cyril etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cyril etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2025 Salı

Bu Türklerin alınlarında siyah dövmeli haç işareti vardı


Maurikius (20 yıl), 7.Yıl (MS 588/589)

Bu yıl; Pers (SB) hükümdarı Khosroes'i (1) oğlu olarak kabul eden kıvrak zekalı imparator Maurikius, Melitene (2) Piskoposu olan akrabası Dometianus'u, savaş komutasını teslim ettiği Narses'le birlikte ona [Hüsrev'e] gönderdi. Onlar, Khosroes'in ve Doğu Roma'ın (SB) askeri gücünün tümü ile birlikte Pers (SB) ülkesini istila ettiler. 

Baram [Behram] bunu öğrendiği zaman, emri altındaki kuvvetleri topladı ve Alexandrina (3) denilen bir yerde ordugahını kurdu; buraya yerleşmekle, Armenia'dan ilerleyen orduların Narses ile birleşmesini önlemeyi amaçlıyordu. Çünkü İmparator Maurikius, Baram'a karşı birlikte savaşsınlar diye, magister militum per Armeniam (4) İoannes Mysrakon'a, ordularını yanına alıp Narses'le birleşmesini emretmişti.

Gece boyunca Doğu Roma (SB) kuvvetlerin tümü birleştirildi ve Baram'a karşı savaşmak için hazırlık yapıldı. Korkuya kapılan Baram ise bir tepenin yanında ordugah kurmuştu. Yaşanan korkunç çatışmada cereyan ederken Hintli hayvanları, yani Baram'ın fillerini küçümseyen Narses, barbarların (Perslerin, SB) ordusunun merkezi phalanxını (5) bozguna uğrattı. Bu gerçekleşirken Baram'ın diğer phalanxları da karşı koyamadılar ve gaspçının kuvvetlerinin çoğu kaçtı. 

Narses Persleri (SB) takibe başladı ve öldürdü, 6.000 kadar esiri de Khosroes'e getirdi. Khosroes onların tamamını cezalandırarak mızrakla infaz ettirdi. Ancak içlerindeki Türklerin tümü Byzantium'daki [başkent] imparatora gönderildi.

Bu Türklerin alınlarında siyah dövmeli haç işareti vardı, imparator kendilerine bu haç işaretini nasıl elde ettiklerini sorduğunda, uzun yıllar önce Türkiye'de (6) bir salgın hastalığın ortaya çıktığını, aralarından bazı Hıristiyanlar'ın (7) kendilerine bunu yapmalarını önerdiğini ve o zamandan beri ülkelerinin emniyette olduğunu söylediler. (SB)

Roma (SB) askerleri, Baram'ın çadırını ve ordu yükünü filleriyle birlikte ele geçirip hepsini Khosroes' e [Hüsrev' e] getirdiler. Baram, Pers (SB) ülkesinin iç bölgelerine kaçtı ve böylelikle savaş onun aleyhine sona ermiş oldu. Büyük bir zafer elde eden Khosroes, tahtını yeniden ele geçirdi ve Romalılara (SB) bir galibiyet ziyafeti verdi. Fakat Narses, ülkesine dönmek üzere iken Khosroes' e, "Bugünü unutma, hatırla Khosroes! Hükümdarlığını sana dostça bağışlayan Romalılardır! (SB)', dedi.

Bir suikasta kurban gitme endişesine kapılan Khosroes, Maurikius'tan 1.000 Romalıdan meydana gelen bir muhafız alayı talep etti. Bu barbara karşı büyük bir sevgi besleyen Maurikius, onun isteğini yerine getirdi. Böylece Romalılar (SB)'ın Pers savaşı sona erdi.


Theophanes Confessor'ün Kroniğinde Türkler

Çev. Hatice Aydın, 2021

Dipnotlar:

(1) Chosroes: Sasani İranı'nda 590-628 yılları arasında hüküm sürmüş olan II.Hüsrev Perviz'dir. IV Hürmüz' ün oğlu ve Sasaniler'in büyük hükümdarlarının sonuncusudur. Meşhur İranlı kumandan Behram Çubin'in, babası IV Hürmüz'e karşı giriştiği isyanı bastırdıktan sonra tahta oturmuştur. Sasaniler bu dönemde Hazarlar, Müslüman Araplar ve Bizans ile yoğun ilişki ve mücadele halinde olmuşlar.

(2) Bugünkü Malatya

(3) Muhtemelen Arbela (Erbil).

(4) Magister militum per Armeniam: Anadolu'nun kuzeydoğusundaki Doğu Roma ordularının başkumandanı. İmparatorluğun bu bölgedeki askerleri ağırlıklı olarak Ermenilerden oluşmaktaydı.

(5) Phalanx. Falanks. Mızraklı ve kalkanlı birlikler. Geçmişi MÖ 25. yüzyıla kadar uzanan phalanx, MÖ 8. yüzyılda Homeros aracılığıyla ilk defa Grek kaynaklarında görülmüş, o tarihten itibaren Grek savaş stratejisiyle ilişkilendirilmiştir. Antik Çağ savaşlarının en etkili ve kalıcı askeri oluşumlarından biri olan phalanx, kelime olarak da Grekçe "parmak" anlamına gelmektedir. Phalanx birlikleri, uzun mızraklarla ve birbirine kenetlenen kalkanlarla donatılmış savaşçılardan oluşuyordu.

(6) Türkistan (Orta Asya), Türk Kağanlığı toprakları. Tarihte Türk toprakları için kullanılmış olan "Türkiye" kelimesi Theophanes'in kroniğinde iki yerde geçer. İlki 588-589 yıllarının anlatıldığı kısımda Türk Kağanlığı (Göktürk) toprakları olarak geçerken, ikincisi 730-731 yıllarının anlatıldığı kısımda, Hazar Kağanlığı topraklarını ifade etmek için kullanılmış. Dolayısyla "Türkiye" kelimesi tarihte ilk defa 6. yüzyıla ait Doğu Roma (Bizans) kaynaklarında görülmektedir. 9. ve 10. yüzyıllarda ise İdil Nehri'nden Orta Avrupa'ya kadar uzanan saha için kullanılmış olup bu kullanım Kafkasya bölgesinde bulunan Hazar Kağanlığı'nı ifade etmek için "Doğu Türkiye'si", Arpad Hanedanı'nın kurmuş olduğu Macar Devleti için de "Batı Türkiye'si" şeklinde kendini göstermiştir. Yine "Türkiye" adı, Bizans İmparatoru VII. Constantinus Porphyregenitus tarafından bizzat kaleme alınmış olan De Administrando İmperio adlı eserde, Arpad'ın Macaristanı'nı ifade etmek için defalarca anılmıştır.

(7) Burada bahsedilen Hristiyanlar, Orta Asya'daki Nasturilerdir.


SB NOTLAR

Parantez içine aldığım SB olan yerlerde İngilizce çevirisinin aksine Türkçe çevirisinde "Bizans" ve "İran" kelimeleri kullanılmış. Yanlıştır.



- İtirafçı Theophanes (8.-9.yy) Hazarlı IV.Leo'nun* döneminde sarayda görev aldı. 787'deki İkinci İznik Konseyi'ne katıldı. İkonoklazmaya** direndiği için V.Leo'nun*** döneminde hapse atıldı. 818'de öldü. Doğu Roma'nın 285-813 arası tarihi olaylarını yazdı.

* Hazarlı IV.Leo'nun (750-780) babası V.Konstantin, annesi Hazar Kağanı Bihar'ın kızı Çiçek (Tzitzak)'tir.

** İkona : Türkçe "ay-kön" kelimesinden gelir ve "gerçeği söyle" anlamındadır;

-Ay, ayğ, "söz, kelime, söylemek", (Tonyukuk yazıtı).

-Kön, "doğru olmak, itiraf etmek, doğruyu söylemek".

*** V.Leo (775-820) için her ne kadar "Ermeni" kökenli deseler de babası Bardas'ın Türk kökenli olma olasılığı var. Çünkü, Kaşgarlı'da Bargan, Kıpçaklar'da Barkan adı görülmekte ki Kıpçakların "Ermenileştiği" de bilinmekte. Ayrıca V.Leo bir Türk olan general "Bardanes Tourkos"un kızıyla evlenmişti.

Hatice Aydın'ın dipnot 7'de belirttiği Suriye'den gelen Nasturiler Orta Asya Türkleri arasına Hristiyanlığı yaymıştı. Ancak haç işareti Türklerin Tengri için kullandıkları bir damgaydı ki Kimmer-Türkleri bile Tengri'yi daire içinde haç ile temsil ederdi. Nasturi inancında olan Türkler ise yazıtlarında Asur abecesini kullanmış olsalar da Türk diliyle yazmıştı. Hristiyanlık 6.yy'da Hunların (Akhunlar) arasında da yayılır, hatta İncil Hun-Türkçesine çevrilir. Ve bırakın İsa'nın dönemini, İsa'dan 400 yıl sonra bile "haç" Hıristiyanlığın sembolü değildir.

"Haçlar ile ilgili olarak, onlara ibadet etmiyoruz - biz Hıristiyanların - onlara ihtiyacı yok; sen, putperestler, ahşap putları kutsal sayanlar, ahşap haçlara tapıyorsunuz."- Minucius Felix (MS 3.yy,kilise babası)

Nasturiler Nestorius'un takipçileri için kullanılan bir terimdir. Nestorius Meryemana'nın 'insan İsa'yı doğurmasından dolayı ona Theotokos değil Kristokos denilmesini önerir. Çünkü tanrının oğlu olamazdı. Ancak 431'deki III. Efes Konsili'nde bir sonuca varılamayınca imparator 433'te bu tartışmaya son verir. İskenderiye Piskoposu Kyril'in önerisi kabul edilir ve İstanbul patriği olan Nestorius görevinden alınarak Antakya'daki manastıra sürülür. Kyril ise ödüllendirilir. Ayrıca İskenderiye Kütüphanesi'nin bilim insanı Hypatia'nin ölümünü azmettiren kişi işte bu Kyril'dir (Cyril). Kyril daha sonra "aziz" (!) ilan edilmiştir.












Görseller: Çeşitli bölge ve zamanlardan Türklere ait "Tengri" damgaları; Orta Asya'dan Taşbaba, Saymalıtaş, Turova ağırşakları, Kimmer Taşbabaları, Hasankeyf, Spiti Vadisi, Gemikaya, Hatti, Özbekistan, Taşkent, Samsun, Çeçenistan ve Aydın Yörükleri.



2 Nisan 2015 Perşembe

KARİYE / CHORA 2/3




Hz.Meryem'in Ataları

İç narteksin kuzey bölümündeki kubbe yüzeyinde madalyon içersinde Meryem ve Çocuk İsa tasviri yer almaktadır. Hz. Meryem’in başının iki yanındaki monogramlar “Tanrı Anası” anlamına gelmektedir. Orta kısımda yer alan madalyonun etrafı 16 dilime ayrılmıştır. Bu kısımlarda alt alta ikişer sıra halinde Hz. Meryem’in ataları olan Kral Davut’un soyundan gelen on altı Yahudi kral tasvirleri bulunmaktadır. Üst kısımdaki bu 16 kral - peygamber ; Davud, Solomon, Roboam, Abia, Asa , Josaphat, Joram, Ozias, Joatham, Achaz, Ezekias, Manasses, Amon, Josias, Jechonias ve Salathiel’in tasvirleridir.

Alt kısımda ise sırasıyla; Hananiah, Azariah, Mishael, Daniel, Joshua, Moses, Aaron, Hur, Samuel, Job, ve Melchizedek’in figürleri yer almaktadır.



Meryem'in Hayatına dair sahneler

Meryem’in Sevilmesi: Tonozun doğu kısmında, Yoahim ile Anna oturur şekilde, çocukları Meryem’i severken tasvir edilmiştir. Sahnenin etrafında ise mimari yapılarla birlikte iki hizmetkar ve köşelerde ölümsüzlüğü ve bozulmayan ahlakı temsil eden iki tavus kuşu betimlenmiştir. Anna ve Yoahim’in üst kısmında “Theotokos’un (Tanrı Anası ) Sevilmesi” yazılıdır.

Meryem’in Takdis Edilmesi: Kuzeyde yer alan basık iç tonozun ortasında dekoratif bir madalyon betimi bulunmaktadır. Batı kısımda Yoahim, kucağında taşıdığı Çocuk Meryem’i takdis edilmesi için masa etrafında oturan 3 rahibe doğru yürürken tasvir edilmiştir. Burada Yoahim’in ellerinin örtülü oluşu dikkat çekmektedir. Tasvirin üst kısmında “Ruhbanların Takdisi” yazılıdır.



Orta mekana açılan ana girişin üzerindeki üçüncü bölümde, çocuğu olmayan Yoahim’in bir gün çocuğu olursa onu tapınağa adayacağını dilemesi üzerine, Meryem’in 5 yaşına geldiğinde annesi ve babası tarafından, ellerinde meşaleler taşıyan kadınlar alayı ile birlikte Rahip Zekeriya’ya teslim edilmesi sahnesi görülmektedir. 

Bu andan itibaren sadece yüksek rütbeli din görevlilerinin oturabileceği kiborion Meryem’e tahsis edilir ve 15 yaşına kadar tapınakta eğitim görürür. Rahibin arkasında dört sütunlu ve kubbemsi bir kiborion içinde, arkalıklı bir koltukta oturan çocuk Meryem’in sağ tarafında bir melek figürü yer almaktadır. Kiborion’un çevresinde “Kutsalın Kutsanması” yazılıdır.



Meryem’e Müjde Sahnesi: 

Kuzey kubbe pandantifinde, Meryem, mimari bir yapının önündeki kuyu başına su almak üzere geldiği sırada görülmektedir. Cebrail’in kendisine çocuğu olacağı haberini müjdelemesi üzerine, Meryem burada şaşırmış bir vaziyette tasvir edilmiştir. Burada Cebrail Luka İnciline göre Meryem’e “Allah seninledir, sen kadınların en mukaddesisin, gebe kalacaksın ve adını İsa koyacaksın ,Allah ona Davud’un saltanatını verecek ve o Yakub’un tahtına çıkarak sonu olmayan bir saltanat sürecektir” der. Meryem ise “Allahın dediği olsun fakat ben daha erkek yüzü görmedim” demesi üzerine Cebrail “kutsal ruh üzerine inecek ve doğacak çocuk Allahın oğlu adını alacaktır….” der Tasvirli sahnede “Kuyuda duyuru” yazılıdır. 



Yusuf, ortada katır üzerinde Meryem, önde ise Yusuf’un oğlu tasvir edilmiştir. Burada nüfus sayımı için Bethlehem’e gidiş sahnesi görülmektedir. Arka planda şehir tasvir edilmiştir. Tasvirli sahnede üstte “ve Yusuf , Nasıra şehri dışındaki Galile’den, Judaya’daki Bethlehem olarak adlandırılan Davud’un şehrine çıktı” altta ise “İşte Tanrının meleği O’na rüyasında göründü, dedi ki,Yusuf sen Davud’un oğlu, Meryem’i kendine eş olarak almaktan korkma: çünkü kendisinde doğmuş olan Kutsal Ruhtur” yazılıdır. 



Valinin Önünde Vergi İçin Yapılan Nüfus Sayımı: 

Kuzey kısmın doğu lunetinde yer alan tasvirde, İmparator Augustus’un tüm Roma Eyaletlerinde vergi için nüfus sayımı yapılmasını emretmesi üzerine, yapılan nüfus sayımı anlatılmaktadır. Herkesin doğduğu şehirde yazılması gerektiğinden, Davud’un soyundan gelen Yusuf’un da ailesi ile birlikte nüfus sayımı için Bethlehem’e gidişleri tasvir edilmiştir. Suriye ve Filistin Valisi Cyrenius taht üzerinde oturur vaziyette, yanında ise askeri bir muhafız yer almaktadır. 

Valinin önünde elinde kılıç tutan sorguda görevli Romalı asker ile kayıtları yapan bir katip, karşısında hamile olan Meryem’in kaydını yapmaktadır. Çocuğun babası sorulduğunda Meryem sesiz kalmış, ancak arkasındaki Yusuf hemen cevap vererek çocuğun babasının kendisi olduğunu belirterek onu evlat olarak kabul etmiştir. Arkasında üç oğlu görülmektedir. “… çünkü o, Davud’un evinden ve soyundandı… vergilendirmek için evleneceği karısı (nişanlısı) Meryem’le ki o gebeydi” yazılıdır. Meryem’in başının üzerinde “Tanrı Anası” anlamına gelen monogramı görülmektedir. 



Doğu’lu 3 Kahin Kral Herod’un Huzurunda: 

Dış narteks güney kanadının ilk doğu lunetinde 2 bölümlü bir tasvir bulunmaktadır. Sol kısımda atları ile Beytülrahim yıldızını takip eden 3 Kahin kralın(Baltazar,Gaspar,Melkior) Kudüs’e gelerek, “Yahudilerin Kralı olarak doğan nerdedir? Çünkü doğuda onun yıldızını gördük, ona ibadet etmek için ve hediyelerini vermek geldik” şeklindeki sözlerinin Kral Herod tarafından duyulması üzerine, Kral Herod, baş papaz ve katiplerinden bu konu ile ilgili bilgi ister. Yeni doğan bu çocuğun Bethlehem’de olduğunu öğrenmesi üzerine 3 kahini çağırarak, kendisininde bu peygambere ibadet edeceğini söyler ve peygamberi onun için bulmalarını ister. 

3 kahin yeni doğmuş İsa’yı bularak, onun ilk ibadet edenleri olurlar. Kahinler Kral Herod’un kötü niyetini anladıklarından dolayı, İsa’nın nerede olduğu hakkında bilgi vermeden evlerine dönerler. Bu durum karşısında kandırıldığını anlayan Kral Herod, askerlerine Bethlehem’de bulunan ve iki yaşına kadar her erkek çocuğunun öldürülmesi emrini verir. Tasvirli sahnede mimari bir yapı önünde taht üzerinde oturan Kral Herod bir elinde asa tutarken diğer elini karşısında duran kahinlere uzatır vaziyettedir. Kralın arkasında bir muhafız, karşısında ayakta duran 3 kahin vardır. Soldaki uzun sakallı kahinin elinde İsa’ya sunulmak üzere içinde hediye olan bir kutu bulunmaktadır. 

Kutunun içinde bir tanrıya ilk kez sunulacak manevi semboller olan mür, tütsü ve altın bulunmaktadır. 

Tanrı = Tütsü ; 
İnsan = Mür, Koku ; 
Kral = Altın 

Tasvirli sahnede “ Ve işte doğudan Kudüs’ e bilge adamlar geldi, dediler ki, Yahudilerin Kralı olarak doğan nerede” yazılıdır.




Katliam’ın Emredilmesi: 

Dış narteks, güney kanadı, güney lunetinde, doğulu kahinlerin bebek İsa’yı bularak hediyelerini sunduktan sonra ülkelerine dönmeleri üzerine, Kral Herod, Bethlehem ve civarında ki 2 yaşına kadar olan erkek bebeklerin katliamını emrediyor. Solda taht üzerine oturan Kral Herod, arkasında iki muhafız, karşısında ise 3 asker yer alırken, panonun sağ kısmında ise, çocukların askerler tarafından öldürüldüğü katliam sahnesine yer verilmiştir. Bir anne karnı deşilen çocuğuna bakamıyor diğeri ise çocuğunu saklamaya çalışırken görülmektedir. Mozaikli sahnede “Sonra Herod, bilginler tarafından alaya alındığını gördüğünde, çok kızdı ve dışarı yolladı ve Bethlem’deki ve bunların bütün kıyılarındaki iki yaş ve altındaki bütün çocukları öldürdü” yazılıdır. 

Yas Tutan Anneler: 
Dış narteksin güney kanat, 2. bölüm batı kemerinde, günümüze tam olarak gelemeyen mozaik tasvirde, çocukları öldürülmüş anneler bir arada oturarak, ölen çocuklarının yasını tutmaktadır. Tasvirli sahnede, “Rama’da bir ses duyuldu, ağıt ve ağlama ve büyük yas” yazılıdır.

Elizabet ve Yahya’nın katliamdan kaçışı: 
Dış narteksin güney kanat, birinci kısımdaki batı kemerinde, Azize Elizabeth, kucağında oğlu Vaftizci Yahya ile dağda bir mağaraya sığınmaları betimlenirken, sol tarafta ise, bir asker bir elinde kılıç, diğer elinde kılıcının kını ile onlara doğru koşarken tasvir edilmiştir. Elizabeth ve oğlu, mucize eseri olarak mağaranın girişinin bir kaya ile kapanması sayesinde katliamdan kurtulmuştur. Mozaikli sahnede “Elizabet’in kaçışı”yazılıdır.



MATTA 2
16 Hirodes, yıldızbilimciler tarafından aldatıldığını anlayınca çok öfkelendi. Onlardan öğrendiği vakti göz önüne alarak Beytlehem ve bütün yöresinde bulunan iki ve iki yaşından küçük erkek çocukların hepsini öldürttü. 

17 Böylelikle Peygamber Yeremya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelmiş oldu: 

18 “Rama’da bir ses duyuldu, 
Ağlayış ve acı feryat sesleri! 
Çocukları için ağlayan Rahel 
Avutulmak istemiyor. 
Çünkü onlar yok artık!”





Meryem'in Ölümü - Koimesis

Naos batı duvarında, ana kapının üzerinde yer alan Meryem’in Ölümü (koimesis) sahnesinde kumaşlarla kaplanmış lahitin üzerine uzanmış Meryem, etrafında ise havariler, kilise ileri gelenleri ve Kudüs’lü kadınlardan oluşan kalabalık yer almaktadır.

İsa, çift mandorla içerisinde, elleri saygı ifadesi olarak örtülü kucağında Meryem’in ruhunu temsil eden bebek tutmaktadır, Mandorla (ışık halesi) içersindeki İsa’nın etrafında melekler, dışında ise altı kanatlı melek serafim* mandorlanın üst kısmında kanatları açık vaziyette mandorlayı yukarı doğru çekerek sahneye hareketlilik kazandırmıştır. Arka planda mimari yapı yanında, muhtemelen İsa’nın kucağındaki Meryem’in ruhunu alarak cennete götürmek için bekleyen iki melek görülmektedir.

Meryem’in baş ucunda Petrus elindeki buhurdanı sallarken ayak ucunda ise Pavlos Meryem’e doğru eğilerek üzgün bir ifadeyle bakmaktadır. Sahnenin üst kısmında "Tanrı anasının ölümü" tasvir edilmektedir.

*

Serafim (Seraphim- Seraphs) altı kanatlıdır , ikisini kullanır, alevler içinde kılıçta tutarlar, tanrı tahtının üstünde uçarlar, Hıristiyanlıktaki tasvirlerinde ayakları gözükmez , genital bölgesinin kapatılması olarak düşünülür. Tanrı’nın sevgisi ile yandıkları için ‘yanan melekler’ şeklinde de tasvir edililirler.




Khalke İsa'sı ve Meryem Ana 

İç narteks güney kanadı, doğu lunet duvarını kaplayan mozaik tasvirde Kariye’nin Deesis sahnesi işlenmiştir. Burada ayakta duran Tanrı Anası Meryem insanların günahlarından arınması için üzgün bir şekilde dua ederken ayakta olan İsa’nın sağında betimlenmiştir. 

Bu sahne Büyük Sarayın giriş kapısındaki tunç kapı “Khalke Kapısı” üzerindeki sahne ile benzerliğinden dolayı bu isimle anılmıştır. Meryem’in eteğinin yanında Prens İsaak Komnenos, sağ tarafta ise rahibe kıyafetleri içinde prenses Maria Palaiologos diz çökmüş dua eder vaziyette tasvir edilmişlerdir. Muhtemelen bu mozaik pano 12. yy. ve 14. yy’larda kiliseye hizmette bulunan, yapının tamirini yaptıran kişilere ait olmalıdır. 

İmparator VIII.Mikhael Palaiologos’un meşru olmayan kızı olan Maria, 1265 yılında Moğol Hanı Hülagü’ye eş olarak Karakurum’a gönderilmiş, ancak Karakurum’a varamadan Hülagü Han ölmüş, Maria onun oğlu Abaka Han ile evlenmiştir. 15 yıl burada yaşamış ve Hıristiyanlığı yaymıştır. Eşi öldürülünce de İstanbul'a geri dönmüştür. Bu evlilik nedeniyle Moğolların Maria’sı diye anılmaktadır. Rahibe olduktan sonra Melane adını almıştır.





kaynak: Kariye Müze

ayrıca 
Moğolların Maria'sı ve Kanlı Kilise ile ilgili 






Parekklesion daki Apsis duvarında yer alan piskopos figürleri

Piskopos figürleri gerçek insan boyutlarında yapılmış, kendi içlerinde önem sırasına göre sıralandırılmışlardır. Piskopos giysili olan bu azizlerin başlarının yanında adları yazılı, ellerinde ise kapalı kitap tutmaktadırlar. Bizans litürjisinin kurucuları olan iki piskopos aziz ortada yer alır. Orta sağ tarafta Aziz Basileos, onun sağında aziz Ioannes Khrysostomos, yanında aziz Athanasios, onunda sağında ismi silinmiş muhtemelen aziz Nikolaos yer almaktadır. Aziz Baselios’un solunda aziz Georgios Theologos, yanında İskenderiyeli aziz Kyrillos bulunmaktadır.




ek:


________








16 Eylül 2014 Salı

HYPATİA - CYRİL VE EFES KONSİLİ




Hypatia bugüne yapıtı kalmış ilk kadın matematikçidir. 
İS 370-415 yılları arasında yaşamış olmasına karşın, 
yaşamı bugün okullarımızda - ne yazık ki - 
ders olarak okutulacak güncellikte (1).

Hypatia İskenderiye’de doğup İskenderiye'de öldüğünden Hypatia'nın başına gelenleri anlayabilmek için o yılların İskenderiye'sini bilmemizde yarar var.

İskenderiye, Makedonya kralı ve Aristo'nun öğrencisi Büyük İskender tarafından MÖ.332 yılında Mısır'da kurulmuş bir kenttir. İskender 'in ölümünden (MÖ.323) sonra, İskender'in en güvendiği general olan Ptolemaios ve ailesi tarafından yönetildi. Büyük bir üniversite ve kitaplık kurularak çağın en önemli kültür merkezlerinden biri oldu.


Bu kentte salt Yunanlılar ve Mısırlılar değil, Yahudiler de yaşıyordu. Hatta o çağların en önemli Yahudi kentiydi.


İskenderiyeliler bir süre için Roma İmparatorluğu'ndan bağımsızlıklarını korumayı zar zor başarabildilerse de , MÖ.80 yılında pes ettiler.


326 yılında, 1.Constantin Roma'nın entrikalarından kurtulabilmek amacıyla Roma İmparatorluğu'nun merkezini doğua kaydırmak istedi ve Konstantinopul'u, yani İstanbul'u kurdu. (2) Hemen sonra da hıristiyanlığı kabul etti. Paganlarla Hıristiyanların kavgası 5.yüzyıla taştı. Yahudilerin ve Yunan paganların etkin oldukları İskenderiye de bu kavgadan payını fazlasıyla aldı.


Hypatia'nın babası Theon (3), İskenderiye Üniversitesi'nde matematik hocasıydı. Daha sonra üniversitenin rektörü oldu. Hypatia, İskenderiye'deki zengin bilim ortamından yararlandı.


Daha genç yaşlarında soru sormayı, araştırmayı ve kuşku duymayı öğrendi. Theon, kızını kusursuz bir insan olarak yetiştirmek istiyordu. Kızının eğitimini üstlendi, hem öğretmeni, hem oyun arkadaşı oldu. El sanatları, şiir, felsefe, din, astronomi, astroloji, matematik konularında eksiksiz bilgilenmesi için elinden ne geliyorsa yaptı.


Çok iyi bir öğretmendi. Öğrettiği konuları seviyor ve sevgisini karşısındakine aktarabiliyordu. O çağda ve dünyanın o yöresinde bilinen bütün dinleri kızına öğretti. Dogma düşüncelere ve dinlere saplanmasına izin vermedi.


"Bütün dogmatik dinler yanlışlarla doludur ve kendine saygısı olan bir kimse tarafından son gerçek olarak kabul edilmemelidir, " ve "Düşünme hakkını hep kullanmalısın, çünkü yanlış düşünmek, hiç düşünmemekten yeğdir." dedi kızına.


Kızının salt zihinsel değil, bedensel gelişmesine de gereken önemi verdi. Günün belli saatleri spora ayrılmıştı. Hypatia yüzmesini, kürek çekmesini, ata binmesini, dağa tırmanmasını öğrendi.


Hitabet , Yunanlılarda hem bir bilim, hem de bir sanattı. Hypatia güzel ve etkili konuşmasını da öğrendi. Güzel sözcükleri seçmeyi, doğru mantığı kullanmayı, düşüncelerini nasıl dile getirirse etkili olacağını, ne zaman fısıldayıp, ne zaman sesini yükseltmesi gerektiğini öğrendi.


Theon kızına aldatıcı ve kandırıcı güzel dillerden sakınması gerektiğini söylemeyi de unutmadı. Geçiciyle kalıcı arasındaki ayrımı, neyin önemli, neyin önemsiz olduğunu anlattı. Kısacası, Theon kızının her anını değerlendirdi. Bir oya gibi işledi gençkızı.


Yıllar sonra Hypatia babasından öğrendiklerine kendi kendine öğrendiklerini de katıp şöyle yazdı:


"Masallar masal diye, efsaneler efsane diye anlatılmalıdır. Boşinançları gerçek diye öğretmekten daha korkunç bir şey olamaz. Çocuk aklı bunları kabul eder ve çocuk yanlış şeylere inanır. Bu yanlış inançlardan arınmak çok zor olur, uzun yıllar alır.


İnsanlar boşinançlara bir gerçekmiş gibi inanıp uğruna dövüşürler. Hatta boşinançlar uğruna daha fazla dövüşürler, çünkü boş inanç öylesine elle tutulmazdır ki çürütülmesi nerdeyse olanaksızdır."


Hypatia biraz büyüdüğünde - babasının etkisinden kurtulmak için olabilir- dünyayı dolaşmaya çıktı. Kimi bir yıl dolaştı diyor, kimi on yıl. Roma'ya ve Atina'ya gitti. Atinalı filozof, yeni eflatuncu Plütark'tan dersler aldı.(4) 


Bu yolculuğu sırasında matematikçi olarak ünlendi. İskenderiye'ye geri döndüğünde üniversitede matematik ve felsefe okutması istendi. Seve seve kabullendi. Bu günle için yetiştirilmemiş miydi?


Hypatia çok sevilen, iyi bir öğretmendi. Tarihçi Sokrat (5), Hypatia'nın hem sınıfının, hem de evinin öğrencilerle, çağın bilgin ve düşünürleriyle dolup taştığını yazıyor. Avrupa'dan, Asya'dan ve Afrika'dan öğrenciler salt Hypatia'nın öğrencisi olmak için akın akın İskenderiye'ye geldiler.


Diofantos'un ünlü Aritmetik adlı yapıtından (6) ders verirdi genellikle. Elbet yapıtı olduğu gibi değil, düşüncelerini katarak, yorumlarını getirerek, geliştirdiği yöntemleri açıklayarak anlatırdı.


Hypatia matematik üzerine birçok kitap yazmıştır. Ne yazık ki bu kitaplardan günümüze ancak parçaları kalabilmiştir. Çoğu İskenderiye yangınında ve Serapis tapınağının azgın halk tarafından yakılıp yıkılmasında zarar görmüştür. 


Babasıyla birlikte Öklid üzerine en az bir kitap yazdığı biliniyor. Diofantos'un astronomi üzerine çalışmalarına katkıda bulunan bir yaptının parçaları 15'inci yüzyılda Vatikan kitaplığında bulunmuştur. Hypatia'nın bir de Apollonius'un Konikleri Üzerine adlı bir kitap yazdığı biliniyor. 


Hypatia'dan sonra 17'inci yüzyılın ikinci yarısına değin bu konuya dokunulmamıştır, ta ki Descartes, Fermat, Newton, Leibniz gelene dek.


Bunun dışında , Ptolemaios'un astronomi ve Diofantos'un aritmetik kitaplarına düştüğü notları var elimizde. 


Hypatia gökyüzü gözlemlerinde, su arıtmada, denizcilikte kullanılan çeşitli buluşlarıyla da ünlüdür.


Hypatia çok güzel bir kadındı. Güzelliği, bilgisi ve aklı dillere destandı. Prensler, filozoflar Hypatia'ya evlenme önerisinde bulundular. Hiçbirini aklına eşit bulmamış olacak ki, "ben gerçekle evliyim" lafebeliğine sığınarak önerileri geri çevirdi.


Öte yandan, sevgiden yoksun olmadığı biliniyor.


Hypatia, yeni eflatuncular denilen bir düşünce okulundan sayardı kendini. Bu okulun bilimsel düşünme yöntemi Hıristiyanların dogmatik ve bağnaz düşünceleriyle çelişiyordu.


MS.412 yılında, İskenderiye'nin patrikhanesinin başına Cyril (Kiril/Cyril-Efes Konsili 431) adında bir adam atandı. (7)


Cyril çöllerde oruç tutup dua eden sofu bir Hıristiyandı. Gene de dünya işlerinden elini ayağını çekmemişti. İyi bir konuşmacıydı ve insanları kullanmasını etkilemesini iyi biliyordu.


"Paraboları" (Parabalani) denilen bir çapulcu ordusu emrindeydi. Parabolariler başlangıçta bugünün Kızılay'ı görevini görüyorlardı. Daha sonra amaçlarından sapıp, çalıp çırpmaya başladılar.


Cyril paganlara saldırmaya en zayıflarından başladı. Çok yakıp yıktı, çok suçsuz insan öldürdü. Sonra, İskenderiye'nin kuruluşundan bu yana özel yasalarla korunan ve barış içinde yaşayan Yahudilere yüklendi. Tapınaklarını, havralarını yerle bir edip onları kentten sürdü.


Roma'nın atadığı Mısır müfettişi Orestes adında çağına göre aydın sayılacak bir insandı. Hypatia'nın da yakın arkadaşıydı. Cyril'in yaptıklarını hükümetine şikayet ettiyse de bir sonuç elde edemedi.


Bir gün, Orestes arabasıyla yoldan geçerken 500 kadar rahip Orestes'e saldırıp öldürmek ister. Orestes, hıristiyan olduğunu ısrarla söylese de bir yararını görmez. Taş yağmuruna tutulur. Yaralanan Orestes ölümden son anda halk tarafından kurtarılır. Orestes, kendini yaralayanın cezasını orada ve o anda verir : Ölüm.


Cyril daha sonra Orestes'in öldürttüğü kişiyi büyük bir törenle katedrale gömdürür ve adını Thaumasius'a ("Mükemmel" demek) değiştirir. 


Cyril yalnız dinsel gücü değil, siyasi gücü de eline geçirmek istiyordu. Bu nedenle Orestes ve yandaşları yokedilmeliydi, en azından Orestes zayıflamalıydı. Hypatia, Orestes'in yakın arkadaşlarının en önemlisi ve en başta gelenlerindedi. Hem saygındı, hem bilgiliydi, hem iyi konuşurdu, hem de ünlüydü. Hypatia ortadan kaldırılmalıydı.


Orestes'le Cyril'in dostluklarına tek engelin Hypatia olduğu ve Cyril'e kızoğlankız bir adak gerektiği söylentileri yayılır kentte.


Matematik tarihinin en korkunç cinayeti için ortam hazırlanmıştır. Kışkırtmacıların da yardımıyla, çapulcular, işsizler, cahiller Hıristiyan olmayan Hypatia'ya karşı kızıştırılır. Hypatia, üniversitesinin önünde arabasındayken bu canavarların hücumuna uğrar. Önce soyarlar, sonra midye kabuklarıyla etlerini parçalayıp ateşe atarlar.


Soruşturma açılır elbet, ama rüşvet ve güç gösterisi sayesinde sonuçlanmadan kapanır. Cyril, Hypatia'nın Roma'da olduğunu, linç edilmediğini bildirir halka. 


İskenderiye halkını kandırılmış olabilir ama Tarih'i kandıramamıştır. (8)



1)Tarihçi Charles Kingsley, Hypatia’n›n yaşamından öylesine etkilenmiş ki, Hypatia’nın yaşamını konu eden bir roman bile yazmış (1907).

2) İstanbul ve çevresinde daha önce de insanlar yaşıyordu elbet. I. Constantin, İstanbul’u büyük bir yerleşim merkezi haline getirmiştir.

3) Hypatia’nın yaşamıyla ilgili bilgiler Elbert Hubbard’ın Little Journeys to the Homes of Great Teachers ve Lynn M. Osen’in Women in Mathematics adlı yapıtlarından alınmıştır.

4) Atinalı iki Plütark vardır. Birincisi 46-120 yılları arasında yaşamıştır, yaşam öykücü olarak tanınır daha çok. Sözü edilen Plütark daha az tanınmıştır. 

5) Atinalı filozof Sokrat değil.

6) Çağımızın matematiğine büyük katkısı ve etkisi olan bu yapıt, ancak 1600'lü yıllarda Latinceye çevrilip Batı tarafından tanınmıştır. Fermat, Büyük Teoremini işte bu çevirinin bir sayfa kenarına yazmıştır. Diofantos da İskenderiye'de yaşamıştır. Tahminen 3.yüzyılın ortalarında. İskenderiye'de 3.yüzyılın sonlarında bir başka matematikçi tanınmıştır: Pappüs. Bugün hala daha Pappüs'ün geometriyle ilgili çok önemli bir teoremi matematikte sık sık kullanılır.

7) Kiril (Cyril) üzerine bilgiler, Edward Gibbon’ın (1737-1794) Decline and Fall of the Roman Empire adlı yapıtından elde edilmiştir.

8) Bu yazı yazıldıktan sonra, The American Monthly, cilt 101, sayı 3, Mart 1994, sayfa 234-243’te Michael Deakin’in “Hypatia and Her Mathematics” adlı yazısı yayımlandı. Deakin yazısında Hypatia üzerine yaygın yanlış bilgilerimizi düzeltiyor. (PDF
)


_____

EFES KONSİLİ - NESTORİUS - CYRİL


... Nestorius, eğitimini Antakya'da almış ve burada Euprepios manastırına girerek papazlığa yükselmiştir. Antakya ilahiyat okulunun en meşhur temsilcilerinden olan Mopsuestialı Theodore'un öğrencisi olup olmadığı belli değildir. Hitabeti ve şöhreti Antakya sınırlarını aşan Nestorius, 10 Nisan 428 yılında İstanbul'a patrik olarak atanmıştır.


Görevinin daha ilk yılında kendisini Hz.Meryem ile ilgili bir tartışmanın ortasında buldu. Tartışmada Hz.Meryem'e Tanrı doğuran anlamında Theotokos unvanı verenler bir yanda yer alıyor ; diğer tarafta is Hz.Meryem'in sadece bir insanın annesi (Anthropotokos) olduğunu vurgulayanlar bulunuyordu.


Nestorius Theotokos unvanının kullanımını reddetmemekle birlikte, bunun tek başına kullanılmasının, doğabilecek bazı yanlış anlamları düşünerek, ihtiyatla karşılanması gerektiğini düşünmüştür. Bu noktada zekice sayılabilecek bir çözüm yolu bularak Meryem'e "Mesih'i doğuran" anlamında Christotokos unvanı verilmesini önermiştir. Bunu önerirken, Mesih isminin hem insana hem de Tanrı'ya işaret etmesinden yararlanmak istemiş olmalıdır. 


Taraflar bu öneriye sıcak bakıp mesele çözüme kavuşturuldu sanılırken, Nestorius'un bir konuşması esnasında söylediği "Tanrı'nın bir annesi olamaz. Yaratılmış olan hiçbir varlık Tanrı'yı doğuramaz. Meryem sadece biri insan doğurmuştur, Tanrı'yı değil. Tanrı'nın dokuz ay boyunca bir kadının rahminde taşındığı, bebek elbiseleri giydiği, acı çektiği, öldüğü ve gömüldüğü söylenemez." şeklindeki sözleri konunun tekrar alevlenmesine yol açtı.


Bu ifadeleri nedeniyle Nestorius, Samosatalı Pavlus'un takipçisi olarak görüldü.


Theotokos kelimesi odaklı tartışmada Antakyalı Nestorius'un karşısındaki isim İskenderiye patriği Cyril olmuştur. Cyril'e göre birleşmeden sonra İsa Mesih'in iki ayrı doğasının olduğundan bahsedilirse ve "insani doğaya ait özelliklerin ilahi doğaya ya da ilahi doğaya ait özelliklerin insani doğaya bağlanması mümkün değil" denilirse, bu durumda kurtuluşun sırrı küçümsenmiş olur. Böyle düşünüldüğünde, Mesih'in çektiği acılar ve kurtarıcı eylemleri, bedenleşmiş Tanrı'ya değil sadece bir insana ait olacaktır. Yine bu düşünce takip edilirse, evharistiya ayininde yenilen ekmek, Tanrı'nın değil insanın bedeni olacaktır. Bu noktada Cyril, Nestorius ve taraftarlarını yamyamlıkla suçlamaktadır.


Her iki taraf da Roma'nın desteğini alabilmek için Papa Celestine'e (Papalık yılları 422-432) mektup göndermiştir. 430 yılı Ağustosunda Roma'da yerel bir sinod toplayan Papa, Theotokos kelimesinin kulllanılabileceğini ilan etmiştir. 11 Ağustosta karar her iki tarafa da mektupla gönderilmiş ve mektubu aldığı günden itibaren Nestorius'a görüşlerinden vazgeçmesi için 10 gün süre tanınmıştır. 


Cyril de bu süreçte İskenderiye'de bir sinod toplayarak Nestorius için on iki maddelik bir afaroz gerekçesi çıkararak bunu bir mektupla Nestorius'a bildirmiştir.


Tartışmanın büyümesi üzerine İmparator II.Theodosius 7 Haziran 431'de Efes'te bir konsilin toplanmasına karar verdi.


Cyril konsilde üstünlüğü sağlamak için Mısır'dan fazla sayıda piskoposla toplantıya katıldı. Ayrıca konsilden önce Efes piskoposu Memnon'u ikna edip onun desteğini almayı da başardı. Birinci Efes Konsili, Mısırlı ve Efesli piskoposların katılımıyla, belirlenen tarihten on beş gün sonra, 22 Haziran'da Antakya ve Roma temsilcilerinin gelmesi beklenmeden gayr-i nizami bir şekilde başladı.


Cyril Antakya ve Roma temsilcilerinin gecikmesini fırsat bildi ve doğal olarak başkanı olduğu konsilde hemen Nestorius'u mahkum eden bir karar çıkardı. Bu kararla Nestorius görevinden alındı ve "Yeni Yahuda" ilan edildi.


Nestorius, konsil başladığında Efes'te olduğu halde, Antakya temsilcilerinin beklenmemesini protesto ederek, kendisini mahkum edecek olan açılış oturumuna katılmadı. Dört gün sonra 26 Haziran'da Antakyalı piskoposlar Efes'e geldiler ve onlar da Nestorius ile birlikte kendi konsillerini yaparak Cyril ve Efes piskoposu Memnon aleyhine kararlar aldılar. Son olarak Roma temsilcileri Efes'e ulaştılar ve Cyril'in tarafında yer aldılar. 


Farklı iki toplantıda alınan birbirine zıt kararlar imparatora bildirildi. İmparator her iki grubun temsilcilerini dinledikten sonra, Efes'te kendisini temsilen ikinci vekil gönderdi. Kont John adındaki bu yetkili, Nestorius, Cyril ve Memnon'u görevden aldığını açıkladı ve üçünü de sorguya aldı. 


Nestorius'u sorgulamak üzere onun görüşlerine eğilimi olan bir kişiyi görevlendirdi. Cyril'in sorgulanmasının ise daha zorlu geçtiği ifade edilmektedir. Ağustos ayı sonunda İmparator II.Theodosius kararını verdi. Buna göre, Nestorius, Antakya'ya, kendi manastırına gönderildi. Cyril beraat ederek İskenderiye'ye döndü. Nestorius'un yerine, İstanbul patrikliğine Cyril'in hoşuna gidecek bir isim, Maximian tayin edildi. Memnon da Efes piskoposluğu görevine devam etti.


Nestorius, eserinde bu olayı anlatırken, Cyril'in kont John'a ve onun aracılığıyla imparatora çok para verdiğini veya teklif ettiğini dile getirmektedir. Nestorius'un bu tanıklığı belki o zamana kadar Nestorius'u destekleyen imparatorun neden tavır değiştirdiğini açıklayan bir ipucu olarak görülebilir.


Birinci Efes Konsili teolojik bir sorunu çözmek amacıyla toplanmış olmasına rağmen, pratikte tarafların birbirini aforoz ettikleri bir kavga ortamına dönüşmüştür. İmparatorun müdahalesiyle konsil sonuçlandırılmış ; ama çıkan sonuç teolojik değil, tartışmanın tarafları olan İstanbul, İskenderiye ve Efes patriklerinin akıbetinin belirlenmesi şeklinde olmuştur. Bu gerçeğe vurgu yapan Friedrich Loofs (ö1928) Efes'te herhangi bir dogmatik meselesinin çözüme kavuşturulamamasından hareketle, Birinci Efes Konsili'nin ekümenik bir konsil olarak değerlendirilemeyeceğini iddia etmektedir.


Birinci Efes Konsili'nden sonra ikiye bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak için bazı teşebbüsler yapılmış ve bu çabaların sonucunda 433 yılında bir anlaşmaya varılabilmiştir. Buna göre Theotokos unvanının kullanımı, Nestorius'un görevden alınması kararı kabul edilmiştir.


Kristolojik açıdan bakıldığında Cyril'in savunduğu "birleşmeden sonra İsa Mesih'te tek bir doğa vardır" şeklindeki düşünceden vazgeçilmiş, bunun yerine Antakya ilahiyat okulunun görüşü olan "İsa Mesih'te iki doğanın birleşmesi" formülü benimsenmiştir. 


Ayrıca Cyril de Nestorius'a yönelik yazdığı on iki aforoz da geri çekmek zorunda bırakılmıştır. Sonuçta , Nestorius İstanbul patrikliği görevinden azledildi ve İmparator II.Theodisius'un emriyle Antakya'daki manastırına gönderildi. Burada dört yıl kaldıktan sonra 435 yılında Kuzey Mısır'da Oasis 'e sürgüne gönderildi. 450'de Theodosius ölünceye kadar burada sürgün hayatı yaşadı. Ne kadar yaşadığı kesin olarak bilinmemesine karşın 451 gibi öldüğü varsayılıyor.



*Nestorius ve Kristolojisi - Yrd.Doç.Dr.Muhammet TARAKÇI



***



Socrates Scholasticus tells the story in his Historia Ecclesiastica:

Hypatia, daughter of the philosopher Theon, who made such attainments in literature and science, as to far surpass all the philosophers of her own time…For all men on account of her extraordinary dignity and virtue admired her the more. 


Yet even she fell a victim to the political jealousy which at that time prevailed. For as she had frequent interviews with Orestes, it was calumniously reported among the Christian populace, that it was she who prevented Orestes from being reconciled to the bishop. 


Some of them therefore, hurried away by a fierce and bigoted zeal, whose ringleader was a reader named Peter, waylaid her returning home, and dragging her from her carriage, they took her to the church called Caesareum, where they completely stripped her, and then murdered her with tiles. 


After tearing her body in pieces, they took her mangled limbs to a place called Cinaron, and there burnt them. This affair brought not the least opprobrium, not only upon Cyril, but also upon the whole Alexandrian church. 


And surely nothing can be farther from the spirit of Christianity than the allowance of massacres, fights, and transactions of that sort. This happened in the month of March during Lent, in the fourth year of Cyril’s episcopate, under the tenth consulate of Honorius, and the sixth of Theodosius.”




***


"Can anything be more horrible or more cowardly than the conduct of the priests of this Bishop Cyril, whom Crhristians style St.Cyril?... His tonsured hounds, followed by a mob of fanatics, attack Hypatia in the street, drag her by the hair, stone and burn her, and cyril the Holy utters not the slightest reprimand. This Cyril was ambitious, factious, turbulent, knavish and cruel.... He caused his priests and diocesans to massacre the young Htpatia, so well known in the world of letters...Cyril was jealous because of the prodigious attendance at the lectures of Hypatia, and he incited agianst her the murderers who assassinated her....Such was Cyril of whom they have made a saint. We know that St.Cyril caused the murder of Hypatia, the heroine of philosophy." Voltaire


Voltaire tells us that the guilt of St. Cyril has been proved by the most learned men of the eighteenth century, “such as Brucker, La Croze, Basnage...


“It is hard to believe that the hands of St. Cyril were not stained in this bloody tragedy. The historian Socrates, who gives its details, adds that the deed covered with infamy not only Cyril but the whole Church of Alexandria.” In the latter we are told: “Hypatia was massacred by the Christian populace, at the instigation of St. Cyril. . . . According to Damascius, St. Cyril, passing one day before the residence of Hypatia, noted the crowd who were waiting to hear the daughter of Theon, and he thereupon conceived such jealousy of her fame that he resolved to procure the death of the noble and learned girl.”


M. Aubé, in vol. xxv, p. 712.“Nouvelle Biographie Générale” (Didot, 1858), and the “Grand Dictionnaire Encyclopédique du Dix-Neuvième Siècle” (1873)


Vol. ix., p. 505 — 

Cantù does not touch the question of St. Cyril’s responsibility for this crime. This is all that the great historian says concerning Hypatia: “Theon, a professor in Alexandria, commentated on Euclid and Ptolemy, but became more famous on account of his beautiful daughter Hypatia. Taught mathematics by him, and perfected at Athens, she was invited to teach philosophy in her native city. She followed the eclectics, but based her system on the exact sciences, and introduced demonstrations into the speculative, thus reducing them to a more rigorous method than they had hitherto known. Bishop Synesius was her scholar, and always venerated her. Orestes, Prefect of Egypt, admired and loved her, and followed her counsels in his contest with the fiery Archbishop, St. Cyril. It was said that it was owing to Hypatia’s enthusiasm for paganism that Orestes became unfavorable to the Christians. Hence certain imprudent persons so excited the people against her that one day, while she was going to her school, she was dragged from her litter, stripped and killed, and her members thrown into the flames.” 
(Storia Universale,” b. vii, c. 23. Edit. Ital. 10; Turin, 1862.)



________


Charles Kingsley "HYPATIA"
VOL I: book

VOL II: book


Hypatia and Her Mathematics - Michael A. B. Deakin,1994, PDF: 



THIRD ECUMENICAL COUNCIL; FIRST COUNCIL OF EPHESUS 431 - link



*


Hıristiyanlık öncesi Efes şehrinde Tanrıça Artemis ve imparatorluk kültleri ile Yahudilik inançları mevcuttu. Bilinebilen en eski dönemlerden itibaren burada daha sonra Artemis adını alacak olan büyük ana tanrıça Kybele (Cybele) kültü yaşamaktaydı ve milâttan önce 11. yüzyılda bu tanrıça adına büyük bir tapınak (Artemision) yapılmıştı. Birçok defa yakılıp yıkılan ve tekrar yapılan bu tapınak, IV. yüzyılın sonunda her türlü putperest tapınmayı yasaklayan Théodose fermanından sonra tamamıyla ortadan kalkmıştır.

Hıristiyanlık geldiğinde Efes yöresine hâkim olan inanç Artemis kültüydü. Pavlus (St. Paul) misyonerlik gezileri sırasında Efes’e iki defa gelmiş, ikinci gelişinde burada iki yıldan fazla kalarak Hıristiyanlığı yaymaya çalışmışsa da Artemis kültünü benimseyen Efesliler’in sert tepkisiyle karşılaşmıştır (Resullerin İşleri, 19/23-41).


Şehre Ayasuluk adının verilmesine sebep olan ve uzun süre burada yaşayan, hatta burada öldüğü kabul edilen Yuhanna’nın Efes’e ne zaman geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Hz. Îsâ’nın semaya urûcundan sonra annesi Hz. Meryem’in nerede yaşayıp öldüğü tartışmasına bağlı olarak Yuhanna’nın Efes’e ne zaman geldiği de inceleme konusu olmuştur. Hz. Meryem’in Bülbüldağı’nda, bugün kendisine nisbet edilen evde yaşayıp öldüğünü savunanlar, Katolik rahibe Anne Catherine Emmerich’in vizyonlarına dayanmaktadırlar ki buna göre St. Jacques, İspanya dönüşünde Efes’e uğramış, bu sırada vefat eden Hz. Meryem’in cenazesini kabre kadar taşımıştır. 


Bugün genel olarak kabul edilen kronolojiye göre St. Jacques 43 veya 44 yılında ölmüştür. Şu halde Meryem bu vizyona göre en geç 42 yılında ölmüş olmalıdır. Hz. Meryem Yuhanna tarafından yapılan evde dokuz yıl yaşadığına göre, havâri Yuhanna 32 veya 33 yıllarında Efes’e gelmiş olmalıdır. Ancak Yuhanna’nın bu yıllarda Efes’e gelmiş olması, hem “Resullerin İşleri” kitabına hem de tarihî bilgilere ters düşmektedir. 


Hz. Meryem’in Efes’te yaşayıp öldüğünü savunan Tillemont bile Yuhanna’nın 65 yılından önce Efes’e gelmiş olabileceğine ihtimal vermemektedir. Hz. Meryem’in Kudüs’te vefat ettiğini savunanlar ise Yuhanna’nın tarihî gerçeklere uygun olarak 60’lı yıllardan önce Efes’e gitmediğini kabul etmektedirler. Zira 55-58 yıllarında Efes’te kalıp Hıristiyanlığı yaymaya çalışan St. Paul’ün oradaki faaliyetlerini anlatan Ahd-i Cedîd (Resullerin İşleri, 19-21) Yuhanna’dan hiç bahsetmemektedir. 


Milâttan sonra 61 yılında Efesoslular’a mektubunu yazdığı kabul edilen St. Paul, bu mektubunda da Yuhanna’dan bahsetmemektedir. Şu halde 61 yılında da Yuhanna henüz Efes’e gelmemiştir. Onun Efes’e 65’ten sonraki bir tarihte geldiği kabul edilmektedir. Kilise geleneğine göre Yuhanna Efes’ten Patmos adasına sürgün edilmiş, hatta kendisine nisbet edilen vahyi (apokolips) burada yazmış, 96 yılında Nerva’nın tahta çıkışı üzerine Efes’e dönmesine müsaade edilmiş ve Trajan döneminde (98-117) vuku bulan vefatına kadar orada yaşamıştır. Mezarının bulunduğu Ayasuluk tepesine milâttan sonra VI. asırda İmparator Justinien tarafından bir bazilika yaptırılmıştır ki bu bazilikanın kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.


Hz. Meryem’in de Efes’te Bülbüldağı’nda bugün kendisine nisbet edilen evde yaşadığı ve orada öldüğü iddia edilmekle birlikte bu iddia doğru değildir.


Milâttan sonra 431 yılında, İstanbul patrikliği yapmış olan Nestorius’un görüşlerinin tartışıldığı üçüncü ökümenik konsil Efes’te toplanmıştır. Efes konsilinde Hz. Meryem’in durumu tartışılmış ve onun “tanrı doğuran” (theotokos) olduğu resmen ilân edilmiştir. Konsilin burada toplanması ve Meryem’e tanrı doğuran unvanının verilmesi ilginçtir. Zira aynı yörede daha önce ana tanrıça Artemis kültü mevcuttu. Pavlus’un davetine karşı çıkan ve Tanrıça Artemis kültüne bağlı kalan Efesliler, IV. asrın sonunda İmparator Theodose tarafından her tür putperest tapınma yasaklanınca Meryem’e, Artemis’e ait nitelikleri vermişler, onu büyük bir ana tanrıça olarak kabul etmişlerdir. Efes konsili putperest mahiyetteki bu inancı, Artemis’in yerine Meryem’i koymak ve onun tanrı doğuran olduğunu kabul etmek suretiyle Hıristiyanlık adına tasdik etmiştir.


Efes’te 449 yılında bir başka konsil daha toplanmış ve Hz. Îsâ’da iki tabiatın varlığı inancını reddetmiştir. Kilise tarafından kabul edilmeyen bu konsil “Efes haydutluğu” diye adlandırılmıştır.




İslam Ansiklopedisi, Cilt 4


*





EFES KONSİLİ AYNI ZAMANDA 
ARTEMİS KÜLTÜ YÜZÜNDEN EFES'TE TOPLANMIŞTIR.
ARTEMİS KÜLTÜ O KADAR BÜYÜK BİR 
SAYGINLIK TAŞIYORDU Kİ 
BUNUN KIRILMASI GEREKİYORDU.
MERYEMANA'YA VERİLECEK YÜCE BİR MAKAM İLE ARTEMİS TARİHİN İÇİNE GÖMÜLECEK VE HIRİSTİYANLIKTA BİR KADIN "RESMİN İÇİNE" GİRECEKTİ....



"....zayıf bir kocalık rolü verilmişti. Matriyarkal toplumun Anadolu büyük tanrıçası Kibele'ye patriyarkal toplumun tanrılar tanrısı Zeus'u (veya Jupiter) Girit'te doğurmak şerefi verildi. 
Böylece Kibele tanrının anası oldu. Efsanelerin incelenmesinden anlaşılacağı gibi bu değişim büyük mücadelelere yol açtı.... 




HYPATİA, İSKENDERİYE'NİN BAYAN FİLOZOFU ve 
"AZİZ" CYRİL
"AZİZ" Mİ !!! 
HİÇ SANMIYORUM !



HYPATIA, LADY PHILOSPHER OF ALEXANDRIA and 
"St." CYRIL 
"SAİNT" !!!
 I DON'T THINK SO !


SAYGILAR
SB.


GERÇEKLER ile YALANLAR SAVAŞI !