asiatic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
asiatic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2017 Pazar

Askeria: Keçeden Yapılmış Bir Çeşit Bot






İskit - MÖ 4.yy, Kuloba Kurganı, Kerç / Kırım
St.Petersburg Hermitage Müzesi
Scythian Vase - 4th c BC, Kul-Oba Kurgan, Kerch / Crimea




ASKERAİ, Keçeden yapılmış bir çeşit bot.


 "Bana bir tane bile kaba tüylü pelerin vermedin,
Kışın soğuğuna karşı çare,
Veya ayaklarımı sarmam için kaba tüylü botlar [askerai],
Donmayı önlemek için."
Efesli Hipponaks (MÖ 6.yy, hiciv şairi)

Hipponaks'a bir pelerin, incecik bir tunik, terlik ve bot [askeriska] 
ve diğer taraftan altmış parça altın verin.



* "Ephesus’un yerlisi olan Hipponax, Lidya dilini ve diğer Anadolulu kelimeleri kullanmış ve Lidya hakkında yazılar yazmıştır." [Crawford H. Greenewalt, jr. Sardisexpedition]



Yukarıdaki açıklamaya göre diyebiliriz ki: Askerai "Yunanca" kökenli bir kelime değildir. Büyük bir ihtimalle Türkçe kökenli. MÖ 7.yy'da Kimmer  ve İskitlerin Anadolu'ya yerleştiğini, Hellen kültürünün henüz ulaşmadığı, Frigya (Kimmer) ve Kapadokya'da (İskit) kurganlar bıraktıklarını biliyoruz, ki Lidya'nın başkenti Sardes (Salihli) teki Bin Tepelerin hala "açıklığa kavuşmamış" olması da düşündürücüdür! (Kurgan kültürünün kime ait olduğu da herkesce biliniyor.) Sardes dahil Lidya topraklarının büyük bir bölümü ile Efes'i hakimiyeti altında tutan Kimmerler mutlaka bir iz bıraktı. Askerai, Kimmer-İskit giyimlerine özgü olan keçeden yapılmıştır, bu sebeple de araştırılmalıdır.

SB


KİMMERLER = TÜRKLER


Prof.Kazımov Q.Ş. (Azərbaycan dilinin tarixi (ən qədim dövrlərdən XIII əsrə qədər,Bakı, «Təhsil», 2003.) : "Kimmerlərin türkmənşəli olduğuna şübhə yoxdur. Həm də onlar çox qədim tayfalardandır. Herodotun və Strabonun yazılarından aydın olur ki, kimmerlər, skiflər və saklar ayrı-ayrı tayfalar olmuşlar. Lakin araşdırmalar göstərir ki, sak və qamir bə’zən eyni bir tayfanın adı kimi də çıxış edir. Məsələn, Bisütun yazılarının akkad versiyasındakı kimmer sözü elam və qədim fars versiyalarında saka sözünə uyğun gəlir.  Eləcə də I Daranın qədim fars variantındakı saka sözü Babil variantındakı qamir sözünə uyğun gəlir. Bunlardan belə nəticə çıxarılır ki, saklarla kimmerlər bir kökdən olmuşlar. "


Prof.Dr.Necati Demir : "Kimmerler, Ural-Altay kökenli bozkır göçebelerinin batı koluna mensupturlar. Eski Çağ'daki Türk kültür tarihinin ilk temsilcileridendir."


Prof.Dr.M.Taner Tarhan (Türkler Cilt I): "Kimmerler ve İskitler Eskiçağ'daki "Türk Kültür Tarihi"nin, daha genel bir deyişle de "Milli Tarihimiz"in ilk temsilcileridir. Kimmer-İskit mücadeleleri, Türk devletlerinin tarih boyunca tanık olduğumuz kardeş kavgalarının en eski örneklerinden biridir."



"Klazomenai oniki İon kentinden biridir. Şimdiye kadar ele geçen bulgular, yazının henüz tanınmadığı dönemlere ait bu yerleşimin M.ö. 4. bin yıllarında başladığını ve 2. bin yıllarının sonuna doğru da terkedildiğini; Klazomenai topraklarının İonlardan önce hiç de boş olmadığını kanıtlamaktadır. ...  Lydia bölgesinden kurulmuş Efes, Kolophon, Lebedos, Teos, Phokaia (Foça) ve Klazomenai (Urla) kentlerinde, diğer İonlardan farklı, ortak bir dil konuşulduğunu, böylece de bu kentlerin dil açısından bir bölge oluşturduklarını bildirmektedir. Herodot'un dile dayanarak belirlediği bu bölgesel özellik, maddi kültür ürünlerinde de yer yer kendisini belli etmektedir. ..."


Prof.Dr.Fahri Işık : "İon uygarlığını Yunan uygarlığı ile özdeşleştiririz; Sorgulamak gerekir."




Scythian-Hellen War on a Jar - 490-480 BC
Difference between Persian, Scythian and Hellen


Scythians were not İranian (Persian) speaking people.
Like in these example, in the 5th century BC their dress is not in Persian-style. Persians don't wear trousers, fur and so-called "Phyrgian Hat". This style of dress belongs to nomads, to Scythians and Sacae people, who lives on horses, fights on horses, sleeps on horses and dies on horses. Ancient writers never wrote that they spoke Persian. Scythians spoke Turkish.


"The Royal Scythians were the ancestors of the Türkic speaking peoples." (P.I.Karal'kin,1978, a Tuvan ethnographer)


"...Central Asian Turkic tribes, known as Sakas in India and Scythians in the West, settled in Hindustan...." (link; Turks in İndia: by Haila Abdurrahman Al-Sahli)









ASKERAİ, boots from felt.


"You never gave me a shaggy cloak,
Remedy for winter's cold,
Or wrapped my feet in shaggy askerai [boots]
To prevent attacks of frostbite." 
Hipponax of Ephesus (6th c BC, satire poet)

Give Hipponax a cloak, a wispy
tunic, slippers, bootees [askeriska] and sixty
pieces of gold from the other side


Felt and fury clothing belonged to the Cimmerians and Scythians. There was no difference in the life style and language between them. They lived in Lydia territory and in Ephesus in the 7th c BC. Hipponax used also words from other languages in his poetry. So, the word Askerai is not of Greek origin.-SB

Beside that Kurgan is Turkish of origin, Kul-Oba, Kırım (Crimea) and Kerç (Kerch) are Turkish toponyms to.



*


Grecian (!) costume from Hodder's book 
"Handbook of archaeology, Egyptian - Greek - Etruscan - Roman":
"Chiton was a woollen shirt, originally without sleeves, which was then named the DORİAN. The İONİAN was along linen garment in many folds, with sleeves. ... Chlamys, which was adopted in Greece (!), especially by horsemen and ephebi. ... Phrygian cap, which is usually given to Paris (!!). ... Chitons of the women, the DORİC and İONİC are easily distinguished. The former, the old Hellenic (!), was a garment of woollen cloth, not very large, without sleeves, and fastened on the shoulders by clasps. ... The İONİC, which the ATHENİANS borrowed from the İONİANS, was of linen, all sewed, provided with sleeves, very long and in many folds." 

Notes for:
( ! ) naming "Grecian" is wrong,  the words “Greece” and “Greek” were popularized by modern 19th century writers. How can one call a people of 2,300 years ago “Ancient Greeks” since the word “Greek” was not coined until after the Roman conquests, approximately 600 years after the establishment of the City States and approximately 150 years after they were conquered by the Macedonians? - link
(!! ) of course the cap; Paris was non-Hellenic, was an Asian (Turk), and Phrygian cap is actually a Scythian Costume! Look for Central Asia Sacae or Parthians, where no Phrygians went!





more:










13 Temmuz 2016 Çarşamba

Türkler ve Amerika Yerlileri - Turks and Native Americans







Doç.Dr.Musfafa Aksoy'un "Pantalon" ile ilgili makalesini daha önce paylaşmıştım. Araştırma yaparken bu kaya resmine denk geldim ve "Daha ne kadar Muhteşem olabilir ki"  dedim. Amerika Yerlileri ile ilgili daha önceki paylaşımlarım da da benzer kültür ögeleri vardı. Ovoolar, Yas İfadeleri, Ölü Gömme, Dil, kilim ve halılardaki motifler ve özellikle de pantalon üzerindeki Tamga'nın Türkiye'de hala görülmesi, Arizona Yerlisinin çizmiş olduğu bu Kaya Resminin pantalon üzerindeki Tamga ile tıpatıp aynısı olması . Dil konusunda araştırma yapan sayısızca akademisyen var. Ve bunların hiçbiri tesadüf olamaz. ... Israrla Türk Tarihine, Türk Kültürüne burun kıvıran o "indo-avrupacı" zihniyet artık hiçbir veriyi saklayamaz. Bir zamanların sloganı olan "Tarih Sümerle başlıyor" artık geçmişte kaldı, çünkü Tarih Türk'le başlıyor....




Turkish Pants from East Turkestan c.1500 BC

Socks (left) is from Ardahan, was knitted in 1953, before the pant was founded in 2014


From Tumamoc Hill Arizona
Tumamoc Hill (Boynuzlu Kertenkele) y.460 adet kaya resmi var -Arizona
Hohokam/O'odham Amerika Yerlileri : link -  link - link - link





Bulkaz Yörükleri-Uşak (Foto: Mehmet Demirel)
Turkish Needlework from Bulkaz Youruks-Uşak
The term Yörük /Yürük (Youruk) is derived from the Turkish verb "to walk, to march" "yori" (today yürü- walk). 
And Yörük (+ler) (Youruk+s) are not a different ethnic. They are Turkish people.







Yanghai-Doğu Türkistan'da bulunan ve MÖ.1500-1200 arasına tarihlenen pantalondaki tamganın aynısını Arizona'da görüyoruz. Hohokam ve onların soyundan gelen O'odham (Cemamagĭ Doʼag) yerlilerine ait Tumamoc Hill'de bulunuyor. Tam tarihini bulamasam da MÖ.500-1450 tarih aralığında. Bunun yanında Hohokam (Hu hu kam)'ların tarihi MÖ.2000'lere kadar geri gidebiliyor ve 1500'lerde buraları terk etmişler!(Neden terk ettikleri bilinmiyor!) 

Milattan önce (40.000-6.000) Orta Asya/Sibirya'dan Bering Boğazı'yla Amerika Kıtası'na giden Asya/Türk-yerlileri haricinde, 13.yy Cengiz Han'dan Amerika'ya kaçıp göç eden Türk boyları da var.

Bir başka benzeri de Neolitik Dönem Eski Zağra-Bulgaristan'dan... Neolitik dönemde Orta Asya-Kuzey Balkanlar arasındaki göç trafiği... O zaman en eskisi Eski Zağra'daki Tamga mı oluyor? Eski Zağra bölgesini Avrupa'nın en eski yerleşim yeri olarak görüyorlar. (MÖ.6000'lerde Bulgar-Türkler burada bulunmazken, birçok adreste Bulgarların ataları olarak tanıtılıyor! :)) 

Hepsi bir yana, bu damga sadece Türk Kültürü'nde görülüyor. ;)

SB.




Neolitik Dönem - Eski Zağra / Bulgaristan




Cengiz Han'dan kaçan halkın bir kısmı (Na-Dene) Alaska ve Batı Kanada'ya, bir kısmı da Güney Kalifornia (California)'ya gelir. Bazı Atabaşkanlar 13.yy-16.yy arası Kolorado (Colorado)ya yerleşir. Bu ikisi arasında ise pantalondaki tamgayla aynı tamgaya sahip olan kaya resminin bulunduğu Arizona eyaleti var. Atabaşkan dil ailesi (Athabascan) Alaska-New Orleans arası yerlilerin (Navajo, Apaçiler dahil) kullandığı dildir. Hohokamların torunları O'odham kabilesinden olan Sobaipuri (Sobai-Suvar/Subar?!)kabilesi Hohokamlar çıktıktan sonra Arizona'ya yerleştiği biliniyor. Stewart'a göre Haida Yerlileri (Hei'T'a-T'a) yani Kara Tatar.(bk.Wilson)

Kitap:
Cengiz Han'dan Amerika'ya Kaçan Türkler 1233 M.S. Dene ve Na-Dene Kızılderilileri - Ethel G.Stewart
(Dene And Na Dene Indian Migration 1233 A.D: Escape from Genghis Khan to America)

Stewart'tan yola çıkarak Wilson'da Tibet'e bağlamak ister.(Türk olabileceklerini düşünmez bile :)). Stewart için, dil ve din üzerinden Orta Asya'ya bağlamasını göz ardı edilemez bir gerçek olarak niteler, ve birçok kapıyı açtığını söyler. Asya'ya özgü yayların MS.800'de Amerika'da görüldüğü kanıtlanmış. [Wilson dipnot 12,(composite bow)-This Land Was Theirs: A Study of Native Americans,Wendell H. Oswalt ]

Relatives Halfway Round the World: Southern Athabascans and Southern Tarim Fugitives - Joseph A.P. Wilson








There is also connecting between Turks-Scandinavians and America Natives. Look for Tyker and Odin article below this page-SB




an interesting article:

As shown by an explosive article in Science last year, "A Genetic Atlas of Human Admixture History," the genetic signatures of historical admixture events are persistent, even on a fine scale. Among 100 cases of historical admixture involving two distant, separate populations coming together, the authors detected the genetic impacts of the Mongol empire, Arab slave trade, Bantu expansions and European colonialism in the Americas. But many, if not most of the admixture events occurring since 2000 BCE turn out to be unrecorded and previously unknown. They can be reconstructed and established only by genetics and the tell-tale survival of segments of distinctive DNA in descendants. 

Of interest to us is admixture in the Pima Indians of southern Arizona and northern Sonora, long held by anthropologists to be a classic "Amerind" population (see vintage photo of Pima man). The Pima case study from the genetic atlas of admixture by Hellenthal et al. is a simple instance of one-time collision between two interbreeding populations. A "Turkish-like" Side 1 is one of the parent populations of the mixture. Its largest distinctive element is Greek and Sardinian. Side 1 joined together with Side 2, a Maya-like population. Their union is estimated to have occurred around 1754. 

We suggest this date corresponds to the spread of Spanish Missions in Sonora (to which southern Arizona then belonged), which brought slaves and workers from within Mexico to work in the mines (Side 2). This means the Mediterranean-like Side 1 corresponded to the existing number of about 2,000 Pima and Papago Indians. Their distinctive marks, genetically speaking, were resemblances to Greeks, Sardinians and related Mediterranean populations. 





The Pima man shown above has a physiology and facial features unlike many other American Indians; for instance, he has a Roman nose, thin lips, non-Asiatic eyes and a heavy musculature. He evokes the Doryphorus, a canonic statue by Polyclitus, a Greek sculptor who dominated the art of ancient Libya, the eventual home of the Sea Peoples. The features of the Doryphorus were considered the ideal of male beauty.

Barry Fell was perhaps the first to suggest that Minoans, followed by the Sea Peoples, Libyans and Phoenicians, discovered the rich metals of the American Southwest after 2000 BCE and developed its first civilizations, for which the cultural earmarks were pithouses, adobe, trade centers like Snaketown, fortresses and walled cities, painted pottery and irrigation systems. Thus, the Coyote Chant of the Pima Indians, which the Smithsonian interpreted as a crude invocation of a totem spirit, Fell translated as a Libyan version of the Aesop fable about the Fox and the Grapes, one commonly used in ancient schoolrooms. (See especially, Saga America, Epilog:  Sunset at Cyrene, pp. 387ff.) It would appear that the Pima and Papago Indians, whose ancient name was Hohokam ("Sea Peoples") long stood apart from other Indians and preserved their ancient roots until the mixing and melding of Indian populations that occurred under the Spanish. 

The presence of 7-10% Greek and related DNA in Pima populations today also explains the survival of the labyrinth symbol, diagnostic of Minoan civilization, and early legends about the Earth Doctor, who founded their tribe coming from the other side of the world. Their spiritual leaders are called Siwani, after the Siwa oasis in Libya. Snaketown and Tumamoc Hill overlooking Tucson, two of their principal towns, allude to the Water or Snake Clan or ships of the Sea People and the horny toad or armored figure in their mythology. Tumamoc literally means "Mound of the Magician," as armored, advanced navigators and miners were considered magicians by the primitive "Indians" they encountered. One of the original names of the Hopi was Moki ("magicians, magi"), and the real name of the Zuni is Shiwi, another reference to the sacred site Shiwa and universal principal god Shiva (both of which predate Egyptian, Hebrew and Greek religion).  

Other smaller contributors to Side 1 admixture in the Pima are Tunisian, Mozabite, Druze and Bedouin DNA, reinforcing the North African component of the seaborne civilizers who built the Southwest's first "Indian" towns. The stone structures atop Tumamoc Hill have been securely dated to at least third century BCE. The three story tower that originally stood on the summit is gone now, but there is an inscription near the highest point facing modern-day Tucson in ancient Phoenician letters. It is an offering to Tanit and Baal, the gods of the Sea Peoples. A similar inscription is at the top of A Mountain or Signal Hill just to the east of Tumamoc. 

Before modern times, if a Pima woman was impregnated by an Apache, white man or any non-Pima male the child would be killed at birth. Such measures preserved the integrity of the Pima population. Both Side 1 and Side 2 share South American Indian DNA (Columbian Indian, Karitiana). Side 1 is further marked by a different type of Maya, Daur (a Khitan or Turkic/Mongol type), Xibe (a Mongolian people formerly known as Shiwei--a coincidence?) and the She people, an important coastal Cantonese Chinese ethnic group (were they some of the ship owners?). 

Side 2, the "Amerind" partner in the admixture, in addition to being about two-thirds Central and South American Indian in DNA segments, had significant strips of recombinant genetic material matching Japanese (2.9), Han Chinese (2.3), Oroqen, a Mongol or Turkic people (1.9), Hazra, an important Afghan people (1.6)[HAZARA-which is also Turkish tribe-SB], Chuvash (Turkic, Central Asian, 1.4), Yakut (Turkic from Lake Baikal, 1.0), Burushko (Phyrigian or Macedonian or Anatolian people who migrated to Pakistan with Alexander the Great, 1.0) and Hezhen (a tiny Altaic Turkic minority today in northeast China, 0.8). 

The diverse list of contributions on both sides of the admixture equation shows that the Pima were formed from a complex scenario of three or more admixture events in history, not just a simple case from the mid-eighteenth century. All the constituent populations can still be picked out today with admixture analysis. The Pima Indians' genetic characteristics are compound admixture over time, with key events occurring in the second millennium, about 225 BCE, 600 CE, 900 CE, 1100 CE and 1750 CE. 

The original Greek origin of the settlements in Arizona may have been apparent to other pre-Columbian visitors and settlers, including the Romans, who claim to have created the records known as the Tucson Crosses or Calalus Artifacts. Is it a coincidence that a property marker midway between Tucson and Phoenix in the lower Santa Cruz river valley has a large inscription in ancient Roman capitals that reads, "Greeks" (Attii). 

This article is excerpted from a work-in-progress by Donald N. Yates, The Tucson Artifacts:  A Paleographical and Photographic Edition of the Roman Jewish Artifacts in the Arizona Historical Society Collection.  - link 
I wrote a comment to this article about the symbol on Turkish pants, but still not accepted. And Attii is in Turkish not in Greek, it means ancestor "Ata"  -  future "Ati" - SB




Deer or Goat (Geyik ya da Teke) and God (Tengri) symbols (tamgas) - America

for more photos







Other Articles



It's official: Native Americans and Siberians are cousins

After more than a century of speculation, an international group of geneticists has conclusively proven that the Aztecs, Incas, and Iroquois are closely related to the peoples of Altai, the Siberian region that borders China and Mongolia. Scientists have suspected for a long time that Native Americans are closely related to the peoples of Altai. The theory of the Altai peoples migrating from Siberia across Chukotka and Alaska, down to the Tierra del Fuego at the tip of South America, appeared almost a century ago.

Since then researchers have tried to prove this, and in late 2015 the famous Russian geneticist, Oleg Balanovsky, finally confirmed the theory. In addition, Dr. Balanovsky'sstudies also proved that some Native Americans have kinship with the indigenous populations of Australia. "The current study confirms the theory that the Altai peoples are closely related to Native Americans,'' said geneticist Valery Ilyinsky at the RAS Institute of General Genetics. ''We now have clear proof, and it is useless to contest it.''

In 2013, two of the world's leading scientific magazines, Nature, and Science, published articles about the analysis of whole genomes in Native Americans and their Siberian cousins. A comparison was made with populations in other regions throughout the world. The first study analyzed 48 people from Brazil. The second study analyzed 31 genomes from peoples in the U.S. and Siberia. Results from both studies confirmed that the ancestors of Native Americans left Siberia about 20,000-30,000 years ago.

After these publications Dr. Balanovsky decided to conduct a larger study, and so he notified international colleagues. They immediately responded to his request. In the first stage, scientists analyzed DNA samples from the Russian biobank. "Our biobank contains more than 25,000 samples from representatives of 90 nationalities in Russia and neighboring countries," Dr. Balanovsky told RBTH.

In the second stage, the DNA was analyzed according to various markers such as the Y chromosome that is inherited from the male line, as well as the mitochondrial DNA that is inherited from the female line, and other chromosomes that are combined from both parents. As a result, scientists proved beyond a doubt that Native Americans are closely related to the peoples of Altai. But during the study another discovery was made.

"Besides Siberian ancestors, some Native Americans showed a puzzling relation to the indigenous peoples of Australia and Melanesia in the Pacific Ocean,'' remarked Dr. Balanovsky. "This is astounding because they are located in an almost opposite part on the planet.'' Scientists already know how humans traveled to the Americas from Altai. "Instead of the Bering Strait there was a land bridge [30,000 years ago], because during the Ice Age much water was locked in glaciers and the level of the world's oceans was lower," Dr. Balanovsky explained. He added that it's still not clear whether migration from Australia and Melanesia to the Americas was directly across the ocean, or by going up along the coast and via the Aleutian Islands. Archaeologists continue to study this issue.

Russia Beyond the Headlines-February 2016








"Wolves and dogs first taught the Blackfoot how to hunt in packs. You can still see them in the sky as makio-yohsokoyi, the Wolf Trail or Milky Way, reminding the people how to work together. The wolves also told them that animals with hoofs and horns were all right to eat, but those with paws and claws should be left alone. Horses were never keen on this, but when the Blackfoot got the big horses and called them ponokaomitai-ksi, or elk-dogs, the horses liked that name, and felt honoured when elk antlers were used in sacred rituals."

"Suddenly, the Blackfoot seemed to be losing a way of life that had originally been created by horses and humans thousands of years earlier, when their ancient kin- the tribes of central Asia - had first ridden a horse and spread out across the steppes in nomadic civilisations that became a wonder of the world."


Horse: How the Horse Has Shaped Civilizations by J. Edward Chamberlin




Scientists have discovered a community of Kazakhstan in the works of the Turkic peoples and American Indians

Orientalists of Kazakhstan, a comparative study of the culture of the Turkic peoples and American Indians discovered a surprising commonality in their work.  This writes the Senior Researcher, Institute of Oriental Studies. R.B.Suleymenova MES RK, Doctor of Historical Sciences Shaizada Tohtabaeva in the "Kazakhstanskaya Pravda" in the article "From the Kazakh Tukum to papaya seed Navajo." For domestic work carried out by professionals it is of great interest first and foremost because it was found a close relationship in the national applied art of the Kazakhs and the American Indians. This connection seems intriguing and mysterious, since the two nations shared a huge space in the form of the ocean, which for the ancient man, at first glance, seems insurmountable.

So still from stems (if any) such unity in the works of Kazakh and Indian peoples? Because detected parallels the mass, for example, in the woven art of the Kazakhs and the Navajo Indian tribe. Similarity in color, ornamental motifs and compositional decisions knots woven fabrics of the two peoples is truly amazing and impressive. Parallels can be traced to simple and complex elements and motives of patterns, characterized by a certain form and semantic unity. Many parallels in the patterns formed from homogeneous motifs combined logical and focus in the ornament, and, finally, the entire ornament composition including color characteristics.

Genesis of American Indians has long been a matter of interest to the scientific world. According to research by American scientists from the University of Michigan, USA territory populated by Asian tribes - the hunters of southern Siberia in several stages. migration time, by assumption of historians, takes about 70 thousand. BC to 12 th. The ancient people, getting to Chukotka, crossed the narrow strait that separates Asia from North America, now known as the Bering Strait. This is supported also the results of the genetic study of American Indians and people of southern Siberia. This hypothesis was considered in the works of Western and Russian scientists, is the increasing development of Kazakhstani researchers who have significantly expanded the question. And, in turn, have put forward a range of justifications affinity American Indians not only Asian but also Turkic tribes.

Even in Soviet times known orientalist Abrar Karimullin wrote that since the seventeenth century until the twentieth century, many scientists have drawn attention to the remarkable anthropological, linguistic (phonetic language, tone of voice) similarity of the Indian tribes of the Maya, Quechua, the Sioux and other with the Turkic ethnic groups. For example, the Swedish orientalist Stig Wikander, stating in 1970 the results of comparative analysis of the Mayan languages ​​and Turkic peoples, came to the conclusion on their genetic relationship. The famous Russian scientist Yuri Knorozov regardless S. Wikander also established linguistic similarity of the most important, essential concepts of bearing 300 words Turkic ethnic groups and Mayan Indian.

Amazing parallels observed in the material culture of American Indians and Kazakhs. Arts and Crafts of the two peoples of different deep originality and expressiveness. Thus the main artistic means, is filled with magical life of traditional objects of folk life, it was design - a kind of "language", performed in the past, cognitive, communicative, artistic, aesthetic, magical-religious and other functions. Here are some comparative studies ornament elements. For example, a triangular motif, correlating with the number three (Ush - Kazakhs; Osh - the Maya), represented the three vertical levels: the upper - the celestial, the middle - of the earth and the lower - the underground. However, in the Turkish, and Indian culture triangle was used as a talisman.

If we turn to the ancient cult of the stars, from the space objects in the traditional culture of Turkic and Indian peoples are popular motifs of the sun, month, stars, and the Milky Way, Venus, North Star, the Big Dipper, the Pleiades. Comparative solar signs in the arts and crafts of Turkic peoples and Indians reveals similarities not only fine (in the form of a vortex outlet, a circle with radiating rays of the cross with a dot in the center), but also in the title - kun kun and the Kazakhs in the Mayan language. I should add that the Kazakhs, and American Indians in the past correlated souls with stars.

In the traditions of the two nations compared widespread foliage image, shamrock, flowers, vegetable seeds, which symbolized fertility, eternal renewal and rebirth of life. Seeds in the representation of the Kazakhs and the American Indians, for example, the Navajo were associated with a healthy offspring and fertility. These floral motifs, namely Tukum (in Kazakh - seeds) appear in many jewelry Kazakhs. Curiously, the Navajo Nation in this regard it is preferred melon seeds.

Much in common in the traditional culture of the two nations due to the different animals that were totems of certain tribes and clans that sealed in the folklore and tamgas. The Kazakh applied arts, in particular, felt and embroidery often present stylized antlers. In the Indian tradition is also popular image of a deer - the totem of some genera. Deer personified the idea of ​​love, tenderness and kindness, and elk - strength, endurance and freedom. If the applied arts of the Turkic peoples of wildlife images reproduced often in stylized form, the Indian art (monumental sculpture, rock paintings), a significant percentage of plays takes a realistic manner.

The most popular in the applied arts of the peoples have compared bird images are almost all nations have been associated with the sky, the sun, the upper world. In the language of the Kazakhs bird called құs and Maya - kosh. In Indian tradition, the eagle personified divine power. It is interesting that the principle of the image "mottled" motif, ie, beak, claws and eyes instead of the whole animal can be traced both in the applied art of the Kazakhs and Indians. Designated in the works compared the two nations took a frog, symbolizing fertility. It is interesting that the Kazakhs and Indians (particularly Maya) frog called by the same word - baқa.

Among the subject-domestic artistic motifs, magic values ​​which are clearly manifested in the traditions of the Kazakhs and Indians, of particular interest are onions image of arrows and rush. Their images in ornament products presented as a protection against negative forces. In addition, people in ancient times believed that the bows, arrows and spikes, arranged in a pattern, can contribute to a large, healthy offspring, which, in my opinion, reflects the symbolic layering of motifs.

Still I would like to acknowledge the community in geometrisation ornamental motifs. Similar, for example, are simple and complex elements in the form of a cross, square, rhombus, stripes, triangles, zigzag, parallelogram. From the art of Indian motifs with Kazakh and correlate multi-toothed diamond, diamond cross, multi zigzagovidnaya line, bow and arrow, horns, spider, bird and other. Some woven product, such as Navajo Wool Cape leader and valise Kazakh (in Kazakh - korzhyn) comparable centric principle of building decoration, the character of the central module formed from the geometrical ornamental motifs. Important likeness itself compositional ideas: a variety of rhythm through a combination of static and dynamic multi-cross diamond-shaped contour which, slightly ranging, repeated in the closing frames. The echoes of the compared products and flavor - a combination of yellow, black, red and terracotta colors. Similar and symbolic interpretation of ornamental motifs. In particular, in both compared samples of the cross symbolizes the four cardinal directions and the sun at the same time; diamond means fertility, zigzagovidnaya line - a rainbow.

Thus, the comparative analysis of the Indian and Kazakh products of national applied art in weaving, jewelery and other forms of folk art allows to establish the similarity and sometimes identity of the technique, category, form, semantic content, including in the ornament, which are mostly a symbol of ancient cosmology. But over time, some of the motifs, having lost its original meaning, based on new associations have received a new interpretation, later becoming a tradition. All of this may reflect different interpretations of the community associative thinking in the human scale, or indicate a genetic relationship.

google translate from Russian
Tuva.Asia News July 2013





"A certain community of Neolithic migrants traversed Eurasia from Kazakhstan to the Eastern Europe, bringing with them a peculiar animal husbandry producing economy, a peculiar etiology attested by kurgan burials, and a peculiar egalitarian social system, learned of metallurgy in the Northern Balkans, and in reciprocal migrations 
spread that practice back to their homeland. "...
"Turkish-style riding pants are at least a millennium older than the Roman and Greek Empires, older than Etruscans in the Apennine Peninsula, and older than Chinese Empire. It attests that riding, pants were worn 
three and a half millennia before our time."
JOURNAL OF EURASIAN STUDIES
Volume VII., Issue 2. / April — June 2015


Prof.Abrar Karimullin (1925-2000) Kazan University
Proto-Türks and American Indians
Tracing a hypothesis
Kazan, Insan, 1995, ISBN: 5-85840-275-5 (In Russian)




"Kuzey Amerika Kıtası’nda yaşayan Kızılderilileri oluşturan başlıca soylar şunlardır: Na-dene, Aztec-Tanoan, Hokan-Sioux, Algonkin-Wakashan, Penutian, Eskimo-Aleut."
KUZEY AMERİKA YERLİLERİ NA-DENE’LERİN ORTA ASYA VE SİBİRYA’NIN GÖÇEBE KAVİMLERİ İLE BAĞLANTILARI
Dr.Egemen Çağrı Mızrak



"Amerind kelimesi American ve Indian kelimelerinden kısaltılmıştır ve Amerika‟ya ilk ayak basan yerlileri anlatmak için kullanılmaktadır. Yapılan araştırmalara göre Eski Dünyadan Yeni Dünyaya göçler üç farklı zamanda olmuştur. Yaklaşık 12-15 bin yıl önce Amerika‟ya göçenlere Amerind, 5-7 bin yıl önce göçenlere Na-Dene ve yaklaşık 1-2 bin yıl önce göçenlere Eskimo-Aleut adı verilmektedir. Na-Denelerin Çin-Kafkas dilleri konuşanlarla akraba oldukları yolunda görüşler vardır. Eskimo-Aleutlar ise günümüzde hem Amerika hem de Asya kıtasında yaşamaktadırlar. Amerindlerin Asya kökenli oldukları kabul edilmekte fakat hangi Asyalı milletlerle bağları olduğu konusunda kesin bilgiler bulunmamaktadır. Ülkemizde şimdiye kadar yapılan çalışmalarda bazı Amerikan yerlileriyle ve Türkler arasında bağların olabileceği yolunda düşünceler vardır. Oysa Amerind kuramını geliştiren J. H. Greenberg ve onun öğrencisi M. Ruhlen‟a göre Amerikan yerlilerinin çoğu daha derinlerde birbirleriyle akrabadırlar. Bu görüş doğru ise Türklerin sadece bazı Amerikan yerlileriyle değil pek çok Amerikan yerli grubuyla bağlarının olması gerekir."...
AMERİND DİLLERİNDE TÜRKÇE İZLERİ / PDF
by Prof.Dr.Ekrem Arıkoğlu 
Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi






(Wolf Totem in Native Americans and Turkish Myths )




Etekleri Zil Çalmak ve Arkasından Su Dökmek


Ometepe - New Mexico - Kyrgyzstan and Khakasia
Tepe in Ometepe is Turkish "TEPE": means hill, little mountain; like in their language "tepetl (mountain)"
like in Chapultepec in Mexico




// Turkish Culture.


Turkish Symbols (Tamgas)...

Turkish term "Tamga" is a property mark, a necessity when your property has four legs and is grazing in unfenced pastures, hundreds and thousands of them commingling with other hundreds and thousands belonging to hundreds of families 
that live together and exploit the same grazing range.

Tamgas were the most precious possession of a tribe, clan, or individual, they were heirloom and heritage, 
and they carried a great legal significance, like today's family name.

Marked on carpets, artifacts, animals, branding horses, gravestones Taşbaba (stone statues-leader himself), 
Balbals (stone statues of enemies-even an other Turkish tribe) 
and stone/wooden monuments over the burial kurgans (tumulus, barrows, burial mounds).

Accordingly, an unjustified use of tamga, by a person ineligible for tamgas, or use of another person tamga was classed as a most grave crime, and persecuted accordingly. All the places were the Turkish peoples went, 
you can see a Tamga of a family or tribe and these conventions are still observed 
in the societies which practice the tamga traditions.





These Tamgas are not to be seen among indo-europeans. 
If they used, then they are of Turkish origin.
So, not everything is "indo-European"!
Regards.
SB.




// Türk Kültürü.

2 Mart 2016 Çarşamba

KRAL ODİN’İN TURKLAND’DAN İSKANDİNAVYA’YA GÖÇÜ



Atın üzerindeki tamga ile sayfanın sonundaki tamgayı karşılaştıralım...


İskandinavya kültüründe Türklükle ilgili öğelerin aranması kuşkusuz uç bir fikir olarak görülecektir. Ama hem bu bölgenin Avrasya jeopolitik alanının bütünleyen bir uzantısı olması, hem de Türk varlığı ve etkisinin İskandinavya’dan çok daha ücra köşelere ulaşmış olması, böyle bir incelemenin konusunu görecelileştirmektedir. Dolayısıyla, aslında böyle bir incelemede geç kalındığını vurgulamalıyız. Biz Türklükle İskandinavya’yı telif eden ilk bahislere dokuz yıl kadar önce rastlamış ve bir kısmını İran ile Turan adlı kitabımızda kullanmıştık (Karatay 2003: 84-85, 204). Daha sonra araştırmalarımız derinleşti ve nihayet bunun bir araştırma projesi içinde ele alınmasının uygun olduğu düşüncesiyle konuyu üniversite destekli tez projesi olarak bir öğrencimize havale ettik. Bu çalışma halen devam etmektedir ve ilk ürünleri Nisan 2010’da Çeşme’de yapılan II. Uluslararası Türk Dünyası Kültür Kongresi’nde sunulmuştur. Bu bildiride bu serüvenin başlangıcını belirleyen, bizi bu çalışmaya sevk eden tarihi kaydı aktarıp yorumlamak istiyoruz. 

Sagalar çoğunlukla 1190’dan itibaren İzlanda’da kayda geçirilmiş olan, kuzeyin German halklarının kahramanlık hikâyeleridir. Almanya ve İngiltere’ye uzanan geniş bir saga dünyası vardır ama biz bu kelimeden daha çok İskandinavya bölgesinin sagalarını anlıyoruz ve Danimarka, Norveç ve İsveç’in eski ahalisinin öndegelenlerinin destanî tarihlerini okuyoruz. Bunlardan en önemlisi 1230 civarında İzlanda’da Snurri Sturluson adlı rahip tarafından kaleme alınan ve bizim Heimskringla adını verdiğimiz bir saga külliyatıdır; bu sagaların her biri münferit bir krala adanmıştır ve bunlar tarihi bilgilerdir. Ama kitap ilk sayfasında esrarlı coğrafi tariflerin bulunduğu bir giriş sagasıyla başlar ki, çağdaşlarımız burayı ‘ustûre’ bölümü olarak görmüş, hatta bazı yayınlarda kitaba alma ihtiyacı bile duymamışlardır.(1)  Norveç hanedanı Ynglinga’nın kökenini açıkladığı için bu adla ayrı saga olarak değerlendirilen bu giriş bölümünde, hanedanın atası olan, sonradan müşrik Viking zihninde avenesiyle birlikte tanrılaştırılan Odin adında birinin Orta Asya’dan İskandinavya’ya göçü anlatılmaktadır. Sturluson bu eserinden on yıl kadar önce de Hıristiyanlık öncesine ait bilgileri bir araya getirip ayrı bir eser kaleme almıştır. Prose Edda olarak bilinen eser, önceki dönemi daha büyük ayrıntılarla sunar. İki eser arasında Odin’in göçüyle, daha doğrusu göçten önce yurduyla ilgili bilgi seviyemizi kökten etkileyecek bir fark yoktur, ancak Prose Edda’da Ynglinga’da tahmin edeceğimiz bazı şeylerin cevapları açık olarak bulunur. 


Saga'ya göre coğrafya


Bu göçten önce birkaç kelimeyle Odin’den bahsetmek gerekir. Orta Asya’nın batısından, As halkının önderi olan Odin, herşeyden önce bir kahramandır ve elhak savaşçıdır. Bütün savaşları kazanmak onun yazgısıdır. Hatta Asların Odin’in yönetiminde yaptığı Don nehri boylarındaki Vanlarla savaş insanlık tarihinin ilk savaştır ve pek çok eski Norse kaynağında geçer (O'Donoghue 2008: 24). Böyle güçlü birinin fizikötesine uzanması da tabiidir ve Odin savaşçılığının yanında güçlü sihir bilgisiyle de karşımıza çıkar (Þorsteinsson 1972: 12). Dolayısıyla, bir düşünceye göre, onu bu yönleriyle bir baş kam olarak görmek daha doğrudur (Jøn 1999: 69). Onun bilgeliği ve sihir gücü, bir sihir sistemi ile telif edilen oyma yazıya da şamildir. Beklendiği şekilde, Odin Türklerin de kullandığı bu yazıyı icat eden kimsedir (Looijenga 2003: 80; Daly 2004: 78). Bu kadar üstün niteliği şahsında birleştiren Odin’in tamamına yakını bu niteliklerin tarifi olan 200’e yakın lakabı vardır (Daly 2004: 63, 67). Bu kadar çok övülen ve üstün tutulan bir kahraman, daha sonraki kuşaklar içinde tanrılaştırılacaktır ama tuhaf olan şey niteliklerinde değişme olmamasıdır. Yani, tanrı olarak görülmekle birlikte, aslında üstün güçleri olan bir insandır. Bunu Hıristiyan bir rahibin hiç sansüre tabi tutmadan yazması da ilginçtir ve Avrupa Ortaçağ’ında beklenmeyecek bir tutumdur. Belki başka bir ülkede bu olmayacaktı. Odin tanrılaştırılınca, German kavimlerinin kültüründe pek çok izinin kalması tabiidir. Örneğin, İngilizcede Çarşamba demek olan Wednesday köken olarak “Odin Günü” (Wodan’s Day) demektir (Looijenga 2003: 80).

Heimskringla’nın Odin’in göçünden bahseden kısımları (Ynglinga) şu şekildedir (2):  “Kuzeyden, tüm yerleşilmeyen bölgelerin ötesindeki dağlardan, Svíthjóth boyunca tam ismi Tanais (Don) olan bir ırmak akar. Irmak üç kıtayı böler. Doğusu Asya, batısı Avrupa’dır.” 


Odin'in göç haritası


Svíthjóth aslında İsveç’tir. 9. yy’da İsveçli Rus bir kabilesinin savaşçıları Rusya’yı ele geçirdiklerinde, Rusya’nın adı ‘Büyük İsveç’ haline geldi. Prose Edda Don nehrinden bahsetmez ama dünyayı üçe ayırdıktan sonra Asya’yı tarif eder (3):  “Dünyanın bu bölümü hoş ve güzeldir… Orası aynı zamanda dünyanın ortasıdır. Orası öteki parçaların her yerinden daha güzel ve iyi olduğu gibi, halkı da armağanları, bilgeliği, güçleri, güzellikleri ve her türden bilimleriyle ünlüydüler.”

Ynglinga’da bu Asya tarifi yoktur ama Prose Edda’da olmayan bir bilgiyi verir ve As halkından bahseder: “Don nehrinin doğusundaki memlekete Asaland veya Asaheim (As ülkesi veya yurdu) denir ve bu memleketin başşehrini Ásgard adlarlar.” 

Aynı yazarın bir eserinde kıta tarif edilirken, diğerinde o kıtaya isim veren halktan bahsedilmesi herhalde Sturluson’un araştırmalarının gelişimiyle alakalıdır. 1220 sonrasındaki araştırmalarında As halkıyla ilgili bilgileri derinleşti ve bunun sadece bir kıta adı olmadığına kanaat getirerek ve eski kaynaklardan As yurdunun tam yerini tespit ederek Ynglinga’ya ekledi. Bu As bahsi Sturluson’un bilgisinin güncelliği veya eskiliği konusundaki tartışmalarda şaşırtıcı bir gerçeğe işaret eder. Hunların gelişinden önceki dönemde Don nehrinin doğusundaki Aral boylarına kadar uzanan düzlüklerde As adlı bir kavim başı çekiyordu (4).  Vakıa, zamanla onların yönettiği topluluklardan biri olan Alan öne çıkmış, Hunlar da Alanları yenerek bu bölgeyi ele geçirmişlerdir. Güncel durumu çok iyi bildiklerini düşündüğümüz Vikinglerin bir kaynağının bu şekilde hayli eski ama tastamam doğru bir bilgiye sahip olmas, sadece eski Yunan ve Latin yeryazım bilgisine vakıf olmalarıyla açıklanamaz. Bu köklü bir geleneğe, eskilerden gelen bir söylenceye işaret ediyor ve başka bir kavmin değil, hâkimiyet alanları nispeten dar olan ve kısa süren As kavminin adını veriyor. Batı bozkırlarında Asların adını taşıyan bir kent, hatta onlarla özdeşleşmiş bir kent bilmesek de, sonraki zamanda derlenen anlatılarda onlara kendi adlarını taşıyan bir şehrin atfedilmesini tabii karşılamalıyız. Ynglinga’dan devam edelim:

 “Bu başşehirde adı Ódin olan bir yönetici hüküm sürüyordu… Ódin büyük ve uzak ülkelere gidip çok memleketi alan bir savaşçıydı. O derece muzafferdi ki, her savaşta zafer onun yanında olurdu. Zaferin her savaşta onun oluşu halkının inancıydı… Sık sık o kadar uzağa gidiyordu ki, seyahatinde yıllar geçiyordu.”

“Kuzeydoğudan güneybatıya Büyük Swithiod’u diğer memleketlerden ayıran bir dağ silsilesi uzanır. Bu silsilenin güneyi Odin’in büyük mülkünün bulunduğu Turkland’a uzak değildir.” 

İlk bakışta şöyle bir değerlendirme yersiz olmayacaktır: Ural dağlarının bir bütün olarak algılanması eski yeryazım kitaplarında bilinmediği gibi, Rusya sınırı da o kadar öte gitmezdi ve burada belirtildiği gibi Don nehrinin yukarı mecralarında biterdi. Bu bölgede memleketleri ayıracak derecede kaydadeğer olarak sadece Kafkaslar göze çarpıyor. Onda da yön sorunu vardır. Karpatlar burada dendiği istikamette uzanır ama işbu bahiste kapsam dışı kalmaktadır. Kafkasların güneyi Sturluson’un yaşadığı günlerde elhak Turkland idi. Ancak Sturluson’un önceki eseri olan Prose Edda’da Turkland başka anlatılır: “Dünyanın ortasının yakınlarında bizim Turkland dediğimiz yere, en gösterişli yapı yapıldı ve yurt kuruldu. Buraya Troya dendi… (Troya krallarından Mennon’un oğlu Tor) kendisini şimdi bizim Trudheim dediğimiz Trakya ülkesi için çalışmaya verdi. Daha sonra ülkeden ülkeye gezmeye başladı… (Onun neslinden gelen Friallaf’ın da) bir oğlu vardı. Adı Voden idi. Biz ona Odin diyoruz. O bilgeliği ve becerileriyle ünlüydü.”

Bu metinde çağdaş eleştirmenlerin isim benzerliğine bağladıkları öğeler tastamam vardır. Yazar Troya, Trakya ve Turk kelimelerinin ses çağrışımlarından sonuna kadar istifade etmiştir. Bugün Kuzeylilerin en çok kullandığı özel isimlerden biri olan Thor da buna eklenir. Ama bunu yukarıda belirttiğimiz gibi, ‘müdakkik araştırmalar’ öncesindeki bilgisiyle açıklamalıyız. Öbür türlü, Anadolu Selçuklu devleti Alaaddin Keykubat önderliğinde en parlak devrini yaşıyor olsa da, o günlerde sadece Trakya değil, Batı Anadolu’nun dahi Turkland olarak görülemeyeceğini, Bizans’ın hala kaya gibi yerinde durduğunu biliyor olacaktır. Eskiçağlarda Batı Anadolu’da bir Turkland aramak için ise ne Sturluson’un, ne de bir başkasının faydalanabileceği bir kaynak bulunmamakta, en azından henüz bilinmemektedir. Dolayısıyla Prose Edda’daki bu bilgiyi geçmeliyiz. Zaten yazar 10 yıl kadar sonra yazdığı yeni eserinde Troya veya Trakya atfını kullanmaz. O da eski bildiklerini geçmiştir.

Göçün sebebini her iki kaynak da Odin’in gururunu incitmeden açıklamaya çalışır. Prose Edda’ya göre Odin “bilgeliğiyle dünyanın kuzeyinde adının çok yüksek tutulacağını ve bütün kralların hepsinden fazla onurlandırılacağını anladı. Bu onda Turkland’dan (5)  ayrılma hissi uyandırdı.” Ynglinga’da göç çok somut bir sebebe, bir dış tehdide bağlanır: “O zamanlar Romalıların reisleri dünyanın çok yerine yayılıp tüm halkları kendilerine bağlamışlardı ve bu sebeple pek çok reis kendi mülkünden kaçmıştı. Fakat uzakgörüşlü olan ve sihir gücü bulunan Odin kendi soyunun dünyanın kuzey yarısına gelip yerleşeceğini biliyordu.” 

Buradaki Roma baskısı öğesi ilk bakışta Turkland’ın Türkistan olma ihtimalini bir kez daha bertaraf etmektedir. Ayrıca, Odin dünyanın güney yarısı veya tarafı olarak nitelenebilecek bir yerde yaşıyordu ki, herhalde Vanaland ve Asaland ile aynı enlemde olan Türkistan bu şekilde görülemezdi. Buna karşılık, yoğunlaşılan bölgenin güneyine düşen Azerbaycan, Kafkas dağlarının kuzey ile bağlantıyı kesmeleri hasebiyle, güney ile daha bütünleşiktir.

Göç bahsini Prose Edda şöyle anlatır: “Arkasında genç, yaşlı, kadın, erkek, kalabalık bir grupla yola çıktı. Yanlarında çok değerli şeyler vardı. Hangi ülkede nereden geçerlerse geçsinler haklarında övgüyle söz ediliyordu. Onların insandan çok tanrılara benzedikleri söyleniyordu. Saxland’a gelinceye dek durmadılar. Odin burada bir süre konakladı ve buraların büyük bir bölümünü egemenliğine aldı. Ülkenin korunmasını üç oğluna verdi… Odin daha sonra yolunu kuzeye doğru sürdürdü ve Reidgotaland’a (Danimarka) geldi.”

Ynglinga’daki bahisler bu metinle uyuşur, ancak ‘tanrı gibi’ olan Odin ve avenesi, on yıl sonra ‘tanrı’ haline gelirler: “Bu yüzden kardeşleri Ve ve Vilje’yi Asgard’da bıraktı ve kendisi tüm tanrılar ve diğer insanların büyük bir kısmıyla önce batıya Gardarike’ye, sonra da güneye Saxland’a doğru göçe başladı. Pek çok oğlu vardı, Saxland’da geniş bir devlete boyun eğdirdikten sonra oğullarını o memleketin yönetimine bıraktı. Kendisi kuzeye denize doğru gitti ve Fyen’deki Odins denen bir adayı kendine yurtluk aldı.” 

Biz göçten sonra kuzeyde yapılanlar konusuna girmeyeceğiz. Destanda beklendiği üzere, sağa sola fütuhat girişimleri, yerli halk ile ilişkiler, hanedanın yerleşmesi ve nihayet yeni bir ulusun doğması konuları izlenmektedir. 

Bu bahisleri tastamam efsane, dolayısıyla uydurma olarak gören halkiyatçılar, ardından adı geçen mekân ve kavramlara derin mitolojik manalar yüklemişlerdir. Örneğin, Asgard basitleştirici bir anlatımla tanrıların mekânı olarak sunulur. Merkezîdir. Onun etrafında Midgard (‘Orta Kent’) vardır. Burası insanların mekânıdır. Bilinen dünya ile engin okyanuslar arasında ise devlerin mekânı vardır (O'Donoghue 2008: 17). Hâlbuki burada tarihi bir hadiseye işaret edilmektedir. Bir göç vardır. Metinlerde bu göç hikâyesini İsrailiyyat bilgisine bağlayacak, dolayısıyla Babil’den başlatacak bir veri bulunmuyor. Troya iyi bilinir ama Yunan barbarlığı karşısında uğradığı felaketiyle bilinir. Buradan göç alışıldık bir figür değildir. As ülkesinden göçün ise, bildiğim kadarıyla, başka hiçbir yerde örneği yoktur. Ulusların türeyiş ve köken efsanelerinde göç evrenseldir ama çıkanakları özgünlük arz ediyorsa, münferit olarak ele almalı ve kendi içinde değerlendirmeliyiz. 

Böyle bir göçü tarih bilgimizle telif etmek için tek başvuracağımız kaynak şimdilik oyma yazının başlangıcı olarak gözüküyor. Bu yazıyı sagada dendiği gibi Odin veya Türklerin yaşadığı yerlerden birileri getirip İskandinavlara öğretti ise, bu göç MS 2. yy’dan daha geç olmamalı. Bu tarih Aral-Hazar bozkırlarında As egemenliğinin sonlarına denk gelir. Bu aynı zamanda İskandinavya’dan Gotların bozkıra geliş tarihidir ve aynı günlerde bozkırdan İskandinavya’ya doğru ters istikamette bir göç düşünmek ilk bakışta eğlenceli olacaktır. Ancak bir ara bozkırın büyük bir kesimine hâkim olan ve eskiçağ yazarları nezdindeki önemlerine binaen bugün kullandığımız Asya kıta ismine babalık eden bir halkın ortadan kalkarken bazı kısımlarının da kuzey cihetine gittiğini düşünmekte beis yoktur. Altay dağlarının kuzeyindeki düzlüklere ulaşan ve Göktürk yazıtlarda karşımıza Az Budun olarak çıkan bu halkın bir hissesi de batıda ve kuzeyde dağılmış olabilir. Değilse nereye gittiklerini sormak lazımdır. 

Dolayısıyla, bozkırda Asların ortadan kalkışı ve İskandinavya’da oyma yazının belirmesinin tarihsel denkliği Asaland’dan bir göç konusundaki sıkıntıyı ortadan kaldırıyor. Fakat Turkland’ı nasıl açıklayacağız? Asaland Sturluson’un sonradan yaptığı bir açıklama, bir tarih şerhi. Ynglinga’ya göre As kesinlikle onun halkının ismi; hatta İskandinavya’ya göçtüklerinde bile bu ismi kullanıyorlar. Bu bir. İkinci gerçek ise çıkanağın Turkland olduğudur. Prose Edda bunu açıkça söylüyor. Ynglinga ise çıkanağı Roma etki bölgesine, yani Azerbaycan arazisine yerleştirdiğinden ve buraya Turkland adını verdiğinden aynı şeyden bahsediyor. Biz Asaland ile Turkland’ın birini Kafkasların kuzeyine ve diğerini güneyine yerleştirip ortada iki ülkeden bahis olduğunu söyleyebiliriz ama Sturluson ne iki ayrı ülkeden bahsettiğini ima ediyor, ne de bunları telif edecek bir yol gösteriyor. Açıkça, sonradan derinlemesine öğrendiği Aslar konusu onun Turkland bilgisinin üzerine oturmuş, Asland’ı yeni eserinde kullanmış ama Turkland’ı ne yapacağını bilemeyerek müphem ifadelerle bırakmıştır. 

Tarih bilgimiz aslında Azerbaycan açıklamasına imkân tanıyor. MÖ ilk binyılda Aras nehrinin doğusu, Nahcivan ve ötesi Aza ülkesi olarak biliniyordu ve Strabon’un zamanına kadar böyle kullanılmış gözüküyor (Ağasıoğlu 2000: 13). Strabon çağında Roma tazyikini Kafkasların güneyinde tahayyül edebiliriz ama o günlerde bu bölgede Aza halkından haber veren başka kaynaklar olmadığı gibi, yakın tarihteki bir göçü de bilmiyoruz. Bozkır Azlarının kaynağı Azerbaycan’daki halk ise, göç daha önceden gerçekleşmiş olmalıdır. Zira Strabon doğmadan bir asır önce Asii kavmi müttefikleriyle birlikte kuzeyden gelip Maveraünnehr’i işgal ediyordu (Czeglédy 1999: 36-39). 

Böylece, coğrafi tanımlama açık olmakla birlikte Turkland’ın Azerbaycan oluşu konusunda soru işaretleri beliriyor. Sturluson o çağda Urartu yazılarını okuyamayacağına göre, Azerbaycan’daki Azları nereden öğrenmişti? Çünkü arada en az 1400 yıl var. Sözlü tarih bilgisinin nesiller boyu çok küçük sapmalarla aktarıldığı geleneksel bir toplumda, Kafkasların güneyindeki yurtla ilgili hatıraların 1400 yıl yaşaması fazlasıyla mümkündür, lakin bu kez de Azerbaycan’dan çıkış ile İskandinavya’ya gidiş arasında dört asırlık bir boşluk beliriyor. 

Bu bilgiye, daha doğrusu yoruma biz ancak şimdilerde ulaşabiliyoruz. Sturluson bunu bilmiyordu ve tek kademeli bir göç tasarlıyordu. Hâlbuki derlediği söylenceler iki ayrı ülkeden bahsediyor. İşte bunlardan birini doğru olarak Asaland şeklinde tespit etmiş, diğerini ise kendi döneminin bilgisine başvurarak ve “dağı arkasına alarak” Azerbaycan olduğu aşikâr olan Turkland olarak açıklamıştır. Bizim sorduğumuz soruları kendisinin de sorduğunu tahmin ediyoruz ki, bu çelişkileri gidermeye çalışmış ve yapabildiği tek iş olarak Turkland’ı Rusya’nın yakınına yerleştirmiştir. 

Burada Turkland’ın kitabî bir bilgiyi mi temsil ettiği, yoksa geleneklerden mi derlendiği sorusu gelecektir ve hemen herkes birinciyi söylemektedir. Ama Turkland Uralların güney ucundaki bölgeyi anlatamaz mı? Bu gayet tabii ve muhtemeldir. Hazar bozkırlarında Asların yaşadığı dönemde hemen kuzeydeki ormanlık bölgede üç eskiçağ kaynağının Turkae adını verdiği kavim yaşıyordu ve asırlar sonra bu bölgeden çıkıp gelen ve Göktürklerle hiçbir ilgileri olmayan Macarlar da kendileri için Türk adını kullanıyorlardı (incelemesi için bkz. Karatay 2009). Burada işe yarayabilecek ayrıntı ise Aslar ile Türklerin bu bölgeden silinmesinin yaklaşık aynı günlerde olduğudur. 

Odin dört asır yaşayamayacağına göre, onun Turkland’ı Azerbaycan olamaz. Azerbaycan’dan, yani büyük dağ silsilesinin ardındaki ülkeden göç bir şekilde geleneklerde korunmuş olabilir, ama Odin Asaland ve Turkland’ın, yani Batı Asya’nın bir hükümdarıydı ve belki de As egemenliği döneminin son parlak kişiliğini temsil ediyordu. Üstelik Türk dünyasındaki ve hele Türk kültüründeki bazı verilerden onun gerçekten göç etmediğine hükmetmek de mümkündür; aynen Selçuk Bey’in kendisinin Türkistan’da kalması ama isminin Anadolu’ya gelmesi gibi bir durum burada da vaki olabilir. Bunu başka bir araştırmada ele almak yerinde olacaktır.

Yrd.Doç.Dr.Osman KARATAY - link
Ege Üniversitesi, TDAE, Bornova - İzmir
Bu tebliğ Ege Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamındaki 2009-TDAE-003 no’lu proje desteğiyle hazırlanmıştır.
Halk kültüründe Göç Uluslararası Sempozyumu 28-30 Mayıs 2010, Balıkesir
Migration of King Odin from Tyrkland to Scandinavian

dipnotlar:
1) Örn. Bu sagayı İngilizceye ilk çeviren Samuel Laing’in özgün çevirisinde ve önceki baskılarında yer almasına rağmen, onun çevirisinin kullanıldığı Norrœna Society’nin 1907 baskısında (London, Copenhagen, Stockholk, Berlin, New York) bu bölüm bulunmaz ve doğrudan ilk kral sagası olan Kara Halfdan’a geçilir. Bunu büyük ölçüde bu bölümün içeriğinden duyulan rahatsızlığa, bir ölçüde de sagalara karşı 20. yy başlarında gelişen isbatiyeci ve eleştirici tutuma bağlayabiliriz. 
2) Biz bu çevirileri Laing’in eski metniyle (London – New York 1961: 7-11) Hollander’in (Austin 2002: 6-10) İngilizceye çevirilerinden karşılaştırmalı olarak yaptık. Temelde büyük farklılıklar olmamakla birlikte, bazı ifadelerde iki metni telif etmek gerekti. Bu konuyu çalışan arkadaşımızın yakın bir gelecekte İzlanda dilinden doğrudan çeviri yapmasını umuyoruz.
3) Prose Edda metinleri Lagerbring’in kitabının çevirisinden (2008: 74-77) aktarılmıştır. Brodeur’ün çevirisinde (1923: 6-12) bazı anlam farklılıkları bulunmakta ise de, metin tahlili buradaki konumuz olmadığından ayrıntıları meğersimeyeceğiz. 
4) Aslar hakkında Türkçede en geniş bilgi Czeglédy’de bulunabilir (1999: 33-66).
5) Eseri çeviren Gürgün Turkland geçen yerlerde Türkiye kelimesini kullanıyor ama biz sahihliğine halel gelmemesi açısından esas biçimi yazdık.

KAYNAKLAR
* Ağasıoğlu, Firidun, Azer Xalqı, Bakı, 2000.
* Brodeur, A. G., The Prose Edda by Snorri Sturluson, London – New York, 1923.
* Czeglédy, Károly, Turan Kavimlerinin Göçü, çev. G. Karaağaç, İstanbul, 1999.
* Daly, Kathleen L., Norse Mithology A to Z, New York, 2004. 
* Jøn, A. Asbjørn, “Shamanism and the Image of the Teutonic Deity, Óđinn”, Folklore, X (1999), s.68-76.
* Karatay, O., İran ile Turan: Hayali Miletler Çağında Avrasya ve Ortadoğu, Ankara, 2003.
-----, “Ergenekon Öncesindeki Felaket Hakkında Bir Tarihleme Denemesi”, 1. Uluslararası Uzak Asya’dan Ön Asya’ya Eski Türkçe Bilgi Şöleni, Afyon Kocatepe Üniversitesi, 18-20 Kasım 2009.
-----, Aygün, E., “Alpler ve Elfler: Türk ve İskandinav Dünyalarında Kahramanlık Olgusu”, II. Uluslararası Türk Dünyası Kültür Kongresi, 119-25 Nisan 2010, Çeşme – İzmir
* Lagerbring, Sven, İsveççenin Türkçe ile Benzerlikleri. İsveçlilerin Türk Ataları, çev. Abdullah Gürgün, İstanbul, 2008.
* Looijenga, Tineke, Texts and Contexts of the Oldest Runic Inscriptions, Leiden – Boston, 2003.
* O'Donoghue, Heather,  From Asgard to Valhalla : The Remarkable History of the Norse Myths, London, 2008.
* Snorre Sturlason, Heimskringla: The Norse King Sagas, çev. S. Laing – P. G. Foote, London – New York, 1961.
* Snorri Sturluson, Heimskringla: History of the Kings of Norway, çev. L. M. Hollander, Austin, 2002.
* Þorsteinsson, Steingrímur J., “The Cult of Óđinn in Iceland”, Nine Norse Studies, yay. G. Turville-Petre, Bristol, 1972


Mezar taşları - Kazakistan 


"Norveç Oslo Üniversitesi Arkeoloji Profesörü Lotte Hedeager in yayınladığı bu kitapta, 1994 yılından bu yana yazdığım makalelerde referans aldığım batılı kaynaklara dayanarak ileri sürdüğüm İskandinav ve Türk kültürünin tarihi geçmişine ilişkin tezlerime benzer tezler, gene aynı kaynaklar referans verilerek ileri sürülmüştür. Bu çalışmalarım ve projelerim için önemli bir gelişmedir. Batılı akademisyenler de Türk Kültürünün Batı üzerindeki etkisini kabüllenip dile getirmeye başlıyorlar. Bu konuda bu kitap çok önemli bir adımdır. Bu kitabın biran önce ingilizceye ve 
türkçeye tercüme edilmesi gerekir." Mehmet Turgay Kürüm, 2011

Iron Age Myth and Materiality: An Archaeology of Scandinavia AD 400-1000,  Lotte Hedeager 


Undermines the foundations of the earliest Scandinavian history: Was St. Olaf one Huner?
September 29th, 2011/ link

SENSATION: Archaeology professor Lotte Hedeager detects - with support from a long forgotten Danish researcher - that totally kings Olav Tryggvason and St. Olaf might have been of hunisk lineage. Here is the professor in front Unraveling Haugen in Jessheim, Scandinavia's largest burial mound, built along the lines of Asian burial mounds from the migration season. Photo: Bjørn Bratten

IDEAS: Huns and other Asian nomads may hundreds of years in the migration period, perhaps up until the Viking Age, have occupied the area that today is the Nordic countries.

It believes archeology professor Lotte Hedeager, head of the Department of Archaeology, Conservation and History at the University of Oslo.

The professor's findings may mean that Norwegian completely kings Saint Olav and Olav Tryggvason was of hunisk lineage.

- It would have been many centuries since the Huns were there. But assuming it is the same royal families as purely biological still, it would not surprise me if it was actually a remnant of something hunisk in this royal family (Yngling. Ed.), Said archeology professor Lotte Hedeager.

Almost the same thought Snorri Sturluson. Down through the centuries, he was rebuffed and ridiculed by the church and the monarchy - and in recent years of large sections of academia - for their accounts of the Turkish commander Odin and his ways with people and languages ​​of northern areas.

ACCORDING SNORRE was Odin and his Turkish ancestors of the Nordic royal families, Yngling in Norway / Sweden and shield kids in Denmark. It was shocking enough for both royal and church power Snorre time. Hedeager detects - almost down to the last detail - with the support of a long forgotten Danish linguist, the Nordic royal families - with absolutely kings Olav Tryggvason and St. Olaf - have been huniske!

Professor Hedeager hunerspor bringeth the whole basis of the earliest Scandinavian history as it has been interpreted over the last hundred years nasjonsbyggings- and nationalization processes.

Hedeager think Snorre has mistaken Odin journey with Attila occupation journey across Europe in the 400s and that Snorri through the myths and legends that arose was inspired to around seven hundred years later to write about the Turkish people's journey to the north.

Attila ruled the once over a vast European realm that stretched from the Caspian Sea to the North Sea and the Baltic states, ie the north to "islands of oceanic" - according to historian Prisco who visited Attila at his court.

- Huns ATTACK must have been an unheard earth-shattering event, of a kind never before seen, and that was a very special experience for the Scandinavians. It is understandable that Attila Norse mythology was confused with the already existing Germanic god Wotan / Odin and that both the Huns and Odin gods were seen as examples of fighters who were loyal to his king, writes Hedeager.

- There was an entirely new and hierarchical social order, and Norse mythology was transformed for centuries to come, says professor Hedeager.

IN ITS HIGHLY controversial new book, "Iron Age Myth and Materiality - An Archeology of Scandinavia AD 400-1000", published by the British / American science publishing house Routledge these days, says Lotte Hedeager that the old Norwegian migration story of Odin and the Aesir - Snorri's account in the prologue to Edda - is a reinvented mythological account of Huns conquest of Scandinavia.

Lotte Hedeager relies inter alia to the long forgotten Danish scientist Niels Lukman as a lecture for his doctorate in German in Leipzig during the war argued that the Huns were in Scandinavia, not just on a short visit, but that they were in power in the area for a long time. Lukman lecture has been little known outside Germany, has never been translated into any Nordic languages ​​and has been academically ignored.

It was the middle during the German occupation and the Danes were in urgent need of some heroes that they could rely on. And there came Niels your heroes proved, the biggest of them, to be Huns, Goths and Heruli, wrote a colleague who was present in hindsight.

- His masterly INTERPRETATION of the Scandinavian history before 800 deserves attention, writes Hedeager.

Lukman doctoral dissertation, titled "Shield Young und Skil Finger" identifies an independent hunisk tradition, rooted in the stories of the Nordic royal ranks and their relationship to Hlridargard, today Lejre on Zealand, and Old Uppsala in Mälaren- area.

The traditions include several well confirmed historical figures before and after Attila. The Nordic figures Skjold Young-Skil Finger tradition - Halfdan, Roar, Ottar and Adils - coincides with the huniske kings Huldin (399-410), Ruga (422-34), Ottar (? -430) And Attila (434-53) mentioned in the Roman Gothic historian Jordanes gotersaga (De origine acti busque Getarum (551 AD).

- THESE COMMON information, which was consistent down to the smallest detail, forced Lukman to conclude that the Huns not only traveled north but actually established itself as a ruling elite in Scandinavia even before Attila's time, and they stayed in the area until Attila's son and successor Helleacs (ie Helge) defeat against the Ostrogoths in 455, writes Lotte Hedeager.

According to Niels Lukman came a group of herulske kings returning to Sweden with his people in 512, and survived in the area until the Viking era and beyond in the early Middle Ages.

- The historical evidence for the emergence of the new royal families are supported by that revived monumental burial traditions that have been verified archaeologically of unprecedented discovery of burial mounds, which in Sweden Old Uppsala, Norwegian Borre and Lejre on Zealand, says Professor Lotte Hedeager.

HUN detected also how for example. gullbrakteatene produced in places like Gudme on Funen, was a development of Byzantine gullmedaljonger honor of Roman emperors, so that the Roman emperors were replaced by the Nordic king of gods, Odin.

- A new shamanistic practices were introduced. The largest groups of gold bracteates illustrates a shamanistic representation of soul journey: the head of a man disguised as a bird, rides on a creature that looks like a horse, but have horns and beards.

- It is my hypothesis that the Huns were the most important transformative component in Europe by Roman times. Historical sources, poetic narratives, iconography and animal art, as well as the amount of Roman gold, points to all the Huns, writes Lotte Hedeager in his new book.