kalaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kalaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2023 Salı

Örümcek Ağına Takılmak!

 

"Örümcek Ağı"nın ne kadar derin olduğunu görünüz:


Geçen gün (21 Eylül 2023, basın) bulunan yeni yazıt hakkındaki basın açıklaması:

"Çorum'daki Hitit başkenti Hattuşa'da öivi yazılı tabletler okunurken yeni bir Hint-Avrupa dili keşfedildi. Prof. Dr. Daniel Schwemer bu dili, Hitit merkez bölgesinin kuzeybatı ucunda, muhtemelen modern Bolu veya Gerede bölgesinde yer alan Kalaşma ülkesinin dili olarak tanımladı. Yeni dil Luvice, Palaca, Hattice ve muhtelif lehçelerin konuşulduğu imparatorlukta bugüne dek varlığı bilinmeyen bir dil... Kalaşma dilinin Geç Tunç Çağı Anadolusu'ndaki diğer Luvi lehçeleriyle ne kadar yakından ilişkili olduğu, daha ileri araştırmaların konusu olacaktır. Boğazköy-Hattuşa'daki disiplinler arası çalışmalar, Alman Arkeoloji Enstitüsü (DAI), Thyssen Vakfı, GRH Vakfı, Volkswagen Vakfı ve İtalyan Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen bir proje olarak yürütülüyor. DAI, İstanbul, Würzburg ve Marburg Üniversitesinden bilim insanları, metnin dokümantasyon ve değerlendirilmesi üzerinde birlikte çalışıyor."


Merkezi İsviçre olan "Luwian Studies"ın kurulunda kimler vardı, hatırlayın;

"Dr. Matthias Oertle (Lenz & Staehelin): İsviçre merkezli 'Luwian Studies Vakıf Kurulu'nda bulunan Dr.Matthias Oertle, İsviçre hukuk firması Lenz & Staehelin'in ortaklarındandır. Bu hukuk firmasının müşterileri Rothschild, Sachs ve Thyssen'dir."

Hmm, Thyssen !

Thyssenları bir araştırın bakalım kökenleri nereye gidiyormuş! - Fritz Thyssen Foundation -

Diğerleri kim peki?...


Para > Düdük

Örnek:

25 Eylül 2023'te 'Gordion'un Unesco Dünya Miras Listesine girdiği açıklandı!

Asur kaynaklarında nuwaum (göçer/göçebe, çadırda yaşayan, çoban) olarak geçen topluluklar pek saygılı(!) Zangger tarafından "Luviler" oldukları iddia edilmiştir. Aynı Zangger kitabında Dares'ten alıntı yapar ve onun alıntısına "Luvileri" ekler! Oysa Dares'in eserinde "Luvi" sözü geçmez! Yani Zangger'in kendi yorumudur ve kendi eklemiştir! Bu sahtekarlığa girer! .. Bu nuwaumlar Anadolu topraklarında Hitit vatandaşı olmayan ve/veya vatandaşı olup sosyal hayatları değişmeden Hitit kanunlarına göre yaşayan diğerleri için kullanılmış bir tanımlamadır; Kaşkalar, Khalublar, Muşkiler, Taballar, vs. gibi. Hititlerin, Asurluların Muşki dediklerine Grek kaynakları Frig der. Ama birçoğunun sorgulamadığı şudur; Hititlerin titizlilikle tuttuğu (kendi çıkarına da olsa) bu kayıtlarda niye Frig'ten bahsedilmez? Ve, Batılılar niye bu Frig adına saplantılıdır? Çünkü Frig HA , Muşki değil! Ve adlar yer değiştirir. Aynı şey "Luvi" için de yapılıyor! Göçer ve farklı bir dil konuşan toplulukların çivi yazısını okuyabileceğini mi sanıyorduk? Hem de okur-yazarı yok denecek kadar az iken! Tabi ki resim yazısı kullanılacaktı, üstelik bölgeden bölgeye anlamları değişen resim yazısı. Luvice dedikleri Kaşkacadır, Muşkicedir, Khalubcadır. Ve lütfen bu tip çalışmaların sponsorlarını sorgulayınız, çünkü parayı verenin düdüğü çalınır. Örneğin, Zangger'in enstitüsündeki kurulda bulunan hukuk firması Rothschild, Sachs ve Thyssen'ı temsil eder! Kökenlerine baktığınızda NAZİleri destekleyenler olduklarını görürsünüz. Örneğin JM Kaplan Vakfı, Türkiye'de sponsor olmadığı yer yok gibi, üstelik de Göbeklitepe, Çatalhöyük, Gordion, Truva, Bergama, Anı gibi önemli merkezler bunlar! Truva'yı kazan Carl Blegen casus-arkeo idi, Gordion'u kazan Rodney Young  casus-arkeo idi. Hatta öğrencilerinden biri Türkiye'de Fullbright'ı kurandır, C.Blegen de Yunanistan'da kurmuştur! JM Kaplan'ın Ashoka ve Gates (Unesco cebindedir) vakıflarıyla da ilişkisi vardır. Ashoka'nın desteklediği Teyit-Türkiye temsilcisi Atatürk düşmanıdır!... "Luvice" ilan edilen, ancak öz Türkçe olan TAPAR (tapara=rule, ruler) (Tr; tapmak, tapınmak, kutsamak, ululamak, büyük saygı, kahramanlaştırmak anlamlarında) sözüne uygun olarak "Batılılara" tapmayınız, niyetlerini, arkalarındaki güçleri lütfen sorgulayınız... 

Ashoka’nın 2018 yılındaki küresel ağına katılan Mehmet Atakan Foça, “teyit.org olarak, bireylerin kilit kurumların şüphe kaslarını tetikleyerek internetteki bilgi kirliliğinin önüne geçmek için çalışamaya devam edeceğiz. Ashoka ağına katılmış olmak bize güç ve gurur veriyor.” ifadelerini kullandı..link:





UNESCO Temelli Ortak Çekirdek "Değerler" Aracılığıyla Dünyanın "Eğitilmesi"
1947 tarihli UNESCO kitabında:  Amacı ve Felsefesi adlı kitabında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) ilk Genel Direktörü Julian Huxley şunları yazmıştır:
"UNESCO'nun önündeki görev... tektir. Bu görev, kendi felsefesi ve fikir geçmişi ve kendi geniş amacı olan tek bir dünya kültürünün ortaya çıkmasına yardımcı olmaktır. Bu, tarihte ilk kez dünyanın birleşmesi için gerekli iskele ve mekanizmaların hazır hale gelmesi bakımından son derece elverişlidir.... link:


***


Kalaşmalar'dan pek fazla bahsedilmez, çünkü bilinmeyenlerdendir.
Geçtikleri yerler ise Kaşka ve Tegarama (Togarma) olan bölümlerdir.

*

Kalaş adı Afganistan'da yaşıyor. Ancak bazılarının iddia ettiği gibi "Grek" değillerdir. Makedonyalı İskender Doğu Seferini İran coğrafyasındaki işgalini tamamladığında "Grek paralı askerleri"yle değil "Doğulu" askerleriyle, hatta "İskit Türkleriyle" doğuya devam etmişti. Afganistan'daki Kalaşlarla ilgili bir makale ektedir...

"Yunanlıların iddiasına göre; "Kalaşlar, Yunan Makedonu'dur ve dolayısıyla "Yunanlıdır."
- Milletlerarası İlişkilerde Yunanlılaştırma Faaliyetlerine (Asimilasyona) İlişkin İki Örnek: Kalaşlar ve Gagavuzlar. 



***
Mustafa Kemal, 6 Mart 1922; 
"... mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün isleri Avrupa nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir... Türkiye'de fikir adamları, adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki 'Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur.' Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. Onlar bizi idare etsin' diyorlardı.'  ...Bilelim ki, ulusal benliğini bilmeyen uluslar, başka uluslara yem olurlar."(Meclis konuşmasından./ İş Bankası Kültür Yay./TBMM Gizli celse zabıtları cilt 3)


İlgili:


6 Mayıs 2017 Cumartesi

Afganistan ve Türkler




"Babam ve Atatürk aynı hayali paylaştı, ama İngilizler bağımsız Afganistan istemedi. Afganistan Ruslar ve İngilizler arasında tampon bölgedir. İpek yolu Afganistan'dan geçer. Bu İskender'den beri böyle. Biliyorsunuz İskender'in eşi Roksana Afgan'dır."




"Osmanoğulları'nın son reisi Ertuğrul Osmanoğlu'nun eşi Zeynep Tarzi dayımın kızıdır. Annem Kraliçe Süreyya ile Zeynep'in babası Fettah Bey kardeş, ikiside Mahmud Beg Tarzi'nin çocuklarıdır. Büyükbabam Abdurrahman Han (Amanullah Han'ın dedesi) etnik grupları birleştirdi, küçük beylikleri kaldırdı ve kral oldu. Tarzi ailesi Kandahar Beyiydi, Kandarhar Serdarı deniliyordu. Abdurrahman Han, Tarzi ailesini çok başlılığı kaldırmak için sürgün etti. Annemin dedesi, yani Mahmut Tarzi'nin babası sürgün edildiğinde, Osmanlı Sultanı II.Abdülhamid'e soruyor 'ülkenize yerleşebilir miyiz ve nereye?' diye. Sultan II.Abdülhamid, Abdurrahman Han'ı küstürmemek için galiba Şam'a diyor. İstanbul'a çağırmıyor. Bu yüzden Şam'a yerleştiler. Sultan II.Abdülhamid onlara maddi yardımda bulunmuş. 




Sonraki kral Habibullah Han, Tarzileri affetti. Tekrar Afganistan'a döndüler. Böylece annem ve babam tanışabildiler. 1929'da isyancılar hükümeti ele geçirip babam Kral Amanullah Han tahttan indirilince Mahmud Beg Tarzi de hükümette olduğu için ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. İkinci sürgün de böyle gerçekleşti."


"Reform hareketleri Amanullah Han'ın babası Habibullah Han ile başladı. Elektrik geldi. Erkekler için modern okullar açtı.  Dedem Habibullah Han İngilizlerle diplomatik ilişkilerde dikkatliydi. Denge politikası uyguluyordu. Ama babam gençti, daha sıkı bir reformistti, idealistti, heyecanlıydı. Harp okuluna gitti. subaylar Türk'tü. Onlardan Türkçe öğrendi. Fransızca bilirdi. Kayınbabası Mahmut Tarzi'den etkilendiği kesin. Mahmut Tarzi şair ve aydın bir adamdı.


Babam Amanullah Han kızların eğitim almaları için uğraştı. Önceden erkek öğrenciler eğitim için Avrupa'ya, kızlar Hıristiyanlarla flört etmesin diye mahsus Türkiye'ye gönderiliyormuş. Kandilli Kız Lisesi'ne 15 kız öğrenci gönderilmiş. Babam kızlar için okullar açınca onlar geri döndüler. Babam halka örnek olsun diye ablalarımı bu yeni açılan okullara gönderdi. Ayrıca kızlarını okula göndermek istemeyenlere altın verip teşvik ediyordu.


Babamın reformları İngilizler yüzünden başarılı olamadı. Casus çoktu. Bir de mollalar tabii. Hem İngiliz casuslar, hem mollalar karşı çıktı reformlara. İngilizler reform istemiyordu çünkü Hindistan Afganistan'ı örnek alır, ayrılırlar, Hint toprakları ellerinden gider diye korkuyorlardı. Babam Hindistan'ı ziyarete gitti Hintliler ona çok ilgi gösterdiler. Mısırlılar da babamı çok takdir ederdi. İslam ülkeleri Atatürk hilafeti kaldırınca, babama 'sen halife ol' dediler kabul etmedi.


Bu reformlar için modern ülkeleri inceliyordu. Radyo istasyonu gibi, Afganistan'ın pek çok teknik ihtiyaçları gibi, telefonu Fransa'dan, Pamuk fabrikaları, endüstriyel malzemeleri Almanya'dan satın alıp getirdi. Afganistan'a gemiyle getirelecekti bunlar. İsyan çıkıp babam tahttan indirildiğinde pek çoğu gemilerin üzerinde Afganistan'a doğru ilerliyordu. Uçak yoktu. Diğer ülkelere yaptığı resmi ziyaretler çok uzun sürüyor, tahttan uzak kalıyordu. Mahmud Beg Tarzi de uyarmış 'ayrılmayın' diye ama... Darbe oldu işte."




"Atatürk'ün babam ile güçlü bir ordunun önemiyle ilgili sohbet ettiği de, babamın orduyla yeterince ilgilenmediği de doğrudur. Babam militer bir insan değildi. Türkiye'de reform yapan Atatürk asker kökenli, babam ise ailesi asırlardır Afganistan'ı yöneten kral. Asker gibi düşünemezdi. Babamın değil ama benim kendi kanaatim şu: Ordu güçlü olsaydı da bir şey değişmezdi. Değişmeyecekti. İngilizler reforma, gelişmeye izin vermeyeceklerdi. O zaman İngiltere çok güçlü bir devletti. İstediğini yapardı. İngilizler için doğal kaynakları zengin olan Hindistan çok önemliydi. Hindistan'ın yanı başında reformlarla gelişen, bağımsız bir Afganistan istemedi. Hindistan'a kötü örnek olabilirdi. Ve İngilizler Kral Amanullah'tan çekindiler, çünkü reformcuydu, yenilik yanlısıydı. 


Babam, Nadir Han'ı Fransa'ya Paris sefiri olarak görevlendirmişti, ama isyan çıkıp Kral Amanullah ülkeyi terk etmek zorunda kalınca o gelip bastırdı ve tahta oturdu. Uzun yıllar boyunca ülkede istikrar sağladı diyorlar ama... Aslında bir asker olan Nadir Han İngilizlerin dediğini yapınca ülkenin başına geçti. İngilizlerin istemediği hiçbir şey de olmadı.


Ruslarda müthiş bir ispiyonaj vardı. Bunu kimse bilmez. Paris'e gitmeden önce değil, gittikten sonra Ruslar babama gelip 'Nadir senin düşmanın, İngiliz e Fransızlarla işbirliği yapıyor' dediler. 'İzin verin ortadan kaldıralım' dediler. Doğrusu Ruslar adam öldürmeyi çok iyi bilirlerdi. Babam inanmadı, 'Katiyen olmaz' dedi. 'O benim generalim' derdi, çok güvenirdi. Ama bence Ruslar haklıydı. Babam hata etti. Nadir Han İngilizleri dinlediği için sorun çıkmadı."


"Babam Avrupa'dan sonra Türkiye'yi ziyaret ediyor.  Atatürk Amanullah Han onuruna yemek veriyor. Babam içki içmezdi, Atatürk de bunu bildiği için kibarlık yapıp kralın yanında içmiyor. Amanullah Han da Atatürk'ün rakıyı sevdiğini biliyor. O da kibarlık edip rahatça içsin diye eşi Kraliçe Süreyye'yı nedimeyle beraber bırakıp yemeyi bitince masadan kalkıyor. Atatürk de kral kalkınca rakısını içip bu iki güzel hanıma zeybek oynuyor.


Babam tahttan sık sık mektuplaşıyorlardı. Biz sürgündeyken Atatürk kendi sefirleri vasıtasıyla sorar, haber alırmış. Babam tahttan inince Atatürk yeni gelen kralı hemen tanıdı ama diploması böyle bir şey zaten. Babam, Atatürk'e 1930 yılının yazını İstanbul'da geçirmek istediğini haber vermiş. Atatürk de Boğaz'daki Zarifi Yalısı'nı Amanullah Han'a tahsis etti. Bir Yunan oturuyormuş orada galiba. Atatürk onu çıkarmış 'Kral Amanullah burada kalacak' demiş. Hatta Atatürk bizim için bir de yat tahsis etti. Atatürk ölünce babam çok üzülmüştü. Cenaze için geldiğinde Pera Palas'ta kaldı. Sonraki bir tarihte, o otele gittiğimizde 'babanız burada kaldı' dediler bana. Bunu kimse bilmez. Uzun süre tabutun hemen arkasından yürüdü babam. 


Babam da Zürih'te vefat etti. O sırada tahtta olan Zahir Şah çok kurnazdı. Babam vefat edince Afganistan'da durmadı, cenaze geleceği zaman başka bir yere gitti. Amanullah Han'a gösterilen ilgi ve sevgiye şahit olmak istemedi. Celalabat'a gönderdi cenazeyi, Kabil'e kabul etmedi. Tören Kabil'de olsaydı halk galeyana gelebilirdi. Celalabat, Kabil gibi kalabalık değil. Halk cenazede şahın oğluna değil, ağabeyim Rahmetullah'a çok ilgi ve sevgi gösterdi. Ama sadece bir hafta kalabildi. Bir haftanın sonunda kral kibarca 'sizi misafir etmekten memnuniyet duyduk' diyerek gönderdi. Ağabeyim Rahmetullah siyasal bilgiler eğitimi alırken, ağabeyim Ehsanullah mühendis oldu ve okullar açtı.  Siyasete atılmaları için destekleyen çoktu, ama bizim aile siyasetle ilgilenmedi.


Ben ise Afganistan'a ilk kez 1968'de annem Kraliçe Süreyya vefat edince gittim. Çok güzeldi Afganistan, küçük bahçeli villalar vardı. Şimdiyle kıyas edilemez, bugün berbat bir durumda. Afgan halkı çok kibardır. Sert olan Talibandır. Taliban Afgan bile sayılmaz zaten, Farsça da konuşmuyorlar. Onlar çoğunlukla Pakistanlı. 


Afganistan'ın bugünlere gelmesi Davud Han ile başlar. Zahir Şah İtalya'ya tedavi için gidince kuzeni Davud Han darbe yaptı. Askerleri eğitim için daha önce Türkiye'ye gönderiyorlardı. Davud Han Rusya'ya göndermeye başladı. Hepsi komünist oldular. Davud Han'dan sonra da zaten toplanamadı bir daha Afganistan. Fakir aileler Pakistan'a gittiler. Hayatları berbattı. Orada çadırlarda yaşıyorlardı. hiç bir şey yok, karınları doğru düzgün doymuyor, okul yok, pislik içinde her yer. Mollalar dedi ki: çocukları bize verin okutalım. Ve işte öyle başladı her şey. Taliban çocukların karnını doyurdu, kalacak yerleri vardı. Aileler memnundu. 


Suudi Arabistan parası ile tabii ki Vahabi eğitimi aldılar. Aralarında Afgan Farsçası bile konuşmuyorlar. Pakistan kaynaklı olduğu için Urduca konuşuyorlar. Afgan mücahitler Ruslarla savaşırken Amerika mücahitlere, Ruslar gitsin diye çok ciddi yardımlar yaptı. Afgan topraklarında afyon çok rahat yetişiyor. Her yer afyon oldu. Amerikan ve İngiliz mafyasının işine geliyordu bu. Afyonu Taliban'dan satın alıyorlardı. Karşılığında onlara silah veriyorlardı. Yani Amerika Taliban'ı büyüttü. Şimdi bilmiyorum Amerika kendini suçlu mu hissediyor? Sonra afyon yetiştirip satılması yasaklandı. Yerine safran yetiştirin dendi. Ama safranı yetiştirmek zor. Halk aç kaldı. Asıl sorun fakirlik. Nasıl bitecek bu kargaşa? Şimdi maalesef doğalgaz ve petrol bulundu. Kim bilir daha neler olacak! Çocukların ellerinde silah var, oyuncak nedir bilmiyorlar.... 


İki türlü Taliban var. Siyah Taliban ve Beyaz Taliban. Siyah Taliban Pakistanlılardan ve Suudilerden oluşuyor. Beyaz Taliban ise Afganlardan, sertlik yanlısı değiller. Yaptıkları tek zararlı şey hırsızlık. Şimdi Karzai Beyaz Taliban'ı yanlarına çekmeye çalışıyor, gelsinler bize katılsınlar diyor. Ama sonuç ne olur bilemem.


Prenses Naciye, İlter Doğan ve Kraliçe Süreyya


Biz 6 kız, 2 erkek kardeşiz. Ablam Amine bir Yugoslav ile evliydi ve Türkiye'de yaşıyordu. Bir davet sırasında İstanbul'da sonradan eşim olacak İlter Doğan ile tanıştım ve burada yaşamaya başladım. İstanbul Üniversitesi'nde İtalyan Dili ve Edebiyatı dersleri verdim. Bu sene (2010 Nisan) kızım Hümeyra ile Afganistan'a gittik. Dışişleri Bakanlığı davet etti. Babamı anmak için bir toplantı yaptılar. Karzai hükümeti düzenledi. Pek çok kişi bana 'Ah keşke babanız kalaydı, o zaman burası Japonya olurdu' dedi."...


Afgan Prensesi Naciye
Atlas Tarih , Eylül 2010, sayı 03
Röportaj: Behice Tezçakar
Fotoğraflar: Prenses Naciye Doğan Özel Kolleksiyonu.









* * *


Afganistan’da Türkler


Türklerin tarih boyunca yayıldıkları ve devletler kurdukları ülkelerden birisi olan Afganistan’da Türkler, girdikleri devreden itibaren 18. yüzyılın ortasına kadar bu ülkeye ve onun siyasi ve sosyal yapısına hâkim olmuşlardır. Yaklaşık iki bin yıl Türklerin hâkimiyetinde olan Afganistan’da yaşayan bütün milletler ve dinler varlıklarını korumuşlardır. Bu topraklara Afganistan adı 1747 yılında bugünkü Afganistan’ın kurucusu Ahmet Han Abdalı tarafından verilmiştir. Afganlar olarak iktidara gelen Abdallıların, Eftalit-Akhunların uzantısı olduğu kesinleşmiş durumdadır. Bu arada Abdalılar, Gılcaylar veya Halaçlar, Çağatay Türkleri ve Taymaniler Afganlaşmış Türk kabileleridir.


Bugün Peştunların kalabalık bir bölümünü teşkil eden Gılcayların, tarihi kaynaklarda Halaç (Kalaç) Türkleri olarak geçtiğini biliyoruz. Bugün Peştuca, Gılcay olarak telaffuz edilen bu kabilelerin isminin aslında Halaç olduğu ve iktidarı kaybettikten sonra Afgan kabileleri ile kaynaşmış ve yavaş yavaş dillerini kaybetmiş oldukları tarihi kaynaklarda ayrıntılı şekilde verilmektedir. Böylelikle Afganistan nüfusunun büyük bir çoğunluğu yani yüzde yetmişinden fazlasının Türkler ve Türk asıllı kavimlerden oluşmuş olduğu ortaya çıkmaktadır. (Turan Can - TİKA-Araştırmacı-Kabil-Afganistan/Altaylı)




Elinde kuş tutan bir avcı, daire içinde artı ve dört nokta (Tengri), Tekeler,Atlar ve Avcılar











"Doğumdan 900 yıl önce, Perslerin gelmesine değin Yakındoğu'da Eklemeli dilli ve Sami elleri yaşamış, kurulmuş uygarlık onların ürünü olmuş ve Hint-Avrupalı halklardan bu yerlerde bulunmamışlardır." 
"Persler MÖ.550 civarında bu bölgeye gelmiştir."

Prof.Dr.Muhammed Taki Zehtabi (Kirişçi)/Ferhad Rahimi 


KALAŞ TÜRKLERİ - Yrd.Doç.Dr.Turgay CİN





15 Aralık 2015 Salı

Yunanistan-Gagauz-Kalaş ve Irk-Millet Farkı



Yunanistan’da eskiden olduğu gibi bugün de milli kimliklerle, kültürlerle ilgili Yunanlılaştırma,
“beyin yıkama” faaliyetleri aralıksız devam etmektedir.





Yunanlıların iddiasına göre; “Kalaşlar, Yunan Makedon’udur” ve dolayısıyla “Yunanlıdır”. Diğer taraftan yine Türkçe konuşan ve Ortodoks Hıristiyan dini inanca sahip olan Gagavuzlar da “Yunanlıdır”. Yine bu bağlamda Yunanlılara ve batılılara göre, Hıristiyan dini inançlarını terk edip, İslâm dini inancını tercih edenler “Türkleşmektedir”. Avrupa Birliği üyesi Yunanistan ve Yunanlılar, belki Yunanlılıkla hiç ilgisi olmayanları dahi “soydaşları” olarak “keşfederken”, kaynaşırken, Yunanlılığı yeniden inşa ederken, ötekileri Yunanlılaştırırken, onlara yardım ellerini uzatırken, Türkiye’de bazı Türkler ise bırakın “Türkleştirmeyi, asimilasyonu”, soydaşlarını reddetmektedir. Bazıları da “farklılıklar zenginliktir” düşüncesiyle, farklılıkları kaşıyarak, daha da belirginleştirerek, kaynaşmayı ve dayanışmayı ortadan kaldırabilecek nitelikte kendilerini ötekileştirmektedir. 


Antik Yunanlıların izlerini taşıdığı iddia edilen Kalaşlar’ın, Yunanlıların ve özellikle de Yunan milliyetçi çevrelerin ilgi odağı haline gelmesiyle birlikte, yapılan araştırmalar sonucunda, Kalaşlarla Yunanlıların DNA örneklerinin aynı olduğunun tespit edildiği ileri sürülmeye başlandı. Kalaşların yaşadığı bölgelerde çekilen fotoğraflarla hazırlanan kartpostallar bütün Yunanistan’daki okullarda ve kitapçılarda satılmaya başlandı. Bununla birlikte, Yunan Kültür Bakanlığı’nın da desteğiyle, Kalaşların örf ve adetlerini yansıtan ve bölgeyi ziyaret eden bilim adamları ve basın mensupları tarafından hazırlanan kitaplar yayınlanmaya başlandı. Kalaş kadınları tarafından yapılmış olan Yunanistan’ın bölgesel folklorik özelliklerini yansıtan küçük kuklalar, Atina’nın en saygın müzesi olan Benaki Müzesi’nde tanesi 140 Avro’dan satışa sunuldu. Başta devlet kanalları olmak üzere, bütün Yunan televizyonlarında Büyük İskender döneminin karakteristik özelliklerini taşıyan “sarı saçlı, mavi gözlü” Kalaşlar sık sık işlenen bir konu haline geldi.



Yunanlı yazar Dimitri Aleksandru; “Kalaşları, Himalaya’daki Yunanlıları bulmak üzere harekete geçmiştim ve tamamen tesadüf eseri olarak yeni bir Yunan ırkı buluyordum. Öğrendim ki Pahtun’lar eski Sakalar veya İskitlerdi (3)… Bölgeyi Büyük İskender işgal edince, Büyük İskender ve komutanları yerli halkla evlilikler gerçekleştirdi. Böylece yerlilerle Makedonlar öyle bir karıştı ki yerliler kendilerini bugüne kadar “Yunan” olarak saymaya başladılar.” Adı geçen yazara göre Asya’nın en iyi savaşçıları olan Pahtun’ların nüfusu on iki milyon civarındadır. 


Kalaşlar, Afganistan’ın başkenti Kabil’in kuzeydoğusunda sayıları 3 bin, 6 bin hatta 70 bin civarında olduğu iddia edilen/söylenen bir millettir. Yunanlılar bakımından Büyük İskender’in Hindikuş Dağlarında bıraktığı Makedon askerlerinin soyundan geldiklerine inanılan Kalaşlar, bugün hâlâ dillerinde Yunanca kelimeler bulunduğu ve 2300 yıl önce bölgeye gelen Makedonlar gibi çok tanrılı bir inanca sahip oldukları da yine Yunanlılarca iddia edilmektedir.


Diğer taraftan bilimsel araştırmalar ise onların Makedon olmasa bile, Anadolu kökenli oldukları yönündedir. Oysa Yunanlılar, bir taraftan Kalaşların Makedon soyundan ve dolayısıyla Yunanlı olduğunu iddia ederek, kanıtlamaya çalışırken diğer taraftan Kalaşların dışında Pakistan’da Pahtun (Peştun), Hunzalar gibi diğer unutulan “Yunanlılar (Elenler)”dan da söz etmektedirler. Oysa Makedonlar Yunanlı değildir. Fakat tarihi süreç içinde birçok Makedon Yunanlılaşmıştır. Bugünkü Yunanistan Devleti, Ortodoks Hıristiyan Arnavutlar/Arvanitler, Ulahlar, Karakaçanlar, Makedonlar, Bulgarlar, Türkler ve diğerlerinden oluşan bir ulus devlettir. Durum bu olunca akla şu soru geliyor. Peki, Yunanlılar ve Yunanistan sadece Kalaşları mı Yunanlılaştırmıştır ve/veya Yunanlılaştırmaktadır? 


Yunan tarihi irdelendiğinde Yunanlıların bunu hep yaptıkları; dillerini ve dinlerini velhasıl kültürlerini empoze ederek/dayatarak Yunanlılaştırma faaliyetlerine geçmişte olduğu gibi, günümüzde de aynen devam ettiği görülecektir (37). Evet, Yunanistan Devleti de farklı ırklardan insanların –Arnavut (Arvanit), Ulah (Vlah), Makedon, Bulgar, Türk ve diğerlerin- bir araya gelerek kurdukları bir ulus devlettir. Yunanlılar, Ortodoks Hıristiyan dini inancına sahip bu insanları, “Slavca konuşan Yunanlı”, “Türkçe konuşan Yunanlı” ve buna benzer bir biçimde her konuştukları dillerinin yanına “Yunan” sıfatını ekleyerek ve diğer unsurlardan (Ortodoks Hıristiyan dini inançlarından) da yararlanarak Yunanlılaştırmaktadır. Yunanistan’ın resmi tezine, iddiasına göre bütün dünyada sadece Yunanistan Devleti, milli kimlik bakımından homojen bir etnik yapıya sahiptir. Sadece tek bir ulus/ırktan, “Yunanlı”lardan oluşmaktadır. Yunanistan’ın komşu devletlerinin ise çok milletli/etnik yapıya sahip oldukları yine Yunanistan tarafından öne sürülmektedir.


Türkler ise, Türk oldukları ve kendilerini de Türk hissettikleri için Balkanlardan Türkiye’ye gelen, göç eden ve Türkçe konuşan Türklere; “Yunan”, “Bulgar”, “Makedon” vesaire diyerek onları pek âlâ dışlayabilmekte, hatta gücendirmekle birlikte, Balkanlardan Türkiye’ye gelenlerin bazıları da “Arnavut kökenli”, “Yunanlı” ve “Makedon kökenli” olduklarını söyleyebilmektedir.


Yine bu bağlamda; “Azeri”, “Kazak”, “Özbek”, “Pomak” denilerek, kültür, tarih, bilimsel olarak Türk oldukları ifade edilen, ırk ve hatta kendisini Türk olarak tanımlayanlara bile Türk olmadıkları anlamına gelebilecek ve onları Türklükleri konusunda şüpheye düşürebilecek bir terminoloji kullanılması hata değil midir?. Kısaca böyle bir terminolojiyle Türk kökenli olmayan/yabancı yazarlarca bile Türk oldukları öne sürülen soydaşların ve diğer Türkçe konuşan Türk toplulukların, Türklükleri adeta inkâr edilmektedir, sorgulanmaktadır. Türk olmadıkları/olmayabilecekleri gibi bir düşünce ile karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Kullanılan terminoloji nedeniyle Türklükle bağları kopartılmakta, Türk milletinin yanında adeta farklı birer millet (örneğin öyle sanıyorum ki bir “Azeri milleti” inşa edilmektedir!) yaratılmaktadır. En azından gittikçe artan bir biçimde buna vurgu yapılmaktadır ve böyle bir kanaat uyandırılmaktadır.


Yunanistan’daki örneğin tam tersine Türkiye’de; “Zazaca konuşan Türk”, “Kırmançi konuşan Türk”, “Kürtçe konuşan Türk” v.s. konuşan Türk gibi bir terminoloji kullanılmamaktadır. Hatta ülkenin çatışmasına, şiddete dahi yol açabilecek nitelikte toplumun kamplaşmasını sağlayacak kavramlar ve talepler gayet rahatlıkla herhangi bir sakınca/endişe duyulmadan dillendirilmektedir. Oysa böyle bir durum örneğin Avrupa Birliği üyesi Yunanistan’da mümkün değildir! Avrupa Birliği üyesi Yunanistan’daki Türk azınlığın, “Türk” kavramını kullanması yasaktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “İskeçe Türk Birliği” ile ilgili verdiği kararda, Yunanistan’ı mahkûm etmiş olmasına rağmen, İskeçe Türk Birliği Derneğinin yeniden açılmasına Yunan Mahkemelerince isminde “Türk” terimi bulunduğu için yine izin verilmemektedir.


Avrupa Birliği üyesi Yunanistan ve Yunanlılar, belki Yunanlılıkla hiç ilgisi olmayanları dahi “soydaşları” olarak “keşfederken”, kaynaşırken, Yunanlılığı inşa ederken, kavileştirirken, ötekileri Yunanlılaştırırken, onlara yardım ellerini uzatırken, Türkiye’de bazı Türkler ise bırakın “Türkleştirmeyi, asimilasyonu”, soydaşlarını/soydaşlığını reddetmektedir. Bazıları da “farklılıklar zenginliktir” düşüncesiyle, farklılıkları kaşıyarak, daha da belirginleştirerek, kaynaşmayı, dayanışmayı ve ortak vicdani aidiyeti ortadan kaldırabilecek nitelikte kendilerini ötekileştirmektedir. 


Kısaca birlik ve beraberlik bozulmaktadır, bozulması için adımlar atılmaktadır. Soydaşlarının, kendileriyle olan sıcak ilişkilerine, maddi ve manevi/duygusal bağlara, dayanışmaya bir taraftan kullandıkları dille/terimlerle (örneğin soydaşlarına “Azeri”, “Yunan”, “Makedon” diyerek), diğer taraftan da hal ve hareketleriyle, davranışlarıyla belki farkında olmadan bu ortaklığa, birliğe zarar verilmektedir. Türklerde milli kimliklerini tanımlamada, belirlemede kargaşa ile birlikte, milli kimlik sorunu ortaya çıkmaktadır, yaşanmaktadır diyebiliriz.


Öte yandan yine bu çerçevede Türkiye, diğer devletlerde ve özellikle Balkanlardaki soydaşları, Moldova’daki Gagavuz Türkleri bakımından ekonomik yatırımlar yaparak, dayanışma veya siyasi kazanımlar elde etmek isteyebilir. Ancak ekonomik yatırım yaptığı devletlerde Türkçe dilini, kültürünü öğretmezse, iyi bir iletişim kuramazsa, Türkçe öğreten kurslar, okullar açmazsa, okullarda ve üniversitelerde Türk dilini ve kültürünü öğretecek programlar açmazsa, bunları önemsemezse başarılı olamaz. Yatırım yapan şirket sahipleri açtıkları Türk okullarından, kurslardan, programlardan mezun olup Türkçe bilenleri şirketlerinde istihdam etmezlerse, tercihlerini bu yönde kullanmazlarsa bu yatırımların başarısı da tartışılır nitelikte olabilecektir.


Balkanlara yerleşen halklara; Slav, Bulgar, Peçenek, Oğuz ve Kumanlara Yunanlılar tarafından Hıristiyanlık tanıtıldı/dayatıldı. Balkanlardaki Yunanlılaşmış (asimile edilmiş) halklar daha kolay Hıristiyanlığı benimsediler. Çünkü Ortodoks Hıristiyanlığın kaynaklarının dili Yunancaydı. 


Diğer taraftan bugüne kadar resmi Yunan bibliyografyasında Gagavuzlarla ilgili iki kitap bulunuyordu; Biri tarih profesörü Anastasios İordanoğlu (Αναστάσιος Ιορδάνογλου)’nun 90’lı yıllarda Kumçiftliği’nde yaptığı konuşmadan yola çıkan kitap, diğeri de Osmanlı tarih profesörü Aleksis Savvidis (Αλέξης Σαββίδης)’in kitabıdır. Her iki tarihçi de Gagavuzları, Bizans döneminde Hıristiyanlığı kabul eden Türkler olarak kabul etmektedir.


Bir halkın milli kökenin, milli kimliğini belirleyen her zaman olmasa bile çoğunlukla dilidir, dinidir, gelenek ve görenekleridir, türküleridir, kültürüdür. Gagavuz Türkleriyle ilgili olarak son zamanlardaki Yunanlıların iddialarına bakılırsa; “yukarıda belirtilenlerin hepsi, Türkçe dilin dışındakilerin hepsi, diğer Trakyalıların gelenek ve görenekleriyle uyum içindedir. Dolayısıyla bu tek başına, Gagavuzların Türk ırkı olduklarını ortaya koyamaz. Fakat Türkçe dilini hangi koşullarda benimsemişler. Buna bakmalıyız.” Tezleriyle Yunanlılar, Gagavuz Türklerinin kafalarını karıştırarak, Kalaşlar ve diğer örneklerde olduğu gibi Yunanlılaştırılmaya, asimile etmeye çalışılmaktadırlar.



MİLLETLERARASI İLİŞKİLERDE YUNANLILAŞTIRMA FAALİYETLERİNE (ASİMİLASYONA) İLİŞKİN İKİ ÖRNEK: KALAŞLAR VE GAGAVUZLAR
Yrd.Doç.Dr.Turgay Cin
Ege Üniversitesi
Karadeniz Araştırmaları,2010,sayı:25/PDF




3)  İskitler hakkında geniş bilgi için bkz. İ. Durmuş, İskitler (Sakalar), Ankara, 1993
37) Tesalya’nın dağlık bölgelerinde yaşayanlar; Ulah ve Karakaçanlar'dır. Tesalya’nın ovasında yaşayanlar ise Karagunides olarak anılmaktadırlar. Anlamı ise “mavri kapa” olup, Türkçede siyah kepe anlamına gelmektedir. Tesalya’da “Karabataki” denilen bir halk oyunu mevcuttur. Karabataki halk oyunu, Batı Trakya bölgesinde de rastlanan, Karapatak veya Karabatak denilen bir kuştan ismini almaktadır ve Türkçe bir sözcüktür.. Bu oyuna Epir ve Makedonya’da da rastlanmaktadır. Bu oyun önceleri sözlüydü. Şimdilerde ise sözsüzdür. Trikala’da rastlanan halk oyunlarının Çamiko (Çam Arnavutlarıyla ilgilidir) ve Kalamatyano olduğu görülür. Tesalya’da durum bu olmasına rağmen Yunanlıların iddiasına göre; “Tesalya toprakları Yunan milli karakterini kaybetmemiştir.







NOT:

* İskit/Saka Türktür,
* Makedonlar Yunan değildir,
* Hunza Türkleridir,
* Mavi gözlü Sarışın Türkler;Kıpçak/Kumanlar, daha eski adlarıyla Hun boyları Budin-Gelonus
* Türk boyları saymakla bitmez, farklı dillerde farklı adlarla anılır, ama hepsi de Türk Milleti'ndendir, ama Yörük, Karakeçili, Avşar, ama Türkmen, Kazak, Uygur, Kıpçak, Hazar (Aşkenazi), ama Hun, İskit, Saka, Part .... 
* Onlar, "kendilerinden olmadığı halde" "birleştirirken, sahiplenirken, asimile ederken", bizi ayrıştırıyor, ki biz "Biriz".


Türkleri, onların deyimiyle "Avrupalı ırktan", ya da "Aryan" saymayanlara: 
Dünyada kimilerine göre 4, kimilerine göre 5 ırk vardır. Caucasian dedikleri "White Race" Beyaz ırk-Kafkas, sadece "Sami" ve "Hint-Avrupalılar" için kullanılıyor, lakin bu bilinçli yapılmış eksik ve taraflı bir bilgidir, çünkü Türkler'de bu "Beyaz-Kafkas-Caucasian" ırkındandır. Diğerleri Mongoloid, Congoid, Capoid ve Australoid'tir. Bugünkü "Yahudiler" de bu beyaz ırktantır, millet olarak farklıdır , Samiler (Araplarla aynı) milletindendir (ki Yahudi ırkı yoktur, din altında toplanmış topluluktur).  Avrupa ırkı veya Aryan Irkı diye bilimsel bir ayrımda yoktur, ve hepsi de İNSANDIR, göçlerle de herkes karışmıştır. Türkler ise, büyük bir aile, en çok boyu olan Millet'tir. 


Acaba "Avrupalı" ne kadar "Avrupalı"dır?
İşte emperyalizm, işte soykırım.
SB