urartu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
urartu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2026 Pazartesi

Urartu Coğrafyasında Arubani ve Turan

Urartulara ait dedikleri Tanrıça ARUBANİ gerçekten de Urartu kökenli midir? Yoksa Urartu coğrafyasında yaşamış Subar, Ermen ya da Sak Türklerinden mi kalmadır?

Prof.Dr. F.Ağasıoğlu - Bitik 3

"Yanlış oxuma ile Anubanini, Siduri, Satuni kimi qondarma «lulu» adları ve bazı adların İmmaşkuş / İmmaşqun, Lişirpirini /...birini / Tardunni gibi variantlariı ortaya çıkmışdır. Anubani adının etimologiyasını G. G. Kameron ve İ. M. Dyakonov akadca «Bizi yaradan tanri Anu» anlamı ile vermişler. Lakin AN-nu şeklinde yazılan adın ilk hissesi bu ehtimali doğrultmur.

Bu adın kadim türkçe anuq «hazır» sözünün kökü olan anu «hazırlanmaq» ve ban «ben» evezliyi ile yaranıb, «hazıram» (Anu-ban) anlamı daşıdığını düşünmek olar. Lakin türk töresine göre, elbey seçilenden sonra onların çok vakit lakap ve unvan bildiren adla tanınmasını nezere alsak, Anar ve ya Anlı («ünlü», «meşhur») adlarının başında gelen kadim añ köklü sözler dikkati çekir. Öyle ki, Anubani adının annamaq «anlamaq » sözü ile açımı daha gerçek görünür. Bu halda, anla- > anna-,  qanlı > qannı, enli > enni  değişimlerinde olduğu gibi An-lu-ban («ünlüben») terkibi ile yaranan Anluban >Annuban evezlenmesini ve elbey adına yaraşan «Ünlü adam» anlamını görürük. Anubani yazısında Batir dağınin adını Padin ile müqayise etmişler. Halbuki, sonralar Manada yarımköçeri padar boyları ile bağlı KUR-Paddira, URU-Padira toponimleri tekrar olunmuşdur."


ARUBANİ - ARI BANI/BANU

ARUBANİ BRONZ HEYKEL - MÖ 8.yy

PAZIRIK 5.KURGAN DOKUMA PARÇASI - MÖ 5.-4.yy



* Urartu dilinin bugünkü Ermeniceyle hiçbir bağı yoktur, hatta MÖ 8.yy'da bölgede Hay yoktur. 

* Urartu dili Hind-Avrupa dil ailesine mensup değildir. Urartu dili Türkçe gibi bitişken (aglutinativ) ve ergatif yapılı bir dildir, Hurricenin devamıdır (bazılarının da iddia ettiği gibi Ermenicenin de atası değildir). Bölgede Türkçe konuşan Saka ve Med Türklerinin yaşadığı bilinmektedir.

* Bknz. "Hurri-Urartuca ve Türkçenin söz varlıkları arasında ciddi benzerlikler mevcuttur ve sayıları hiç de az değildir. Bu leksikal benzerlikler Hurri Urartuca ve Türkçenin tarih öncesi dönemlerdeki bir temasının somut kanıtları olarak gösterilebilir." - Orçun Ünal "Sözde Karca Kelimelerin Kökeni ve Türkçedeki Hurri-Urartuca Leksikal Alıntılar Üzerine, 2017"

* Bknz. Altan Çilingiroğlu "Urartu Krallığı, Tarihi ve Sanatı, 1997".

* Bazıları da "Turan" sözcüğü için "Persçe" diyor. Oysa... MÖ 9.yy'da bölgede Pers/Ahameniş yoktur.

Urartuların Meher Kapısı'ndaki (MÖ 9.yy) yazıtının beşinci satırındaki tanrının adı  "Turan"dır.... 





SB

Tuva Cumhuriyet'inde Turan (Туран)


9 Ağustos 2020 Pazar

Urartu Dili ve Türkçe

 

İki farklı açıdan Urartu ile Kimmer-Saka/Türk ilişkisine bakalım

SB


1- Prof.Dr. Altan Çilingiroğlu:

Bir çok Urartu kralının bize bıraktığı yazıtlarda kullanılan Urartu dili, her şeyden önce Hind-Avrupa dil ailesine mensup değildir. Urartu dili Türkçe gibi bitişken (aglutinativ) ve ergatif yapılı bir dildir. Ergatif yapıda cümle eğer geçişli (transitif) ise cümleden öznesi ek alır. Nominatif olması gereken özne bir ek (sufiks) ile belirtilir. Cümledeki fiil edilgen olarak çevrilir ve fiilin akuzatif objesi olan tümleç de hiç bir ek almaz. Böylece geçişli cümlelerde fiil edilgen olarak kalır. Urartu dili bu özellikleri dikkate alınarak bir çok dil ile karşılaştırılmış, ancak en dikkate değer benzerliğin Hurri dili ile olduğu önerilmiştir....

Urartu dilinin Hurrice ile olan yakın ilişkisinin yanında Kafkasya dilleri ile de benzerliğinin olduğu bilinen bir gerçektir. Her iki dil arasında yapı ve oluşum açısından önemli yakınlıklar vardır. Urartu dili ile ilgili ulaşılan bu sonuçlara karşın, bu dilin Hurri dili veya Kafkasya dilleri ile olan ilişkisi tam anlamıyla açıklanamamıştır....

Hieroglif yazının Urartu'da ne zaman kullanılmaya başladığı, bu yazı türünün çivi yazısından önce de bölgede var olup olmadığı bilinmemektedir. Olasıdır ki; çivi yazısının krallığın resmi yazısı olarak benimsenmesinden önce ve sonra hieroglif yazı basit halk arasında kullanılmıştır. Ancak bu önerilere ait hiç bir kanıtımız yoktur. Kaldı ki hieroglif yazıya ait en erken örnekler de Urartu'da şimdilik MÖ 8.yüzyılın ilk yarısından eskiye gitmemektedir. Urartu hieroglif yazısının, Hitit hieroglifi ile belirli bir benzerliğinin olduğu çok uzun zamandır bilinmektedir. Hatta Urartu'da hieroglif İmparatorluk Devri Hitit Geleneği'nden herhangi bir dil bağlılığı olmaksızın ortaya çıktığı önerilmiştir.

Bu konudaki bir başka görüş ise bu benzerliğin Hitit İmparatorluğu'nun yıkılışından sonra ortaya çıkan Geç Hitit Kent Devletleri aracılığı ile MÖ 8.yüzyılda Urartu'ya geldiği şeklindedir. MÖ 8.yüzyıl ile birlikte Urartu Kralları'nın batıya ve bu kapsamda Geç Hitit Kent Devletleri'ne karşı gösterdikleri ilgi, bu ülkelere askeri seferler düzenlenmesini gerekli kılmıştır. Bu askeri başarılar sonunda yöreden elde edilen çok sayıdaki halkın Urartu sınırları içine taşındığı ve buralarda iskan edildiği bilinen konulardır. Geç Hitit Kent Devletleri ile olan bu ilişkiler sonunda ortaya çıkan kültürel etkilenmeler ve olasılıkla Hate (Urfa) ve Supani (Elazığ-Tunceli) ülkelerinden Urartu'ya getirilen tutsaklar, Urartu'da Hitit hieroglifine benzer bir yazı sisteminin başlamasına yardımcı olmuşlardır.

Urartu'da MÖ 8.yüzyıldan daha erkene tarihlenen örnekler bulunmadıkça, hieroglif yazısının Urartu'ya dışarıdan geldiği önerisi geçerliliğini yitirmeyecektir. Urartu egemenlik sahası içinde ortaya çıkacak daha çok sayıdaki hieroglif yazıtlı belge ve buluntular bu konuyu kesin sonuca ulaştıracaktır.


Altan Çilingiroğlu, Urartu Krallığı, Tarihi ve Sanatı, 1997

***


2- Yrd.Doç.Dr. Orçun Ünal


Bu çalışma, Stephanos Byzantinos’un Ethnika adlı eseri başta olmak üzere, Bizans kaynaklarında geçen ve ‘Karca’ olarak nitelendirilen bazı sözcükler üzerinde durmaktadır. Bu sözcükler, Karca yazıtlarda tanıklanmadığı için, ilgili literatürde ‘sözde Karca’ (pseudo-glosses) olarak adlandırılmaktadır. Çalışmamızda, altı ‘sözde Karca’ kelime ele alınmış ve bunlar için (Pre-)Proto-Türkçeye kadar dayanan etimolojiler önerilmiştir. Bizanslı yazarların eserlerinde Karca olarak ortaya çıkan bu sözcüklerin Urartularla temas hâlindeki Kimmerler veya Hurrilerle yakın ilişki içinde olan Turukkular aracılığıyla Anadolu’ya girmiş olabileceği öne sürülmüştür. Bu sebeple, Hurri-Urartuca ve Türkçenin söz varlıkları arasındaki toplam otuz yedi benzer kelime listelenmiş, bunların Urartucadan Türkçeye alıntılar olabileceği sonucuna varılmıştır. Bu karşılaştırmalara dayanarak, Pre-Proto-Türkçenin ses özelliklerine değinilmiştir. Kimmer nüfusunun kısmen Türkçe konuşanlardan oluştuğu ve dillerinin bir yandan ‘sözde Karca’ sözcüklerin kaynağı, diğer yandan Urartuca sözcüklerin alıcısı olduğu varsayımı en makul öneri olarak görülmektedir... 

Türkçe etimolojilerini vermeye çalıştığımız sözde Karca kelimelerin hepsi, Bizanslı yazarlar tarafından bazı yer isimlerini açıklarken verilmiştir. Karca yazıtlarda tanıklanmamış ve muhtemelen Karca olmayan bu sözcükleri Türkçeyle açıklamak var olmayan bir bağlantıyı kurmak olarak görülebilir. Ancak bir şekilde 6 ve 11. yüzyıl Bizanslı yazarların aklında Karca olarak kalan ve çok eski bir Türkçeyle açıklanabilecek bu kelimeler nereden gelmektedir? Burada iki açıklama mümkün görünmektedir.

Birinci açıklama, Türkçeyle yakından ilişkili bir söz varlığının MÖ. 7. yüzyılda Batı Anadolu’ya kadar nüfuz eden Kimmerlerle birlikte Anadolu dillerine girdiğidir. Ivantchik (1997: 13), Kimmerceden kalan dört isimden (Gime/ir, mTe-uš-pa-a, mDug-dam-me-i/Λύγδαμις, mSa-an-dak-KUR-ru) hiçbirinin kesin bir İranca etimolojisinin yapılamayacağını, iki ismin Anadolu dilleriyle bağlantılı olacabileceğini belirtmektedir. Buna göre, dilsel malzeme Kimmerlerin diline ve etnik kimliğine dair neredeyse hiçbir bilgi vermediğinden, dolaylı verilere başvurmak gerekmektedir. Ivantchik (1997: 53), çalışmasının sonunda Kimmerlerin İskitlerle yakından akraba İranlı bir halk olabileceği sonucuna varmaktadır. Ivantchik (2001: 339), aynı şekilde, Kimmerlerin Anadolu’ya geldiklerinde ‘Erken İskit’ kültürünü taşıdıklarını, Kimmer ve İskitlerin kültürel, dilsel ve etnik olarak birbirlerine çok yakın iki grup olduğunu belirtmektedir. Gerçekten de eldeki dilsel malzemeden Kimmerlerin diline dair kesin yargılara varmak imkânsızdır.

İkinci açıklama ise, Marcel Erdal (*) tarafından iki çalışmada dillendirilen Hurrice, Urartuca ve Türkçe arasındaki fonolojik, morfolojik, sentaktik ve tipolojik benzerliklerdir. Erdal, Hurri ve Oguz ~ Ogur ~ Guz ~ Gur etnonimlerinin benzerliğinin yanı sıra, Hurrilerin Turukku adıyla anılan kabilelerinden bahsetmekte ve Hurriler ile Türkler arasında önemli tarihî bağların olabileceğini öne sürmektedir. Erdal, iki çalışmasında da çok önemli morfolojik ve tipolojik benzerliklere değinmekle birlikte, leksikal benzerlikleri değerlendirme dışı bırakmıştır. M.Erdal dolaylı olarak ve yalnızca Hur. tan- “yapmak”: VB tan- “yapmak” karşılaştırmasını yapmakta, Hur. pal- “bilmek” ve ti- “demek” fiilleri gibi Türkçeye benzerlikleri açıkça görülenlerin de sayıca az olduğunu belirtmektedir. Ancak Hurri-Urartuca ve Türkçenin söz varlıkları arasında ciddi benzerlikler mevcuttur ve sayıları hiç de az değildir. Bu leksikal benzerlikler Hurri Urartuca ve Türkçenin tarih öncesi dönemlerdeki bir temasının somut kanıtları olarak gösterilebilir.

Orçun Ünal

"Sözde Karca Kelimelerin Kökeni ve Türkçedeki Hurri-Urartuca Leksikal Alıntılar Üzerine /detaylı pdf

*Filolog-Türkolog olan Prof.Dr. Marcel Erdal, Goethe Üniversitesi Türkoloji Bölümü'nün de başkanıdır.

***


SB Notlar:

1- Sakalar/İskitler İranî değildir, bunu öncelikle akademisyenlerimizin özellikle vurgulaması gerek. Eğer Kimmerler ile Sakalar soydaş ise Kimmerler de Türkçe konuşuyor demektir ki Dugdamme/Tugdamme adı Toktamış'ın adının kendisidir.

2- Turukkular (Turuk) bir Türk beyliğidir.

3- Karialıların ataları Pelasg ve Leleglerdir, her ikisi de ne Hint-Avrupalı ne de Grektir.

4- Urartu bölgesine İskitlerin yerleştiği bilinmekle birlikte, komşu ülkelerde de Türk boyları yaşamaktaydı. Asur kaynaklarında geçen İshguz (İşguz) ve Ashguz (Aş/Asguz), yani İç Oğuzlar, ya da As Oğuzlar işte bu Türk boylarıdır.

5 - Ek kaynak: Zaur Hasanov, "İskit" Etnonimin Okunuşu


* Teke, Ermenistan'da bulunmuş. Pre-Urartu, yani "Urartu öncesi" olarak adlandırılmış. Yanlış ve yönlendirmedir, çünkü bu tip açıklamada akılda kalacak olan şey "Urartu" sözcüğüdür. Ayrıca buradaki Teke gibi sancak ya da alem başlıkları birçok Saka/İskit kurganından (görselde solda Tagar/Sibirya) çıkmıştır. Bu yüzden de Saka/İskit demeleri gerekmektedir. Ayrıca ne Urartuların ne de Sakaların, Ermenilerle kesinlikle ilgisi yoktur.



SB




27 Kasım 2018 Salı

Asur ve Muşkilerin Anadolu'ya Hükmetme Çabaları



Çivi Yazılı Kaynaklar Işığında Asur ve Muškilerin Anadolu’ya Hükmetme Çabaları



öz:
MÖ. 1200 yılında meydana gelen Egeli Kavimler Göçü sonucunda Hitit Devleti’nin yıkılmasıyla Anadolu’da Geç Hitit Beylikleri dönemi başlamıştır. Bu beylikler zaman zaman değişen siyasi güçlerine göre Muški, Urartu ve Asur’un hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmışlardır. Asurlular’ın Anadolu’ya hâkim olma sürecinde en büyük rakiplerinden biri olan Muškiler, pek çok kez bölgedeki kavim ve devletlerle Asurlular’a karşı ittifaklar kurarak,  onların Anadolu’da bir güç olmasını önlemeye çalışmıştır.  Asur’un Anadolu’ya hükmetme çabası sırasında Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya gelen İskit ve Kimmerler Asur için büyük tehdit unsuru olmuşlardır.  Hatta bu kavimlere karşı Asur’a yaklaşması tehlikenin ne denli güçlü olduğunun da göstergesidir.  Bu çalışmada,  dönemin çivi yazılı kaynaklarındaki bilgiler ışığında,  Asur ve Muškilerin Anadolu’ya tek başlarına hükmedebilme adına aralarındaki mücadeleler ele alınacaktır.



GİRİŞ

MÖ. XIV. yüzyılda Hitit Devleti’nin Hurrri Mitanni Devletine son vermesinden sonra güçlenen Asurluların,  MÖ.  XIII.  yüzyıldan itibaren Anadolu’ya siyasi olarak hükmetme gayreti görülmektedir.  Bu dönemin sonlarında Trakların hâkimiyeti altında bulunan Balkan Yarımadası’nın güney batı bölgeleri İlliryalılar tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal sonucunda yerlerinden oynayan Trak kabileleri en çok da Brigler ya da Frigler,  boğazlar üzerinden Anadolu’ya geçerek ülkenin batısında ve kuzeyinde bulunan bazı savaşçı kabileleri de yanlarına alarak tarihe Deniz Kavimleri Göçü ya da Egeli Kavimler Göçü olarak geçecek bir hareketi başlatmışlardır  (Mansel, 1971: 88;   Memiş ve Bülbül,  2014: 108,  109)


Ekonomik nedenlerden dolayı gerçekleşen  Egeli  Kavimler  Göçü  neticesinde  Asur’un  en  güçlü rakiplerinden  Hitit  Devleti  yıkılırken,  Mısır  da eski  gücünü kaybetmiştir. Hitit  Devleti’nin yıkılması  Anadolu’da  büyük  bir  kargaşa dönemini  de  beraberinde  getirmiştir.  Bu süreçte Mitanni ve III. Babil (Kaslar) devletleri de tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Ön Asya’daki bu siyasi karışıklık Anadolu’ya hükmetme arzusunda olan Asur Devleti için bulunmaz bir fırsat olmuştur.  Ancak Akdeniz ve Anadolu ticaretine  hâkim  olmak  isteyen  Asur’un  amacına ulaşması o  kadar  da  kolay olmayacaktır.  Çünkü bu defa yeni bir tehdit  olan Arami göçleri başlamıştır.  Sami  kökenli  kavimlerden  biri  olan  Aramilerin  ana  yurtlarının  neresi  olduğu konusunda da kesin bilgilere sahip değiliz. İlk zamanlar Arabistan yarımadasında yaşadıkları daha sonra Kuzey Suriye bölgesine göç ettikleri düşünülmektedir. Sami kavimlerinin üçüncü büyük  göçünü  teşkil  eden  Arami  Göçleri  aralıksız  asırlarca  devam  etmiştir.  Bu  da  Asur Devleti’nin zaman  zaman  ilerlemesine zaman  zaman  da  güç kaybetmesine  neden  olmuştur. Özellikle MÖ. XI ve X. yüzyıllar bir Arami Çağı olmuştur (Memiş ve Bülbül, 2014: 135-137; Bülbül, 2014: 22; Memiş,  2012a: 128). MÖ. XII. yüzyılın  başlarından  itibaren Asur, Arami tehdidini  yakından  hissetmeye  başlamıştı.  Zira  Aramiler  ülkeye  baskınlar  yapıyor, kentleri yakıp yıkıyor, halkı köleleştiriyor ve  hayvan sürülerini alıp gidiyorlardı.  Bu akınlar MÖ. X. yüzyılda  azalmaya  başladı.  Yavaş  yavaş  eski  gücüne  kavuşan  Asur  MÖ.  IX.  yüzyılda Aramiler üzerine seferler düzenleyerek onları itaat altına aldı. Ancak bu göç hareketleri güç kaybetmesine sebebiyet verdi ve Anadolu  üzerindeki emellerine tam  anlamıyla ulaşmalarını engelledi (Diakov ve Kovalev, 2008: 198).


MÖ.  I.  bin  yıla  gelindiğinde,  Anadolu’da  Frig  ve Urartu  Devleti;  Hitit  Devleti’nin yıkılmasından  sonra  ise  Geç  Hitit  Beylikleri  adı  verilen  yeni  siyasi teşekküller  dönemi başlamıştır  (Memiş, 2013).  Hitit  Devleti’nin  yıkılmasından  sonra  kurulan  beylikler  zaman zaman  değişen  siyasi  güçlerine  göre  Muški,  Urartu  ve  Asur’un  hâkimiyetini  kabul  etmek zorunda  kalmışlardır.  Asur’un Anadolu’ya  hâkim  olma  sürecinde  en  büyük  rakibi  olan Muškiler,  pek  çok  kez  bölgedeki  kavim  ve  devletlerle  Asur’a  karşı  ittifaklar  kurarak, Asurluların  Anadolu’da  bir  güç  olmasını  önlemeye  çalışmıştır.  Ayrıca  Muškilerin,  ticaret yollarının  kavşak  noktasında  bulunması,  Ege  ve  Ön  Asya  ülkeleri  arasında  bağlantıyı sağlaması çevresindeki  devletlerle olan  ilişkilerinde de belirleyici bir rol  oynamıştır  (Sevin, 1982: 230; Memiş, 2012a: 129; Memiş, 2012b: 217).



MÖ. VIII. yüzyılda Gordion merkez olmak üzere Gordios’un liderliğinde devlet kuran Friglerin aslında Anadolu’ya ilk girişleri Hitit Devleti henüz yıkılmamışken IV. Tuthalya’nın krallığı  sırasında,  MÖ.  1240’lardan  önce  Frig-Troya  ittifakının  Amazonlara  karşı  Sakarya Nehri  kıyısında  verdikleri  savaş  sırasında  gerçekleşti  (Memiş  ve  Bülbül:  2014:  147). Homeros, bu kavmin daha sonra MÖ. XIII. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen Troya savaşı sırasında,  Troyalıların  yanında Akalara  karşı  savaştığını  belirtmektedir  (Ayrıntılı  bilgi  için Homeros’un  İlyada  Destanı’na Bakınız.  Homeros,  İlyada:  184  vd.).  Friglerin  kimliği araştırmacılar arasında  tartışa  konusu olmuştur.  Bir kısım  bilim  adamı  bu  krallığın çeşitli konfederasyonlardan oluştuğunu  ileri  sürmektedir.  Bu  ihtimale  göre batıda  Gordion  merkez olmak  üzere  Frigler,  Doğu  ve  Güneydoğu  kanadında  ise Muškiler  ve  Tabal  krallığı bulunmaktadır.  Bazı  bilim  adamları  ise,    Mita  adının  Grek  kaynaklarında  geçen  Frigyalı Midas’ın  Asurcası  olduğunu  ve  bölgedeki  konfederasyonları  bir  araya  getirerek  devleti kurduğunu  söylemektedirler.  Bu  fikirlerini,  Asur  kaynaklarında  Frig  adından  hiç  söz edilmemesine  ve  Muški  ile  Tabal’ın ayrı  topluluklar  olarak  belirtilmesine,  ayrıca  Asur kaynaklarında  geçen  Muškili  Mita  ile  Grek  kaynaklarında  geçen  Frigyalı  Midas  hakkında anlatılanların uyuşmasına,  bu  iki  kralın egemenlik  yıllarının  tutmasına dayandırmaktadırlar. Dolayısıyla  Muškilerin  Frigler,  kralları  Mita’nın  da  Midas  olabileceği  konusunda  görüşler ortaya atılmıştır (Yıldırım, 1996: 128, İplikçioğlu, 1994: 77,  Çapar, 1986: 342,  Muşkiler’in kökeni hakkında tartışma ve görüşler için bkz. Sevin, 1991: 87 vd.;  Fiedler, 2005: 395-396,  Sevin, 2003: 240; Summers, 1994: 246; Memiş, 2012b: 219; Desti, 2009: 119)


M. J. Mellink, Midas ile Mita’nın aynı kişi olduğunu bu kralın hem Frigler hem de Muškileri yönettiğini ileri sürmektedir (Mellink, 1965: 317-325). Bu görüşü ilk öne süren ise Hugo Winckler’dir. D. G. Hogart, bu görüşlerden farklı olarak Mita kelimesinin Hititler’in Labarna’sı veya Romalıların Sezar’ı  gibi  bir  şahıs  ismi  iken  daha  sonra  bir  unvan  haline  geldiğini  ileri  sürmektedir (Hogarth, 1970: 503).  Veli  Sevin, Ege  Göçlerinden sonra Anadolu’ya  Kafkaslar üzerinden gelip Elazığ bölgesine yerleşenlerin Muški, batıdan Makedonya’dan gelenlerin ise Frig adıyla anıldığını belirtmektedir (Sevin, 2003: 239). Recep Yıldırım da bu kavmin I. Tiglath-pileser (MÖ.  1114-1074)  döneminde  Elazığ,  Muş,  Bingöl  bölgesinde  olduklarını  ifade  etmektedir (Yıldırım,  1996:  126).    Ekrem  Memiş  ise,  Gaškalar’ın  bir  kısmının Hitit  Devleti’nin yıkılmasını  takip  eden  yıllarda  Orta  Anadolu’ya  indiklerini  ve bazı  Hitit  şehirlerini işgal ettiklerini, bir kısmının ise doğuya doğru hareket ederek, kendilerine yeni yurtlar bulduklarını ileri  sürerek,  Doğu Anadolu Bölgesi’ne  göç  eden  Gaškalar’ın  Asur  metinlerinde  zikredilen Muškiler olabileceğini ifade etmektedir. Salih  Çeçen’de bu  konuda  Ekrem  Memiş ile  aynı görüşü  taşımaktadır (P.  Bülbül,  2010:  87;  Memiş  ve  Bülbül,  2014:  152).  Diğer  yandan Gordion kazılarında biri  tek renkli,  diğeri  boyalı  olmak  üzere iki  çeşit seramiğin bulunması bunların  iki  ayrı kavme  ait  olduğunu,  buna  göre  gri  renkli  seramiklerin  Muškilere,  boyalı seramiğin de Friglere ait olduğu kanaatini uyandırmıştır (P. Bülbül, 2010: 87).


Biz de bu çalışmamızda Friglerle Muškilerin kökeni kesin olarak ispat edilinceye kadar Asur  ve  Muškilerin  Anadolu’daki  faaliyetleri  hakkında  bilgi  verirken  Asur  krallarının bırakmış oldukları çivi yazılı kaynaklara dayanarak Frig yerine Muški, Midas yerine ise Mita isminin kullanılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyiz.



Orta Asur Döneminde Asur-Muški Mücadelesi

MÖ. 1500 yıllarından itibaren Hurri-Mitanni Devleti’nin hâkimiyeti altında kalan Asur Devleti  uzun  bir  süre  uluslararası  ilişkilerden  uzak  kalmıştır.  Ancak  MÖ.  XIV.  yüzyıldan itibaren  Hititlerin,  Hurri-Mitanni  Devleti’ni  zayıflatmaları  Asur’un  yeniden  Anadolu’daki emellerini elde etmek için siyasi arenada yer almasını sağlamıştır. Orta Asur krallığı I. Adad-nirari  döneminden itibaren  Mezopotamya’nın  en  güçlü  devleti  olmuştur.  Bu  dönemin  son güçlü kralı I. Tiglath-pileser (MÖ. 1114-1074) tahta geçtikten sonra Asur, Mezopotamya’daki siyasi üstünlüğü geçici bir süre için elinde tutmuştur  (Köroğlu, 2010: 131-136). Bir taraftan Fırat’ın ötesinde Aramilerle savaşırken, bir taraftan da Urartu ve Muški kabileleriyle savaşan Asur kralı  I.Tiglath-pileser  (Memiş,  2012a:  129;  Sever, 2008:  72),   Muškilere karşı  yaptığı savaşları anlattığı çivi yazılı kaynaklarında şöyle söylemektedir:  “50  sene  önce  Alzi  (Hitit  dönemi  Alşe-Elazığ)  ve  Kutmuhki  (Klasik  Kommagene) memleketlerine kadar  sokulan  Muškilerin  20  bin  kişilik ordusunu  mağlup  ettim  ve 5  Muški kralını esir aldım”  (ARAB I, No. 221).


Asur  kralı  I.  Tiglath-pileser’e  ait bu  yazıtta ilk  kez Asur  kaynaklarında Muškilerden bahsedilmektedir. İki taraf arasındaki savaşın nedeni ise Muškilerin göçebe kabileler halinde Anadolu’yu  kat  etmeleri  ve  Fırat’ı  geçerek  Kutmuhki  (Kommagene)  bölgesini  istila etmeleridir. Yapılan savaş neticesinde Muškiler büyük bir bozguna uğratılmış ve kralları esir edilmiştir  (İplikçioğlu,  1994:  77).  Bu  dönemde  Urartular  henüz  siyasi  birliklerini kuramamışlardı.  Fakat  MÖ.  IX.  yüzyıla  kadar  Asur  Devleti’nin  bütün  gücünü  Arami kabileleriyle mücadeleye  harcaması ve  Doğu Anadolu  bölgesindeki  kavimleri  ihmal  etmesi Urartuların giderek güçlenmelerine ve II. Asurnasirpal zamanında (MÖ. 884-859) merkezi bir devlet kurmalarına fırsat  vermişti. Asur’un  kuzey bölgesinde kurulacak  olan bu  devlet  daha sonraki  dönemde  Geç  Hitit  Beylikleri  ve  Orta  Anadolu  bölgesinde  bulunan  Muškiler  ile ittifaklar  kurarak  Asur’un  Anadolu’ya  hâkim  olma  sürecinde  karşısındaki  en  güçlü rakiplerinden biri olacaktı  (Memiş, 2012a: 129).


Muškiler, I. Tiglath-pileser ile yaptıkları savaşı kaybetmişler ancak yok edilmemişlerdi. Yeni  Asur  döneminde  zaman  zaman  Friglerle  adları  anılan  bir  toplum  olarak  varlıklarını devam  ettirmişlerdir.  Orta  Asur  döneminin  son  güçlü  kralı  I.  Tiglath-pileser  bir  yandan Aramilerle  diğer  yandan  Muškilerle  savaşarak  Asur  ülkesinin  karşı  karşıya  kaldığı  büyük sorunları çözüme kavuşturmak istemiştir. Ancak bu çalar yetersiz kalmış ve onun iktidarından sonra Asur Devleti hızla güç kaybetmeye başlamıştır (Köroğlu, 2010: 137).



Yeni Asur Döneminde Asur- Muški Mücadelesi

I.Tiglath-pileser’den  sonra  tahta  geçen  II.  Adad-Nirari  (MÖ.  911-891)  dönemine tarihlenen  anallar,  kralın  inşaat  faaliyetleri  hakkında  bilgi  verirken,  “Kırık  Obelisk”  adı verilen belgede Muškilerle mücadelesinden bahsetmektedir. Asur Devletinin en güçlü olduğu dönemlerden  biri  II.  Tukulti-Ninurta  döneminde  yaşanmıştır.  Kral  anallarında  Muškilerle yaptığı savaşta onların sığırlarını, koyunlarını ve her türlü mallarını  yağmaladığını, insanları esir  aldığını,  şehirlerini  ve  ekinlerini  ateşle  yaktığını  anlatmaktadır.  Ayrıca  Muškilerin kendisine ödedikleri  vergiyi iki katına  çıkardığından bahsetmektedir.  Aynı  yazıtta  ikinci bir sefer  daha  düzenlediğini  belirten  kralın,  maalesef  yazıt  kırık  olduğu  için  bu  seferindeki icraatları hakkında  bir  bilgimiz  bulunmamaktadır (ARAB  I,  No. 132.  Adı  geçen  bölgelere yapılan seferler Grayson, 1991: 176-178’de anlatılmaktadır).


Daha sonraki dönemde Asur tahtına geçen II. Asurnasirpal (MÖ. 884-859) döneminde de  Asur’un  Muškilerle  mücadelesi  devam  etmiştir.  Kralın  Kalah’taki,  (Nimrut)  Urta Mabedi’nin giriş kısmında yer alan taşlar üzerine yazılan kitabesinde büyük tanrılar Assur ve İštar’ın  isteği  üzerine  Ninive’den  yola çıktığını,  Dicle  nehrini  geçip  Kutmuhi  memleketine yaklaştığını, Kutmuhi  ve  Muški  memleketlerinden  bakır  kaplar,  sığırlar, koyunlar  ve şarabı vergi olarak aldığını ifade etmektedir  (ARAB I: No. 143,144).


Asur ülkesinde III. Salmanassar döneminden itibaren yaşanan iç problemlerden dolayı Asur  güç  kaybetmeye  başladı.  III.  Adad-nirari  tahta geçtikten  sonra, MÖ.  826-820  yılları arasında  da  isyanlar  devam  etti.  Bu  dönemde  valiler  güç  kazanmışlardı.    Hatta  bazıları krallardan bile daha etkin rol oynamışlardı. Bu valilerin en  güçlüsü, baş vezir Šamši-ilu’ydu (Grayson, 1996:203  vd.;    Özkaya,1995:  9.  Şamşi-İlu’nun  batı  seferleri  için  bkz..  Hawkins, 2008: 404-405). Fırat kıyısındaki Kar-Šulmanu-ašerid'den (eski Til Barsip), Asur krallığının batı kesimini yöneten Šamši-ilu,  seferlerini  anlatan kayıtlarda kraldan hiç  söz etme gereğini bile duymamıştır.  Anallarında pek  çok kez  Hatti  memleketine sefer  yaptığını,  bir  yıl  içinde Amurru ve Hatti coğrafyalarını zapt ettiğini, onlardan  gümüş, bakır, demir ve çeşitli giysiler aldığını  ve  onları  vergiye  bağladığını  belirten  Šamši-ilu,  Muškilerden  düşman  bir  kavim olarak bahsetmektedir (Grayson, 1996: 232. III. Adad-Nirari’nin seferleri için bkz. Grayson, 1996: 200-235).


III. Tiglath-pileser (MÖ. 745-727) döneminde Anadolu’ya düzenlenen seferler Muškili Mita’nın  ülkesine  yakın  bir  tehlike  oluşturdu.  Bu  sebeple  Mita,  Asur’la  mücadeleden kaçınarak  Frigya’nın  doğusundaki  tampon  bölgelerdeki  çeşitli  küçük  devletlerle,  Asur’un ezeli  düşmanı  Urartu gibi,  ittifaklar kurarak onların  daha sonraki dönemde  Sargon’a karşı isyan etmelerine zemin hazırladı. Bu devletler, Asur’a düşman olan büyük güçler arasında bir savaş  alanı  haline  geldi  (Grayson,  1987:  33;  Kınal,  1998:  253;  Çilingiroğlu,  1977:  237; Lunckenbill,  II, 1926: 7). Yeni Asur devrinin en güçlü krallarından biri olan II. Sargon (MÖ. 721-705)’un anallarında da yukarıda bahsettiğimiz Muškili Mita’dan söz edilmektedir. Tahta geçtikten sonra babasının fetih politikasını aynen devam ettiren II. Sargon dış politikada farklı bir yol daha  çizdi (Memiş,  2013:  207;    Çilingiroğlu,  1997:  41.  Babasının  fetih  politikasını aynen  devam  ettiren  Sargon,  dış  politikada  da  hedef  büyüterek,  Ön  Asya’nın  en  büyük imparatorluğunu oluşturmayı amaçlamıştır).  


Bu döneme kadar Asurlular Anadolu’ya ganimet elde  etmek  ve  ticaret  yollarının  denetimini  elinde  tutmak  amacıyla  seferler  düzenliyordu. Ancak Sargon, Kuzey Mezopotamya, Suriye, Anadolu,  Filistin ve Mısır’ı elde ederek bütün Yakın Doğu’yu  hâkimiyeti altına  almak ve  büyük  bir  Asur imparatorluğu  kurmak istiyordu (Grayson, 1987: 131; Bing, 1987: 63). Bu politika değişikliği neticesinde  hâkimiyet kurmak istediği alanın  merkezinde  Güney Anadolu  ve  Toroslar  bölgesi yer  almaktaydı.  Dolayısıyla bölge büyük mücadelelerin yapıldığı bir alan haline geldi (Kurt, 2010b: 69-88).


MÖ. XII. yüzyılda Anadolu’ya geldikleri kabul edilen Muškiler, II. Sargon zamanında bölgedeki Asur çıkarlarına zarar veren önemli bir güç durumuna gelmişti. Güney Anadolu ve Toroslar  bölgesi  jeopolitik  konumu  ve  zengin  maden  yatakları  nedeniyle Asur,  Muški  ve Urartular  arasında  mücadele  sahasını  oluşturmuştur.  II.  Sargon  bölgede  kendi  aleyhine ittifaklar  kuran  bu kavimlerin  etkisini  azaltmak  için  seferler  düzenlemiştir.  Tabal,  Que ve Hilakku’nun bulunduğu coğrafya Asur’un  Anadolu  ile iletişimini  sağlayan  önemli  bir yerdi. Ayrıca  bölgenin  orman  zenginlikleri,  maden  kaynakları  ve  iyi  cins  atları  ve  Bulgarmaden gümüşü  dönemin  uluslararası  ticaretinde  oldukça  önemliydi.  Tüm  bunlar  II.  Sargon döneminden  itibaren  Anadolu  politikasının  öncelikli  hedefini  oluşturuyordu.  Bölgenin zenginliklerine hükmetme  isteği  Muškiler,  Urartular  ve  İonyalılar  ile  Asur’u  karşı  karşıya getirdi (Kurt, 2010b: 71, 72).


Geç Hitit Beylikleri içerisinde en batıda yer alan Tabal ülkesinin jeopolitik konumu ve zengin  doğal  kaynakları  sebebiyle  Asur,  Muški  ve  Urartu  devletlerinin  mücadele  sahasını oluşturması sınırlarının belirlenmesini güçleştirmiştir (Kurt, 2010a: 128). Bu nedenle özellikle de Asur sürekli olarak bölgeye müdahale etmiştir. Sargon’un ilk saltanat yıllarında Geç Hitit Beyliklerinden Hilakku, Tabal kralı Hulli’nin oğlu Ambaris’e verilmişti. Asur kralı kızı Ahat-abişa’yı  Ambaris  ile  evlendirmiş,  Hilakku’yu  da  çeyiz  olarak  vermişti.  Daha  sonra  ise Ambaris  vefasız  çıkmış  ve  Asur’a  karşı  isyan  etmiştir.  Bu  dönemde  Anadolu’nun  güçlü devletleri  olan,  Batı  ve  Orta  Anadolu’da  hüküm  süren  Muški  kralı  Mita,  Doğu  Anadolu bölgesinde  hüküm  süren  Urartu  kralı  Rusa  ile  birleşerek Asur’a  karşı  ittifak  kurmuştur (Mellink, 2008: 622;  Akkuş, 2011: 262;  Kurt, 2009a: 330;  ARAB II, No. 8;  Weeden, 2010: 42; Macqueen, 2013: 172).  


MÖ. I. bin yılda bölgedeki büyük güç olan Asur’un Anadolu’daki yayılmacı politikasına karşı engel olmaya çalışan krallıklara Tabal’ın da tam destek verildiği görülmektedir.  Bu  ittifağa  Sinuhtu  kralı  Kiakki  ve  Kargamış  kralı  Pisiris’te katılmıştı.  II. Sargon kendisine  karşı oluşturulan  düşman birliğine  MÖ. 718  yılında  yaptığı bir  seferle  ilk darbesini  vurdu.  Kral  Kiakki’nin şehri  Sinuhtu (Aksaray)’yu, Atuna  (Tyana/Kilise-hisar)’lı Matti’ye verdi.  II.  Sargon  asıl seferini  MÖ.  717 yılında Urartulu  Rusa ve Muškili  Mita ile ittifak yapan ve kendisine karşı isyan eden Kargamışlı Pisiris üzerine yaptı (ARAB II, No. 8; Smite,1970:  54;  Çilingiroğlu,  1977:  237; Kurt,  2009b:  10).  Ancak Pisiris  müttefiklerinden yeterince  yardım  alamadığı  için  Asurla  mücadelesini  kaybetti. Mezopotamya,  Akdeniz ve Anadolu ile  önemli ticaret  bağlantıları olan  Kargamış,  demir işçiliğinde  oldukça önemli  bir yer  olan  Maraş  bölgesini  de  kontrol  ediyordu.  Asur  buraya  hâkim  olursa  hem  Akdeniz ticaretinde  önemli  bir  noktayı  kontrol  edebilecek  hem  de  batıya  giden  yolları denetleyebilecekti  (Çilingiroğlu,  1977:  237;  Delaporte,  1936:  328).  Sargon,  bu  seferi neticesinde  Kargamış’ı  ele  geçirerek  kralını  tahttan  indirip  Asur’a  bağlamıştı.  Daha  sonra bölgeye çok sayıda Asur’dan getirdiği insanları yerleştirdi.


İnsan  yerleştirme  politikası  da  aslında  Asur’un  önemli  politikalarından  birini oluşturmaktadır. Fethedilen bölgelerdeki insanları  sürgüne  gönderip bu  bölgelere  Asurluları yerleştirmesi aslında  bir nevi  fethedilen  yerlerin tamamen  Asurlaştırılmaya çalışıldığının da göstergesidir  (Cancik-Kırscbaum,  2004:  86).   Zaten  Sargon  dönemiyle  birlikte  Asur’un Anadolu politikası  tamamen değişmişti.  Artık seferler  bölgedeki kavim  ve  devletleri  haraca bağlayarak  ganimet  elde  etmek  için  değil,  bölgede  büyük  bir  Asur  imparatorluğu  kurmak istiyordu.  Ayrıca  II.  Sargon’un  Kargamış’ı  ele  geçirmesi  sırasında  müttefiklerinin  yardım gönderememeleri  Asur  ordusunun  merkezden  uzakta  olmasına  rağmen  ne  denli  güçlü olduğunun da göstergesidir (Smite, 1970: 56;  Kurt, 2010b: 74, 75;  Bing, 1987: 63;  Memiş, 2012b: 242;  Macqueen, 2013: 173).


II.Sargon’un Korsabatta bulunan yazıtında bu seferi ile ilgili şöyle söylemektedir:

"Krallığımın başlangıç yılından 15. yılına kadar………Assur boyunduruğunu reddeden ve tributunu vermeyen Sinuhtu şehrinden Kiakkiyi 30 savaş arabası ve 7350 askeri ile birlikte ganimet olarak aldım. (Kiakki'nin) kralî şehri Sinuhtu'yuTunni ülkesinden Mattî'ye verdim ve önceki tributa at ve katır ekledim ve bunları ödemekle onu yükümlü kıldım. Hullû'nun tahtına getirdiğim,  kızımı  babasına  verdiğim  Tabal'lı Ambaris,  babasının sınırları  dışında olan  ve sınırlarını  genişleten  Hilakku  ülkesi  ile  birlikte,  - Urartu'lu  Ursâ  ve Muški'li  Mitâya  benim topraklarımı ele geçirmek (teklifini ileten) bir haberci gönderdi. Ambaris'i, ailesi akrabaları, baba  ocağının  soyu ve  ülkesinin  soyluları ve  100 savaş  arabası  ile birlikte Asur'a  taşıdım. Oraya  benim  yönetimimden  yılan  (korkan)  Asurluları  yerleştirdim,  onların  başına  benim memurlarımı ve yöneticilerimi getirdim ve onlara tribut ve vergiyi yükümlü kıldım. Hate'li bir hain,  tahta  geçme  konusunda  hiçbir  iddiası  olmayan  karargâh  erkânından  Hamat'lı  îa'u-bi'di'nin kalbine  Hamat  kralı  olma  düşüncesini  soktu  ve  Arpad'da,  Simirra,  Damaskus  ve Samaria  şehirlerini  bana  karşı  ayaklandırmak  üzere  birleştirdi  (hepsinin  bir  ağızdan konuşmasını  sağladı)  ve  (onları)  savaş  için  hazırladı.  Ben  Assur'un  askerî  kuvvetlerini topladım  ve  önemli  şehri  Karkar'da  onu  askerleri  ile  birlikte  kuşattım  ve  ele  geçirdim. Karkar'ı yaktım. Onun derisini yüzdüm, İsyancıları bu şehirlerin ortasında öldürdüm, düzeni sağladım.  Hamat  halkı arasından  200 savaş  arabası  ve 600 süvari  ayırdım  ve  onları  karlı teçhizatıma kattım." (ARAB, II, No. 55)


Ayrıca Asur kralı  II. Sargon MÖ.713  yılında Tabal’ı,  Muškilerden kopararak Asur’un bir  eyaleti  haline  dönüştürerek  Anadolu’da  kendisine  karşı  oluşturulan  ittifağa  büyük  bir darbe daha vurmuştur. Daha sonra Ambaris’i tüm sülalesi ile birlikte Asur’a sürgün etmiştir (Delaporte,1936:  325;    Lemaire,  1991:  273.  Tabal  için  bkz:  Pullu,  2013).  Muškiler  ve Urartular  da  Asur  saldırılarından  paylarına  düşeni  almışlardır.  II.  Sargon  kendisine  karşı ittifak  girişiminde  bulunanlara  son  derece  sert  davranmıştır (Yıldırım,  1996:  128;  Akkuş, 2011: 262; Mellink, 2008: 622). Düşmanlarına karşı  ciddi  önlemler de alan  Asur kralı MÖ. 712-711 yıllarında Urartu ve Muški topraklarıyla olan sınırlarında, düşmanlarının ilerlemesine engel  olmak  amacıyla  savunma  amaçlı  şehirler  inşa  etti.  Beş  tane  şehir  Urartulara  karşı kurulurken, Usi, Usian ve Uargin Muškilere karşı inşa edilmişti (Kurt, 2010b: 80). Asur kralı Anadolu’daki düşmanlarını sadece askeri yollarla değil aynı zamanda diplomatik yollarla da alt  etmeyi  amaçlıyordu.  Tüm bu  yaşananlar  Anadolu’daki  devletlerin  Asur  karşısında duramayacak kadar güçsüz olduklarının da göstergesiydi (Lanfranchi, 2000: 18).



II. Sargon Kargamış üzerine yaptığı seferi anlattığı yazıtında şöyle söylemektedir:

Saltanatımın 5. Yılında Kargamış’lı  Pisȋri yüce tanrılara verdiği yemine karşı  günah işledi  ve  Muški  ülkesinden  Mita’ya  Asur’a  karşı  düşmanca  davranması  için  haberler gönderdi.  Ellerimi  efendim  Aššur’a  kaldırdım,  onu  ve  ailesini  zincire  vurarak  şehrinden çıkardım. Altın, gümüş ve sarayının zenginliklerini ve onunla birlik olan isyankâr Kargamış halkını malları ile  birlikte  aldım ve Asur’a getirdim.  Onların  arasından 50 arabacı, 200  at, 300  yaya askeri  seçtim  ve  krali  orduma  kattım.  Kargamış’a  Asur  halkını  yerleştirdim  ve onları efendim Aššur’un boyunduruğuna soktum(ARAB II, NO.8).



Aslında  MÖ.  718  yılında  Tabal’da  Sinuhtu’ya,  MÖ.  717  yılında  Kargamışlı  Pisiris üzerine sefer yapmasının asıl nedeni bölgede büyük bir tehdit olarak gördüğü ve bu krallarla ittifak  yapan  Muškili  Mita’ya  bir  darbe  vurmak  içindi.  Çünkü  Mita  M.Ö.  717  yılında Karkamış  kralı  Pisiris’in Asur’a  karşı  başlatmış  olduğu  isyanı  desteklemiş,  bölgedeki Asur karşıtı faaliyetleri ve III. Salmanassar’dan beri Asur’a bağlı olan Que şehirlerini ele geçirmişti (Zoroğlu, 1994:303;  Sever, 2008:  104; Desti, 2009: 119). Que, Asur’un Orta Anadolu’daki egemenliğinin devamını sağlamak için oldukça önemliydi. Tabal ülkesine düzenlenen seferler de bile üs olarak kullanılmaktaydı. Que’nin Kilikya Geçitlerini kontrol edebilecek konumda olması, zengin ormanlık alanları önemini daha da artırmaktaydı ( Kurt, 2008: 125)


Bu  dönemde  Anadolu’da  Muškiler  ve  Urartular  Sargon’un  en  büyük  iki  rakibiydi. Bölgede  önemli  bir  güce sahip  olan  bu  iki  devlet  Asur’un  Anadolulu kavimler  üzerindeki etkisini kırmak için sürekli olarak Asur aleyhine gizli anlaşmalar yapmaktaydılar (Bing, 1987: 63). Bunun üzerine Sargon  MÖ.  715 yılında bölgeye bir sefer  düzenlemiştir.  Nimrud’da ele geçirilmiş, MÖ. 710-709  yıllarına tarihlenen Asur  kralına yazılmış  mektupta (Ayrıntılı  bilgi için bkz: Saggs, 1958: 182-184; Posgate, 1973: 22-25)


Muški topraklarında Urartu ile Asur’a karşı  işbirliği  yapmak  için  gönderilen  Que’li  on  dört  elçinin  yakalandığından bahsedilmektedir. Muški  kralı Mita’nın  bölgedeki Asur  karşıtı  tavırları  ve  Asur’a  tabi  olan bazı  Que  şehirlerini  ele  geçirmesi  nedeniyle  iki  taraf  Pozantı  yakınlarında  karşılaşmıştır.  Krallığının yedinci yılında Que’de yeniden hâkimiyeti tesis eden Asur kralı, Ušnani, Qumasi ve Harrua şehirlerini ele geçirmişti. Asur bu zaferiyle bölgedeki orman ve maden kaynaklarını ele  geçirerek  önemli  bir  ekonomik  kazanç  elde  etti.  Ayrıca  Muškilerin  Akdeniz  ile  olan bağlantılarını da kesmişti ( Kurt, 2008: 126, 127;  Hawkins, 2000: 42; Kurt, 2009a: 331). Asur tarafından bozguna uğratılan Muškiler, Akdeniz’e ulaşmak için Asur etkisinin olmadığı Gülek Boğazı,  Göksu  Vadisi’nin  doğusu  ve  Laranda  (Karaman)  yoluyla  yani  Bozkır-Hadim-Ermenek  rotasını  deneyerek  Akdeniz’e  ulaşmaya  çalışmıştı. Bu  nedenle  de  bölgede  Asur aleyhine ittifaklar kurmuş ve isyanları desteklemiştir (Kurt, 2009a: 330;  Bahar, 1999: 14 vd.; Desideri  ve  Jasink,1990:125;    Kurt,  2010b:  74,  75;  Bing,  1987:  63;   Memiş,  2012b:  242;  Zoroğlu, 1994: 302, 303). Sargon’un, Tabal ve onun kuzeydoğusundaki Kammanu krallığını Asur’a bağlaması üzerine Muški kralı Mita, dış politikasını Asur lehine değiştirmek zorunda kaldı. Hatta bu dönemde Que’nin sürgün edilmiş eski kralı Urikki’nin Asur’a karşı Urartu ile ittifak yapmak için  gönderdiği  elçilerin yolu  Mita’nın  topraklarında kesilir  ve Asur’a teslim edilir (Macqueen, 2013: 173).


II.Sargon’un hükümdarlığının  13. yılında  (M.Ö. 709)  Que  üzerinden Muški’ye  sefer düzenlemesinden  sonra,  Muški’li  Mita,  Sargon  ile  ittifak  kurmak  için  bir  elçilik  heyeti gönderdi.  Nimrud  mektupları  Muški  kralı  Mita  ile  Asurlular  arasında  dostluğun  olduğunu belgelemektedir.  Mita, M.Ö.  707’den  itibaren  Sargon’a  vergi  veren  hükümdarlar  arasında sayılır.  Böyle  bir  politika değişikliğinin  temelinde, Kimmer  tehdidine  karşı  korunmak  için Asur yardımını  sağlama  düşüncesi  yatmalıdır  (Kurt, 2007: 168;   Sevin,  2003: 241;  Memiş, 1999: 71, 72). II.  Sargon,  anallarında Muškilerle  ciddi  sıkıntılar  yaşadığını  belirtmiştir.  Bu sıkıntıları, askeri seferler ve diplomatik yollarla çözüme kavuşturan Sargon M.Ö. 705 yılında Kafkaslar  üzerinden  Anadolu’ya  gelen Kimmerlerle,  Tabal’da  yaptığı  savaş  sırasında ölmüştür.  Bunun  üzerine  Asur’un  desteğini  yitiren  Mita,  Kimmerlerle  karşı  karşıya  kaldı (Uçankuş, 2002: 17; Sevin, 2003: 242; Lemaire,1991:274). 


II.Sargon’un  hükümdarlığının  sonunda  Anadolu’da  isyanlar  çıkmış  ve  Asur’un Anadolu’daki  hâkimiyeti sarsılmıştır. Daha  sonra  tahta  çıkan  Sanherip  döneminde  Asur’un dış politikasında bir kez daha değişiklik yapılmıştır. Sanherip daha önceki Asur kralları gibi her  yıl  düzenli  olarak  Anadolu’ya  sefer  düzenleme  faaliyetine  son  vermiştir.  Bu  politika değişikliği  Asur’un  Anadolu’daki  egemenliğini  zayıflatmıştır.  Böylece  Que  ve  Hilakku muhtemelen Muški ve  Urartulara  güvenerek Asur’a  karşı isyan  etti.  Sanherip  MÖ.  703-702 yıllarında bölgeye bir sefer düzenleyerek isyanları bastırdı (Lemaire,1991:274. Sanherip’e ait “Rakipsiz Saray” isimli  yazıtta Amanos  Dağlarından  getirilen keresteden  bahsedilmektedir. Yazıttan  anlaşıldığı  kadarıyla  Amanosların  orman  zenginlikleri  bu  dönemde  de  Asur  için önemini korumaktadır. Kurt, 2008: 127). Ancak Anadolu’da İskit ve Kimmerlerin saldırıları sonucunda  Urartu  Devleti  zayıf  düşerken,  Muškilerin  hâkimiyeti  de son  bulmuştu.  Bozkır kavimlerinin istilası Asur’un, Anadolu’daki ilerleyişini de önemli ölçüde yavaşlattı.



SONUÇ

Egeli Kavimler Göçünden sonra başta Asur Devleti olmak üzere Muškiler, Urartular ve Geç Hitit Beylikleri, Hitit Devleti’nin yıkılması ile birlikte Anadolu’da meydana gelen siyasi boşluğu  doldurma  arzusu  taşımışlardır.  Geç  Hitit  Beylikleri,  zaman  zaman  değişen  siyasi güçlerine  göre Muški,  Urartu  ve  Asur’un  hâkimiyetini  kabul  etmek  zorunda  kalmışlardır. Ayrıca Anadolu’nun orman zenginlikleri, maden kaynakları ve iyi cins atları ve Bulgarmaden gümüşü dönemin uluslararası ticaretinde oldukça önemliydi. Tüm bunlar Asur için II. Sargon döneminden  itibaren  Anadolu  politikasının  öncelikli  hedefini  oluşturuyordu.  Bölgenin zenginliklerine  hükmetme  isteği  Muškiler,  Urartular  ve  İonyalılar  ile  Asur’u  karşı  karşıya getirdi. Anadolu’da büyük bir güç olarak ortaya çıkan ve hırsı ile dikkati çeken Mita’nın inişli çıkışlı bir politika izlediği görülür. Bu dönemde oluşturulan birçok koalisyonun arka planında da  Muşki’li Mita vardır.

Asur’un Anadolu’ya hâkim olma sürecinde en büyük rakibi olan Muškiler, pek çok kez bölgedeki kavim ve devletlerle Asur’a karşı ittifaklar kurarak, Asurluların Anadolu’da bir güç olmasını  önlemeye  çalışmıştır.  Anadolu’ya  hükmetme  arzusunda  olan  Muškiler’in  bu politikasına  karşı,  Asur ise düşmanlarına  gözdağı  vermek  için geçtiği  yerleri  yakıp  yıkarak ilerliyor,  uygulamalarıyla  komşu  ülkelerde  de  korku  yaratıyordu.  Dönemin  çivi  yazılı kaynaklarında  düşman  birliklerinin  koyun  gibi  boğazlandığı  yazılarak  ileride  yapılacak seferler için de düşmana gözdağı veriliyordu. Kendine karşı ittifak yapanlara da oldukça sert davranıyordu. Asurluların bir başka politikası ise boyunduruk altına almış oldukları bölgelerin halklarını  sistematik  bir  şekilde  başka  yerlere  nakletmeleridir.  Böylece  bir  yandan  bölge Asurlaştırılmaya  çalışılmış,  diğer  yandan  Asurlu  kralların  emrinde  çalışacak  işçiler kazanılmıştır.  İnsanların  yurtlarından  uzaklaştırılmaları  aynı  zamanda  bir ceza  yöntemi  idi. Asurlu  krallar  bu  yöntemle  kendilerine  karşı  isyan  edenlerin  sonlarına  katlanmaları gerektiğini  ve  cezalandırılacaklarını  hatırlatan  bir  uygulama  idi.  Tüm  bu  uygulamalara rağmen, Asur, Anadolu’da büyük bir güç haline gelmiş ancak tamamına hâkim olamamıştır. Çünkü  bu  dönemde  Kafkaslar  üzerinden  Anadolu’ya  gelen  İskit  ve  Kimmerler  Asur  için büyük  tehdit  unsuru  olmuşlardır.  Hatta  Muškilerin  bu  kavimlere  karşı  Asur’a  yaklaşması tehlikenin ne denli güçlü olduğunun da göstergesidir.


Dr.Suzan Akkuş
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü
AKADEMİK BAKIŞ DERGİSİ Sayı: 51, Eylül – Ekim 2015
Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi, İktisat ve Girişimcilik Üniversitesi,
Türk Dünyası  Kırgız – Türk Sosyal Bilimler Enstitüsü, Celalabat – KIRGIZİSTAN 




Fırtına tanrısı TARHUNZAS (MÖ 8.yy), Karatepe (Azatiwadaya)
Heykelin üzerindeki Fenike alfabesi ile yazılmış yazıtta Muşkiler ile mücadeleleri ve Tarhunzas'ın yardımıyla Azatiwadas'ın hizmetine girdikleri  anlatılır.
TARHUN - TARHAN - TARKAN / Türkçe




NOT: 
Tüm akademisyenlerin dikkatinden kaçan tarihi yanlış; MÖ 12.yy’da geldi dedikleri Frigler henüz devlet aşamasında olmadığından ve de MÖ 8.yy’a kadar da adı sanı duyulmadığından, MÖ.8’yy’da Homer tarafından yazıldı denilen, ama asıl MÖ 6.yy’da sansürlenip ve de düzenlenip Attika dilinde yazıldığından, Frigya’nın o dönem için, yani MÖ 6.yy’da coğrafi olarak kullanılan bir terim olmasından dolayı, MÖ 12.yy ila MÖ 8.yy arası için kullanılamıyacağının olması durumu söz konusudur. İlyada ya da Odyssey’de Frigya yazıyor olabilir, ama bu iki eserde MÖ 6.yy’da yazıya geçirilmiş, ve ondan sonra da bir çok kez diğer antik dönem yazarları tarafından elden geçirilmiştir. Frigya diye bir devlet veya bir millet MÖ 12.yy ila MÖ 8.yy’da tarih sahnesine çıkacak kadar güçlü değildir, yani henüz devlet olarak varlığı yoktur. Hatta Friglerin kralı Midas dedikleri kişi Muşkili Mita ise, babası Gordios da bir Muşkilidir ve Friglerle hiçbir bağları yoktur. Ayrıca bu iki kral dışında hiçbir antik kaynaktan başka “Frig” kral çıkaramazlar, yoktur çünkü. Lakin kral çıkaramamış, yani  hükümdarları olmasa dahi “Frigya” bir “coğrafi” terim olarak, milattan sonra bile kullanıla gelmiştir. Belki de kasten "Frigyalılaştırılmaktadır" !


Muşkiler İskit Boyudur, bu durumda Türk'tür. H.Sayce'ın "Muşki-Hitit yazıtı (The Moscho-Hittite İnscription)" adlı makalesinde geçen OUA kelimesi için "Frigce" derler ama o aslında Türkçe'dir ve OVA kelimesinin kendisidir. Frigya coğrafyasında birçok Kimmer kurganları da bulunmuştur. Bir "Frig" dedikleri kurgandan ayrıca ATA yazıtlı toprak kaplar çıkmıştır, Türkçe'deki anlamıyla aynıdır. Ayrıca, Kaşka dedikleri bir başka İskit-Türk boyunun buluntuları da Friglerinkinden ayırt edilmemektedir... Kim ne derse desin, gerçekler bir gün açığa çıkacaktır.

SB.








6 Haziran 2018 Çarşamba

Lulu Eli - Ön Asya'da Kurulan Türk Devletleri - IV



Lulu Eli (Ülkesi)
Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu Celilov


Tarixçilər doğru olaraq, qeyd edir ki, «Lullubum (Lullubi) dövləti Güney Azərbaycan ərazisində yaranmış ikinci erkən dövlət qurumu idi». (147) Arattadan sonra m.ö. XXIII əsrdə Urmu gölündən güneydə lulu boylarının adı ilə ortaya çıxan bu ikinci türk elinin coğrafi sınırları, müxtəlif savaşlarda iştirakı, bir neçə elbəyinin adı və etnik tərkibinə aid xeyli bəlgə olduğu halda, bunu kifayət saymayan Q. A. Melikişvili yazır: «Baxmayaraq ki, asur-babil qaynaqları iki minil boyunca (III minilin ortalarından I minilin ortalarına qədər) lulubiləri xatırladır, onların tarixi haqqında bilgimiz çox azdır». (148) Doğrudur, asur-babil qaynaqları lulu boyundan yalnız m.ö. I minilin ortasınacan bəhs edir, çünki həmin bitmə tarixi lulu boylarının yox, I minildə lulular haqqında bəzi bəlgələr verən het, hurri-urartu və asur-babil qaynaqlarının bitmə tarixidir. Lulu boyları isə həmin adla həm Atayurdlarında, həm də doğuya köçən digər türklərlə birlikdə gedib yerləşdiyi bölgələrdə bugün də yaşayır. (149)

Lulu eli haqqında bilgi əldə etmək üçün öncə lulu boylarının qonşu dövlət və xalqlarla əlaqəsini, tarixi coğrafiyasını gözdən keçirmək, sonra bu Elin qurulma səbəbi, xronologiyası və siyasi-iqtisadi, mədəni durumu və lulu boylarının sonrakı taleyi, tarixdə buraxdığı izlər, həmçinin, lulu adı ilə bağlı sözlərin etimoloji yozumu üzərində dayanmaq lazım gəlir. Sumer dilində Lu-lu-bi şəklində yazılan Lulu(lar) adı sumerlərə hələ Aratta çağından bəlli idi. (150) Lulu boylarının batı yöndən akad-asurlar, güneydən elam-kassilər ilə və daha sonralar gəlib Elama yerləşən ari (pers), quzeydən sonralar gəlib İkiçayarasına yerləşən hurri-urartular və hurrilər vasitəsilə hetlərlə olan əlaqəsi m.ö. III minilin son əsrlərindən üzübəri müxtəlif dilli qaynaqlarda əks olunmuşdur.

Maraqlıdır ki, sumer eposu məşhur qəhrəman Enkidunu lullu-awilu «lulu-kişi», yəni lulusoylu epiteti ilə verir, lakin burada lulu etnik mənada deyil, kontekstə görə, «yabanı» (vəhşi) anlamı daşıyır. İkiçayarasında hegemon mövqe əldə edən Akad dövləti XXIII əsrdə sınırlarını doğuya uzatmaq, qut-lulu boylarından əsir alıb qula çevirmək üçün vaxtaşırı Dəcləni keçib lulular ilə qanlı savaşlar aparmışdır. Lulular üzərində qələbəni akadlar gil lövhələrdə və qaya üzərində «qələbə yazısı» ilə qeyd etmişlər. (151)

Bir neçə əsr sonra yaranan Asur dövləti lulu boylarına qatı düşmən kimi baxmış, minil boyunca lulu torpaqlarına vaxtaşırı hücumlar edib, zaman-zaman bəzi bölgələri zəbt edə bilmişlər. Təkcə asur çarı I Tiqlatpalasarın (1115-1077) dörd dəfə lulular üzərinə yürüş etməsi haqqında yazılar qalmışdır. (152) Lulu eli çağında elamlar da bu torpaqlara yürüşlər etmişdir. Güney-Azərbaycana hücum edən elam çarı Kutik-İnşuşinak akadlarla müttəfıq idi. Hurrilər kimi kassi boylarının da bir qismi gəlib bəzi lulu bölgələrində məskunlaşmışdı.

Hurri-lulu əlaqələri də birmənalı deyil. Belə ki, quzeydə mitan-subar boyları ilə müttəfiq olan hurrilərdən bəzi uruqlar Hurri-Mitan dövləti çağında gəlib, Kərkük bölgəsinə yerləşmiş və ətrafdakı lulu boyları ilə ticarət əlaqələri qurmuşdu. (153) Hurri ordusunda hurricə lulaxxi adlanan muzdlu lulu döyüşçülərinin özəl alay təşkil etməsi het qaynağında verilir. 

Bu qısa xülasədən göründüyü kimi, m.ö. I minilin ortalarına qədər lulu boyları ilə müxtəlif yöndəki qonşuluqda yerləşən və başqa etnik kökdən olan xalqlar arasında münasibət daim gərgin durumla davam etmişdir. Bunun səbəbi isə çox aydındır: yerli boyları sıxışdırıb yerindən çıxarmaq istəyənlərlə xoş münasibət mümkün deyil. Qaynaqların verdiyi bəlgələrə görə, lulu boyları ilə daha çox vuruşan asurlar idi. Halbuki, vaxtilə Dəclənin orta axarına dəstə-dəstə gəlib yerləşən bu köçəri sami tayfası ilk çağlarda, tədqiqatçıların lulumənşəli saydığı ilk Asur «çarları»Bazayu, Adasi, Libayu, Lulayu və sair adlar daşıyan bəylərin siyasi hakimiyəti altına sığınmışdılar. (154) Lulu boylarından danışan qaynaqlar əzilən tərəfin həmişə lulular olduğunu fəxrlə vurğulayır. Bu hal təbiidir, çünki qonşuların dilində «yabanı» anlamı qazanmış lulu adını daşıyan bu yarımköçəri əhali təpərli olub, torpağına soxulanlara qarşı dirəniş göstərə bilirdi.

Sonralar yəhudi qaynağı quzeydən gələn saqa-qamər təhlükəsini qoq-maqoq ordusu, ərəb qaynaqları quzey türkləri yəcuc-məcuc qoşunu adlandırdığı kimi, asur-babil qaynaqları da Azərbaycandan gələ biləcək təhlükəli qüvvəni qorxulu umman-manda ordusu sayırdı. Qorxu yaradan «xoxan-xortdan» deyimi kimi, farsca Lulu tora mibarət «Lulu səni aparsın» qarğışı da lulu xofundan qalmadır.

Elmi ədəbiyatda lulu sözünün mənası və mənşəyi haqqında ayrıayrı fikirlər söylənsə də, hələlik onun etimoloji yozumu aydın deyil. (155) Hər şeydən öncə bunu deyək ki, adın ilk lu- hissəsi bu sözün türkmənşəli olmadığını göstərir. Tarixçilərin lulu etnonimi haqqında «Azərbaycan əhalisinə kənardan verilən addır» - deməsi, doğru fıkirdir. (156)

Sumer yazıları Aratta ölkəsindən bəhs edərkən daha çox əkinçi, sənətkar əhalini qabarıq verir, sonrakı akad-asur, elam, urartu yazıları isə Urmu gölü hövzəsindəki şəhər, kənd və qalaların adını çəkməklə yanaşı, burada çoxsaylı mal-heyvan əldə etdiklərini də qeyd edirlər. Belə yazılı bəlgələrin heyvandarlıq haqqında verdiyi məlumat bölgənin arxeoloji abidələri ilə də təsdiq olunur. Hələ Carmo kulturu çağından xırdabuynuzlu davarın evsəlləşib artmasının əsas mərkəzi Zaqros dağlarında olması bəllidir. Nəzərə alsaq ki, lulu etnonimi Arattada heyvandarlıqla məşğul olanlara verilən addır, onda Orta Asiyada qaraçılara lulu deyilməsinin, Osmanlı dövləti dönəmində lulu boylarının türkman və yörük adlanmasının səbəbi də aydınlaşar, çünki bu adlar etnik deyil, «köçəri» anlamlı etnoqrafik terminlərdir. O ki, qaldı lulu adının sumer dilində «yabanı», asur, hurri və urartu dillərində «özgə, yağı və qul» anlamlarına, bu da həmin xalqlar ilə lulular arasında olan münasibət əsasında yaranmış sonrakı məna çalarlarıdır.

Davarın artımı üçün əlverişli şəraiti, çoxlu yaylaqları olan Zaqros dağlarında heyvandarlıqla məşğul olan toplumda lulu adının etnik deyil, etnoqrafık termin bildirməsi o deməkdir ki, həmin çağlarda lulu adının altında bir sıra boylar vardır. Akad-asur yazılarında subar, qut, turuk, kuman, urmu, qaşqay və sair türk boylarının adı eyni qaynaqda yanaşı çəkilə bildiyi halda, lulu adı olan yerdə bu boylardan heç birinin adı çəkilmir. Tekstoloji təhlilin verdiyi bu bilgi bir daha göstərir ki, lulu sözü konkret bir boyun adını yox, ümumi «köçəri» anlamını bildirmiş, ayrı-ayrı türk boylarının yarımköçəri təbəqəsi qədim yazılarda bu adla verilmişdir. (157) Bu səbəbdən, həmin qaynaqlarda «Subar elinə mənsub lulu» və «Su ölkəsinə mənsub lulu» deyimlərinə rast gəlmək olur. (158)





Lulu adının etnoqrafik özəlliyi Lulu elinin coğrafi hüdudlarını dəqiq müəyən etməyə çətinlik törətsə də, mətnin tekstoloji təhlili bəzi sınırların hüdudunu təyin etməyə imkan verir. Belə ki, güneydə kassilərlə qonşu olan lulu adlı boyların aşağı sınırı Luristanda olub, quzey sınırı Urmu hövzəsini əhatə edir. Batı sınırı İ. M. Dyakonovun qeyd etdiyi kmi, Sumurru adlanan indiki Altın-körpü bölgəsini içinə alır. (159) Lulu Elinin doğu sınırı haqqında isə yazılı qaynaqlar bəlgə vermir. Bunu da yalnız o dövrün arxeoloji kulturu ilə müəyən etmək olar. (160)

Sonralar asur orduları lulu ərazilərinin iç bölgələrinə girdikcə, artıq asur qaynaqları II Sarqonun yazısında «Zamua adlanan lulume ölkəsi» deyildiyi kimi, tanış olduqları yeni adlar verir və lulu adının işlənməsi get-gedə azalır. Bu sadalanan səbəblərə görə, m.ö. XXIII əsrdəki olaylardan danışarkən, şərti olsa da, «Lulu eli» deyimini işlətmək zorundayıq. Lulu adı ilə qurulan el, təbii ki, yalnız yarımköçəri lulu boylarının qurduğu dövlət deyildi, bu elin ərsəyə gəlməsində subar, turuk, kuman və sair boylar, özəlliklə, qut boyları yaxından iştirak etmişdir. Arattadan bir neçə əsr sonra Lulu elinin məhz m.ö. XXIII əsrdə ortaya çıxmasına səbəb isə Akad və Elam dövlətlərinin vaxtaşırı Azərbaycana hücum etməsi idi. Bu hücumların qarşısını almaq üçün bölgə əhalisi vahid siyasi qurumda birləşmək məcburiyətində idilər, çünki ayrı-ayrı bölgə bəyləri ayrılıqda akad-elam ordularına qarşı dura bilmir, mal-hevanları ilə birlikdə adamlar da əsir tutulub İkiçayarasına və Elama aparılırdı.

Lulu eli təcrübəsiz yarımköçəri əhalinin qurduğu ilk dövlət deyildi, hələ Aratta çağında onların «el» quruluşu olmuşdur. İslamaqədər qurulan saysız türk dövlətlərinin qurulub-dağılma olaylarına, mərkəzləşmiş el qurumunu bölgədəki siyasi durumun tələbi ilə yaradıb, bölgədə stabillik əldə ediləndən sonra türk elatlarının yenidən ayrı-ayrı bəyliklərə parçalanmasına çox rast gələcəyik.

Lulu eli də belə yarandı. III minilin ortalarından sonra akadlar Ikiçayarasında güclənib, ətraf bölgələri zəbt edirdi. Burada quldarlıq boy atıb çiçəkləndikcə, əlavə işçi qüvvəsinə təlabat da artırdı. XXIV əsrin sonundan başlayaraq, İkiçayarasının subarlar yaşayan quzey bölgələrinə, Dəclə çayının sol yaxalarında yaşayan subar, qut və «lulu» torpaqlarına soxulan akadlarla yanaşı, elamlar da vaxtaşırı Dəclə-Urmu arası bölgələrə hücumlar edirdi. Tutulan əsirlər qul bazarına sürülür, çoxsaylı məbədlərə verilir, torpaq sahiblərinə satılırdı. Urmu hövzəsi və Zaqros dağları ətəyində yaşayan əhalini əldən salan bu savaşlar «lulu» boylarının başçılığı altında birləşmə zərurətini doğurmuşdu. (161)

Artıq XXIII əsrin ortalarına aid qaynaqlarda rast gəldiyimiz «luluların çarı» (lulu elbəyi) ifadəsi və lulu elbəylərinin düşmənə qələbə çaldığı yerlərdə daşa həkk etdiyi qayaüstü rəsmlər və «zəfər yazısı» göstərir ki, lulu boylarının vahid rəhbərə, elbəyə tabe olan birliyi ilə yaranmış Lulu eli nəinki akad və elam yağmalarına qarşı duruş gətirə bilir və hətta onların ərazilərinə hücum edib, qələbə də çalırdı.

Lulu adına qorxulu “yağı” anlamı verən qonşu xalqlar artıq bu savaşlarda yetişən güclü orduya malik Lulu eli ilə qarşıqarşıya durmuşdu. G. A. Barton doğru olaraq, qeyd edir ki, lulu elbəyi Anubani Urmu gölü ilə Fars körfəzi arasındakı əraziləri öz nəzarəti altında saxlaya bilirdi. (162)




Tədqiqatçıların Lulu elbəyi Anubanidən öncə «İkki oğlu» kimi verdiyi başqa bir bəyin barelyefı altında zəfər yazısı vardır və burada sadəcə iki məğlub olmuş adam şəkli həkk olunub ki, bu da saç düzümünə görə onların ayrı-ayrı iki bölgə və ya iki ölkə başçısı olduğunu bildirir. (163) Anubaniyə aid rəsmdəki əsirlərin isə səkkizi eyni görkəmdədir, yalnız biri saç düzümü və papağı ilə digər əsirlərdən fərqlənir. Türk törəsinə görə, əlində hakimiyət simvolu «yay» tutan hər iki elbəyin barelyefləri Həmədan-Bağdad yolu üzərindədir. (164) 

«Azərbaycan tarixi» kitabında Lulu və Qut elinin xronologiyası bir-birinə qarışmışdır. Belə ki, ilk lulu elbəyinin hakimiyət ili 2230-dan, ilk qut elbəyi Enridavazirin hakimiyəti isə bu tarixdən cəmi beş il sonra (2225) verilmişdir. (165) Bu xronoloji hesabdan belə çıxır ki, eyni ərazidə iki qüdrətli dövlət eyni çağda mövcud olmuşdur. Aydın görünür ki, burada xronoloji ardıcıllıq pozulmuşdur, çünki lulu və qut boylarının eyni etnik toplum olduğunu bir kənara qoysaq belə, Qut imperiyası daxilində, özü də tam onun mərkəzində eyni çağda Lulu eli mövcud ola bilməzdi.

Qut elinden sonra Lulu elinin yarandığını söyləmək mümkün deyil, çünki qaynaqlar Qut elindən sonra bir çox lulu-qut bölgəsinin artıq Sumerdə güclənmiş III Ur sülaləsinin əlinə keçməsini və 2109-da dağlıların (lulu-qut) hakimiyətinə son qoyulmasını vurğulayır. (166) Qaynaqdan bu da bəllidir ki, lulularla vuruşmuş akadlı Naram-Suen (2236-2201) sonralar Qut elbəyi Enridavazir ilə döyüşdə ölmüşdür. Bu ipucu öncə Lulu, sonra Qut elinin yarandığını ortaya qoyur.

Lulu elinin son illəri Akad çan Naram-Suenin vaxtına düşür. Onun Süleymaniyə-Rubat yolundakı Qaradağın Dərbəndi-Gavur aşırımında lulu boyları yzərində qazandığı zəfəri əks etdirən yazısı göstərir ki, artıq lulu ordusuna elbəyi deyil, bölgə bəylərindən biri başçılıq edir. Beləliklə, qüdrətli Lulu eli XXIII əsrin sonunda öz tarixi missiyasını reallaşdıra bilmədiyi üçün onun yerində Qut eli yarandı. Eyni durum 1500 il sonra Urartu-Asur yürüşlərinə tab gətirməyən Mana elinin Mada eli ilə əvəzlənməsi olayında da görünür. Təəssüf ki, Lulu elinin dövlət qurumu haqqında qaynaqlar bəlgə vermir. Lakin bu qaynaqlardan lulu boylarının inanc və tapınaqlarına, siyasi, iqtisadi-sosial durumuna aid dolayı məlumat əldə etmək, qayaüstü rəsmlərə görə, onların geyim kulturu ilə tanış olmaq mümkündür.

Hələ Aratta çağından məlumdur ki, Güney Azərbaycan əhalisi arasında sumercə İnanna adı ilə verilən tanrıcanın tapınağı vardı. Anubaniyə aid qayaüstü rəsmdə də bu tanrıcanın şəkli çəkilmiş və akadca adı (İştar) yazılmışdır. Barelyefin ümumi kompozisiyası Qut elbəyinin zəfər qazanmasına İnanna-İştar tanrıcanın yardımını vurğulayır. Buradakı yazıda deyilir: «Anubanini, qüdrətli elbəy, Lullubi elbəyi özünün və İştar tanrıcanın rəsmini Batir dağında həkk etdi, bunu dağıdanı Anu və Anat, Bel və Bellit, Adad və İştar, Sin və Şamaş tanrılar cəzalandıracaq». (167)

Türklərdə Göy, Gün, Ay, Ulduz kultlarının varlığı və «Oğuznamə» dastanlarında Oğuzxan oğullarının adında bunların Gün-xan, Ay xan, Ulduz-xan şəklində görünməsi lulu kosmonimlərinin mənşəyi baxımından diqqəti çəkir. (168) Güney-Azərbaycanda İştar-İnanna tanrıca adının yerli dildə qarşılığı bəlli olmasa da, lulu boylarının dilində kiur iyəadı vardı. (169) Asur yazısında «tanrı» kimi verilən bu Kiur, urartu yazısında Quera tanrıadı kimi qeyd olunur. (170) Bu tanrı-iyənin «ildırım iyəsi» olub, hunlarda Quər şəklində işlənməsi M. Kalankatlının «Alban tarixi» kitabından bəllidir. (171)

Lulu bəylərinin barelyefində onların qurşaqdan aşağı yüngül tunik (don) geydiyi görünür. Biri kəmərin altına bıçaq, digəri balta keçirmişdır. Hər ikiksinin boynundan muncuq asılıb və başlarında kəmərli papaq vardır. Anubaninin ayağında yüngül başmaq aydın seçilir. Onun başı üzərində görünən səkkizguşəli ulduz İştarın emblemi ola bilər. Lulu geyimi gələnəksəl olaraq, Mana və Mada çağının geyim kulturunda təkrarlanır. Naram-Suenin «zəfər» barelyefində lulu əsirlərinin görkəm və geyimi aydın seçilir:




Lulu və Qut dövlətləri dağılandan sonrakı, m.ö. II minilin əvvəllərinə aid qaynaqdakı çoxlu lulubi bəyləri deyimi artıq lulu-qut boylarının kiçik bəyliklərə ayrıldığını bildirir. Ola bilsin ki, Azərbaycanın müxtəlif bölgələrində Mana elinə qədər çoxsaylı bəyliklərlə yanaşı, kiçik dövlətlər də vaxtaşırı qurulub dağılmışdır. Belə ki, «bəylərbəyi» titulu daşıyan lulu elbəyi haqqında Boğazköy arxivində bəlgə vardır. Hurri dilində olan bu yazıda «İmmaşqun, Lulu ölkəsinin çarlar çarı» ifadəsi işlənmişdir. (172) Bu elbəy müəyyən çağda lulu, qut, turuk, kuman və ya başqa boyların Lulu ölkəsində birləşmiş qüvvələrinə «çarlıq» etsə də, bu dövlət haqqında qaynaqlarda əlavə məlumat yoxdur. 

Lulu elinin ömrü az oldu, lulu boylarının tarix boyu qoyduğu izlər isə günümüzəcən yaşadı. (173) Belə ki, hun sülaləsi adında görünən lulu adını Anadoluda bəzi yarımköçəri boylar daşımışdır. Bu gələnək Azərbaycanın müxtəlif guşələrində işlənən yer-yurd və şəxs adlarında davam etmişdir.

Lulu soyadını Misirin xəlifə ordusunun başçısı Manqu Tekini 993-də özünə müttəfiq edə bilən Hələb türk ordu komandanı Lulu və Mosul Atabəyləri dövlətinin son illərində faktiki hakimiyəti ələ alan Bədr əd- Din Lulu (1220-1234) daşımışlar. (174) Bu adın luar (lu-ər) variantı ilə ortaya çıxan lor (lur) etnoniminin qədim formasına Göycə gölü hövzəsində Urartu çağından rast gəlmək olur. (175)

Lulu boyları ilə bağlı verilən adların etimoloji yozumu üzərində də dayanmaq lazım gəlir, çünki bugünəcən lulu sözləri və adları haqqında söz deyənlər türk dilindən yan ötmüşlər. Öncə, lulubi adındakı -bi şəkilçisinin qədim Azərbaycanda türk etnonimlərinə qoşulub, cəmlik bildirdiyini bir daha xatırlayaq. Onun protoazər dilində aktiv işləndiyini nəzərə almayan araşdırıcılar mixi yazıdakı lulu adlarını yanlış yozurlar. Yanlış oxuma ilə Anubanini, Siduri, Satuni kimi qondarma «lulu» adları və bəzi adların İmmaşkuş/İmmaşqun, Lişirpirini/...birini/Tardunni kimi variantları ortaya çıxmışdır. Anubani adının etimologiyasını G. G. Kameron və İ. M. Dyakonov akadca «Bizi yaradan tanrı Anu» anlamı ilə vermişlər. (176) Lakin AN-nu şəklində yazılan adın ilk hissəsi bu ehtimalı doğrultmur. (177)

Bu adın qədim türkcə anuq «hazır» sözünün kökü olan anu «hazırlanmaq» və ban «bən» əvəzliyi ilə yaranıb, «hazıram» (Anu-ban) anlamı daşıdığını düşünmək olar. Lakin türk törəsinə görə, elbəy seçiləndən sonra onların çox vaxt ləqəb və titul bildirən adla tanınmasını nəzərə alsaq, Anar və ya Anlı («ünlü», «məşhur») adlarının başında gələn qədim añ köklü sözlər diqqəti çəkir. (178) Belə ki, Anubani adının annamaq «anlamaq» sözü ilə açımı daha gerçək görünür. Bu halda, anla- > anna-, qanlı > qannı, enli > enni dəyişmələrində olduğu kimi An-lu-ban («ünlü-bən») tərkibi ilə yaranan Anluban >Annuban əvəzlənməsini və elbəy adına yaraşan «Ünlü adam» anlamını görürük. Anubani yazısmda Batir dağının adını Padin ilə müqayisə etmişlər. (179) Halbuki, sonralar Manada yarımköçəri padar boylan ilə bağlı KURPaddira, URUPadira toponimləri təkrar olunmuşdur. (180) Naram-Suenin «zəfər» yazısında bəzi işarələr pozulduğu üçün lulu adının yazıldığı sətir çətin oxunur. Ona görə də, həmin cümləni müxtəlif şəkildə bərpa edib, müxtəlif anlamda oxuyurlar. (181)


1) Si-dur-[ru(?) şu] sa-dù-ì Lu-lu-bi-imki ip-hu-ru-[ma]
«Sidur[ru] Lulubum dağlılarını topladı» (İ. M. Dyakonov)
2) A[...] Si-dur u Sa-tu-ni Lu-lu-bi-im ip-hu-ru-ma [...
«[...] Siduri və Satuni Lulubili birləşdilər...» (Y. B. Yusifov)


Göründüyü kimi, mətndəki sat (şad) sözü bir yerdə akadca «dağ» anlamında şadû şəklində oxunub «dağlı» kimi verilmiş, o biri oxunuşda isə bu söz lulu bəyinin adı kimi (Satuni) bərpa olunmuşdur. Məncə, bu söz ikinci hecası pozulmuş ada qoşulub, titul bildirir (A...sidur şad) və mətn belə bərpa olunub oxuna bilər:


A[...]-si-dur-u şa-du-i Lulubimki ip-hu-ru-[ma]
« A...sidur şad luluları topladı»


Lulu adı kimi elmi ədəbiyatda verilən Adasi, Bazay, Libay, Lulay və sair şəxs adları türk antroponimlərinə aid modellə düzəlmişdir. Belə ki, oxşar Ağası, Baz-kağan, Bozay, Qaçay, Xasay adları bugün də azər xalqı içində işlənir. Bu adlarda işlənən «ay» sözü Nuzi (Kərkük) arxiv sənədlərində adı keçən Tarminay, Tulbunay qız adlarında da vardır. (182) Bunlar tədqiqatçıların dediyi kimi, hurri qızları olsalar belə, adları türkcədir.

Laqaşa Lulu ərazilərindən aparılan əsirlər içində (Abum)-Balaq, Dingir-urmu, Baraq, Baraqzi, Aqsi, Aqilsa və sair adlar vardır. (183) Türk antroponimiyası baxımından asan izah oluna bilən bu adlar sırasında Adagaldi, Ada, adlarındakı «ata» sözü və ona qoşulan damqar (damğaçı) termini, qaraş sözünün həm antroponim, həm də termin kimi işlənməsi diqqəti çəkir. Tərkibi «lulu» sözü ilə başlanan adlardan bəzisinin subar adı kimi verilməsi də bəllidir. (184)

Beləliklə, ölkəadı olan Aratta toponim, lulu isə etnoqrafik termindir və buna görə də, «Artatta eli», «Lulubi eli» deyimləri alt qatda subar, qut, padar, turuk, kuman və sair türk boylarının tarixini əks etdirir. Bu baxımdan, lulu boyunun ayrıca etnos olmadığını vurğulayan İ. M. Dyakonov haqlıdır. (185)

Quzey-Ubeyd kulturunun yayıldığı Dəclənin orta axarı ilə Urmu gölü arası ərazilərdə yarımköçəri lulu boylarının yaşaması onu göstərir ki, hələ Ubeyd çağından bu boylar sumer mədəniyəti dairəsində olmuşdur. Belə ki, həmin ərazilərdə yaşayan əkinçi-maldar boyların içindən çıxan yarımköçəri toplum (lulu boyları) təşəbbüsü ələ ahb, Lulu elini qurmuşdu. Lakin mərkəzləşmiş hakimiyəti olmayan bu elin çox yaşaması mümkün deyildi. Onun yerində daha mütəşəkkil Qut eli yarandı.









dipnotlar:
147) AT, 1994, 67.
148) Меликишвили, 1954, 128.
149) Mosul-zəngi atabəylərinin adında görünən Lulu soyadı, Orta əsrlərdə Maraş əyalətində, Ərzurum sancağı Kemax qəzasında, Niqde sancağında yaşayıb, Osmanlı dövlətinin arxiv sənədlərində adı çəkilən lulu və lululu camaatı yörük tayfası, Sivas sancağında, Hələbdə lululualçı (lululu-elçi) türkman tayfası kimi qeyd olunmuşdur (OAC, 570-571); Doğuda isə onlar lulu adlı hun sülaləsi kimi ortaya çıxmışlar (AT, 1994, 79).
150) Юсифов, 1987, 25.
151) Дьяконов, 1956, 101; AT, 1996, 37.
152) ARAB, I, 278, 285, 312, 318.
153) Hurri kaloniyası olan Nuzi şəhərinin arxivindəki bir məhkəmə sənədində Nimkibel və Zilixamanna adlı iki nuzilinin arasında baş verən davaya baxılır. Bəlli olur ki, bunların ortaq (şərikli) malı olan taxılı varmış və onlardan biri bu taxılı alver üçün Lulu bölgəsinə aparanda lulu lotuları taxılı onun əlindən alıblar. Məhkəmə qərar çıxardır ki, malı əlindən alınan ortaq o biri ortağın çəkdiyi ziyanı ödəməlidir (Меликишвили, 1954, 132).
154) Gelb, 1944, 25, 32; Меликишвили, 1954, 130; AT, 1988, 125; J. Gelb haqlı olaraq, bu adları subar boylarına aid edir (Gelb, 1944, 66).
155) Bu adın müxtəlif dillərdə yazılışı (lulu, lullu, nullu, lulaxxu, Lulume, Lullubum və s.) sumer dilində verilən ilkin formanın (lulu-be) şəkilçili və şəkilçisiz formalarıdır. Sumer yazısında qeyd olunan lulu adına qoşulmuş -bi formantının İslamaqədərki qaynaqlarda azərbi, ellipi, traspi, arqippi, tatabi, kaspi və sair türk boyadlarına qoşulub topluluq bildirməsi şübhə doğurmur: azər-bi, elli-pi, tıras-bi, arqu-pi, tata-bi, kas-bi və lulu-bi.
156) AT, 1994, 79; 1996, 37; Bu da mümkündür ki, «ho-ho var dağa qaldırar, ho-ho var, dağdan endirər» deyimində olduğu kimi, lulu çobanları sürünü haylayıb yönəltmək üçün lo-lo deyimini işlədirmiş. Bunu təkrar-təkrar müşahidə edən sumerlər bu heyvandar dağ adamlarını lu-lo adlandırmış, mixi yazıda «o» işarəsi olmadığından bunu lulu şəklində yazmışlar. Azər boyları içində «lo-lo» etnoqrafik mahnısı bugünə kimi qalmışdır. Bu adın sumerlər tərəfindən verilməsi daha inandırıcıdır, çünki sumer dilində «adam» anlamı bildirən lu sözü (lu-qal «böyük adam», lu-lo «lo adam») ilkin formanın lulo olduğunu göstərir, lu-lu ilə paralel lu-ər, lo-ər formalarının işlənməsinə haqq qazandırır: şarru mLu-e-ru-ni-u-i «Lueru çarı» (Мещанинов, 1978, 372); Belə ki, lulu boylarının yerində sonralar luər/loər variantından yaranan lur/lor adlı farslaşmış lur/lor boynu görürük və Osmanlı dönəmində Mosul və Urfa sancaqlarında türkmənlərin köçəri təbəqəsi kimi tanınan lor camaatına «türkmən kürdü» (türkman ekradı) deyimi ilə rast gəlirik (OAC, 570).
157) Yalnız m.ö. XII əsrin ortalarına aid bir asur yazısında lulu və qut adları yanaşı çəkilir ki, bu da pozuq fraqment olduğundan təxmini oxunur: «(lu)luları, bütün qutları və onların bütün dağlarını öz qarşısında diz çökdürdü» (АВИИУ, ¹9). Bu cümlənin özü də sanki «dağlardakı bütün qutları (və onların) lulu tayfalarını» deyimini əks etdirir.
158) AT, 1994, 81.
159) Дьяконов, 1956, 101.
160) Yeni daş dövrü (Neolit) Urmu hövzəsində Firuztəpə, Saqzabad yaxınlığında Zağatəpə, Luristanda Qurantəpə, Abdul-Xoseyn arxeoloji abidələri, Eneolit çağında Xasun kulturunun, sonra Quzey-Ubeyd kulturunun Urmu hövzəsinə uzanması, Yanıqtəpə, Hasanlu, Püşdəlitəpə, Dəlmətəpə abidələrinin erkən əkinçi-maldar boylarının axarsu yaxalarında kərpiç evlərdə məskunlaşdığını göstərməsi Güney Azərbaycan əhalisinin yaşam kulturu haqqında təsəvvür yaradır. Tunc dövründə də kultur gələnəkləri və metalişləmə sənəti ilə İkiçayarasında yaranmış mədəniyətdən geri qalmayan Zaqros dağlan ilə Urmu hövzəsindəki protoazər boyları vahid mədəniyət sferasında idilər. Ona görə də quzey-doğuda lulu sınırı Təbriz bölgəsinəcən uzana bilərdi.
161) «İşğala məruz qalan 70 hökmdar, o cümlədən Urmu gölü hövzəsinin əhalisi hərbi ittifaq yaratdılar» (AT, 1994, 69); Lulu, qut, sonralar isə Atropaten dövlətlərindən məlumat verən tarixi qaynaqlar 70 rəqəmini təkrar edir. Bu rəqəmin və Koroğlu dəlilərinin 777 sayı üzərində sonra dayanacağıq.
162) Barton, 129, 150.
163) Bu lulu bəyinin adını bəzi yazarlar Tardunni, bəzisi yarımçıq (…) birini, bəzisi Lişirpirini kimi təqdim edir (Меликишвили, 1954, 48; Алиев, 1960, 82; Дьяконов, 1956, 116).
164) Меликишвили, 1954, 48.
165) AT, 1994, 68-71; Burada ilk lulu elbəyindən (bunu yanlış olaraq Satuni adlandırırlar) tutmuş Anubaniyə qədər (2230-2150 arası) ayrılan təxminən 80 illik dövrün 50 ili Qut elinin (2200-2109) vaxtına düşür.
166) Ur sülaləsindən (2121-2012) təkcə Şulqinin vaxtında (2103-2056) lulu-qut ərazilərinə, Qanxar (Qanqar?), Lullubu, Simurrum, Xarşi, Urbillum (Ərbil) və sair bölgələrə çoxsaylı yürüşlər olmuş, Laqaş çarı Şu-Suen (2046-2038) çağında isə onun canişini Arad- Nannar özünü dəclə yaxası Sabum, Qutum, Urbillum, Xamazi, Qanxar, Qardak və Su (subar) xalqının ağası (ensi) kimi təqdim etmişdir (Дьяконов, 1956, 117-118).
167) «Anubanini şarru dannum şar Lullubium şalamşu u şalam İştar ina şadium Batir uşzirsa salmim annim u dubba şuatam uşazaku Annum u Annatum, Bel u Bellit, Adad u İştar, Sin u Şamaş ...lum» (Алиев, 1960, 82); Anubaninin bu yazısında Göy, Yer, Venera, Ay, Gün tanrılarının sıralanması göstərir ki, lulu boyları öncə Göy tanrısı Tenqiri, sonra isə Yer (Yer-Sub?), Ulduz, Ay, Gün iyələrinə önəm vermişlər. Sonralar Pomponiy Mela (I əsr) amazonka yurdunda «gunaykokratumen» (Gün-Ay, Gök-Yer atum) boyundan bəhs edir, hun bəyi isə özünü «Göyün-Yerin doğduğu, Günün- Ayın hakimiyət verdiyi böyük hun şanyuy» adlandırır (АИОСК, 1990, 100, 228).
168) A. N. Bernştam «verimlilik», «bərəkət», «sevgi» ilahəsi İştar ilə Ay-kağan və ocaqev hamisi Humay arasında uyğunluq axtarmışdır (Бернштам 1935, 35-36); Lulu «panteonları» sırasmda İştar Ay-kağana daha yaxındır. Oğuz dastanının uyğur variantında Oğuzu doğan Ay-kağandır: Ay-Kağanun közü yarıb boradı, erkək oğul toğurdu.
169) Меликишвили, 1954, 127-128; Алиев, 1960, 83.
170) pilie agubie mâtu ebanie âlu Alia bedini dQueraina taramana bedini «Alia şəhəri tərəfindən, (tanrı) Quera taramanı səmtindən ölkəyə kanal çəkdim» (Мещанинов, 1978, 298).
171) AлБ.T, 1993; CejиДов, 1989, 387.
172) AT, 1994, 68; AT 1996, 37; Q. A. Melikişvili isə bu elbəyin adını İmmaşkuş şəklində verir (Меликишвили, 1954, 130).
173) Lulu-Qut eli çağından bəlli olan Qaradağ (Qardak) yeradında olduğu kimi, II Sarqonun vaxtında qeyd olunan lulu toponimi Kullar dağadı bugünə qədər Kollardağ şəklində yaşayır (ТУ, 117; Bax: II Bitik, «Sarqonun yürüş marşurutu»); Astara bölgəsində Hamoşam kəndi yaxınlığında «Lulum yeri» toponimi də diqqəti çəkir (AT, 1996, 38).
174) Abû'l-Farac , 274, 533.
175) Urartu yazısında Luer-uni, luer-uxi kimi verilən luər boyuna aid Tulu şəhərinin bəyi Tsinalibi (Çin Alp) adlanırdı (Меликишвили, 1954, 116; Мещанинов, 1978, 372).
176) Дьяконов, 1956, 102.
177) İ. M. Dyakonovun özü də qeyd edir ki, bu ad akadca olsaydı, AN-banini və ya Anumbanini şəklində yazılmalı idi. Anubani adının da «Kutı çarı» sumer epik əsrində adı keçən Dingir-banin şəxs adı kimi oxuna bilməsini xatirladan Y.Yusifov, haqlı olaraq, Anubani yazısının özündə sumer tanrı adının akadca Annu deyil, Annum şəklində yazıldığını vurğulayıb, Anubani adında həmin tanrı adını axtarmağı yanlış sayır. O bu adın subar dilində ene «tanrı» sözü ilə başlana bilməsini də istisna etmir (Юсифов, 1987, 35); Türk onomastikasında Banu sözü qadın adlarında işlənir. Bu baxımdan, Urartu tanrıcası kimi verilən Arubani tanrıcasının adı (arı-banu «təmiz xatun») və onun Dərəbəy qalasından tapılan (m.ö. VII-VI əsr) tunc heyəli diqqəti çəkir (ИИН СССР, 107).
178) Erol, 1989, 14.
179) F. Deliçə əsaslanan İ. Əliyev Batir dağadının sonrakı mənbələrdə adı keçən Padin, Padan ilə eyni olduğunu güman edir (Алиев, 1960, 82); İ. M. Dyakonov isə əski Akad imlasına görə, BA.Tİ.İR yazılıb, Pa-di-ir (Padir) kimi oxunan bu adın elamca -ir şəkilçisi ilə Pad- kökündən yarandığını yazır (Дьяконов, 1956, 102); Fikir doğrudur, lakin burada «elam dili» əvəzinə «türk dili» deyimi işlənməlidir, çünki bu dağadı etnotoponimdir və bugün də azər türklərinin yarımköçəri padar boylarının adında yaşayır.
180) ТУ, 156.
181) Меликишвили, 1954, 128; Дьяконов, 1956, 101; Юсифов, 1987, 28. Yazarlar hurri dilinə uyğun gəlsin deyə, burada Siduri, Satuni adlarını oxumaq istəmişlər. Azərbaycan tarixçiləri də bu yazıda güya Sidur, Satuni adları keçdiyini təkrar etmişlər (AT, 1996, 37); Lakin nəzərə almaq lazımdır ki, hurri dilində (panteonunda) Siduri kişi deyil, qadın «Deva» obrazıdır (ИДВ, 1988, 84).
182) ИДВ, 1988, 75-76.
183) Струве, 1989.
184) Gelb, 1944, 25, 66.
185) ЯАИА, 1979, 38.