chora church etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chora church etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2015 Perşembe

KARİYE / CHORA 3/3



İsa'nın Ataları

İç narteksin güney bölümdeki kubbe de madalyon içinde Pantokrator İsa tasviri yer almaktadır. Kubbe dilimleri arasında iki sıra halinde İsa’nın atalarına ait figürler yer almaktadır. Üst kısımda ,Adem’den başlayarak Seth, Noah, Cainan, Maleleel, Jared, Lamech, Sem, Heber, Saruch, Nachor, Thara, Abraham, İsaac, Jacop, Phalec, Ragau, Mathusala, Enoch, Enos ve Abel ‘in yer aldığı 24 atası betimlenmiştir. Alt kısımda Yakup’un 12 oğlu ile Judah’ın 2, Pharez’in 1 oğlunun figürü yer almaktadır.






Pantokrator İsa

Girişte ilk karşımıza çıkan mozaik iç narteks kapısı üzerindeki lunette yer almaktadır. Bu tasvirde İsa sol eli kutsal kitabı tutarken, sağ eli ile de takdis işareti yapmaktadır. Bu sahne “Kainatın Efendisi” görünümündeki İsa’nın yüceliğini ve tanrısallığını anlatmaktadır. İsa’nın başının iki yanında “Hazreti İsa , yaşamın mekanı” ve “Khora” yazılıdır. Bu yazı ile İsa’nın İncil’de belirtilen bir özelliği ile kilisenin adı birleştirilmiştir. Sanatçı ince bir uslupla işlediği bu sahnede İsa’nın yüzündeki kırmızılığı bile detaylandırmış, sağ kulağı yukarıda yapmış, bu sayede tasvire insani değerler katmıştır. Seçilmiş kişiler başlarında sadece bir hale ile betimlenirken İsa’nın halesinin içinde hep haç yer almaktadır.

Sol ve Sağ üstte ise:
Kana Düğünü Mucizeleri: 
Ana girişin üstündeki tonozun ortasında günümüze tam olarak gelemeyen mozaik tasvirde düğündeki ziyafet sahnesinin bir kısmı görülmektedir. Sağlam kalan diğer mozaiklerde ise İsa’nın ilk mucizelerine yer verilmiştir. Bunlardan kuzey yönünde bir boğanın kurban edilmesi ve küplere su doldurulması, güney yönünde ise boş ve dolu ekmek sepetleri görülmektedir.



Ekmeklerin Çoğaltılması: 

12 ekmek sepetinin doldurulduğu ve düğüne gelen beş bin kişinin bu sayede doyurulabildiği anlatılmaktadır.  İsa iki kişinin kendisine getirdiği ekmekleri vermelerini ister. İsa diğer insanların yiyeceği olmadığını bildiği için kutsamış olduğu bu ekmekleri kırarak yanındakilere verir ve herkesin kendisi gibi yapmasını ister.



Şarabın Çoğaltılması: 

İsa’nın insanlar önündeki ilk mucizesi olan suyun şaraba dönüştürülmesi ile ilgili olan bu sahnede İsa, annesi Meryem ve havariler, Galile’deki Kana kentinde bir düğüne giderler. Düğünde şarabın bittiğini öğrenen Meryem, İsa’ya giderek şarapların bittiğini söyler. İsa, düğündeki hizmetkarlara evdeki altı su küpünü su ile doldurmalarını ve elindeki şarap dolu bardağı su dolu küplere boşaltmasını ister. Daha sonra şaraba dönüşen bu sulardan bir kısmını düğünde olan valiye götürmelerini söyler. Vali şarap dolu kadehi içtiğinde gelin ve damada şimdiye kadar düğündeki en güzel şarabın bu olduğunu, daha önceden neden ikram etmeyip sakladıklarını söyler. Hizmetkarlara düğündeki herkese bu şaraplardan dağıtılmasını söyler. Bu mucizevi olaydan sonra buradaki tüm insanlar İsa’ya iman ederler. Tasvirli sahnede, hizmetkarlardan biri küplerden birine su koyarken, sağda bir hizmetkar omzunda taşıdığı bir amphora ile yaklaşmakta, vali ise elinde şarap kadehi tutarken, İsa’nın yanında Meryem ve havarilerden ikisi gözükmektedir.



İsa'nın Mucizelerini anlatan Mozaiklerden

İsa’nın İki Kör Adamın İyileştirmesi (İç narteks): Kubbenin kuzey-batı pandantifinde, İsa’nın yanında Havari Petrus yer alır. İsa’nın ağaçlık bir yerde oturan iki kör adamı iyileştirme sahnesine yer verilmiştir. Burada “İki kör adama Mesih’in şifası” yazılıdır. 




Vaftizci Yahya- İsa ve Şeytan: 

Kuzeydeki ilk tonozda, orta kısımda dekoratif bir madalyon yer almaktadır. Konular madalyonun etrafında tasvir edilmiştir. 

Tonozun kuzey kısmında İsa’nın vaftiz sahnesi anlatılır. Şeria(Ürdün) nehrinin kıyısında Vaftizci Yahya arkasındaki kalabalık topluluğa, önünde duran İsa’yı tanıtmaktadır. Burada İsa’nın yanında iki havari betimlenmiştir. İsa’dan kısa bir süre önce doğan Vaftizci Yahya, Şeria(Ürdün) nehrinde insanları vaftiz edip tövbe ettirerek günahlarından arındırmak için davette bulunmaktadır. 

Yahya kendisine “peygamber sen misin?” diye soranlara “peygamber ben değilim ancak onun(İsa) öncesinde görevlendirildim. Sizleri ben tövbe için su ile vaftiz ediyorum, ancak benden sonra gelen o, benden çok daha yüce, ben onun yerinde olmayı hak etmem, o sizi kutsal ruh ve ateş ile vaftiz edecektir.” diye cevap verir. 

İsa davete uyarak Şeria(Ürdün) nehri yakınlarına gelir ve İsa tarafından vaftiz olmak isteyen Yahya’nın tüm ısrarlarına rağmen İsa’nın kendisi vaftiz edilir. Bu sırada gökyüzünden kutsal ruh bir güvercin şeklinde inerek İsa’nın başına konar. Bu sırada gökten “İşte bu, Allahın sevgili oğludur…”sesi duyulur. 

İşte bu olayla İsa ilk kez insanlara bir Mesih olarak tanıtılmıştır. Nehrin içindeki kuşun yılanı öldürmesi insanların günahlarından arınmasını temsil etmektedir. Tasvirli sahnede “Hakkında söylediğim odur, benden sonra gelen, benden ileridir, çünkü benden öncedir” ibareleri ile “Aziz John, müjdeci” ve İsa Mesih” monogramları yazılıdır.

İsa, Vaftiz edilişinden sonra, şeytan tarafından yoldan çıkarılarak, günaha davet edilmeye çalışılır. İsa kırk gün kırk gece oruç tuttuktan sonra, şeytanın kendisini yoldan çıkartma çabalarına karşı gelir. İsa’nın şeytan tarafından suça teşvik edildiği sahnede şeytan kanatlı, siyah ve çirkin bir yaratık olarak görülmektedir. 





Figürlerin üzerindeki yazılar olayları anlatmaktadır.

İlk sahnede, Şeytan açlık hisseden İsa’ya bir taş uzatarak “eğer tanrının oğluysan bunu ekmek yap ye der” İsa Şeytan’a “insan yalnız ekmekle yaşamaz tanrının sözüyle yaşar” der. Burada altta “Eğer Tanrının oğluysan, bu taşlar ekmekten olsun” yazılmıştır. Üstte ise “insan sadece ekmekle yaşamaz, ancak Tanrının ağzından çıkan her sözle yaşar” yazılıdır.

Buradaki ikinci sahnede şeytan kendisine tapmasını ister ve tapınağın damına çıkartarak oradan atlamasını emreder. İsa da Tanrının ona meleklerini yollayacağını meleklerin onu sağ salim aşağıya indireceğini söyleyerek şeytanı yine red eder. Buradaki yazıda altta “sonra şeytan, onu kutsal şehre çıkardı” aşağıda ise “Eğer sen Tanrının oğluysan kendini aşağıya at” yukarda ise “Arkama geç (çekil), şeytan” yazılıdır. 

Üçüncüsünde, şeytan İsa’ya, dünyanın bütün güzelliklerini bütün saltanatları göstermek için onu yüksek tepeye çıkararak, “önümde diz çök bütün bunların hepsi senindir” der. İsa yine şeytanı red eder ve “uzaklaş benden ey lanetlenen, seni dinlemeyeceğim. Bir gün sende Tanrıya secde edeceksin” diyerek şeytanın sınavından başarıyla geçer. Burada “Sana bütün şeyleri vereceğim, eğer yere kapanır, bana tapınırsan” ibareleri ile, “Tanrının Rabbine özenmeyeceksin” yazılıdır. 

Bu sahnelerde İsa’nın halesi yanında “İsa Mesih” monogramları görülmektedir.




Mahşer 

Parekklesionun doğu tarafındaki kubbesel tonozda yer alan yargı sahnesi tüm üst duvarları ve tonoz örtüsünü kaplayan mahşer kompozisyonunun merkezini oluşturmaktadır. Mahşer gününde, bütün insanlar yaşamları süresince yaptıklarından ötürü yargılanacağından ve bu yargının sonucuna göre ya cennette sonsuz ve mutlu bir yaşam sürecek ya da cehennemde acılar içinde kıvranacaklarına ilişkin olarak yazınsal kaynaklar bulunmaktadır. Mahşer ve son yargı günü ile ilgili sahnelerin esas yazınsal kaynağı, Yuhanna’nın Vahiyi’nde bulunmaktadır. Burada, Göklerin bir rulo gibi dürülmesi, yargı için kurulan taht ve ruhların bunun önünde yargılanmaları, denizlerin ve karaların ölülerini vermeleri, ateş gölü, ölümün olmadığı ikinci yaşam anlatılmaktadır.




Deesis sahnesi 

Bizanslılar tanrılarına doğrudan ulaşmak yerine, tanrıya daha yakın buldukları ve tanrıya daha kolay ulaşabileceklerine inandıkları kutsal kişilerin aracılığı ile ulaşmayı tercih etmektedirler. Tanrı ile insan arasında aracı olarak görülen bu kutsal kişiler, rahip, piskopos olabileceği gibi özellikle Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında din uğruna ölen azizler (martyr), eski ahit peygamberleri, baş melekler, melekler ve Tanrı Anası Meryem (Theotokos) olabilmektedir. Öncelikle tanrı anası Meryem, Tanrı’ya en yakın insan olarak düşünülmektedir. Meryem’in şapeller, taşınabilir ikonalar, el yazması minyatürlerde ve özel yapıtlarda yer alması, duaları kabul edilen aracı olarak görüldüğündendir. Kariye parekklasionu en üstün arabulucu olan Meryem’e ithaf edilmiştir. 

Bizanslılar için Meryem’den sonra gelen ikinci önemli arabulucu İsa’nın gelişini bildiren ve onu vaftiz eden, aynı zamanda arkadaşı olan vaftizci Yahya’dır. İsa üzerinde, birisi ana, diğeri arkadaş olarak büyük etkiye sahip bu iki kutsal kişi Bizans sanatında “Deesis” olarak bilinen sahnede yan yana gelirler ve mahşer gününde tüm ölümlüler adına İsa’dan şefaat dilerler. Son yargı sahnesi kompozisyonunun orta yerinde yargı tahtında oturan İsa ve iki yanında, hafifçe İsa’ya dönük olarak ve dua eder pozda duran Meryem ve Vaftizci Yahya’dan oluşan Deesis son yargı gününde, Meryem ve Yahya’nın, bütün insanlık adına İsa’dan af dilemesini betimlemektedir. Son yargı sahnesinde, imparator giysileri içinde, Meryem ve Yahya’nın arkasında duran iki figür, baş melekler Mikhael ve Gabriel’dir. Onlarda Deesis sahnesine katılarak insanlık adına İsa’dan af dilemektedirler.

Deesis sözcüğü on dokuzuncu yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. En kutsal kişilerin mahşer gününde insanlar adına tanrıdan af dilemelerini gösteren Deesis sahneleri çok önemlidir.

Son yargı sahnesi
Doğu mekan kubbesel tonozu bütünüyle kaplayan son yargı freskosunda, kompozisyon daireseldir. Dairenin merkezinde yani tonozun ortasında çok etkileyici bir “gökyüzünün dürülmesi” sahnesi, çevresinde ise daire biçiminde sıralanan “seçilmişlerin koroları” (Peygamberler korosu, havariler korosu, din şehitleri korosu, kutsal kadınlar korosu, azizler korosu, piskoposlar korosu) dizilmiştir. 

Yargılama sahnesinde, ortada tahtında oturan İsa’nın, sağında Meryem, solunda Yahya ayakta durmakta, her iki tarafta oturan havariler, İsa’nın hemen arkasında ise melekler topluluğu görülmektedir. Bu iki sahnenin etrafında seçilmişlerin korolarının bulunduğu dört bulut yer almaktadır. İsa’nın tahtının altında sol tarafta, “Gel, ey Babamın sevgili kulu daha dünyanın kuruluşunda senin için hazırlanmış olan cenneti al”, sağ tarafta “uzaklaş benden ey lanetlenen, şeytan ve onun melekleri için hazırlanmış olan sonsuz ateşe gir” yazılıdır. İsa’nın hemen alt kısmında tahtın hazırlanması sahnesi yer almaktadır. Burada basit bir taht üzerinde kapalı İncil, iki yanda ise Kerubimler bulunmaktadır. Tahtın önünde diz çökmüş vaziyette Adem ve Havva betimlenmiştir. Tahtın hemen altındaki terazi ruhları tartmaktadır. Terazinin altındaki küçük bir figür ile ellerinde defter tutmakta olan iki melek görülmektedir.

Terazinin diğer yanında İsa’nın ayakları dibinden başlayan ateşten bir ırmak pandantifte görülen cehennemi yansıtmaktadır. Küçük figürler (şeytan) bazı ruhları cehenneme götürmektedir.

Tonozun güney batı pandantifinde, üste karalar, altta denizler betimlenmiştir. Yanlarda melekler, borularını yere ve denize doğru çevirmişlerdir. Karada ölüler mezarlarından çıkmakta, denizde balıklar insan organlarını ağızlarından çıkarmaktadırlar. Bu sahnede çok fazla bozulmalar oluşmuştur.

Kuzey batı pandantifte yer alan “melek ve bir ruh” freskinin, başmelek Mikhael tarafından takdim edilen Metokhites’in ruhu olduğu ileri sürülür. Kanatları açık bir melek, küçük, çıplak bir figürün(ruh) arkasında durarak, bir elini ruhun başının üzerini koymuştur.

Doğu taraftaki iki pandantifte “dilenci Lazarus ve zengin adam” freskosu yer almaktadır. Dilenci Lazarus’un ruhunun, öldükten sonra bir melek tarafından İbrahim’in kucağına verilmesi öyküsü betimlenmiştir. Ağaç tasvirleri içinde oturan yaşlı adam (İbrahim Peygamber) kucağında oturan küçük bir çocuk olarak betimlenmiş fakir lazarus’un ruhu, arkada ise ayakta duran çok sayıda ruhlar betimlenmiştir.

Güney doğu pandantifte Çıplak bir figür, alevler içinde oturmakta alt tarafta ağzı açılmış iki kese içinden altınlar saçılmaktadır. Burada dilenci Lazarus ile bu dünyadaki yaşamında ona kötü davranan zengin adamın öyküsü anlatılır. Öldükten sonra cehenneme konulan zengin adam, acılar içinde kıvranırken, Lazarus çiçeklerle dolu bir bahçede İbrahim peygamberin kucağında görülür. Kubbesel tonozun kuzey doğu ve güney doğu pandantifinde bulunan bu iki sahnede iyi olanlar ödüllendirilirken, kötüler cezalandırılmaktadır.

Doğu mekan, güney duvarı, sol taraftaki sahne dört bölüme ayrılmıştır. Her bölümde farklı renklerle cehennemin bir azabı belirtilmiştir. Sol üstte” dişlerin gıcırdaması”, sağ üstte “zifiri karanlık” , sol altta “ uyku bilmeyen kurtlar”, sağ altta “sönmeyen ateş” sahneleri tasvir edilmiştir.




Parekklesion da Göklerin bir rulo gibi dürülmesi.

Tonozun ortasında, dürülen gökyüzünün bir melek tarafından taşınan rulosu 86 cm. çapındadır. Göz alıcı beyaz renkte boyanmış, altın yaldızlarla bezenerek çarpıcı bir görünüm verilmiştir. Gökyüzü rulosu, zamanın sonunda göklerin dürülerek toplanacağını anlatmaktadır. Melek, tomar halinde dürdüğü gökleri, iki eli ile başının üzerinde taşımakta, sarılmakta olan gökyüzü üzerinde ise altın yaldızdan yıldızlar, ay ve güneş görülmektedir.



Başmelek Mikhael’in madalyon içindeki portresi .

1.21 m. Çapındaki bu madalyon, parekklasiondaki en büyük madalyon portredir. Mikhael’in sol elinde tuttuğu kürede, “adil yargıç İsa” anlamındaki Khristos Dikaios Krites sözcüklerinin baş harfi olan XDK harfleri görülür. Sağ elinde ise bir kılıç vardır. Buradaki portre son yargı sahnesiyle bağlantılıdır çünkü başmelek Mikhael’in bir görevide yargılanan ruhları cennete iletmesidir.


***


Bir elinde kılıç diğer elinde yerküre "Tanrı adına bu dünyaya hükmediyorum" demektir.

Mikha’el “Tanrı Kimdir” anlamına gelir. Dört büyük meleklerden olan Mikail bütün dinlerde tanınır ve kabul edilir. Tanrı’nın kendisinden yarattığı ilk varlık, ilk melektir. Kendisinden sonra Evren’in ve diğer tüm varlıkların yaratılışında Tanrı’nın yanında yer almıştır.

Evren’in düzeninden, dünyadan ve insanlığa yardımdan, koruyuculuğundan sorumlu, olumsuz enerjiyle savaşan ve olumsuz enerjiyi arındıran, semavi ordunun komutanı, Baş Meleklerin lideridir. Doğa olaylarını düzenler, ucuzluk, pahalılık, kıtlık, bolluk yapmak, refah ve huzûr getirmek ve her maddeyi hareket ettirmekle görevlidir.

Hristiyanlıkta Kutsal Ruh ile (Ruhulkudüs) eşit tutulur. Tüm melekler gibi dişil ya da eril değildir, görünmek istediği şekilde görünebilir. Enerjisi, altın sarısı, mor ve mavi renklerde arıtan, nötrleyen ve olumsuz enerjiyi temizleyen çok güçlü bir enerjidir.

Bazı inanışlara göre dünyada bedenli olarak görev almış tek Baş Melektir. 

Musevilik de Mikail Güneş, İslamda ise Merkür’tür. Türk mitolojisinde ise Mergen Merkür’dür. Akıl ve Zeka Tanrısıdır, bilgelik sahibidir, bilimi ve felsefeyi simgeler, insanlara bilgelik verir. Pergen Han olarak da bilinir. Göğün yedinci katında oturur. Oku ve yayı vardır ve hedefini şaşırmaz. 

Patron Azizler MS.4.yy'dan itibaren, yaşamın çeşitli alanlarında , meslekler, ülkeler, yani bizim için önemli olan her alanda özel koruyucu olarak seçilmiş azizlerdir, Baş Meleklerde patron aziz seçilebilir. 

Mikail ; Bankacılık, paraşüt, Brüksel ve Almanya'nın Patron Azizi'dir.


Bunlara ilaveten Mitoloji ve Din içiçe girmiş, sanatta birbirinden esinlenmiştir. Görevlere bakıldığında Baş Melek Mikail ile Prometheus birbirine benzer.

İnsanı yaratan Prometheus, insanlığı koruyan kollayan, uygarlığı öğreten ve ateş ile de bilgiyi getiren , beceriyi, ekip biçmeyi öğreten, bir düzen getirendir. Dört büyük Baş melekler gibi, kardeşleri Atlas, Menoitios ve Epimetheus ile dört tanrıdan oluşurlar. Ve her birinin de dünya, evren ve insanlıkla ilgili görevleri vardır.

Epimetheus kardeşi Prometheus ile beraber dünyayı hayvan ve insanlarla dolduracaktır, lakin elindeki tüm becerileri hayvanlara dağıttığından Prometheus'un eli başyapıtı için boş kalmıştır ve bu yüzden de Ateşi (bilgeyi) insanlığa vermek için Zeus'tan çalmak zorundadır. Epimetheus aynı zamanda, Zeus'un talimatıyla Hephaestus ve Athena tarafından yaratılan ilk kadın Pandora'nın da eşidir. Umut hariç herşey çıkmıştır bu da kıyameti bildiren Başmelek İsrafil'i andırır.

Atlas, dünya ile gökyüzünün arasındaki dengeyi sağlayan tanrıdır, astronomi, yıldızlar, yörünge, navigasyonu sağlayan, yol gösterendir, tıpkı Başmelek Cebrail gibi....aynı zamanda Cebrail, Prometheus gibi ileriyi gören, geleceği bilendir.

Menoitios ise şiddet, öfke ve insanlığın ölümü ile ilgili bir tanrıdır. Zeus onu kibirli olmasıdan dolayı yeraltına göndermiştir, bu yüzden de başmelek Azrail (Uriel) ile ilgili olması muhtemeldir.


SB.




1 - İsa’ya ilk inananlardan olan Aziz Petrus, sağ elinde bir yazı rulosunu tutarken, diğer eli ile de cennetin anahtarlarını tutarken betimlenmiştir. Katolik Kilisesi’nce Roma’nın ilk piskoposu, dolayısıyla ilk Papa kabul olarak edilmektedir. 

Havari Andreas'ın kardeşidir, balıkçıdır. İsa'nın çağırmasıyla havari seçilir. Simun'un diğer adı olan Petrus'un anlamı "Kaya"dır. Havarileriyle birlikte Son Akşam Yemeği’nde olan İsa’nın "gece horoz ötmeden önce kendisini üç kez inkar edeceğini" Havari Petrus'a söylemiş ve o da inkar etmiştir. Ama ayrıca, "Göklerin anahtarlarını sana vereceğim; yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde bağlanmış olur ve yeryüzünde çözeceğim her şey göklerde çözülmüş olur" ifadesiyle cennetin anahtarlarının ona verileceğini de bildirmiş olur. Petrus'un ilk kez Antakya'da "Sen, yaşayan Tanrı'nın Oğlu Mesih'sin" dediği için de İsa'nın "kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım" diyerek ona ilk papalık görevinin verilmesiyle, inkar etmiş olsa da Katolikler arasında İlk Papa konumunu güçlendirir. İsa bizzat kendi sözleriyle Petrus'u başlangıçta bütün topluluğun lideri yapmıştır. Misyon amacıyla Roma'ya gitmiş ve İmparator Nero döneminde, İsa'nın taklit edilemeyeceğini söylediği için baş aşağı çarmıha gerilmiş ve şehit edilmiştir.

2 - Tarsus’lu Havari Aziz Pavlos, ayakta cepheden gösterilmiştir. Sol elinde kutsal kitabı tutarken, diğer eli ile takdis işareti yapmaktadır. İmparator Nero döneminde Roma’ya gelmiş ve Hıristiyanların yaşadıkları zulmü eleştirdiği için 65'te başı kesilerek öldürülmüştür.

Gerçek adı Saul olan Pavlos, Tarsus'ta yaşayan Musevi bir aileden geliyordu ve 8 günlükken sünnet olmuştu. Ama sünnetin, din adamlarına danışarak ve Kudüs'teki ekümenik konsille alınan kararla Hıristiyanlığa geçişte ön şart olmadığını yayarak sünneti Hıristiyanlıkta kaldırdı. Böylece Yahudi olmayanlar arasında dinin yayılmasını kolaylaştırmış oldu. 

Pavlos ilk zamanlarda Hıristiyanlığa karşı bir misyon yürüttü, hatta öldürdü. İsa ona görünüyor ve neden eziyet ettiğini soruyor, ışıktan gözleri kör oluyor. Şam'da Hananya adında bir İsa öğrencisinin yardımıyla "gözleri açılır" ve Hıristiyanlığı yaymak için çalışmaya başlamıştır. Kendisi 12 havarilerden biri olmadığı içinde Katolikler arasında Petrus'un ayrıcalığına sahip değildir ve İsa ile de şahsen tanışmışlığı yoktur. Antakya'da başlayıp Antakya'da sonlandırarak Anadolu'yu 3 kez baştan aşağı dolaşmıştır.

Tanrıyı üç varlıkta gösteren üçleme (teslis) inancını Hıristiyanlığa sokan Pavlos'tur. Ona göre bütün insanlar günahkardır ve ilk insan Adem'in suçunu taşımaktadır. İsa'nın çarmıhta ki ölümü, bütün insanlığın günahı için, kefaret olmak üzere, kendini feda etmesidir.

Pavlos'un yazdığı Mektuplar İncil'de yer alır. Ayrıca dört İncil yazarlarından Luka onun öğrencisidir.




*


DÖRT İNCİL YAZARI ve ATRİBÜTLERİ / LİNK

Matta İncili - Melek. (Havari)
Markos - Aslan (Havari değildir - Petrus'un öğrencisi )
Luka - Öküz ( Havari değildir - Pavlos'un öğrencisi )
Yuhanna İncili - Kartal. (Havari)




Petrus için kaynak:
KATOLİK HIRİSTİYANLIĞINA GÖRE İSA’NIN HALEFİ İLK PAPA HAVARİ SİMUN PETRUS - Dr. Muammer ULUTÜRK




_________________________
_________________________




















KARİYE / CHORA 2/3




Hz.Meryem'in Ataları

İç narteksin kuzey bölümündeki kubbe yüzeyinde madalyon içersinde Meryem ve Çocuk İsa tasviri yer almaktadır. Hz. Meryem’in başının iki yanındaki monogramlar “Tanrı Anası” anlamına gelmektedir. Orta kısımda yer alan madalyonun etrafı 16 dilime ayrılmıştır. Bu kısımlarda alt alta ikişer sıra halinde Hz. Meryem’in ataları olan Kral Davut’un soyundan gelen on altı Yahudi kral tasvirleri bulunmaktadır. Üst kısımdaki bu 16 kral - peygamber ; Davud, Solomon, Roboam, Abia, Asa , Josaphat, Joram, Ozias, Joatham, Achaz, Ezekias, Manasses, Amon, Josias, Jechonias ve Salathiel’in tasvirleridir.

Alt kısımda ise sırasıyla; Hananiah, Azariah, Mishael, Daniel, Joshua, Moses, Aaron, Hur, Samuel, Job, ve Melchizedek’in figürleri yer almaktadır.



Meryem'in Hayatına dair sahneler

Meryem’in Sevilmesi: Tonozun doğu kısmında, Yoahim ile Anna oturur şekilde, çocukları Meryem’i severken tasvir edilmiştir. Sahnenin etrafında ise mimari yapılarla birlikte iki hizmetkar ve köşelerde ölümsüzlüğü ve bozulmayan ahlakı temsil eden iki tavus kuşu betimlenmiştir. Anna ve Yoahim’in üst kısmında “Theotokos’un (Tanrı Anası ) Sevilmesi” yazılıdır.

Meryem’in Takdis Edilmesi: Kuzeyde yer alan basık iç tonozun ortasında dekoratif bir madalyon betimi bulunmaktadır. Batı kısımda Yoahim, kucağında taşıdığı Çocuk Meryem’i takdis edilmesi için masa etrafında oturan 3 rahibe doğru yürürken tasvir edilmiştir. Burada Yoahim’in ellerinin örtülü oluşu dikkat çekmektedir. Tasvirin üst kısmında “Ruhbanların Takdisi” yazılıdır.



Orta mekana açılan ana girişin üzerindeki üçüncü bölümde, çocuğu olmayan Yoahim’in bir gün çocuğu olursa onu tapınağa adayacağını dilemesi üzerine, Meryem’in 5 yaşına geldiğinde annesi ve babası tarafından, ellerinde meşaleler taşıyan kadınlar alayı ile birlikte Rahip Zekeriya’ya teslim edilmesi sahnesi görülmektedir. 

Bu andan itibaren sadece yüksek rütbeli din görevlilerinin oturabileceği kiborion Meryem’e tahsis edilir ve 15 yaşına kadar tapınakta eğitim görürür. Rahibin arkasında dört sütunlu ve kubbemsi bir kiborion içinde, arkalıklı bir koltukta oturan çocuk Meryem’in sağ tarafında bir melek figürü yer almaktadır. Kiborion’un çevresinde “Kutsalın Kutsanması” yazılıdır.



Meryem’e Müjde Sahnesi: 

Kuzey kubbe pandantifinde, Meryem, mimari bir yapının önündeki kuyu başına su almak üzere geldiği sırada görülmektedir. Cebrail’in kendisine çocuğu olacağı haberini müjdelemesi üzerine, Meryem burada şaşırmış bir vaziyette tasvir edilmiştir. Burada Cebrail Luka İnciline göre Meryem’e “Allah seninledir, sen kadınların en mukaddesisin, gebe kalacaksın ve adını İsa koyacaksın ,Allah ona Davud’un saltanatını verecek ve o Yakub’un tahtına çıkarak sonu olmayan bir saltanat sürecektir” der. Meryem ise “Allahın dediği olsun fakat ben daha erkek yüzü görmedim” demesi üzerine Cebrail “kutsal ruh üzerine inecek ve doğacak çocuk Allahın oğlu adını alacaktır….” der Tasvirli sahnede “Kuyuda duyuru” yazılıdır. 



Yusuf, ortada katır üzerinde Meryem, önde ise Yusuf’un oğlu tasvir edilmiştir. Burada nüfus sayımı için Bethlehem’e gidiş sahnesi görülmektedir. Arka planda şehir tasvir edilmiştir. Tasvirli sahnede üstte “ve Yusuf , Nasıra şehri dışındaki Galile’den, Judaya’daki Bethlehem olarak adlandırılan Davud’un şehrine çıktı” altta ise “İşte Tanrının meleği O’na rüyasında göründü, dedi ki,Yusuf sen Davud’un oğlu, Meryem’i kendine eş olarak almaktan korkma: çünkü kendisinde doğmuş olan Kutsal Ruhtur” yazılıdır. 



Valinin Önünde Vergi İçin Yapılan Nüfus Sayımı: 

Kuzey kısmın doğu lunetinde yer alan tasvirde, İmparator Augustus’un tüm Roma Eyaletlerinde vergi için nüfus sayımı yapılmasını emretmesi üzerine, yapılan nüfus sayımı anlatılmaktadır. Herkesin doğduğu şehirde yazılması gerektiğinden, Davud’un soyundan gelen Yusuf’un da ailesi ile birlikte nüfus sayımı için Bethlehem’e gidişleri tasvir edilmiştir. Suriye ve Filistin Valisi Cyrenius taht üzerinde oturur vaziyette, yanında ise askeri bir muhafız yer almaktadır. 

Valinin önünde elinde kılıç tutan sorguda görevli Romalı asker ile kayıtları yapan bir katip, karşısında hamile olan Meryem’in kaydını yapmaktadır. Çocuğun babası sorulduğunda Meryem sesiz kalmış, ancak arkasındaki Yusuf hemen cevap vererek çocuğun babasının kendisi olduğunu belirterek onu evlat olarak kabul etmiştir. Arkasında üç oğlu görülmektedir. “… çünkü o, Davud’un evinden ve soyundandı… vergilendirmek için evleneceği karısı (nişanlısı) Meryem’le ki o gebeydi” yazılıdır. Meryem’in başının üzerinde “Tanrı Anası” anlamına gelen monogramı görülmektedir. 



Doğu’lu 3 Kahin Kral Herod’un Huzurunda: 

Dış narteks güney kanadının ilk doğu lunetinde 2 bölümlü bir tasvir bulunmaktadır. Sol kısımda atları ile Beytülrahim yıldızını takip eden 3 Kahin kralın(Baltazar,Gaspar,Melkior) Kudüs’e gelerek, “Yahudilerin Kralı olarak doğan nerdedir? Çünkü doğuda onun yıldızını gördük, ona ibadet etmek için ve hediyelerini vermek geldik” şeklindeki sözlerinin Kral Herod tarafından duyulması üzerine, Kral Herod, baş papaz ve katiplerinden bu konu ile ilgili bilgi ister. Yeni doğan bu çocuğun Bethlehem’de olduğunu öğrenmesi üzerine 3 kahini çağırarak, kendisininde bu peygambere ibadet edeceğini söyler ve peygamberi onun için bulmalarını ister. 

3 kahin yeni doğmuş İsa’yı bularak, onun ilk ibadet edenleri olurlar. Kahinler Kral Herod’un kötü niyetini anladıklarından dolayı, İsa’nın nerede olduğu hakkında bilgi vermeden evlerine dönerler. Bu durum karşısında kandırıldığını anlayan Kral Herod, askerlerine Bethlehem’de bulunan ve iki yaşına kadar her erkek çocuğunun öldürülmesi emrini verir. Tasvirli sahnede mimari bir yapı önünde taht üzerinde oturan Kral Herod bir elinde asa tutarken diğer elini karşısında duran kahinlere uzatır vaziyettedir. Kralın arkasında bir muhafız, karşısında ayakta duran 3 kahin vardır. Soldaki uzun sakallı kahinin elinde İsa’ya sunulmak üzere içinde hediye olan bir kutu bulunmaktadır. 

Kutunun içinde bir tanrıya ilk kez sunulacak manevi semboller olan mür, tütsü ve altın bulunmaktadır. 

Tanrı = Tütsü ; 
İnsan = Mür, Koku ; 
Kral = Altın 

Tasvirli sahnede “ Ve işte doğudan Kudüs’ e bilge adamlar geldi, dediler ki, Yahudilerin Kralı olarak doğan nerede” yazılıdır.




Katliam’ın Emredilmesi: 

Dış narteks, güney kanadı, güney lunetinde, doğulu kahinlerin bebek İsa’yı bularak hediyelerini sunduktan sonra ülkelerine dönmeleri üzerine, Kral Herod, Bethlehem ve civarında ki 2 yaşına kadar olan erkek bebeklerin katliamını emrediyor. Solda taht üzerine oturan Kral Herod, arkasında iki muhafız, karşısında ise 3 asker yer alırken, panonun sağ kısmında ise, çocukların askerler tarafından öldürüldüğü katliam sahnesine yer verilmiştir. Bir anne karnı deşilen çocuğuna bakamıyor diğeri ise çocuğunu saklamaya çalışırken görülmektedir. Mozaikli sahnede “Sonra Herod, bilginler tarafından alaya alındığını gördüğünde, çok kızdı ve dışarı yolladı ve Bethlem’deki ve bunların bütün kıyılarındaki iki yaş ve altındaki bütün çocukları öldürdü” yazılıdır. 

Yas Tutan Anneler: 
Dış narteksin güney kanat, 2. bölüm batı kemerinde, günümüze tam olarak gelemeyen mozaik tasvirde, çocukları öldürülmüş anneler bir arada oturarak, ölen çocuklarının yasını tutmaktadır. Tasvirli sahnede, “Rama’da bir ses duyuldu, ağıt ve ağlama ve büyük yas” yazılıdır.

Elizabet ve Yahya’nın katliamdan kaçışı: 
Dış narteksin güney kanat, birinci kısımdaki batı kemerinde, Azize Elizabeth, kucağında oğlu Vaftizci Yahya ile dağda bir mağaraya sığınmaları betimlenirken, sol tarafta ise, bir asker bir elinde kılıç, diğer elinde kılıcının kını ile onlara doğru koşarken tasvir edilmiştir. Elizabeth ve oğlu, mucize eseri olarak mağaranın girişinin bir kaya ile kapanması sayesinde katliamdan kurtulmuştur. Mozaikli sahnede “Elizabet’in kaçışı”yazılıdır.



MATTA 2
16 Hirodes, yıldızbilimciler tarafından aldatıldığını anlayınca çok öfkelendi. Onlardan öğrendiği vakti göz önüne alarak Beytlehem ve bütün yöresinde bulunan iki ve iki yaşından küçük erkek çocukların hepsini öldürttü. 

17 Böylelikle Peygamber Yeremya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelmiş oldu: 

18 “Rama’da bir ses duyuldu, 
Ağlayış ve acı feryat sesleri! 
Çocukları için ağlayan Rahel 
Avutulmak istemiyor. 
Çünkü onlar yok artık!”





Meryem'in Ölümü - Koimesis

Naos batı duvarında, ana kapının üzerinde yer alan Meryem’in Ölümü (koimesis) sahnesinde kumaşlarla kaplanmış lahitin üzerine uzanmış Meryem, etrafında ise havariler, kilise ileri gelenleri ve Kudüs’lü kadınlardan oluşan kalabalık yer almaktadır.

İsa, çift mandorla içerisinde, elleri saygı ifadesi olarak örtülü kucağında Meryem’in ruhunu temsil eden bebek tutmaktadır, Mandorla (ışık halesi) içersindeki İsa’nın etrafında melekler, dışında ise altı kanatlı melek serafim* mandorlanın üst kısmında kanatları açık vaziyette mandorlayı yukarı doğru çekerek sahneye hareketlilik kazandırmıştır. Arka planda mimari yapı yanında, muhtemelen İsa’nın kucağındaki Meryem’in ruhunu alarak cennete götürmek için bekleyen iki melek görülmektedir.

Meryem’in baş ucunda Petrus elindeki buhurdanı sallarken ayak ucunda ise Pavlos Meryem’e doğru eğilerek üzgün bir ifadeyle bakmaktadır. Sahnenin üst kısmında "Tanrı anasının ölümü" tasvir edilmektedir.

*

Serafim (Seraphim- Seraphs) altı kanatlıdır , ikisini kullanır, alevler içinde kılıçta tutarlar, tanrı tahtının üstünde uçarlar, Hıristiyanlıktaki tasvirlerinde ayakları gözükmez , genital bölgesinin kapatılması olarak düşünülür. Tanrı’nın sevgisi ile yandıkları için ‘yanan melekler’ şeklinde de tasvir edililirler.




Khalke İsa'sı ve Meryem Ana 

İç narteks güney kanadı, doğu lunet duvarını kaplayan mozaik tasvirde Kariye’nin Deesis sahnesi işlenmiştir. Burada ayakta duran Tanrı Anası Meryem insanların günahlarından arınması için üzgün bir şekilde dua ederken ayakta olan İsa’nın sağında betimlenmiştir. 

Bu sahne Büyük Sarayın giriş kapısındaki tunç kapı “Khalke Kapısı” üzerindeki sahne ile benzerliğinden dolayı bu isimle anılmıştır. Meryem’in eteğinin yanında Prens İsaak Komnenos, sağ tarafta ise rahibe kıyafetleri içinde prenses Maria Palaiologos diz çökmüş dua eder vaziyette tasvir edilmişlerdir. Muhtemelen bu mozaik pano 12. yy. ve 14. yy’larda kiliseye hizmette bulunan, yapının tamirini yaptıran kişilere ait olmalıdır. 

İmparator VIII.Mikhael Palaiologos’un meşru olmayan kızı olan Maria, 1265 yılında Moğol Hanı Hülagü’ye eş olarak Karakurum’a gönderilmiş, ancak Karakurum’a varamadan Hülagü Han ölmüş, Maria onun oğlu Abaka Han ile evlenmiştir. 15 yıl burada yaşamış ve Hıristiyanlığı yaymıştır. Eşi öldürülünce de İstanbul'a geri dönmüştür. Bu evlilik nedeniyle Moğolların Maria’sı diye anılmaktadır. Rahibe olduktan sonra Melane adını almıştır.





kaynak: Kariye Müze

ayrıca 
Moğolların Maria'sı ve Kanlı Kilise ile ilgili 






Parekklesion daki Apsis duvarında yer alan piskopos figürleri

Piskopos figürleri gerçek insan boyutlarında yapılmış, kendi içlerinde önem sırasına göre sıralandırılmışlardır. Piskopos giysili olan bu azizlerin başlarının yanında adları yazılı, ellerinde ise kapalı kitap tutmaktadırlar. Bizans litürjisinin kurucuları olan iki piskopos aziz ortada yer alır. Orta sağ tarafta Aziz Basileos, onun sağında aziz Ioannes Khrysostomos, yanında aziz Athanasios, onunda sağında ismi silinmiş muhtemelen aziz Nikolaos yer almaktadır. Aziz Baselios’un solunda aziz Georgios Theologos, yanında İskenderiyeli aziz Kyrillos bulunmaktadır.




ek:


________








KARİYE / CHORA 1/3






 KARİYE MÜZESİ 
Bir manastır kilisesi


İSMİ: KHORA - 2 teori var.

1- Topografik olarak etimolojisi / inşa edildiği zaman bilinen surların dışında olduğu için, kentdışı, bahçelik, kırlık anlamında.

2- Dinsel açıdan etimolojisi / Khora "Hz.İsa’nın cisimlendiği yer" anlamında kullanılıyor.
Ana mekanda sağda Hz.Meryem’in üstündeki yazıtta “Dünyaya sığmayanı taşıyan mekan” yazıyor. 14.yy’da yaşamış bir ilahi yazarın kitabında, bu mekandan bahsederken “insanın aklı, İsa’nın cisimlendiği Khora’yı (rahmi) tasvir eder” der. Kelimenin anlamı “Hayatın en dış sınırı”.

YAPI: Kiborion 4 paye üzerinde 4 kemere oturtulmuştur. Silindir ve fazla derin olmayan kubbe şarap fıçısını andırmaktadır. 2 narthex ve bir pareklesion (mezar şapeli) dan ibarettir.

TARİH: İlk yapının hangi tarihte inşa edildiğine dair belge yok. Sanat tarihçileri 4 seçenek vardır der.

1.Varsayım: 
3.yy sonlarına doğru Nikomediya’da öldürülen Aziz Babylas ve 84 gencin, Azizin hayatını anlatan kitapta, İznik’ten gizlice İstanbul’a getirdikleri ve Khora’nın yerine gömüldükleri yazar. Burası kutsal gömü yeridir. (Necropol)

2.Varsayım: 
Procopius’un İmparator Justinianus döneminde yapılan önemli binaların kapsamlı bir biçimde ele aldığı “Yapılar” kitabında buradan bahsetmez iken, 14.yy Nikephoros Gregoras bu manastırın ilk olarak Justinianus tarafından bir bazilika olarak kurulmuş olduğunu belirtir. Aziz Theodorus’un 9.yy’da yazmış olduğu anonim biyografisinde, Justinianus’un karısı Theodora’nın amcası olan general Theodoros’un 530 yılında İstanbul’a geldiği ve bir manastır için izin aldığı belirtilmektedir.

3.Varsayım : 
Manastırın 7.yy erken döneminde olduğunu söyleyen belgelerde Heraclius’un generali olan Krispos kurmuştur. Güvenilir arkeolojik veriler ve yazılı kaynaktan yoksun olmamız bunları kesinleştiremiyor. 8.yy’da manastırın adını 740 yılında ölen Patrik Germanos’un bu manastıra gömülmesi ile birlikte Khora adı duyulur.

4.Varsayım: 
14.yy’daki metne göre, Justinianus 557’de ilk yapıyı yaptırıyor. 8.yy ve 9.yy’da depremden zarar görüyor. 1081-1118 tarihleri arasında hüküm sürmüş I.Aleksios Kommenos’un kayınvaldesi Maria Doukaina 1071-1081 arasında restore ettirir. Latin istilasında herşey yağmalanır, yıkılır (1204-1261). Yazıtlarda tekrar 1310’da rastlanır Khora’ya.

II.Andronikos’un devrinde (1282-1321) Theodoros Metokhites burayı restore edip büyütür ve mezar şapelini ilave eder. 1453’e kadar yaşayan manastır kilise çok zengin bir kütüphaneye sahiptir. Fatih yağmalamaz ve kilise olarak kalmasına izin verir.

1511’de Ali Paşa tarafından güneybatısına minare yapılarak camiye çevrilir. Mozaik ve fresklerin bir kısmı badana, bir kısmı da tahta kapaklarla kapatılır. Bunu gezginlerden öğreniyoruz. 1910 da gelip görebildikleri Mozaik ve freskleri anlatmışlardır.

1870 Abdülaziz (1875-1876) zamanında restore ; 1894 büyük deprem, kubbe çöküyor.

1898/9 Keizer II.Willheim İstanbul’a geliyor, II.Abdülhamid restore ettirir, Keizer gezer.

1929’da restorasyon, bazı mozaikler ortaya çıkartılır. 1945’de Ulusal Anıt ilan edilir.

1947-1958 Byzantine Institue of America tarafından dan kapsamlı restore. 1948 de müze olurken ahşap minber sökülerek Zeyrek Cami’sine götürülür.

SB.






MOZAİKLER – FRESKLER

13.yy-14.yy başlarında Bizans İmparatorluğu sürekli toprak kaybediyordu. Halk İstanbul’a hapis olmakta. Siyasi ve ekonomik sıkıntılara rağmen, klasik döneme dönüş; insanı yaşadığı çevrede inceleyip sosyalleşmeye dönen sanatçılar, hümanizm hareketini başlatıyor. Bu ikonografiye de aksediliyor, sanatta bir rönesans hareketi başlıyor. Bu yapıt bunun en güzel örneği, devrin ideolojik plastik kültürüne dönüş.

Bizans dini resim sanatında mozaik ve fresko süsleme teknikleri oldukça yaygın olarak kullanılmıştır. Kariye’de de her iki süsleme tekniğini bir arada görebilmekteyiz. Dış narteks esas olarak İsa’nın yaşamını, mucizelerini, iç narteks ise Meryem’in yaşamını anlatan, mozaik sanatının şaheserlerinden sayılabilecek, birbirlerini takip eden muhteşem sahnelerle bezenmiştir. Parekklesion bölümünde ise, eski Ahit’ten alınmış dini hikayeler ile mahşer günü, diriliş, son yargı gibi sahneler, fresko olarak işlenmiştir.

Mısırlılar tarafından bulunan mozaik sanatı, önceleri taban döşeme süslemesi olarak kullanılmıştır. Helenistik dönemde camın da kullanılması ile zenginlik kazanarak gelişim göstermiştir. Bizans’ta bu mozaiğe “psifidoton” denmiştir. Erken Hıristiyanlık döneminde mozaikler, altın, gümüş varak ile kaplanan çeşitli renklerdeki taş, cam, deniz kabuğu ve ten rengine benzer tonları olan kiremit parçalarının da kullanıldığı “tessera” adı verilen küçük üçgen, kare küp gibi şekillerle, ıslak, çabuk kuruyan bir sıva üzerine yan yana dizilmesiyle meydana getirilmektedir. 

Duvar süslemelerinde 6.yy.da yaygın olarak kullanılan bu sanat, hem zor, hem de fresko uygulamalarına göre daha pahalı olduğu için 10.yy.da duraklama dönemine girmiştir. Ancak 14.yy.da, geç Bizans döneminde Kariye’de görüldüğü gibi zengin bir şekilde yeniden canlanmıştır. Bu durum Latin istilası (1261) sonrasında gelişen Bizans sosyoekonomik durumunun da nereye ulaştığını göstermesi bakımından önemlidir.

Bizans resim sanatında mozaik işçiliğinin pahalı ve uygulaması zor olması nedeniyle yerini fresko süsleme sanatına bırakmaya başlamasının en güzel örneğini Kariye Parekklesion bölümünde görmekteyiz. Methokites Döneminde, Kariye’de naos ve nartekslerdeki mozaik süslemeler tamamladıktan sonra Pareklesion’daki süslemelere geçilmiş, ancak burada mezar nişleri dışında hiçbir yerde mozaik kullanılmamış, süslemelerin tamamı fresko olarak yapılmıştır. Belli ki bu durum yapılan onarımların son dönemlerinde, ekonominin pek iyi olmadığını göstermektedir.

Fresko, suda ezilerek eritilen boyanın yaş sıva üzerine sert ve uzun kıl fırça yardımıyla uygulanmasıdır. Bu sayede, yaş sıva tarafından emilen boyanın uzun yıllar canlılığının koruması sağlanmıştır. Kariye Parekklesion bölümündeki freskolarda hem resim tekniği, hem kaliteli malzeme seçimi sayesinde resimlerin canlılığı bugüne kadar koruna gelmiştir. Resimlere derinlik vermek amacıyla kullanılan kayalıklar, ağaçlar, yapılar arasına gerilmiş kumaşlar, mimari öğeler, oldukça başarılı işlenmiş ve bu resimlere üç boyutluluk kazandırmıştır.

Kilisenin camiye dönüştürülmesinden sonra, bütün yazılar, Hıristiyanlık sembolleri, bütün freskolar, mozaik süslemeler, ince bir boya ve kireç badanası yapılarak tahrip edilmeden örtülmüş, bu sayede hasar görmeden günümüze kadar ulaşabilmiştir.

detaylı: (also in English)






Kurucunun İthafı
Ana mekanın giriş kapısının dış kısmının üstünde bir taht üzerinde oturur vaziyette İsa’ya, kilisenin inşasını tamamlayıp, içini mozaik ve fresklerle bezeyen Theodoros Metokhites’in kilisenin maketini sunduğu sahne yer alır. 

Resmi kıyafetleri kabbadion ve skiadion içinde, kavuk şeklindeki başlığı ile ilginç bir görünüme sahip olan Genel Hazine sorumlusu Theodoros Metokhites’in arka kısmında “kurucu, hazinenin görevlisi Theodoros Metokhites” yazısı bulunmaktadır. İsa’nın iki yanında ise “İsa Mesih, yaşayanların yeri” yazılıdır.



*


1314-1321 yılları arasında Theodoros Metokhites, bugün yerinde Kariye Müzesi’nin bulunduğu kilisenin üst yapısını, şapeli ve bütün dekorasyonunu yaptırmıştır. Bu kilisenin içinde bulunduğu Khora manastırının içinde yemekhane, keşiş hücreleri, belki atölyeler, kütüphane ve bunları çevreleyen bir duvar vardı. Diğer mimari unsurlar kullanılmadığı için zamanla yok olmuş, ancak manastırın kilisesi camiye dönüştürülerek belli bir işlev verildiği için kullanılmış ve günümüze kadar ulaşabilmiştir. Bu yapıda özellikle Theodoros Metokhites’in izlerini ayırt etmek mümkündür. İmparatordan sonra gelen kişi, sarayda en üst noktaya tırmanmış aristokrat konumunda olan ve yapıyı kendi servetiyle inşa ettiren Metokhites’in varlığı bu yapının ve özellikle resim programının biçimlenmesinde bir katkı sağlamıştır. 

Aristokratların bu tür manastırlar inşa ettirmesi ya da mevcutların bakım ve tamiratını yaptırması özellikle Konstantinopolis’in son döneminde oldukça yaygındır. Bu, aslında hem bu dünya hem de öbür dünya için bir yatırımdır. Manastırların kendi kuruluş vakfiyelerinin büyük bir kısmı İngilizce’ye çevrilip yayımlanmıştır. Bu vakfiyeler bir bakıma o manastırın anayasasıdır; yani yapının nasıl yönetileceği, hangi ayinlerin yapılacağı, hangi yemeklerin çıkacağı, kimlere ne gibi hizmetlerde bulunulacağı, hastanesi olup olmayacağı, seçim sistemi gibi detayları manastırın kurucusu tarafından saptanarak bu belgeye kaydedilir. Bu aristokratlar genellikle devlet görevlerinde çalışan kişilerdir ve bir bakıma emekli olduklarında ya da herhangi bir nedenle gözden düştüklerinde, manastır bu dünyada sığındıkları bir yer olmuştur. Metokhites de gözden düştükten sonra 1328-1330 yılları arasında Dimetoka’ya sürgüne gönderilir, ancak kısa bir sürgün yaşamından sonra kendi manastırında rahip olarak yaşamak koşuluyla Konstantinopolis’e dönmesine izin verilir ve ömrünün sonuna kadar da burada yaşar. 

Aristokratların manastırlara yatırım yapmalarının arkasındaki ikinci motivasyon öbür dünyaya yöneliktir; öbür dünyada Tanrı’nın, azizlerin kendilerini kollayacağını, bu manastırı yapmaları karşılığında mükâfatlandırılacaklarını düşünürler. Bunun için de genellikle bu kişilerin mezarları kendi kurdukları manastır kompleksinde yer alır. Bu şekilde aslında sürekli olarak kendilerinin anılması için bir ritüel yapılmasını da garanti altına almış olur bu kişiler. Zeyrek’teki Pantokrator manastırını yaptıran İmparator Johannes Komnenos “Benim mezarımın başında ilahiler okunacak, belli günlerde bazı ikonlar getirilecek, başımda devamlı mum yakılacak” gibi ayrıntıları manastırının typikonunda belirtmiştir. 

Kariye’de Metokhites bir mezar şapeli yaptırdığına göre burada gömülmüş olması beklenir. Şapelde hem ikonografisi hem de resim programı tamamen bir mezar yapısına uygun bir dekorasyon söz konusudur. Orta ve son Bizans döneminde kiliselerin resim programları katı bir standarda bağlanmış, hatta bu kurallar büyük olasılıkla ressamın el kitabı gibi yazılı kitaplar haline de getirilmiştir. Ressamlar bunlara bakarak yapıları bezemekteydiler. Her sahnenin yeri, örneğin İsa’nın yaşamının yer aldığı sahnelerin yeri bellidir, başka bir yere konulamaz. 

Ancak Kariye şapelinde klasik bir kilise resim programı görülmez. Kilisede bu klasik şema olmalıdır; yani örneğin kubbenin üstünde evrenin efendisi pantokrator İsa, üst duvarlarda İsa’nın yaşamından sahneler, giderek aşağılara doğru hiyerarşik bir düzene göre azizler olmalıydı. Ancak bu şapel bir kilise olarak kullanılmamış, yani kilisenin normal litürjisi, normal ayini bu şapelde gerçekleştirilmemiştir; çünkü Bizans mimarisinde resim hiçbir zaman salt bir bezeme öğesi olarak düşünülmemiştir; doğrudan doğruya liturjiyle, aşağıda gerçekleştirilen işle, eylemle bağlantılıdır. Hangi ilahinin okunacağı, hangi günlerde hangi yortuların kutlanacağı bazı kiliselerde yerel önceliklere ya da yaptıran kişiye göre şekillenir. 

Örneğin vaftizhane binalarında kubbenin üzerinde yer alan İsa’nın vaftizi sahnesi aşağıda yapılan bir ritüelin bir vaftzi ritüeli olduğunu gösteriyor. Burada, tamamen farklı bir resim programından yola çıkarak aşağıda gerçekleştirilen ayinlere ya da litürjiye ulaşmaya çalışmaktayız.

Mezarlardan birinde mermerden bir kapak konularak kemerin iç kısmının bir lahit biçimine getirildiği görülür. Bu şekilde iki mermer levha ile yapılan niş içi lahitler için “yalancı lahit” tanımı kullanılmaktadır; burada da bu tip bir lahit söz konusudur. Duvarlarda lahit kapağının girdiği izler görülür.

İsa’nın çarmıha gerildikten sonra mezarda kaldığı üç gün içindeki hikâyesi Herkül’ün Hades’e inmesine ya da Gılgamış’ın sevdiği insan için yeraltına inmesine benzer. Bu efsanelerin de bir sürekliliği olmalıdır. Öykü şöyledir: 

İsa yeraltına, Hades’e iner ve kendinden önce ölüp de orada hapsedilmiş olan Eski Ahit peygamberlerini oradan kurtarıp gökyüzüne çıkartır. Kronolojik olarak baktığımızda bu aslında geçmişte yaşanmış bir olaydır. Bu sahne normal bir kilisede genellikle apsislerde yer almaz. Mezar şapelinin resim programının ana temasını aslında biraz da bu sahne belirlemektedir; çünkü yapının en göze çarpan sahnesidir ve en büyük iki freskodan biridir. 

Aslında bütün şapelin ikonografisine de bu diriliş, öbür dünyada ödüllendirilme teması egemendir. Bunun geçmişte yaşanan bir olaydan, yani İsa’nın ölümünden sonraki o üç gün içinde Hades’e inmesi olayından çok, İsa’nın ikinci gelişinde insanların dirilişini temsil ediyor olması daha makul görünür; çünkü hemen bunun yanında mahşer ve son yargı sahnesi yer alır, bu ikisinin arasında da baş melek Mikhael’in bir madalyonu bu iki sahneyi birbirine bağlar. Sanki burada yatan ölülerin gelecekteki beklentisi yansıtılıyor gibidir: “İsa gelecek ve bizi tekrar diriltecek; tıpkı burada, geçmişte yaptığı gibi.”

Apsisin iki yanındaki büyük kemerin hemen yan taraflarında iki tane daha diriltme sahnesi görülür, ki bunlar Bizans’ta çok da yaygın değildir. Söz konusu sahneler Jerius’un kızının diriltilmesi ve Nain kentindeki dul kadının ölmüş olan oğlunun diriltilmesidir; iki yanda birer tane daha diriliş sahnesiyle apsisteki Anastasis sahnesinin etkisi güçlendirilmiştir. Burada görülen İsa’nın diriltme mucizesi sahneleri çok yaygın değildir, daha ziyade Lazarus’un diriltilişi kullanılır. Dolayısıyla yapının apsis tarafında dominant bir biçimde diriltme temasını görüyor olmamızı, mezar konteksti içinde anlamamız mümkündür; yani orada yatan kişilerin zaten en büyük beklentisi bir gün dirilmek ve cennete gitmektir, zira böyle bir manastır yaptırmışlardır. Bu sahnelere de İsa’nın böyle bir gücünün olduğunun kanıtları olarak burada yer verilmiştir.

Bu sahnelerin hemen yanında yer alan mahşer sahnesi aslında bütünsel bir görüntü arz eder; yani mahşer, kıyamet sahnesi görülür; bir tarafta bir melek gökyüzünü bir rulo şeklinde dürer; yargı tahtında oturmuş İsa, Meryem, vaftizci Yahya yerlerindedir; bir terazide ruhlar günahlarına göre tartılır ve günahı olanlar bir tarafa gider, diğerleri cennete. Tahtın altında hemen sol tarafta şöyle yazılıdır: “Gel ey babamın kutsadığı, daha dünyanın kuruluşunda senin için hazırlanmış olan krallığı al.” Diğer tarafta ise “Uzaklaş benden ey lanetlenen, şeytan ve onun melekleri için hazırlanmış olan sonsuz ateşe gir” der. 

İsa’nın bu yargılaması, ölülerin diriltilmesi, karaların ve denizlerin ölüleri vermesi betimlenmiş durumdadır; yani bütün insanlar diriltilip burada yargılanır. Bu kompozisyonun ortasında yer alan, tahtta oturmuş İsa insanları yargılarken iki yanında Meryem ve vaftizci Yahya ile arkada melekler ordusu görülür. Bu üçlüye Bizans sanatında “deesis” denir ve Meryem ile vaftizci Yahya’nın mahşer gününde yargılanan insanların bağışlanması için İsa’ya yakarışını simgeler. 

Bizanslılar tanrılarına doğrudan ulaşmayı tercih etmez, mutlaka bir aracı kullanırlar; bu aracı, kutsallığı olan bir kişidir. Kaynaklara bakıldığında “Ey tanrım” diye değil “Ey kutsal Meryem, ey aziz Theodoros” diye başlandığı görülür. Bunların da kendi içlerinde bir hiyerarşileri vardır; en üstte Meryem, anne sıfatıyla Tanrı’ya en yakın kişidir, ama bir yandan da insan sıfatıyla insanlara yakın olduğundan, dileklerin Meryem’e kabul ettirilmesi önemli bir avantaj sağlar. Birçok yapının ya da birçok resmin, sanat objelerinin Meryem’e ithaf edilmesini nedeni aslında budur.

Kariye için de Metokhites (yapıyla ilgili tüm süreci şiirlerinde anlatmaktadır) bir yerde yapıyı Meryem’e ithaf ettiğini söylerken bir diğer metinde İsa’ya, başka bir yerde ise başmelek Mikhael’e ithaf ettiğini dile getirir. Bunlar hiyerarşinin en üstündeki üç kişidir; vaftizci Yahya da hemen Meryem’den sonra gelir aslında, çünkü hem onu vaftiz eden, onun geleceğini haber veren kişidir, hem de onunla aynı çağda yaşamış biri olarak bir bakıma arkadaşı sayılır.

Bu deesis sahnesi birçok mezar yapısında karşımıza çıkar. Bazen tek başına İsa’ya yakaran Meryem veya Yahya görülebilirken bazen yakaran kişiler meleklerden, azizlerden biri de olabilir; ama bunların işlevleri insan ile Tanrı arasında arabuluculuk yapmak ve onların Tanrı’dan kendileri adına şefaat dilemesini sağlamaktır. Genel olarak bir iyimserlik de hâkimdir resim programına. 

Bunu, bir meleğin yol gösterdiği bir ruh sahnesinde de görürüz. Bu sahne tam olarak anlaşılmış değildir; çünkü herhangi bir kaynaktan, bir kitaptan bir öyküyü resimlemez. Bir melek ve aşağıda da ruhlardan biri olduğunu düşündüğümüz çıplak küçük bir figür görülür; yargı tahtının altında yargılanan insan ruhları da aynen bu biçimde, küçük ve çıplak, cinsiyetsiz figürler biçiminde resimlenmiştir. Bu melek elini gayet şefkatli bir şekilde bu ruhun başının üzerine koymuştur ve eliyle bir yeri işaret etmektedir. İşaret ettiği yerde cennete giriş sahnesi yer alır.

Bazı sanat tarihçileri burada Metokhites’in aslında kendi ruhunu resimletmiş olduğu ve meleğin de ona cennete gideceğini müjdelediği sonucunu çıkarır ki ben de buna katılıyorum. Cennetin kapısı ve kapının koruyucusu, içeride ağaçlıklı beyaz fonlu cennet, Meryem, bir melek, iyi hırsız, diğer tarafta karanlık bir fonda, sıraya girmiş, kıyafetinden piskopos olduğu anlaşılan biri görülür; ön sıralarda da aziz olması muhtemel kişiler vardır. Cehennem için ayrılan sadece küçük bir ateş ırmağı ve onun yaptığı bir göldür. Bir karşılaştırma yapıldığında, cennet ya da “olumlu” olarak ayrılmış alan, diğerinin üç katı civarındadır ki bu da iyimser bir hava estirir. 

Şapelin doğu tarafında kubbeye benzer bir tonozla örtülmüş mekân, mahşer sahnesinin olduğu yerdir; diğerinde ise gayet gösterişli bir kubbe vardır. Ortada, kucağında çocuk İsa’yla bulunan Meryem’in etrafında melekler dizilmiştir. Burayı da beşik tonozla ya da herhangi bir biçimde yelken tonozla örtmek mümkünken özellikle gösterişli bir kubbe yapılmıştır. Kilisenin ana kubbesinden sonra en büyük kubbe olması, bu kubbenin altında bir ritüel olduğunu gösterir. Kubbedeki Meryem ve kucağında çocuk İsa da Meryem’in arabulucu rolünün bir işaretidir. Hemen kubbenin altında yapılan ritüelde aynı zamanda Meryem’den arabuluculuk yapmasının istendiğini anlıyoruz.

Bizans kiliselerinde genellikle sıradan insanların cenaze törenleri –bazı özel insanlarınki naosta yapılıyorsa da- kiliselerin nartekslerinde düzenlenir. Nartekslerin ikonografilerine baktığımız zaman Meryem ağırlıklı programlar olduğunu görüyoruz. Bunun nedeni ölüm kültü açısından Meryem’in çok önemli figür olmasıdır. Meryem sadece kubbede kalmakla yetinmez ve programın diğer kısmında da görülür. 

Burada Tevrat’tan özel olarak seçilmiş sahneler kubbenin hemen altında çepeçevre üstteki duvarları dolanır. Bunlardan birinde Yakup Kenan ülkesine giderken uykusu gelir, başının altına bir taş koyarak uykuya dalar, o sırada bir rüya görür; rüyasında gökyüzünden yeryüzüne bir merdiven uzanmakta, bu merdivenden Tanrı’nın meleklerinin bir kısmı inmekte, bir kısmı çıkmaktadır. Burada gökyüzü olarak belirtilen yuvarlağın içinde Meryem ve çocuk İsa’nın durduğu görülür. Eski Ahit’in neredeyse tamamı Hıristiyanlar tarafından tekrar yorumlanarak İsa’nın gelişiyle ilişkilendirilmiştir. 

Bu öyküde de gökyüzüyle yeryüzü arasında kurulmuş olan merdiven Meryem olarak görülmüş, Tevrat’taki bu öykünün Meryem’in geleceğini ve dolayısıyla İsa’nın geleceğini müjdelediği varsayılmıştır. Demek ki bu merdiven aslında kutsal olanın, spiritüel olanın bu dünyaya inmesini sağlayan bir araçtır, tıpkı Meryem gibi. Meryem de bir insandır ama spiritüel olanı, kutsal olanı bu dünyaya indirmekte aracılık eden bir materyal gibi düşünülmüştür.

Burada seçilen sahnelerin hepsinin Meryem’in figürasyonları olduğu görülür; hepsi Meryem’in İsa’yı taşıma, bu dünyaya getirme göreviyle ya da enkarnasyondaki işleviyle ilişkilidir; demek ki bilinçli olarak seçilmişlerdir.

Bir diğer sahne, Süleyman’ın tapınağı yapıldıktan sonra, daha önce çölde geçici tapınakla sürekli göç ederek yaşayan Musevilerin bu tapınağa eşyaları taşımalarıdır. Burada şamdan ve Musevi kavmi çölde dolaşırken Tanrı’nın onlara gönderdiği kutsal yiyecek ile onun saklandığı kap görülür. Bunlar da aslında Meryem’in figürasyonlarıdır; zaten hem şamdanda hem kabın üzerinde küçük daire içinde Meryem’in portreleri vardır. Birçok Hıristiyan kaynağında İsa ışık, Meryem de o ışığı bize taşıyan şamdan olarak tanımlanır. 

Yine aynı şey söz konusudur; bir nesne, bir materyal manevi olanı bize getirir. Aynı biçimde, gökten inen tanrısal yiyecek ve onu saklayan bir kap söz konusudur. Yine aynı biçimde Ahit sandığı Süleyman’ın kurduğu tapınağa taşınmaktadır ve Musevi tapınağının aslında en kutsal eşyası budur; çünkü içinde Musa’nın taş tabletlere kazınmış on emiri, yani Tanrı’nın taşa kazınmış kelamı bulunmaktaydı. Ön taraftaki yuvarlağa baktığımızda yine Meryem’in portresini görürüz. Bu sandık akasya ağacından yapılıp altınla kaplanmıştır, ama sonuçta bir madde, bir nesnedir. İçinde Tanrı’nın kelamını barındırıyor olmasıyla, Meryem’in enkarnasyondaki rolüne benzer bir rol üstlenir.

Bir diğer sahnede, Kudüs kentinin kapısı üzerinde Meryem’in figürünü görürüz; bu, İşaya’nın kehanetidir. Kudüs aslında biraz da Konstantinopolis’in kız kardeşi gibi düşünülmüştür, çünkü İşaya “Bu kapıdan içeriye Tanrı girdi, onun için hiçbir düşman artık bu kentin içine giremez” der

Kudüs için. Kent kapısının önünde de başmelek Mikhael kılıcını çekmiş, Kudüs’ü kuşatan Asur ordusunu kılıçtan geçirmiş, yok etmektedir. Konstantinopolis için de aynı şeyler Bizanslılar tarafından düşünülür. Zaten Metokhites’in de Bizans’ın son günlerini yaşayıp belki onun bundan acı duymuş bir devlet adamı olarak böyle bir sahneyi koymuş olması biraz akla yakın gelir. Yine de Kudüs kenti Meryem’le özdeşleştirilir. Konstantinopolis’in de koruyucusu Meryem’dir aslında, onun kutsal eşyaları buradadır.

Bu sahnelerin alındığı kısımlar belli yortu günlerinde mekânda okunur ve bunların hemen hepsi Meryem’in yortularıdır. İncil’de veya Tevrat’ta bulunan her olay bir yortu olarak Ortodoks takviminde yer almıştır. Bir kısmı büyük önem taşımakla birlikte bir kısmı daha az önemlidir. 5 Haziran, Konstantinopolis’i kuşatan Avarların bozguna uğratılmasının yıldönümüdür ve her yıl kutlanır. Bu kutlama gününde Tevrat’tan bu kısım okunur. 

Bu Eski Ahit sahnelerinin varlığı, mekânın liturjik programını çıkarmaya da yardımcı olur. Ortodoks kilisesinde, en azından Bizans döneminde manastırlarda her saat ayinler, kutlamalar yapılmaktadır. Burada betimlenmiş olanlar, ki bunlar Meryem yortularıdır, öncelikli olarak özel biçimde kutlanmaktadır. Bu da Metokites’in bunları özellikle, Meryem’i onurlandırıp kendisine şefaat etmesini sağlamak üzere seçtiğini düşündürür.

Bir diğer sahne, Musevi tapınağı açılıp kutsal eşyalar yerleştirildikten sonra tapınağın ilk rahipleri olan Harun ve onun iki oğlunu resmeder. Bu sahne de, Yeni Ahit’teki kâhin kralların İsa çocuk doğduktan sonra gelip ona hediyelerini vermeleri olayı ile paralel görülmüştür. Bu da İsa’nın doğumu ve Meryem’in rolüyle ilgili bir yeniden anlamlandırmadır, çünkü esas anlamı farklı olmakla birlikte, Hıristiyanlarca böyle bir anlam yüklenmiştir.

Bu mezar şapelinde yapılan iki anma töreninden biri, ölülerin anılması törenidir ki bir sürekliliği vardır. Bütün yortu günlerinde şapelde gömülü olan ölüler adına dua eder rahipler; çünkü aslında manastırı da ona borçlulardır. İkinci olarak, cenaze törenlerinin, yani gömülmeden önceki son törenin de kubbe altında yapılıyor olduğunu düşünüyorum. Pandantiflerde yer alan ilahi yazarları bunu öne sürebilmemiz için kesin deliller verir. 

Bu ilahi yazarlarından birincisi, Aziz Theophanes, Sıradan İnsanlar İçin Cenaze Töreni İlahisi başlıklı kitabında şöyle yazar:
“Tanrı’nın kutsal emirlerini çiğnedikten sonra tekrar toprağa döndük.” Günümüze ulaşmış bu belge, bugün de yanılmıyorsam Ortodoks kilisesinde kullanılmaktadır. Metin şöyle devam eder:
“Ama seninledir ki ey lekesiz bakire, ölümün çürümüşlüğünden sıyrılıp yeryüzünden gökyüzüne yükseldik.”

Bir diğer ilahi yazarı Johannes Damaskenos ya da Şam’lı Aziz Johannes de cenaze törenleri için yazdığı ilahide şöyle der: “Yaşamın hangi tadı kaldı ki acıdan pay almamış olsun.” Metin şöyle devam eder: “Bu dünyadaki hangi şöhret değişmez ki; hiçbir şey geçici gölgelerden, aldatıcı bir rüyadan başka bir şey değil. Yalnızca bir an ve ölüm hepsinin yerine geçer. Gelin kardeşler, haydi, ölüye son öpücüğümüzü verelim.” 

“Gelin kardeşler, ölüye son öpücüğünü verelim” cümlesi yanılmıyorsam bugün de sürdürülmektedir. Cenazeyle ilgili, ölünün hazırlanmasından gömülmesine kadar giden çok uzun bir ritüel söz konusudur. Gömülmeden önceki son tören ölüye son öpücüğün verilmesidir; katafalkta, kendi sosyal statüsüne ya da mesleğine göre giydirilmiş, elleri önde bağlanmış, başının altında bir yastık olmak suretiyle yatan, başı doğuya bakacak biçimde dönmüş ölüye sırayla bütün yakınları gelip son öpücüğünü verirler. 

Bir diğer şair olan Aziz Josef’in rulosunda yazan şudur: “Dünyanın bağışlayıcısı, ey lekesiz bakire...” Bunun alındığı metin ise Bizanslıların ünlü Akathistos ilahisidir. Aslında İsa için yazılmış olan bu ilahi sonra ortaçağda Meryem’in ilahisi biçimine dönüştürülmüş, fakat Bizanslıların adeta milli marşı gibi bir zafer ilahisi halini almıştır. Akathistos’un tam metni günümüze ulaşmıştır. Başarısızlığa uğrayan bütün kuşatmalardan sonra Konstantinopolis halkı meydanlarda toplanır, sabaha kadar eğlenerek bu ilahiyi okurlar. Burada, mezar yapısında yer alması enteresandır. 

Bunun bulunduğu pandantifin hemen yanındaki köşede yer alan, İşaya’nın kehaneti ve Kudüs’ü başmeleğin kurtarması iki unsurun birbiriyle bağdaştırıldığını gösterir; yani kenti, Kudüs’ü Konstantinopolis’in sembolü olarak da düşünebiliriz. Düşman kuşatmıştır, ama Tanrı’nın meleği o kentin alınmasına izin vermez. Hemen onun altında da Akatistos ilahisinin yer alması, belirli günlerde bu kubbenin altında bu ilahinin okunduğunu düşündürür. Metokhites belki de bu ilahinin sadece ölülerin anılması amacıyla değil, Konstantinopolis’in tehlikeleri atlatmasının ardından da okunmasını istemiş olabilir; ancak typikon günümüze ulaşamadığı için bunu bilemiyoruz.

Kariye naosunda hemen çıkış kapısının üzerinde yer alan Meryem’in Ölümü (Koimesis) mozaik panosunda, yükseltilmiş seki biçiminde bir yatak görülür. Meryem, her zaman betimlendiği kıyafeti giydirilmiş olarak yatmış, başı bir yastıkla yükseltilmiş ve elleri önünde kavuşturulmuştur. Ve başta havariler olmak üzere bazı yakınları tabutun başındadır. İsa da ortada, Meryem’in ruhunu temsil eden kundaklanmış bebek figürünü alıp göğe çıkartmaktadır. Buna çok yakın bir cenaze töreni görüntüsünde, Aziz Barlaam’ın cenaze töreni betiminde de, aziz kefenlenerek yatağa yatırılmış, yastığı başının altında, elleri önde birleştirilmiştir; iki elinin üzerinde bir İsa ikonu vardır. Müritleri ya da yakınları gelip saygı gösterisinde bulunmakta ve öpüp yollarına devam etmektedirler. Bu, gömülmeden önce kilisenin son töreni olan prothesis törenidir. 

Bütün bunlar, törenin Kariye’nin güney şapelinde –mezar şapeli olarak kullanılan yapıda– ve kubbenin altında gerçekleştiğini gösterir. Alt duvarlardaki azizlerin, kutsal kişilerin de yortu günleri vardır. Bu yortu günlerinde ayinler yapılır. Bizans resmi mutlaka, bire bir liturjiyle bağlantılıdır; resim varsa, o azizin yortu günü orada kutlanıyor demektir.

Din şehitleri, yani Romalıların öldürdükleri, din uğruna savaşıp şehit olmuş kişiler sonradan “aziz” unvanını almışlardır. Bunların bir kısmı Roma ordusunda askerdir ve Hıristiyanlığı seçtiği için öldürülmüştür. Bu azizler, Kariye güney şapelinin resim programında, en üst sırada Meryem’le başlayan arabuluculuk silsilesinin alt sıralarını oluştururlar. Theodoros’un resmi aslında onun buradaki varlığının göstergesidir. Burada gömülü olup Theodoros’la yan yana mahşer gününe kadar durmak, ölü açısından çok güzel bir tesellidir. Alt sıralarda resimlenmiş olan azizlerin işlevleri, kutsal kişileri memnun ederek kendileri için öbür dünyada aracılık etmesini sağlamaktır. 





Bir Ritüel Mekânı olarak Kariye Şapeli
Engin Akyürek, 2007 / pdf


Ayrıca kitap tavsiyesi:
Bizans'ta Sanat Ve Ritüel - Engin Akyürek
ve
Ondördüncü Yüzyılda Yaşamış Bir Hemşerimiz: Theodoros Metokhites: pdf