7. yüz yıllıklar arasında ve D.Ö.7. yüz yıllığın başlarında Yakındoğu bölgesinde yeni bir halk ve sosyal güç, siyaset meydanına girdi. Bu sosyal güç İşguzlar (İskitler) ve ya Sakalar idiler. 


Bunlar doğumdan 2000 yıl önce olan Hitit ellerinin göçünden sonra Yakındoğu bölgesine olan sıradaki göçtür. Bu göç Hititlerden yaklaşık bin yıl sonra olan dördüncü büyük ve temel göçtür (Sümer, Elam ve Hititlerden sonra). Kafkas dağlarının kuzeyinden, Orta Asya’dan Derbend yoluyla Yakındoğu’ya gelen İşguzlar (İskitler) ve ya Sakalar o zamanki bölge devletleri ve onların siyasetini ve genellikle bölgenin siyasi durumunu ciddi biçimde etkilemişlerdir. O zaman Azerbaycan’a gelen ve Manna Medlerle birlikte Asuri kralı Asarhaddon’la savaşan İşguz elleri, Herodot’un değindiği gibi, Orta Asya’dan gelen Türk ellerinden olmuşlar ve bir takım eski Sovyet ve birçok Fars tarihçinin savunduğunun tersine Hint-Avrupa dilli ellerden olmamışlardır. 


Herodot’un yazdığına göre bu göç yeni ve uygar bir biçimde gerçekleşmiştir. Sakalar Medlere sığınmış ve Medlerin büyüğü onlara saygı gösterip kabul etmiş ve hatta kendi çocuklarını ok atmak ve öz Türkçeyi öğrenmek için onlara emanet etmiştir.


Sakaları-İşguzları Hint-Avrupa dilli sanan Avrupa tarihçilerinden biri Girşmen’dir ki, hiçbir belge ve kanıt sunmaksızın onları İrani el ve dillerini de İrani dil gösteriyor. Bir kere İrani dil ifadesi yanlıştır. Çünkü İran bir coğrafi kavramdır ve baştan beri çeşitli dilli eller, halklar ve milletlerin vatanı olmuştur ve bugün de böyledir. 


İran tarihçileri İskitleri (Sakaları) aryalaştırarak, daha sonra Kuzey Azerbaycan’da olmuş Alanları, Albanları ve bütün o zamanki Azerbaycan’ı Hint-Avrupa dilli yapıyorlar.


Bütün o devirki Orta Asya’dan olan halklar gibi, İskitler (Sakalar) de doğa güçlerine inanırlardı, yani Şamanist idiler. Bu durum bütün eklemeli dilli halkların ilk yaşam aşamalarına özgü olan ve onların milli kökünü gösteren etkenlerden biridir. Bu halkların hepsi, özellikle de Sakalar kendi Şamanlık inançlarından dolayı hiçbir tapınakları olmamıştı.


Sakaların-İşguzların soylarını İtimadü’s-saltana şöyle açıklıyor: 


“Saka ya Sas Turanlı boyların kollarından biriydi. Onların yaşadığı yer doğudan Türkistan, güneydoğudan İmaus dağları (Çin’i Kaşgar ve Hotan topraklarından ayıran dağlar), kuzeyden Tataristan’dı. Onlar aynı Segzi elidir ki Sistan’da yaşamıştır ve bundan dolayı da Sistan’ı Segistan adlandırmışlar ve Araplar ona Araplaştırarak Secistan demişlerdir. Segzi ya Sas daha sonra Masajet adlanmıştır. 


Firdevsi de Segserileri Sas boyuna bağlandıkları için Turanlı saymaktadır. Kiyan (Farsların efsanevi krallar sülalesi) döneminden önceler Partlar, Pişdadilere (Farsların ilk efsanevi krallar sülalesi) karşı koyduğunda Sasları yardımlarına çağırdılar. 


Sonralar Partlar Eşkani saltanatını kurduğunda ve gene de gerektiğinde Sas boylarından yardım alırlardı. Bir taraftan Karadeniz, öbür yandan Babü’l-ebvab (bugünkü Derbend)’a bitişik ve Hazar’ın doğusundan başlayarak Ceyhun kıyılarına değin uzanan duvar Sasların saldırısının önünü almak içindi, onlara Gut=Get ya Masaget derlerdi. Get ve Masaget aynı Yecuc ve Mecuc’dur, Tevrat’ta Gök ve Megök yazılmıştır.”




* * * 



Medler


Yer ve halk adı olmak itibarıyla Med kelimesi D.Ö.9. yüz yıllığın ortalarından meydana gelmiş ve ilk başta yer adı olmuş, hem de çağdaş İran’ın tam merkezi vilayetleri, daha doğrusu Hemedan, Elvend dağının dört bir yanı, Kaşan ve Kum’un batı toprakları, Rey, Kazvin, Zencan, Hazar’ın güney kıyıları, Miyana, Heşteri, Kızılözen yatağı ve oranın kuzeyi ve Halhal’ın güneyi, İran Kürdistanı yerlerine denilmiştir. Bu yerlere yaklaşık olarak Merkezi Med deyimi kullanılmıştır.


Tarihi eserlerde Med sözüyle ilk kez Maday biçiminde Asuri kralı Selmenser’in D.Ö.844, 838. yıllarda, Gutti-Lullubi ülkesine saldırılarıyla ilgili taş yazıtlarında karşılaşıyoruz. Asuri krallarının bazılarının tabletlerinde Med adıyla birlikte Gutti (Guttium) adı da geçmiştir. Zaten bu halklar komşu olmuş ve hepsi de Merkezi Med ve Azerbaycan topraklarında yaşamışlardır. Medlerin ülkesi bugünkü Heşteri, Urmu Gölü’nün güneybatısı, Kızılözen yatağı, Zencan, Rudbar, Halhal’ın güney toprakları olmuşsa da Guttilerin ülkesi oralardan doğu ve güneydoğu, yani Hemedan, Erak, Elvend’in çevresi, Save, Kaşan (bu kelime Kassi elinin adından türetilmiştir.) ve Kum’un batı yerleri olmuştur. Bu yerler Merkezi Med ve Azerbaycan toprakları olmuştur.


Oppert’in dediği gibi Medler eklemeli dilli, Turanlı ve Altay dağlarından gelme olmuşlardır. 


Med elleri İşguzların D.Ö.7. yy.’ın başlarındaki göçlerinden iki asır ve belki de daha önceler, yani D.Ö.10-9. yy.’larda kuzeyden, Kafkas geçitlerinden Azerbaycan’a gelmişler. Herodot şöyle diyor: 


“Asuriler Yukarı Asya’da 500 yıl hükümet ettiler, onların buyruğuna uymayan ilk halk Medlerdi. Bunlar özgürlük uğruna savaştılar ve yiğitlikler göstererek, kölelik zincirinden kurtuldular. Ondan sonra başka halklar da onların yolunda gittiler ve hızla Asya kıtasının bütün halkları özgürlük ve bağımsızlıklarına kavuştular... Medlerin boylarının sayısı altıdır: Bus-Busae, Partaken, Sturohat, ArisantArizant, Budi, Mug.”


Medlerin Hint-Avrupa dilli olmadığını gösteren başka bir kanıt da Pehlevilerin (Rıza Şah ve Muhammed Rıza Şah zamanı) Akamentlerin 2500 yıllık krallıklarıyla ilgili düzenledikleri şölenleri gösterebiliriz. Yani onlar Medleri Hint-Avrupalı saymayarak onların 123 yıllık egemenliklerini bunun dışında tutmuşlardır. Akamenitler bu şölenlerin düzenlendiği zamandan 2500 yıl önce yani D.Ö.550. yılda egemenliği Medlerden almışlardır.




* * * 



Kuzey Mezopotamya bölgesi MÖ.20.yy-12.yy arası
Subar - Hurri - Kuman - Kuti - Lulu - Turuk

fotoğraf bilgisi Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu

Török-Turuk-Turki-Turukku-Turuukki-Turukii
The first Turk in Assyrian tablets 15th c BC


An Archaic Dictionary: Biographical, Historical, and Mythological, from the Egyptian (1876)
William Ricketts Cooper




Türk sözü


Bu kelimenin doğumdan kaç bin yıl önce türetilmesine karşın D.Ö.2. bin yıllığın son yüz yıllıklarından var olagelmiştir. Bu kelime tur- (dur-) eyleminden türetilmiştir. Eski Türk ellerinden bazısı el birleşmelerinden ayrılarak yerleşik yaşama geçtiklerinde, el birleşmesinin göçebe durumda kalanları onlara Turuk (tur- eyleminin isim-fiili yani tur+uk) yani duran (yerleşen, gezmeyen) adı vermişlerdir. Turuk kelimesi, Göktürk devleti kurulduktan sonra Gök kelimesindeki ince ünlünün etkisiyle Türük biçimine dönüşmüştür (ünlü uyumu). Daha sonra Türkler Arap alfabesine geçtikten sonra Arap alfabesiyle Türk biçiminde yazılmıştır (bu alfabede ünlülerin çoğu yazılmaz).


Türk adına D.Ö. Asuri kaynaklarında da rastlıyoruz. Tarihçi Yampolski’ye göre Asuri kaynakları D.Ö.14. yy.’da Urmu Gölü’nün çevresinde yaşayan elleri Turuk adlandırıyor. Bundan başka Urartu kaynakları D.Ö.1. bin yıllığın başlarında Urmu Gölü’nün çevresinde yaşayan Turuk adlı elden söz ediyor.


Mir Ali Seyyidov’un dediğine göre Bontürkler D.Ö.4. yüz yıllıkta Azerbaycan ve onun çevre ülkelerinde yaşamaktaydılar. 


Hatta İskender bunlarla da karşılaşmıştır. Bontürkler ve ya Bonturuklar Kür çayı kıyılarında yaşıyorlardı. Gürcü bilgin Takaşvili şöyle diyor: “Bontürkler ya Türkler ya da Turanlılardır.”


Akademisyen Mar ise Bontürkleri ‘yerli Türkler’ anlamında, bazı bilginler ise Hun Türkler olarak kaydetmişlerdir. Gürcü bilginlerce Bontürklerle Kıpçaklar arasında hiçbir ayrım yoktur. 


Mir Ali Seyyidov’a göre Kuman, Kırgız, Tatar, Kara Kırgız gibi bir takım eski Türk dillerinde bon kelimesi soy anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Bontürk, Türk soyu demektir. Türkler içinde Bonsuvar, Bonkıpçak ve Bonoğuz adında eller olmuştur. 


Demek ki, Türk adlı eller hem Güney, hem de Kuzey Azerbaycan topraklarında yaşamışlardır. Miladi 5. yüz yıllıkta Kuzey Azerbaycan’da Haylanturuklar ve ya Hunlar bulunmuşlar ve Ermeni kaynaklarına göre krallarının adı Aran olmuştur. 


Seyyidov’a göre Başkurt ve Oğuz dillerinde Haylan sözü seçkin, seçilmiş ve saygın anlamında olmuştur. Turkutlar ise Altay dağlarının eteklerinde Hunlarla birlikte yaşamışlardır.


Manna-Medlerden önce yaşayan büyük Türk başbuğu Alp Er Tonga (Efrasiyab)’nın ölümüyle ilgili halk tarafından söylenmiş olan sağular (ağıtlar)’ın bazıları günümüze değin ulaşmıştır. Bu ağıtın bir dörtlüğü şöyledir:





Alp Er Tonga öldi mü ... Alp Er Tonga öldü mü?
Esiz ajun kaldı mu ... Kötü dünya kaldı mı?
Ödlek öçin aldı mu ... Zaman öcünü aldı mı?
Emdi yürek yırtılur ... Şimdi yürek yırtılır....!





İRAN TÜRKLERİNİN ESKİ TARİHİ
Prof.Dr. Muhammed Taki Zehtabi (Kirişçi)*
Ferhad Rahimi



*İran istihbaratının yaşlı bilge Prof.Zehtabi beyi evinde sabaha kadar işkence ile öldürdüğünü ve sebeblerinin işte bu çalışmalar olduğunu da bilelim...











Asya'nın sinesinde hayat bulan Türk milleti, zaman içinde dünyanın dört bir yanına yayılmış, birçok coğrafyada vatan tutmuştur. Kimi yerlerde obalar, oymaklar, kimi yerlerde devletler, imparatorluklar oluşturmuştur. Gittiği her yere Türk soyunun kültür ve medeniyetini götürmüş, büyük hizmetler sunmuştur. Bugün Türk kültürünün ve medeniyetinin izleri ta Çin ortalarından Avrupa içlerine kadar, Yemen sahillerinden Sibirya sahillerine kadar hemen her yerde görülmektedir. 


Otuz milyondan fazla Türk'ün yaşadığı en eski Türk vatanlarından birisi olan İran coğrafyasında da durum aynıdır. Türk dili, Türk edebiyatı, Türk musikisi, Türk töresi, kısa ifade ile Türk kültürü ve medeniyeti bütün incelikleriyle varlığını sürdürmektedir. İran Türkleri ve edebiyatları hakkında yazmadan önce Mustafa Kemal Atatürk'ün şu direktifini hatırlamak yerinde olur.


"Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi; tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Dünya yeni bir dengeye ulaşabılir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bılmelidir. Bizim bu dostluğun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam atarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir."


İran coğrafyasının, insanların yaşamasına elverişli arazisinin, dörtte birinde tamamen Türkler meskündur. Bu miktar Türkiye'nin % 40'ına tekabül eder. İran cografyasındaki Türkler'in yaşadıkları yerleri üç büyük bölgede inceleyebiliriz:


I. Kuzey-Batı Türk Yurtları, Tahran'ın güneyi ve doğusundan başlayarak Türkiye sınırlarına kadar 1000 km. uzanan 170 000 km2'lik bu bölgede İran Türkleri meskündur. İran Türkleri'nin dörtte üçü, yani 20 milyon kadarı bu bölgede yaşar. Hoy, Kazvin, Makü, Meraga, Merend, Save, Nagadey (Nagade), Urmiye, Zencan ve birçok Türk Devletine başkentlik eden Tebriz ve Erdebil şehirleri bu bölgededir.

2. Kuzey-Dogu Türk Yurtları: Bu bölgede Horasan Türkleri ve Türkmenler yaşarlar. Türkmenler'in nüfusu 2 milyon, Horasan Türkleri'nin nüfusları ise 3 milyon civarındadır. Deregez, Küçan, Sebzevar, Şirvan, Türkmen (Bendere Türkmen) ve Meşhed şehri bu bölgededir.

3. Güney ve Merkez Türk Yurtları: Bu bölgede Türkler dagınık haldedirler. Kaşkayi, Bayat, Afşar, Halaç, Agaçeri, Hamse gibi Türk boyları yaşamaktadır. Bir kısmı göçebedir. Bunların yaklaşık nüfusları 3 milyon civarındadır. Çogunlukla Türk boylarını sinesinde barındıran Ahvaz, Firuzabad, Kazrun, Şiraz şehirleri bu bölgede bulunmaktadır. 


Bazı tarihçiler, Türkler'in İran cografyasına M.Ö. VII. yüzyılda Sakalar'ın seferleri sırasında geldiklerini ve tedricen hakim zümreyi teşkil ettiklerini ileri sürmektedirler. Oysa birçok saygın tarihçi, İran'ın tamamının milattan 4400 yıl öncesinden Türk yurdu oldugunu ortaya koymaktadırlar. Bu hususta dünyaca ünlü büyük tarihçi Prof. Dr. Mahmut Taki Zehtabi şöyle yazıyor:


"Bugün tarih elmi get'i olarag gösterir ki, Hind-Avrupa dilli Parslar'ın on gebilesi ilk dere miladdan 900 il evvel şerg teretinden İran felatına gelmiş ve İlam şehzadelerinin hakimiyeti altında olmuş, çagdaş Fars ve Kirman eyaletlerinde, İlam Hükümeti'nin icazesiyle, yurd salıb, yaşamışlar. Onlardan tegriben 3500 il evvelden Türkler İran erazilerinde medeniyetler ve hökümetler yaratmışlar.,,


"Ruslar Türk milletini parçalamak ve Türk milli birliğini bozmak için Türklerin kültür değerlerini tahrif etmekle yola çıkmışlardır. Türk yurtlarını birbirinden ayırarak maddi temellerini yıkmaya çalışmakla birlikte Türk milli birliğinin en temel dayanağı olan dil birliğini de bozmaya çalışmışlardır. Ruslar, kurdurdukları yapay devletlere Türklerin genel adı olan "Türk" adını kullandırmamak için Azeri, Kırgız, Özbek, Kazak gibi isimler verdirerek ve her birine Rus alfabesinin değişik varyantlarını kullandırarak alfabe birliğini, dolayısıyla dil birliğini bozmaya, iletişimi kesmeye çalışmıştır."


İran Türkleri
Dr.Ali Kafkasyalı
A.Ü.Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi - Sayı 24,2004 / PDF

















Elam Saz/bağlama çalan ozan MÖ.18-17 yy dan sonra "Bağlama benzeri çalgıların Anadolu'da bulunan en eski örnekleri MÖ.1680 – 1375 Eski Hitit Dönemine aittir" LAF'IDA ESKİ OLDU !!!



Elam MÖ.18.-17.yy



_______TÜRK TARİHİNİ DOĞRU OKUMAK_______