neolitik dönem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
neolitik dönem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2019 Cuma

Doğu Toros Petroglifleri: Tırşin Yaylası ve Çevresi




Kaya resimlerinin tarihlendirilmesi günümüzde de halen tartışılan sorunsallardan biridir. Bu durum, kronolojik olarak tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Genel olarak sembolizma, üslup ve kontekst üzerine yapılan tarihlendirme çalışmaları yetersiz kalmaktadır. Resmetme faaliyetinin yapıldığı alanlar ve dağılımı düşünüldüğünde, kaya resimlerinin sürekliliği ve değişkenliği göz önünde tutulmalıdır. Farklı coğrafyalarda yapılan resmetme faaliyetinin çoğu zaman benzer form ve öğeleri içerek şekilde yapılmış olması, analojik yöntemin eksik kalabileceğini göstermektedir. Bu bağlamda kontekst, üslup ve tekniğe dayalı karşılaştırmalar en sık kullanılan tarihlendirme yöntemi olsa da, özellikle son yıllarda artan çalışmalarla birlikte, çeşitli tarihlendirme yöntemleri, (14) etkin bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.



Çalışma konumuzu oluşturan Doğu Anadolu Bölgesi ve Anadolu’daki kaya resimleri şu ana dek yalnızca sembolizma ve kontekst üzerinden tarihlendirilmiştir. Van-Hakkari dağlık bölgesindeki arkeolojik çalışmaların azlığı ve buluntuların eksikliği, kaya resimlerinin değerlendirilmesini zorlaştıran diğer nedenler arasındadır. Tırşin Yaylası kaya resimleri için, Muvaffak Uyanık ve Herbert Künh, belirgin bir tarihlendirme yapmamakla birlikte; kaya resimlerinin Epipaleolitik ve Neolitik Dönem’de yapılmış olabileceğini belirtmektedirler (Uyanık, 1974, s. 102). Yakındoğu ve Anadolu’da kaya resimleri üzerine çalışmış olan E. Anati, Tırşin ve Gevaruk Yaylası’ndaki figürleri beraber değerlendirerek Neolitik, Kalkolitik, Tunç (Erken Tunç ve 2.bin yıl) ve Demir Çağı olmak üzere dört gruba ayırmıştır (Anati, 1968, s. 35).

M. Özdoğan ise, Tırşin Yaylası’nda yer alan bazı betimlerin, Göbekli Tepe’de yoğun bir şekilde görülen sembolizmaya bağlı olarak, Neolitik Dönem özellikleri taşıdığını öne sürmüştür (Özdoğan, 2000, 2004). Tırşin Yaylası’ndaki bir sirk gölü çevresinde Neolitik Dönem özellikleri taşıyan obsidyen dilgi parçalarının bulunmuş olması da bu fikri destekleyen bir kanıt olarak görülmüştür (Özdoğan, 2004, s. 298). Uyanık’ta yayladaki çalışmasında obsidyen ve çakmaktaşı alet parçaları bulduğunu belirtmiştir (Uyanık, 1974, 54-57).

Bu bağlamda, Tırşin Yaylası ve çevresinde yer alan kaya resimleri için bir kronolojik önerme yapmak oldukça zordur. Üslup ve sembolizmaya bağlı olarak, tespit ettiğimiz figürlerin en az iki döneme işaret ettiğini, büyük boyutlu gerçekçi figürlerin bölgenin erken örneklerini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Tarihöncesi dönemde yapılmaya başladığını düşündüğümüz figürlerin yanında bazı resimlerin özellikle Tunç Çağı’nda da yapılmış olması muhtemeldir. Yoğunluk olarak daha az olduğunu söyleyebileceğimiz bazı figürler ise Demir Çağı ve sonrasında yapılmış olmalıdır.

Doğu Toros Petroglifleri: Tırşin Yaylası ve Çevresi
Hale Tümer
ANADOLU ARAŞTIRMALARI, 2018, Sayı 21.pdf: 
(14) Radyokarbon, likenometri, lüminans analizleri ayrıca uranyum seri (U-series), potasyum argon gibi radyometrik ve izotopik analizler kaya resimlerini tarihlendirme amacıyla kullanılmaktadır.







Bayan Yürek - Kazakistan - Türk Kaya Resimleri

HAKKARİ





10 BİN YILLIK KAYA RESİMLERİ KAYIT ALTINA ALINDI
Milliyet, 21.10.2014

Hakkari'nin Norduz bölgesindeki Trişin Yaylası'nda bulunan ve 10 bin yıl öncesine ait olduğu değerlendirilen kaya resimleri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Merkezi Müdürü Yrd. Doç.Dr. Konyar ve ekibince fotoğraflanarak kayıt altına alındı. Konyar: "Kaya resimleri, arkeoloji literatürü ve bölgenin pristoryası için çok önemli. Kaya resimleri açısından en erken örnekler burada yer alıyor".

Hakkari'nin Norduz  bölgesindeki Trişin Yaylası'nda, 10 bin yıl öncesine ait olduğu değerlendirilen  kaya resimleri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve  arkeoloji Merkezi Müdürü Yrd. Doç.Dr. Erkan Konyar ve ekibi tarafından  fotoğraflanarak kayıt altına alındı.

İlk kez 1960 yılında bulunan ve o dönemden sonra bölgede yaşanan terör  olayları nedeniyle gidilemeyen Trişin Yaylası'ndaki kaya resimleri, bölgede  çatışmaların sona ermesiyle yeniden incelendi.

Yörede Van Müze Müdürlüğü'yle çalışma yürüten Konyar, ekibiyle 1960  yılından bu yana ilk kez kaya resimlerinin bulunduğu Trişin Yaylası'na giderek  araştırma yaptı.

Kaya resimlerini tek tek inceleyerek fotoğraflayan Konyar, bölgede  göçebe toplulukların yaptığı çok basit kaya resimlerinin olduğunu ve bunların  tarih açısından önemli bilgiler sağlayacağını bildirdi.

Hakkari'nin dağlık alanları arasında kalan yaylanın deniz seviyesinden  3 bin metre yükseklikte olduğunu kaydeden Konyar, şunları söyledi:

"Burası 1960 yılında keşfedilmiş ama o tarihten bu yana arkeologlar  buraya gelememiş. Bu yıl 50 yıl aradan sonra ilk kez bir arkeolojik ekip alanı  ziyaret etti. Kaya resimlerini inceliyoruz. Trişin Yaylası'ndaki kaya resimleri,  arkeoloji literatürü ve bölgenin prehistoryası için çok önemli. Kaya resimleri  açısından en erken örnekler burada yer alıyor. Kum taşından kaya blokları  üzerinde gruplar halinde bazen tek tek vurgu şeklinde işlenmiş, dağ keçisi, yaban  geyiği, yılan ve insan betimleri var. Dönemin koşulları ve ihtiyaçları  çerçevesinde resimler şekillendirilmiş. Bunları, avın iyi gitmesi için yapılan  törensel resimler olarak tanımlayabiliriz."

Konyar, bölgede yüzlerce kaya resminin bulunduğunu ve bunların bir  kısmının korunduğunu belirterek, bölgenin korunması için gerekli önlemlerin  alınması gerektiğini vurguladı.

Kaya resimlerinin belgeleme ve fotoğraflama çalışmasını yaptıklarını,  önümüzdeki dönemlerde de bu çalışmalara devam edeceklerini kaydeden Konyar, "Kaya  üstü resimleri açısından burada yerleşmeler olduğu tahmin ediliyor. Göçebe  toplulukların yaptığı çok basit kaya resimleri var. Kronolojisiyle ilgili  değerledirmeler yaptığımızda, bunların 10 bin yıl önce bölgede yaşayanların  yaptığı sanatsal üretimler olduğu söylenebilir" diye konuştu.



HAKKARİ KAM (Şaman)

ALTAY KAM

Bu fotoğraflar G.Kubarev'in "Karakol-Altay Petroglifleri"makalesindendir.


SB


12 Ağustos 2014 Salı

GÖBEKLİTEPE / GOBEKLiTEPE




Göbeklitepe 11.000 yaşında, dünyanın ilk tapınağı...
Stonehenge ve Mısır piramitlerinden de eski...



Göbeklitepe halkı göçebe değildi, son 10 yıldır yaptığımız araştırmalar sonucunda bu halkların yerleşik olduğunu gösteriyor. Şaşırtıcı bir durum, bu insanların bir köyleri vardı ve çok organizeydiler. Etraftaki köy halklarıyla birlikte hareket edebiliyorlardı. Bu köylerin arasında Çayönü ve Nevali Çori de vardı.

Buraya büyük toplantılar ve büyük şölenler yapmak için geliyorlardı. Bu yüzden taşocaklarından taşları getirmek için gerekli insangücü vardı. O dönemde henüz hayvanları kullanmıyorlardı.

Anlaşılan o ki, burası köylülerin ibadet alanıydı.

5,5 metre yüksekliğinde sütunlar... Her dikilitaş bir sözcük....

Kemeri, tilki postu ve elleriyle...
Böylece T şeklindeki taşların ne olduğu ortaya çıkıyor...Bunlar stilize edilmiş insan profilleri.
Önemli olanlar, liderler, ortada duruyor ve diğerleri etrafını çevreliyor. Yani insanların toplantısını betimliyor.

Peki bunlar kim?

Çok açık ki bunlar insan değiller....İnsan olmak için çok büyükler...
Burada dikkat çekici şey, yüzlerin betimlenmemiş olması...gözü, burnu, ağzı yok..bunlar dünyalı değiller....buraya uzaydan geldiler...bu sebebten yüzlerini göstermediler...ya yüzleri yoktu, ya da yüzlerinin betimlenmesine izin yoktu...

Başka bir dünyadan geldikleri için , aslında onlar insanoğlunun eliyle yapıldı, ilk tanrıların anıtsal ifadeleri olarak kabul edilebilinirler....Ezoterik'ten ziyade bilimsel bir çalışma...Ben onların gerçekten uzaylı olduklarını kastetmedim, ifade etmeye çalıştığım , bu anıtlar dünyadışı varlıklardır, yapanlar belkide ilk tanrıları bu şekilde tasvir etmişlerdir....bu ruhani bir kavramın mimarideki yansımasıdır....Uzaylı yok tabii ki 


Aden Bahçesi....
MÖ.10.000 deki avcı-toplayıcı insanları için burası bir cennet idi, çevre bugünkiden farklı idi, orman ile kaplıydı. Herşeye kolayca ulaşabilirlerdi. Doğanın ve insanın ağır tahribatı yüzünden çölleşme başladı...Birçok hayvanla dolu bambaşka bir yerdi burası... Bunları bulduğumuz kemiklerden anlıyoruz, gıda konusunda bir sıkıntıları yoktu, ihtiyaçları olan herşeye sahiptiler....Burada çok iyi yaşıyorlardı...Cennet Bahçesi ile benzerliği işte bu yüzden olabilir.


D bölgesi en büyük bölgesi...
5 metreden büyük 30 ila 60 ton ağırlığında olan bu taşları neolitik dönemde nasıl ayakta tuttuklarını bulduk.
Taştan gelen ses, tıpkı bir çan sesine benziyor....
Bu taşların dayanıklıkları ve doğru bir dengede oturmaları kadar, belki de buradaki ritüllerin farklı bir parçasıydı....müzik aleti olarak..şaşırtıcı... burada kollar var, hemen bilekte ise bir elbisenin kolağzı , kemer doğru birleşen parmaklar ve kemerden sarkan bir hayvan postu...

Bugün için bunları desteklemek durumundayız, ki C bölgesindekiler gibi düşmesinler...

Burası bugüne kadar korundu, çünkü buranın halkı tarafından özellikle gömüldü. Amacın ne olduğu belli, burayı sonsuza dek terketmek....1000 yıl sonra burası bir çöplük gibi kullanılmış, gelip geçen beirşey bırakmış...Toprakla kaynaşan bu tortu, tapınağı en iyi şekilde korumuş... yukarıdan buraya inmek 10 yılımızı aldı.

Neolitik bir kazı için çok büyük bir çukur...

Boğa başı olan T sütununu taş devri insanları anlıyorlardı, çok ama çok önemli biriydi. Her bir hayvan, he bir betimleme ayrı bireyi temsil ediyor, İnsana benzeyen bu taşlar MÖ.10.000 lere göre beklenmedik anıtsal bir yapıdır...

Buradaki kabartmaların her biri bir öykü anlatıyor.
bir akbaba, bir ibis, bir akrep ...çok hasar görmüş ama, kafası olmayan elleri ile insan figürü ve phallus'a rastlıyoruz...Bu sahne pekte huzurlu bir sahne değil...Ölümü sembolize ediyor...

Tamamını kazmak hedeflerimiz arasında değil, çünkü kazı aynı zamanda tahrip etmek anlamına da geliyor....Şuan yüzde 10'lük bir bölümü kazıldı...

Önce tapınak vardı sonra şehirler geldi...Göbeklitepe bunu doğruluyor...

Daha yeni köyleşmeye başlayan bir toplumdan bahsediyoruz...Bu insanlar avcı-toplayıcı idiler kentsel bir topluluk değillerdi, önceden ilk önce kentleşme başladı sonra tapınaklar geldi görüşü vardı, ama buradan anladığımız, dini görüşleri vardı ve bu yüzden ilk önce tapınak sonra yerleşim yerleri oluştu.

Hollandalı bir bilimadamı çok güzel bir söz söylemiştir.
" Tanrı, dinlerin tarihine girmekte geç kalmıştır."

Şimdi onun söylediğini gözden geçirmemiz gerekiyor bu sütuna bakarken....Kim bunlar? Bu açık bir soru...Belki sadece ruhlardır, veya bunları yapanların ataları olabilir, veya tanrıların bizzat kendileri olabilir....Eğer bunlar tanrıysa , MÖ.10 binlerde tanrılar vardı anlamına geliyor....Ama emin olun burası günlük hayat için değil , ruhani törenler için vardı.

Bir H sembolü var , altı bacaklı bir böcek, yılanlar , altta küçük bir koyun, sekiz bacaklı bir örümcek....bir totem, burada bir öykü anlatılıyor....Yazıdan 6000 yıl önceki semboller ve bunları ancak taşdevri insanları anlayabilir ve biz tam olarak cevaplayamayız....Taş devri insanlarını sadece Fransa'daki mağara resimleri anlatıyordu, ama burası bambaşka... onlara en yakın olduğumuz durum....


Şu net, Göbeklitepe MÖ. 8200 yıllarında terk edilmiş...ayrıca kazdığımız katmanlardan biliyoruz ki, MÖ.9600 civarında yapılaşma başladı...Ama çevredeki diğer yapılarda daha da eskiye gidebiliriz....

Şimdilik neden yapıldığı konusunda net bir fikrimiz yok, belki gelecek senelerde daha net bilgilere ulaşabiliriz....Belki bu deliklere direkler yerleştiriyorlardı, belki boncuklar yerleştiriyorlardı ve diğer taşlarla arasına ip geriyorlardı... 


Klaus Schmidt
Zaman Yolcusu ile
24 Eylül 2011:
9 Ekim 2011:



soru işaretleri:
Tilki dedikleri betimleme, Kurt olabilir mi?....

ve
"Burada işçilerle beraber yaklaşık 80 kişi çalışıyor. Gaziantep ve Harran Üniversitesi'nden gelen öğrenciler var evet, ama çoğunluk benim okuduğum üniversiteden geliyor...." diyor 

niye bizim arkeologlarımız ya da öğrencilerimiz 
çoğunlukta değil ?


Söz uçar, yazı kalır ...


_____________________________