english etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
english etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2018 Perşembe

Çeviriler orjinal isimlere sadık kalınmayınca …!





Vergilius - AENEAS

Verg.A. 2.100-104 / çeviri İsmet Zeki Eyuboğlu

Sürdürdü suçlamayı Calhas yardımıyla durmadan,
Neye yarar bu sözleri söylemem anımsatmam?
Sözü uzatmam? Bütün Grekler eşitse gözünüzde,
Kim olduğumu duymanız yeter, öldürtün beni, budur,
İthacus'un dileği, büyük ödül verir Atridesler de.
Çok istedik olayların nedenlerini öğrenmeyi, sormayı,
Bilmezdik Pelasgların tuzaklarını, kuyu kazmalarını.
Titreyerek, düzmece bir içtenlikle sürdürdü konuşmayı:



* Neden orjinal kelime yerine "Yunan" kelimesini kullanıyorlar?
* Pelasglar "Grek" değildir ! ve yine de "Pelasg" kelimesini "Yunan" olarak tercüme etmişler!
* Bizimkiler de "Akha" kelimesini "Grek" diye çevirmiş, yani bugünün tabiriyle "Yunan" olmuş !
* Orjinalde "Teucria" (yani TÜRKİYE yazarken) bizimkiler Troyalılar olarak çevirmeyi uygun görmüş!
* Orjinalde "Dorica" yazarken, bizimkiler "Grek" diye çevirmeyi uygun görmüş!
* Kimlik Hırsızlığı ya da daha doğrusu "Etnik Hırsızlığı" !
* Diğer milletler söz konusu olduğunda ki, bunu özellikle Türkler için yaparlar; (yakın zaman için bile) Selçuk, Peçenek, Avşar, Artuk boy adlarıyla verilirken "Türk" kelimesiyle birlikte kullanılmaz. Halbuki Selçuk, Peçenek, Avşar, Artuk... "ADIMIZ" iken "TÜRK" "SOYADIMIZ"dır.
* Bilim dünyasında "İkiyüzlülük", 
* Ve bunu tüm antik dönem eserlerin çevirilerinde görüyoruz!



Verg. A. 2.100-104 /  J. B. Greenough.

Nec requievit enim, donec, Calchante ministro—
sed quid ego haec autem nequiquam ingrata revolvo?
Quidve moror, si omnis uno ordine habetis Achivos,
idque audire sat est? Iamdudum sumite poenas,
hoc Ithacus velit, et magno mercentur Atridae.”
Tum vero ardemus scitari et quaerere causas,
ignari scelerum tantorum artisque Pelasgae.
Prosequitur pavitans, et ficto pectore fatur:



Verg. A. 2.100-104 / Theodore C. Williams, Ed.

Nor rest had he, till Calchas, as his tool,-
but why unfold this useless, cruel story?
Why make delay? Ye count all sons of Greece
arrayed as one; and to have heard thus far
suffices you. Take now your ripe revenge!
Ulysses smiles and Atreus' royal sons
with liberal price your deed of blood repay.”
We ply him then with passionate appeal
and question all his cause: of guilt so dire
or such Greek guile we harbored not the thought.
So on he prates, with well-feigned grief and fear,
and from his Iying heart thus told his tale:


* Why do they use the word "Greek" instead the original word?
* When it comes to "other nations", they just use the tribe names, especially when it comes to the Turkish Tribes like Seljuks, Pechenegs, Artiquids... these are the names of the tribes, but the surname is "TURK" !
* Pelasgians are not "Greek"! and yet they translated the word "Pelasg" into "Greek" !
* Stealing the "identity", or more acquired "Stealing the Ethnic" !
* Hypocrisy in the scientific world!

SB.






Verg. A.2.21 / çeviri: İsmet Zeki Eyuboğlu

Tenedos derler ünlü bir ada, Troya’nın karşısında,
Varsıl, görkemli yerdi. Priamus krallığı çağında.
Şimdi önemsiz bir onarım, gemi yanaşma yeri.
Oraya sığınır, ıssız koyda saklanırdır Grekler.
Biz de sanırdık uygun yellerle Mycenae’ya giderler.
Sevinmiş bütün Troyalılar, gitmiş sıkıntıları, kaygıları,
Gezmeye çıkmışlar, görmeyince Grekleri, boş kıyılara.


* Verg. A. 2.21 /  J. B. Greenough. (Latin)

Est in conspectu Tenedos, notissima fama
insula, dives opum, Priami dum regna manebant,
nunc tantum sinus et statio male fida carinis:
huc se provecti deserto in litore condunt.
Nos abiisse rati et vento petiisse Mycenas:
ergo omnis longo solvit se Teucria luctu;
panduntur portae; iuvat ire et Dorica castra
desertosque videre locos litusque relictum.


Verg. A. 2.21  / Theodore C. Williams, Ed (English)

In sight of Troy lies Tenedos, an island widely famed
and opulent, ere Priam's kingdom fell,
but a poor haven now, with anchorage
not half secure; 't was thitherward they sailed,
and lurked unseen by that abandoned shore.
We deemed them launched away and sailing far,
bound homeward for Mycenae. Teucria then
threw off her grief inveterate; all her gates
swung wide; exultant went we forth, and saw
the Dorian camp untenanted, the siege
abandoned, and the shore without a keel.



Truvalı Aeneas Kartaca Ecesi Dido tarafından karşılanıyor
Ortaçağ dönemi Avrupa Sanatı





16 Şubat 2018 Cuma

Turkish is the first language on Earth




Katip Çelebi'ye göre, "Tarih, ilimlerin zirvelerinde en yüksek bir tepeye benzer." Fakat, hakiki araştırmacı tarihçilerin dışında, tarihi bir kütüphane araştırması olarak görenler onu gayri-ilmi sayabilirler ve diğer aynı tip tarihçilerin yaptığı gibi derlemeler yaparak kitaplarını yazarlar. Eserlerine tamamen hayali bazı yorumlarla ve ön yargılarla başlayan bu derlemeciler için tarih, kendi şahsi veya milli egolarını tatmin etmek için kullanılan bir vasıta ve de bir propaganda malzemesidir.

Antik Türk tarihi ile ilgili çalışmalar, yakın zamanlarda dünya Türkologlarının sayısındaki bariz enflasyona rağmen, hemen hemen mutlak bir hareketsizliğe gömülmüştür. Ben bu uyuyan devi harekete geçirmeye karar verdiğimde, mantık ve ispat unsurlarının geçerli olduğu müspet ilimlerdeki eğitimime güveniyordum. Diğer bir avantajım da, Allaha şükür, profesyonel bir tarihçi olmamamdı. böylece de tarih mevzuunda meslektaşlarımın profesyonel alanlarına tecavüz etmekte herhangi bir korku veya çekingenlik duymadım.

Türkçe-konuşan milletler veya halklarla ilgili tarihi eserler az, çok sathi ve bariz şekilde münazaalı, bilim ve mantık süzgeçlerinden geçmemiş ve de ekseriya tamamıyla tarafgirdir. Mesela, Hun kralı Attila'nın idaresinde aniden büyük bir politik güç ve faaliyetle ortaya çıkıp Avrupa'ya hakim olması ve zamanın en büyük gücü olan Roma'ya meydan okumasının, tarihin normal akışına ve devamlılık ülkesine tamamen aykırı bir manzara arzetmekte olduğu gözden kaçmıştır. bu olay gerekli tarihi destek ve hazırlıktan tamamen yoksundu. Mantığım, Hunların ta Moğolistan'dan çıkıp, birçok dağ silsilerini ve büyük ırmakları aşıp, bu arada Orta Asya'nın İndo-İrani hatta Hint-Avrupalı kabul edilen bir sürü yabancı kavimlerini bertaraf ederek üç bin millik bir yolu katedip, geldikleri ve yendikleri bu Saka ve İskit kavimlerini ikame ettiklerine dair ortaya atılan tezi kabul edemiyordu.

Yine mantık şunu emrediyordu ki bütün bu Hun olayının, bizzat yerinde, Rus bozkırlarının kendi içinde, ve bu bozkırların kendi yerli halkları tarafından yaratılmış olması gerekiyordu. Yani, Hunlar İskitlerin yerine geçmediler, onların kendileri bizzat İskitler'di.

Keza son 1600 yıl içinde diğer Türk devletlerinin Avrasya'da, Orta Asya'da, Hindistan'da, İran'da ve Anadolu'da büyük güçler halinde, önceden hazırlıksız olarak çıkışlarında da tarihi bir anormallik göze çarpar. Tarihçilerin 'göçebe' (nomad) teorisine göre bütün Türk devletleri ve imparatolukları daima 'geçici' kuruluşlardı. 

Türkler memleketlerinde daima 'yabancı' idiler. Orta Asya'ya ancak 8.yüzyıldan sonra, Anadolu'ya da 900 yıl önce, 1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra gelmişlerdir. Diğer bütün milletler antik çağlarda, Avrupa'da almanlar, Anglo-Saksonlar, Vikingler, Galyalılar, Latinler, İspnayollar, Slavlar, Yunanlılar ; Asya'da Hintliler ve Çinliler; Orta Doğu'da Farslar, Gürcüler, Araplar, İbraniler, Mısırlılar hep kendi coğrafyaları içinde veya yakınında yaşamışlardır. Sadece Türkler bu kuralın dışında kalmışlar, yalnız onlar bu hususta bir 'anomali' göstermemişlerdir.

Birinciye bağlı zannettiğim ikinci bir tarihi 'anomali' de 'kayıp diller' olgusudur ki bu 'tarihte devamlılık' açısından kabul edilemez. Sanskritçe, Grekçe, Latince, Anglo-Cermen dilleri, Farsça, Arapça, İbranice, Türkçe gibi büyük diller, ve hatta Arnavutça, Gürcüce ve Ermenice gibi küçük diller, makul bir devamlılık gösterirler. Hepsi eski dil karakterlerini ve ana yapılarını korumuşlar, ancak kelime hazineleri değişikliğe uğramış, dost veya düşman birçok milletlerden aldıkları kelimelerle dillerinde bazı değişiklikler olmuştur.

Eski çağın kayıp dillerinin sahiplerinden olan Sumerliler, Elamlılar, Medler, İskitler, Hititler (Hattiler), Frigler, Lydialılar, Truvalılar, Etrüskler, Partlar ve Aramiler dünya uygarlığının keşfi ve yaradılışında rol oynamışlar, sanat ve kültürde yaptıkları atılımlarla eski yunan rönesansının temellerini atmışlar ve dolayısıyla da bugünkü modern uygarlıklarımızın oluşumunu sağlamışlardır.

Bu eski milletlerin dilleri coğrafyacı Strabon zamanında hala yaşıyorlardı. Öyleyse niçin bu büyük milletlerin dilleri kayboluyor da bugün yaşayan küçük milletlerin bile dilleri kaybolmuyor, ki bu küçük milletler daima o eski büyük milletlerin idareleri altında yaşamışlar, her türlü esarete ve imhaya maruz kalmışlardır.

Öte yandan, mesela koca bir Sumer devleti ve milleti ve dili yok oluyordu ki bu dil, İbrani Tevrat yazarının ifadesi ide 'bütün dünyanın konuştuğu dil idi'. Böylece, mantık yine gösteriyor ki, eğer normal tarihi gelişme ve devamlılık korunacaksa bu eski ve antik dillerin asla kaybolmamaları gerekiyordu.

Eğer bizzat tarihin kendisini düzeltmek istiyorsak, yukarıda birbirine bağlı olduğunu söylediğimiz iki anaomali'nin yok edilmesi, tarih kitaplarından silinmesi gerekiyordu. Burada çalışma alanımız olan 'kayıp diller' genellikle Sami veya Hint-Avrupa dilleri dışında kalan aglutinatif (bitişgen) bir dil grubunu oluşturuyorlardı. Bu şartlara uyan birçok kayıp diller arasında olan ve muhtelif yazarlarca - sanki Asya kıtasında tek bir dil grubu varmış gibi - 'Asyanil' tabiriyle anılan, Sumerce, Elamca, Etrüskçe, Urartuca ve Hurrice gibi denilen Ural-Altay dilleri grubuna bağlanması gerekmekteydi, ki bu grubun Avrasya'daki büyük yegane temsilcisi Türkçe'dir. Böylece iki anomalinin tarih kitaplarından çıkarılması için, bu kayıp dillerin herhangi bir şekilde veya diyalekte Türkçe ile akrabalılıklarının ispatı gerekmekteydi. (...)

'Kayıp dillerin' çözümü ile Türkçe-konuşan eski halkların tarihini ortaya döken ilerideki bölümler gösterecektir ki, hiç değilse kayıtlı 5000 yıllık tarih dönemi başlangıcında Proto-Türkler'in ana vatan'ı Anadolu-Transkafkasya-Mezopotamya üçgeni içinde kalan bölgeydi. Kültürel ipuçları ise bu ana vatanın MÖ 7000 yılında bizzat Anadolu olduğunu göstermektedir. Bu deliller, tabidir ki, aynı zamanlarda Avrupa ve Asya'nın diğer bölgelerinde de Türkçe konuşan halkların bulunmadığını göstermez. Fakat, şunu da biliyoruz ki, eski uygarlık batıdan doğuya doğru hareket etmiş ve mesela Sumer uygarlığının emareleri Çin'e (Şang uygarlığı) bin küsür yıl sonra ulaşmıştır. (...)

Türkler bundan 8300 yıl öncesinde Anadolu'da yaşadığına göre ve de o çağda Orta Asya'nın durumunu bilmediğimize göre, bilimsel olarak bütün Türklerin Orta Anadolu kökenli olduklarını söyleyebiliriz. Akdeniz kültürü de sadece Greklerin, Romalıların değil, geniş çapta bu eski Anadolu Türklerinin yarattığını düşünürsek artık ırkçılık ve aşağılık komplekslerine takılmadan kendimizi saf ve yerli Anadolu sayabiliriz.

Diğer tarafta, Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Rusya'da, Asya'da, Moğolistan'da ne zaman yerleştikleri bilinmeyen sayısız soydaş milletler Becenler, Gagauzlar, Azeriler, Kırımlılar, Türkmenler, Uygurlar, Kırgızlar, Özbekler, Kazaklar, Yakutlar da kendi coğrafyaları içinde kökleşmişlerdir. Doğu'ya doğru gidildiği oranda da , Asya'nın en kalabalık milleti olan ve uzun zamanlar Türk hakimiyeti altında yaşamış olan Çin ırkının tesiriyle hafif Mongoloid tiplerinin Türk ırkına karışmasını, yani Tatarlaşmamızı, doğal karşılamak gerekir. Yoksa, bazı tarihçilerin Kırgızlar için "Siz Kırgızlar eskiden Avrupalı (yani beyaz, Kafkas tipi) bir ırktınız, Doğu'da Türklerle karışarak Asyalı (Mongoloid) bir ırk oldunuz! kabilinde söylediği yalanlar bilimsellik sayılamaz. Gerçek şu ki, Türkler, Avrasya coğrafyasında yerleşmiş olmakla ve de biraz Tatarlaşma bahasına, bizzat Avrupalıların Tatarlaşmasını önlemişlerdir. Ona rağmen, bugün Kuzey Slavlar'da, Ruslar ve Polonyalılar arasında rastlanan Mongoloid simalar Anadolu Türk halkında olanlardan daha fazladır. Ne yazık ki Batılılar uzun zamandır Türklere bu Mongoloid damgasını vurmakta birbirleriyle yarışmışlardır.

Burada, Anadolu Türklerinin dışında kalan Türklere yanlış olarak verilen 'Türki' tabiri üzerinde durmak gerekir. 11.yüzyıl büyük dil bilgini Mahmut Kaşgari bizzat kendi Orta Asya dilini ve milletini 'Türkçe' ve 'Türk' adıyla belirtmiş, bizimkini ise 'Oğuz' ve 'Oğuzca' olarak tasvir etmiştir. Fakat, Kaşgari bütün Türk ulusları söz konusu olduğu zaman genel anlamda 'Türk' tabirini kullanmıştır.


Selahi Diker
(scribd veya pdf)




TEN THOUSAND YEARS OF THE TURKS AND THE WHOLE EARTH WAS OF ONE LANGUAGE


Decipherment of Lost Languages Including Etruscan, Scythian, Phrygian, Lycian, Hittite, Hurrian, Urartian, Sumerian, Archaemenid Aramaic & Elamite, Parthian...

Against the observation of Prof. W. F. Albright, “Archaeology proves the correctness of the old philosophical adage, ‘natura non facit saltum’; there is a continuity in all the apparent discontinuity of history,” an obvious artificial anomaly stands apart in history books created by the so-called ‘lost languages.’ There is a reasonable continuity in major languages such as Sanskrit, Greek, Latin, Germanic languages, Persian, Arabic, Turkish, as well in such minor languages as Albanian, Georgian and Armenian. Lost languages of significance were those of the Sumerians, Elamites, Medes, Scythians, Hittites ( Hattians), Phrygians, Lydians, Trojans, Etruscans and Arameans, great nations of their times, some creating the civilization itself and some making contributions to the arts and cultures that established the foundations of the Greek Renaissance, and through it, made possible our present civilizations. Languages of many of these nations still lived in Strabo’s age. Why then, their languages should be lost while those of the minor nations lived. How could a great nation such as the Sumerians be lost who, in the words of the chronicler, spoke ‘the language of the whole earth?’ ( Gen 11.1-2: “AND THE WHOLE EARTH WAS OF ONE LANGUAGE”). Sir Henry Creswicke Rawlinson who became known as “The first successful decipherer of the cuneiform writings”, at first had considered the Sumerian a Turanian language. In any case, logic will rule that these ancient languages could not possibly die out if normal historical process and continuity had to be preserved.

According to scholars, ‘lost languages’ in question were generally non-Semitic, non-Indo-European, and also agglutinative. Languages meeting these conditions, such as Sumerian, Elamite, Etruscan, Urartian (the language of Urartu), and Hurrian, branded vaguely ‘Asian’ must be related to the Ural Altaic group of which Turkish is the only major language spoken today in Eurasia. Thus, the elimination of this anomaly from the history books depended on the proof that these languages were akin to Turkish in some form or dialect. Based on this logical point, the book solves the secrets of the lost languages, and a global distribution and development of the Turkish languages during the last five thousand years has been established.

It may be shown that the culture of 6300 B.C. Anatolia discovered at Çatalhöyük by Archaeologist James Mellaart is Turkish. The Anatolian Mother Goddess represented by two leopards (back cover of the book – above picture on the left; photo by Mrs. Mellaart) found by Prof. Mellaart was also known 6000 years later to the Etruscans (front cover – picture on the right; photo by Editions d’art Albert Skira) who have been shown in this book to have spoken a Turkish dialect.

Other lost languages including Sumerian, Scythian, Phrygian, Trojan, Lycian, Hittite (Hattian), Hurrian, Urartian, Pelasgian (Oghur Turkish, the ancestor of the Hungarian – Finnish, Chuvash and perhaps the ancient Cimmerian language), Achaemenid Aramaic (official language of the Achaemenid Persians, translated partly by R. A. Bowman), Elamite (also an official language of the Persians, phonology and morphology of which is well investigated by Herbert H. Paper), Median, Parthian (the language of the super power of the East that challenged the Roman Empire), and several languages of Central Asia including that of Sakas (Yueh-Chih), Sogdians (considered by Richard N. Frye and others as Iranian), White Huns (Hephtalites) have been deciphered in this book through translations of existing texts, using normally accepted phonetics of the Aramaic-Phoenician alphabet or applying a modified ‘filtered’ cuneiform reading in which according to Hincks (transmitted by Sumerologist Samuel Noah Kramer) ‘one and the same cuneiform sign could stand for more than one sound or value’, and / or through translation of local geographical names and of personal names of kings and nobles. All these languages are thus proved to be basically Turkish. It has also been established that Turkish-speaking peoples had important roles in the founding of the ancient Chinese civilization as well as Egyptian civilization.

Again, in this long period, Turkish languages have not changed very much in their basic structures. Even the border-line languages such as the Hungarian language and the Finnish language which have apparently borrowed large amounts of foreign words from neighbouring nations to swell their vocabulary, have preserved the character, the structure and the grammar, all undoubtedly Turkish, of their basic languages.

Through re-translation of part of 8th century Gokturk (Göktürk) inscriptions a contemporary Turkish Buddhist Kingdom on the Silk Road has been discovered, a kingdom that may go back at least to the beginning of the first century.

It has been further shown that 13th century Mongol language and present Chuvash language are not independent Ural Altaic languages but are essentially Turkish in their structure and vocabulary. Along with this, a Turkish-speaking world of Marco Polo is also discovered and some of Polo’s Turkish words and expressions are explained in this work for the first time.

The Issyk inscription found recently in a fifth-century B.C. royal tomb in Central Asia near Lake Issyk (ıssik Gol) belonging to a royal person dressed in a magnificent gold attire, have been re-translated correctly and it is discovered that the man and relatives accompanying the dead royal persons in Turkish tombs were doing so ‘voluntarily’.

It has been shown in Chapter 6 that the smallpox inoculation, the first important break-through in the medical history, was invented in the Ottoman Empire.

The book is divided into four parts. First part (Chapter 1 thru 6) discusses and re – discovers Turkish languages and civilizations of the last fourteen hundred years. Part II (Chapters 7 thru 29) covers the main subject, deciphering of lost languages. Part III (Chapters 30 thru 32) discovers the effect of ancient Turkish dialects on the other language groups. Here, it is shown that ancient Greek language was most likely first built on the language of the Pelasgians who inhabited Greece before the Greeks, and that the majority of the names of the Greek gods and goddesses can be explained in Turkish dialects. Finally Part IV (Chapter 33) is devoted to analysis end decipherment of ancient and modern geographical names. The work ends with an epilogue.


BIOGRAPHY
Dr.Selahi Diker, born in Trabzon, Turkey, finished Istanbul Erkek Lisesi, attended Istanbul Technical University for two years, graduated from King’s College, University of Durham as a mining engineer. He completed his graduate work in Colorado School of Mines, Golden, Colorado, and received a Doctor of Science degree majoring in geophysical engineering.

In 1952, he joined the Institute of Mineral Research and Exploration in Ankara, he held from 1955 to 1958 the position of chief geophysicist. From 1958 to 1962 he was employed by the Empire Geophysical in U.S.A., where he was made Assistant Chief Geophysicist. In 1962, he joined Pure Oil Company where he helped set up Pure’s Dallas (Exploration) Center in Texas and was instrumental in the discovery of some of Pure’s oil and gas fields in West Texas and Southern New Mexico. After Pure’s merger into Union Oil Company of California, he spent three years in the Middle East in the company’s exploration efforts in the Persian Gulf and the Arabian Peninsula. After spending a year in Union’s Los Angeles office, he returned to Turkey in 1968 to work for Turkish Petroleum Company as exploration advisor. In 1969 he set up a consulting office and helped several oil companies including; Hamilton Brothers and Turkish Petroleum Company, in their petroleum exploration activities in Turkey. He also held, for a few years, a part – time teaching position in Middle East Technical University’s Graduate School in Ankara.

His main hobby; history and languages, had started back in his school years in Istanbul Turkey, and continued in England and U.S.A. His new findings and original discoveries reached such a stage that he retired from his professional work in late nineteen eightees to spent his full time to put them into a scientific form. Result was the book; AND THE WHOLE EARTH WAS OF ONE LANGUAGE, with a second title, Ten Thousand Years of the Turks. 





*





KISAMOV, Norm
Born and educated in Moldova, Mr. Kisamov spent a 40-year carrier as an industrial automation engineer. He emigrated from Russia to the USA in 1978, when the USA patronized immigration of educated people from Russia. For the last 15 years, he was the webmaster of the site "turkicworld.org", which serves as a non-commercial, educational publishing outlet for the Turkologists who could not propagate their studies in Russia and whose works were unknown to the Western world. He has translated a number of Turkological books to English, most of them were posted at that site, a few were published in Russia, in post-Soviet countries, and one was supposed to be published in Germany. Mr. Kisamov was assisting the writers as a volunteer. In his 15 years of working with various aspects of Turkology, he has amassed a significant collection of Turkisms cited by various authors, who were pointing out Turkisms in English and/or Germanic languages. Tracing and verifying etymologies of the cited lexemes, he encountered numerous other cognates, which led him to assemble a draft of the article that is published abridged in this issue, and unabridged as Supplement. By that time, the volume of the lexicon far exceeded accepted criteria formulated to discern random borrowings from genetic kinship. Mr. Kisamov is not a linguist, nor does he pretend to be a scholar. However, with some kind help from the sites contributors, he was able to systemize and organize his collection, and prepare etymological comments. His interest in Turkic history arose quite accidentally, but it quickly riveted him, he was growing into it for the last 25 years, and still, after a quarter century of reading and translating, he has only scratched the surface. Previously, he has authored a couple of articles on Turkological subjects related to the Scythian history.


Bikkinin Irek: Türkic borrowings in English
Türkic Substrate in English - Appendix to Türkic borrowings in English
Yusipova R.: Türkic suffixes in English (Turkish angle)
Stetsyuk V.: Germanic-Chuvash Türkic Parallels 
Toth A.: German Lexicon
Ekholm G.: German Ethnology
Mc Callister R.: Non-IE substrate vocabulary in Germanic languages
Toth A. :Turkic and English
Adji Murad: English Kipchaks
Stevens C.: Germanic-Türkic traits
Rassokha I.N.: Ukrainian pra-motherland of Indo-Europeans

R.Harding: Genetic distances of European language families
G.Shuke: Türkic substrate of Slavic and Baltic
Drozdov Yu.: Turkic European History
R.Mc Callister: Non-IE Germanic
V.Stetsuk: Türkic, Slavic and Iranian
P. Tzvetkov: Origin Of Bulgarians
E.N.Shipova :2,000 Türkic words in Russian
S.Pletneva: Kipchaks (Sect. Badjanaks/On Slavic migration)
P.Tzvetkov: Origin Of Bulgarians
F.Fattahov: Prosthetic V in Slavic-Türkic words
E.R.Schena :Russian Monetary system
I.Nigmatullin: Bulgarian Toponymy
Z.Miftakhov: Pre-Russian E. European Toponymy
Turkic/E.Iranian (Ossetic, Pamir) Phonological Correspondences
Red book of endangered Türkic languages in Russia

M.J.Hashimoto: Altaicization of Northern Chinese  
Hadji Murad: Yiliuf Türkic-Chinese lexical parrallels
N.A.Baskakov: Chinese loanwords in Türkic languages   (PDF in Russian)
A Lubotsky: Turkic and Chinese loanwords in Tocharian (i.e. Kucha)  


Ancient Turkic words, in non-Türkic languages
Gahraman Gumbatov (link in Russian L.)


Dr.Phil Herman Kvergic, had sent to Atatürk a copy of his work "La Psychologie de Quelques Éléments des Langues Turques", and this was presented at the Third Language Congress in 1936.









30 Ekim 2017 Pazartesi

Türk Kültürünün Anglo-Sakson Edebiyatına Etkisi...









Orta Dünyanın Analizi - İlkay Aydın

Elinizdeki kitap, Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışmasıdır. Bugüne kadar sayısız araştırma yapıldı. Kitaplar, makaleler yazıldı. Ancak tam anlamıyla deşifre edilemedi. Bu konuda rehber bir kitap olacak. Kısacası, Tolkien’in romanı yazarken yaptığı kokteyli nasıl hazırladığını göreceksiniz. Bunun yanında Türk kültürünün diğer kültürlerle olan derin bağlarını da.(arka kapak)

J.R.R.Tolkien (1892-1973) : John Ronald Reuel Tolkien, İngiliz yazar, şair, filolog ve profesör unvanlı akademisyen. Uzmanlık alanı Anglo-Sakson Dili ve Edebiyatıdır. Hobbit, Yüzüklerin Efendisi ve Silmarillion gibi fantastik kurgu eserleriyle tanınır. Tolkien öldükten sonra kitapları oğlu Christopher Tolkien tarafından derlenip düzenlenerek piyasaya sürülmüştür.



Analysis Of Middle Earth by İlkay Aydın 
(the book is in English and Turkish)

The book in your hand is a research study describing that the most important characters in the novel of "The Lord of the Rings" have been received from which mythologies in detail and comparatively. Until today, numerous researches have been carried out. But it could not be deciphered literally. I think that his book will be a guide. In short, you will see how Tolkien prepared the cocktail he made while writing the novel. In addition to that, the deep ties of Turkish Culture with the other cultures.








İlkay Aydın'ın "Orta Dünyanın Analizi" kitabı ile ilgili olarak
Prof.Dr.Osman Karatay'ın yorumu: 


YÜZSÜZLÜKLERİN EFENDİSİ...
Arkadaş bir konu bilimsel yöntemle araştırılır, bir sonuca ulaşılır. Sen araştırma süreci, sonuç veya yöntemle ilgili fikrini dile getirirsin. Biliyorsan tabii. Yoksa toptancı yaklaşamazsın hiçbir meseleye. Burası toptancı hali değil, bilim meydanı. Bilen konuşur burada. Bilmeyen susar.

Dünyanın Türk olması mümkün değil. Bunu biz senden iyi biliyoruz. Ama süren araştırmaları, gayretleri "dünyayı Türk yaptılar" diye yaftalayamazsın. Sana rağmen de bu çalışmalar sürecektir.

Neyse, gelelim esas meselemize. Değerli arkadaşımız Ilkay Aydin'ın yakınlarda "Orta Dünyanın Analizi" adlı kitabı çıkmıştı. 20. yy'ın en önemli yazarı kabul edilen Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi'ndeki öğeleri Türk mitolojisi ile karşılaştırıyor. Yavaş yavaş, düşünerek okudum. Çok istifade ettim. Bir kez daha kutlarım.

Tolkien bir dünya, dolayısıyla ona özgü diller ve kültürler tasarladı. Bunun saf derecede özgün olmasını bekleyebilir miyiz? En başta elflerin varlığını biliyorsak, elbette hayır. Dolayısıyla Tolkien ürettiği dilleri ne derece mevcut dillerden farklılaştırabildi? Ona da kuşkulu yaklaşmak gerekir.

İlkay'ın çok güzel tespitlerine ilave olarak bazı notlarımı burada aktarmak istiyorum. 

- Arda: Arapça 'arz' (aslında okunuşu 'ardh'), İng. 'earth', Mac. 'erdö' gibi birçok kelime 'yer' ile ilgili anlamlar içeriyor. Dolayısıyla, 'arda' çok özgün değil, kopya.
- Eldar: Quenya dilinde el kelimesi 'halk' demekmiş. Bana çok tanıdık geldi :). Ama Ön-Türkçede 'yıldız' kelimesinin karşılığı olmalı bu. Tolkien Ön-Türkçenin temel özelliklerini biliyor olmalı.
- Melkor: Kor kelimesi 'yükselen' demekmiş. Bizde de öyle. Quenya dili Türkçeden mi türetilmiş acaba?
- Çoğul eki -r: Bunun romandaki türetme dile eski Norsk dilinden değiştirilmeden alındığı görülüyor ama eski Türkçede de aynı çoğul eki var.
- Avar elfleri, bana tanıdık geldi.
- Kötü Maia'ların ismi olan 'balrog' sanki Macarcadan kopyalanmış. 
- Dehşetli iki balrogun ismi ilginç: Gothmag ve Thuringwethil. Birincisinde Goth gözüküyor. Olabilir diyeceksiniz ama durun ikincisinde Batı Gotlarının kendine verdiği isim olan Thuring var.
- Kurt adam Drauglin'in ismi hepinize Transilvanyalı Kont Dracula'yı çağrıştırmıştır.

Avarlar, Macarlar, Gotlar, Ulahlar derken bayağı bayağı Doğu Avrupa'da dolaşıyoruz. Kusura bakmayın, German mitolojisi Yüzüklerin Efendisi'ni üretecek yeterlilikte değil. Olsaydı Goethe'nin Faust'u bu kadar çok Yunan rengine bürünmezdi ve German olarak kalırdı. Ama Tolkien akıllılık etmiş, Yunan mitolojisi iyi bilindiği için neredeyse hiç girmemiş oraya.

- Saruman: Ak Saruman derlermiş ona... Saruman eski Türkçede zaten 'akça' demek. 
- Entleri ayaklandıran Radagast... Hayal ürünü mü sandınız? Değil. Antlar Avarlara direnen en önemli Doğu Slav kabilesinin ismidir, Radogast da onların kralı. Romandaki Radagast'ın hayatı Rhosgobel'de geçer. Burada da Rusya'nın kaynaklardaki en eski ismi olan Rhos geçiyor. Tolkien gerçek tarihten Ctrl C ve Ctrl V yapmış sanki.
- Boromir, adının anlamı bilinmese de (yani Tolkien bunu bize açıklamasa da), savaşçı komutandır. Ortak Slav dilinde bu kelime "Dünyanın Savaşçısı" anlamına gelir. Kaçmaz üstad! Doğu Avrupa benim bölgem.
- Alın bir tane daha: Smaug ejderhanın adı. Eski Slav zmay da 'tesadüfen' ejderha anlamına geliyor.
- Sauron'un bir kara şamancasına şekil değiştirmesini eski Türk kültüründeki "don (biçim) değiştirme" ile bağlantılı inceleyebiliriz.
- Uruk-hai halkı romanda Moğolsu bir tiple betimlenir. Lütfen sizler Uranhay kelimesinin anlamına bir bakıverin, nereye gideceksiniz.
- Resimdeki Gondor'un ismi "Taş ülkesi" anlamına geliyormuş... Bugün Taşkent'in merkezinde bulunduğu bölgenin eski İrani ismi Kang idi ve Ön-Türkçe Çaç 'Taş' kelimesinin çevirisiydi. Tolkien bu kelimeyi alıp sonuna eski Türkçede topluluk ve ülke anlamı veren dur- ekini koyarak bu ünlü kentin ismini elde etmişe benziyor.

Belki daha neler var İlkay'ın her sayfası dolu kitabına ilave edilebilecek...

Bir iyi, bir de kötü haberim var İlkay'a: Bu kitabın ikinci cildini yazabilir. Kitap o kadar iyi ki ve konu o kadar derin ki, bunu devam ettirmek gerekecek gibi... Daha bir kaç gün önce izlediğim bir filmde Elfler şarkıcılık ve dansözlükten başka işe yaramadıkları için Grimm kardeşlere saydırıp duruyorlardı. Emre Aygün, ikinci bir omuz verip onları Alperen haline getirmek de galiba sana düşen görev olacak. "



"Elf" was derived from "Alp", not only the name, they have the same character to...Origin is Turkish Culture !




Reha Başoğlu ile İlkay Aydın Ropörtajı
Sözcü/Kültür Sanat-22 Ağustos 2017


İngiliz dilbilimci ve Oxford Üniversitesi profesörü J. R. R. Tolkien’in inanılmaz hayal gücünün eseri Yüzüklerin Efendisi, kendine has öğeler taşımasıyla kimi çevrelerce bir sanat eseri olarak tanımlanırken, tüm zamanların en çok satan ikinci romanı olarak da dünya tarihine geçti. Peter Jackson'un yönetmenliğinde sinemaya aktarılan ve sayısız ödül alan seri ise dünyada milyonlarca kişi tarafından izlendi. Bu denli geniş çevreye hitap etmeyi başaran Tolkien'e, hayal gücüne, romanda yer alan felsefeye ve de sembollere ilişkin birçok kitap, analiz ve makale yayımlandı…

Mersin'de yaşayan harita mühendisi İlkay Aydın ise yeni çıkan ‘Orta Dünyanın Analizi’ kitabında Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi romanının yapısını oluştururken esinlendiği kaynağın Türk mitolojisi ve destanları olduğunu ispat niteliğinde ortaya koyduğunu belirtiyor. Kendisiyle İngilizce ve Türkçe olarak çıkan yeni kitabını ve detaylarını konuştuk…

R.B.: Kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz ve araştırmanız ne kadar sürdü? Gerek Erken Türk tarihi gerekse Tolkien eserleri konusunda geniş bir birikim isteyen bu süreç, ne gibi evrelerden geçti?

-  1981 Mersin doğumluyum. Yıldız Teknik Üniversitesi-Harita Mühendisliği mezunuyum. Meslek alanımda çalışmanın yanında yaklaşık 3-4 yıldır Ön-Türk kültürü ve tarihi üzerine araştırmalar, okumalar yapıyorum. Aynı zamanda ekstrembilgi.com adresinde bir web sitem var. Kitap fikri web sitemin sayesinde oldu. Hem Türk tarihi üzerine çalışmalarımı geliştirmek hem de web siteme içerik sağlayabilmek için bir Türk mitolojisi sözlüğünü okumaya başladığımda fark ettim benzerlikleri. Sonrasında 4-5 günümü alan bir yazı hazırladım. İnsanlardan olumlu tepkiler almak cesaret verdi ve kitabı yazmaya karar verdim. Sonrasında ne kadar zorlu bir çalışmaya talip olduğumu fark etmeme rağmen tüm önemli karakterleri deşifre edeceğimden emindim. 1,5 yıllık yoğun bir çalışmanın sonunda kitabımı tamamladım.

R.B.: Ön-Türk tarihi kimi araştırmacılar tarafından M.Ö. 40 bine kadar dayandırılacak kadar oldukça eski olmasına rağmen, yanlış siyasi politikalar nedeniyle bazı çevrelerce “Her şeyi de Türkler'e bağlıyorlar” gibi bir algı oluşmuş durumda. Kitabınızla ilgili de gelebilecek böyle eleştirilere şimdiden bir cevabınız var mı?

-  Öncelikle kitabımı okumalarını tavsiye ederim. Herkesin başta kabul etmesi gereken şey Türk kültürünün ve tarihinin büyüklüğü. Her şey Türkleri içeriyorsa söylemekten çekinmem. Ancak çalışmamda tarafsız ve bilimsel bir yaklaşımım var. Emin olmadığım hiçbir yerde Türklerle bir bağ kurmaya çalışmadım. Tolkien'in neyi nereden almış olabileceği konusunda düşündüm. Tespit ettiğim karakterlerin Yüzüklerin Efendisi'ndeki karakterlerle ortak özelliklerini maddeler halinde sıralayınca ortaya kitabım çıktı.

R.B.: Peki, okurlar, kitabınızda nasıl bir kurguyla karşılaşacak? Tolkien'in yarattığı dünyanın hangi bölümleri ele alınıyor?

-  Öncelikle Yüzüklerin Efendisi'ni bilmeyen ve mitoloji ile ilgili olmayan okurlar için temel bilgiler vermeye çalıştım. Sonrasında en önemli karakterlerin ayrı ayrı incelemesi karşınıza çıkıyor. Yüzüklerin Efendisi'ndeki karakteri tanıtıyorum. Mitolojide eşleştirdiğim karakteri tanıtıyorum. Sonrasında iki karakter ortak özelliklerini sıralıyorum. Bunun haricinde Orta Dünya haritasının gerçek yerini izah eden bölüm, mekanlar ile ilgili çözümleme ve karakterler haricindeki araştırmamda ortaya çıkan ek bilgiler, motifler, ve olayları kısaca değerlendiren genel notlar bölümüyle tamamlıyoruz.

R.B.: ‘Yüzüklerin Efendisi kitabında Tolkien'in Türk düşmanı olduğu ve Orc'ların da Türk olduğu' iddiası var. Kitabınızda ise bununla ilgisi olmayan bambaşka bir boyut karşımıza çıkıyor. Bu ‘Orc'lar Türktür' iddiası nereden çıktı ve işin aslı nasıl?

-  Bu iddia, kitabımla ilgili bana sorulan soruların başında geliyor. Sanırım çalışmamın bu tür spekülasyonları içerdiğini düşünmelerinden kaynaklanıyor. Bu konu Tolkien'in mektuplarında geçer. Orc’ları tanımlarken “Kısa boylu, geniş vücutlu, yassı burunlu, soluk benizli, geniş ağızlı ve çekik gözlü -Avrupalı gözüyle- Moğolların daha aşağı ve daha sevimsiz versiyonlarıdır” şeklinde bir ifadesi var. Bir diğer konu ise Orhun kelimesinin İngilizce yazılışının ‘Orkhon’ olmasından kaynaklı. Sonraki açıklamalarında ırkçı bir yaklaşımı olmadığını beyan ediyor. Ben de Tolkien'in ırkçı olmadığını düşünüyorum. Tolkien, kahramanlarına, mekanlarına, öğelere isim ararken dünya mitolojilerinden faydalanmış. Numenor krallarına ad verirken Oğuz Kağan'ın oğullarının isimlerinden faydalanmış. Rohan Kralı Theoden'in defin töreni Türklerdeki ‘yuğ töreni’dir. Kitabımda da detaylı bir şekilde izah ettiğim gibi büyük oranda Türk kültüründen faydalanmış. En önemli karakterleri oluştururken, Türk mitlerini hikayenin merkezine yerleştirmiş. Irkçılık veya düşmanlık bunun neresinde?

R.B.:Teşekkür kısmında Dr. Muazzez İlmiye Çığ'ın ve Prof. Dr. Osman Karatay'ın isimleri var. Kitabı yazarken size nasıl destek oldular?

-  Aslında Tolkien de bir teşekkürü hak ediyor. Sağ olsun bana tüm mitolojileri okuttu. Sümer mitolojisi ile ilgili bazı detaylarda İlmiye Hocanın değerli katkısı oldu. Sayın Osman Karatay hocamın ise Elf ve Alp karşılaştırmasını içeren değerli makalesi işimi kolaylaştırdı. Kendisini her fırsatta rahatsız ettim. Takıldığım bazı konuları danıştım. Bazen tamamladığım bölümleri kendisine okutup bir nebze de olsa çalışmamın teyidini yapmaya çalıştım.

R.B.:Tolkien'in Orta Dünyası'nın esin kaynağı için yurtdışında birçok felsefi ve dil bağlamında eleştiriler, analizler yayımlanıyor. Kitabınızda dikkatimi çeken nokta, bunların arasında yaratılış mitosunda İbrahimi dinleri, İskandinav, Yunan mitolojisi ya da Doğu mitolojisine bağlayan çalışmaların aksine Türk mitolojisini örnek gösteriyorsunuz. Bu kıyaslamalardan Türk mitolojisi nasıl galip çıktı?

-  Kitabımda bunu detaylıca anlattım. İlk önce Tolkien'in oluşturduğu hiyerarşiyi algılamak ve kağıda kaleme dökmekle başladım. Hikayede Tanrı Eru evreni yaratmıştır. Kendisine arkadaşlık etsin diye de Valar ve Maiar'ı yaratmıştır. Burada Tanrı-Tanrı Yardımcısı-Rahip veya Tanrı-Tanrı yardımcısı-Kam veya büyücü şeklinde bir oluşum çıkıyor. Bu oluşumu tüm dünya mitolojileri ile karşılaştırmak gerekiyordu. Elemeyi yaptıktan sonra her şey çorap söküğü gibi geldi.

R.B.:Yaratılış mitoslarından Altay, Er Sogotoh ve Yakut destanlarından referans veriyorsunuz. Orta Dünya'nın bu destanlarla ilişkisini kısaca açıklar mısınız?

-  Bizzat ‘Orta Dünya’ kelimesi bu destanlarda geçiyor. Orta Dünya kelimesinin İskandinav mitlerinden alıntı olduğu konusunda genel bir kanı var. İskandinav dillerinde geçen mid-gard ‘Orta Bahçe’ veya ‘Orta Yer’ anlamına gelse bile ‘Orta Dünya’ demek değildir. Siz olsanız halihazırda Türk mitolojisindeki ‘Orta Dünya’ kelimesini mi kullanırsınız yoksa mid-gard'ı esnetip ‘Orta Dünya’ manasında mı kullanırsınız? Aslında bu benzerlik İskandinavlar ve Türkler arasındaki kültürel etkileşimi de ortaya çıkarıyor. Bu açıdan ayrı bir önemi var.

R.B.: İyilerin tarafındaki Gandalf ile Oğuz Kağan destanındaki Arkıl Hoca karakteri eşleşiyor. Kimdir Arkıl Hoca, benzerlikleri nelerdir?

-  Arkıl ve Irkıl Hoca yüce bir şaman. Şamanların atası kabul edilir. Oğuz Kağan destanında geçer. Aynı zamanda Oğuz Kağan'ın oğlu Gün-Han'ın veziri, yaşlı bilge danışmanı olarak geçer. Bu özellikleri ve Aragorn-Gandalf ilişkisi sebebiyle benzetilebilir. Gandalf'ın bir diğer adı da ‘Gri hacı’dır. Ancak kitabımda bahsettiğim gibi Gandalf'e Irkıl hoca demek araştırmamı eksik kabul etmek demektir. Gandalf'ın kim olduğunu bölümdeki metnin tamamını okuyanlar anlayacaktır.

R.B.: Harita mühendisi olmanızın çalışmanıza etkisini herhalde kitabınızın son bölümünde ilginç bir çözümlemeyle görüyoruz. Bu çözümleme aklınıza nasıl geldi?

-  Yıldız Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliği Bölümü’ndeki değerli hocalarıma saygılarımı sunuyorum. Mesleğimi en ilginç şekilde icra eden ben oldum sanırım. Tolkien'in her bir öğeyi bir yerlerden esinlenerek oluşturduğu fikri zihnimde yer edince, “neden Orta Dünya haritası da gerçek dünya haritasında olmasın?” diye düşündüm. Dünya haritasını bölge bölge tarayıp Orta Dünya’daki yer şekillerini eşleştirmeye çalıştım. Bulmam çok uzun sürmedi. Ancak Orta Dünya haritasını tam olarak tespit etmek için 17 noktayı çakıştırdım. Yorucu bir çalışmaydı.

R.B.: Kitabınızda Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi eserinin Türk destanları ve mitlerindeki karakterlerden ve kültüründen esinlenerek ortaya çıktığını ispat niteliğinde gösteriyorsunuz ve kitabınız İngilizce olarak da çıkacak. Yurtdışında okunması ve yankılanması açısından şimdiye kadar ne gibi çalışmalarınız var?

-  İngilizce tercümesi Türkçe baskısıyla eş zamanlı tamamlandı. Şimdilik amazon.com'da yayınlanıyor. Kindle okurları için dünyanın her yerinden erişilebilir durumda. İngilizce ve diğer dillere çevrilip basılı halde yayımlanması ile ilgili İngiltere'de çok uluslu bir yayınevi ile görüşebilirim. Öncelikli olarak Türkçe baskısında istenilen noktaya gelmesini bekliyorum. Kitabımın yayın tarihi dikkate alındığında yurtdışı için adım atmanın erken olduğunu düşünüyorum. 2. baskıda kitabı genişletme ihtimalim sebebiyle de biraz bekliyorum.

R.B.: Daha fazlasını araştırmak isteyen okurlara hangi eserleri okumayı tavsiye edersiniz?

-  Ben çalışmamı yaparken Julius Ceasar'ın Gallia Savaşı isimli kitabından tutun George Macdonald'ın ‘Princess and Goblin’ine kadar okumak durumunda kaldım. Tolkien'in özellikle ünlü Rus Türkolog Vasiliy Radloff'un eserlerinin tamamını okuduğuna eminim. Tolkien'in neleri okuduğunu şöyle hayal etmeye çalıştığımda kendisinin orta çağ masal ve efsanelerini sevdiğini, Fin diline olan ilgisi sebebiyle bir şamanik destan olan Kalevala'yı okumasından sonra Orta Asya'yı derinlemesine incelemeye başladığını tahmin ediyorum. Sonrasında bu kadar bilgiyi nasıl kullanırım noktasında Yüzüklerin Efendisi'nin ortaya çıktığını düşünüyorum.

R.B.: Türk kültürü, dili ve destanlarının bu kadar köklü bir tarihe ve zengin bir sembolizma evrenine, hem de Tolkien'in yüz milyonlarca kişiye ulaşan hayal gücünün eserine kaynaklık edecek kadar derya deniz bir niteliğe sahip olmasına rağmen, Türk dünyasında bu tür romanlar göremiyoruz. Her iki evreni inceleyen biri olarak bu durumu nasıl yorumluyorsunuz? Popüler tabirle sorarsak; Neyimiz eksik?

-  Aslında son dönemde Türkiye'de fantastik edebiyatta Türk mitolojisini içeren eserlerde artış gözlemliyorum. Mitoloji denince dinsel hikayeleri de kapsıyor. Belki çoğunluğun Müslüman olduğu bir ülkede olmamız ön yargılı bakmamıza sebep oluyor ve bizi kendi kültürümüzden uzaklaştırıyordur. “Neden biz yapmadık” diye hayıflanmakta haklıyız. Bu soruyu sosyologların ve edebiyatçıların cevaplaması daha doğru olur.

R.B.: Kitabınızda yer alan Orta Dünya ve Türk medeniyetleri ilişkilendirmesi oldukça ses getirecek. Orta Dünya'nın Türk kökenlerini araştırmaya devam edecek yeni eserler gelecek mi? Kısacası bir sonraki projeniz ne olacak, ipucu var mı?

- Açıkçası Orta Dünya ve Türk ilişkisi yerine herhangi bir dünya mitolojisinden olduğunu keşfetseydim de kitabı yazardım. Tabi Türk kültürünün yoğun olması bizim için ilgi çekici ve önemli. Kitabımın sonunda bahsettim. Eğer okurlardan yoğun bir talep gelirse Yüzüklerin Efendisi'nde incelenmesi gereken çok sayıda konu hala mevcut. Örnek vermek gerekirse, Tolkien'in oluşturduğu diller muazzam. Olayları Joseph Campbell'in monomitleri ile eşleştirilebilir bir çözümleme de yapılabilir. Benim temel amacım Ön-Türk kültürü ve tarihi üzerine çalışmak. Zaten bu kitap çalışması da tesadüfen fark ettiğim bir durum. Türk mitolojisi sözlüğü okurken bir anda kendimi Orta Dünya'nın içinde buldum. Bir sonraki projeme henüz karar vermiş değilim. Üzerinde düşündüğüm birkaç konu var. Etrüskler, İskitler, Avrupa dillerine yerleşmiş Türkçe sözcükler gibi… Sayın Muazzez İlmiye Çığ hocamın bir önerisi oldu. Belki hiçbiri olmaz ve Silmarillion'da yer alan karakterleri analiz ederim. Zaman gösterecek....








Betül Lostris'ten kitabın analizi için link Anka Enstitüsü





"Herkes Türk değil", Türkoloji adına araştırma yapanların sloganı da bu değil zaten. Türkler tarihi, kültürü, efsaneleri ve bir birey olarak "Avrupalı"ların içine nüfus etmiştir. Batılıların, Türkleri "doğulu ve alt medeniyetten" görmeleri, geçmişi bırak bugün dahi "kendilerin üsttün medeniyetten" saymalarından kaynaklanmaktadır. Açıkça görülür ki, hala "ari ırk" teorisine sarılmaktadırlar. 

Doktora öğrencilerinin çalışmalarında birazcık Türk kültürü ve tarihine atıf yapılsa, doktoralarını vermemek için önüne engel koyarlar. Türk kültürü ve tarihini "Batı tarihi ve kültürüyle karşılaştırmalı araştırma yapanlara "sen bununla ilgilenme, o Türk değil, Türk Orta Asya'dan geldi, o dönemde Türkün ne adı ne de kendisi vardı" diyerek projesine onay vermezler. 

SSCB döneminde "Kurşunlanan Türkoloji" gibi, bugün AB+ABD Üniversiteleri + UNİCEF - NWO (Yeni Dünya Düzencileri) ve hatta BM bile Türkoloji çalışmalarının önüne engel koymaktadır. Bunu da en çok yurtdışında öğrenim gören doktora öğrencileri yaşar. Araştırma yapan "batılılar" Türk dünyasına bakmak bile istemez. Pazırık'ın Gordion Kurganı ile bağlantısını görmek istemez. Alp'ın Elf'le olan bağını göz ardı eder. Türkçe'nin dünya dillerine etkisini duymak istemez. Anglo-Sakson destanı olan Arthur, Excalibur, Lancelot, Beawulf'un ya da Hıristiyanların Kutsal Kase'sinin Türk kültürünün içinden çıktığını şiddetle red eder.  Alman, yani 1200'lerde yazılan German destanı Nibelungen'da  geçen Balmung Kılıcı'nın aslında Siegfried'in değil 453'te ölen Attila'nın Kılıcı olduğunu, 6.yy'a gelindiğinde ise Arthur adının ilk kez görüldüğünü ve 12.yy'da da Excalibur kılıcıyla beraber tanıtıldığını ve hepsinin de çalıntı ve sonradan uydurma "destanlar" olduğunu da kabul etmez.  Vikinglerin tanrı diye kabul ettikleri Odin'in bir Türk olduğunu bilmek istemez. Nasıl ki "Avatar" filmi Yakut Türkleri'nin Olonho Destanı'ndan çıkma ise, Çin Destanı olarak geçen "Mulan" da bir Türk'tür... Hatta, Homer'in destanları bile Dede Korkut ile paralellik taşır ki, Homer'den daha eski olduğunu söyler Azerbaycan Türkologları...

1940'lı yıllarda okul kitaplarında geçer İskitler'in Türk olduğu. Peki, yeni nesil bugünkü eğitim kitaplarından öğrenebiliyor mu bunu? Hayır!.. 1949'dan beri eğitimimizin içinde cirit atanlar, Türk tarihini değiştirme tohumlarını bir bir atmıştır... Üstüne de artarak gelen din eğitimi cilasını vurmuştur. O günden beri gelip geçen hükümetler ise, ne içte ne de dışta, Türkoloji araştırmalarına "canı gönülden" destek vermemiştir...Lakin bu değişecektir. Bize düşen görev ise, Türkoloji alanında çalışıp tüm zorluklara karşı göğüs geren hocalarımızı, öğrencilerimizi ve araştırmacılarımızı desteklemektir. Saygılar, SB.






"Sen Türk olduğunu unutsan da, düşmanın asla unutmaz!"
Ebulfez Elçibey 
(1938-2000)





16 Mayıs 2017 Salı

Alanlar / Alan Turks and Lancelot



"ALANUS A LOT" tan "THE ALAN OF LOT" a, sonra mı?
Tabii ki "LANCELOT" 
"Lot Nehrinden bir Alan" anlamına geliyor...
ve Lancelot destanı buradan türüyor.
Ben demiyorum bir "batılı" "From Scythia to Camelot" kitabında diyor"... 
Kökenini de "Nart Destanı"na bağlıyor.


Ancak kitabında belirttiği, "İran dili konuşan İskitler" ya da "Nart, Osetlerin Destanıdır" açıklamalarına kesinlikle katılmıyorum. Çünkü, İskitler Türk boylarının atası olmakla birlikte Nart Destanı Osetlerden daha çok Karaçay-Malkar Türklerinin destanıdır ki, Saka Türklerinden kalmadır.


Ortaçağ el yazmasından
Lancelot kendi mezarını açarken / Lancelot bir savaşta / Lancelot kılıçtan köprüyle Gorre'ye girerken


ALANUS A LOT - THE ALAN OF LOT - LANCELOT 


"Nart destanları eski Türk destanlarına daha yakındır."
"Alanlar Türktür"
"Karaçay-Malkar (Balkar) Türklerine aittir."
"Saka-İskit Türkleri ortak Atalarıdır." ...

Arthur ve Excalibur da Türk kültüründen etkilenerek yaratılmış bir efsanedir ki,
 İlyada ve Beowulf bile Dede Korkut ile ilişkilidir....

***

SCYTHİANS, ALANS and OSSETİANS How related are they? How much is Nart Saga related to İndo-Europeans?

Scythians, Alans are Turkish Tribe, and Nart Saga is more Turkish then Ossetian, or in other way, less-İndo-European. So, the info is been given by "C. Scott Littleton, Linda A. Malcor" in their book "From Scythia to Camelot: A Radical Reassessment of the Legends of King" is based on "Indo-European perspective", which is an inaccurate statement. Because nor the Alans and Nart Saga are İndo-Europeans, neither the Scythians are İranian speaking people. Not a single ancient author wrote, that the Scythians are İranian speaking people. There is even a Oghuz Kurgan (Курган Огуз) from the 4th c BC in Ukraine; Oghuz=Oğuz Turks


But, it is true what they wrote in this book about; "non-Celtic" source of Arthur (comes from "Arthır", an Alanian Turkish word for "Story Teller", but Ar-Er means also Man in Turkish!), how "Alan-a-lot" became "Lancelot" and "Arthurian tales which was produced after 12th-13th century"... 

Just like the Holly Grail comes from Oath Cups and coat of arms of Mamluk Turks, all these traditions are produced after interaction with the Turkish tribes...


SB.


"Lancelot not a character of primitive Arthurian tradition. First recorded mention by Chrétien de Troyes and sudden growth in popularity. We find no mention of the hero's name before the latter half of the twelfth century, yet within ten years of that first mention he is the most famous of Arthur's knights, and the lover of the queen.

The legend of the Grail, originally foreign to the Perceval story, completely dominated that story and changed the character of the hero, who became transformed into an ascetic celibate; while, on the other hand, the growing popularity of the Lancelot story had reacted prejudicially on the position alike of Perceval and the still earlier hero Gawain as knights of King Arthur's court. Eventually the two competing centres of romantic interest were Lancelot and the Grail, and it became necessary to combine them in such a manner that the latter, while still retaining its sacrosanct character, should yet contribute to heighten the fame of the popular 'secular' hero."
The Legend of Sir Lancelot du Lac
Jessie L. Weston, 1901




"The medieval sources, about Caucasian ALAN-AS, decribed them permanent as Turkish tribe. Whereas, there is no hint that they were İranian. As a result, of the long domination of these AS TURKS on İranian community, and neighborhood in the Caucasus, adopted this name. In fact, the word Os or Ossetia, is not essential of this community, they call themselves otherwise. They call themselves IRON."

"Aslar, Alanlar, Osetler, Sarmatlar ve Sakalar"
Prof.Dr.Osman Karatay

*
ALANS 

650 BC
Ases are first mentioned in Assirian sources as the Scythian name Ishkuza = Ish-Oguz or Ish-kiji, with the same semantic, where Ish is a variation of ethnonym As, and Oguz or kiji stand for people.

500 BC
Tribe of Aderbics, part of Masguts/Massagetae, sent 40 thousand infantrymen and 2 thousand horsemen to the camp of Darius the Great at the Babylon. It is evidence of the large nomadic population living on the banks of the Uzboy. Period from 7th c. BC to 5th c. AD was flourishing for Aral-Caspian area, combining settled agricultural and tribes specializing in sheep or horse animal husbandry. Symbiosis of farmers and nomads.

300 BC
From Chinese sources Alans are listed as one of four Hunnish tribes (Xu-la, Lan, Hiu-bu, Siu-lin) most favored by kings of Eastern Huns (Mao-dun/Mete and his son Ki-ok/Kök) of 3rd century B.C. (ToOD 146). Hiu-bu and Siu-lin are Ch. coding variations for Yui tribes, Uigurs; Lan stands for Alan = Tr. alan, yalan = steppe, synonymous with  Tr. yaziq = plain, plateau (Yazygs, Ases, Yases). Alt. name for Alans (probably, a W.Europe subtribe) is Gu-alan, Tr. quw alan = dry steppe; both names indicate part of clans living in steppe, while other part lives by river, mountain, forest etc. ... more:



"This race of resolute and indomitable men (= the Huns), inflamed by a fierce desire to sack others' property, sowing violence by looting and killing among the neighboring peoples, reached the Alans, the ancient Massagetae. (Ammianus. 31, 2, 12 Halanos ... veteres Massagetas - link)





As above mentioned, Oghuz-Huns-Massagetae and other tribe names are the ancestors of all Turks. So Alans are not İndo-Europeans, and therefore not considered as Ossetians. But today Alan and As Turks are asimilated among Ossetians, besides Ossetians call Karachay Malkar Turks as As-Alan, and Nart Saga belong to Turks, which was accepted by Ossetians and changed many names from the saga. And like N.Kisomov says : "by the 10th c. Ossetes were already polygenic (many) people." - SB.


*

"... it is clear that the Alans (Ases) never called themselves Irons, Irons is a self-name of the Ossetians only..."

"Thus, Alans made their celebrated military and political destiny hand-to-hand with their Türkic kins: Huns, Khazars and Kipchaks. From the 13 c. the Alans-Yases ceased to be ruling among the other Türkic people. But it does not mean at all that they disappeared physically, they lived among other Türkic people and gradually entered into their ethnicity, accepting their ethnonyms. Such a strong, scattered along all Eurasia people as Alans-Yases, could also participate in forming the Ossetian people, but they cannot be equated to the Iranian speaking Ossetians by a single trait. If the Scythians, Sarmatians and Alans were Ossetian speaking, all Eurasia should have Ossetian toponyms. They do not exist, unless artificially (quasi-scientifically) produced. Thus, in all their attributes the Alans were Türkic, and participated in the formation of the many Türkic (and not only the Türkic - Translator’s note) peoples."

Prof.Mirfatyh Zakiev (Academy of Sciences of the Republic Tatarstan)
Origin of Türks and Tatars/Chapter Five
Alano-As ethnical roots of the Türks


*

"Kafkas Dağları’nın en yüksek bölümünü oluşturan Orta Kafkaslar ise Türkçe kökenli bir dil konuşan Karaçay-Malkar halkı ile, Hint-Avrupa dillerinin İran kolunda bir dil konuşan Oset halkının tarihî yurdudur. Karaçay-Malkarlılar kendilerine Alan ve Tavlu (Dağlı) adlarını verirlerken, Osetlerin kendi dillerindeki adları İron ve Digor olarak bilinir. ...

Kafkasya’da yüzyıllar boyu birlikte yaşayan Adige, Abhaz-Abazin, Karaçay-Malkar, Oset ve Çeçen-İnguş halklarının Nart destanlarında benzer motiflerin yer aldığı görülmektedir. Nart destanlarının, köklerini Kafkas halklarının yerel kültürlerinden, Orta Asya’dan Kafkaslara kadar yayılan eski Türk boylarının ve Hint-Avrupa kökenli İranî kabilelerin kültürlerinden, eski Yunan mitolojisinden ve hatta Ön Asya medeniyetlerinin kültürlerinden alarak büyüyüp gelişen, Kafkas halklarının ortak mitolojik destanları olduğu anlaşılmaktadır. Karaçay-Malkar Nart destanlarında eski Türk mitolojisinin ve destan geleneğinin izleri açık olarak hissedilmektedir. Karaçay-Malkar Nart destanları birçok yönden Oset ve Adige Nart destanlarını da etkilemiştir.

Tarihte yaşamış ve Kafkasya coğrafyasında etkili olmuş bazı Türk kavimlerinin izlerinin Nart destanlarında saklı olduğu tespit edilmiştir. M.S. 6-7. yüzyıllarda Kafkasya’da hâkimiyet kuran ve buradaki diğer Türk boylarıyla birleşen Avarların, Oset ve Karaçay-Malkar Nart destanlarında yer aldıkları açıktır. Hun-Avar-Bulgar-Hazar-Kıpçak gibi Türk kavimleri Orta Kafkaslar’da yaşayan Osetlerin atalarıyla temasa geçmişler, bu sebeple bu etnik ve kültürel ilişkilerin izleri Oset Nart destanlarına yansımıştır. Theophanes ve Nikhitor adlı Bizans tarihçileri de Avarların Batı Kafkaslarda Bulgar Türkleri ile birleştiklerini yazmaktadır (Kuznetsov 1984: 168).

Oset Nart destanlarında, Agunda’nın babasının Batı Kafkaslardaki Urup Irmağı kıyılarında yaşamakta olan Avar Hanı olduğu nakledilmektedir (Kuznetsov 1984: 168). Karaçay-Malkar Nart destanlarında da Agunda, Avar Hanı’nın kızı olarak gösterilmektedir (Aliyeva 1994: 278-280).

Nart destanlarında yer alan bir başka Türk kavmi ise Ogur Türkleridir. M.S. II-III. yüzyıllarda Büyük Hun kitlesi ile Karadeniz’in kuzeyine gelen Ogur boyları Bulgar Türklerinin atalarını meydana getirdiler ve Kafkasya’da Kuban Irmağı çevresinde yurt tutarak yerleştiler (Kurat 1972: 109).

Oset Nart destanlarında Wrıjmeg adlı kahramanla ilgili bir bölümde Ogur Türkleri Agur adıyla geçer ve Nartların ülkesini işgal eden bir güç olarak tanımlanır (Dumezil 2005: 279). Oset Nart destanlarında Türklere Terk-Türk adıyla da rastlanması, Kafkasya’da Türk varlığının izlerinin mitolojik destanlara kadar girmiş olduğunu belgelemektedir.

Prof. Dr. Ufuk TAVKUL 


*

K.Laipanov, I.Miziev

Adilhan Adiloğlu

Türk Halklarının Kökeni - Kazi T.Laypanov, İsmail M.Miziyev

and the born of "Arthur and Excalibur"