prometheus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
prometheus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2017 Cuma

Gümüş Çağı'na Giriş...





Hesiodos ve Muse / Hésiode et la Muse
Gustave Moreau (1826-1898-Fr)
Fogg Museum / Harvard Art Museums 
Hesiodos'un İskit Başlığı da gözden kaçmıyor hani....



İlkin altın çağ çıkmış ortaya
Ne acı çekme varmış, ne öç alma, ne de yasalar,
doğrulukla, bağlılıkla kendiliğinden
yürütürmüş işleri insanlar.
Bulunmuyordu korkudan cezadan bir iz,
okunmuyordu tunç üzerine kazılmış korkutan
sözler de.

Titremezdi zavallı halk korkudan
yargıçların önünde,
yaşar giderdi onların yardımına başvurmadan.
Daha kesilmemişti dağlardan çamlar,
indirilmemişti pırıl pırıl sulara,
yabancı ülkeleri görmek için.

Bilmiyordu ölümlüler
yaşadıkları kıyılardan başkasını,
iller çevrilmemişti derin hendeklerle,
yokmuş kılıçlar, tulgalar
dayanmaksızın ordulara, güvenlik içinde
gönlünce yaşıyordu uluslar.

Güçlük çıkarmadan, el sürülmeden,
yarılıp eşilmeden saban demiriyle
toprak veriyordu bütün ürünlerini
kendiliğinden.

Sevinç, kıvanç içindeyken yaratıklar
yer yorulmadan azık verdiğinden.
Toplarlardı kocayemişleri, dağ çileklerini,
kalın dallarda asılan dutları, kızılcıkları.
Palamutlar dökülürdü kocaman Juniper (Ardıç-SB) ağaçlarından.

Önsüz, sonsuz bir bahardı,
okşardı Zephyros'un sessiz sessiz esen
tatlı, ılık soluklu yelleri
yeni açmış tohumsuz çiçekleri.
Ürünler saçardı ekilmemiş toprak,
ağır başaklarla ağarıyordu sürülmemiş tarlalar.
Irmaklar akıyordu kıvrım kıvrım
sütten, tatlı tanrılık besinlerden ırmaklar,
damlıyordu altın sarısı ballar
süresiz yeşil kalan ağaçlardan süzülüyordu.

Atılınca karanlık Tartaros'a Saturnus,
girmiş Jupiter'in buyruğuna evren,
başlamış altından düşük,
keskin parıltılı tunçtan değerli
gümüşün çağı....


Hesiodos'un Theogonia'da "Soylar efsanesi" diye dile getirdiği çağlar efsanesi, 
Ovidius'a "Değişimler" adlı kitabının en güzel şiirlerinden birini esinlemiştir. 
(çev.İ.Z.Eyüboğlu) - Azra Erat - Mitoloji Sözlüğü




* Zephyros : Astraios'la, Şafak tanrıça Eos'un oğlu, batı yeli. İkinci nesil Titan olan Eos, Güneş (Helios) ile Ay (Selene) 'ın kardeşi olarak gösterilirken, -bakire olmayan- sıfatıyla Artemis ile özdeştirilir. Titan olan Astraios (Astraeus) ise yıldızların, gezegenlerin ve astroloji sanatının tanrısıdır. Kızı Astraia, Başak takımyıldızıdır.

* Saturnus : Kronos, zamanı yaratan Titan.

* Tartaros : Titanlardan önce de var olan yeraltındaki ölüler ülkesinin en derin yeridir. Ölüler "hayatlarına" devam etmeden önce burada yargılanır, ceza alanlar burada kalır. Lanetlilerin hapishanesi olarakta geçer. Titanlarla tanrılar arasındaki savaşta deprem buraya kadar ulaşır ve yenilen Titanları da Zeus Tartaros'a kapatır. "Yerin 7 kat aşağısı" denilen yer burasıdır.

"Bir örs gökten düşse dokuz gün, dokuz gece,
ancak sonuncu günü varabilirdi yeryüzüne
ve tunç bir örs düşse yeryüzünden ancak
dokuz gün, dokuz gece sonra varabilir Tartaros'a..." / Hesiodos

- İber, Kafkasya'nın eski adıdır (Strabon) ve buradan yarımadaya giden Türkler (Aslar-Alanlar- Basklar)
- Tartaros, Tarrakon, Turdetan, Turdul ve Asta gibi kelimelerin Türkçe ile açıklanabilir olması.
- Buradaki Tartaros'un (Cebelitarık Boğazı) Atlantis olma iddiaları...

Anadolu'da:
- Çanakkale Dardanos - Tartaros
- Assuwa - Asia - Asya - Asların Ülkesi - As Türkleri

** Tartaros'da aynı zamanda Türk'ün kelimesinin kökü olan "Tar / Tur" vardır. 
*** Acaba cehennem dedikleri Türklerin yurdu mudur? Yoksa yok olan Atlantis midir? Ya da ikisi...
**** Kronos'un, yani "Zaman"ın hapsedilmesi....
***** Ölümsüz idik, ölümlü olduk...
****** Çok derin konular bunlar, baksanıza örs bile dokuz gün sonra varıyor....Sevgiler, Semra :)























17 Nisan 2015 Cuma

AS'LAR BİR TÜRK KAVMİ









Anadolu MÖ.6500 ya da 6000'lerde Trakya ve Kafkasya yolu ile göç almış olup, MÖ.12.yüzyıl öncesi Anadolu'sunun kavimsel yapısında Hint-Avrupalı halklar hiçbir zaman bulunmamış, Hint-Avrupalılar gelmeden önceki kültür Anadolu'da egemen olmuştur.


Daha çok Asya Kıtası'ndan gelen göçlerle beslenmiş olan bu kültür Ön-Türk ya da Prototürk denilen Batı Asyalılar'ın yarattığı bir unsurdur. Bu Prototürkler ise "AS" adı verilen büyük bir topluluktur.


Tarihte Küçükmenderes Havzası da AS adı verilen bu Prototürkler'in yurdu idi. Hitit kralı II.Tudhalia (MÖ.1460-1440) askeri sefer düzenlediği bu coğrafya için anallarında ASSUWA adını kullanır. ASSUWA ya da ASUWA söyleyişi kimi araştırmacıların yapıtlarında ASOWA olarak da geçer.


"Asya" sözcüğünün Hititce aslı "ASOWA" idi. Bu ise AS ÜLKESİ, AS YURDU , ya da AS SOYU, AS OĞULLARI anlamındaydı.


Vivien de Saint Martin AS ya da ASİ adı için: "ASİ adının MÖ.1300 yıllarında Küçükmenderes kıyılarına yerleşmiş olan SCYT (diğer adları İSKİT, SAKA, ASSAKA, AS-KEL-AT) toplumu ile ilgili büyük bir kavim olan AS (ASES) kavminin adından gelmiş olması çok güçlü bir olasılıktır." bilgisini verir.


Macar bilgini Peter Vaczy ise : "İSKİTLER... aslında tüm Türkistan'ı ve üstelik tüm Sibirya bozkırlaını kaplaması altında bulunduran büyük SAKA kavimler ailesinden çıkmıştır" der.
S.G.Agacanov : "10.yüzyılda Oğuzlar arasında Peçenekler ve AS'lar...bulunuyordu" bilgisini verdiği gibi , Lev Nikolayeviç Gumilev : "Asya Kıtası'ndan Sayan Sıradağları ile Altaylar arasında AS'ların yaşadığını" belirtir.


Abu Reyhan Biruni : "Ceyhun Irmağı'nın...Oğuz ülkesini sular altında bıraktığını... buradaki ALAN ve AS'ların Hazar sahillerine göçtüklerini" bildirir.


Grjimaylo ise : "AS'ları Türk oymakları arasında gösterir".


12-17 Eylül 1994 tarihleri arasında Ankara'da yapılan 12.Türk Tarih Kongresi'ne Türk devletlerinden katılan bir Türkolog da : "İSKİT (SAKA, ASSAKA, AS-KEL-AT) mezarlarında ele geçen kaplar üzerindeki yazılarda bulunan 22 imi (Damgayı) GÖKTÜRK harfleriyle eşleştirdiklerini, bunlara göre okunan İSKİT metinlerinin TÜRKÇE olduğunu" söylemiştir.


Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde Türkolog Doç.Dr.Cengiz Alyılmaz da "Yukarı Küçükmenderes Havzası'ndaki Konaklı-Soğukluk Kanyonu'ndaki petroglif (kaya resimleri) lerin kesinlikle bu yöreye binlerce yıl önce gelen Ön-Türklerce yapıldığını, bu resimlerin Azerbaycan, Moğolistan, Kırgızistan ve Kazakistan'daki örneklere benzerlik gösterdiğini" belirtmiştir.


Bu durumda tarihte AZ, OS, OZ, US, UZ adlarıyla da bilinen , kendilerine İSKİT, SAKA, ASSAKA, AS-KEL-AT gibi adlar da verilen AS'lar aslında TÜRKÇE olan PEÇENEKÇE bir dil konuşuyorlardı. Tarihte Prototürk AS'ların yaşadığı, içinde Birgi'nin de bulunduğu Yukarı Küçükmenderes yöresi Prototürk kökenli eski LU-UD-ya (Lydia) Devleti'nin güney yarısını oluşturur.


Birgi'nin doğusundaki halkın "Essar Tepe" araştırmacıların "Asar Tepe" olarak adlandırdığı ve üzerinde bir kalenin temel kalıntılarını da barındıran yerde yapılacak bilimsel kazıların, Tarihöncesi dönemlerden de veriler sunacağını sanıyoruz.


Bu yörede AS Türkleri ileri gelenlerinin mezarları olan yüzlerce kurgan bulunur.


KAYNAK : 
Yavuz Behiç Galip, 
Birgi Coğrafyası 
Halk Bilgisi, Tarihçesi, Tarihi Yerleri, 2005




* * *



" Azerbaycan ülke adının kökündeki Azer boy adının ortaya çıkmasının esas özeği olan bu AZ boyu, Türk etnosu içindeki bir çok boydan biridir. AZİYA/ASİYA adındaki paralellik gibi AZ etnoniminin AS varyantı yaygın olarak kullanılmıştır. Bunun böyle yayılmasının sebebi AZ/AS boylarının zamanında eski Azerbaycan'dan Batı, Kuzey ve Doğu yönlerine yaptıkları göçlerle ilgilidir. Üç-Dört bin yıldır ki, bu boylar, tarihi kaynaklarda adı geçen boylardandır."

Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu
ilgili:
Türklerin Gizli Tarihi
Yunus OĞUZ - Bahtiyar TUNCAY (Azerbaycan)





* * *



Trakya ovalarının Bizans kaynaklarında ki AStike ovaları denildiğini...
Küçük Menderes'e AStarpa demelerini...
İskandinavların atası sayılan Odin'in AS'lardan geldiğini...
Etrüsklerin de kendilerine R'AS'ena dediklerini...
AS'ların Truva Savaşı'nda (ki Truvalılar kendilerine Teucer derdi) Truvalıların yanında Akalara karşı savaştıklarını...

da Hatırlayalım....



Ayrıca;

İnsanları yaratan ve onlara "aydınlanmaları" için Işığı getiren Prometheus'un eşinin adı da ASİA'dır.

"... Avrupa'ya gelince, kuzeyi ve doğusu deniz midir, kimse bilmez. Uzunluğu biliniyor, dünyanın öbür iki bölümü kadardır. Zaten bir türlü akıl erdirememişimdir, neye dayanarak bir tek toprağa, hepsi de dişil sontakılı üç ad verilmiştir ve bölgeler arasında sınır olarak niçin Mısır'da Nil ve Kolkhis'de Phasis ve KİMMERLER Boğazı seçilmiştir. Ayrıca bu ayrımları kim yapmış, bu adları kim vermiştir, bunu da bir türlü bulup çıkaramamışımdır. Libya'ya gelince: Yunanistan'da genellikle adının, oralı bir kadının adı olan Libye'den geldiği söylenir; ASYA adı da Prometheus'un karısından gelir, ama Lidyalılar bu ada sahip çıkma isterler; ASYA, derler, adını Prometheus'un karısı olan ASİA'dan değil, MANES oğlu (Cotys) Kotys'in oğlu olan (Asies) ASİAS'ın adından almıştır. Bu (Asies) ASİAS adını Sardes boylarından birisi olan ASİAD'lar da taşır.

Europe'ye gelince, o da suyla mı çevrilidir? Kimse bilmez; adı nereden gelir? Kim bulmuştur bu adı? Bunlar da bilinmez, belki de bu ülkeye (Tyrian) TYROS'lu Europe kendi adını vermiştir. Ondan önce bir adı olmadığını kabul etmek gerekir, öbür ikisi de öyle. Ama bu Europe'nin, ki aslı ASYAlıydı, Yunanlıların bugün Europe dedikleri ülkeye gelmediği kabul edilmektedir. O yalnız Fenike'den Girit'e, Girit'ten de Lykia'ya gitmiştir...."

HERODOT TARİHİ: 4.KİTAP/45




LİDYALI "MANES" - TÜRKLERİN "MANAS" DESTANI VE MISIR'DAKİ İLK KRAL AKREP KRAL "MENES" (M.Ö. 3100) gibi....


Kırgız Türklerinin Milli Destanı MANAS



"The original civilising race came apparently from Asia, before the age of the Pyramids." - Forlong

"...Nil vadisinin delta kısmını ilk işgal edenler , Orta Asya'dan muhtelif yollarla ve birbiri ardısıra gelmiş olan Türk kabileleridir." - Afet İnan (link)





* * *






PROMETHEUS'UN İNSANI YARATTIĞI , İLİM VE BİLGİYİ İNSANLIĞA VERDİĞİNİ , 
GELECEĞİ DE ELİNDE TUTTUĞU HATIRLANIRSA, 
ZEUS'UN HAZMEDEMEMESİYLE PROMETHEUS'UN MARUZ KALDIĞI İŞKENCELER DE ANLAŞILIR...
ASİA - ASYA - ASLARIN ÜLKESİ
ASYA KITASI ve KÜÇÜK ASYA !
KURTARIN ARTIK ŞU PROMETHEUS'U....
SB



_______











2 Nisan 2015 Perşembe

KARİYE / CHORA 3/3



İsa'nın Ataları

İç narteksin güney bölümdeki kubbe de madalyon içinde Pantokrator İsa tasviri yer almaktadır. Kubbe dilimleri arasında iki sıra halinde İsa’nın atalarına ait figürler yer almaktadır. Üst kısımda ,Adem’den başlayarak Seth, Noah, Cainan, Maleleel, Jared, Lamech, Sem, Heber, Saruch, Nachor, Thara, Abraham, İsaac, Jacop, Phalec, Ragau, Mathusala, Enoch, Enos ve Abel ‘in yer aldığı 24 atası betimlenmiştir. Alt kısımda Yakup’un 12 oğlu ile Judah’ın 2, Pharez’in 1 oğlunun figürü yer almaktadır.






Pantokrator İsa

Girişte ilk karşımıza çıkan mozaik iç narteks kapısı üzerindeki lunette yer almaktadır. Bu tasvirde İsa sol eli kutsal kitabı tutarken, sağ eli ile de takdis işareti yapmaktadır. Bu sahne “Kainatın Efendisi” görünümündeki İsa’nın yüceliğini ve tanrısallığını anlatmaktadır. İsa’nın başının iki yanında “Hazreti İsa , yaşamın mekanı” ve “Khora” yazılıdır. Bu yazı ile İsa’nın İncil’de belirtilen bir özelliği ile kilisenin adı birleştirilmiştir. Sanatçı ince bir uslupla işlediği bu sahnede İsa’nın yüzündeki kırmızılığı bile detaylandırmış, sağ kulağı yukarıda yapmış, bu sayede tasvire insani değerler katmıştır. Seçilmiş kişiler başlarında sadece bir hale ile betimlenirken İsa’nın halesinin içinde hep haç yer almaktadır.

Sol ve Sağ üstte ise:
Kana Düğünü Mucizeleri: 
Ana girişin üstündeki tonozun ortasında günümüze tam olarak gelemeyen mozaik tasvirde düğündeki ziyafet sahnesinin bir kısmı görülmektedir. Sağlam kalan diğer mozaiklerde ise İsa’nın ilk mucizelerine yer verilmiştir. Bunlardan kuzey yönünde bir boğanın kurban edilmesi ve küplere su doldurulması, güney yönünde ise boş ve dolu ekmek sepetleri görülmektedir.



Ekmeklerin Çoğaltılması: 

12 ekmek sepetinin doldurulduğu ve düğüne gelen beş bin kişinin bu sayede doyurulabildiği anlatılmaktadır.  İsa iki kişinin kendisine getirdiği ekmekleri vermelerini ister. İsa diğer insanların yiyeceği olmadığını bildiği için kutsamış olduğu bu ekmekleri kırarak yanındakilere verir ve herkesin kendisi gibi yapmasını ister.



Şarabın Çoğaltılması: 

İsa’nın insanlar önündeki ilk mucizesi olan suyun şaraba dönüştürülmesi ile ilgili olan bu sahnede İsa, annesi Meryem ve havariler, Galile’deki Kana kentinde bir düğüne giderler. Düğünde şarabın bittiğini öğrenen Meryem, İsa’ya giderek şarapların bittiğini söyler. İsa, düğündeki hizmetkarlara evdeki altı su küpünü su ile doldurmalarını ve elindeki şarap dolu bardağı su dolu küplere boşaltmasını ister. Daha sonra şaraba dönüşen bu sulardan bir kısmını düğünde olan valiye götürmelerini söyler. Vali şarap dolu kadehi içtiğinde gelin ve damada şimdiye kadar düğündeki en güzel şarabın bu olduğunu, daha önceden neden ikram etmeyip sakladıklarını söyler. Hizmetkarlara düğündeki herkese bu şaraplardan dağıtılmasını söyler. Bu mucizevi olaydan sonra buradaki tüm insanlar İsa’ya iman ederler. Tasvirli sahnede, hizmetkarlardan biri küplerden birine su koyarken, sağda bir hizmetkar omzunda taşıdığı bir amphora ile yaklaşmakta, vali ise elinde şarap kadehi tutarken, İsa’nın yanında Meryem ve havarilerden ikisi gözükmektedir.



İsa'nın Mucizelerini anlatan Mozaiklerden

İsa’nın İki Kör Adamın İyileştirmesi (İç narteks): Kubbenin kuzey-batı pandantifinde, İsa’nın yanında Havari Petrus yer alır. İsa’nın ağaçlık bir yerde oturan iki kör adamı iyileştirme sahnesine yer verilmiştir. Burada “İki kör adama Mesih’in şifası” yazılıdır. 




Vaftizci Yahya- İsa ve Şeytan: 

Kuzeydeki ilk tonozda, orta kısımda dekoratif bir madalyon yer almaktadır. Konular madalyonun etrafında tasvir edilmiştir. 

Tonozun kuzey kısmında İsa’nın vaftiz sahnesi anlatılır. Şeria(Ürdün) nehrinin kıyısında Vaftizci Yahya arkasındaki kalabalık topluluğa, önünde duran İsa’yı tanıtmaktadır. Burada İsa’nın yanında iki havari betimlenmiştir. İsa’dan kısa bir süre önce doğan Vaftizci Yahya, Şeria(Ürdün) nehrinde insanları vaftiz edip tövbe ettirerek günahlarından arındırmak için davette bulunmaktadır. 

Yahya kendisine “peygamber sen misin?” diye soranlara “peygamber ben değilim ancak onun(İsa) öncesinde görevlendirildim. Sizleri ben tövbe için su ile vaftiz ediyorum, ancak benden sonra gelen o, benden çok daha yüce, ben onun yerinde olmayı hak etmem, o sizi kutsal ruh ve ateş ile vaftiz edecektir.” diye cevap verir. 

İsa davete uyarak Şeria(Ürdün) nehri yakınlarına gelir ve İsa tarafından vaftiz olmak isteyen Yahya’nın tüm ısrarlarına rağmen İsa’nın kendisi vaftiz edilir. Bu sırada gökyüzünden kutsal ruh bir güvercin şeklinde inerek İsa’nın başına konar. Bu sırada gökten “İşte bu, Allahın sevgili oğludur…”sesi duyulur. 

İşte bu olayla İsa ilk kez insanlara bir Mesih olarak tanıtılmıştır. Nehrin içindeki kuşun yılanı öldürmesi insanların günahlarından arınmasını temsil etmektedir. Tasvirli sahnede “Hakkında söylediğim odur, benden sonra gelen, benden ileridir, çünkü benden öncedir” ibareleri ile “Aziz John, müjdeci” ve İsa Mesih” monogramları yazılıdır.

İsa, Vaftiz edilişinden sonra, şeytan tarafından yoldan çıkarılarak, günaha davet edilmeye çalışılır. İsa kırk gün kırk gece oruç tuttuktan sonra, şeytanın kendisini yoldan çıkartma çabalarına karşı gelir. İsa’nın şeytan tarafından suça teşvik edildiği sahnede şeytan kanatlı, siyah ve çirkin bir yaratık olarak görülmektedir. 





Figürlerin üzerindeki yazılar olayları anlatmaktadır.

İlk sahnede, Şeytan açlık hisseden İsa’ya bir taş uzatarak “eğer tanrının oğluysan bunu ekmek yap ye der” İsa Şeytan’a “insan yalnız ekmekle yaşamaz tanrının sözüyle yaşar” der. Burada altta “Eğer Tanrının oğluysan, bu taşlar ekmekten olsun” yazılmıştır. Üstte ise “insan sadece ekmekle yaşamaz, ancak Tanrının ağzından çıkan her sözle yaşar” yazılıdır.

Buradaki ikinci sahnede şeytan kendisine tapmasını ister ve tapınağın damına çıkartarak oradan atlamasını emreder. İsa da Tanrının ona meleklerini yollayacağını meleklerin onu sağ salim aşağıya indireceğini söyleyerek şeytanı yine red eder. Buradaki yazıda altta “sonra şeytan, onu kutsal şehre çıkardı” aşağıda ise “Eğer sen Tanrının oğluysan kendini aşağıya at” yukarda ise “Arkama geç (çekil), şeytan” yazılıdır. 

Üçüncüsünde, şeytan İsa’ya, dünyanın bütün güzelliklerini bütün saltanatları göstermek için onu yüksek tepeye çıkararak, “önümde diz çök bütün bunların hepsi senindir” der. İsa yine şeytanı red eder ve “uzaklaş benden ey lanetlenen, seni dinlemeyeceğim. Bir gün sende Tanrıya secde edeceksin” diyerek şeytanın sınavından başarıyla geçer. Burada “Sana bütün şeyleri vereceğim, eğer yere kapanır, bana tapınırsan” ibareleri ile, “Tanrının Rabbine özenmeyeceksin” yazılıdır. 

Bu sahnelerde İsa’nın halesi yanında “İsa Mesih” monogramları görülmektedir.




Mahşer 

Parekklesionun doğu tarafındaki kubbesel tonozda yer alan yargı sahnesi tüm üst duvarları ve tonoz örtüsünü kaplayan mahşer kompozisyonunun merkezini oluşturmaktadır. Mahşer gününde, bütün insanlar yaşamları süresince yaptıklarından ötürü yargılanacağından ve bu yargının sonucuna göre ya cennette sonsuz ve mutlu bir yaşam sürecek ya da cehennemde acılar içinde kıvranacaklarına ilişkin olarak yazınsal kaynaklar bulunmaktadır. Mahşer ve son yargı günü ile ilgili sahnelerin esas yazınsal kaynağı, Yuhanna’nın Vahiyi’nde bulunmaktadır. Burada, Göklerin bir rulo gibi dürülmesi, yargı için kurulan taht ve ruhların bunun önünde yargılanmaları, denizlerin ve karaların ölülerini vermeleri, ateş gölü, ölümün olmadığı ikinci yaşam anlatılmaktadır.




Deesis sahnesi 

Bizanslılar tanrılarına doğrudan ulaşmak yerine, tanrıya daha yakın buldukları ve tanrıya daha kolay ulaşabileceklerine inandıkları kutsal kişilerin aracılığı ile ulaşmayı tercih etmektedirler. Tanrı ile insan arasında aracı olarak görülen bu kutsal kişiler, rahip, piskopos olabileceği gibi özellikle Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında din uğruna ölen azizler (martyr), eski ahit peygamberleri, baş melekler, melekler ve Tanrı Anası Meryem (Theotokos) olabilmektedir. Öncelikle tanrı anası Meryem, Tanrı’ya en yakın insan olarak düşünülmektedir. Meryem’in şapeller, taşınabilir ikonalar, el yazması minyatürlerde ve özel yapıtlarda yer alması, duaları kabul edilen aracı olarak görüldüğündendir. Kariye parekklasionu en üstün arabulucu olan Meryem’e ithaf edilmiştir. 

Bizanslılar için Meryem’den sonra gelen ikinci önemli arabulucu İsa’nın gelişini bildiren ve onu vaftiz eden, aynı zamanda arkadaşı olan vaftizci Yahya’dır. İsa üzerinde, birisi ana, diğeri arkadaş olarak büyük etkiye sahip bu iki kutsal kişi Bizans sanatında “Deesis” olarak bilinen sahnede yan yana gelirler ve mahşer gününde tüm ölümlüler adına İsa’dan şefaat dilerler. Son yargı sahnesi kompozisyonunun orta yerinde yargı tahtında oturan İsa ve iki yanında, hafifçe İsa’ya dönük olarak ve dua eder pozda duran Meryem ve Vaftizci Yahya’dan oluşan Deesis son yargı gününde, Meryem ve Yahya’nın, bütün insanlık adına İsa’dan af dilemesini betimlemektedir. Son yargı sahnesinde, imparator giysileri içinde, Meryem ve Yahya’nın arkasında duran iki figür, baş melekler Mikhael ve Gabriel’dir. Onlarda Deesis sahnesine katılarak insanlık adına İsa’dan af dilemektedirler.

Deesis sözcüğü on dokuzuncu yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. En kutsal kişilerin mahşer gününde insanlar adına tanrıdan af dilemelerini gösteren Deesis sahneleri çok önemlidir.

Son yargı sahnesi
Doğu mekan kubbesel tonozu bütünüyle kaplayan son yargı freskosunda, kompozisyon daireseldir. Dairenin merkezinde yani tonozun ortasında çok etkileyici bir “gökyüzünün dürülmesi” sahnesi, çevresinde ise daire biçiminde sıralanan “seçilmişlerin koroları” (Peygamberler korosu, havariler korosu, din şehitleri korosu, kutsal kadınlar korosu, azizler korosu, piskoposlar korosu) dizilmiştir. 

Yargılama sahnesinde, ortada tahtında oturan İsa’nın, sağında Meryem, solunda Yahya ayakta durmakta, her iki tarafta oturan havariler, İsa’nın hemen arkasında ise melekler topluluğu görülmektedir. Bu iki sahnenin etrafında seçilmişlerin korolarının bulunduğu dört bulut yer almaktadır. İsa’nın tahtının altında sol tarafta, “Gel, ey Babamın sevgili kulu daha dünyanın kuruluşunda senin için hazırlanmış olan cenneti al”, sağ tarafta “uzaklaş benden ey lanetlenen, şeytan ve onun melekleri için hazırlanmış olan sonsuz ateşe gir” yazılıdır. İsa’nın hemen alt kısmında tahtın hazırlanması sahnesi yer almaktadır. Burada basit bir taht üzerinde kapalı İncil, iki yanda ise Kerubimler bulunmaktadır. Tahtın önünde diz çökmüş vaziyette Adem ve Havva betimlenmiştir. Tahtın hemen altındaki terazi ruhları tartmaktadır. Terazinin altındaki küçük bir figür ile ellerinde defter tutmakta olan iki melek görülmektedir.

Terazinin diğer yanında İsa’nın ayakları dibinden başlayan ateşten bir ırmak pandantifte görülen cehennemi yansıtmaktadır. Küçük figürler (şeytan) bazı ruhları cehenneme götürmektedir.

Tonozun güney batı pandantifinde, üste karalar, altta denizler betimlenmiştir. Yanlarda melekler, borularını yere ve denize doğru çevirmişlerdir. Karada ölüler mezarlarından çıkmakta, denizde balıklar insan organlarını ağızlarından çıkarmaktadırlar. Bu sahnede çok fazla bozulmalar oluşmuştur.

Kuzey batı pandantifte yer alan “melek ve bir ruh” freskinin, başmelek Mikhael tarafından takdim edilen Metokhites’in ruhu olduğu ileri sürülür. Kanatları açık bir melek, küçük, çıplak bir figürün(ruh) arkasında durarak, bir elini ruhun başının üzerini koymuştur.

Doğu taraftaki iki pandantifte “dilenci Lazarus ve zengin adam” freskosu yer almaktadır. Dilenci Lazarus’un ruhunun, öldükten sonra bir melek tarafından İbrahim’in kucağına verilmesi öyküsü betimlenmiştir. Ağaç tasvirleri içinde oturan yaşlı adam (İbrahim Peygamber) kucağında oturan küçük bir çocuk olarak betimlenmiş fakir lazarus’un ruhu, arkada ise ayakta duran çok sayıda ruhlar betimlenmiştir.

Güney doğu pandantifte Çıplak bir figür, alevler içinde oturmakta alt tarafta ağzı açılmış iki kese içinden altınlar saçılmaktadır. Burada dilenci Lazarus ile bu dünyadaki yaşamında ona kötü davranan zengin adamın öyküsü anlatılır. Öldükten sonra cehenneme konulan zengin adam, acılar içinde kıvranırken, Lazarus çiçeklerle dolu bir bahçede İbrahim peygamberin kucağında görülür. Kubbesel tonozun kuzey doğu ve güney doğu pandantifinde bulunan bu iki sahnede iyi olanlar ödüllendirilirken, kötüler cezalandırılmaktadır.

Doğu mekan, güney duvarı, sol taraftaki sahne dört bölüme ayrılmıştır. Her bölümde farklı renklerle cehennemin bir azabı belirtilmiştir. Sol üstte” dişlerin gıcırdaması”, sağ üstte “zifiri karanlık” , sol altta “ uyku bilmeyen kurtlar”, sağ altta “sönmeyen ateş” sahneleri tasvir edilmiştir.




Parekklesion da Göklerin bir rulo gibi dürülmesi.

Tonozun ortasında, dürülen gökyüzünün bir melek tarafından taşınan rulosu 86 cm. çapındadır. Göz alıcı beyaz renkte boyanmış, altın yaldızlarla bezenerek çarpıcı bir görünüm verilmiştir. Gökyüzü rulosu, zamanın sonunda göklerin dürülerek toplanacağını anlatmaktadır. Melek, tomar halinde dürdüğü gökleri, iki eli ile başının üzerinde taşımakta, sarılmakta olan gökyüzü üzerinde ise altın yaldızdan yıldızlar, ay ve güneş görülmektedir.



Başmelek Mikhael’in madalyon içindeki portresi .

1.21 m. Çapındaki bu madalyon, parekklasiondaki en büyük madalyon portredir. Mikhael’in sol elinde tuttuğu kürede, “adil yargıç İsa” anlamındaki Khristos Dikaios Krites sözcüklerinin baş harfi olan XDK harfleri görülür. Sağ elinde ise bir kılıç vardır. Buradaki portre son yargı sahnesiyle bağlantılıdır çünkü başmelek Mikhael’in bir görevide yargılanan ruhları cennete iletmesidir.


***


Bir elinde kılıç diğer elinde yerküre "Tanrı adına bu dünyaya hükmediyorum" demektir.

Mikha’el “Tanrı Kimdir” anlamına gelir. Dört büyük meleklerden olan Mikail bütün dinlerde tanınır ve kabul edilir. Tanrı’nın kendisinden yarattığı ilk varlık, ilk melektir. Kendisinden sonra Evren’in ve diğer tüm varlıkların yaratılışında Tanrı’nın yanında yer almıştır.

Evren’in düzeninden, dünyadan ve insanlığa yardımdan, koruyuculuğundan sorumlu, olumsuz enerjiyle savaşan ve olumsuz enerjiyi arındıran, semavi ordunun komutanı, Baş Meleklerin lideridir. Doğa olaylarını düzenler, ucuzluk, pahalılık, kıtlık, bolluk yapmak, refah ve huzûr getirmek ve her maddeyi hareket ettirmekle görevlidir.

Hristiyanlıkta Kutsal Ruh ile (Ruhulkudüs) eşit tutulur. Tüm melekler gibi dişil ya da eril değildir, görünmek istediği şekilde görünebilir. Enerjisi, altın sarısı, mor ve mavi renklerde arıtan, nötrleyen ve olumsuz enerjiyi temizleyen çok güçlü bir enerjidir.

Bazı inanışlara göre dünyada bedenli olarak görev almış tek Baş Melektir. 

Musevilik de Mikail Güneş, İslamda ise Merkür’tür. Türk mitolojisinde ise Mergen Merkür’dür. Akıl ve Zeka Tanrısıdır, bilgelik sahibidir, bilimi ve felsefeyi simgeler, insanlara bilgelik verir. Pergen Han olarak da bilinir. Göğün yedinci katında oturur. Oku ve yayı vardır ve hedefini şaşırmaz. 

Patron Azizler MS.4.yy'dan itibaren, yaşamın çeşitli alanlarında , meslekler, ülkeler, yani bizim için önemli olan her alanda özel koruyucu olarak seçilmiş azizlerdir, Baş Meleklerde patron aziz seçilebilir. 

Mikail ; Bankacılık, paraşüt, Brüksel ve Almanya'nın Patron Azizi'dir.


Bunlara ilaveten Mitoloji ve Din içiçe girmiş, sanatta birbirinden esinlenmiştir. Görevlere bakıldığında Baş Melek Mikail ile Prometheus birbirine benzer.

İnsanı yaratan Prometheus, insanlığı koruyan kollayan, uygarlığı öğreten ve ateş ile de bilgiyi getiren , beceriyi, ekip biçmeyi öğreten, bir düzen getirendir. Dört büyük Baş melekler gibi, kardeşleri Atlas, Menoitios ve Epimetheus ile dört tanrıdan oluşurlar. Ve her birinin de dünya, evren ve insanlıkla ilgili görevleri vardır.

Epimetheus kardeşi Prometheus ile beraber dünyayı hayvan ve insanlarla dolduracaktır, lakin elindeki tüm becerileri hayvanlara dağıttığından Prometheus'un eli başyapıtı için boş kalmıştır ve bu yüzden de Ateşi (bilgeyi) insanlığa vermek için Zeus'tan çalmak zorundadır. Epimetheus aynı zamanda, Zeus'un talimatıyla Hephaestus ve Athena tarafından yaratılan ilk kadın Pandora'nın da eşidir. Umut hariç herşey çıkmıştır bu da kıyameti bildiren Başmelek İsrafil'i andırır.

Atlas, dünya ile gökyüzünün arasındaki dengeyi sağlayan tanrıdır, astronomi, yıldızlar, yörünge, navigasyonu sağlayan, yol gösterendir, tıpkı Başmelek Cebrail gibi....aynı zamanda Cebrail, Prometheus gibi ileriyi gören, geleceği bilendir.

Menoitios ise şiddet, öfke ve insanlığın ölümü ile ilgili bir tanrıdır. Zeus onu kibirli olmasıdan dolayı yeraltına göndermiştir, bu yüzden de başmelek Azrail (Uriel) ile ilgili olması muhtemeldir.


SB.




1 - İsa’ya ilk inananlardan olan Aziz Petrus, sağ elinde bir yazı rulosunu tutarken, diğer eli ile de cennetin anahtarlarını tutarken betimlenmiştir. Katolik Kilisesi’nce Roma’nın ilk piskoposu, dolayısıyla ilk Papa kabul olarak edilmektedir. 

Havari Andreas'ın kardeşidir, balıkçıdır. İsa'nın çağırmasıyla havari seçilir. Simun'un diğer adı olan Petrus'un anlamı "Kaya"dır. Havarileriyle birlikte Son Akşam Yemeği’nde olan İsa’nın "gece horoz ötmeden önce kendisini üç kez inkar edeceğini" Havari Petrus'a söylemiş ve o da inkar etmiştir. Ama ayrıca, "Göklerin anahtarlarını sana vereceğim; yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde bağlanmış olur ve yeryüzünde çözeceğim her şey göklerde çözülmüş olur" ifadesiyle cennetin anahtarlarının ona verileceğini de bildirmiş olur. Petrus'un ilk kez Antakya'da "Sen, yaşayan Tanrı'nın Oğlu Mesih'sin" dediği için de İsa'nın "kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım" diyerek ona ilk papalık görevinin verilmesiyle, inkar etmiş olsa da Katolikler arasında İlk Papa konumunu güçlendirir. İsa bizzat kendi sözleriyle Petrus'u başlangıçta bütün topluluğun lideri yapmıştır. Misyon amacıyla Roma'ya gitmiş ve İmparator Nero döneminde, İsa'nın taklit edilemeyeceğini söylediği için baş aşağı çarmıha gerilmiş ve şehit edilmiştir.

2 - Tarsus’lu Havari Aziz Pavlos, ayakta cepheden gösterilmiştir. Sol elinde kutsal kitabı tutarken, diğer eli ile takdis işareti yapmaktadır. İmparator Nero döneminde Roma’ya gelmiş ve Hıristiyanların yaşadıkları zulmü eleştirdiği için 65'te başı kesilerek öldürülmüştür.

Gerçek adı Saul olan Pavlos, Tarsus'ta yaşayan Musevi bir aileden geliyordu ve 8 günlükken sünnet olmuştu. Ama sünnetin, din adamlarına danışarak ve Kudüs'teki ekümenik konsille alınan kararla Hıristiyanlığa geçişte ön şart olmadığını yayarak sünneti Hıristiyanlıkta kaldırdı. Böylece Yahudi olmayanlar arasında dinin yayılmasını kolaylaştırmış oldu. 

Pavlos ilk zamanlarda Hıristiyanlığa karşı bir misyon yürüttü, hatta öldürdü. İsa ona görünüyor ve neden eziyet ettiğini soruyor, ışıktan gözleri kör oluyor. Şam'da Hananya adında bir İsa öğrencisinin yardımıyla "gözleri açılır" ve Hıristiyanlığı yaymak için çalışmaya başlamıştır. Kendisi 12 havarilerden biri olmadığı içinde Katolikler arasında Petrus'un ayrıcalığına sahip değildir ve İsa ile de şahsen tanışmışlığı yoktur. Antakya'da başlayıp Antakya'da sonlandırarak Anadolu'yu 3 kez baştan aşağı dolaşmıştır.

Tanrıyı üç varlıkta gösteren üçleme (teslis) inancını Hıristiyanlığa sokan Pavlos'tur. Ona göre bütün insanlar günahkardır ve ilk insan Adem'in suçunu taşımaktadır. İsa'nın çarmıhta ki ölümü, bütün insanlığın günahı için, kefaret olmak üzere, kendini feda etmesidir.

Pavlos'un yazdığı Mektuplar İncil'de yer alır. Ayrıca dört İncil yazarlarından Luka onun öğrencisidir.




*


DÖRT İNCİL YAZARI ve ATRİBÜTLERİ / LİNK

Matta İncili - Melek. (Havari)
Markos - Aslan (Havari değildir - Petrus'un öğrencisi )
Luka - Öküz ( Havari değildir - Pavlos'un öğrencisi )
Yuhanna İncili - Kartal. (Havari)




Petrus için kaynak:
KATOLİK HIRİSTİYANLIĞINA GÖRE İSA’NIN HALEFİ İLK PAPA HAVARİ SİMUN PETRUS - Dr. Muammer ULUTÜRK




_________________________
_________________________




















26 Eylül 2014 Cuma

DÜNYANIN YARATILIŞI





İnsan ölümlü olarak ve yalnızca tanrılara 
hizmet etmek için yaratılmıştır. 

Bu kötümser antropoliji Enuma Eliş'te dile getirilmiştir. 
Bu anlayışa başka önemli dinsel metinlerde de rastlanır.

"Efendi ile uşak arasındaki diyalog
bir sinir krizinin daha da ağırlaştırdığı nihilizmin ürünü gibidir. 
Efendi ne istediğini bile bilmez. 
Her türlü insan çabasının boşluğu düşüncesi ruhunu ele geçirmiştir:

"Eski harabelerin tümsekleri üzerine çık ve enine boyuna dolaş ; eski zaman adamlarının ve günümüz adamlarının kafataslarına bak: Kötü kimdir, sevimli insansever kimdir?"


...


Dünyanın Yaratılışı


Enuma Eliş adıyla bilinen (bu ad şiirin ilk sözlerinden alınmıştır: "Bir zamanlar yukarıda...") kozmogoni şiiri, Gılgamış ( onun adı Bilgameş/Bilgamış'tır-SB) destanıyla birlikte Akkad dininin en önemli yaratımını oluşturmaktadır. Sümer edebiyatında büyüklük dramatik gerilim, teogoni ve kozmogoni bilgisini ve insanın yaratılışını birbirine bağlama çabası açısından bu şiirle kıyaslanabilecek başka bir şey yoktur.

Enuma Eliş dünyanın kökenlerini Marduk'u yüceltmek amacıyla anlatır. İzlekler yeniden yoruma uğratılmış olsa da eskidir. 

En başta ilk imge olarak sunulan, ayrışmamış su bütünlüğü ve bunun içinde seçilen ilk çift, Apsu ile Tiamat anlatılır. (Başka kaynaklar, Tiamat'ın denizi ve Apsu'nun dünyanın yüzeyinde durduğu tatlı su kütlesini temsil ettiğini belirtirler.)

Başka birçok ilk tanrı gibi, Tiamat da hem kadın hem de erkek olarak çift cinsiyetli olarak tasarlanmıştır. Tatlı ve tuzlu suların karışımından diğer tanrı çiftleri doğar. 

İkinci çift, Lahmu ve Lahumu hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. (Bir rivayete göre insanı yaratmak için kurban edilmişlerdi)

Üçüncü çift Anşar ve Kişar'a gelince, bunların isimleri Sümercede "yukarıdaki unsurların tamamı" ve "aşağıdaki unsurların tamamı" anlamına geliyordu.

Zaman geçer (Günler yayılır, yıllar çoğalır), birbirini tamamlayan bu iki "bütün"ün kutsal evliliğinden gökyüzü tanrısı Anu doğar; o da Nudimmud'un (Ea) doğmasını sağlar. 

Genç tanrılar çılgınca hareketleri ve çığlıklarıyla Apsu'nun huzurunu bozarlar. Apsu da Tiamat'a yakınır:

"Bu tavırlarına katlanamıyorum, Gündüzleri dinlenemiyorum, geceleri uyuyamıyorum. Bu davranışlarına bir son vermek için onları yok etmek istiyorum. Ve sessizlik hüküm sürsün bizim için, (nihayet) uyuyabilelim!" (tablet I,satır37-39)

Bu dizelerde "Madde"nin (yani tözün ataletine ve bilinçsizliğine denk düşen bir varoluş hali), kozmogoninin önkoşulu olan her türlü harekete karşı dirence, ilk hareketsizliğe duyduğu özlem sezilmektedir". 

Tiamat eşine bağırıp çağırmaya başladı. Acı bir çığlık attı:

"Ne! Kendi yarattığımızı mı yok edeceğiz! Onların bu tavrının can sıkıcı olduğuna kuşku yok, ama tatlılıkla sabredelim" (I,41-46).

Fakat Apsu ikna olmadı. Genç tanrılar atalarının kararını öğrenince, "tek bir söz söyleyemeden kalakaldılar. Ama "her şeyi bilen Ea" başı çekti. Büyülü sözleriyle Apsu'yu derin bir uykuya daldırdı, onun "parıltısını çıkarıp kendi üstüne giydi" ve Apsu'yu zincirledikten sonra öldürdü. Ea, bundan böyle Apsu adını verdiği suların tanrısı oldu. Karısı Damkina da Marduk'u Apsu'nun bağrında, "yazgılar odasında, ilkörneklerin tapınağında" doğurdu. 

Metin bu son doğan tanrının büyük görkemini, bilgeliğini ve sınırsız erkini yüceltir. O zaman Anu, atalarına karşı yeniden saldırıya geçti. Dört rüzgar çıkardı ve "Tiamat'ı rahatsız etmek için dalgaları yarattı". Hiç huzurları kalmayan tanrılar annelerine başvurdular : "Apsu'yu, eşini öldürdüklerinde , bırakalım onun yanında yer almayı, bir kenara çekildim ve tek söz etmedin".

Bu kez Tiamat tepki göstermeye karar verdi. Canavarları, yılanları "büyük aslanı" , "öfkeli iblisleri" , "amansız silahlar taşıyan ve savaştan korkmayan" diğerlerini yarattı. Ve "ilk doğan tanrılardan...Kingu'yu yüceltti."

Bu hazırlıklar karşısında genç tanrılar cesaretlerini kaybettiler. Ne Anu ne de Ea Kingu'nun karşısına çıkmaya cüret edebildi. Yalnıza Marduk kavgayı göze aldı, ama o da önce en üstün tanrı ilan edilmesini şart koştu, diğer tanrılar bunu hemen kabul ettiler. 

İki ordu arasındaki savaşın sonucu Tiamat ile Marduk arasındaki düelloyla belirlendi. "Tiamat onu yutmak için ağzını açtığında" , Marduk çılgın rüzgarları fırlattı, "rüzgarlar Tiamat'ın gövdesini genleştirdi. Karnı şişti, ağzı açık kaldı. O zaman Marduk bir ok attı, ok Tiamat'ın karnını deldi. bağırsaklarını yırttı ve kalbine saplandı. Böylece onu ele geçiren Marduk canını aldı cesedini yere attı ve üstüne çıktı".

Tiamat'ın yardımcıları kaçmaya çalıştılar, ama Marduk "onları bağladı ve silahlarını kırdı"; daha sonra Kingu'yu zincirledi, Yazgılar tabletini aldı ve kendi göğsüne bağladı. 

Sonunda Tiamat'ın yanına geri geldi, kafatasını yardı ve cesedi "kurutulmuş bir balık" gibi ikiye böldü, bu iki parçadan biri gök kubbe, diğeri yeryüzü oldu. Marduk apsu sarayının bir suretini de gökyüzüne dikti ve yıldızların seyrini belirledi. Beşinci tablet gezegenler evreninin düzenlenmesini, zamanın belirlenmesini ve Tiamat'ın organlarından dünyanın şekillendirilmesini nakleder (gözlerinden Fırat ve Dicle akar, "kuyruğunun bir kıvrımından gök ile yer arasındaki bağı yarattı").

Sonunda Marduk, "tanrıları rahat ettirmek için onlara hizmet etme işini üstlenecek" insanı yaratmaya kara verdi. 

Yenilmiş ve zincirlenmiş tanrılar hala kendilerine verilecek cezayı bekliyorlardı. Ea içlerinden yalnızca birinin kurban edilmesini önerdi. "Savaşı kimin kışkırttığı, Tiamat'ı isyana kimin teşvik ettiği ve kavgayı kimin başlattığı"nı öğrenmek için sorulan sorulara hepsi bir tek isimle yanıt veriyorlardı : KİNGU.

Kingu'nun damarları kesildi ve akan kandan EA insanlığı yarattı.

Şiirde daha sonra Marduk onuruna bir tapınak (başka bir deyişle saray) dikilmesi anlatılır.

Enuma Eliş, geleneksel mit izleklerini kullanmakta, ama daha karanlık bir kozmogoni ve daha kötümser bir insan bilgisi sunmaktadır. Genç şampiyon Marduk'u yüceltebilmek için, ilk dönemin tanrılarına, öncelikle de Tiamat'a "şeytani" değerler yüklenmiştir. Tiamat artık yalnızca her kozmogoniden önce yer alan ilk kaotik bütünlük değildir; sonunda sayısız canavarın yaratıcısı olarak ortaya çıkar; "yaratıcılığı" tamamen olumsuzdur. 

Enuma Eliş'e göre yaratıcı süreç Apsu'nun genç tanrıları yok etme, kısacası evrenin yaratılışını henüz filiz halindeyken durdurma isteği yüzünden çok erken bir dönemde tehlikeye girer (belli bir "dünya" yine de vardı; çünkü tanrılar çoğalıyordu ve "konutlara" sahiptiler ; ama bu yalnızca biçimsel bir varoluş tarzıydı).

Apsu'nun öldürülmesi "yaratıcı cinayetler" dizisini başlatır ; çünkü Ea onun yerini almakla kalmaz, su kütlesi içinde ilk düzenlemenin de yolunu açar ("ikametgahını bu yerde kurdu...tapınakları belirledi"). Kozmogoni iki tanrı grubu arasındaki çatışmanın sonucudur, ama Tiamat'ın ordusunda canavarlar ve şeytani yaratıklar da yer almaktadır. Başka bir deyişle "ezeliyet" bu haliyle "olumsuz yaratımlar"ın kaynağı olarak tanıtılmaktadır. 

Marduk, gök ve yeri Tiamat'ın ölüsünden şekillendirir. Başka anlatımlarda da doğrulanan bu izlek çeşitli yorumlara açıktır. İlk tanrısal varlıklardan birinin bedeninden oluşan evren, onun özünü paylaşır; ama Tiamat'ın "şeytanlaştırılması"ndan sonra hala tanrısal bir özden söz etmek mümkün müdür?

Demek ki evrenin ikili bir doğası vardır:
Açıkça şeytani denmese de en azından çelişkili değerler barındıran bir madde ve Marduk'un eseri olduğu için tanrısal bir biçim. Gök kubbe Tiamat'ın bedeninin yarısından şekillendirilir, ama yıldızlar ve yıldız kümeleri tanrıların "konutları" veya imgeleri olur. 

Yer de Tiamat'ın bedeninin diğer yarısını ve organlarını içerir, ama siteler ve tapınaklarla kutsanır. Son tahlilde dünya, kaotik ve şeytani "ezeliyetle" ; tanrısal yaratıcılık, varlık ve bilgeliğin bir "karışımı" olarak ortaya çıkar. 

Bu belki de Mezopotamya kuramcılığının ulaştığı en karmaşık kozmogoni formüldür ; çünkü bir tanrılar toplumunun bazıları anlaşılmaz ya da kullanılmaz hale gelmiş bütün yapılarını cüretkar bir sentez içinde bir araya getirmektedir.

İnsanın yaratılışı ise Sümer geleneğinin (insan tanrılara hizmet etmek için yaratılmıştır) özellikle de insanın kökenini kurban edilen iki Lagma tanrıyla açıklayan versiyonun bir uzantısıdır. Ama durumu ağırlaştıran şu unsur eklenmiştir :

Kingu, ilk tanrılardan biri olmasına rağmen, Tiamat'ın yarattığı canavarlar ve şeytanlar ordusunun komutanı, başşeytan haline gelmişti. Demek ki insan şeytani bir maddeden oluşturulmuştu: Kingu'nun kanı.

Sümer versiyonlarıyla bu farklılık anlamlıdır. Trajik bir kötümserlikten söz edilebilir ; çünkü insan kendi doğumuyla mahkum edilmiş gibidir. Tek umudu kendisini Ea'nın biçimlendirmesidir ; bu nedenle büyük bir tanrı tarafından yaratılmış bir biçime sahiptir.

Bu açıdan bakıldığında, insanın yaratılışıyla dünyanın kökeni arasında bir bakışım bulunur. Her iki durumda da hammadde, şeytanlaşmış ve zaferi kazanan genç tanrılar tarafından öldürülmüş günahkar bir ilk tanrının özünden oluşmaktadır.



Mircea Eliade
Dinsel İnançlar Tarihi,cilt 1



*

NOTLAR:
KRONOS / PROMETHEUS / ZEUS / İNSAN .....
TANRI / MELEKLER / ŞEYTAN / İNSAN....
ÇEKİŞMELERİNİ DE HATIRLAYALIM


_________________