Translate

9 Ocak 2017 Pazartesi

Marsias'ın Flütü ve Efsanelerin Telif Hakkı!




Bakıyordu Troya ovasına,
Görüyordu İlyon önünde yanan ateşi,
Kaval sesleri, insan uğultusu geliyordu kulağına,
Ne yapacağını bilemiyor, daralıyordu yüreği...

İlyada : Bölüm X



solda Apollo, ortada İskit, sağda Marsyas



Frigya'nın Kelanai (Dinar) kentinde doğmuş Marsyas. Büyüdükçe müziğe merak sarmış. Frig havaları besteler, yurdunun doğa tanrısı Tanrı Pan'a ilahiler yazarmış, yani öylesine severmiş müziği. O zamanlara kadar bir tuluma çeşitli düdükler takılır, değişik sesler elde edebilirmiş eski insanlar. Marsyas da başka başka düdüklerden çıkan sesi, tek bir kamışa yedi delik açarak, bir düdükten elde etmiş o sesleri.... 


İşte bugün çaldığımız flüt, kaval ve ney'in atasını Frigya'lı Marsyas icat etmiş! Marsyas flütü icat etmekle kalmamış, çok da güzel çalarmış. Gür ormanlarla kaplı Frig dağlarında hem çalıp gezerken, güzel sanatlar Tanrısı Apollon'a rastlamış ve meydan okumuş ona. Tanrı Apollon'un üç telli Lir'i nasıl çaldığı dillere destan tabii... Tanrıya meydan okumak ha... Anadolulu Apollon bu küstahlığa çok kızmış ama yarışmadan da kaçmamış.


Frig Kralı Midas ve güzel sanatların koruyucuları dokuz peri kızı Mouseler hakem olarak çağırılmış. Tanrı Apollon üç telli Lir'ini yine çok güzel çalmış lakin Marsyas'ınki doğa ile daha çok uyumluymuş, herkes büyülenmiş ....


Kral Midas oyunu vatandaşı Marsyas'a verirken, Mouseler de Apollo'nun kızgınlığına maruz kalmamak için Apollo'ya vermiş. Tanrıya hiç saygısızlık yapılır mı ? Tabii Apollo buna çok kızmış ve Kral Midas'ın kulaklarını eşek kulaklarına çevirmiş. Marsyas ise bir tanrıyla aşık attığı için, ağaca bağlatıp derisini yüzdürmüş. Mouseler Apollo'nun verdiği cezanın aşırıya kaçtığını düşünerek üzülmüş ve ağlamaya başlamışlar. Böylece Mouselerin gözyaşları Marsyas'ın kanı ile bir olup bir nehire dönüşmüş... O gündür bu gündür Marsyas Nehri akar. Günümüzdeki ismi Çine Çayı'dır, Aydın'dan Yatağan'a doğru giderken Marsyas'ın flütünden çıkan müziğini mutlaka duyarsınız...


Hellenler (Yunanlılar) bu flüte sahip olabilmek için efsanenin başına "Athena'nın bu flütü icat ettiğini, üflediğinde çirkinleştiğini, diğer tanrıçaların gülüp alay etmesinden dolayı dünyaya attığı" bölümünü eklerler. Başka anlatımlar da Marsyas'ın yerini Pan alır. Hatta Apollo'nun, Marsyas'ın derisini bir İskite yüzdürdüğü de söylenir. 


Kral Midas'a gelince , tabii ki kendisinin eşek kulakları yoktu. Bu lakap ona halkı tarafından verilmişti, çünkü her yerde casusları geziyordu ve herşeyi duyabileceğini düşünüyorlardı.



SB





KAVAL

İnsanoğlunun üflemeli ilk çalgılarındandır. Çeşitli kaynaklarda ''ağız sazları'' arasında anılan çalgı. Orta Asya Türk uygarlıklarından itibaren bilinir. Ülkemizde yüzyıllardır, ''çoban sazı'' ya da ''düdük'' olarak tanınan kaval, Büyük Göç'le yayıldığı toplumlarda ise, farklı ad ve biçimlerde çalına gelmiştir. Kaval, içi boş şey anlamına gelen, ''kav''dan türemiştir. Çalgıya yüzyıllar önce yakıştırılan bu ad, genelde tüm nefeslilere (yapısal biçimine) özgü ortak bir kavramı içerir.

Kaval sözcüğü, Orta Asya Balasağun Türk kültüründe de kullanılmıştır. Ancak değişikliğin daha çok dil ve lehçelerden kaynaklandığı da bir gerçektir. Örneğin: Kırım lehçesinde ''Khoval'' (Çoban düdüğü), Çağatay lehçesinde, ''Khaval'' (Mağara, in ya da büyük çuval), Azerilerde ''kabak-kaval'' (büyük tef), Arapça'da ise, ''Geveze (konuşkan kişi) karşılığındadır. Bunların dışında dilimizde insan bacağındaki uzun, içi ilik dolu baldır kemiğine de şekil itibariyle ''kaval" denilmektedir. Yurdumuzda, halk ağzı ile ''gaval-goval ya da guvval'' olarak söylenen çalgı, sadece çobanlara özgü, ilkel bir müzik aleti olarak tanımlanmaktadır .

Yurdumuzun çeşitli yörelerinde ''guvva-govel ve gaval'' olarak da söylenen kaval, genellikle çoban sazı olarak bilinir. Güney Anadolu'da halk ve göçebeler arasında adeta ;mukaddes bir alettir. Kaval, koyunlarında sevgili bir sazı olduğuna itikad olunur. Kaval çalmasını bilen her çoban kavalının nağmeleriyle sürüsünün sevk ve hareket işlerini idare ettiği genel kanıdır. Bu konuda da bir çok efsaneleşmiş halk hikayesi anlatılır. 

Kavalın geçmişi insanlık tarihi kadar eski olduğu söylenebilir. Araştırmacılar kavalın anavatanın, Hazar Denizi ötesi Ural-Altay dağları arasındaki bölge olabileceği konusunda birleşmektedir. Nitekim Alman asıllı müzikolog Curts Sachs , kavalın Türkçe asıllı olduğunu belirtmiştir. Konuyla ilgili ayrıca Macaristan'ın Zulnak ili Jonoshid yöresinde 1933 yıllarında arkeolojik kazılar ile ortaya çıkartılan bir ''kurgan'' (mezar) da var. Türk çobanına ait ''ötkeçin''ne (kemikten yapılmış çifte kaval) rastlanmıştır. 

Kavim göçü çağından kalma bu nefesli sazı bir çok tipleri arasında inceleyen Macar Denes Van Bartha bu tür örneklerin yayılma merkezinin Ural ile Altay arasındaki Ön Türklere ait en eski uygarlık ürünü olduğunu ayrıca doğrulanmıştır. Anadoluya İskitler (MÖ.8.yy.-3.yy. -Scythians/ Skythler/ Sakalar) vasıtasıyla geldiği söylenir.

İnsanoğlu, rüzgarın içi boş kamışlardan çıkardığı seslerden esinlenerek kavaldan ilk müzik seslerini çıkarmış, önceleri kamış üzerinde delikler bulunmaz iken daha sonraları çeşitli seslerinde elde edilmesi için kamış üzerine 3-5 delik açmıştır.

Asya müziğinin sistemi olan Pentatonik sistemdeki beşli sesler elde edildikten sonra da, delik sayısı sekize kadar artırılmıştır. Önceleri kamıştan yapılan kavallar zamanla hayvanların boynuz ve kemiklerinden yapılmaya başlanmıştır. İlk dönemlerde kartal ve turna gibi kuşların kanat kemiğinden yapılıp çalınanlarına ÖTKEÇİN adı verilmiş, bundan tek kemikten yapılanlarına ise bugün ÇIĞIRTMA adı verilmektedir.

Sibuzgu, sebezğu, sıvzğa, bırğa, burğa, borğu, tütek (düdük) gibi adlar ile anılıp çalınan düdüklere genelde SİPSİ adı verilmektedir. Avlanmayı bir sanat haline getiren Eski Türkler bu tür düdükleri avlanmakta da kullanırlardı, bunlarda dişi geyik sesini verdirerek erkek geyiklerin avlanmasını sağlarlardı. Anadolu insanının üzerinde unutulmaz apayrı bir yeri olan kaval, yüzyıllar boyunca duygularını dile getirmesinde vazgeçilmez bir parçası olmuştur. 


Tüm Yönleriyle Türk Halk Müziği ve Nazariyatı
Dr. Atınç Emnalar 
Ege Üniversitesi İzmir 1998



* * *


Marsyas'ın çaldığı çift Aulos'un Küçük Asya'da yaygınlığını, Antik kültür tarihçisi K.Kumaniecki de teyit etmekte ve konuyu ilerlere taşıyarak Aulos tipolojisinin tını ve ses çıkarma bakımından çift sipsili üstüvani Obua'dan farklılaştığını, yassı/yayvan tek kamış/sipsili Klarnete benzediğini belirtmektedir: " ..eski çağlardan beri Akdeniz bölgesinde, özellikle Küçük Asya'da, yanlışlıkla flüt adlandırılan günümüzün klarnetine daha çok benzer bir başka üflemeli alet - aulos - yaygın olmaktaydı." (Kumaniecki K.,s66)


Antik Yunan müziğini Hellenistik ve Doğu anlayış biçiminin mücadelesi olarak çözümleyen K.Kumaniecki aynı zamanda tanrısal Çitara'cı Apollon'u Doriyen, diyatonik, Olimpos tanrılarına yakışır, azametli ve rahat müziğin koruyucusu olarak yorumlamakta, Frigyalı Marsyas'ı ise alışagelmiş "barbar flütçü" şekliyle ifade etmektedir. Mitolojide zaferin Apollo'un elde etmesine rağmen, gerçek galibiyetin "Flüt"le ilgili, dolayısıyla çoşkulu, gem almaz, fırtınalı Asya müziğiyle bağlı olduğunu, bir başka deyişle üflemeli çalıgının nüfuzunda gerçekleştiğini izah etmektedir. (Kumaniecki K.s67)


"Barbar flütçü" veya daha doğrusu "barbar Aulos'çu" Marsyas'ın doğa tanrısı Pan'ın zoomorf sureti bakımından benzerliği ve farklılığı, Satir/Satyros ve Silen/Silenus simalarında özdeşleştirilmesi, atkuyruğu ve at kulaklarıyla tezahür ettirilmesi dikkatleri çeken bir başka konudur. Antik Yunan tarihinin Erken Klasisizm ve Klasisizm dönmelerine ait betimlemelerde Marsyas'ın özellikle atkuyruğuyla görüntülenmesi, Geç Klasisizm de (MÖ 360-340) "uzun kulak" alametiyle soyutlaştırılması veya bazı yont eser ve kabartmalarda antropomof suretinde betimlenmesi söz konusu edebi kimliğin evrimleştirildiğini belirtmektedir. Ve kökeniyle, sadece Fransa'nın Trois-Freres mağara resminde yer alan ve M.Murray'in "boynuzlu tanrı" olarak tanımladığı timsale uzanmadığını, özellikle at belirtilerinde Centaur doğasıyla ilişkilendiriliğini ifade etmektedir.


Azgın Centaur suratların ortaya çıkışında uygar bilinen, fakat binicilikten (ara binme becerisi) habersiz olan kavimlerin ilk kez karşı karşıya geldikleri göçebe atlı İskit Türk kabilelerle iddia edilen tezahür gerekçeleri ise "barbar Aulet'çi" Marsyas'ın Antik medeniyete yabancı olduğunu doğrulamakta, totem unsurlarıyla aktarılmasını anlaşılır kılmaktadır.


Antik Yunan mitolojisine göndermeler yapan bazı lahit kabartmalarda Apollon'un öğrencisi ve Orfe'nin (Orpheus) Lir öğrencisi olarak kibarlaştırılan Centaur Chiron'un Aulos'la düo oluşturması, Antik Yunan'da tek yaygın olan Lir ve Aulos ansambl uyumlarına delalet etmemekte, söz konusu suretlerin benzerliklerini izah etmektedir. MÖ 4.asra ait bir minyatürde Apollo ile Marsyas'ın yarışmasına boynuzlarıyla meşhur olan Midas kralının yerine, kalpaklı İskit askerin hakemlik sıfatı incelendiğinde ise, Marsyas'ın sadece profesyonel müzisyen olarak vasıflandırılmamasını, "Bozkır kültürüne" olan mensubiyetini ve İrani-Türk asıllı kabilelerinden oluşan İskitlerin "hayvansal üsluplarıyla" ilişkilendirilebileceğini belirtmektedir.


Dr.Seyran Gafarzade - link
Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı







Etrüsk MÖ 5.yy Tarquinia "Tomb of the Leopards"
Romalılara da Etrüskler vasıtasıyla geçmiştir.



"Eberhard’a göre Türkler fevkalâde iyi flüt çalardı: iki çeşit flüt kullanırlardı… Etrüsklerin ise flüt çalmaktaki ustalığı Yunanistan’da bile ün salmıştı ve Etrüsk kelimesi “iyi flüt çalan” manasına gelirdi."



"Aulos, keder, yas ve gözyaşında güçlü olduğu için genellikle cenazelerde çalınır."
Boeotialı Plutarch (MS 1.yy)





* Flüt'ün Türk icadı olması ve de Hellen mitlerine Anadolu'dan girmesi.
* Friglerin İskitlerin bir kolu olması.
* Sonraki dönemlerde İskitlerin kötü gösterilmesi (deriyüzme)
* Apollo 'nun kökenini ve adı Yunanca değil. (Laf aramızda Athena için de aynı şey söyleniyor, kökeni bilinmiyor!)
* Ya Midas - Kaşkalı Mita - Gordion'da atlı kurganlar + Kimmerler
* Centaur - Kentaur = At Adamlar = Kimmer+İskit Türkleri.


Marsyas'tan nerelere gittik... Herşey birbiriyle nasıl da alakalı... Irkçılık ile ötekileştirmek, efsanelere sahip çıkmak ve daha sonra da hak iddia etmek, sömürgeciliğin başka bir çeşidi olsa gerek...! Şimdi sormak gerek; Telif hakkı kimin?

Saygılar,
SB.





Marsyas Lahiti - Louvre Müzesi
Sol baştan Athena ile başlar ve Marsyas'ın cezalandırılmasına kadar, efsaneyi anlatır.







İlgili: