Translate

31 Mayıs 2018 Perşembe

Kaşkalar ve Tokat'ın Eskiçağ Tarihinde Kaşkaların Rolü




Anadolu'nun yerlisi Hatti kökenli Anatanrıça (MÖ 14.-13.yy) Eštan, işgalci Hittlerde İštanu olmuş.
Metropolitan müzesindeki açıklama bunun Hititlerdeki Arinna olduğudur, ki Hatti ile aynı tanrıçadır.




Kaşkalar ve Tokat'ın Eskiçağ Tarihinde Kaşkaların Rolü
Prof.Dr.Alpaslan Ceylan - Arş.Gör.Hatice Uyanık



Kaşkalar, MÖ 2.binde Anadolu'da varlık göstermiş olan kavimlerdendir. Kaşkalar hakkında yazılı kaynak sayısı az oluşu, bu konuda en detaylı bilgiye Hitit kaynaklarında kısmen de Asur ve Mısır kaynaklarında rastlanmaktadır. Kaşka adı bu kaynaklarda Gaşga, Kaşga, Kaşka olarak geçmektedir. II Ramses'in yazıtlarında KşKş, Asur kaynaklarında mat Kaşku (Sargon yıllıkları), Ugarit dilinde ise kfk olarak yazılmıştır.

Hitit Devletinin baş düşmanı olan Kaşkaların, Anadolu'nun yerli halkından oldukları, yoksa dışarıdan mı geldikleri tam olarak bilinmemektedir. Kaşkaların yaşadıkları coğrafi bölge konusunda ise bilim adamları tarafından farklı görüşler ortaya atılmıştır. Mayer-Garstang ve Hrozny, ilk çalışmalarında Kaşkaların Kızılırmak’ın yukarı kısmı ile Yukarı Fırat arasında yaşadıklarını savunmuşlardır (Mayer ve Garstang, 1923: 14,55; Mayer ve Garstang, 1925: 31). Forrer ise, Kaşka ülkesini kuzeye, Yeşilırmak ve Çekerek nehirleri arasındaki bölgeye yerleştirmiştir ( Forrer, 1921: 21). Cavaignac, Kaşka ülkesini batıya yerleştirmektedir. Yani Kızılırmak’ın alt kısmından hemen hemen Ege Denizi’ne kadar uzandığı iddiasında bulunmuştur (Cavaignac, 1931: 101). Göetze ise ilk önceleri Kaşkaların, Arzava ve Hatti arasındaki bölgede yaşadıklarını kabul ederken (Göetze, 1924: 28) daha sonraki çalışmalarında Kaşka Ülkesinin, Merzifon - Amasya hattının kuzeyindeki Sinop, Ordu arasındaki bölgede yer aldığını savunmuştur (Göetze, 1930:27; Göetze,1957:92). Cornelius, Kaşka yerleşim alanını kuzeyde Turhal, güneyde Gürün ve doğuda Kemah’ın bulunduğu bölgeye yerleştirmektedir (Cornelius, 1958: 225- 251).


Kaşkaların Karadeniz sahilinde yerleştikleri konusunda ise araştırmacılar arasında genel bir beraberlik vardır. Buna göre Kaşka ülkesinin sınırları ana hatları ile doğuda Hayaşa, batıda Tumana ve Pala, güneyde Yukarı Memleket, kuzeyde Karadeniz’le sınırlıdır. Bugünkü yer adlarıyla belirtecek olursak Sinop’un batısı ile Giresun arasında kalan bölge ve Tosya- Merzifon- Amasya- Tokat- Niksar- Koyulhisar- Şebinkarahisar bölgeleridir (Göetze,1930:27; Cornelius, 1937: 39; Göetze, 1957: 92; Schuler, 1965:41; Ünal, 1974:564; Özgüç, 1978: 12; Büyükkarcı, 1988: 1; Pehlivan,1991:28; Ceylan, 1996: 2).


Kaşkalar hakkında kapsamlı çalışma yapan Schuler, bu sınırlar içinde politik bir birlik oluşturamayan Kaşka ülkesini üç bölüme ayırır:

Batı Kaşka Grubu: Kızılırmak’ın batısında Yukarı Devrez Havzası’nın kuzeyinde ve Gökırmak Bölgesi’nde,
Merkezi Kaşka Grubu: Kızılırmak ve Aşağı Çekerek, dolayısıyla Yeşilırmak arasında klasik Phazimonitis bölgesinde
Doğu Kaşka Grubu: Kellkit Irmağı’nın doğusunda, Hayaşa’nın batısındadır (Schuler, 1965: 13).


Bafra Ovası, Aşağı Kızılırmak Vadisi, Durağan, Kargı ve Bafra Ovası’nın güneyindeki dağlık bölgenin genel olarak, Vezirköprü, Havza ve Lâdik Ovası’nda yer alan Hitit sınır yerleşmelerini tehdit eden Kaşkaların merkezi hâkimiyet bölgesi olduğu kabul edilmektedir (Yakar, 2007: 257). Hititlerin Orta Karadeniz Bölgesi’nin kara kesimini, Kaşkaların merkezi hâkimiyet bölgesine karşı bir tampon bölge olarak kullanmış oldukları Vezirköprü, Oymaaağaç Höyük, Merzifon Onhoroz Tepe, Alacapınar Tepe ile Amasya Oluz Höyük ve Doğantepe gibi yerleşmelerden anlaşılmaktadır. Aynı zamanda bu yerleşmelerin Hitit İmparatorluk Çağında da yerleşim görmüş olması aynı politikanın Son Tunç Çağı’nda da sürdürülmüş olduğunu gösterir (Dönmez, 1999: 333).


Antik kaynaklara baktığımızda ise Hattuşili III’e ait bir metinde Hitit Devleti’nin ilk kralları olan Labarna ve Hattuşili I zamanında Kummeşmaha (Kelkit) Irmağı’nın Hitit-Kaşka sınırı olarak kabul edildiği geçmektedir (Schuler, 1965:19)Tokat il sınırlarına Reşadiye’nin Umurca Köyü yakınlarında giren Kelkit Irmağı Reşadiye İlçe merkezinden geçtikten sonra Niksar ilçe topraklarında ilerler, Erbaa Ovası’nı kat ederek Kale Boğazı’nda Tozanlı Çayı ile birleşir (Kapusuz, 1994: 25)Verimli bir vadi oluşturan Kelkit Irmağı’nın yukarı vadisi oldukça geniş olup, Reşadiye’nin altında Niksar Ovası’na açılmadan daralır. Bu nedenle Kelkit Vadisi, Doğu Kaşka kabileleri ve Yukarı Kelkit ve Çoruh vadileri arasında yerleştikleri varsayılan Azzi-Hayaşa kabileleri (Erzurum-Erzincan illeri) arasında da tampon bir bölge oluşturmuş olabilirdi (Yakar, 2007: 257)Dolayısıyla Tokat’ın kuzey ve kuzeybatısında kalan ilçelerinin (Reşadiye, Niksar, Erbaa) Hitit Kaşka sınırında kaldığını söyleyebiliriz.



Hitit Kaşka Mücadelesinin Esasları

Hitit kralı Arnuwanda ile kraliçe Aşmunikal’in dua metninden Kaşkaların merkezi bir otoriteye sahip olmadıkları, gruplar halinde yaşadıkları ve her Kaşka grubunun kendini egemen güç olarak kabul etmekte olduğu anlaşılmaktadır (Memiş, 1990: 110; Ceylan, 1996: 6)Kaşkalar her ne kadar siyasi bir birlik oluşturamamışlarsa da Hitit siyasetini yakından takip etmişlerdir. Hitit Devleti’nin hemen hemen her kralı Kaşkalarla mücadele etmek zorunda kalmıştır.


Hitit Devleti’nde taht kavgalarının yoğun olduğu, merkezi otoritenin zayıfladığı dönemlerde Kaşkalar Hattuşa’ya kadar ilerleyerek iki defa bu şehri ele geçirmişler ve Hitit topraklarını yağmalamışlardır (Cavaignac, 1930: 10; Memiş, 1987:115)Hitit krallarının başkentten ayrılıp ordularıyla uzaktaki bir sorunu çözmeye çalıştıkları tarihlerde Kaşkalar, Yukarı Memlekete saldırmayı ihmal etmemiş, adeta gelenek haline getirmişlerdir. Bu nedenle olsa gerek Hitit kralları sefere çıkmadan evvel Kaşka gruplarını geri püskürtmeyi seçmişlerdir (Güterbock, 1956: 65-66; Schuler, 1965: 45; Göetze, 1967: 17 vd.)Kaşkalar bu saldırıları bir nevi ihtiyaç duydukları yiyecek ve içecekleri, yetişmiş insan gücünü ve zanaat erbabını, Hitit ülkesinden temin etmek için yapıyorlardı (Pehlivan, 1991: 30).


Hititler, Eski Krallık döneminde başlayan ve devletin yıkılmasında etkili olan Kaşka akınlarına karşı tarafsız kalmamış: askeri, stratejik, demografik ve diplomatik tedbirler almışlardır. Ancak bu tedbirlere rağmen hiçbir zaman Kaşka sorununu da tam olarak çözememişlerdir. Hititlerin Kaşkalara karşı almış oldukları tedbirleri şu şekilde sıralayabiliriz:


• Kaşka bölgesine yapılan seferlerin kral ya da kralın Hattuşa’dan gelen vekili tarafından yönetilmesi,
• Garnizon şehirlerinin kurulması ve devamlılığının sağlanması, sınır bölgesindeki karakolların, gözetleme kulelerinin ve yolların sistemli hale getirilmesi,
• Sınır bölgesindeki Kaşkaların elinde olan şehirlerin ele geçirilmesi ve orada tahkimat yapılması,
• Hitit kontrolü altındaki Kaşka alanlarından zorla vergi alınması,
• Kaşka bölgesinde yer alan kutsal şehir Nerik’in (1)  tekrar işgal edilmesi, ele geçirilmesi ve inşa edilmesi,
• Başkentin Hattuşa’dan güneyde daha güvenli bir yer olan Tarhuntaşşa’ya taşınması,
• Ana bölgede yer alan şehirlerde ve Hattuşa’da tahkimat yapılması.
• Hititlerin dinsel törenlerini gerçekleştirdiği Nerik şehrinde güvenliği sağlamak için Kaşka liderleriyle antlaşmalar ve imtiyazlar üzerinde uzlaşmak için girişimleri,
• Kaşkaların Tilliura gibi sınır şehirlerine girmesinin yasaklanması,
• Kaşkaların sınır Bölgesinde özel otlatma haklarının olduğunun kabul edilmesi,
• Kaşkaların sınır bölgesine yerleşiminin kabul edilmesi,
• Pala ve Tumana’nın tampon bölgelerindeki yöneticilerin tayini,
• Ele geçirilen alanlarda Kaşka nüfusunun katledilmesi
• Kaşka nüfusunun başka bölgelere nakledilmesi,
• Sınır bölgesinde yer alan terk edilmiş şehirlerin tekrar nüfuslandırılması.


Bugün Zile sınırları içerisinde yer alan ve Hititlerin önemli bir garnizon şehri olan Maşathöyük/Tapigga’da bulunan M.Ö.14. yy. başlarına ait 200 yazıttan oluşan arşiv, Hititlerin Kaşkalarla başa çıkmak için kullandığı bu taktikler hakkında bilgi vermektedir. Bu yazıtlar çoğunlukla Hitit kralının bölgede yaşayan komutanlarına ya da memurlarına gönderdiği mektuplardan oluşmaktadır (Alp, 1976: 182: Glatz, Matthews, 2005: 52-53). 


Hitit Kaşka Mücadelesinde Tokat Bölgesi

Kaşkalar ve onların Hititlere karşı yaptıkları sürekli saldırılar konusundaki ilk kez en detaylı bilgi sahibi olduğumuz belge Arnuwanda Aşmunikal çiftinden kalan dua metnidir (2) . (Güterbock, 1956: 122; Schuler, 1965: 2) Dini içerik taşıyan bu dua metni Boğazköy’de yıkık bir mabette bulunmuştur. Bu metinde Hitit kralı I. Arnuwanda ile kraliçe Aşmunikal, Kaşka saldırıları karşısında tanrılara seslenmektedirler.


Bu dua metninden Hititler için çok önemli olan Nerik’in Kaşka egemenliğine geçtiğini ve bu olayın Hitit halkının Kaşkalara karşı olan direncini kırdığını, aynı zamanda Kaşkaların Hititlerin başkenti Hattuşa’ya kadar yağma seferleri düzenlediğini, ele geçirdikleri tüm ganimetleri ve vasıflı insanları esir alarak götürdüklerini öğreniyoruz. Hitit devletinin, Kaşkalar karşısında başarısız olması Hititlerin diğer düşmanlarını da harekete geçirmiş ve Hitit Devleti’ni çok yönlü saldırıya maruz bırakmıştır.


Yine dua metninden öğrendiğimize göre Kaşkalar, Nerik Bölgesinin dışında Hursama, Kastama, Serisa, Himmuwa, Taggasta, Kammama, Zalpuwa, Kapiruha, Hurna, Dankusna, Tapasawa, Kazzapa, Tarukka, İlaluha, Zihhana, Sipidduwa, Uashaia ve Patallia şehirlerini de ele geçirmişlerdir (Cornelius, 1937: 129; Garstang-Gurney, 1959: 6; Pehlivan, 1991:30; Ceylan, 1996: 9; Murat, 1998: 437).


Tuthalya III zamanına ait Maşat ve Ortaköy tabletlerinden Maşat Höyük’ün Yukarı Yeşilırmak Havzası’nı Kaşka tehlikesine karşı koruyan bir üs konumunda olduğunu öğrenmekteyiz. Bu engeli aşan Kaşka kuvvetleri için Buzluk Dağı’nı geçip, Ortaköy’e ulaşmak çok zor bir iş değildi. Bu nedenle iki şehir Kaşka tehlikesine karşı birbiriyle sık sık haberleşiyordu. Söz konusu tehlikeye karşı alınması gereken önlemler ise Maşat mektuplarında vurgulanmıştır. Yakın çevredeki İşhupitta şehri ve Şakaddunuwa Dağı gibi yerlerden sağlanan askeri birlikler, Tapigga’daki Kaşşu ve Pipappa adlı iki görevlinin emrindeydi. Kaşşu, Kaşkalarla yapılan barış görüşmelerinde önemli bir rol oynuyordu (Alp, 1991: 13-14).


Piyapili liderliğinde toplanan on iki Kaşka kabilesi (MÖ 1370-SB), Hitit kralı Şuppiluliuma zamanında sınırlardan içerilere girerek, geçtikleri her şehirde halka eziyet etmiş ve yağma yapmışlardır. Şuppiluliuma, Kaşka lideri Piyapili’yi öldürtmüş ve Kaşkaların eline geçen toprakları geri almıştır. Şuppiluliuma Kaşka akınlarını Hitit ülkesinden uzak tutmak için Tumana ve Istahara’da emniyetli üstler oluşturarak aradaki sınırı daimi askeri üslerle kuvvetlendirmiş, Pala ve Tumana’nın idaresini de baş Meşedi olan Zida’nın oğlu Hutupiianza’ya vermiştir (Cavaignac,1936:38; Ertem, 1973: 58-59; Murat, 1998: 437)


Murşili II, Kuzey Suriye ve Mitanni Ülkesindeki Hitit menfaatlerini güvence altına aldıktan sonra, Anadolu’daki sorunları çözüme kavuşturma olanağı bulmuştur. Özellikle Kaşkaları tehlikeli düşman olarak görmüş ve onlara karşı çeşitli önlemler almaya çalışmıştır. Murşili II Kaşkalara karşı kendinden öncekilere göre daha düzenli ve sürekli saldırı düzenleyen Hitit kralıdır. Buna rağmen Kaşka toplumunu geçici olarak durdurabilmiştir. Bu dönemde Hitit-Kaşka sınırında yer yer değişiklikler olsa da Kaşkalar, güney kesimlerini oluşturan Ilgaz-Osmancık-Gümüşhacıköy-Amasya’nın kuzeyi Turhal ve son dönemlerde Kelkit vadisini koruyabilmiş, ellerinde tutabilmişlerdi (Schuler 1965: 52; Göetze, 1967: 22-25; Pehlivan, 1991: 28)


Murşili’nin yıllıklarında krallığının 15. Yılında Kaşka kentleriyle yaptığı mücadele şu şekilde anlatılır. Tagaşta’ya ait birlikler, Hitit topraklarına girerek; Şaddupa, Karahna (3) ve Marişta bölgelerini işgal etmişlerdi. Murşili bu nedenle Tagaşta’ya doğru yola çıkar. Bunu haber alan işgalci Tagaşta birlikleri, Murşili’nin geçeceği yolu tutarak, kendisine pusu kurarlar. Murşili, bundan sonraki olayları anallerinde Fırtına Tanrısı’nın bir lütfü olarak gördüğünü kaydetmektedir. Buna göre Murşili, bir kuş falının buyruğu doğrultusunda, hazırlanan pusuya düşmeden, yürüyüşüne ara verir. Bir süre bulunduğu yerde bekledikten sonra, yeni bir kuş falının emriyle tekrar yola çıkan Murşili, böylece hem pusudan kurtulmuş, hem de Taggaşta’nın, yaklaşan Hitit ordusundan haberdar olduğunu öğrenmiştir. Bu nedenle gece karanlığında yürüyen Murşili, Taggaşta’yı ani bir baskınla yener ve hem ülkeyi, hem de kenti ateşe verir. Murşili ertesi gün İştaluppa yönünde yürüyüşüne devam eder. 


Bu yürüyüşü sırasında Kappubba Ülkesi (Kaßßußßuwa), Kaşka Ülkeleri’ni isyana teşvik eder ve bu ülkelerin askeri birlikleri ile beraber Kappubba kenti yakınlarında yer alan, bir dağın eteğinde mevzi alır. Hitit Kralı, buna rağmen ordusu ile bu ülkelere yürür ve Takkuvahina ile Tahantattipa Ülkeleri’ni ateşe verir. Yıllıklarında Murşili, buraya gelen ilk Hitit Kralı olduğunu özellikle belirtmektedir. Bu nedenle burada fazla vakit geçirmek zorunda kalan Murşili, ordunun bazı birliklerini tahıl ve şarap toplamaları için etrafa gönderir. Bunu duyan Kummeşmaha Nehir Ülkesi, muhtemelen bunu fırsat bilerek Takkuwahina Ülkesi’ne yardım etmek amacıyla, bir birlik gönderir. Bu olayların sonu kesin olarak bilinmemektedir.


Murşili’nin bu sefer sırasında askerlerine yağmalattığı malzemeler arasında “şarap” bulunması, sözü geçen bölgenin şaraplık üzüm açısından önemli olduğu izlenimi vermektedir. Kummeşmaha Nehri, Kelkit Irmağı ile eşleştiğinden, yukarıda bahsedilen Kaşka Ülkeleri’nin de Kelkit’in kuzeyinde yer alması gerekmektedir. Bölgede yetişen üzümlerden sadece Narince üzümleri şarap için kullanılmaktadır. Narince’nin bugünkü merkezi ise, Tokat-Niksar  olması nedeniyle adları geçen (Tagaşta, Marişta, Kappubba, İştaluppa, Takkuvahina, Tahantattipa) gibi yerleşmelerin Niksar yakınlarına lokalize edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür (Alparslan, 2006: 92).


Timmuhala kentinin, Kaşkalar tarafından tekrar iskân edildiği haberini alan Murşili, elindeki birliklerle oraya yönelir. Heşhaşpa kentinde ordunun kalanı ile birleşen Murşili, Kaşkaları şaşırtır. Daha evvel Kaşkaların, sığır ve koyunları ile beraber kaçmasına engel olamayan Murşili, bu defa çok sayıda sivil esir ve ganimet toplar. Murşili, o sırada, ayaklanan Tapapanuva Ülkesine birlikler gönderir. Bu birlikler, Tapapanuva Ülkesi’ne saldırır, onu ateşe verir ve ganimetleri toplarlar. Murşili, Timmuhala’dan Tahappişuna’ya oradan da önce Karaşşuva’ya sonra Kapperi (4) kentine ve Hurna Ülkesi’ne geçer. Buralardan ganimet toplayan Hitit Kralı, tüm bölgeyi de kendine bağlar. Murşili buradan Tehşina Dağı yönünde devam eder. Ancak yolun zorluğu nedeniyle dağa çıkmadan Maraşşantiya Nehrini izleyerek ilerler (Alparslan, 2006: 92-95).


Muvatalli II, sağlam temellere oturmuş bir imparatorluk devraldığında önce Hitit ülkesinin batı ve güney batısında yerleşmiş bulunan Arzava prenslikleri ile antlaşma yapmıştır. Bundan sonra imparatorluğun güney sınırlarına yönelmiştir. Çünkü Mısır, bütün gücüyle Suriye’deki krallıkların üzerine yürümektedir. Bu dönemde devletin kuzey sınırları ile Muvattali’nin kardeşi Hattuşili III ilgilenmektedir. Muvattali kardeşi Hattuşili III’e Yukarı Ülke’nin yönetimini vermiştir. Böylece ülkenin kuzey eyaletleri, başkenti Hakmiş olarak yeniden örgütlenmiştir. Muvatalli ise Suriye’ye yapacağı askeri harekâta kolaylık sağlaması için başkenti aşağı Ülke’deki Tarhuntaşşa şehrine taşımıştır (Schuler, 1965:23-58; Garelli, 1969: 319; Kınal, 1987: 116).


Hattuşili III ise bölgedeki Kaşka boyları ve grupları karşısında ardı ardına sağladığı askeri üstünlükler yanında, yerel yöneticilerle kurmuş olduğu dostluklar sayesinde Kadeş Savaşı öncesi Kaşka tehlikesini kontrol altına aldığı gibi, onlardan oluşturduğu birliklerle kardeşinin yanında, savaş alanlarında yer almıştır (Cornelius, 1937,230; Schuler, 1965: 92; Otten,1966:155; Ceylan 1994:133). Ancak Hattuşili’nin Kadeş savaşına katılmak için Yukarı Memleket’ten ayrılması, Kaşkaları harekete geçirmiş ve Hakmiş’i ele geçirmişlerdi. Bunun üzerine Hakmiş’e geri dönen Hattuşili, boş ülkeler diye tanımladığı, Durmitta, Zippalanda, Hattena ve Iştahara’yı yeniden iskân etmiştir (Güterbock, 1974:422; Ünal, 1977:429).


Muvattalli’nin ölümüyle başa geçen Urhi-Teşup (Murşili III) döneminde de Hakmiş krallığını sürdüren Hattuşili, Hantili zamanından beri Kaşkaların elindeki Nerik kentini ele geçirmiş ve Haharwa Dağı ile Maraşşanta halklarını yönetimi altına almıştır. Urhi-Teşup’un Yukarı Ülke’yi amcasının elinden almaya kalkışması üzerine Hattuşili onunla mücadeleye girişmiş ve krallık tahtını ele geçirmiştir. Hatta bu mücadelesinde eskiden kendisine düşman olan Kaşkaların yardımını bile almıştır (Göetze, 1925: 58,66; Schuler, 1965:23,58; Otten, 1966:158-159; Ünal, 1974:115-123; Otten, 1981:21).


Kaşkaları yalnızca askeri güçle durduramayacağını anlayan Hattuşili III, onlarla antlaşma yoluna da gitmiştir. Onun, Kuzey Anadolu’daki Kaşka halkına karşı takip ettiği politika, sınır şehri olan Tiliura ve Hitit-Kaşka sınırında uzanan diğer kentlerle hazırladığı antlaşmada gözler önüne serilmektedir. Antlaşmanın önsözünde Hattuşili, Tiliura’daki yeniden iskân faaliyetinden söz eder. Buna göre Hantili zamanında yıkılan bu şehir Murşili II tarafından tekrar tahkim ettirilmiştir. Hattuşili III, kapsamlı bir iskân çalışmasına girmiştir. Kaşkalarla yapmış olduğu antlaşmanın şartları ise şöyledir.

1 Kaşka halkının hiçbir askeri veya seyisi şehre girmeyecek,
2 Şehrin yöneticisinin eşliğinde bile hiçbir Kaşka seyisi şehre girmeyecek,
3 Geceyi şehirde geçiren herhangi bir Kaşka vatandaşı tutuklanıp cezalandırılacak,
4 Kaşka’dan satın alınan hiçbir kölenin şehre girmesine izin verilmeyecek; şehrin sınırları dışında tutulacak ya da “ahıra konulacak”,
5 Kaşka’dan köle satın alan ve onun şehre girmesine izin veren kişi tutuklanacak. (Ünal, 2003: 49)


Bu maddelerden, Hattuşili III’ün Tiliura’yı sadece bir Hitit şehri olarak tutmak istemediği anlaşılmaktadır. O aynı zamanda kentin sınırları dışındaki bölgede dayanıklı bir Kaşka varlığının doğuracağı sonuçları da dikkate almıştır. Böylece, Hitit kralı geçmişte Kuzey Anadolu topraklarının kaybedilmesine neden olan hatalardan uzak durmaya çalışmıştır.


Tiliura kenti, Kelkit Vadisi boyunca, Niksar ve Erbaa civarında aranmaktadır. Bu çevrede M.Ö. II. Bin yerleşmelerinin genelde Kelkit Irmağı’nın güneyinde bulunduğu ve burasının Hititler için bir savunma hattı olduğu anlaşılmaktadır. Bu doğal sınır Kaşka kabilelerinin birleşerek Hitit ülkesinin iç taraflarına sarkmalarını önlemek, Kaşkaların Azzi-Hayaşa ile ittifak kurarak Yukarı Ülke’yi kontrol altında tutma planlarını bozmak ve Amasya Tokat çevresinde uzanan sınır bölgesinin güvenliğini sağlamak amacıyla tahkimli şehirlerle kuvvetlendirilmiş olmalıydı.


Hattuşili III’den sonra oğlu Tuthalya IV tahta çıktığında, ülke zor günlere doğru ilerliyordu. Tuthalya IV döneminde devlet, eski gücünü kaybetmiştir. Ülkede isyanlar baş göstermiş ve gittikçe güçlenmekte olan Asur Devleti ise Hitit Devleti için ciddi bir tehlike olmaya başlamıştır (Memiş, 2006: 129). Kaşkalar, Yukarı ülkeye saldırılarını sürdürmektedirler. Kral Tuthalya daha tahta çıkmadan önce onlara karşı savaşmaya başlamıştır. Hattuşili III döneminde yazılmış ve oğlu Tuthaliya’nın Kaşkalara karşı verdiği mücadeleye ilişkin bir belge aynı zamanda Hitit coğrafyasına katkı sağlamıştır. Olay Maşat ve Ortaköy arasında Şakaddunuwa (Karadağ) ve Şarpunwa  (Emir Dağı) ile Şişpinuwa (Buzluk Dağı) arasında akan Zuliya (Çekerek) Çayı üzerinde yaşanmıştır (Alp, 1976: 165-196; Alp, 1977: 64). Belgede (5) şöyle söylenmektedir:

“Ona bir yandan Şakaddunawa Dağı (halkı), düşman idi. Diğer yandan ona Şişpinuwa Dağı (halkı) düşman idi. Diğer yandan Şarpunwa Dağı (halkı) ona düşman idi. Onun orada olduğunu bütün düşmanlar karşıdan işitince, Kaşkalıların hepsi oraya vardılar ve ona karşı Zuliya Irmağı’nın önünde köprüyü tuttular ve köprüyü yıktılar”.


Tuthalya IV’den sonra Hitit Devleti’nin durumu daha da kötüye gitmiştir. Hitit Devleti’nin bilinen son kralı Şuppiluliuma II tahta geçtiğinde Hitit Devleti’nde durum gayet ciddi idi. Hasat kötüydü ve olabilecek bir kıtlığı önlemek için, Mısır ülkesinden tahıl ithal edilmişti. Doğuda ise gittikçe güçlenen Asur, büyük tehdit unsuruydu. Suriye’deki tabi krallıklar gereken yükümlülüklerini yerine getirmiyorlardı. Kaşkalar ise, sürekli tehditlerini devam ettiriyorlardı (Taşdöner, 2006: 82-83).


Askeri ve ekonomik yönden zayıflamış olan Hitit Devleti M.Ö. 1200’lerde vuku bulan Ege Göçleri neticesinde yıkılmıştır. Hitit Devleti’nin yıkılmasında Ege Göçleri kadar Kaşkaların da etkisi olduğu düşünülmektedir. Çünkü en az iki cephede savaşmak zorunda kalan Hititler, askeri ve ekonomik açıdan zayıflamışlar ve bu göç dalgasına karşı varlıklarını koruyamamışlardır (Memiş, 1990:110). Nitekim Boğazköy, Alişar Höyük, Alaca Höyük, Maşat Höyük ve diğer Hitit şehirlerinde yangınla son bulmuş Hitit yerleşim tabakaları, bu saldırıların ani ve çok şiddetli olduğunun ispatıdır (Kınal, 1987:126; İplikçioğlu, 1990:73).


Sonuç

Doğu Kaşkalar ile Hitit Yukarı Ülke arasında doğal bir sınır oluşturan Kelkit, Reşadiye’de Tokat il sınırlarına girdikten sonra Niksar ve Erbaa ilçelerinden geçmektedir. Bu nedenle Hitit-Kaşka mücadelesinde adı geçen (Tiliura, Karahna) gibi birçok yer ismi tam olarak yerleri tespit edilemese de Niksar-Erbaa çevresinde aranmaktadır. Bölgede yapılan yüzey araştırmalarına baktığımızda da Hitit yerleşmelerinin genellikle Kelkit Irmağı’nın güneyinde yoğunlaşması da Kelkit Irmağı’nın Kaşkalara karşı doğal bir savunma hattı oluşturduğunu ispatlamaktadır. Bu doğal sınır Kaşka kabilelerinin birleşerek Hitit ülkesine yayılmalarını önlemek, Kaşkaların Azzi-Hayaşa ile ittifak kurarak Yukarı Ülke’yi kontrol altında tutma planlarını bozmak ve Amasya-Tokat çevresinde uzanan sınır bölgesinin güvenliğini sağlamak amacıyla tahkimli şehirlerle kuvvetlendirilmiş olmalıydı. Bu şehirlerden biride büyük bir Hitit arşivinin bulunduğu Maşathöyük/Tapigga’dır. Maşathöyük tabletlerinden öğrendiğimize göre Hititler baş düşmanları Kaşkalarla baş edebilmek için birçok tedbir almışlardır.


Ancak tüm bu tedbirlere rağmen Hititler, Kaşka sorununu çözememişlerdir. Çünkü Kaşkalar, Hitit ülkesine ani baskınlar yaparak şehirlerini kuşatıp, bağlantı yollarını kesiyorlar, korunaklı bir yere veya bir dağın tepesine mevzilenip, gerilla harbi yaparak sürekli yer değiştiriyorlardı. Aynı zamanda Kaşkalara karşı baskın yapmak da Hititler için çok zordu. Çünkü daima Hititlere yakın yerlerde ileri karakollar kurmuşlar ve onların askeri faaliyetlerini sürekli gözetlemişlerdi. Böylece bir tehlike anında kaçış imkânı elde etmiş oluyorlardı ve bununla beraber, komşu birliklerle anlaşıp Hititleri tuzağa düşürüyorlardı. Dolayısıyla Kaşkalar gerek yaşadıkları coğrafyanın savunma imkânlarından çok iyi faydalanmış olmaları ve gerek uygulamış oldukları savaş taktikleri sayesinde hiçbir zaman Hititlerin egemenliğine girmemişlerdir.   


dipnotlar:
1) Nerik şehri, Hitit-Kaşka sınır bölgesinde bulunmaktadır. Konumu ve Hitit metinlerinde geçtiği olaylar için bk. Dinçol-Yakar, 1974:51 vd.; Ertem, 1973:100-101; Ünal, 1977:429) 
2) Arnuwanda-Aşmunikal dua metninin içeriği hakkında daha geniş bilgi için bkz. Ceylan, 1996: 1-12. 
3) Bir kült merkezi olduğundan dinsel açıdan da büyük önem taşıyordu. Çoğunlukla Tokat-Turhal-Amasya civarlarında yer alması gerektiği düşünülmektedir. (RGTC 6: 177 vd.; RGTC 6/2: 66)
4) Kapperi, Niksar’a lokalize edilmektedir. (kap-pi-e-rin KUB XIX 37 III 46´/ kap-pi-e-ri KUB XIX 37 III 35´ 36´ 39´)(Cornelius, 1958:244; Schuler,1965:49,79,102,106; RGTC, 1978: 175; Karauğuz, 1996:116; Alparslan, 2006: 95) 
5) KBO XVI 36 (KUB XXXI 20 Bo5768)






"Ancak, Kaşkalar bana düşmanca davranmıştı", diye yazar Hattuşili...
"Die Kas̆käer aber, die mir feindlich gewesen waren" schreibt Hattuşili... (Hatt.IV 26-29)
"The Kas̆kans, however, who had been hostile to me" wrote Hattuşuli... 

(page 58 "Die Kaškäer: Ein Beitrag zur Ethnographie des alten Kleinasien", by Einar Schuler)

Anadolu'nun yerlisi Hatti kökenli Anatanrıça (MÖ 14.-13.yy) Eštan, işgalci Hittlerde İštanu olmuştur. Metropolitan müzesindeki açıklama bunun Hititlerdeki Arinna olduğudur, ki Hatti ile aynı tanrıçadır, geldiği yer Arinna (von Arinna) olduğu için tanrıçanın adı Arinna olarak değişmiş. Hatti döneminde Hattuşa'nın baş tanrısı hava tanrısı Taru iken Arinna'nın ki güneş tanrıçası Eštan'dır. (başındaki haleyi güneş olarak açıklıyorlar)

["Das hethitische wort für eine sonnengottheit lautete İštanu (aus dem hattische Eštan), und es ist sicher, dass di Sonnegötin von Arinna unter diesem namen bekannt wurde. Darauf weist vor allem die schreibung dieses namens mit dem phonetischen komplement -u- in KUB 28.6 Vs.II 12' uruPU-na-as dUTU-us hin, wobei das Epitheton 'von Arinna' die identifizierung der göttin bestatigt. Ausserdem sprechen dafür solche kontexte wie IBoT 1.29 Vs. 63, in dem dİştanu im Paar mit dTaru vorkommt. Da mit dTaru der hattische wettergott, in diesem fall der hauptgott von Hattuşa, gemeint ist, darf geschlossen werden, dass hier als dIştanu nur die sonnegöttin von Arinna in betracht kommen kann."  - Arinna: eine heilige Stadt der Hethiter, by Maciej Popko]



HATTİ KÖKENLİ "KUTSAL NERİK" 300 YIL BOYUNCA KAŞKALARIN ELİNDE KALMIŞTIR.
"Hititlerin baş tanrısı olan Fırtına Tanrısı’nın kült kenti olan Nerik’in, yine Hantili döneminde Kaškalar’ın eline geçtiği ve kentin üç yüz yıllık bir Kaška egemenliğinin ardından M.Ö. XIII. yüzyılda, III. Hattušili döneminde tekrar Hitit egemenliğine girdiği görülmektedir." (Serkan Demirel 'Hitit-Kaška İlişkilerinde Yanıtı Aranan Bazı Sorular',2013) (Nerik = Oymaağaç Höyüğü Vezirköprü/Samsun )

"Hatti kökenli (başta Nerik olmak üzere kutlanan) purulli(ya) bayramı, İlluyanka mitosu (CTH 321), Hattice fragmanlarda (KUB 28.73; KUB 44.60+KUB 28.9; KUB 48.37’) Nerik ile kentin rahiplerinin anılması ve yine (Eski Hitit yazım özellikleri gösteren) Hitit Kanun metinlerinde (§50 KBo 6.2 II 58’-60’) kentin din adamlarının yükümlülüklerden muaf tutulması gibi örneklerden de (Narak/)Nerik kentinde, Hatti-Hitit kült uygulamaları ve dinsel geleneklerinin sürdürüldüğü, Hatti döneminden itibaren önemli bir kült merkezi konumunda olduğu bilinmektedir. " (Nerik Kenti “Arınma Ritüeli” Şafak Bozgun - Savaş Özkan Savaş, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Hititoloji Anabilim Dalı)





'Hitit-Kaška İlişkilerinde Yanıtı Aranan Bazı Sorular', 
Serkan Demirel, 2013


Giriş

M.Ö. II. binyıl Anadolu’sunda varlıklarını hissettiren en önemli halk hiç şüphesiz Hititler’dir. Anadolu’ya merkezi devlet geleneğini kazandırmış olan bu halk sadece siyasi değil aynı zamanda kültürel açıdan da yaşadığı topraklara değer katmıştır. Yazı, bu değerler içerisinde elbette ki en kıymetli olanıdır. Anadolu’da çivi yazısının kullanımını yaygınlaştıran Hititler, bu sayede sadece kendileri hakkında değil aynı coğrafyayı paylaşmış olduğu diğer halklar hakkında da önemli ve hatta yegâne bilgileri vermektedir. Söz konusu binyıl içerisinde Anadolu’da yaşayan ancak yazıyı kullanmadığı düşünülen Kaškalar da, Hitit kaynakları sayesinde bilgi sahibi olunan önemli bir halk olarak karşımıza çıkmaktadır.


Hititçe çivi yazılı kaynaklara aşina olan herkes bilir ki bu kaynaklarda Kaškalar bağımsız boylar veya gevşek bir konfederatif yapılanma (1) halinde yaşayan göçebe, dini duygulara dahi saygısı olmayan, (2) yağma düşkünü bir halk olarak tasvir edilmiştir. Genel itibariyle verilen bu bilgilere itimat edilmiş ve uzun yıllar boyunca pek çok kişi tarafından kullanmıştır. Çalışmamız içerisinde Hititçe kaynaklarda Kaškalar hakkında verilen bu bilgilere bakılacak ve eleştirel bir gözle incelenecektir. Hatta Kaška toplumlarının davranışlarının altında yatan temel sebeplerin neler olabileceği ele alınarak, gerekçelerin masumiyeti sorgulanacaktır.



Hitit Devleti’nin “Varlığını” Tehdit Eden Bir Unsur Olarak Kaškalar

Hitit Devleti, Anadolu yarımadasında neredeyse tüm komşuları ile sorun yaşamıştır. Bu nedenle devletin sınırlarının sürekli olarak değiştiği görülmektedir. Ancak bu komşular içerisinde onlara en çok sorun yaşatanı hiç şüphesi Kaškalar’dır. (3) Yeri geldiğinde Mısır gibi büyük bir güce dahi karşı koyabilen Hititler’in neredeyse tüm tarihleri boyunca Kaškalar ile bitmek bilmez bir mücadele içerisine girmiş olmaları ilginç karşılanabilir. Bu nedenle Kaškalar ile ilgili ele alınacak olan sorulardan birisi, onların neden sürekli olarak sorun yaratan bir halk olarak görüldükleri ve neden hiçbir zaman kontrol altında tutamadıklarıdır. Kaškalar’ın Hitit Devleti için diğer komşularına kıyasla daha büyük bir sorun olmasının nedenleri, bu halkın yaşamış olduğu coğrafya ile ilişkilendirilebilir.


Konu ile ilgili en önemli çalışmalardan birisini yapmış olan von Schuler’e itimat edilirse, Kaškalar birbirinden bağımsız boylar halinde Çorum/ Mecitözü ve Amasya yakınlarında yaşamaktaydılar. (4) Yani bu bölge Hattuša, Arinna ve Šapinuva gibi önemli Hitit kentlerinin hemen yanı başında yer almaktadır. Neredeyse aynı coğrafik alan üzerinde yaşayan bu iki toplumunun sınırlarının birbirinden bariz bir şekilde ayrılmış olabileceğini ileriye sürenler olduysa da her iki toplum arasındaki sınırı birbirinden ayıran herhangi bir anıt veya işaret bulunamamıştır. (5) Bu nedenle bir sınır çizgisinden bahsetmek oldukça güç ve hassas bir konudur. (6) 


Oldukça yakın yaşam alanlarına sahip iki toplum arasında yaşanacak bir çatışma, doğrudan Hitit Devleti’nin merkezini etkiliyor ve Hitit Devleti’nin Anadolu’daki otoritesini sarsacak bir duruma dönüşebiliyordu. Artık gayet iyi bilinmektedir ki Kaškalar, Hitit Devlet’i ile olan coğrafik yakınlıklarından faydalanarak başkent Hattuša’ya dahi saldırmışlardır. Çoğunlukla devletin içerisinde bulunduğu sorunlardan veya askeri seferlerde ordunun meşguliyetinden istifade eden bu halkın, Hitit başkentini tehdit ettikleri yönünde en eski bilgi I. Hantili dönemine (M.Ö. 1590-1560) tarihlendirilir.

Hantili’nin ilgili vesikasında Hattuša kentinin surlarla tahkim edildiği ifade edilmektedir. (7) Hantili metninde, Hattuša’nın çevresinin hangi sebepten dolayı surlarla çevrildiğini belirtmemiştir. Ne var ki, İmparatorluk Dönemi krallarından IV. Tuthalya, Hantili’nin bu hareketinin gerekçesinin, kuzeyden gelen Kaška tehlikesinden kaynaklandığını açıklamaktadır. (8) Bu nedenle, o ana kadar Hattuša’da ihtiyaç duyulmayan surların, kentin Kaškalara karşı savunma zafiyetini ortadan kaldırmak için inşa edildiği anlaşılmaktadır. Benzer bir durum Hitit Devleti’nin kuzeyinde yer alan Nerik kenti için de geçerlidir. Hititlerin baş tanrısı olan Fırtına Tanrısı’nın kült kenti olan Nerik’in, yine Hantili döneminde Kaškalar’ın eline geçtiği (9) ve kentin üç yüz yıllık bir Kaška egemenliğinin ardından M.Ö. XIII. yüzyılda, III. Hattušili döneminde tekrar Hitit egemenliğine girdiği görülmektedir.(10) 


Kaškaların tahribatı sadece başkent ve kült kenti Nerik ile sınırlı değildir. Hititlerin geleneksel yerleşim alanlarının bulunduğu Marašantiya (Kızılırmak) Nehri’nin kuzeyinden başlayarak bölgenin daha güneyinde olduğu düşünülen Nenašša kentine kadar Hatti Ülkesi’nin büyük kısmının Kaška saldırılarına maruz kaldığı anlaşılmaktadır. (11)

Genel bir değerlendirme ile, hangi tarihte olursa olsun, bu halkın sürekli olarak güney sınırlarına, yani Hatti Ülkesi’nin kalbine doğru bir hareketlenme içerisinde oldukları söylenebilir. Bu durum Hitit Devleti için ciddi manada sürekli bir tehdit unsuru olarak algılanıyordu.(12) Anlaşılan o ki, Kaškaların bu hareketlenmeleri Hitit Devleti’nin sadece sınırlarını değil idari ve sosyal merkezlerini de doğrudan etkileyebilmesi nedeniyle Arzawa, Kizzuwatna, Mitanni, Azzi Hayaša ve hatta Mısır ile olan çatışmalara pek benzemiyor ve çok daha yıpratıcı olabiliyordu. Kaška saldırılarının Hititler açısından diğer sınır çatışmalarına göre daha fazla önem arz etmesinin ve krallar üzerinde baskı ve tedirginlik yaratmasının ana nedeni muhtemelen bu durumdur. Kaška-Hitit sınırına yönelik bu özel durum nedeniyle zaman zaman Hititlerin elinden çıkabilen Hakpiš (13) veya Ištahara (14) gibi Kaška sınırına yakın Hitit Devleti’nin kontrolündeki kentlerin askeri yönleri çok ilerletilmiş ve sınır güvenliğinden sorumlu kişilerin çalıştırıldığı (15) sağlam birer müstahkem mevki haline getirilmiş olduğu Hititçe çivi yazılı metinlerde ifade edilmektedir. Ayrıca metinlerden (16) anlaşılana göre Kaška-Hitit sınırında veya sınır yakınlarında bulunan kentlere yönelik yeniden iskâna/nüfuslandırmaya yönelik politikalar da olduğu anlaşılmaktadır. (17) Bu durum, söz konusu sınır kentlerinde Hitit Devleti’ne sadık bir tebaa oluşturarak bölgeyi kontrol altına almak amacıyla yapılıyordu.


Hititler açısından Kaškalar’ın kontrol altında tutulması, Hitit Devleti var olduğu sürece bir zorunluluk olarak görülmüştür. Bu nedenle Hitit Devleti’nin ilk zamanlarından itibaren bilhassa Yeni Krallık döneminde neredeyse tüm krallar Kaška kabileleri ile mücadele halinde olmuşlardır.(18) Bu mücadelenin Hititlere büyük zaman ve gelir kaybına neden olduğu ise bir hakikattir. Kaška sorunu Hititler için iki devlet veya toplum arasındaki ilişki gibi değil, aynı toplum içerisindeki huzurun sağlanması şeklinde algılanmıştır. Çünkü Kaškalı ve Hititli insanlar, aynı topraklarda ve hatta aynı veya birbirine çok yakın kentlerde yaşıyorlardı ve hatta hayvanlarını aynı çayırlarda beslemişlerdir. 


Antlaşma metinlerinden iki toplumun sığırlarının zaman zaman karışmış olduğu öğrenilmekte ve bu soruna çözüm bulunmaya çalışıldığı görülmektedir.(19) Birbirine bu kadar yakın yaşam alanlarına sahip olan bu iki toplumun arasında yaşanan sorunlar doğal olarak Hititler için bir iç sorun gibi algılanıyor ve çözüme ulaştırılması için gayret gösteriliyordu. Çünkü aksi bir çözümsüzlük durumunda yaşanabilecek çatışmalar Hitit Devleti’nin varlığını etkileyebilecek bir soruna dönüşebiliyordu.



Kaška-Hitit Çatışmalarında Çözümsüzlüğünün Nedenleri

Kaškalar ile Hitit Devleti arasındaki sorunlar, devletin varlığını tehdit etmesi nedeniyle her daim Hititlerin gündeminde olmuştur. Bu sorun çözüme ulaştırılması gereken bir husus olarak algılanmıştır. Hititler söz konusu bu sorununun çözümünü askeri seferlerde ve antlaşmalarda görüyorlardı. Bu iki seçenekten çoğunlukla tercih edileni de askeri seferler olmuştur. Ne var ki, kuzey sınırına yönelik bu seferlerin hiçbirinin tam anlamıyla başarıya ulaştığı söylenemez. Başarı sadece, bu halkın kısa süreler itibariyle bastırılmasından ibaret olmuştur. Önasya’nın büyük devletleriyle rekabet edebilen Hitit ordusunun hemen yanı başındaki bu halka karşı yetersiz kalması konuya yabancı kimselerce bir acizlik olarak algılanabilir. Ancak vaziyetin nedenleri Kaškalar’ın siyasi yapılanmalarına ve bölgenin bugün dahi gözlemlenebilen coğrafik koşullarına bakıldığında rahatlıkla anlaşılabilir.


Öncelikle unutulmamalıdır ki, tek bir Kaška toplumundan söz edilemez. Metinlerde açıkça pek çok Kaška beyinin kendi toplumunu idare ettiği belirtilmektedir. Zaman zaman siyasi bir birlik olma yoluna gitmiş olsalar da, (20) Hitit Devleti bu merkezileşme hareketini bir tehdit olarak algılandığı için böylesi bir birliğe asla izin verilmemiştir. Hitit kralı II. Muršili’nin babası I. Šuppiluliuma’nın icraatlarını anlattığı metinlerde, Kaškaların kimi zaman dokuz (21) kimi zaman on iki (22) farklı boyda bir araya geldikleri söylenmektedir. Anlaşılan o ki, Kaškalar arasında ortak düşman olarak Hititlere karşı güç birliği söz konusu olduğunda birçok farklı Kaška grubundan bahsedilebilir. Bu nedenle savaş durumunda dahi birlik olmayla ilgili bir eğilimleri hiçbir zaman olmamıştır.


Bu durum siyasi açıdan bölgede istikrar sağlanmasına mani oluyordu. Birbirinden bağımsız olarak hareket edebilen farklı Kaška boylarının herhangi birisinin Hitit Devleti ile yapmış olduğu bir anlaşma başka bir boy için önem taşımadığından, anlaşmaların bölge halkının günlük yaşamına pek fayda göstermediği ve amacına ulaşmadığı anlaşılmaktadır. Her iki toplum arasında pek çok defa anlaşma yapılmıştır. Ele geçen anlaşma metinlerinin büyük kısmı Hitit kralı I. Arnuwanda’ya aittir. (23) Bunun yanı sıra III. Hattušili’nin Kaška egemenliğindeki Tiliura kentiyle yapmış olduğu antlaşma metinleri (24) de iki toplum arasındaki diplomatik ilişkilerden birisi sayılabilir. Ancak bu anlaşmalar genel itibariyle değerlendirildiğinde her iki toplumun sorunlarının sürekli olarak farklı antlaşmalarda tekrar ettiği görülmektedir. Yani antlaşmalarla sorunlar çözülmüyor, boyların bağımsız hareketleri sonucunda geçersiz kalan anlaşmalar nedeniyle farklı zamanlarda sorunlar tekrarlanıyordu.


Kaškalar ile Hitit Devleti arasındaki sorunların çözümünde askeri seçeneklerin başarısız olmasının bir diğer nedeni de bölgenin coğrafik yapısıdır. Kaškalar’ın yaşam alanı olan Kuzey Anadolu, Batı Anadolu’nun (Arzawa) ve Güney Anadolu’nun (Kizzuwatna) geniş ovalarına ve rahat geçitlerine sahip olmadığı için Hitit ordusunun askeri mukavemeti son derece kırılgan olabiliyordu. Bir meydan savaşı söz konusu olduğunda Hititlerle hiçbir Anadolu halkı boy ölçüşemezdi. Ancak çoğunlukla gerilla tarzı çatışmaların yaşandığı dağlık Kaška bölgesinde Hitit ordusu yetersiz ve etkisiz kalıyor ve başarıya ulaşamıyordu. 


Kaškaların Hitit Devleti’ne Yönelik Saldırgan Tutumlarının Nedenleri

Kaška ve Hitit Devleti arasında yaşanan sorunlara ilişkin sorgulanması gereken bir diğer husus ise Kaškaların, Hitit sınırını ve kentlerini neden bu kadar taciz etmeye eğilimli olduklarıdır. Hititçe çivi yazılı metinlerde Kaškalardan tapınaklara ait kült eşyalarını dahi yağma eden (25) kişiler olarak bahsedilmektedir. 


Sorunun kaynağı olarak klasik manada Ön Asya’da örneği çokça görülen, göçebe bir toplumun tarımcı bir toplum üzerinde egemenlik kurmak istediği26 gibi bir fikir akla gelebilir. Ancak durumun sebebi muhtemelen bu değildir. Burada sorgulanması gereken iki unsur vardır; Kaškaların yağma faaliyetlerinin gerekçelerinin neler olduğu ve bu yağmalamaların, tarihi yağmalarla dolu olan Hititler tarafından bu kadar eleştirilmesinin ne kadar ahlaki olduğudur. Kaškaların Hitit sınırı ve içerisindeki kentlere yönelik yağma faaliyetlerinin şiddetini en iyi anlatan metinler Hitit kralı I. Arnuwanda ve Ašmunikal çiftine ait dua metinleridir. (27) Hitit Devleti’ni çaresiz bırakan Kaška saldırıları nedeniyle tanrılara bir yakarış olarak kaydedilen bu metinlerde Kaškaların, tanrılara ait hayvanları, gümüşü, altını ve diğer değerli madenlerden yapılmış eşyaları ve hatta tapınağın kült personelini dahi yağmaladıkları ve aralarında taksim ettiklerinden bahsedilmektedir. (28) 


Hitit kaynaklarının bu konuda hatalı bilgi verdiğini söylemek zordur. Çünkü benzer hareketler sadece söz konusu kral zamanında olmamıştır. II. Muršili ve III. Hattušili’nin yıllıklarından da Kaškaların benzer hareketler içerisinde oldukları anlaşılmaktadır. Kaškaların yapmış olduğu yağmalamalar genellikle, onların üretim yapmayan, göçebe ve barbar topluluklar oldukları söylenerek gerekçelendirilmeye çalışılmıştır. Yağma yapmak onlar için sanki bir yaşam biçimiymiş gibi düşünülmüştür. Ancak bu halkların zannedildiği kadar üretim yapmayan, göçebe barbarlardan oluşmadıkları söylenebilir. Hititçe çivi yazılı metinlere daha geniş bir bakış açısıyla yaklaşılması, konu hakkında yeni birtakım bilgilere ulaşılmasına yardımcı olacaktır.


Bir halkın göçebe olup olmadığı yaşam alanlarına ve uğraşmış oldukları ekonomik faaliyetlere bakılmasıyla anlaşılabilir. Eğer göçebe bir toplumdan bahsediliyorsa şehirlerde yaşamayan ve şehir yaşantısının gerektirdiği iktisadi faaliyetlerin olmaması gerekmektedir. Söz konusu bu iki husus ile ilgili eldeki veriler ışığında Kaška halkları hakkında bir değerlendirme yapılırsa, bu halkın Hititler için sürekli şikâyet konusu olan yağma faaliyetlerine neden yönelmiş oldukları konusuna bir açıklama bulunabilir.


Hitit bilimi içerisinde Kaškaların göçebe oldukları yolunda genel bir kanaat vardır. Bu düşünce, M.Ö. II. binyılın üzerinden dört bin yıl geçmiş olmasına rağmen halen göçebelerin yaşamış olduğu Anadolu topraklarında yabana atılır bir değerlendirme değildir. Ancak burada sorgulanması gereken husus bu halkın hiç değilse bir kısmının yerleşik yaşama geçmiş olup olmadığı, yarı yerleşik yarı göçebe bir toplum yapısının Kaşka halkları için geçerli olup olmayacağıdır. Her ne kadar bir sorgulama cümlesi kurulmuş olsa da, Kaška halklarının bir kısmının şehirlerde yaşıyor olduğu hâlihazırda kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Onları şehir yaşantısına uyum sağlamış oldukları yönünde metinlerde yeterince delil vardır. 


II. Muršili’nin kaydettirmiş olduğu bir metinde Timuhala şehrinin Kaškaların gururu ve iftihar kaynağı olduğundan bahsedilir. (29) Benzer şekilde Kaška beyi Pihhuniya’nın idare merkezi olan Tipiya şehri de Hititler tarafından Kaška egemenliğini merkezi olarak görülmektedir. (30) Hititlerin dini açıdan kıymet verdiği bir kent olan Nerik ise üç yüz yıl boyunca bir Kaška kenti olarak varlık göstermiştir. (31) Bu kentlerin dışında Kaškaların yerleştiği veya ellerinde tuttuğu başka yerleşimler de vardır. Bu bilgilerden hareketle Kaškaların sadece göçebe boylardan oluşan bir toplum olmadıkları rahatlıkla söylenebilir. Toplumun en azından bazı boylarının şehirlerde yaşayan ve dolayısıyla şehir yaşantısının sosyal ve dini müesseselerini kurmuş veya uyum sağlamış kişilerden oluştukları sonucuna varılabilir.


Göçebe bir toplumun ekonomik faaliyet alanları belirgindir. Bu toplumlarda müstakil yaşamın gerektirdiği zirai faaliyetlerin ve hatta madenciliğin olmaması, hayvancılık ve dokumacılık benzeri ekonomik faaliyetlerin toplumu ayakta tutması beklenmektedir. Buradan hareketle, göçebe olarak nitelenen Kaškaların bu nitelikteki bir ekonomiye sahip olmaları gerekmektedir. Konuya ekonomik açıdan yaklaşıldığında, Hititçe çivi yazılı metinlerden Kaškaların sığır, koyun ve domuz yetiştirdikleri ve buna bağlı olarak dokumacılıkla uğraştıkları anlaşılmaktadır. (32) Ancak metinlerden onların tarımla da uğraşıyor oldukları ile ilgili bilgiler de bulunmaktadır. (33) Belli ki, Kaškalar hayvan besleme ve bitki yetiştirmenin birlikte yürütüldüğü karma bir ekonomiye sahiptiler.(34) Bu durumda onların, M.Ö. II. binyıl Anadolu’sunda yerleşik yaşama geçmiş diğer toplumlarla benzer ekonomik faaliyetlere sahip bir toplum oldukları söylenebilir.


Zaten hatırı sayılır bir nüfusu barındırdığı anlaşılan Kaška toplumlarının tamamen yağma ile yaşadıklarını düşünmek hatalı olur. (35) Bu nedenle Kaškaların da tarım yapıyor olduklarını düşünmek esasen oldukça doğaldır. Sonuçta Kaška toplumlarının hem yaşam alanları ve hem de yapmış oldukları ekonomik faaliyetlerden hareketle bu toplumun en azından bir bölümünün veya bazı boylarının (belki de) güneylerindeki “uygar” komşularının da etkisiyle yerleşik yaşama geçmiş oldukları anlaşılabilir. (36) Yerleşik yaşam ve bu durumun beraberinde getirdiği ekonomik yapı söz konusu toplumun “barbar” olarak nitelenmemesi gerektiğini düşündürtmektedir. Bu nedenle Hititçe metinlerde sıklıkla şikâyet edilen yağma ve saldırı hareketlerinden sorumlu olan Kaška boylarının tüm Kaška toplumlarını yansıtmadığı ve diğer toplumlardan bağımsız hareket eden boylardan bazıları olduğu düşünülebilir.


Bazı Kaška toplumlarının Hitit Devleti’ne karşı saldırı ve yağma faaliyetlerine yönelik bir diğer izahat da, bu durumun dönemin varoluş şartları içerisinde oldukça doğal sayılabileceğidir. M.Ö. II. binyıl Anadolu’sunun en ileri toplumu olarak kabul edilen Hititlerin dahi komşularına yönelik sürekli olarak yağma hareketlerinde bulundukları bilinen bir gerçektir. II. Muršili’ye ait bazı metinlerden (37) babası Hitit kralı I. Šuppiluliuma’nın, Kaška egemenliğine ait bazı bölgelerde yağmaladığı hayvan sürülerinden, değerli madenlerden yapılmış eşyalardan ve insanlardan bahsetmektedir. Hitit ordusunun Kizzuwatna, Mitanni, Arzawa ülkelerinde ve hatta Mısır sınırlarında yapmış oldukları benzer yağmalamalar da unutulmamalıdır. Bu hareketler gayet sıradan bir durum gibi olarak Hitit metinlerinde sürekli anlatılmaktadır.


Hitit krallarının bir gelenek haline getirmiş oldukları hayvan, eşya ve insan yağmalamaları bir kenarda dururken, aynı davranışı Hitit kentlerinde yapan Kaškaları, Hititlerin metinlerinde barbar ve hatta dinsiz olarak göstermeleri halkın ve tanrıların nezdinde bu halkı kötüleyerek onlardan şikâyette bulunmanın ötesinde bir anlam taşımaz. Çünkü Hititler tanrıları önünde bu halkın dinsiz kendilerinin ise sadık hizmetkârlar oldukları tanrılara inandırarak bir yardımın kendilerine dokunacağını umuyorlardı. Bu nedenle duygu seviyesi yüksek bir şekilde kaydedilmiş bu metinler nedeniyle, Kaškaları sadece yağma yapan barbar kabileler olarak değerlendirip, onları dönemin en ilkel Anadolu kavmi olarak nitelemek gerçek dışı olacaktır. Bu davranışların, dönemin şartları içerisinde diğer pek çok toplum tarafından da yapılabilen bir davranış olduğu gerçeğinden hareketle, Kaškaların da dönemin uygarlık seviyesinden nispeten nasiplenmiş oldukları düşünülmelidir.


Gelecekte Yanıtlanması Beklenen Bazı Sorular

Kaškalara ilişkin yanıtı aranan daha pek çok soru vardır. Bu sorular içerisinde onların göçmen mi yoksa Anadolu’nun yerlisi mi oldukları henüz yanıtını bulmamıştır. Konu ile ilgili olarak Kaškaların, sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan İskitler ve Kimmerler gibi Anadolu’ya kuzey steplerinden göç ettikleri veya Hattilerin bir kolu olarak Hitit öncesi Anadolu’da zaten var oldukları düşünülebilir. Hitit Devleti’nin çöküşü sonrası Kaškalara ne olduğu yönündeki belirsizlik ise oldukça spekülatiftir. Hititçe yazılı kaynakların susması sonrası bu halkın akıbetine ilişkin bilgi veren başka bir kaynak olmaması, konu hakkında farklı yorumlara sebebiyet vermiştir. Hitit Devleti’nin son dönemlerinde doğu sınırları yakınlarındaki bir Kaška kenti olan Pahhuwa’da, Mita isimli bir isyancının ortaya çıktığı görülmektedir. 


Bu kişi, Anadolu’yu istila etmeye çalışan Asurluların kaynaklarında Muškili Mita olarak geçmektedir.  Muški isminde geçen šk etimolojik bağlantısı akla Kaška’yı getirmektedir. Bu neticede Kaškaların Hitit Devleti’nin son bulmasıyla birlikte Muški yerleşim alanları olan Orta Anadolu’ya kadar yayıldıkları düşünülebilir. (39) Ayrıca Mita ismi Hitit Devleti’nin çökmesinin ardından birkaç yüzyıl sonra bölgede merkezi bir devlet kurmayı başarmış Friglerin mitolojik kralı Midas’ı da akla getirmektedir. Ancak konu ile ilgili yeterince bilginin olmaması ifade edilen bu düşüncelerin spekülasyondan öteye gitmemesine neden olmaktadır. Bu nedenle şuan için yapılması gereken, hem Frig hem de Kaška yerleşimlerine yönelik daha geniş bilgilerin elde edilmesini beklemek olacaktır.


Sonuç

Neticede Kaška toplumlarını, Hititçe çivi yazılı metinlerde haklarında doğrudan verilen bilgilerin dışında, daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirmenin doğru olacağıdır. Genel itibariyle çağdaşları olan Hititlerden daha düşük bir uygarlık seviyesinde görmüş olduğumuz bu halkın, yukarıda verilen bilgiler ışığında aslında Hititlerden çok da farklı olmadıkları söylenebilir. Bilinenin aksine Kaška toplumlarının en azından bir kısmı göçebe değildir. Hem kendilerine ait hem de bazı Hitit kentlerinde uzun yıllar boyunca varlık gösteren bu halk, yerleşik kent yaşamının gerektirmiş olduğu sosyal kurumlara sahip olmalıdır. Aksi durumda söz konusu bu kentlerde yüzyıllar boyunca varlık göstermezlerdi. Ayrıca Kaškaların hem kent hem de taşra yaşantılarında uğraşmış oldukları ekonomik faaliyetler, onların sadece yağmacı ve barbar topluluklardan oluşmadıklarını da göstermektedir. Metinler sayesinde gerçekleşmiş olduğu sabit olan ve neredeyse tüm Hitit kentlerini etkileyen yağma ve saldırıların sorumlusu olarak Kaškaların topyekûn sorumlu tutulmaları yanlıştır. Kendi soydaşlarından bağımsız olarak savaşan ve antlaşma imzalayan Kaška boylarının varlığı bilinmektedir. Bu nedenle bahsi edilen bu yağmaların, en azından bazı Kaška boyları tarafından yapmış olabileceği göz ardı edilmemelidir. Ayrıca M.Ö. II. Binyıl Anadolu’sunda pek çok toplum tarafından gayet meşru bir hakmış edasıyla yapılan bu tarz yağma faaliyetlerinin benzerlerinin Kaškalar tarafından da tekrarlanması onların Hititler, Arzawa Ülkeleri ve Kizzuwatna’dan daha düşük bir uygarlık olduğu anlamına gelmez. Unutulmamalıdır ki, Kaškaların yaşam alanlarında yeterince arkeolojik kazı yapılmamıştır. Gelecekte ortaya çıkabilecek arkeolojik veriler, bu çalışmada, Hititçe çivi yazılı metinler sayesinde ortaya konulan bazı neticeleri doğrulayacaktır.


Serkan Demirel
Hitit-Kaška İlişkilerinde Yanıtı Aranan Bazı Sorular
Öğretim Görevlisi, Karadeniz Teknik Üniversitesi
Gazi Üniversitesi Akademik Bakış, Cilt 6 Sayı 12, Yaz 2013
dipnotlar:
1) Trevor Bryce, The Kingdom of the Hittites, Oxford University Press, New York, 2005, s. 47.
2) I. Arnuwanda ve Ašmunikal çiftine ait dua metinlerinde Kaškaların tanrılara hakaret ettikleri söylenerek şikâyette bulunulmaktadır. Konu ile ilgili metin yeri için bkz. KUB XVII 21 IV 10-15; metin tercümesi için bkz. Albrecht Goetze,” Hittite Prayers”, Ancient Near Eastern Texts Relating to the Old Testament, edited by J. B. Pritchard. 3rd ed., 1969, s. 400.
3) Gregory McMahon, “The History of the Hittites”, Across the Anatolian Plateau Readings in the Archaeology of Ancient Turkey, 2000, s. 65.
4) Einar von Schuler, Die Kaškaer, Ein Beitrag zur Etnographie des Altes Kleinasien, Walter de Gruyter & Co., Berlin, 1956, s. 19.
5) John Garstang, “Hittite Military Roads in Asia Minor: A Study in Imperial Strategy with a Map”, American Journal of Archaeology, Vol. 47, No. 1, 1943, s. 37.
6) James G. Macqueen, “Nerik and Its Weather-God”, Anatolian Studies, Vol. 30, (Special Number in Honour of the Seventieth Birthday of Professor O. R. Gurney), 1980, s. 180.
7) KUB XXI 29 Ö.y. II 1
8) KUB XXV 21 Ö.y. 2-5, metin tercümesi için bkz. Einar von Schuler, a.g.e., 1956, p. 187.
9) Trevor Bryce, Life and Society in the Hittite World, Oxford University Press, New York, 2004, s. 194
10) Hans G. Güterbock, “The North-Central Area of Hittite Anatolia”, Journal of Near Eastern Studies, Vol. 20, No. 2, 1961, s. 86.
11) Trevor Bryce, a.g.e., 2005, s. 146.
12) Gary Beckman, “The Hittites and Their Records”, From an Antique Land (An Introduction to Ancient Near Eastern Literature), 2009, p. 215.
13) Kentin kimi zaman Kaška bölgesi içerisinde kaldığını gösteren metin yerleri; KBo XIV 42 Ö.y. 3, KUB XIV 20 I 9, metin tercümesi için bkz. Schuler, a.g.e., 1956, s. 94.
14) Kentin kimi zaman Kaška bölgesi içersinde kaldığını gösteren metin yerleri; KBo V 6 I 43, metin tercümesi için bkz. Hans G. Güterbock, “The Deeds of Suppiluliuma as Told by His Son, Mursili II (Continued)”, Journal of Cuneiform Studies, Vol. 10, No. 3, 1956b, s. 91; KBo V 6 (=KBo XIV 11 I) Ö.y. I 43-44, metin tercümesi için bkz. Hayri Ertem, Hitit Devletinin İki Eyaleti: Pala-Tum(m) ana ile Yakın Çevresindeki Yerlerin Lokalizasyonu Üzerine Yeni Denemeler, Ankara Universitesi Dil ve Tarih- Cografya Fakultesi Yayınları, Ankara, 1980, s. 55; KUB XXII 25 A.y. 6, KUB XXXI 35+XXIII 36 I 8, metin tercümesi için bkz. Einar von Schuler, a.g.e., 1956, s. 94.
15) KBo II 5 Ö.y. I 13, metin tercümesi için bkz. Hayri Ertem, a.g.e., 1980, s. 49.
16) BoTU 34 (Bo 2059+2467+6487+6610)+Bo 6456=KUB XIX 11 IV 12-16, metin tercümesi için bkz. Hans G. Güterbock, “The Deeds of Suppiluliuma as Told by His Son, Mursili II”, Journal of Cuneiform Studies, Vol. 10, No. 2, 1956a, s. 65.
17) Trevor Bryce, a.g.e., 2005, s. 48.
18) Füruzan Kınal, Eski Anadolu Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1998, s. 159
19) KUB XXIII 77a(+)XIII 27(+)XXIII 77(+)XXVI §40-42 103 110, metin tercümesi için bkz. Einar von Schuler, a.g.e., 1956, s. 123.
20) KBo III 4 III 67-93, KUB XIV 17 II 30-39, KUB XIX 30 I 8 20, metin tercümesi için bkz. Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu Kitap II, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2003 s. 51.
21) BoTU 34 (Bo 2059+2467+6487+6610)+Bo 6456=KUB XIX 11 IV 3-8, metin tercümesi için bkz. Hans G. Güterbock, a.g.m., 1956a, s. 65.
22) KUB XXXIV 27 III 16, metin tercümesi için bkz. Hans G. Güterbock, a.g.m., 1956a, s. 67.
23) CTH 137-140
24) CTH 89: KUB XXI 29, KUB XXIII 123, KUB XXXI 15
25) KUB XVII 21 Ö.y. I 6-13, Einar von Schuler, a.g.e., 1956, s. 153.
26) Gordon Childe, Tarihte Neler Oldu?, Kırmızı Yayınları, İstanbul, 2007, s. 64.
27) CTH 375
28) KBo LIII 10+KUB XXXI 124+KUB XLVIII 28 II 18-27, III 1 3, metin tercümesi için bkz. Itamar Singer, Hittite Prayers, Society of Biblical Literature, Leiden, Boston, Köln, 2002, s. 42.
29) KBo L 13+KUB XIX 13+KUB XIX 14 I 46-48, metin tercümesi için bkz. Hans G. Güterbock, “The Deeds of Suppiluliuma as Told by His Son, Mursili II”, Journal of Cuneiform Studies, Vol. 10, No. 4, 1956c, s. 110.
30) KBo III 3 III 68-76, metin tercümesi için bkz. Guiseppe del Monte-Johann Tischler, Die Orts und Gewassernamen der hethitischen Texte, Dr. Ludwig Reichert Verlag, Wiesbaden, 1978, 426.
31) Hans G. Güterbock, a.g.m., 1961, s. 86.
32) Schuler, a.g.e., 1956, s. 77.
33) KBo V 6 (=KBo XIV 11 I) Ö.y. I 43-44 metin tercümesi için bkz. Ertem, a.g.e., 1980, s. 55.
34) Childe, a.g.e., 2007, s. 46., Burada karma ekonomiden kast edilen husus modern ekonomide olduğu gibi piyasanın yanı sıra devletin de önemli bir unsur olarak yer aldığı bir yapı değil, tarım ve hayvancılığın birlikte yürütüldüğü bir ekonomik yapılanmadır.
35) Hititler tarım konusunda oldukça sistemli bir teşkilatlanma içerisinde olmuşlardır. Gerek devlet, gerekse tapınak arazilerinde dönemin şartlarında nispeten ileri bir tarımsal üretime sahiptiler. Bu durumda Hititlerin aynı coğrafyayı paylaşmış oldukları Kaškaların da tarımsal üretimin farkında olmaları beklenebilir. Ancak kabul etmek gerekir ki henüz söz konusu durumu belgelendirebilecek bir veri yoktur.
36) Kaškalar konusunda mevcut literatürü derleyen ve analiz eden çalışmalardan birisini yapmış olan Leyla Murat’ın ilgili makalesinde bu halkın, güçlü komşuların Hititlerin etkisi nedeniyle dağlarda yaşamayı tercih ettikleri ve yarı boyunduruk altında kültürel ve belki de etnik olarak Hititleşmiş barbar bir Kaška milletinin var olduğu belirtilmektedir. Daha detaylı bilgi için bkz. Leyla Murat, “Hitit Dünyasında Gaškaların Yeri”. III. Uluslararası Hititoloji Kongresi Bildirileri (Çorum, 16-22 Eylül 1996), 1998, s. 442
37) KBo VIII 16 I 5-9, metin tercümesi için bkz. Hans G. Güterbock, a.g.m., 1956c, s. 117; KUB XXVI 84 II 14, metin tercümesi için bkz. Hans G. Güterbock, a.g.m., 1956a, s. 64; KUB XIX 18 IV 24, KBo V 6 I 31-40, metin tercümesi için bkz. Hans G. Güterbock, a.g.m., 1956b, s. 78, 91.
38) John Garstang, “Problems and Prospects in Hittite Studies”. American Journal of Economics and Sociology, Vol. 6, No. 2, (Essays in Honor of Francis Neilson, Litt. D., On the Occasion of His Eightieth Birthday), 1947, s. 229
39) Daha önce ifade edildiği üzere Kaškalar, Hitit yerleşim alanları olan Orta Anadolu’ya doğru sürekli bir yönelim halinde olmuşlardır. Hitit Devleti’nin her güç durumundan bir istifade çıkarmış olan Kaškaların, Hitit sonrası bölgede ortaya çıkan otorite boşluğu ve istikrarsızlık neticesinde bölgeye girmiş oldukları ve hatta Hitit kentlerinde yerleşmiş olma ihtimalleri üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Ancak bu aşamada Hitit sonrası Hitit kentlerinde görülen Frig kalıntılarının en azından bir kısmının Kaškalara mal edilmesi gerekecektir. Kaška ve Frig kültürleri arasında bir ayrım yapmak için elde yeterince veri olmaması tespiti kuvvetlendirmeyi güçleştirmektedir.



____