azarbaijan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
azarbaijan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2015 Çarşamba

Kuzeybatı Azerbaycan (bugünkü Ermenistan) da bulunan Göktürkçe Yazıt










Kuzey Batı Azerbaycan ( şimdi Ermenistan Cumhuriyeti) Zengezur'un Menghri bölgesi  Nyuvadi köyü (Nüvədi) nün yakınındaki antik runik yazıtlar 1985 yılında keşfedildi, merhum eğitimci, şair ve araştırmacı Hamza Veli'nin köyü. Yazıtlar 1991 yılı sonuna kadar yüzyıllar boyunca Türklerin yaşadığı Nyuvadi çevresinde ( "Kargalar Taşı" )  "Gargalar-dashi" birkaç taş üzerinde kaya resimlerinin arasında bulunmuştur.


Elşad Alili​


Ancient runic inscriptions near the village Nyuvadi (Nüvədi) Meghri region of Zangezur region of North-Western Azerbaijan (now the Republic of Armenia) were discovered in 1985, the year of the native village of the late educator, poet and researcher Hamza Wali. The inscriptions were found among petroglyphs at a few stones on the mountain Gargalar-dashi (in Turkic "Raven stones") in the vicinity of Nyuvadi where for centuries until the end of 1991 the Turks lived.



MAKALE RUSÇA (in Russian language)




____________________________




Sarı Gelin Türküsü hem de Kıpçak Türkçesi ile

"Sarı Gəlinin tam fərqli, həm də Kıpçak versiyası. Oxuyur Kırımlı Fevzi Aliyev. 
Dəşti-Qıpçaqda Sarı Gəlinin fərqli süjeti varmış."


Bu güzel türküyü dinlememize vesile olan Elşad Alili 'ye teşekkürlerimle.




Ayrıca Azerbaycan Türklerinden Ramin Farhangniya ile Sarı Gelin'de çok güzel



_______



SARI GELİN TÜRKÜSÜ TÜRKLERİNDİR




Hikmet Babaoğlu : “Türkiye sanatçısının Azerbaycan folklor örneğini ermeni şarkısı gibi taktim etme çabası hukuki açıdan sorumluluk yaratır”



Türkiye sanatçısı Sezen Aksu yeni albümünde Azerbaycan folklor örneklerinden “Sarı Gelin” şarkısını ermenice okuyacağını ve şarkıyı ermeni halk şarkısı gibi sunacağını açıklamış.


Yalquzaq'a konuşan, “Sarı Gelin” şarkısının araştırmacısı, Azerbaycanlı araştırmacı-yazar Hikmet Babaoğlu Sezen Aksu şarkıyı ermeni şarkısı gibi sunacağı taktirde uyğun uluslararası hukuk teşkilatlarına baş vurmayı planladığını söylemektedir.


Babaoğlu, Azerbaycan halkının milli folklor örneğinin ermeni halk şarkısı gibi sunulmasının kabuledilmez olduğunu da sözlerine eklemiştir: “Böyle eserlerin korunması için Bern Sözleşmesi mevcuttur. Sözleşmenin 15. maddesine uyğun olarak zıhni ve folklor örneklerinin korunması hukuka bağlıdır. Azerbaycan ve Türkiye sözügeçen Sözleşmeye katılmış durumda. Yanı mezkur devletler Sözleşmeden ileri gelen taleplere uymak zorundalar. Türkiye sanatçısının Azerbaycan folklor örneğini ermeni şarkısı gibi taktım etmesi hukuki açıdan sorumluluk yaratan haldir ve uygun adımlar atmayı düşünüyoruz”.


Azerbaycanlı yazar hali-hazırda konuyla bağlı uygun hukuk kuruluşları ile danışmalara başladıklarını de sözlerine ekledi: “Böyle davranış Azerbaycan yasalarına ters düşer. Folklor örneklerimizin korunması hakkında kanunun var olduğunu dikkate alırsak, “Sarı Gelin”in de kapsamiçi olduğunu söyleme hakkımız vardır”.


Onu de ekleyelim ki, Hikmet Babaoğlu “Akdamardan Sarı Geline ermeni yalanı” adlı araştırma eserinde “Sarı Gelin”i ayrıca araştırma konusu edinmiş, onun yaranması ve Azerbaycan halk yaratıcılığına ait olmasını tarihi delillerle kanıtlamıştır. Araştırma sonucu şarkının yaratıcısının Sinan adlı bir şahıs olduğu gün yüzüne çıkartılmıştır. Şarkının ait olduğu coğrafya ise hıristiyan kıpçakların yaşadığı topraklar gibi tanımlanmaktadır.


Araştırma sonucu belli olmuştur ki, şarkı yalnız Kafkaslarda değil, türklerin yaşadığı başka topraklarda da geniş yayılmıştır. Şarkının hatta hıristiyan kıpçakların yaşadığı Azov denizine kadar yayıldığı araştırma sonucu tespit edilmiştir. Hatta Ukrayna arşivlerinde araştırmalarda bulunan Babaoğlu adı geçen ülkede şarkının “Axı saçın  örmezler, Seni bana vermezler” şeklinde versiyonunun kıpçak folklor örneği gibi muhafaza edildiğini öğrenmiştir.


Bakı, Yalquzaq basın, 15.03.2012




Hikmet Babaoğlu

Türküyü sahiplenmek isteyen Ermeniler, neden bunu Türkçe yazdıklarını kendilerine sormuşlar mıdır? 
Ermenice Sarı - Değn , Gelin - Hars 'tır. Eğer Ermenilerin çok hoşlarına gidiyorsa 
Ermenice "DeğnHars" türküsünü olarak bestelemeleri daha doğru olur diye düşünüyorum....
( Yazar,Türkiye, Kazakistan, Ukrayna ve Azerbaycan arşivlerinden yararlanmıştır ) 



Saygıyla, Sarı Gelin...




31 Ocak 2015 Cumartesi

GOBUSTAN ROCK ART CULTURAL LANDSCAPE



Located in the eastern part of the Republic of Azerbaijan and on the western shore of the Caspian Sea Gobustan National Reserve was inscribed as Gobustan Rock Art Cultural Landscape into the World Heritage List in 2007.

With hills and highlands covered with big boulders and almost no green, Gobustan is an outstanding rock art landscape, where over 6000 rock engrarvings were found and registered, since Upper Palaeolithic up to the Middle Ages. In 1966, the rock art area, covering approximately 4000 hectares, was declared a National Reserve.

More than 20 ancient settlements and discovered more than 40 burial mounds of the Bronze Age period.

Gobustan Rock Art Cultural Landscape consists of the following cultural qualities:

● more than 6000 petroglyphs
● shelters, ancient settlements, burial sites
● sacred sites
● evidence of a very long cultural continuity in a number of rock shelters.

in English pdf:

in Turkish
İshaq Cəfərzadə. Qobustan. Qayaüstü rəsmlər. Bakı.1999





The Petroglyph Museum at Gobustan - Azerbaijan



There are paintings or etchings (petroglyphs) of what appear to be long boats in the style of the Viking ships of more recent times. Thor Heyerdahl was convinced that people from the area went to Scandinavia in about 100 AD and took their boat building skills with them, and transmuted them into the viking boats we know from digs in Northern Europe.

Turkish Gravestone, 
Gobustan National Park - Azerbaijan


and similarity between 
Gobustan/Azerbaijan and Latmos-Beşparmak/Turkey

_________


9 Kasım 2014 Pazar

Armenian Falsifications





 Orbeli's Mystery Unearthed
Azerbaijan Has Found A Mine Planted Under The System 
Of Armenian Falsifications



When a department head at the Azerbaijani Presidential Administration, Fuad Axundov, said that he had found in the archives of St. Petersburg the book "Inscriptions and Gandzasar and Havotsptuk" by the Russian Soviet historian I. Orbeli, it caused great repercussions in the historical circles of our region. 

After all, it was a book, the entire edition of which was believed to have been destroyed in 1919, and the author of this work later stopped dealing with this subject and became a prominent scientist in a completely different field. . . . 


But a real sensation was caused by the preliminary result of the study of this work made public by Axundov himself at the international conference "Historical and Cultural Heritage of Ethnic Groups of Caucasian Albania in the Context of Human Rights" held on 10 June this year in Baku. 

It turned out that Orbeli's book was another mine planted in the early 20th century under the centuries-old system of Armenian falsifications of history. Another reason for the disappointment of falsifiers who misled their own people was the exposure of two anti-Azerbaijani films presented recently in Yerevan.

We asked the author of these revelations, a department head at the Azerbaijani Presidential Admini-stration, Fuad AXUNDOV, to tell us about details of what is happening.




- In your report, you said that the mystery of Orbeli's book 
has unravelled. So what is this mystery?

- The matter is that at the beginning of the 20th century Russian Soviet scientist I. Orbeli unwittingly caught the Armenian Church red-handed in his studies. He indicated that the translation of inscriptions on the monument of the Albanian civilization - the Gandzasar [Qandzasar] monastery complex, situated on the territory of Azerbaijan occupied by Armenia, was done incorrectly and falsification had taken place. That is why his book "Inscriptions of Gandzasar and Havotsptuk" never saw the light, and the circulation released in 1919 was completely destroyed.

Orbeli himself wrote a letter in 1922, complaining and expressing his incomprehension about the reasons for the delay in the publication of his book. He notes that it has been 5 years (since 1917) since the book went to press, 7 years (1914-1915) since the text of the book was composed, and 13 years (since 1909) since he collected the inscriptions of Gandzasar, but the book never saw the light.

I often read about the disappearance of the book and set myself a goal to find at least some traces of it. In 2011, I managed to find a copy of the work in St. Petersburg and deliver it to Baku.

Initially, the Armenian side claimed that Orbeli's book did not exist at all, and then, when I found it, they began to argue that the book typefaces had been washed away by a flood in Petrograd and therefore, the book was not published. However, we found out that it was a lie - there were no floods in Petrograd that year, and the typefaces - letters of the book were not stored where Armenians indicated. After that, the Armenian side, admitting the existence of the book and even purchasing it, promised to translate it into Russian and allegedly "expose" us, but they still have not translated it.

Now, at my request a group of foreign and Azerbaijani scientists is translating inscriptions of Gandzasar collected by Orbeli. Based on its results, it is planned to publish the work of Orbeli and translate the inscriptions.



- It turns out that all copies of Orbeli's book were destroyed
because they shed light on Armenian falsifications?

- The answer to this question lies in the book itself. We have already explored some of the inscriptions found by Orbeli in Gandzasar during his expedition there in the early 20th century. These inscriptions were compared with the photographs of their current condition, as well as with their translations made by various authors in 150 years. Masses of falsifications were discovered. 

In particular, in his book Orbeli himself indicates the errors and falsifications of previous translators of inscriptions, who were 19th century clerics S. Jalalyants, H. Shahkhatunyants and M. Barkhudaryants, who had received a rank from the Armenian Church and wrote to its order.

Numerous cases were also identified when old slabs with inscriptions in Gandzasar were replaced by Armenian falsifiers. 


In addition, our specialists found and translated Gandzasar inscriptions made in the Turkic language in the Middle Ages.


And on the main inscription inside the Cathedral of St. John the Baptist in Gandzasar full titles of Albanian Catholicoses have been discovered. We are talking about the title: hayrapetuthetn nersisi aluanits katolikosi (under the patriarchy of Nerses, the Catholicos of Albanians). 

The Armenian side prefers not to mention the patriarchal rank of the Albanian Catholicos. The rank of patriarch of the head of the Albanian Church showed that the Albanian Church is independent and ordained by the apostles of Jesus, i.e. it is autocephalous. Thus, the main inscription of Gandzasar shows that Albanian Catholicoses retained their patriarchal rank in the Middle Ages.

Besides, according to Russian archival materials, it was established that the patriarchal rank of the Albanian Catholicos existed in Karabakh until the beginning of the 19th century, after which it was abolished and Albanian churches were handed over to the Armenian Church of Echmiadzin.

We continue our hard work to study archival materials, correspondence, maps and medieval manuscripts, according to which one can reveal many more secrets in the history of Azerbaijan and the Armenification of its rich cultural-historical, architectural and spiritual heritage. In the near future, we will make documentaries on the results of these studies.



- It is strange that Orbeli never returned to the subject of
researching inscriptions on temples in Karabakh in Soviet times
when he became an eminent scholar...

- Apparently, some forces decided to turn the great potential of the young scientist in another pro-Armenian direction. In fact, in exchange for refusal to return to the study of inscriptions at Karabakh temples he was promised a meteoric career growth. 

In 1924, being a young scientist, he became a corresponding member of the USSR Academy of Sciences at 37, then an academician of the USSR Academy of Sciences and an academician of the Armenian SSR Academy of Sciences and its first president. Later he was appointed director of the St. Petersburg Hermitage.



- At the conference, you also unveiled some fresh facts about
falsifications found in two films recently shot with 
public support in Armenia...

- First, I should note that these anti-Azerbaijani films were presented in Yerevan on 28 May, i.e. the Independence Day of Azerbaijan. Undoubtedly, they were a kind of reaction from the Armenian authorities to statements by Azerbaijani President Ilham Aliyev, who has repeatedly noted that the current "Armenian state was established on our territory, on ancient Azerbaijani land, in Iravan [Yerevan], Goyca and Zangazur".

We are carrying out research projects to study the history of Azerbaijan as a result of which a film was made about the historical centre of Yerevan - the Erivan fortress built by Azerbaijani Safavid rulers 500 years ago and now destroyed by the Armenian authorities. 

In response, the Armenian authorities took several steps to conceal the truth about the Azerbaijani medieval heritage of Yerevan and Armenia. With state support, they made the two aforementioned films, where the Armenian side, without changing their traditions, decided to falsify the facts and prove that Yerevan is older than ancient Rome and was not built as a city by Azerbaijani rulers.

As evidence that Yerevan existed as a city before the construction of the Ravan/Iravan fortress, Armenian falsifiers cite a coin of the 14th-15th centuries minted also by the Hulaguid ruler Anushirvan, which allegedly says that it was minted in Yerevan! However, an inspection revealed that this coin mentions not Yerevan but Marivan located in Iranian Kurdistan, whereas the Armenian falsifiers, talking about this coin in the film, claim that "Yerevan" is shown as the place of minting on it.

The film shows a glimpse of another coin - by the ruler Abu Said, however, the place of minting shown on it is Royan, a city in Iranian Kurdistan. We have ample evidence that present-day Yerevan was founded as a city in the early 16th century. This is evidenced by the book of an Armenian numismatist, which shows the first coins minted by the Safavids in Ravan (Yerevan) in the 16th century. 

In addition, the Armenian media themselves published reports, according to which coins began to be minted in Yerevan in the 16th century under the Safavids and later under Erivan khans. It is noted that the mint was located at the Erivan khan's palace, which has now been completely destroyed. That Erivan got its name and became a fortress precisely under the Safavids was also written by the prominent Russian and Soviet historian and orientalist, V. V. Bartold.



- It turns out that in an effort to prove the belonging of Yerevan to Armenian history propagandists are using medieval Muslim coins?

- This is not the first such Armenian falsification of coins and inscriptions. 

In Soviet times, in 1971, a scientific journal published an angry letter from the patriarch of Soviet oriental studies, Academician Piotrovskiy, about how Armenian falsifiers in the 1950-60s falsified Azerbaijani medieval Ildegizid coins and medieval epitaphs on Azerbaijani graves in the same way, passing them off as "ancient Hayasa coins, petroglyphs and hieroglyphs" belonging to the 17th-19th centuries BC! 

It turned out that so-called Armenian scientists invented 4,000-year-old "ancient Hayasa Armenian script" by reading Arabic inscriptions on Azerbaijani coins and graves in modern Armenia the wrong way round. That is to say not from right to left, as you read Arabic script, but from left to right!



- Why is Armenia fighting its past this way?

- Well, first, this past does not belong to Armenian history, but is directly related to Azerbaijani cultural and historical heritage, which is why the current Armenian authorities seek to eradicate any mention of Azeris who once made up the majority of the population in these lands. 

For example, I offered Armenians assistance in the reconstruction of the historical centre of Yerevan - the Erivan fortress, but they flatly refused our old drawings of Erivan and maps and historical chronicles of the city from Russian and other sources. 

There are also paintings by famous European artists Tavernier, Chardin, and Russian artists F. Rubo and G. Gagarin, which depict the Erivan fortress of the 19th century in detail. By the way, anyone who wishes to verify the Muslim appearance of the medieval Erivan fortress can view the picture "The Surrender of the Erivan Fortress in October 1827", written in 1893 by the painter of battle scenes F. Rubo, on the website  and on the cover of my multivolume "Fraud Busters".

I was ready to provide the Armenian side with all historical documents we have to recreate the look of medieval Iravan. But in response to my question as to why, for example, in Baku and Tbilisi the historical centre of the city is preserved in its original form, while in Yerevan it is absent, the Armenian authorities decided to come up with a new sham - to gather several 19th century buildings in the centre of Yerevan and pass them off as the historical centre of the city! 

That is to say instead of the destroyed medieval Azerbaijani city, European-style architectural buildings built 100-150 years ago will be passed off as the historical centre!

It turns out that the Armenians avoid the truth and refuse to participate in any historical research aimed at restoring the historical truth. 

The Armenian side has shown exactly the same attitude to Turkey's multiple offers to open Turkish archives for Armenian historians to study the events of 1915-1918, when, according to the Armenian side, the so-called "Armenian genocide" took place.

As you can see, the opening of archives is a nightmare for Armenian falsifiers. They are terribly afraid of the truth and are therefore sensitive to any proposals for joint research in the field of history.

By the way, this month the world community marks the 100th anniversary of the First World War, which radically changed the geopolitical and ethnic map, including of the Caucasus and Asia Minor. In this regard, numerous archival materials of the period are opened and disclosed.

In the case of the so-called "Armenian genocide" in the Ottoman Empire, the Armenian side avoids any serious study of the topic, because, as a result, the plan of events to mark its 100th anniversary in 2015 may be disrupted. 

That's to say Armenians of the world, including the Armenian authorities, are ready to do anything to hide the truth from their people and continue to exploit a false ideological and historical concept that allows them to fool their people and stay in power.




OPENING OF ARCHIVES IS A NIGHTMARE 
FOR ARMENIAN FALSIFIERS


l The Armenian authorities flatly refused the old drawings of Erivan, maps and historical chronicles of the city from Russian and other sources, which Fuad Axundov offered them. Instead, they decided to come up with a new sham - to gather several 19th century buildings in the centre of Yerevan and pass them off as the historical centre of the city!

l Armenia has rejected Turkey's multiple offers to open Turkish archives for Armenian historians to study the events of 1915-1918, when, according to the Armenian side, the so-called "Armenian genocide" took place.




The cover of I. Orbeli's book 'The Inscriptions of Gandzasar and Havotsptuk'
I.Orbeli's letter of 8 January 1922 in which he laments the years of delay in publishing the book



Orbeli noted in his own hand the falsifications made by the Armenian clerics Barkhudaryants, Jalalyants and Shahkhatunyants. In Orbeli's book of the main inscription inside 
the Qandzasar Cathedral, the words 'under the patriarchate of Nerses, 
the Catholicos of the Albanians' are underlined in red



The main inscription of Gandzasar (now in a pitiful condition). 
The outer walls have been coated and the inscriptions hidden




Turkic phrase emphasis added red line: «hatir melikin torn(u)m eçin» 
(in memory of melik for posterity)





Fresh Armenian falsifications - letters inserted in the inscriptions on the wall of 
Gandzasar (marked in red)








"...the lands of modern Armenia (‘Hayastan’) were basically
inhabited by Turkic tribes Azer/Azar, Ermen (not Hays!), 
Saqa-Kimmers (Saga-Gamer), Bulgar, Subar-Sabir and others 
who initially were Tengrians (Tengrianity – Turkic monotheism)
 and turned into Christianity before adoption of Islam ...
Today Hays (Armenians) claim these Christian architectural models (churches, chapels, monasteries etc) as theirs...." (read)






Metsamor - Ermenistan da bulunan antik yerleşim, kale gözlemevi
ve 22.000 eser, MÖ.3bin ila MÖ.bin tarih aralığına sahip, 
bu yüzden de Ermenilere ait değildir.
Ayrıca MÖ.11.yüzyıl ile MÖ.9.yüzyıla ait eserler de vardır ve
onlarda Ermenilerin atalarına ait değildir.
Gökyüzü haritasının oyulduğu kaya 
MÖ.2800-2600 dönemine ait. Sirius
26bin adet fallus taşları MÖ.2bin , 
ve bunları Newyork Üniversitesi 2014 yılında 
akademi camiasına sunmuş. 
Acaba hangi kültür adı altında sundu?

MÖ.6.yy'a kadar bu bölgede Ermeni halkı olarak tanınan 
Hayklar yoktu!


"Historically, the Armenians of today cannot be traced further back 
than about 6th century BC."
Parthia-George Rawlinson






AZARBAIJAN PRESIDENTHAL LIBRARY / E- BOOKS
EREVANGALA   LİNK   -  E-BOOKS


ilgili:

IT'S TIME FOR THE TRUTH



6 Kasım 2014 Perşembe

Ram Shaped Tombstones / Turkish Culture / TAŞKOÇ




Ram Shaped Tombstones / Turkish Culture


Carved gravestones in the form of rams, sheep and horses were common in Anatolia, especially in the eastern and southern regions. They are known from the examples still in situ at burial sites in the vicinities of Tunceli, Akşehir, Afyon, Seyhitgazi and Ahlat, as well as from examples now housed in local museums, including those at Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Kars and Van. Such grave markers are also known from sites in Georgia and Azerbaijan.


They are attributed to members of the Qaraqoyunlu ('Black Sheep') and Aq-Qoyunlu ('White Sheep') Turkmen confederations because rams and sheep were central to the economic currency of these pastoralist nomadic groups, and sculptures of them were probably symbols of social status. Relief carvings of weapons or imagery suggestive of hunting presumably referred to those skills of the deceased that were valued among pastoralist groups.



Turkish Culture

AND LIES....


"The largest khachkar cemetary in the world was located in Jugha (located today in Nakhichevan, Azerbaijan). Khachkars (in Armenian, literally meaning "cross-stone") are a uniquely Armenian form of art, which evolved into incredibly ornate form which reached its peak in the 12-13th centuries. Khachkars are most commonly used as tombstones, but were sometimes used as memorials. The biggest khachkar cemetery in Armenia is the Noratus Cemetery, while the biggest in the world is in Jugha, in Nakhichevan."




IS IT ?
1 - Khachkar is Turkish ; 
meaning Ram-Goat in Kıpchak Turkish - Kaçkar/Koçkar (Koyun)
2 - Nakhichevan is Turkish Land.
3 - Turks are not only Moslims but also Christians and Jews....
4 - Not Armenian art, but Turkish art ; 
look at Ahlat-Orkhon-Deer Stone Statues.
5 - Armenia was a Turkish land before they get a state. 
Yerevan was ones a Turkish city, called Revan



How Hays Became Armenians : 

"...the lands of modern Armenia (‘Hayastan’) were basically inhabited by Turkic tribes Azer/Azar, Ermen (not Hays!), Saqa-Kimmers (Saga-Gamer), Bulgar, Subar-Sabir and others who initially were Tengrians (Tengrianity – Turkic monotheism) and turned into Christianity before adoption of Islam ...Today Hays (Armenians) claim these Christian architectural models (churches, chapels, monasteries etc) as theirs...."




Don't believe in Armenian lies..... 
AND
STOP LYING TO THE WORLD







İRAN'DAN TAŞKOÇ 
Ram Shaped Tombstones /  from Iran








___________



Ermen Boyları ve Pseudo-Ermeni Haylar 
Milattan Önce Türk -Ermeni İlişkileri



Tarih ilminde bazı halkların eski tarihine yanlış açıdan yaklaşma geleneği bugüne kadar devam etmektedir. Maalesef, Türk halklarının tarihine yanlış olarak yaklaşma metodu devam etdiği gibi Hint-Avrupa kökenli Ermeni halkının tarihi de objektif araştırma usulü ile yapılmamıştır. 

Türkologlar yanlış "Altay" teorisi ile Türklerin ilk ana vatanını Merkezi Asya-Güney Sibir bölgelerinde, bazı Ermenişünas alimler de yanlış "yerli Haylar" teorisi ile pseudo-Ermenilerin tarihi coğrafyasını "Büyük Armeniya" sınırları içinde aramışlardır. Tabii ki, tarihi kaynaklardaki belgeleri bir yana bırakıp, yanlış yolla gidenler Türk ve "Ermeni" ana vatanını bulamamışlardır.

Türk-Ermeni tarihi ilişkilerine aydınlık getirmek için bazı şartların yerine gelmesi gereklidir. Her iki halkın glottogenez, etnogenez ve tarihi coğrafyası, sonraki göçleri, yaşadığı bölgede bıraktığı isimler, linguistik belgeler, antropolojik tipi, arkeolojik kültürü, etnografya, mitoloji ve folkloru, komşu halklarla dil ilişkileri ve tarihi kaynaklarda onların hakkında yazılı malumatlar dikkate alınmalı, elde edilen bilgiler kompleks metotların yardımı ile tarihi-mukayeseli usulle çözülmelidir. 


Elbette, bir makale içinde bu kadar problemin ortaya çıkaracağı suallara cevap vermek mümkün değildir. Bunların tezler şeklinde algılanması bile hazırlığı olmayan okuyucu için yorucu olabilir. Bundan dolayı, burada yalnız bir kaç suala cevap verebilecek meseleler üzerinde durmak gerekir. 


İlk Türk-Ermeni alakası ne zaman ve hangi coğrafi bölgede gerçekleşmiştir? 
Aynı bölgede hangi halk yerli, hangisi sonradan gelmedir?

Bu sualları cevaplandırmak için önce yukarıda gösterdiğimiz yanlış teorilerin oluşturduğu kanaatten geri dönmeliyiz. Çünkü bugün "Ermeni" olarak adlandırılan Hint-Avrupa kökenli Hay halkının anavatanı Balkanlar'da olduğu gibi, Türklerin anavatanı da Altay değil, Ön Asya'dır. 


Doğu Akdeniz Avrupai antropoloji çizgileri ve M.Ö. VII. bin yılda Carmo, sonraki çağlarda Hasun, Halaf arkeoloji kültürünün taşıyıcıları olan proto-Türk toplumu Kür-Aras arkeoloji kültürünün oluştuğu çağlarda M.Ö. IV. binyılın ortalarında dağıldı, Dicle kıyılarından Azerbaycan üzerinden Orta Asya yönünde ilk büyük göçler başladı. Arkeolojik belgeler böyle bir göçün iki bin yıl sonra da tekrarlandığını ortaya koyar.


ProtoTürk toplumunun Ön Asya'da kalan ve doğuya giden iki büyük kola ayrılmasına sebep bir taraftan bölgede başlayan tabii kuraklık, diğer taraftan hemen aynı çağlarda Arabistan çöllerinden kalkıp Mezopotamya gelen Sami halkları idi. Samiler İslam'a kadar zaman zaman ve dalga dalga Mezopotamya'ya yerleştikçe burada sıkıştırılan Türk boyları doğu bölgelerine çekilmek zorunda kalmışlar. 


Eski yurtlarında kalan boylar ise buraya gelen Hint-Avrupa dilli (Hitit, Frig, Hay, Pers), Kafkas dilli (Hurri-Urartu) ve Sami dilli (Akkad, Asur, Aramey, Arap) halkların ihatesinde, onlarla yakın şartlarda, çoğu zamanlar da sıkıntı içinde yaşamışlar. Sümer, Akkad, Urartu dilli tarihi kaynaklar milattan önceki binyıllarda Mezopotamya'nın kuzey ve komşu bölgelerinde Subar, Kuman, Kumuk, Arme (Ermen), Urmu, Kaşkay, Turuk, Az (Azer), Mitan, Sangi, Barsil, Karkar, Kenger, Kimmer, Saka ve bunlar gibi onlarca Türk boyunun ayrı ayrı beylik ve derebeylik şeklinde yaşadığını, bölgede meydana gelen bazı tarihi olaylara aktif iştirak ettiğini haber verir. 


Paradoksal olsa da, Hayların Ön Asya'daki tarihinin en eski belgesini ortaya koyan Hurri-Urartu, Hitit, Sümer-Akkad, Yunan-Latin ve Pers kaynakları değil, "Hay dilindeki arkaik Türkçe kelimelerdir".(1) Vaktiyle, Turcica-Armenica dil problemleri çözülmesinin eski Türk tarihi için yararlı olacağı da söylenmiştir.(2)

Bugün Anadolu'dan Altay'a kadar uzanan bölgelerde meskunlaşan Türklerde doğuya gidildikçe Mongoloid çizgiler artmaktadır.(3) Çünkü, Doğuya göçen protoTürk boyları orada mongoloid halklarla kaynayıp-karışmışlar ve yeni antropolojik çizgiler kazanmışsalar öte yandan, Türk dilini muhafaza etmiş, kendi soy-boy ve yer-yurt adlarını da yeni vatanda kullanmışlardır.(4) Burası binlerce yıl Türk toplumunun ikinci anavatanına dönüşmüştür.(5) Doğuya giden Türklerin bir kısmı zaman-zaman Saka, Hun, Subar (Sabir), Oğuz, Kıpçak ve başka adlarla geriye, anayurtlarına dönmüşlerdir.

Ön Asya'nın İslam öncesi etnolinguistik tarihi gösteriyor ki, Sümer, Akkad, Aramey, Hay (pseudo-Ermeni), Pers, Hurri, Urartu dilleri, Mezopotamya'ya dışardan gelmiştir. Bu dillerde konuşan boyların buraya geliş tarihleri de bellidir. Buraya dışarıdan gelen halklar sırasında Türkler yoktur, buradan gidenler (ve geri dönenler) arasında Türkler vardır. Tarihi kaynaklardaki çoğu Türk ismi, komşu halkların dilindeki Türkçe kelimeler, Türk-Hat, Türk-Sümer, Türk-Kassi, Türk-Elam, Türk-Hurri, Türk-Sami ortak söz ve ekleri, antropolojik, arkeolojik belgeler açıkça gösteriyor ki, Türk etnosunun ilk anavatanı Mezopotamya ile Orta Asya arasındaki bölgelerdir. 

Bu bölgelerden biri de M.Ö. bin yılda Anadolu'ya Balkanlar'dan gelen pseudo-Ermeni Haylarla yerli Türklerin karşılaştığı Güneydoğu Anadolu'daki eski Arme-Subar beylikleridir. Haylarla sonraki daha sıkı ilişkiler ise Fırat'ın yukarı havzalarında Hıristiyanlığın yayıldığı çağlarda Türk boylarından olan Ermenlerin Armini adlı bölgesinde gerçekleşmiştir. Adlarından bahsettiğimiz Haylar, onların geliş tarihi ve yolu, Arme, Subar ve Armini bölgeleri hakkındaki yorumdan önce Ermen Kavim adının linguistik gelişimine bakmak lazım gelir.


Her bir halkın kendi adı olur ve kendi toplumu içinde bu adla tanınır, bazen bu isimlendirmeyi komşu halk yapar. Aslında yabancı ad halkın haysiyetine, hayat tarzına, yaşadığı arazinin adına ve hatta giyimine göre verilir ki, bu da belirli tarihi-siyasi şartlara bağlı olarak, zaman zaman değişebilir. Ancak, halkın kendi içindeki milli soyadı bin yıllarca yaşar, çok nadir olarak bazı hallerda unutulur. 


Aynı dilli iki boyun birliği Saka-Kimmer, Hazar-Barsil, Mitan-Ermen, Kuman-Kıpçak gibi çift etnik isimlerle adlandırılır. Bazen de iki ayrı dilde konuşan halk birbirine karıştığında dillerden biri eriyip assimile olur, neticede iki etnik isimden biri umumi işlek ada dönüşür; ya Bulgar-Slav karışmasında olduğu gibi eriyen halkın adı (bolkar), ya Etrusk-Latın karışmasındaki gibi eriten halkın adı (latın) benimsenir. Etnik isim ilminin bu kanunları Ermeni adı için de geçerlidir. Kendi Hay adını tarih boyunca kullanan Haylar kendilerine hiç zaman Ermeni dememişlerdir.(6) 

Bu bakımdan, asıl Türk soylu Ermenler ile Ermen bölgesine gelip meskunlaştıkları dolayısı ile komşuları için Ermenli olarak da "Ermeni" şeklinde isimlendirilen Hayları (pseudo-Ermenileri) bir birinden ayırmak gereklidir. Çünkü bu farkın farkına varılmadıkça Türk-Ermeni ilişkilerinin tarihi ters yüz edilmektedir.

1. Ermeni Adının Menşei


Bu adın menşeinden bahsetmek için onun hangi tarihi çağlarda, hangi coğrafi mekanda, hangi halkın dilinde ve adında kullanıldığını araştırmak gerekir. Eğer bu adın kullanılış tarihine bakarsak, onun çok eskiden beri bulunduğunu görürüz ki; kullanılış seyrine bakarsak, onun izine Altay'dan Tuna ırmağına kadar, Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar muhtelif coğrafi arazide, özellikle eski Azerbaycan'da rastlarız. Tarihin muhtelif çağlarında Mitanni Devleti'nin, Sami Aramey uruklarının, Kafkas Hurri-Urartu halklarının, Fin-Ugor dilli Macar halkının, Doğu-Cermen (Ostrogot) boyunun ve Türk, Subar, Bulgar, Mitan boylarının boydan boya veya dolayısı ile bu adla olan alakalarına ait bilgileri de eklersek ve daha sonraları Balkan Yarımadası'ndan Ermeniye ülkesine gelen Hay uruklarının da burada "Ermenileşmesini" göz önüne aldığımızda, Ermeni etnik isminin zaman ve mekan ölçülerinin çok büyük olduğunu görürüz.


Önce, Ermeni etnik ismi ile ilişkisi olan adlar gibi ilmi literatürde verilen Arman, Arme yer adları ve Aramey etnik ismi üzerinde duralım, çünkü bazı alimler "Ermeni" adının menşei hakkında konuşurken bu sözlere dayanak gösterirler.(7) Arman ve Armi yer adları tarihi kaynaklarda M.Ö. III. bin yılından beri bilinmektedir. Arman yer adına Akkad kralı Naram-Suen (2236-2200) ve onun büyük babası Ulu Sargon'a ait yazıda rastlarız.(8)

1) SAG.GİŞ.RA Ar-ma-nimki u Eb-laki

2) Ar-ma-namki u Eb-laki


Buradaki "Arman ve Ebla" ülkelerinden birinin (Ebla) nerede yerleştiği bilinmekle birlikte, diğerinin yerine ait kesin belge yoktur, ona göre de, yeni bulunan yazılarda adı geçen Arme yer adını hemen Arman ile aynı sayan araştırıcılar vardır. Lakin bunlar aynı bölgede olsalar da, ayrı ayrı yer adlarıdır. Şöyle ki, 1974-1978'de İtalya arkeologları Haleb'in güneyinde kadim Ebla şehir devletinin arşivlerini buldular. Sümer-Akkad çivi yazısı ile şimdiye kadar bilinmeyen bir Sami dialektinde yazılmış bu tabletlerde birçok yer adı meydana çıktı ki, bunların da büyük bir kısmı o çağ için bilinen Sümer, Elam, Sami, Hurri ve Hint-Avrupa dillerinden hiçbirine ait değildir.(9) Bu yer adlarından biri de tabletlerde tekrar olunan Armi adıdır:(10)


1) 4 GİŞşilig 1 ninda ku-li en-en Ar-miki "Armi beyinin dostları için dörd kişilik bir etmek (aş?)"

2) dra-sa-ap ar-mi ki "Armi şehrinin tanrısı Rasap"

3) Eb-laki wa Ar-miki "Ebla ve Armi"

4) 3 Ar-miki al-KU Gi-za-anki "Kizan'da olan üç Armi'li"



1) Bu Armi şehrinin Hay (pseudo-Ermeni) toplumuna ait olduğunu ileri sürenlerin iddiasını "ilimden uzak bir görüş" diye adlandıran Ön Asya ölü dilleri ve Ermeni etnogenezi uzmanı tanınmış alim İ. M. Dyakonov, "Ermeni" adı Hayların kendi içinde hiçbir zaman kullanılmamıştır, bu adı onlara başka halklar vermişler, Armanum yer adı ise armi, arami etnik isimleri ile ilgili olup, "göçebe" (nomad) anlamını bildiren Aramey boyunun adından türetilmiştir, demektedir.(11) 

Tarihi bakımdan Hay-Armi alakasının mümkün olmadığına dair söyledikleri doğrudur, arami-Aramey alakası da çok açıktır, ancak, Arman ve Armi yer adlarını Arameylere bağlamak o kadar da inandırıcı değildir. Çünkü, ünlüsü çok olan Türkçedeki serbest değişmeden farklı, Sami dillerinde ünlüler azdır ve onların çıkartılması morfolojik güçlük taşımaktadır, burada kelimelerin sonundaki farklar da şüphe doğurmaktadır. Bu adlar arasında paralellik aramak isteyen Paul Garelli de "Remarrues sur les noms geographirues des Archives d'Ebla" adlı makalesinde aynı kuşkusunu itiraf etmiştir.(12) Bundan başka, Arman yer adı Türk halklarının ad hazinesinde ve proto-Azer boyları olan bölgelerde oldukça geniş olarak yayılmıştır:

Arman (Başkurd yer adı, muassır ad)

Arman (Aşkabad yakınlarındaki eski Türkmen kalesi)
Arman (Kerkük'ten aşağıda Dicle yakasında dağ adı, M.Ö. XV-XII. asır)
Arman (Kassi devri Diala yukarısında şehir; Alman gibi de okunur)
Armuna (Urmu kuzeyinde Zengi boyunun köyü, M.Ö. VIII. asır)
Armanku (Kızıl-Üzenin yukarı akarında toponim, M.Ö. VIII. asır)
Armait (Mana'da Zivi'ye yakınlarında bulunan kale, M.Ö. VIII. asır).


Bu listeyi uzatmamız mümkündür, ancak, bunların da yeterli olduğu kanaatindeyiz. Türk boylarının dilinde Arman yer adının muhtelif bölgelere taşındığını görebiliriz. Armi adını da yalnız Arameylerle ilgilendirmek doğru değildir, çünkü Arameyler hem bu adın kullandığı tarihten bin yıl sonra buraya gelmişler hem de Arme yer adı Subar-Hurri boylarının yaşadığı bölgenin adı olarak kullanılmıştır. Yukarıda Ebla yazılarında baktığımız Armi yer adı de daha çok şehir ve ülke adı olarak verilmiştir.(13)

Subarların yaşadığı Arme ülkesine (bölgesine) geçmeden önce, bu yer adının şimdiki Suriye'nin kuzeyinde değil, ondan çok yukarıdaki Dicle'nin yukarı kollarından Zebene-su çayının kıyılarında yerleştiğini, Mitani Devleti'nin merkezi bölgelerinden biri olduğunu ve Armeniya yer adının onun kuzey komşuluğunda oluştuğunu dikkate alıp, Mitan boyları hakkındaki tarihi belgeleri gözden geçirelim. Çünkü hakkında konuştuğumuz "Ermeni" adı ilk kez Armini şeklinde M.Ö. VI. yüzyılda bu bölgede ortaya çıkmıştır ve bu etnik ismin şimdiye kadar ilmen belli olan en eski tarihini göstermektedir. Tarihten bilinmektedir ki, Dicle'nin yukarı kollarında Urartulardan önce görülen çok sayıda Hurri boyu Armini adı ortaya çıkana kadar buradaki Subarlarla aşağı yukarı bin yıl iç içe yaşamışlardır. Tabii ki, bu durum belirli çağlarda muhtelif dilli boyların konfederasyonu için tabii şartları oluşturmuştur.

Hurriler esasen Subar boylarından olan Mitan urukları ile kaynayıp karışmışlar, çünkü, Hurrilerin kurduğu devlet daha çok Mitani adı ile tanınmaktaydı.(14) Arme bölgesinin Mitani ülkesinin ortasında olması ve Mitan boylarının yaşadığı topraklarda, göçdüğü arazilerde daima Arman, Ermen yer adlarının, Ermen etnik isminin ortaya çıkmasını da dikkate alarak, Mitan boyları hakkındaki belli belgeleri gözden geçirelim.

Habur ve Balıh (15) çaylarının yukarı kıyılarında batı Hurri boylarının kurduğu devletin (M.Ö. XVI-XIII) merkezi şehri Vaşşukanni idi ve bütün ülke Samice Hanigalbat, Mısır yazısında ise Naharain-"İkiçay ülkesi" olarak adlandırılıyordu. Ancak, Hurrilerin doğu boylarından bazı halklar Dicle'nin orta kısımlarına, onun sol yakalarında şimdiki Kerkük bölgesine de gelip çıkmıştı. Bu sebeple, Hurri izleri batıda Filistin'e kadar gitmektedir, doğuda da Güney Azerbaycan'ın güneybatı sınırlarına kadar kendini gösterir. Elbette, Büyük Kafkas dağı eteklerinden Ön Asya'ya inen Hurriler böyle geniş, kendisi de birbirinden uzak bölgelerde söz sahibi olmak için Asur tepkisi altında ezilen yerli Subar boylarının yardımıyla, onların kuvvetinden istifade ediyorlardı. Bu sebeptendir ki, kaynaklarda Hurri şahıs adları sırasında hatırlanan ve ilmi literatürde Hurri adı gibi verilen Arijen (Arjan adı altay Türklerinde yaygındır) adıyla, Daşuk, Kaltuk, Siluk, Dada, İkita, Umbin-Api, Puta gibi eski Türk adları Subar-Mitan isimleri ile ilgilidir.

Hurri-Mitan devleti dağıldıktan sonra Mitanlar muhtelif bölgelerde ayrı ayrı derebeylikler şeklinde yaşayan başka Subar boyları gibi zaman zaman bu veya diğer devletin yönetimi altına girdiler ve bir kısmı İç Anadolu'ya, bir kısmı da Azerbaycan üzerinden Orta Asya taraflarına göçtü, çünkü, sonraki tarihlerde Mitan boy adı aynı arazilerde bulunmaktadır.(16) Harezm-Mitan ilişkileri üzerinde araştırmalar yapan L. S. Tolstova Karakalpak-Müyten boyunun atası Tamin Bey'in Kaptav (Kafkas) civarına seferi ile ilgili efsaneyi derlemiş, Orta Asya'da ve özellikle Buhara bölgesinde Mitan boyları ile alakası olan birçok yer adının varlığını ve Mada-Mitan gibi yer adlarının X-XIII. asır kaynaklarında kullanıldığını göstermiş, bu boyların İran dilli olduğunu söyleyenlere karşı çıkmıştır. (17)

Mitan boylarının Anadolu ve Azerbaycan bölgelerinde yaşaması hususunda Herodot ve Strabon yeterli bilgiler verir ve bu bilgiler en az beş asırlık (M.Ö. V-M.S. I) bir devri kapsamaktadır. Tarihi Azerbaycan arazisinde Dicle'nin iki sol kolu olan "Büyük ve Küçük Zap çaylarının Matien ülkesinden aktığını" yazan Herodot Matien boylarının İç Anadolu'da ve Urmu gölü havzasında yaşadıklarını kaydeder:

"Yunanlılar Kapadokyalılara Suriyalı derler. Bu Suriyeliler Pers egemenliğine kadar Medlere tâbi idi, daha sonra Kuruş'a (tabi oldular). Med ve Lidya toprakları arasında sınır, aslında Halis çayıdır ki, bu da Armen dağlarından başlayıb Kilikya'dan geçerek, sağında Matien, solunda Frig ülkelerini bırakıp sonra kuzeye dönerek Kapadokyalı Suriyeliler ile sol yakasındaki Paflagonyalılar arasında tabii sınırı çizmektedir" (I.72); "Kuruş Babil üzerine sefer yaptığında Gind (Diala) çayına ulaşır. Kaynağını dağlık yer olan Matien ülkesinden alan bu çay Dardanların toprağından geçib Dicle çayına dökülür" (I.189); "Kuruşun 360 kanala ayırdığı Gind çayı gibi Araz (Kızıl-üzen-F.A.) çayının kaynağı da Matien dağlarıdır" (I. 202); "Matien, Saspir ve Alarodilere 200 talant vergi konulmuştu. Bu 18. daire idi" (III.94); "Kilikya'dan (18) sonra Armeni arazisi gelir, zengin örüşleri var; Armenilerden sonra Matienlerin bölgesi yer alır. Sonra Kissilerin ülkesi ve burada Hoasp çayı kıyısında büyük kralın oturduğu ve hazinesinin bulunduğu Sus şehri bulunur" (V.49).

Kızıl-üzeni Aras diye isimlendiren Herodot'a itiraz eden Strabon (XI.14.13) bizi ilgilendiren Matien, Armeni, Med (mada) boylarının adından oluşmuş isimler hakkında şunları yazar:

"Ksenoghoy'in dediğine göre, Artaksers zamanında öyle kuraklık oldu ki, çaylar, göller ve çeşmeler kurudu, onun kendisi denizden uzak birçok yerde -Armeniya, Matien ve Frikiya'da- balık kulağı şeklinde taşlar görmüş" (I.1.4); "Med eyaleti Matien..." (II.1.14); "Aynı şey Med'de Matien bölgesinde ve Armeniya'da Sakasena ve Araksena bölgelerinde de mevcuttur" (XI.7.2); "Girkanların öbür tarafında derbikler yaşarlar, Kadusiler ise Parahoafr dağının eteğinde Med ve Matienler ile komşudur" (XI.7.8); "Bu ülke (Atropatena - F.A.) Armeniya ve Matiandan doğuda, Büyük Med'den batıda ve her iki ülkeden kuzeyde bulunur; güneyden Girkan denizinin aşağı çıkıntısına ve Matian'a yakındır" (XI. 13. 2); "Sonra derler ki, önceleri küçük ülke olan Armeniya Artaksiy ve Zariadr'ın yaptığı savaşlar sonucunda genişledi" (XI. 14.5); "Armeniya'da büyük göller var. Biri Mantiana olarak adlanır ve tercümede gök (reng) manasındadır. Bu gölün Meotid'den sonra en büyük tuzlu göl olduğunu; Atropati'ya kadar uzandığını ifade ederler." (XI.14.8).

Mitan (Matian, Matien, Moytan, Müyten) boyları hakkında bahsedilenlerden şu neticeyi elde etmek mümkündür, onlar M.Ö. II. binyılın ortalarında Mezopotamya'nın kuzeybatısında Kafkas dilli Hurrilerin devlet kurmasına yardım etmiş ve bu devlet Mitani adını taşımıştır. Bu devletin etnik temeli olan Subar (Mitan)-Hurri boyları kuzeybatı Suriye'den başlayıp doğuda Dicle kıyılarına kadar (Kerkük bölgesi) muhtelif bölgelerde meskunlaşmışlar; Mitan-Ermen boyları da Saka-Kimmer, Barsil-Hazar, Kuman-Kıpçak boyları gibi aynı halkın kendi içindeki bir boyudur. Milattan önceki tarihi belgelerde daima birbirine komşu arazide kaydedilmişlerdir; Mitan Devleti dağıldıktan sonra zaman zaman onların bir kısmı Küçük Asya'ya, bir kısmı da Azerbaycan ve Orta Asya'ya göçmüşler; Artık Herodot'un devrinde (M.Ö. V. asır) Mitan-Ermen boyları İç ve Doğu Anadolu'da, Urmu gölünün dört tarafını ihata eden havzada görülür, Strabon'un zamanında (M.Ö. I-M.S. I. asırlar) Armeniya'nın doğusunda ve Atropaten'in batısındaki Matien bölgesi Mada (Med) ülkesinin eyaleti olarak adlanmaktadır; sonraki binyıllarda Mitan boyları Türk halklarının (Özbek, Karakalpak, Başkurt gibi) bir boyu olarak hatırlanır, Ermin boy adı ise bugün de Başkurtlar içinde yaşamaktadır.

Subar (Mitan) boylarından bir uruk adı olan Ermen etnik ismi bir tek eski Anadolu ve Azerbaycan'da değil, Orta Asya ve hatta Baykal gölünün arkasındaki "Erman dağları"na kadar yayılmıştır. Ermen tayfalarından Güney Azerbaycan üzerinden Sibirya yönüne gidenler olduğu gibi, Azerbaycan'ın kuzeyinden Kafkas dağlarının öbür tarafına geçenler de olmuştur. Azerbaycan'dan kuzeye Dar-Yol, Demir-Kapı geçit yolları böyle belgelerin izini Osetiya'da Erman toponiminde ve Samur çayının deltasında Armen-kala adlı tarihi küçük bir kalenin adında saklar. Şimdiki Ermenistan'da (Vedide) eski Yarmik Azeri köyü Yermi//Ermi boyunun adını bildirdiği gibi, Ermin adlı Başkurt boyu da eski Ermen etnik ismini yaşatır. Azak kıyısındaki, şimdiki Bulgaristan'a gidip devlet kuran Tuna Bulgarlarının da bir kolu Ermi olarak adlanmaktaydı ve oradaki Ermenli Türk köyünün adı 1934'e kadar kaldı, sonra Drakaş-voyvoda olarak değiştirildi.

Tarihten bilinmektedir ki, Güney Rusya çöllerine M.Ö. VIII. asırdan Saka boyları ile başlayıp, M.S. XII. asra kadar devam eden Hun, Bulgar, Subar, Avar, Göger, Hazar-Barsil, Peçenek ve Kuman-Kıpçak boylarının göçü ve burada zaman zaman kurulan devletlerin tarihi aşağı yukarı 2 bin yıllık bir devri ihate etmektedir. Tuna Bulgarlarında olduğu gibi, Saka boyları içinde de Armini etnik ismine rastlamak mümkündür. Buradaki Saka elbeyi Skilur öldükten sonra Olviya şehri civarında "oturmuş Armeni" boyundan olan savaşçılar bu şehrin yardımına gelir. "Armeni okçuları" ifadesi burada bulunan yazıda da kalmıştır. (19) 

Burada milattan sonraki ilk yıllarda doğu German (Ostrogot) boylarından Herusk halkının lideri Arminiy olarak isimlendirilirdi, 375'te Hunlar tarafından öldürülen Erman-Arikh de doğu Got boyunun lideri idi. Göründüğü gibi, Karadeniz'in yukarı kıyılarında Türk ve Doğu German boyları içinde Armeni (Erman//Ermi//Ermen) adlı etnik isimlerin izi vardır. Umumiyetle, German-Saka ilişkisi Doğu Avrupa'da German-Hun çağından hayli önceleri olmuş ve bu halklar Kırım tarafında bir asır komşu olarak iç içe yaşamışlardır. Bunun için de, bazı söz ve morfemlerin German ve Türk dillerinde aynı formada kullanılması ve aynı gramatik manayı taşıması garip görünmemelidir. Her iki dilde kullanılan-man eki de böyle morfemlerdendir.

Türk dillerinde bu morfemle durum bildiren sıfatlar (kocaman, azman, şişman) türetildiği gibi, etnik isimler de (Kuman, Karaman, Türkmen) türetilir. Terkibinde-man eki olan tirmen etnik isminden bahseden Bizanslı Stephanos (V. asır) tirmenlerin Saka (Skit) boylarından olduğunu ve bu adın "kovulmuş" manasına geldiğini yazar.(20) Gerçekten de Türkçe it-(itmek, itelemek) fiilinden türeyen itir-(dışarı çıkarmak, iteklemek) sözü-men ekiyle birleşince "kovulmuş" anlamına gelen itirmen > tirmen etnik ismi türetir.

Böylece, Hazar etrafında dolaşan ister Saka, Subar, Bulgar, isterse de Azer//Hazar veya Türkmen boyları içinde Arman, Karaman, Ermen, Tirmen, Türkmen tipli etnik isimlerin yapılmasına imkanı olan dil zemini vardır. Ulus isimlerinin teşkilinde görev alan -men eki zaman geçtikçe ben karşılığındaki anlamın kökü olur, artık Kazaklarda soyadı Türkpen modeli ile oluşan etnik isim Türkmen modelinden ayrılmaz. Proto-Türk çağında men karşılığının da me+n modeli ile kalıplaştığını da dikkate almalıyız. Hakkında konuştuğumuz Ermen adı da ar//er/ (kişi) kelimesinden-man (men-meyen-min) sözü ile kurulmuş ve bugün de Ermin şeklinde Başkurt-Türk ilinde kullanılmaktadır.(21)

Buraya kadar bahsedilenlerden Ermen adının kadim çağlarda Türk dili modeli ile Türk boylarının adı olarak kullanıldığını, Anadolu'dan Baykal gölüne kadar, Urmu gölünden Azak denizine kadar muhtelif bölgelerde Türk toplumu içinde göründüğünü ortaya koyar. Yukarıda yarım bıraktığımız Arme bölgesi ve onun kuzey-batı komşuluğunda kurulan Armini ülkesi üzerine dönelim. Mitan devleti dağıldıktan sonra Mezopotamya'nın kuzey bölgelerinde ortaya çıkan ayrı ayrı derebeyliklerden biri de Arme bölgesi idi.

M.Ö. II-I. binyılın birleştiğinde yukarı Mezopotamya arazilerine Aramey boylarının akını başlar ve şimdiki Suriye'nin kuzey bölgelerinde yerleşen bu boylarla ilgili Asur kaynaklarında KURAreme, matArame, KURAramu gibi yer adları ve Aramaia axlamaia gibi etnik isim olarak kullanılan kelimelere dönüşür.(22)

Bu adların Sami dilli Arameylere ait olması şüphesizdir, fakat, bütün bu adlar o çağlarda Kaşiyar dağlarının eteklerine kadar yayılsa da, Diyarbakır sınırına kadar gelmemektedir. Bizi ilgilendiren Arme bölgesi ise Diyarbakır'dan kuzeyde, Murad-suyun güneyinde ve Subar beyliğinin batısında bulunuyordu. Burada Arameyler değil, Mitani Devri'nden kalma Subar-Hurri boyları yaşıyordu, ülke de onların Armi etnik ismi ile Urartu yazılarında Arme, Asur metinlerinde ise Arime şeklinde geçiyordu ve muhtemelen, hala Arameylerden binyıl önce Ebla kayıtları bu Arme ülkesinden bahsetmiştir. 

Daha sonra Tuna Bulgarları içinde gördüğümüz aynı Armi (Ermi) boy adının ve Azak denizi-Sibirya-Azerbaycan üçgeni dahilinde gözden geçirdiğimiz onlarca diğer etnik isim ve yer adlarının Sami-Aramey boylarıyla kesinlikle ilgisi bulunmamaktadır. Şunu da söylemek gerekir ki, aynı çağlarda Urartu kral sülalesinde rastladığımız Erimen adının da Aramey boyu ile alakası yoktur. Arme ülkesinde akan Zebene-su çayının eski adı çivi yazısında Subna(t) idi ve her iki şeklin mukayesesi "kutsal su" anlamında *Sub-Ana ön şeklini ortaya çıkarır, sonraki pseudo-Ermeni yazıları bu bölgede Türk (Tork) isimli tapınağın olduğu hakkında da bilgi verir.(23)

Zaman zaman Asur-Urartu hücumlarına maruz kalan Arme bölgesi zayıf olduğu için tedricen Asurlara tabi eyalete çevrildi. Lakin onların doğu sınırında küçük Subar beyliği M.Ö. 673'e kadar bağımsızlığını korumuştu. Aynı tarihte Asurlar tarafından darmadağın edilen Subar beyliğinin yerinde Asurların iki beyliği kuruldu ve Arme bölgesi de batı eyaletinin yönetimine dahil oldu. Her iki eyalet tahminen şimdiki Muş-Bitlis-Diyarbakır-Hazar gölü arasındaki arazide bulunmaktaydı ve o çağlarda burada esasen Urmu (Urume), Subar, Armi boyları yaşıyordu, Armilerden yukarıda Bingöl tarafında Kaşkaylar vardı. Bu Türk toplumu içinde Mitan Devleti çağından Hurri boyları da kalmıştı. Asur Devleti dağılana kadar yarım asır süresinde bu eyalette bazı tarihi olaylar yaşandı.

Kuzeydoğudan gelen Saka-Kimmer boyları Urartu Devleti'ni Van kıyılarına sıkıştırıp zayıflatmıştı, Asur Devleti'ni de Mana sınırlarında baskı altında tutuyordu. Bu durumda Saka Beyi Partatu ile müttefik olmaya nail olan Asurlar, Asur Devleti'nin dağılma müddetini uzatabildiler ve kazanılmış zamandan istifade etmeye çalıştılar. Şöyle ki, arka arkaya Mana ve Mada arazilerinden çıkan Asurlar dağıttıkları Subar ülkesini kuvvetlendirmek için Arme bölgesini de buraya katıp iki büyük eyalet kurdular, ahalinin etnik terkibini değiştirme siyaseti güdülüp, Kuzeybatı Suriye ve Güney Frigya bölgelerinden tutup getirdikleri Aramey, Muşk vb. boyları buraya yerleştirdiler. 


Bu esirlerin içinde Hay uruğu da olabilirdi, çünkü sonraki Hay (pseudo-Ermeni) folklorunda Armi-Subar bölgelerinde iskan olaylarının izleri görülür. Buradan kuzeye çekilen Subar, Mitan-Armi, Urmu tayfaları ise soydaşları Saka-Kimmerlerle birleşip yeni bir kuvvet oldular ve Fırat çayının yukarı bölgesinde önceleri Urartu eyaleti olan arazide VII. asrın sonunda yeni Ermen (tarihi Küçük Arminya) bölgesi kuruldu. Bu bölgenin savaşçıları Asur egemenliğine karşı 615'te başlayan büyük savaşta Mada ordusuyla birleşti ve Mada kralı Keyek Asur devletini dağıttıktan sonra Ermen bölgesini müttefik ülke gibi nispeten müstakil beylik statüsünde Mada vilayetine çevirdi ve Türklerin Saka boyundan Parur beyi buraya hükümdar tayin etti. 

Böylece, ilk "Ermen devleti "M.Ö. 612'de ahalisi esasen Türk (Subar, Armi-Mitan, Urmu, Saka-Kimmer, Kaşkay) ve Hurri-Urartu uruklarından ibaret olan bu Mada eyaletinde kuruldu. "İlk Ermen kralı Saka oğlu Parur oldu". (24) Bu dönemde Ermen ülkesinde Haylar (pseudo-Ermeniler) yoktu. Onlar Hıristiyanlığın yayıldığı çağlarda Suriye ve eski Arme-Subar topraklarından bu bölgeye girmişlerdir.

Buradaki Ermen ülkesinin adı yukarıda gözden keçirdiğimiz diğer etnik isimler gibi er+men modeli ile türetilmiştir, fakat, burada Subarların Mitan-Armi boylarının da olduğuna dikkat edersek, aynı etnik ismin Urartu dili vasıtasıyla türetilmesi de mümkündür. Çünkü, Türk lehçelerinde olduğu gibi, Urartu dilinde de Armi yer adından Armini (Armili) etnik ismi türetilebilinir. Şöyle ki, Urartular da hiç zaman kendilerine Urartu dememişler ve Van Gölü'nün eski adı Bia kelimesinden türeyen kendi biaine (Bia-ine) etnik ismini ve ülkenin adını Biaine (Urartu) şeklinde kullanmışlardır. Ancak, Hurri-Urartu dillerinde etnik isimler daha çok-na//-ne ekiyle ile değil, -ğe eki ile yapılır. Her iki halde de Subar boylarından olan Mitan-Armilerin adı ile ilgili türetilmiş Armini adının Haylarla alakası yoktur. Burada akademik İ. İ. Meşaninov'un Erimen terimi hakkında dediği fikri bir daha hatırlar isek: "Bu terim ilmin muayyen etdiği Ermeni (Hay) istilasından çok evvel yerli zeminde kullanılmıştır".(25)

Buraya kadar bahsedilenlere bunu da ilave edelim ki, I Dara'nın Büsütun kayasına yazdırdığı üç dilli yazıda Arminiye ve Urartu ülke adları eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Aynı yazıda Babil'de isyana liderlik eden Ermeni'nin adı da Araka//Uraka şeklinde verilmiştir, bu da 1640'ta gelip Kumuk bölgelerine yerleşen Nogay hanı Uraka ile adaştır.(26) 

Nihayet, bugün de Mitan ve Ermen (Ermin) boylarının Türk halkları içinde olması hususu kadim Ermen boyunun menşeini açıkça göstermektedir. Büsutun yazıtında isyancı Armini Araka şeklinde adlandırılıyorsa, Dara Armini ülkesine Pers Vaumisle Dadarşiş adlı bir Armini gönderiyorsa, onun mirzası ülkenin adını Elam, Pers dilinde Armini, Akkad dilinde Uraştu (Urartu) şeklinde yazıyorsa ve bu gelenek asırlar boyu devam ediyorsa, Nizami Gencevi Mehinbanu'nun dili ile yaylağı Ermen dağları olan Şirine "biz Efrasiyab soyundanık" diyorsa, Şirin de Hüsrev'e kendisini "bir Türk kızı" olarak tanıtıyorsa, bugün Ermin adını Başkurt boyu taşıyorsa, bütün bu adlar pseudo-Ermeni Haylara değil, Subar, Saka, Başkurd, Azer ve diğer Türk boyları içinde görülen Ermen Türklerine aittir.

Murad suyunun kıyıları ile Van Gölü'nün kuzeybatı tarafında bulunan Ermen bölgesi Mada devletinden sonra Pers (Ahameni) Devleti'nin eyaletine, sonra Makedonya-Selevki, sonra şimdiki Türkmenistan'dan gelen Arsaklar, sonra Rum-Bizans ve İran (Sasani), sonra Hilafet, daha sonra Selçuk ve XX. asrın başlarına kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun, sonra da bugüne kadar Türkiye Devleti'nin arazisi olmuştur. Adı geçen devlet ve imparator hükümdarları buraya tayin ettikleri valilere bazen komşu bölge ve ülkelerin de idareciliğini veriyordu. Bu da muayyen çağlarda Ermen ülkesinin etnik bakımdan değil, siyasi-idari arazi bakımından geniş arazileri ihtiva eden ülke (canişinlik) statüsü ile tanınmasına sebep oluyordu. "Büyük Ermeniye" ifadesi de böyle ortaya çıkmıştır.



2. Hayların Menşei

Asıl soy adları olan Hay etnik ismi bugünkü Ermenilerin kendi içinde yaşadığı halde, Gürcüler onlara Somex demektedirler, başkaları gibi biz de Ermeni deriz. Ancak Ermeni etnik ismi ilk dönemlerde bugünkü Haylara değil, tamamıyla başka dile ve medeniyete mensup Subar Türklerinin Ermen adlı boylarına ait olmuştur. Haylar ise Ermeniye ülkesine geldikten sonra, Hıristiyanlığı kabul ettiği çağlarda çevre bölgelere yayıldıkça bu yeni adla isimlendirilmişlerdir. Çünkü, bazı komşu halklar, tabii olarak onları artık Ermeniye ahalisi (Ermeni) olarak tanımışlardır. Haylar da aynı Ermen boylarının adını benimsedikleri gibi, alfabe düzenleyip kendi tarihlerini yazdıklarında artık Ermenlerin kadim tarihini de kendi tarihleri gibi göstermişlerdir. Ona göre de, Ermeni ve Hay adının menşeinden bahsederken gerekli şartlardan biri sonraki pseudo-Ermeniler (Haylar) ile asıl kadim Ermenlerin ayırt edilebilmesidir.


Kendilerine Hay diyen halkın (pseudo-Ermenilerin) etnogenezi mürekkep bir problem olarak birçok ilmi araştırma ve ilmi toplantıların konusu olmuş, fakat, Hay tarihçi ve alimlerinin V. asırdan beri ters yüz edildikleri tarihin hâlâ kesin delillere rağmen ucu bulunamamıştır. Ciddi söz sahibi olan alimler Hay-Ermeni tarihini kadim Ermeni halkının tarihinden ayırır, Hay tarihçilerinin uydurmalarına inanan alimler ise bu iki muhtelif halkın tarihini birbiriyle karıştırmakta ve hatta tekleştirmektedir. Kadim Ermeni halkı hakkında daha önceki satırlarda bilgi verilmişti, buradaki konumuz Hay boylarının menşei hakkındadır. Herhangi bir halkın menşeini tespit etmek için etnogeneoloji ilminin kanunları, ilk etapta, halkın fizyolojik tipi, tarihi coğrafyası, dili, taşıdığı kültür ve medeniyet dikkate alınmalıdır, çıkarılan netice tarihi belgelerle tespit olunmalıdır.


Hayların menşei hakkındaki fikirleri iki esas gruba ayırmak gereklidir. Bunlardan biri Hayların Anadolu'da yerli halk olması fikri üzerinde kurulan muhtelif faraziyeleri, diğeri ise Hayların buraya gelmesi fikrini ihtiva etmektedir. Birinci fikri savunanlar üç farklı konuyu söylerler:


1) Haylar dünyanın en kadim halklarındandır, onlar Nuh'un Ağrı dağı (Ararat) eteklerine yayılmış torunlarından Haykın neslidir; 
2) Bugünkü Haylar eski Hurri-Urartulardır; 
3) Haylar Hint-Avrupa dilli halklarla aynı menşelidir, lakin onların ana yurdu Avrupa değil, Ön Asya'dır.

Öncelikle, Hayları yerli halk olarak düşünen birinci grup alimlerin fikri üzerine şunları söyleyebiliriz. Çünkü bu gruba dahil olan bazı Hay alimleri ve onlara yol gösteren harici meslektaşları nerede bir eski "Ermeni" adına benzeyen kelime görürlerse, Hayların tarihini orayla ilgilendirmek isterler ve bu "Ermeni"nin, o tarihi Ermeni olmadığının farkında değillerdir.

Öncelikle, Haylar kadim halk olamazlar, çünkü ilmen IV-V. asırdan önce bir tane Hay kelimesi bilinmemektedir. İkincisi, Sümerlerin "Gılgamış" destanından Kutsal kitaplara geçen Nuh tufanı efsanesi İncil'in Yunan dilinden Hayca tercümesinde değiştirilmiş, Hayların ulu babası Haykın adı buraya eklenmiştir, çünkü ne Yahudi ne de Yunan dilindeki İncil'de Hayk adı yoktur, Hay sözü ise hiç yoktur, burada Ararat gibi okunan "RRT" ise aslında Urartu adının Samice yazılışıdır. Üçüncüsü, kadim Hurri-Urartu halkları Hay olamaz, çünkü onlar Kafkas dilli, Haylar ise Hint-Avrupa dilli halktır.


Dördüncüsü de, bütün Hint-Avrupa menşeli halkların ilkin ana yurdu Avrupa'da olduğu halde, Hayların ana yurdunun Ön Asya'da olması fikri gayrı ciddidir.

Ermen ülkesine Hayların ana vatanı demek yanlıştır; Hayları Hurri-Urartu değil, onların medeniyetini benimseyen, Hurri-Urartu ahalisinden yalnız küçük bir kısmını asimile eden halk farz edebiliriz; Nuh efsanesinin Hay versiyonunda "Yafet /E Kimmer /E Tiras /E Torkom /E Hayk" olarak sıralanan soy şeceresinin (27) yerli boyların mitlerine dayandığını görebiliriz. Böyle ki, Haykın Saka boyları Kimmer, Tiras ve Hazar Hakanı Yusuf mektubundakı Hazar isminin Tokarma (Torkom) boylarından sonra verilmesi açıkça gösterir ki, Haykın soyundan türeyen Haylardan evvel Ermen ülkesinde adı geçen Türk boyları yaşamışlardır.

Hayları Ermen ülkesine dışarıdan gelmiş halk sayan alimler daha çok olduğundan göçün yolu ve geliş tarihi hakkındaki versiyonlar da muhteliftir. Burada aynı fikirler üzerinde teferruatlı bir şekilde durma imkanımız bulunmamaktadır, yalnız yeri geldikçe onlara değineceğiz. Hayların etnogenezi meselesi tamamen aynı göçün tarihi ve coğrafyası ile ilgili olsa da, önce bu meselelere aydınlık getirebilen antropolojik tip ve dil hakkında bazı bilgileri hatırlamak gereklidir.


Kabarık burun kemiği, uzun çene ve arkadan düz kafatası (yastıbaş) fiziki görkemi ile Kafkas ve Anadolu ahalisinden ayrılan Haylar, hatta Avrupai soydaşları içinde de ayrıca "Armenoid" kolunu teşkil eder ki, bu da onların karışık etnos olduğunu ortaya koyar.(28) Dara'nın, Sus'taki heykelini muhtelif halkları temsil eden resimler ve her şeklin de üstünde milletin yazılı adı vardır. Bunların arasındakı Armini resmi "Armenoid" bulunmamaktadır, oradaki resim diğer Saka tiplerine aittir.(29) Bugün ise Armenoid tip Balkan Yarımadası'nın batısında ve şimdiki Ermenistan'da yaygındır.(30)

Kesinlikle, Armenoid Haylar fizyolojik tipine göre Ermeni ülkesinde yerli halk değil, yerli eski Ermeni ahalisi de Armenoid değildir. Hayların dili de akrabalık yönünden Hint-Avrupa dilleri ile akrabadır ve yakınlık derecesine göre aşağıdaki gibi sıralanabilir:

Hay ' Yunan ' Balto-Slav ' Hind-İran


Bu sıralanma tarihçi Y. A. Manandya'nın ileri sürdüğü bu fikrin de doğruluğunu gösterir ki, proto-Haylar Balkan Yarımadası'nda İlliriyalılar ile Makedonyalılar arasındaki bölgede yaşamışlardır. Aynı alim, M.Ö. XIII-XII. asırlarda Küçük Asya'ya inen "Ermeniler" (Haylar) M.Ö. VI. asırda Fırat çayının yukarı bölümlerindeki Ermeni ülkesine geldikleri zaman adları Bisütun yazıtında yazılmıştır, demektedir. İ. M. Dyakonov ise bu tarihi VI. asırdan XII-X. asırlara kadar eskiye götürür, çünkü o çağda Asur yazılarında adı geçen muşk uruklarını Hay farz eder.(31) Geliş tarihi ile ilişkili meseleleri eleştirmeden Hay dilinin tabiatına bakalım.

Proto-Haylar Subar-Armi bölgelerine, daha sonralar ise Ermeni ülkesine geldiklerinde onların dili Hurri-Urartu ve Türk dili unsurları ile zenginleşti, fakat bu dil tek başına Hint-Avrupa özelliklerini koruyabildi, sonraları ise Hilafet devrinde Azer bölgelerine yakınlaştıkça Azer dilinin tesiri altında kalıp önceki özelliklerini kaybetti. Böyle ki, Grabar (yazılı Hay dili) olarak adlandırılan eski dil yazı ve kilise dili gibi bir müddet devam etse de, Hayların konuşma dili olan yeni Aşharabar artık Hilafet çağından Hay halkı arasında sürekli kullanılıyordu. Grabar'ın sintaksisi şimdiki Fransız ve Rus dillerinin sintaktik kuruluşuna uygun olsa da, artık Aşharabar'da Azer dilinin sintaksı, uzlaşma ve alıntı kelimelerin tesiri altında kalmış yeni Hay-Ermeni dili önceki tipinden uzaklaşarak, aşağıdaki gibi farklılaştı:

İşit nasihatini atanın senin > senin atanın nasihatini işit

ev Petrosun > Petrosun evi
iki evler > iki ev
adam bu > bu adam

Lakin Hay dili Hint-Avrupa dillerinden ne kadar uzaklaşsa da, bütün bu zenginleşme ve değişmelere rağmen, yine de dilcilik ilmi dahili ve harici etkileri, birçok Hint-Avrupa kelime köklerini ve eklerini muhafaza eden, "Satem" grubuna ait bu dili Hint-Avrupa dilleri ailesinden ayrılmış olarak kabul etmez. Hay dili akrabalık bakımından öncelikle Yunan diline, sonra Slav, daha sonra İran dillerine yakındır. Bu ilmi görüş Hayların Ermen (Armina) ülkesine dışarıdan göç yoluyla gelmiş halk olduğu gerçeğini ortaya koyar. Hem antropoloji hem de dilcilik ilmi tarihi Ermen ülkesinde Hay etnosunun yerli halk olmadığını tespit etmektedir. Göçün yönü ve tarihi hakkında söylenen fikirlerin en eskisi Herodot'a aittir. M.Ö. V. asırda yazılmış bu malumatta:

"Makedonyalıların sözüne göre, Phrigler Avrupa'da onlarla komşu olarak yaşadıklarında Brig adını taşıyorlardı, Asya'ya göçtükten sonra yurtları ile birlikte Firik (Frik) olarak adlandırıldılar. Firik kolonisinden göç etmiş Armeniler de Firikler gibi silahlanmıştı, her ikisinin üzerinde Dara'nın kızı ile evlenmiş Artohm lider idi" (VII.73).

Bugün akrabalık bakımından Hayların Avrupa menşeli olduğunu gösteren dilcilik ilminin geldiği netice Herodot'un verdiği bilgileri ispat eder. Eğer bu tarihçinin adını verdiği Ermeniler Subar soylu Ermeniler değil, Pseudo Ermeniler ise, o zaman onun kelimelerinden, Ermenilerin (Haylar) Balkanlar'dan Anadolu'ya birlikte geçtikleri Firiklerin kolonisi olduğunu göstermektedir, daha sonra buradan Ermen ülkesine göçseler de, Firiklerin kolonisi olduğu çağlardaki silahlanma geleneğini hala kaybetmemişlerdir. Görülüyor ki, Dara'nın Saka üzerine yürüttüğü büyük orduda bir liderin rehberliği altında aynı askeri birlikte temsil edilmeleri de Firik-Hay ilişkisi veya arazi yakınlığı ile bağlantılıdır.

Anadolu'ya Firiklerin gelmesini XII-VIII. asırlar arasında muhtelif yıllara ait tartışmalara girmeden önce, Anadolu'ya gelen Firiklerin, VIII. asırda Halis (Kızıl-ırmak) çayının orta kısımlarında devlet kurduklarını söylemeliyiz. Bir asır sonra ise burada kurulan büyük Lidya Devleti'nin terkibine dahil olmuşlardır. Görülüyor ki, aynı çağlarda Hay boyları Firikya'nın merkezi Gordion (muassır Yassıhöyük) şehrinin güney tarafından, şimdiki Haymana bölgesinden Malatya ve Kuzeybatı Suriye topraklarına göçmüşler, çünkü Herodot Ermenileri (Hayları) Firikya'dan çıkmış halk gibi göstermektedir. Her halde, Hayların Ermen ülkesine gelene kadar aynı arazilerde ve sonraları Arme bölgesinde meskunlaşması Hay tarihçilerinin kendi kayıtları ve Hay dilindeki Aramey, Hurri-Urartu dillerine ait alıntı kelimelerde de görülmektedir.


Hayların göç yolunu Balkan Yarımadası / Firikya / Malatya // Kuzey Suriye / Arme / Arminiya istikametinde olduğunu kadim tarihçilerin sözleri doğrultusunda belirtmemiz mümkündür, ancak, bu göç yolunun tarihini kesin tespiti zordur. Tahmini tarihçilere veri olabilecek, aynı göç çağlarında Hayların kendi dillerine ait hiçbir kelime işaret bulunmamaktadır. Bu sebeple, Hayların Firiklerle Anadolu'ya XII. asırda geçmesi o kadar da inandırıcı değil. Şöyle ki, Firiklerin Avrupa'dan Asya'ya geçmesi proto-Hayların en yakın akrabası olan Yunan ahalisinin içinden çıkmış tarihçilere göre, Turova (Truva) muharebesinden sonraki çağlarda ortaya çıkmıştır. Yunan tayfalarının kendiyeri de Anadolu'nun batı sahillerine VIII. asırdan sonra gelip meskunlaşmağa başlamıştı.

Bazı araştırıcılar proto-Hayların Muşk boylarından olduğuna inandıkları için onların Anadolu'ya gelişini XII. asra kadar çıkarırlar. Ancak, dikkate almak gerekir ki, Asur, Urartu ve Yahudi kaynaklarında muşk etnik ismi Hayları değil, Firikleri bildirir.(32)

Hayların içinde yayılmış eski Khoren (Horen) adı Hurrilerle ilgili olduğu gibi, Frik ve Muşeg şahıs adları da Hay-Firik ve Hay-Muşk ilişkilerini göstermektedir. Umumiyetle, Ön Asya'nın tarihinde XII. asır öyle mürekkep bir devirdir ki, burada X. asra kadar ne olduğunu tespit etmek zordur, çünkü XII. asırda Mezopotamya'da aşağıda Kassi sülalesi, yukarıda Mitani Devleti, Anadolu'da Hitit Devleti dağıldı ve bütün bu arazilerde birçok küçük beylikler ve derebeylikler ortaya çıktı. 

Yalnız X. asrın sonunda Asur Devleti güçlendi, IX. asırda Urartu meydana çıktı. Lakin bu çağlarda Kuzey Suriye'ye birçok Aramey akını başlamıştı. Eğer Hay tayfaları X-VII. asırlar arası Fırat nehrinin kıyılarında olsaydı, onların adı buralara sürekli akın eden Asur veya Urartu krallarının yazılarında geçerdi. Şunu da unutmamak gerekir ki, Ermen ülkesi VIII-VII. asırlarda Saka-Kimmer boylarının at oynattığı arazilerin ortasında bulunmaktaydı. Hay tarihi kaynaklarında adı keçen Kamir'k ülkesi de burada idi.


Kanaatimizce, Firikya Devleti'nin bir kolonisi olan Haylar bu devlet dağıldıktan sonra, VII. asırda Malatya bölgesi üzerinden Suriye'ye göçmüş, Asur ve Urartu Devleti dağıldıktan sonra ise VI. asırda Diyarbakır'dan hayli yukarıda olan kadim Subarların Arme bölgesine geçmişlerdir. Arme ile Van Gölü arası arazide (kadim Subar beyliği) kalmış, Hurri-Urartu uruklarının küçük bir kısmı ile proto-Hayların karışmasından M.Ö. IV-I. asırlar arasında Van kıyısında yeni Hay halkı oluşmuştur. 

Urartular üzerine çalışan G. A. Melikişvili, "Kadim yerli ahalinin dili ile karışan Ermeni (Hay) dili hakim oldu, ancak hakim dilin terkibinde, özellikle kelime hazinesinde, onların asimile ettiği mağlup Hurrilerin dili hakim dili zenginleştirdi. Daha sonraları Ermeni boyları eski Urartu bölgelerine yayıldı... bunların da bir kısmı Ermenilere karıştı" demektedir.(33) 

İki ayrı dilde konuşan halklar eğer kaynayıp karışırsa, bir müddet iki dilli konuşma ortamı, bilingvizm oluşur ve tedricen bu dillerden biri üstünlük kazanıp, genel kullanım dili olur. Umumiyetle, iki dilin birleşip yeni bir karışık dile çevrilmesi mümkün değil, ona göre de, aynı dillerden birinin üstünlüğü ile yenileşmiş dilden bahsetmek mümkündür. Ama, bu yenileşme bazen o derecede olur ki, dil önceki şeklinden hayli farklılaşır, Grabar'ın Aşharabara döneşmesi gibi. Ermeni (Hay) dilinin tabiatı hakkında akademik Gr. Kapansyan şu sözleri söylemektedir:

"Hitit, Urartu, kısmen Gürcü ve Hurri dilleri ile Ermeni dilindeki gayri-Hint-Avrupa unsurları arasında benim yaptığım mukayese de bir hayli malzeme bulunmaktadır, bu da İran, Suriye, Asur-Babil, Yunan, Gürcü ve başka dillerden alıntı kelimeleri, hepsinin temiz Hint-Avrupa (bence, 400-450) kökleri çıktıktan sonra Ermeni dilinin esasını, temelini teşkil eden 5 bin civarında kelime, 30'a yakın ek kalır".(34)

Bilgin başka diller sözüyle de, adını belirtmemekle birlikte tabii ki, Türk dilini kastetmektedir. Çünkü diğer dillere nispeten Türk dilinin Hay diline tesiri daha sürekli ve kuvvetli olmuştur, bu tesirin altında Hay dili hatta Hint-Avrupa dillerinde karakteristik olan bazı özelliklerini kaybetmiştir. Alman alimi Mordman Türk-Ermeni dil alakalarının çok eski tarihe dayandığını 1870'te gündeme getirmiş, tanınmış Polonyalı alim Yan Boudouin de Courtenay Hay-Ermeni dilinde çokluk ve bulunma, ayrılma, vasıta hal eklerinin Türkçenin tesiri ile oluştuğunu yazmış, meşhur Ermeni dilcisi akademik Hr. Açaryan Hay-Ermeni dilindeki Türkçe kelimelere ait 300 sayfalık eserini 1902'de Ermenice neşretmiştir.(35)

Hay dilinin tarihi için bu dildeki Hurri-Urartu ve Sami kelimelerinin şekilleri belirli tarihi bilgilendirme yükünü de taşımaz. Hurri-Urartu ölü dillerinden kalma unsurlar Hay diline Van civarında yeni Hay halkının oluştuğu M.Ö. IV-I. asırlar boyu dahil olabilirdi, Aramey sözlerini ise Haylar Kuzey Suriye'de milattan sonraki çağlarda da alabilirlerdi. Fakat, sonraki Azerî Türk dilinden alıntı avçı, yuğ (yağ), tel gibi kelimelerden farklı olarak, kadim Hay dilinde öyle Türkçe kelimeler var ki, onlar ne Azer-hazer ne de Anadolu Türkçesinde aynı manada kullanılmamaktadır. Görülüyor ki, hâlâ "Haymatlos" devrinde Haymenişin (göçebe) olan proto-Haylar "Ermeni"leşmeden çok önceleri Anadolu'da Kaşkay, Urum veya Subar, Saka-Kimmer boyları ile temasta olduğu çağlarda bu kelimeler onların diline geçmiştir:

ağ - tuz yermuk-yarma

gar- kuzu caş-aş
garkut - kar denesi (dolu) soh-soğan gızğan - kazan hot-ot gusan - ozan varsağ-varsak (aşık) yengibar - yeni bar voçhar-koçkar (koyun)


Ancak, şu da olabilir ki, Asur kralları Muşkların ardınca esir aldıkları Hayları da VII. asırda Armi bölgesine ve 673'te dağıttıkları Subar Beyliği'nin arazilerine yerleştirdiklerinde burada hala Hurrilerle birlikte, Subar-Mitan (Armi) boylarından kalan ahali vardı ve bu arkaik Türkçe kelimeler Hay diline burada dahil olmuştur. Arime//Arme adından bahseden Gr. Kapansyan'a göre, bu bölgenin halkı kendi diline ve kültürüne göre Hurri-Subar etnik boylarına aitti ve Haylar M.Ö. IV-III. asırlarda tarihi Urartuyu etnik-kültürel ve siyasi yönden benimsemiş, yerli ahali ile bir-iki asır devam eden ilişkileri III. asırda sona ermiştir. Bilgin bu yoruma devam ederek, Hayların "Ermenileşme" sürecini şöyle izah etmektedir:

"Suriyelilere, Yunanlılara ve başkalarına İranlılardan geçen armen adı Armina toponiminden türemiştir, her halde Urartu ahalisi gibi, Subar-Arimelerin de Haylaşması süreci bittiği için biz artık Yunanca formalaşmış yeni (armen-oi, Armen-ia), hem de yeteri kadar Hay dili materyali ile Armen adı altında yeni etnik varlık düşünmemiz gereklidir".(36)

Hay-Ermeni halkının tarihi ve dili üzerine büyük uzman olan Gr. Kapansyan'ın bu fikrine genel itibarıyla katılıp, bazı küçük düzeltmelerle bu objektif görüşe destek vermek mümkün görülmektedir. Teori ise esasen Hayların Ermenileşme tarihi ile ilgilidir. Şöyle ki, Hayların yeni Ermeni adını tam benimsemesi milattan önce değil, M.S. III-V. asırlarda bölgede uygulanan Hıristiyanlaşma devrine aittir. 

Gerçekten de, proto-Haylar Arme-Subar bölgesinde yaşadıkları birkaç asırda Hurri-Subar kültürü ile şekillenip, yeni Hay halkına dönüştüğü çağlarda kuzey komşusu Ermen ülkesi ile sıkı alakalar kurabilmesini veya Saka-Kimmer boyları Ermen bölgesinden Azerbaycan'a çekildiğinde Haylardan bir kısmının Ermen'e geçip burada meskunlaşmasını istisna olarak görmek mümkün değildir. Çünkü Hayların Ermenileşmesi ile Ermen bölgesinin Haylaşması aynı sürein neticesidir. Sonraki çağlarda buradaki Hayların Ermeni//Armeni adlandırılması tarihi gerçektir ve bu da tarihi farklılıktır ki, Haylar az nüfusa sahip bir halk olarak, sonra da bir millet olarak Türk toplumunun hoşgörüsü içinde gelişmiştir.


Hayların bir tek dili değil, kültürü de Türk gelenekleri ile zenginlikler kazanmıştır. Sonraki çağlarda ortaya çıkan kaynaklarda da açıkça görülür ki, henüz Selçuklular Anadolu'ya gelmeden çok önceleri yerli Türk giyimi, mutfak, sanat ve söz-musiki kültürü yeni Ermen-Hay etnosunun medeniyetinde derin izler bırakmıştır. Bu yönde etnolinguistik belgeler, muhtelif kültür sahalarına ait alıntı terimler (musiki, giyim, yemek adları) bunu açıkça gösterir. Hayların Hıristiyanlıktan önce Hayk, Ara, Asthik ve Anahit adlı dört Tanrısı vardı, onlar Arme-Subar bölgesine geldikten sonra buradaki Tork (Türk) adlı Tanrıya da inandılar ve Hay tanrılarının sayısı beşe çıkmış oldu. Ermeni tarihçilerinin yazdığı bu malumatı biraz açıklayarak ve bu Türkün kim olduğunu netleştirelim.

Arme şehirleri içinde Nihiriya//Nihriya tarihi kaynaklarda başkent olarak geçmektedir. B. Piotrovski bu şehri sonraki Tikranakertin yerinde, Diyarbakır'ın kuzeydoğusunda yeniden kurar. Aslında, bu arazilerde Mitani Devleti dağıldıktan sonra X. asırdan çok sonra Asur ve Urartu hücumlarına maruz kalan Subar-Mitan ve Hurri ahalisi ayrı ayrı derebeylikler şeklinde yaşıyordu. Burada kurulmuş Subar beyliği 673'e kadar bağımsızlığını korumakla birlikte, aynı yılda Asurlar tarafından dağıtıldı ve Arme-Subar bölgeleri iki Asur eyaletine ayrıldı. Fırat çayının kıyılarında Asurları esir alıp bu eyalette yerleştirdiği Muşklar içinde Hay tayfalarının olması, onların burada meskunlaşması hakkında sonraki Hay-Ermeni tarihçisi M. Horenatsi ve "Sasunlu David" destanı bilgi vermektedir.


Asur kralı Sinahherib'i 681'de ibadet vakti kendi çocuklarını öldürür ve onlar ortaya çıkan karışıklıklardan korkup Subar beyliğine kaçarlar. Bu hadise hakkında o çağın Asur metinleri bilgi verir. Bu olay bir asır sonra İncil'in de iki ayrı sayfasında belirtilir:


"Ve vaka oldu ki, kendi tanrısı Nisrok'un evinde ibadet ederken Adrammelek ve Şaretsar onu kılıçla vurdular; ve Ararat diyarına kaçtılar"' (II Krallar, bar.19, 37; İsayi, bar 37, 38).

İncil'in bu kısmı yazıya geçirildiği çağlarda artık Subar beyliğinin dağılmasından bir asır zaman geçmişti, artık Ararat (Urartu) devleti de yoktu. Kaynakta ülkenin adı geleneksel edebi priom gibi kullanılmıştır. Şöyle ki, Ararat (Urartu), Aşkenaz (Saka) ve Minni (Mana) krallıklarının adı son kez İncil'de 593'te geçer (Yeremiya, 51, 27) ve bu çağda aynı ülkeler artık Mada (Med) devletinin eyaletleri idi. Bundan da bir kaç yüzyıl sonra (M.Ö. III-II) İncil'i Yunan diline çevirenler buradaki Ararat (Urartu) adını Armeniya adı ile karşıladılar, bundan da 7­8 yüzyıl sonra "Hay tarihinin babası" M. Horenatsi'de, iki muhtelif kaynakdan istifade ettiği için Sinahheribin Armeniya'ya kaçan çocuklarının adını bir yerde Adramel ve Sannasar, başka bir yerde Adramel ve Argamozan şeklinde verir ve bazı Hay (pseudo Ermeni) soyunun onlardan türediğini yazar:

"O kendi çocukları Adramel ve Sannasar tarafından öldürüldü ve bundan sonra onlar Armeniya'ya kaçtılar. Bizim erdemli atamız Skayordi onlardan birini Sannasarı Asuriya sınırına yakın bizim yurdun güneydoğusunada yerleştirdi. Onun nesli çoğalıp Sim olarak adlanan dağı bürüdü. Argamozan ise Aynı arazinin güneydoğusunda meskunlaştı. Tarihçi der ki, Artsruni ve Genuni soyu onun türemeleridir. Bu sebepten biz burada Sennahirim hakkında bilgi verdik. Aynı tarihçi der ki, Angeğ evi Haykın hangi torunu Paskamdan türemiştir". (37)

Bu olayı "Sasunlu David" destanı şu şekilde verir, Bağdat'ta oturan Sinekerim adlı kralın Sanasar ve Bağdasar adlı iki oğlu gece iken kaçıp Hay Hükümdarı Tevadoros'un yanına gelir, bu da ona 300 aile verir ve bu aşiret Sasun adlı yeni yerleşim yeri kurar. Görüldüğü gibi, bu kaynaklarda bazı Hay boylarının Van havzasında yerleşmesi tarihi kaçmış Asur şahzadeleri ile bağ kurmaktadır. Sonraki çağlarda da tanınmış Hay-Ermeni sülaleleri (Mamikon, Arşak, Bagrat, Smbat ve başkaları) doğudan gelen Türk-Arsak (Parth) soylu beylerin ve güneybatıdan gelen Aramey, Yahudi beylerin soyundan türeyenlerdir.

M. Horenatsin'in kronoğindeki Argamozan (er-kam-ozan) adı ne kadar ilgi çekmişse, Paskam, Tork ve Skayordi adları da o kadar dikkate layıktır, çünkü, Hay tarihçisi Türk boyu olan Ermenlere ait kadim kaynaklardan aldığı bu adların manasını bilmediği için sonraki Ermenişinaslara hayli problem yaratmıştır. Moisey Horenatsi II. kitabında şunları yazar:


"Vağarşak Haykak'ın torunu Paskam'ın soyundan kabarık çizgili sıfatı, dik burnu, batık gözü, vahşi bakışı, yüksek boyu ile seçilen, güçlü ve azman, lakin itibarlı görkemine göre Angeğ adlanan Tork'u batı tarafın hükümdarı tayin etdi ve Tork soyunu da Angeğ-Tun adlandırdı. Eğer istersen, sana onun hakkında akla sığmaz hikayeler anlatırım, nasıl ki, Persler Zaloğlu Rüstem'de 120 fil gücü olduğunu söyler. Onun hakkındakı türkülerde de öyle yiğitlik ve ataklıktan bahsedilir ki, bunları ne Samson, ne Herkules ne de Zaloğlu hakkında demek olmaz".(38)

Tarihçi bu hikayesini devam ettirir ve Tork adlı bahadırın azmanlığını anlatırken Tepegöz hakkında Homeros'un yazdıklarını tekrar eder. Eseri Rusçaya çeviren N. Emin de bu benzerliği görmüş, Homeros'un Polifemi ile mukayese yapmıştır.(39) Fakat, tarihten bilinmektedir ki, ne Hayların, ne de Ermenilerin Türk (Tork) adlı hükümdarı olmamıştır. Bunun için de, sonraki araştırıcılar metin tahlilleriyle bunu kesinleştirdiler, M. Horenatsi'nin istifade etdiği kaynakta Türk adlı hükümdar yoktur, tapınak adıdır ve onun çirkinliği hakkındakı tasvir ise Hayca "angeğ-tun" (idbar evi, kifir soyu) sözünün manasına uygun tarihçinin yorumu sonucudur. Favstos Buzand (V. asır) "Angel şehri çok eskiden Ermenlerin başkentidir" der, Hay-Ermeni kaynaklarında kullanılan Angel (sonralar Angeğ-tun) şehrinin Arme-Subar bölgesinde olduğunu kaydeden Kapansyan Tork ve Paskam adları hakkında şunları yazar:

"Sonra bu şehrin kultla bağlı değerini de hususi kaydetmek lazımdır, çünkü burada putperestlik devrinde babası Paskam olan Tork Angeğlinin tapınağı vardı. Elbette, bunlar Tanrı adlarıdır; birincisi (Torkh) esasen Anadolu'da ekseriya kadim halkların tapındığı Troko, Tarku ve Tarhu şekillerinde kullanılan ve Yunanlara Tarchon, Etrüskler vasıtasıyla Romalılara Tarkuinius, Likyalılara trhh şeklinde geçen "tanrı" anlamlı addır. Paskam (Paskham) adı ise, eğer yazılışı tahrif olmamışsa, şimdilik açıklanamamaktadır. Sonundaki -am elementi ile birçok Hurri adına benzemektedir, lakin Aitakama, Tarhigama adlarında olduğu gibi, burada -kam ekini de ayrı tutmak gerekir".(40)

Gr. Kapansyan'ın bu sözlerine Armeden doğuda Subar beyliğinde Turhu şehir bölgesinin olduğunu da ilave ederek ve lingiuist alimin büyük uzman sezişi ile Ayta-Kama, Tarhi-Kama ve Pas-Kam adlarındaki -kam ekinin ayrıldığını görmesini de özellikle belirtmeliyiz. Ancak alimin kendisi de itiraf etmektedir ki, "baba" gibi takdim olunan Paskam adı şimdilik izah edilememektedir. 

Halbuki, burada izah edilecek zor bir şey yoktur sadece, Tork tapınağının baş kahini Pas kam (baş kam) adlandırılır ve bütün bu garip yorumlar zamanda M. Horenatsi'nin kendisinden bin yıl önceki Subar-Ermen tarihi ile ilgili kaynaklarda rastladığı Türk tapınağı ve bu tapınağın baş şamanı (kamı) olarak verilmiş paskam unvanını Haykın soyuna bağlamak amacı ile ortaya çıkardığı karışıklıktan başka bir şey değildir. Çağdaş Hay-Ermeni tarihçilerinin ortaklaşa yazdığı son "Ermeni halkının tarihi" (1980) adlı kitapta ise bu ayrılık bir tek cümle ile verilmiştir:

"Ermeni panteonu arasına Tork tanrısı da dahil oldu".(41)


Görüldüğü gibi, kadim Subar-Ermen kültürünü benimseyen Hay yazarları gerçek olayı karıştırmışlardır. Hatta, Torkun tapınak değil, M. Horenatsin'in yazdığı gibi, bölge beyi olduğunu kabul etsek bile, yine onun kadim Ermen boyu içinde ulu şaman (başkam) soyundan olan Türk adlı bir bey olduğunu kabul etmek zorundayız ve her iki halde kadim Türk sözleri olan paskam unvanı ve Tork adı Haylara ait değildir. Tarihçi kendisi de itiraf etmektedir ki, yararlandığı "kaynakta hadiseler başka tür tasvir edilmiştir". (42)

Bir-iki kelime de Varbak ve Skayordi hakkında. Bakalım "Ermeni tarihinin atası" olarak tanınan tarihçi bu konuda ne demektedir? N. Emin'in, Rusçaya tercüme ettiği kitabın 1858. yıl neşrindeki ifade şöyledir:

Naş pervıy gosudar, uvençannıy Vapbakom, bıl Paruyr, sın Skayordi. "Varbak tarafından (tayin edilen) başına taç konulan Sakaoğlu Parur bizim ilk hükümdarımızdır".(43)

Uzmanlar "Paruyr Skayordi" adının Hay-Ermeni dilinde Sak oğlu Parur olduğunu kuşkusuz kabul ediyorlar, çünkü bu dilde ordi sözü "oğlu" manasında kullanılır. Yani, Sakaoğlu Parur Hay değil, o çağlarda Ermen ülkesinde Saka boyundan bir bölge beyidir. 

M. Horenatsin'in Mada hükümdarı olarak verdiği Varbak (Arbak) ise başka kaynaktan alıp Keyek ile karıştırdığı Arbak'tır. Çünkü, Asur Devleti üzerinde zafer kazanan, Asurlara karşı büyük muharebede ona yardım etmiş Ermen (Subar-Mitan, Saka-Kimmer) savaşçılarını müttefik olarak gören Mada Çarı Kiaksar idi ve savaştaki başarıdan sonra, 612'de Saka boyundan Parur beyi Ermen ülkesine hükümdar olarak tayin eden de o olabilirdi. Tarihçinin "bizim soybabamız Parur" demesi ise Hay soyuna değil, Ermen ülkesinde yaşamış Saka-Ermen soyuna aittir. Bu durum çok açık gösteriyor ki, Hıristiyanlık'tan sonra yazılan pseudoErmeni tarihlerinde eski Ermen halkının tarihi yanlış olarak ön Hay tarihi gibi verilmiştir.


Hayların kendi soy kütüğünü Ermen adına bağlama sebebini izah eden V. İ. Nikonov, ilk manası çoktan unutulmuş bazı etnik isimler ata tasavvuru yarattığı için onlar mitik "soybabası" adını türetir ve bu hal, sadece, manası bilinmeyen adları mitik suretlere çevirip izah etme gayretidir, demektedir. Böylece; "Bir halkın iki -Hay ve armen- adından onun efsanevi soy liderleri Hayk ve oğlu Armenak hakkında mitler oluştu".(44) 

Hayların menşei hakkında muhtelif efsaneler vardır ki, bunlardan biri de Strabon tarafından yazıya alınmıştır. Güya, Yunan arazisinde olan Fessaliya'daki Armeniya şehrinin sakini Armen Yason ile Armeniya (Ermen) ülkesine gelir ve "İskender'in yürüyüşünde iştirak etmiş Farsallı Kirsil ve Larisalı Midiy tespit ederler ki, Armeniya onun adı ile isimlendirilmiştir".(45)

Yason'un eşinin adı Armen olsaydı bile, Ermen ülkesinin onun adı ile adlanabilmesi için tarihi sebep yoktu, ancak bu efsanede bir hakikat varsa, o da Hay-Yunan ilişkisine dolaylı işarettir. Strabon efsaneyi bu şekilde hatırlattıktan sonra: "Bunlar geçmiş hikayeler idi. Daha yeni hikaye ise Pers egemenliği devrinden başlayarak sonraki çağları, ta bizim zamana kadar olan olayları ihtiva etmektedir ki, bunu da kısaca şöyle söylemek mümkündür. Armeniya'ya önce Persler ve Makedonyalılar sahip oldu, Bundan sonra Suriye ve Madanı kendilerine tabii olarak barındıranlar; Armeniya'da son hükümdar 7 Pers'ten (Kam-Atan'yı öldürenler-F.A.) biri olan Kidarnan'ın soyundan Oront idi. Sonra Romalılarla savaşan Büyük Antioh'un alaybaşçıları Artaksi ve Zariadri ülkeyi iki kısma ayırdılar. Hükümdarın tayinatı ile onlar ülkeyi idare ettiler. Hükümdar savaşta yenildiğinde onlar Romalıların tarafına geçtiler ve hükümdar ilan edilip bağımsız oldular. Artaksiyan'ın halefi Tigran sözün gerçek manasıyla Armeniya'ya hakim oldu" (XI.14.15) şeklinde yazar.

Strabon sonra, Tigran'ın muhtelif ülkelerden bazı arazileri aldığını ve Armeniya coğrafi adının genişlediğini belirleyen farklılıkları ortaya koyar. Artaksi soyundan olup, Part'da (Arsakların ülkesinde) (46) Girov veya esir sıfatıyla korunan bu "Ermeni hükümdarı" Arsakların yardımı ile Armeniya'da hükümdar olup onların kuvveti ile ülkenin sınırlarını genişletir, ancak, Arsaklara karşı kaypak olduğu için doğu bölgelerinden kovulur. 

Daha sonra "Lukul Tigranı Suriye ve Finike'den de kovdu" (47) Onun halefi Artavasd da Parthiya ile muharebede Romalılara ihanet ettiğinden Antoni onu öldürür. "Artavas'tan sonra ülke Sezar ve Romalıların hakimiyeti altında bir kaç hükümdar tarafından idare edildi ve bu ülkenin aynı şekilde idare edilmesine şimdi de devam edilmektedir".(48) Strabon'un söylediği gibi, "Armeniya'ya hakim olan" Tigran kimdir? Onun Arsak soyundan olması konusunu bırakıp, bu suale Rus tarihçilerinin verdiği yorumu hatırlatalım:

"Böyle hükümdarın gerçek hakimiyeti Part'daki umumi siyasi durumdan kaynaklanmaktaydı. Esir olan Ermeni Şehzadesi Tigran Armeniya tahtına oturması halinde Atropaten arazisinden Partlar "70 dere" vereceğine yemin ederek II Mitridat'ı razı edebildi. M.Ö.95'te II. Büyük Tigran Armeniya çarı 
oldu".(49)

Arsakları aldattığı için güney bölgelerinden kovulan Tigran yukarıda hakkında bilgi verdiğimiz Arme-Subar bölgesinde Tikranakert şehrini kurdu ve burası Hay-Ermenilerin ilk başkenti oldu. Tigran'ın müstakilliği 20 yıl sürdü ve M.Ö. 66'da Romalılara tabi oldu. Oğlu II. Artavazd'da (M.Ö.55-34) Roma İmparatorluğu'nun vassalı idi. Onun varislerinin hakimiyeti hakkında ise Strabon'un yukarıdaki verdiği bilgiler konuya açıklık getirmektedir. Strabon'dan bir asır sonra yaşamış olan Roma tarihçisi Kornelius Tacitus de Ermenilerin Partlarla yakınlığı hakkında aynı sözleri kullanır.(50)


Böylece, Ermen bölgesinin tarihini izleyerek Yeni Eran'ın zamanına geldik. Buraya kadar söylediklerimizi özetledikten sonra, Ermeniye'nin "Haylaşma" sebebine dönelim:

1. Fırat çayının yukarı bölümünde M.Ö. IX-VIII. yüzyıllarda Urartu arazisi olup, VII. yüzyılda Saka-Kimmer boylarının meskunlaştığı Ermen ülkesinin ahalisi esasen Türk (Subar-Mitan, Saka-Kimmer) ve Hurri-Urartu boylarından kalma boylar idi. Bu ülke VII. asrın sonundan Mada devletinin, VI. asrın ortalarında ise Ahemeni devletinin eyaleti idi ve Selevki egemenliğine kadar burayı zaman zaman Urartu, Saka, Mada, sonra Pers kökenli Satraplar idare etmişlerdir.


2. Makedonyalı İskender'in Ön Asya'ya yürüyüşünden sonra Ahemeni sülalesinin egemenliğine son verildi ve artık III. asrın başında Pers İmparatorluğu'nun yerinde Selevki hükümranlığı yer aldı. Yalnız III. Antioh'un (M.Ö. 223-187) Romalılara mağlubiyetinden sonra Ermen ülkesi Roma'ya bağlı olarak iki vilayete bölündü. Büyük Tigran'ın zamanında bu vilayetler kısa sürelerle (20 yıl) tek merkez, Tigranakert'ten idare edilmişse de, az sonra yine de batıda Romalılara, doğuda Arsaklara bağlı vassal bölgeler idi.


3. Milattan sonra Selçukluların gelişine kadar Ermen bölgesi zaman zaman Arsak, Sasani, Bizans, Arap (Hilafet) devletlerinin eyaleti olmuştur. Bu çağlarda Ermen eyaletine tayin edilen canişine havale edilmiş failiyet mekanına bağlı olarak, bölgenin adı siyasi-inzibati arazi gibi, bazen büyümüş bazen de küçülmüştür. Herodot'un zamanında "Armeniya" uzunluğu 310 km. olan bir bölge idi, hatta onun doğu komşusu olan Matien arazisinin uzunluğu (750 km.) ondan iki kat büyük idi.(51) 

İran alimi Seid Nefisi, "Hilafet zamanı Araplar Aran toprağını Kafkasya'da fethettikleri başka nahiyelere birleştirerek, ona Ermeniye, yeni Ermenistan adını verdiler" demektedir.(52) Ermen adının etnik anlamda değil, böyle siyasi-idari ve coğrafi anlamda suni şekilde genişlemesi 1828'de de olmuştur. Aynı yılın Mart ayında Rus Çarı I. Nikolay'ın imzaladığı fermana esasen Erivan hanlığı ile Nahçıvan hanlığı birleştirilip "Armeniya vilayeti" olarak adlandırıldı. Fakat, Güney Kafkasya'da Gürcü-İmeret ve Kaspi bölgeleri kurulana kadar Armeniya vilayeti inzibati arazi olarak toplam 12 yıl mevcut oldu.

Arme-Subar bölgesinde M.Ö. V-III. asırlarda yerli Hurri-Urartu ve bölgenin güneyinde Sami-Aramey halkları ile kaynayıp karışan Haylar İskender'in yürüyüşünden sonra batıdan Makedonya-Yunan ve Roma ordularının bölgeye geldiği çağlarda hayli aktifleşti. Bunun sebebi, bir yandan bölgeye gelen yeni kuvvetlerle olan geçmiş etnik yakınlık olsa da, diğer yandan, kuzey komşusu olan Ermen ülkesine sızan Haylarla birlikte bütün Hay tayfalarının Dicle ve Fırat'ın yukarı kısımlarında yeni stratejik coğrafi mekanda yerleşmesi idi. 


Hem batıdaki hem de doğudaki büyük devletler burada ayrı bir bölge kurmakta ısrarlı olduğundan yerli soy liderleri içinden kendilerine meyilli Satraplar ve yeri geldiğinde "Çarlar" yetiştirmek siyaseti güdüldü. III. Antioh M.Ö. 190'da Romalılara mağlup olduktan sonra Romalılar tarafına geçen Satrapların hesabına Hay-Ermeniler sanki bir boy dirilmişti. Milattan sonra, özellikle, Hrıstiyanlığın siyasi bir rejim olduğu çağlarda Bizans'ın misyonerlerden yararlanma şansı hayli arttı. Suriye ve Bizans kiliselerinde ders alıp gelen Haylar yeni Hay-Ermeni milletinin teşekkül edip şekillenmesinde emsalsiz hizmette bulundular.


Artık V. yüzyıldan itibaren Hayların "büyük ve kadim tarih" aktarışı vücut buldu. Halbuki, hala o çağda M. Horenatsi, "çoğu zaman başkalarının hakimiyeti altında yaşamış güçsüz Haylar küçük ve az nüfusa sahip halktır" şeklinde yazar.(53) 

Hovanes Drashanakertsi (XI. asır) de Parur'a kadar Hayk ülkesinde yabancıların hakim olduğunu yazmaktaydı. Halbuki, bu Parur'un ve ondan sonra gelenlerin de Hay soyundan olmadığını yukarıda gördük. Ermenileşen Hay toplumu içinde soylu bölge beyleri de esasen Subar, Ermen, Arsak, Pers, Aramey aşiretlerinden olmaktaydı. M. Horenatsin'in eserine şerh yazan N. Emin, kendilerini Hay veya "Aram soyu", ülkelerini Hayots aşhar, Hayots yerkir, Hayastan, Hayastan aşhar adlandıran Haylar hiçbir zaman kendilerine Armeni, ülkelerine Armenia dememişler" demektedir.(54) 

Anadolu'da Arimoi (Homeros), Arme ve Ermen adlı Subar-Türk boylarının Hrıstiyanlığa kadar yaşanmış tarihinde Hay boylarının yeri yoktur. 

Balkanlar'dan M.Ö. VIII. yüzyılda Anadolu'ya girip bir asır Firikya kolonisi olan, sonra buradan geçerek Suriye bölgelerinde yaşayan Haylar Arme bölgesine gelip Hurri-Urartu boylarıyla karışmış (M.Ö. VI-I) ve sonraları Ermen bölgesine sızmışlar. Burada Hıristiyanlığın yayıldığı çağlarda Hayların Ermenileşme süreci başlamıştır.


Hay-Ermeni alfabesinin ortaya çıkışı V-VII. asırlarda esasen kilise edebiyatı ve Babil, Yunan, Suriye kaynakları Grabara tercüme edildi. Hay tarihçileri Moisey Horenatsi'den başlayarak, kendilerinin eski tarihini yazdıklarında artık çoktan unutulmuş olan Subar-Ermen ve Saka-Arsak boylarının tarihine ait olayları da Hay-Ermeni tarihi gibi kaleme aldılar. (55) İslamiyet'ten sonra Hilafetin Hay-Ermeni kiliselerine verdiği üstünlükten başarı ile yararlanan Haylar Hıristiyan Türklerin kiliselerini ve bu kilise tarihlerini de benimsediler.

Hıristiyanlığı Fırat kıyılarında kabul ettikten sonra zaman zaman küçük gruplarla Aras boyunca Azerbaycan'a sızan Hay tayfaları Kars, Göyçe gölü ve Ağrı dağı taraflarında meskunlaştı. Arap Hilafeti devrinden artan ve sonraki çağlarda devam eden böyle göçler Erivan hanlığında bazı Ermeni köylerinin, şehirlerde Ermeni mahallelerinin, çevre bölgelerde Ermeni topluluklarının kurulması ile sonuçlandı. Bunun dışında zaten sayısı az olan Haylar Suriye'den başlayıp İran'a kadar muhtelif vilayetlere dağılmışlardı. 



Yalnız son iki asırda "Ermeni Vilayeti" kurmak amacı ile Türkiye, Suriye ve İran'dan Hay ailelerini toplu şekilde Batı Azerbaycan arazilerine yerleştiren Rus İmparatorluğu 1920'de Erivan hanlığının yerinde dünya tarihinde ilk kez "bağımsız" Hayastan-Armeniya devletinin kurulmasının yolunu açtı.

Prof.Dr.Firidun Ağasıoğlu Celilov


1 Alman alim Mortman yaklaşık 130 yıl önce bu problem gündeme getirmiş ve Selçuklu-Osmanlı devrine kadar Ermeni (Hay) dilinde kaynağı belli olmayan Türkçe kelimelerden bahsetmiştir. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Zeitschrifter Deutschen Morgenlandischıhen Kesellschaft, XXIV, Leipsig 1870, 83; K. Patkanyan, "O Meste Zanimaemom Armyanskim Yazıkom v Krugu İndoyevropeyskih", İzvestiya Kavkazskogo Otdela İmperatorskogo Ruskogo Geografiçıskogo Obşestva, t. VI, no. 1, Tiflis 1881, 44; M. Memmedov, Dillerin Karşılıklı Alakası, Erivan 1986, Azer Halkı, Bakü 2000, s. 285-286.
2 A. Meullem, Esguisse d'une grammaire comparee de l'armenien classigue, Vienne 1903, 220-221 (Tekrar neşri 1936).
3 Alekseev, V. P., Gotsman İ. İ., Antropologiya Aziatskoy Çasti SSCB, Moskova 1984, 56­70.
4 M.Ö. III-IV. bin yıllara ait yazılı kaynaklarda bulunan Ön Asya toponimlerinin (Akarsu, dağ, tepe, köy, yaylak adlarının) daha sonra Orta Asya, Sibirya ve Altay'a kadar yayılmış olduğunu görürüz.
5 Son yıllarda Altay teorisinin yanlış olduğunu söyleyenler, Türk-Moğol dil paralelliklerinin akrabalık sebebiyle değil sonraki ilişkiler neticesinde olduğunu ilmi metot ve belgelerle ispat etmektedirler. Bunlara G. Clauson, V. Kotviç, G. Doerfer, B. A. Serebrennikov, A. M. Şçerbak'ı örnek verebiliriz. Bunların sayısı gittikçe artmaktadır. Proto-Türk kültürü üzerinde yaşayan bazı Azerbaycan ve Türkiyeli Türkologlar ise hala iki asır önce Avrupa ve Rus alimlerinin onlara 'bağışladığı' mitik Altay Anayurdu teorisinden başkasını bilmemekte ısrar ediyorlar.
6 İ. M. Dyakonov, "Znaçeniye Eblı Dlya İstorii i Yazıkoznaniya", Drevnaya Ebla, Moskova 1985, 336-337.
7 E. Kapansyan, Xayasa-Kolıbel Armyan, Etnogenez Armyan i ik Naçalnaya İstoriya, Yerevan 1947; E. A. Melikişvili, Nairi-Urartu, Tbilisi 1954; D. N. Sarkisyan, Strana Şubriya, Xurritı i Urartı, 3 t. Yerevan 1989; İ. M. Dyakonov, "K Praistorii Armyanskogo Yazıka", İstoriko-Filologiçeskiy Jurnala AN. Arm. SSR, no. 3, Yerevan 1983; İ. M. Dyakonov, "Znaçenie Eblı Dlya İstorii i Yazıkoznaniya".
8 Drevnyaya Ebla, Mdskova 1985, 285.
9 A.g.e., s. 336.
10 A.g.e., 223, 284, 285. s.
11 İ. M. Dyakonov, "Znaçenie Eblı Dlya İstorii i Yazıkoznanya", 336-337.
12 Makalenin Rusça neşri; "Zameçaniya po Toponimike ik Arkivov Eblı", Drevnyaya Ebla, 285. s.
13 Ebla yazılarında "4 kişilik 1 ekmek (aş)", "bi-ir iki (bir-iki)" gibi ifadeleri bir yana bırakırsak "Armili Dumur" ve "Utu beyi Tamır-lim" ifadelerindeki Demir şahıs adı, "Armi'nin yaşadığı Abarsila ülkesi" deyimindeki (a) barsil etnotoponominin Sami dilleri ile izahı mümkün değildir (Drevnyaya Ebla,
251, 285, 310).
14 Mitan Kralı Tuşratta Mısır Firavunu III. Amenhotep'e (1455-1424) yazdığı geniş metinli mektubunda ülkesinin adını Hurice Xurroxe mektubun Akkad'a olan kısmında ise Mitanı adlandırmıştır (G. A. Melikişvili, Nairi Urartu, s. 95).
15 Çivi yazılardaki Balık adı eski Türkçedir. Türk arazilerinden akan nehirler sırasında Balıklı, Balık, Balıh nehir adları yaygındır. Bir tek Balıh değil, çivi yazılarında geçen Mezapotamya ve Anadolu'daki nehir isimlerinin bir kısmı İtizle (İdile), Araktu (Arıklı Kanalı), *Sub-Ana>Subnam (Zebene su), Sulu, Baluhaşşa, Karasuv, Samur ve bunun gibileri Türkçedir. Buradan doğuya giden Türkler bu isimleri (İtil, Arık, Balık, Balkaş, Samur, Karasu vb.) yeni yurtlarında ikinci kez kullanmışlardır.
16 Kumuş Özbekleri içinde Motan soyunu gösteren XIX. asrın büyük, Kazak aydını Çokan Valihanov Özbekleri mink, diahli (dağlı), Barkut, Karakalpak, Katazan boyları arasında Mitan boyundan da bahs etmiştir. (Ç. Velihanov, İzbrannıe Proizvedeniya, Moskova 1986, 256).
17 P. S. Tolstova, "Nekotorıe Voprosı İstoriçeskoy Onomastiki Horezmskogo Oazisa", Etnografya İmen, 1971, 246-253. s.
18 Kapadokya yerine metinde Kılıkya yazılması bir yanlışlık olmuş, nitekim verilen haritada düzeltilmiştir: Das Geschisctswerk des Herodotos von Halikarnasos, Hbertraken von Th. Braun. Berlin 1964 (Harita).
19 Y. E. Vinogradov, Politiçeskaya İstoriya Olviyskogo Polisa, Moskova 1989, 53.
20 Antiçnıe İstoçniki o Severnom Kavkaze, Nalçik 1990, 174.
21 R. E. Kuzyeyev, Proishojdenie Başkirskogo Naroda, Moskova 1974, 60.
22 İ. M. Dyakonov, "Assiro-Vavilonskie İstoçniki po İstorii Urartu", Vestnik Drevney İstorii, no. 2-3, 1951 (sıra no.18; no. 28).
23 Azer Halkı, 288-289.
24 İstoria Armenii Moiseya Horenskogo, Moskova 1958, I, XXII.
25 İ. İ. Meşaninov, "K Analizu İmeni Yerimena", Yazık i Mışlenie, t. 1, Leningrad 1933.
26 İstoriya Narodov Severnogo Kavkaza, 278.
27 İstoria Armenii Moiseya Horenskogo, I, XII.
28 Suriyelilerin kendilerini aramey-arimi adlandırdığını söyleyen Posidoniye istinat eden ve halk adının değişebilmesi, Ermeni adının da bu adlara benzemesini kaydeden Strabon, Ermenilerin fizyolojik görünüme Mezapotamya'daki komşuları Suriyelilere ve Araplara benzediğini yazar (Strabon, I. 2-34). İlginçtir ki, sağır dilsiz dilinde 'konuşanlar' da Hay (Ermeni) demek istediğinde başın arka kısmını elle düz bir şekilde sıvazlama işaretiyle belirtirler, bununla 'yastıbaş' anlatımını kullanmış olurlar.
29 Caşiers de la "Delegation Archeologue Française en İran", no. 4, 1974, 124-125 ve s. 249-250'deki resimler.
30 Voprosı Yazıkoznanya, no. 4, 1979, 43.
31 İ. M. Dyakonov, K Praistorii Armyanskogo Yazıka, 168-169.
32 İstoriya Drevnogo Mira, t. II, Moskova1983, 46.
33 E. A. Melikişvili, Nairi-Urartu, 419.
34 E. Kapansyan, Hayasa-Kolıbel Armyan, 79.
35 Ş. Açaryan, Turkereni Pohadreal Barer Şayereni meç, Moskua-Vcarşabad 1902; İ. A. Boduev de Kurtene, İzbrannıe Trudı po Obşemu Yazıkoznaniyu, Moskova 1963, 365.
36 E. Kapansyan, Hayasa-Kolıbel Armyan, 209.
37 İstoria Armenii Moiseya Horenskogo, I, XXIII.
38 A.g.e., II-VIII.
39 A.g.e., s. 286.
40 E. Kapansyan, Hayasa-Kolıbel Armyan, 201.
41 İstoriya Armyanskogo Naroda, Yerevan 1980, 71.
42 İstoriya Armenii Moiseya Horenskogo, I.V; I. XXI.
43 A.g.e., I-XXII; (Naş Pervıy Gosudar, Uvençannıy Barbakom, bıl Paruyr, sın Skayordi).
44 B. A. Nikonov, "Etnonimiya", Etnonimı, 1970, 19.
45 Strabon, Geografiya v 17 Knigah, Moskova 1994, 499 (XI.14.12).
46 Strabon Arsakların saka boyundan olduğunu yazır (Stabon, XI. 9.2).
47 Stabon, XI.14.15.
48 Stabon, XI.14.15.
49 İstoriya Drevnogo Mira, t. II, Moskova 1983, 406-407.
50 Gornelius Tagimus, Annales, XIII, 34.
51 Herodot, V, 52.
52 Seid Nefisi, Babek, Bakü 1990, 26.
53 İstoriya Armenii Moiseya Horenskogo, I, III.
54 İstoriya Armenii Moiseya Horenskogo, 244, 248-249.
55 Agamangelay, Patmutun Tşayots, Tptşlis 1909; Agamanlgeos, Tşayots Patmutyun, Yerevan 1983; Movsısı Horenatsoy, Patmutun Tşayots, Tptşlis 1913; Sebeosi Yepiskoposi Patmutyun, Yerevan 1939; Ptşavstos Buzandatsoy, Patmutun Tşayots, Venetik 1933; İstoriya Armenii
Favstosa Buzanda, Yerevan 1953; Lazaray Ptşarpetsoy, Patmutun Tşayots ev Tult ar Vatşan Mamikonean, Tptşlis 1904; Armyanskaya Geografiya VII Veka po R. X. Spb., 1877; Kirakos Ganzaketsu, İstoriya Armenii, Moskova 1976 ve banzari kaynaklar. 
Bu metnin İngilizce linki yukarıda verilmiştir.



ilgili: