nasturi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nasturi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2017 Salı

Hıristiyan Hunlar




Akhun - MS.5.yy



Hunların Hıristiyanlığı seçmesi ve yayması...



Hunların Hıristiyanlıkla temasları konusunda meşhur Hıristiyan topograf Kosmas Indikopleustes Bakteria ve İran arasındaki bölgede yaşayan Hıristiyan cemaatlerden bahsederken Hunlara da yer vermektedir. Bahsedilen bu Hun topluluğu Nasturi Hıristiyanlığının etkin olduğu Ak Hun veya Eftalitler' dir *. Bu bilgiyle paralellik arz eden diğer bir veriye Mingana'nın eserinde de rastlanmaktadır. 6. yy.'da, Hazar denizi kıyılarında yaşayan ve Nasturi Patrikliğinin çabalarıyla 549 yılında sayıları oldukça fazla miktarlara ulaşan Ak Hunlar Hıristiyanlığı kabul etmiş ve İncil Hun diline tercüme edilmiştir. 


Yine, 550 yılında imparator Justinian'in elçisi olarak Türklerin ülkesine giden Probus, Türklerin Hıristiyanlığına şahit olduğu ve geri dönüşünde Türkler arasında yaşayan rahiplere başarılarından dolayı bir kilisenin ihtiyaç duyabileceği her şeyi gönderdiğine dair bir bilgide bulunmaktadır. Bizans İmparatorluğunun faaliyetleri üzerine dönem kroniklerine dayanılarak yazılmış olan Muralt'ın eserinde 619 yılında Hun kralının ve halkın ileri gelenlerinin vaftiz edildiğinden ve kralın Patrice unvanı aldığından bahsedilmektedir.


... şu bir gerçektir ki Nasturi misyonu tüm orta Asya' da etkin olan bir faaliyettir: Bu durumda konu ele alındığında Hunların da bu misyon faaliyetlerine dahil edilmiş olma ihtimallerinin oldukça yüksek olduğu söylenebilir.


Paris Kütüphanesinde 1555 A nolu ve 733 ve 746 yıllarına veya 861 yılına ait olduğu düşünülen bir Yunan piskopos listesi el yazmasından bahseden Moravcsik'e göre Hun Piskoposluğunun yerini Terek nehrinin batısında Kuban havzasında takriben Sabir arazisinde aramak gerekmektedir.



Yonca Anzerlioğlu
Karamanlı Ortodoks Türkler (syf 69)


SB 
* Ak Hunlar'ın Eftalit dışında diğer bir adı da Abdallar'dır (Abdaly).bknz. İskender Lahti

Ek: 
Orta Asya'da Nestorian inancında olan Türkler ve Hıristiyan Türkler
"Tang Hanedanlığı Döneminde Orta Asya'da Nasturi Türkleri"
(2012 tarihli, Sincan Üniv.prof.un makalesi Çince, googletranslate ile önce İngilizce'ye çevrilmeli, yoksa cümle devrik oluyor.) Ya da: Turkic Tribes in Nestorian Belief in Central Asia


ilgili:




Ak Hun - MS.5.yy-6.yy 
Kuyruğu düğümlü atıyla, Part atışı yapan Türk.
Buluntu yeri Pakistan, British müzesinde

White Huns Turks (Hephthalite or Abdaly) 
Turkish warrior with Parthian (also a Turkish tribe) shot and horse with knotted tail. 5th or 6th century AD.
Found in Pakistan, in British Museum.







29 Ekim 2015 Perşembe

Selçuklu dönemi Melek figürleri ve Nesturi Türkleri






* 
"Selçuklu Dönemi Melek Rölyefleri..12-13.yüzyıl Konya..Melek Figürleri Türk usulü, uzun örgülü saçlı, Pazubentli, 
Kanatlı ve Umay Ananın tacı gibi üç dilimli tacı olan Melek Figürleri, Çin'deki Nestorian melek rölyefleri ile çok benzeşir..
Bu rölyefler büyük ihtimalle ve her zamanki gibi Türk Uygur sanatçıları tarafından yapılmıştır..." 
Nuray Bilgili




* 
"Konya Surları : Anadolu Selçuklularının burada yaptığı surların eski gravürlerdeki çizimlerinden anlaşıldığına göre, büyük ölçüde blok taşlardan yapıldığı ve yer yer de moloz taşları kullanılmıştır Charles Texier’den öğrenildiğine göre Sultan Alâeddin Keykubat’ın yaptırmış olduğu bu surlar her kırk adımda yapılmış dört köşe kulelerle takviye edilmiştir. 
Surların etrafında hendekler vardır. Kuleler 10 m cephe, 8 m de genişliğinde, düzgün kesme taşlardan yapılmıştır.

Fransız gezgini Leon Laborde’nin (1807–1869) 1837 yılında yayınladığı bir eserde, bu surları gösteren gravürler bulunmaktadır. Bu gravürlerde Selçukluların daha önceki dönemlere ait antik yapılardan kabartmaları, Bizans yazıtlarını içeren levhalar, sütun başlıkları, sütunlar ve bazı heykel parçalarını buraya yerleştirdikleri anlaşılmaktadır. Ne yazık ki bu kalıntılardan hiç biri günümüze gelememiştir. Bu surların taşları sonraki yıllarda taş ocağında kullanılmış, 
şehirde yapılan kışla ve paşa konaklarının yapımıda buradan sağlanmıştır." 
Beril Altuğ






* 
Tang Hanedanlığı döneminde Orta Asya'da Nasturi Türkleri 
Central Zhetysu Turkic tribes in Nestorian belief (orjinali Çince)


Mid-7th century, Christianity Nie sent off in thinking zhetysu Central Asia began to spread and the faith of the Turkic tribes, the Chinese called Nestorian. Yuan Dynasty, because the rulers adopted a policy of religious tolerance, Nestorian reaching its apogee in zhetysu with other religions together form a diversified religious situation. Mid-14th century, with the Turkic tribes proselytizing Islam, Nestorian tended to annihilation. 

Through the study of archaeological data and literature data shows that everyday language zhetysu medieval Christians mainly Turkic dialect, and in the missionary situation is mainly used Syriac, but not the mainstream of the local Syriac language; local families generally have Christ Christians, in addition to the missionaries, believers also include other professionals, such as officers and teachers; Christian Yuan zhetysu with the Mainland of China has maintained close contact, reflecting the mutual contact and interaction. Information inscription found seven river basin reconstruction of local history of Christianity, a comprehensive understanding of the real situation of Christianity in the Yuan Dynasty in China and Central Asia, rich history of cultural exchange between China connotations are of great academic value. 
(google translate!!! from Chinese) Published: 24-03-2015




25 Eylül 2015 Cuma

Turkic tribes in Nestorian belief in Central Asia and Christian Turks




Central Zhetysu Turkic tribes in Nestorian belief 
Tang Hanedanlığı döneminde Orta Asya'da Nasturi Türkleri (çince)
Zyetysu = Turkish; Jetysu, Jeti-Su (Yedi-Su; Seven water, Seven Rivers)

Abstract 
Mid-7th century, Christianity Nie sent off in thinking zhetysu Central Asia began to spread and the faith of the Turkic tribes, the Chinese called Nestorian. Yuan Dynasty, because the rulers adopted a policy of religious tolerance, Nestorian reaching its apogee in zhetysu with other religions together form a diversified religious situation. Mid-14th century, with the Turkic tribes proselytizing Islam, Nestorian tended to annihilation. Through the study of archaeological data and literature data shows that everyday language zhetysu medieval Christians mainly Turkic dialect, and in the missionary situation is mainly used Syriac, but not the mainstream of the local Syriac language; local families generally have Christ Christians, in addition to the missionaries, believers also include other professionals, such as officers and teachers; Christian Yuan zhetysu with the Mainland of China has maintained close contact, reflecting the mutual contact and interaction. Information inscription found seven river basin reconstruction of local history of Christianity, a comprehensive understanding of the real situation of Christianity in the Yuan Dynasty in China and Central Asia, rich history of cultural exchange between China connotations are of great academic value. (google translate) Published: 2015-03-24  in Chinese link:


19th century, in the Chu River stumbled upon more than 600 pieces of Nestorian epitaph, demystifies Yuan Turkic tribes Nestorian faith. Russian scholar Daniel Shiwoersen (D.Chwolson) first decipher these inscriptions, inscription determine the language used for the classical Syriac Gospel body is the only inscription written in the form of the language is used in medieval Syria slogan - Bilingual Turkic form. 

Central Asian Turkic tribes Christian, began about AD 644. Literature that wood Lucheng (Merw, now the Republic of Turkmenistan east Mali Mali City Old City) Archbishop Elias (Elias) brought Christianity Turkic tribes. 7 century "Chronicles" (Chronicin Anonymum) believes that Ulysses "so that some Turks and others change their faith." About AD 781, the Nestorian Archbishop Timothy (Timothy) in to the Maronites (Maronites) wrote in a letter, another Turkic Khan and his subjects were converted to Christ: "The Turks Khan and almost all of the subjects have given up the old idolatry, converted to Christ. And he also asked us to write a letter to his country ordained an archbishop, we have done so. "Timothy gave Laban Searle Gisborne (Rabban Sergius) The letter also mentioned that he had appointed a bishop for the Turks, "when the Holy Spirit has established the archbishop of Turks."

Turkic Christian literature is found in Dunhuang, the only identifiable Sogdian Fragments of a style of Christian literature is plain text, presumably Word text books and the like.  However, several secular instruments unearthed in Dunhuang written by not only Christians, but also referred to the Christians, including priests and monks. One of them is believed a priest named Sal Guise, he postscript entrusted with the Turkic name of a friend of Earl Baars (El Bars). 

from Central zhetysu and Turpan literatures , Dunhuang literature allows us to see more clearly the Christian Sogdian Turks continue to be assimilated, and eventually fused to it. Centuries later, when Marco Polo mentioned Turkic Nestorian Dunhuang area, which may also include the descendants of these Sogdian Document Christians.


Related records from the 13th century Europeans travel and history books in China, we can see the situation in the Yuan Dynasty Nestorianism flourished. According to the "Marco Polo", from the east of Kashgar until Beijing, along the road are everywhere Nestorian believers, churches throughout China, such as Mongolia, Gansu, Shanxi, Yunnan, Hejian, Fuzhou, Hangzhou, Changshu, Yangzhou, Zhenjiang, place. 


Zhetysu Nestorian epitaph time exists, and the Mongol Empire in Central Asia dominated the time basically. The earliest tombstones stand in 1200 or 1201, earlier than Genghis Khan's time to become Mongolia (1206). 1227, Genghis Khan's death, the Mongol Empire were ruled by their descendants. Chagatai was closed Chagatai Khanate, ruled the region include Ma Wala area (Mawara un-nahr, more history known as the "River Area"), zhetysu and the Tarim Basin. 1244, Chagatai died Khanate increasingly unstable, early 14th century, split into two parts, the western called "Ma Lanna children" east known as the "Mogul Stan children." 

Our understanding of the Central Asian Nestorianism, generally based on the following data: First description Nestorian and Syrian Eastern Churches Syriac, Arabic literature; the second is Muslim geographers and historians of the book; third is Christ and Central Asia Christians have been in contact with travelers reports; Fourth Syriac discovered in Xinjiang, China, Sogdian, Uighur language literature; five cultural relics archaeological discoveries; the Sixth Central Syriac Christians left tombstone inscriptions. The main source of information Nestorians tombstone has two, one of seven river basin, especially the Chu River (now in northern Kyrgyzstan), the second is the ancient city and its vicinity Huocheng County of Almaliq.

Zhetysu is an important part Chagatai Khanate, the local population is likely to mixing by the Turkic tribes, including the Uighur Turks and Karahan. William Rub Luke (William of Rubruck) mentioned in great detail Uighur residents here are Christian.

"There are many Nestorian priests around, playing musical instruments, singing the praises of", "Uighurs Uighurs in Nestorians use in the liturgy language, and with its text books; they all have a view of the city's Christians and they mixed " in a tombstone in the archaeological excavations, the tomb of the Uighur identity is pastor.  Therefore, it is concluded that, Chu River cemetery is the burial Turkic tribes most believers.

Shiwoersen Kanbu tombstone inscriptions, approximately 30 inscriptions of all or part of the Turkic language, which illustrate everyday language is Turkic local residents. In addition, the text of both Syrian inscription written horizontally, but also straight book, the ancient form of body Uyghur Newly adopted reflects the impact of, because it was still in use in parts of Central Asia Uighur Scripts.

By analyzing the inscription shows, tombstone owner is Nestorian Christians. These people mostly Turkic tribes, most died of 13-14 centuries. According Shiwoersen calculations, the 300 men, 120 served as a certain position in the church. Yuan, Almaliq was one of the central activities of Nestorian date headstones were found more than 30 pieces. In the seven river basin unearthed more than 630 pieces of headstones among the Syriac Nestorians, at least seven tombstone inscriptions indicate the tomb of place of origin as "Almaliq",  showed Nestorians zhetysu with Almaliq has close contact.

From the language point of view, 13-14 century, seven River in ancient Turkic medieval Turkic transition. Since the beginning of the 9th century, Uighur language is the main language here, and in time became the official language of the Mongol Empire, then its importance waning. The official language haka Virginia Karahan language stems from the 11th century, is the oldest Islamization Turkic written. The Timurid period, which gradually replaced the two languages ​​Chagatai Turkic language. 

River found seven hundreds Syriac Nestorian headstone widespread use of double dating system, namely Greece and Chinese calendar (or Turks) Zodiac calendar. peach stone inscriptions dating, namely Chinese zodiac calendar, zodiac calendar is consistent with the Turks, and the reason is that the ancient Turkic peoples of Central Plains dynasties maintained close political, economic and cultural ties. Only a few inscriptions dating system appears only Syria. Most of the inscriptions using Syriac Syriac recorded or Syriac - Turkic bilingual.

According to some Turkic inscription on the tombstone of the Syrian text inference, Uighur language in religious occasions, there is a certain use, Turpan found in Christian writing this confirms this. Almaliq tombstone inscriptions unearthed there are some Turkic language, it can be inferred that the local population should be the mother tongue or other Turkic Uighur language. Below, we seven tombstone inscriptions, for example, be specifically addressed this issue.

Inscriptions one: the Russians NNPantusov 1902 in China in Yining collected a Almaliq unearthed Nestorian headstone, incised mark Nestorian and Syriac Syriac, which crosses the lotus seat, lotus seat is with the following Zoroastrianism features six platform, cross each side faces a Chinese angel on the left and six lotus pedestal has three lines of Syriac, on the right there are two lines of Syriac. Russian scholar 科科夫佐夫 There have been studies, but did not provide Syriac inscriptions or phonetic transliteration. [54]





Original simulation:
Phonetic: 1.1.Bšnt tryg ’lksnd 2.rws’nd wnpq mn‘lm’ 3.hn’ nstwrys   4.mpšqn’’ ksgyst’  5.br kry’ ymyn’
Translation:. "Alexander calendar 1613 (AD 1301-1301 years), they go and get rid of this Nestorius (Nestorianism) world he is (" Bible ") Commentary home, admirable Karia son. "





Inscriptions II: The British Museum has a seven river basin in Central Asia found Nestorian Syriac inscriptions, numbered PS352510, Syriac Syriac inscriptions, the year 1289 can be broken on his behalf.
Phonetic: 1.bšnt ’tr hw’ [bšnt] ’wd  2.hnw qbrh  3.msh wt qš’
Translation: "[Greek calendar] 1600 (AD 1289), Year of the Ox, which is the pastor Max Wood (Muswut) of the tomb."
Inscriptions Three: Tashkent State Museum of History of Uzbekistan preserved a tombstone, on behalf of 1261- 1262 can be broken.





Translation: "1672 [AD 1316], eclipse, the Turks dating Long (luu) years, which is famous (" Bible ") Commentary home and evangelists and for all of the monastery added a brilliant Shi Riha (Sheliha) of the tomb. he is a family Bible commentary Peter (Peter) son. he enjoys the name of his wisdom and his sound if the bells when the preaching. May God put his soul wisdom and integrity of people and their ancestors together and let him enough to share everything with honor. "







Six inscriptions: Almaliq monument from the cemetery, the earliest study by the 科科夫佐夫 and Kanbu in 1905,  Zhu Margaret Love later also published research results.  The text also Syriac inscriptions, but the language of the Uighurs - Turkic, Turkic tribes deceased King Christian female pastor. (Le texte Turc en caratères Syriaques)













A large number of Nestorian cultural relics unearthed in Quanzhou, Fujian Province.


- 1619, Nestorian monument discovered in Quanzhou.
- 1941, unearthed Uighur text Nestorians tombstone, Quanzhou.
- 1963, 1946 Nestorian Syriac tombstone, Quanzhou.
- "Nestorian" Christians of the Tang Dynasty "graveyard."


Nestorius ( Patriarch of Constantinople in 428 b.380 - d.451), one said that he was born in Syria, he proposed "two natures of Christ" that the Virgin Mary is the flesh of Jesus birth, rather than grant divinity of Jesus, and therefore opposed to her as divine worship.The Nestorians reached Central Asia and other places after 6th century, has been popular between the Turks. (look for, Nestorius and Archbishop Cyrillus of Alexandria :Council of Ephesus AD 431).  in Chinese link:



Culture of Christian Turks



And:
KARAMANANIAN ORTHODOX TURKS ON HISTORICAL DATAS

In the past, Budhism, Maniheism, Jewish, Christianity and Islam could spread among the Turkish people from the inner Asia towards the Balkans. In this manner, It is known that the Nestorianity could reach Asia and the some Turkish people accepted the Nestorian Christianity and also a Turk from Horasan became the patriarch of the Nestorian Church for a time(1281-1317). Beside that, ıt is also known that Turks like Huns, Bulgarians, Pecheneks, Uzes and Cuman-Kıpchaks living in the North of Black Sea and in Balkans were in the interest of Byzantine Church. With the misson of this Church some Turkish people mentioned above accepted Orthodox Christianity. 

This was an important event for the Orthodox Church in the missionary manner but it was important in administrative manner for Byzantine Empire too. The emergence of Turks in Balkan regions created serious problems fot the Byzantine Empire. So, the Byzantines first tried to use one Turkish group against the other. In time, these Turks became a member of Byzantine army too. But before enrolling in the army, they must convert to Christianity. 

Because ıt was the prerequisite of enrolling in Byzantine army. So, they accepted Christianity and then enrolled in Byzantine army. Later, they were settled particularly at the border lands of Byzantine Empire in Anatolia, against first Arabs and Persians and then to the Turks coming from the east. In this manner, it is wellknown that there were Turkish soldiers in Byzantine army at Malazgirt Battle in 1071 and later in Mryakefalon Battle took place between Byzantine and Seljuks. The Byzantine Chronicals gives some details about these Turks enrolled in Byzantine army.

Beside the mission of Byzantine Church, because of the missionary activities of Roman Church, the Catholic Christianity was accepted by some Turks living especially at the North of Black Sea. The Codex Cumanicus is an important historical data for Catholic missionary towards these Christian Turks. So, because of the missionary movements of Roman Catholic Church, Byzantine Orthodox Church and Nestorian church, the Christianity could spread among Turkish people living in an area streched from the inner Asia to Balkans.

In this perspective, there was a Christian group in Anatolia called Karamanians under the reign of Ottoman Empire. They were the members of Greek Orthodox Church. They lived particularly in the inner part of Anatolia, in Cappadocia which had been the border between Byzantine and ıts enemies coming from the east like Arabs and Turks, and in some other regions of Anatolia. 

Though they were Orthodox Christians and the members of Greek Orthodox Church in Istanbul, they did not speak Greek, even not knew any Greek word. Instead they spoke Turkish and prayed in Turkish. Their names were genuine Turkish names, different even from Muslim Turks Who, in many times, had Arabic or Persian names. Beside that, their customs and rituals were the same as their Muslim neighbours .

The question that Who the Karamanian Christians are has been an important subject of history. There are two thesis about their origins. One of them is that the Karamanian Christians were Greek people of Anatolia, because of the pressure of Turkish administration, they forgot their mother tongue and begun to speak Turkish. Beside that, the trade relations between Muslim and Christians motivated them to speak Turkish too. The other thesis is that they were the Christian Turks.

In this context, there are some questions: Was there any relation between Karamanians and the Christian Turks enrolled in Byzantine army and settled at the Byzantine frontiers against Arabs, Persian and Turks? Or were there any Turks converted to Christianty in Anatolia? Who were the Karamanians? Why did they declare their independence from the Greek Orthodox Church and establish an independent church in Kayseri under the leadership of Papa Eftim and denounce the Greek invasion of Anatolia during the Turkish National Struggle period? Why did they publish a newspaper named the ‘voice of the Orthodoxy in Anatolia’ (Anadolu’da Ortodoksluk Sadası) and declare that they were not Greeks but Turks. And Why did they support wholeheartedlly the Turkish National Government in Ankara?

It is known that the Gagauzes are the Christian Turks and that there is a link between Gagauzes and Anatolian Turks. The developments took place after the throne conflict between İzzeddin Keykaus and his brother Kılıçarslan II, explained this relation clearly. If so, Is it possible to think that Karamanians with their Turkish language, names, customs and rituals, are also the Christian Turks? Because it is known that beside the Turkish soldiers coming from the North of Byzantine Empire like Bulgarians, Pecheneks, Uzes and Cumans, there was a group of soldiers in Byzantine army under the name of “Turcopols” who were the real Turcomans of Anatolia. They, like the other Turks, first converted to Orthodox Christianity and then enrolled in the Byzantine army. 

It is well known that the Turcopols were an important part of Byzantine army particularly in 13th and 14th centuries. The historical sources of Ottoman Empire like Ottoman Şeriye Sicilleri and Tapu Tahrir Defterleri pointed out that there was an undinaible Christian population with Turkish names in many parts of Anatolia, especially in the lands where Karamanoğulları ruled before the Ottomans in inner and the sothern part of Anatolia too. 

Today, Karamanians are living in Greece. They sent to Greece according to the population excange agreement signed between Turkey and Greece during the Lousanne Confrence in 1923. According to this agreement the Muslim population of Greece except the western Trace sent to Turkey and the Orthodox population of Turkey, except Istanbul, sent to Greece. Though they were sent to Greece and living there today, they have been never accepted as Greek with their Turkish language, names and customs.They called always “Turkospori”, Turkish descendants, in Greek society.

So, in this article, it is tried to evaluate the Karamanian Orthodoxes under the light of datas of fieldwork performed in Greece in 2000 and of the datas in historical sources and it can be pointed out clearly that the Karamanian Christian peoples are not the Greeks lost their mother tongue but they were the Christian Turcomans of Anatolia.


Doç.Dr.Yonca ANZERLİOĞLU
Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi / Sayı 51
PDF: (in Turkish)





Aktamar Church on Van Lake belongs to the Christian Turks and not Armenians
AKDAMAR- HIRİSTİYAN KIPÇAK TÜRKLERİ'NİNDİR




So, we can not say or think that:
 "all Christians are Indo-Germans/Europeans" ;)




EK:

Birinci Efes Konsülü 431 yılında (İkinci Efes Konsili 449'dadır)  Efes Meryem Ana kilisesinde, İstanbul Patriği Nestorius'un tartışmalı öğretileri yüzünden toplanmıştır. İskenderiye Patriği Cyril, Nestorius'u sapkınla suçlayarak Papa I. Celestine'e başvurmuştur. Papa da aynı fikirde olup, Cyril'e Nestorius'un fikrini değiştirmesi için çalışmasını yoksa aforoz edileceğini bildirmesi için yetki vermiştir. Çağrı gelmeden önce, Nestorius İmparator II. Theodosius'u kendisinin karşı görüşlerini tartışabileceği genel bir konsil toplaması için ikna etmiştir. Konsil'de yaklaşık 250 piskopos bulunmuştur. Konferans, karşılıklı meydan okuma ve birbirini suçlama atmosferinde geçmiştir. Doğu ve Batı Ortodoksları, Roma Katolikleri ile bir çok diğer batı hristiyanlarının 3. ekümenik konsülü olarak kabul edilir. Diğer taraftan, Efes, Doğu Kilisesi (İngilizce: Church of the Orient) tarafından red edilmiştir.


Nestorius, İsa'ya 30 yaşındayken Kelam'ın indiğini, ancak o zamandan sonra İnsan ve Tanrı karakterlerini taşıdığını, Meryem'in, Tanrı olan İsa'nın değil, insan olan İsa'nın annesi olduğunu söylemiş ve dolayısıyla da, Meryem'e "Tanrı'nın annesi" (Theotokos) denmesine karşı çıkmış ve Tanrı'nın doğrulamayacağını, doğurulmadığını belirtmiştir. Nestorius'a göre İsa'nın insani kimliği ile tanrısal kimliği birbirinden ayrıdır; bu nedenle Nestorius öğretisi bazı kaynaklarda diofizit ("iki tabiatçı") olarak adlandırılır. Bu görüşe göre çarmıha gerilirken tanrısal tabiat İsa'dan ayrılmış, sadece insan olan İsa acı çekmiş, çektiği acılar Tanrı olan İsa'ya dokunmamıştır.



EFES KONSİLİ - NESTORİUS - CYRİL (Kiril)

... Nestorius, eğitimini Antakya'da almış ve burada Euprepios manastırına girerek papazlığa yükselmiştir. Antakya ilahiyat okulunun en meşhur temsilcilerinden olan Mopsuestialı Theodore'un öğrencisi olup olmadığı belli değildir. Hitabeti ve şöhreti Antakya sınırlarını aşan Nestorius, 10 Nisan 428 yılında İstanbul'a patrik olarak atanmıştır.


Görevinin daha ilk yılında kendisini Hz.Meryem ile ilgilibir tartışmanın ortasında buldu. Tartışmada Hz.Meryem'e Tanrı doğuran anlamında Theotokos unvanı verenler bir yanda yer alıyor ; diğer tarafta is Hz.Meryem'in sadece bir insanın annesi (Anthropotokos) olduğunu vurgulayanlar bulunuyordu.


Nestorius Theotokos unvanının kullanımını reddetmemekle birlikte, bunun tek başına kullanılmasının, doğabilecek bazı yalnış anlamları düşünerek, ihtiyatla karşılanması gerektiğini düşünmüştür. Bu noktada zekice sayılabilecek bir çözüm yolu bularak Meryem'e "Mesih'i doğuran" anlamında Christotokos unvanı verilmesini önermiştir. Bunu önerirken, Mesih isminin hem isnana hem de Tanrı'ya işaret etmesinden yararlanmak istemiş olmalıdır. 


Taraflar bu öneriye sıcak bakıp mesele çözüme kavuşturuldu sanılırken, Nestorius'un bir konuşması esnasında söylediği "Tanrı'nın bir annesi olamaz. Yaratılmış olan hiçbir varlık Tanrı'yı doğuramaz. Meryem sadece biri insan doğurmuştur, Tanrı'yı değil. Tanrı'nın dokuz ay boyunca bir kadının rahminde taşındığı, bebek elbiseleri giydiği, acı çektiği, öldüğü ve gömüldüğü söylenemez." şeklindeki sözleri konunun tekrar alevlenmesine yol açtı.


Bu ifadeleri nedeniyle Nestorius, Samosatalı Pavlus'un takipçisi olarak görüldü.


Theotokos kelimesi odaklı tartışmada Antakyalı Nestorius'un karşısındaki isim İskenderiye patriği Cyril olmuştur. Cyril'e göre birleşmeden sonra İsa Mesih'in iki ayrı doğasının olduğundan bahsedilirse ve "insani doğaya ait özelliklerin ilahi doğaya ya da ilahi doğaya ait özelliklerin insani doğaya bağlanması mümkün değil" denilirse, bu durumda kurtuluşun sırrı küçümsenmiş olur. Böyle düşünüldüğünde, Mesih'in çektiği acılar ve kurtarıcı eylemleri, bedenleşmiş Tanrı'ya değil sadece bir insana ait olacaktır. Yine bu düşünce takip edilirse, evharistiya ayininde yenilen ekmek, Tanrı'nın değil insanın bedeni olacaktır. Bu noktada Cyril, Nestorius ve taraftarlarını yamyamlıkla suçlamaktadır.


Her iki taraf da Roma'nın desteğini alabilmek için Papa Celestine'e (Papalık yılları 422-432) mektup göndermiştir. 430 yılı Ağustosunda Roma'da yerel bir sinod toplayan Papa, Theotokos kelimesinin kulllanılabileceğini ilan etmiştir. 11 Ağustosta karar her iki tarafa da mektupla gönderilmiş ve mektubu aldığı günden itibaren Nestorius'a görüşlerinden vageçmesi için 10 gün süre tanınmıştır. 


Cyril de bu süreçte İskenderiye'de bir sinod toplayarak Nestorius için oniki maddelik bir afaroz gerekçesi çıkararak bunu bir mektupla Nestorius'a bildirmiştir.


Tartışmanın büyümesi üzerine İmparator II.Theodosius 7 Haziran 431'de Efes'te bir konsilin toplanmasına karar verdi.


Cyril konsilde üstünlüğü sağlamak için Mısır'dan fazla sayıda piskoposla toplantıya katıldı. Ayrıca konsilden önce Efes piskoposu Memnon'u ikna edip onun desteğini almayı da başardı. Birinci Efes Konsili, Mısırlı ve Efesli piskoposların katılımıyla, belirlenen tarihten onbeş gün sonra, 22 Haziran'da Antakya ve Roma temsilcilerinin gelmesi beklenmeden gayr-i nizami bir şekilde başladı.


Cyril Antakya ve Roma temsilcilerinin gecikmesini fırsat bildi ve doğal oalrak başkanı olduğu konsilde hemen Nestorius'u mahkum eden bir karar çıkardı. Bu kararla Nestorius görevinden alındı ve "Yeni Yahuda" ilan edildi.


Nestorius, konsil başladığında Efes'te olduğu halde, antakya temsilcilerinin beklenmemesini protesto ederek, kendisini mahkum edecek olan açılış oturumuna katılmadı. Dört gün sonra 26 Haziran'da Antakyalı piskoposlar Efes'e geldiler ve onlar da Nestorius ile birlikte kendi konsillerini yaparak Cyril ve Efes piskoposu Memnon aleyhine kararlar aldılar. Son olarak Roma temsilcileri Efes'e ulaştılar ve Cyril'in tarafında yer aldılar. 


Farklı iki toplantıda alınan birbirine zıt kararlar imparatora bildirildi. İmparator her iki grubun temsilcilerini dinledikten sonra, Efes'te kendisini temsilen ikinci vekil gönderdi. Kont John adındaki bu yetkili, Nestorius, Cyril ve Memnon'u görevden aldığını açıkladı ve üçünü de sorguya aldı. 


Nestorius'u sorgulamak üzere onun görüşlerine eğilimi olan bir kişiyi görevlendirdi. Cyril'in sorgulanmasının ise daha zorlu geçtiği ifade edilmektedir. Ağustos ayı sonunda İmparator II.Theodosius kararını verdi. Buna göre, Nestorius, Antakya'ya, kendi manastırına gönderildi. Cyril beraat ederek İskenderiye'ye döndü. Nestorius'un yerine, İstanbul patrikliğine Cyril'in hoşuna gidecek bir isim, Maximian tayin edildi. Memnon da Efes piskoposluğu görevine devam etti.


Nestorius, eserinde bu olayı anlatırken, Cyril'in kont John'a ve onun aracılığıyla imparatora çok para verdiğini veya teklif ettiğini dile getirmektedir. Nestorius'un bu tanıklığı belki o zamana kadar Nestorius'u destekleyen imparatorun neden tavır değiştirdiğini açıklayan bir ipucu olarak görülebilir.


Birinci Efes Konsili teolojik bir sorunu çözmek amacıyla toplanmış olmasına rağmen, pratikte tarafların birbirni aforoz ettikleri bir kavga ortamına dönüşmüştür. İmparatorun müdahalesiyle konsil sonuçlandırılmış ; ama çıkan sonuş teolojik değil, tartışmanın tarafları olan İstanbul, İskenderiye ve Efes patriklerinin akıbetinin belirlenmesi şeklinde olmuştur. Bu gerçeğe vurgu yapan Friedrich Loofs (ö1928) Efes'te herhangi bir dogmatik meselesinin çözüme kavuşturulamamasından hareketle, Birinci Efes Konsili'nin ekümenik bir konsil olarak değerlendirelemeyeceğini iddia etmektedir.


Birinci Efes Konsili'nden sonra ikiye bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak için bazı teşebbüsler yapılmış ve bu çabaların sonucunda 433 yılında bir anlaşmaya varılabilmiştir. Buna göre Theotokos unvanının kullanımı, Nestorius'un görevden alınması kararı kabul edilmiştir.


Kristolojik açıdan bakıldığında Cyril'in savunduğu "birleşmeden sonra İsa Mesih'te tek bir doğa vardır" şeklindeki düşünceden vazgeçilmiş, bunun yerine Antakya ilahiyat okulunun görüşü olan "İsa Mesih'te iki doğanın birleşmesi" formülü benimsenmiştir. 


Ayrıca Cyril de Nestorius'a yönelik yazdığı oniki aforoz da geri çekmek zorunda bırakılmıştır. Sonuçta , Nestorius İstanbul patrikliği görevinden azledildi ve İmparator II.Theodisius'un emriyle Antakya'daki manastırına gönderildi. Burada dört yıl kaldıktan sorna 435 yılında Kuzey Mısır'da Oasis 'e sürgüne gönderildi. 450'de Theodosius ölünceye kadar burada sürgün hayatı yaşadı. Ne kadar yaşadığı kesin olarak bilinmemesine karşın 451 gibi öldüğü varsayılıyor.


*Nestorius ve Kristolojisi - Yrd.Doç.Dr.Muhammet TARAKÇI devamı PDF:



1275-1279. 1287-1288. Rabban Bar Sauma and Markos. Önggüd (Turkish) Nestorian monks who traveled from Tai-tu, Qubilai Khan's northern capital, to the Middle East, via the southern branch of the Silk Road (through Khotan and Kashgar). Although on a pilgrimage to Jerusalem (which they never reached), they seem to have had official sponsorship from the Khan. Once in the Mongol Ilkhanid realms, they became involved in Nestorian church politics, and Markos eventually was elected head of the church as Patriarch Mar Yaballaha III. Bar Sauma was sent to the West as an emissary of the Ilkhanid ruler Arghun in 1287, with the goal of concluding an alliance against the Mamluks. Bar Sauma's writings were preserved in an abridged translation into Syriac, from which there are several translations into modern languages. As Rossabi notes, "His narrative remains the only one of its era to provide an East Asian perspective on European ways and rites," even though it is somewhat disappointing in detail about life in the places through which he traveled. 

_________________________
_________________________


16 Eylül 2014 Salı

HYPATİA - CYRİL VE EFES KONSİLİ




Hypatia bugüne yapıtı kalmış ilk kadın matematikçidir. 
İS 370-415 yılları arasında yaşamış olmasına karşın, 
yaşamı bugün okullarımızda - ne yazık ki - 
ders olarak okutulacak güncellikte (1).

Hypatia İskenderiye’de doğup İskenderiye'de öldüğünden Hypatia'nın başına gelenleri anlayabilmek için o yılların İskenderiye'sini bilmemizde yarar var.

İskenderiye, Makedonya kralı ve Aristo'nun öğrencisi Büyük İskender tarafından MÖ.332 yılında Mısır'da kurulmuş bir kenttir. İskender 'in ölümünden (MÖ.323) sonra, İskender'in en güvendiği general olan Ptolemaios ve ailesi tarafından yönetildi. Büyük bir üniversite ve kitaplık kurularak çağın en önemli kültür merkezlerinden biri oldu.


Bu kentte salt Yunanlılar ve Mısırlılar değil, Yahudiler de yaşıyordu. Hatta o çağların en önemli Yahudi kentiydi.


İskenderiyeliler bir süre için Roma İmparatorluğu'ndan bağımsızlıklarını korumayı zar zor başarabildilerse de , MÖ.80 yılında pes ettiler.


326 yılında, 1.Constantin Roma'nın entrikalarından kurtulabilmek amacıyla Roma İmparatorluğu'nun merkezini doğua kaydırmak istedi ve Konstantinopul'u, yani İstanbul'u kurdu. (2) Hemen sonra da hıristiyanlığı kabul etti. Paganlarla Hıristiyanların kavgası 5.yüzyıla taştı. Yahudilerin ve Yunan paganların etkin oldukları İskenderiye de bu kavgadan payını fazlasıyla aldı.


Hypatia'nın babası Theon (3), İskenderiye Üniversitesi'nde matematik hocasıydı. Daha sonra üniversitenin rektörü oldu. Hypatia, İskenderiye'deki zengin bilim ortamından yararlandı.


Daha genç yaşlarında soru sormayı, araştırmayı ve kuşku duymayı öğrendi. Theon, kızını kusursuz bir insan olarak yetiştirmek istiyordu. Kızının eğitimini üstlendi, hem öğretmeni, hem oyun arkadaşı oldu. El sanatları, şiir, felsefe, din, astronomi, astroloji, matematik konularında eksiksiz bilgilenmesi için elinden ne geliyorsa yaptı.


Çok iyi bir öğretmendi. Öğrettiği konuları seviyor ve sevgisini karşısındakine aktarabiliyordu. O çağda ve dünyanın o yöresinde bilinen bütün dinleri kızına öğretti. Dogma düşüncelere ve dinlere saplanmasına izin vermedi.


"Bütün dogmatik dinler yanlışlarla doludur ve kendine saygısı olan bir kimse tarafından son gerçek olarak kabul edilmemelidir, " ve "Düşünme hakkını hep kullanmalısın, çünkü yanlış düşünmek, hiç düşünmemekten yeğdir." dedi kızına.


Kızının salt zihinsel değil, bedensel gelişmesine de gereken önemi verdi. Günün belli saatleri spora ayrılmıştı. Hypatia yüzmesini, kürek çekmesini, ata binmesini, dağa tırmanmasını öğrendi.


Hitabet , Yunanlılarda hem bir bilim, hem de bir sanattı. Hypatia güzel ve etkili konuşmasını da öğrendi. Güzel sözcükleri seçmeyi, doğru mantığı kullanmayı, düşüncelerini nasıl dile getirirse etkili olacağını, ne zaman fısıldayıp, ne zaman sesini yükseltmesi gerektiğini öğrendi.


Theon kızına aldatıcı ve kandırıcı güzel dillerden sakınması gerektiğini söylemeyi de unutmadı. Geçiciyle kalıcı arasındaki ayrımı, neyin önemli, neyin önemsiz olduğunu anlattı. Kısacası, Theon kızının her anını değerlendirdi. Bir oya gibi işledi gençkızı.


Yıllar sonra Hypatia babasından öğrendiklerine kendi kendine öğrendiklerini de katıp şöyle yazdı:


"Masallar masal diye, efsaneler efsane diye anlatılmalıdır. Boşinançları gerçek diye öğretmekten daha korkunç bir şey olamaz. Çocuk aklı bunları kabul eder ve çocuk yanlış şeylere inanır. Bu yanlış inançlardan arınmak çok zor olur, uzun yıllar alır.


İnsanlar boşinançlara bir gerçekmiş gibi inanıp uğruna dövüşürler. Hatta boşinançlar uğruna daha fazla dövüşürler, çünkü boş inanç öylesine elle tutulmazdır ki çürütülmesi nerdeyse olanaksızdır."


Hypatia biraz büyüdüğünde - babasının etkisinden kurtulmak için olabilir- dünyayı dolaşmaya çıktı. Kimi bir yıl dolaştı diyor, kimi on yıl. Roma'ya ve Atina'ya gitti. Atinalı filozof, yeni eflatuncu Plütark'tan dersler aldı.(4) 


Bu yolculuğu sırasında matematikçi olarak ünlendi. İskenderiye'ye geri döndüğünde üniversitede matematik ve felsefe okutması istendi. Seve seve kabullendi. Bu günle için yetiştirilmemiş miydi?


Hypatia çok sevilen, iyi bir öğretmendi. Tarihçi Sokrat (5), Hypatia'nın hem sınıfının, hem de evinin öğrencilerle, çağın bilgin ve düşünürleriyle dolup taştığını yazıyor. Avrupa'dan, Asya'dan ve Afrika'dan öğrenciler salt Hypatia'nın öğrencisi olmak için akın akın İskenderiye'ye geldiler.


Diofantos'un ünlü Aritmetik adlı yapıtından (6) ders verirdi genellikle. Elbet yapıtı olduğu gibi değil, düşüncelerini katarak, yorumlarını getirerek, geliştirdiği yöntemleri açıklayarak anlatırdı.


Hypatia matematik üzerine birçok kitap yazmıştır. Ne yazık ki bu kitaplardan günümüze ancak parçaları kalabilmiştir. Çoğu İskenderiye yangınında ve Serapis tapınağının azgın halk tarafından yakılıp yıkılmasında zarar görmüştür. 


Babasıyla birlikte Öklid üzerine en az bir kitap yazdığı biliniyor. Diofantos'un astronomi üzerine çalışmalarına katkıda bulunan bir yaptının parçaları 15'inci yüzyılda Vatikan kitaplığında bulunmuştur. Hypatia'nın bir de Apollonius'un Konikleri Üzerine adlı bir kitap yazdığı biliniyor. 


Hypatia'dan sonra 17'inci yüzyılın ikinci yarısına değin bu konuya dokunulmamıştır, ta ki Descartes, Fermat, Newton, Leibniz gelene dek.


Bunun dışında , Ptolemaios'un astronomi ve Diofantos'un aritmetik kitaplarına düştüğü notları var elimizde. 


Hypatia gökyüzü gözlemlerinde, su arıtmada, denizcilikte kullanılan çeşitli buluşlarıyla da ünlüdür.


Hypatia çok güzel bir kadındı. Güzelliği, bilgisi ve aklı dillere destandı. Prensler, filozoflar Hypatia'ya evlenme önerisinde bulundular. Hiçbirini aklına eşit bulmamış olacak ki, "ben gerçekle evliyim" lafebeliğine sığınarak önerileri geri çevirdi.


Öte yandan, sevgiden yoksun olmadığı biliniyor.


Hypatia, yeni eflatuncular denilen bir düşünce okulundan sayardı kendini. Bu okulun bilimsel düşünme yöntemi Hıristiyanların dogmatik ve bağnaz düşünceleriyle çelişiyordu.


MS.412 yılında, İskenderiye'nin patrikhanesinin başına Cyril (Kiril/Cyril-Efes Konsili 431) adında bir adam atandı. (7)


Cyril çöllerde oruç tutup dua eden sofu bir Hıristiyandı. Gene de dünya işlerinden elini ayağını çekmemişti. İyi bir konuşmacıydı ve insanları kullanmasını etkilemesini iyi biliyordu.


"Paraboları" (Parabalani) denilen bir çapulcu ordusu emrindeydi. Parabolariler başlangıçta bugünün Kızılay'ı görevini görüyorlardı. Daha sonra amaçlarından sapıp, çalıp çırpmaya başladılar.


Cyril paganlara saldırmaya en zayıflarından başladı. Çok yakıp yıktı, çok suçsuz insan öldürdü. Sonra, İskenderiye'nin kuruluşundan bu yana özel yasalarla korunan ve barış içinde yaşayan Yahudilere yüklendi. Tapınaklarını, havralarını yerle bir edip onları kentten sürdü.


Roma'nın atadığı Mısır müfettişi Orestes adında çağına göre aydın sayılacak bir insandı. Hypatia'nın da yakın arkadaşıydı. Cyril'in yaptıklarını hükümetine şikayet ettiyse de bir sonuç elde edemedi.


Bir gün, Orestes arabasıyla yoldan geçerken 500 kadar rahip Orestes'e saldırıp öldürmek ister. Orestes, hıristiyan olduğunu ısrarla söylese de bir yararını görmez. Taş yağmuruna tutulur. Yaralanan Orestes ölümden son anda halk tarafından kurtarılır. Orestes, kendini yaralayanın cezasını orada ve o anda verir : Ölüm.


Cyril daha sonra Orestes'in öldürttüğü kişiyi büyük bir törenle katedrale gömdürür ve adını Thaumasius'a ("Mükemmel" demek) değiştirir. 


Cyril yalnız dinsel gücü değil, siyasi gücü de eline geçirmek istiyordu. Bu nedenle Orestes ve yandaşları yokedilmeliydi, en azından Orestes zayıflamalıydı. Hypatia, Orestes'in yakın arkadaşlarının en önemlisi ve en başta gelenlerindedi. Hem saygındı, hem bilgiliydi, hem iyi konuşurdu, hem de ünlüydü. Hypatia ortadan kaldırılmalıydı.


Orestes'le Cyril'in dostluklarına tek engelin Hypatia olduğu ve Cyril'e kızoğlankız bir adak gerektiği söylentileri yayılır kentte.


Matematik tarihinin en korkunç cinayeti için ortam hazırlanmıştır. Kışkırtmacıların da yardımıyla, çapulcular, işsizler, cahiller Hıristiyan olmayan Hypatia'ya karşı kızıştırılır. Hypatia, üniversitesinin önünde arabasındayken bu canavarların hücumuna uğrar. Önce soyarlar, sonra midye kabuklarıyla etlerini parçalayıp ateşe atarlar.


Soruşturma açılır elbet, ama rüşvet ve güç gösterisi sayesinde sonuçlanmadan kapanır. Cyril, Hypatia'nın Roma'da olduğunu, linç edilmediğini bildirir halka. 


İskenderiye halkını kandırılmış olabilir ama Tarih'i kandıramamıştır. (8)



1)Tarihçi Charles Kingsley, Hypatia’n›n yaşamından öylesine etkilenmiş ki, Hypatia’nın yaşamını konu eden bir roman bile yazmış (1907).

2) İstanbul ve çevresinde daha önce de insanlar yaşıyordu elbet. I. Constantin, İstanbul’u büyük bir yerleşim merkezi haline getirmiştir.

3) Hypatia’nın yaşamıyla ilgili bilgiler Elbert Hubbard’ın Little Journeys to the Homes of Great Teachers ve Lynn M. Osen’in Women in Mathematics adlı yapıtlarından alınmıştır.

4) Atinalı iki Plütark vardır. Birincisi 46-120 yılları arasında yaşamıştır, yaşam öykücü olarak tanınır daha çok. Sözü edilen Plütark daha az tanınmıştır. 

5) Atinalı filozof Sokrat değil.

6) Çağımızın matematiğine büyük katkısı ve etkisi olan bu yapıt, ancak 1600'lü yıllarda Latinceye çevrilip Batı tarafından tanınmıştır. Fermat, Büyük Teoremini işte bu çevirinin bir sayfa kenarına yazmıştır. Diofantos da İskenderiye'de yaşamıştır. Tahminen 3.yüzyılın ortalarında. İskenderiye'de 3.yüzyılın sonlarında bir başka matematikçi tanınmıştır: Pappüs. Bugün hala daha Pappüs'ün geometriyle ilgili çok önemli bir teoremi matematikte sık sık kullanılır.

7) Kiril (Cyril) üzerine bilgiler, Edward Gibbon’ın (1737-1794) Decline and Fall of the Roman Empire adlı yapıtından elde edilmiştir.

8) Bu yazı yazıldıktan sonra, The American Monthly, cilt 101, sayı 3, Mart 1994, sayfa 234-243’te Michael Deakin’in “Hypatia and Her Mathematics” adlı yazısı yayımlandı. Deakin yazısında Hypatia üzerine yaygın yanlış bilgilerimizi düzeltiyor. (PDF
)


_____

EFES KONSİLİ - NESTORİUS - CYRİL


... Nestorius, eğitimini Antakya'da almış ve burada Euprepios manastırına girerek papazlığa yükselmiştir. Antakya ilahiyat okulunun en meşhur temsilcilerinden olan Mopsuestialı Theodore'un öğrencisi olup olmadığı belli değildir. Hitabeti ve şöhreti Antakya sınırlarını aşan Nestorius, 10 Nisan 428 yılında İstanbul'a patrik olarak atanmıştır.


Görevinin daha ilk yılında kendisini Hz.Meryem ile ilgili bir tartışmanın ortasında buldu. Tartışmada Hz.Meryem'e Tanrı doğuran anlamında Theotokos unvanı verenler bir yanda yer alıyor ; diğer tarafta is Hz.Meryem'in sadece bir insanın annesi (Anthropotokos) olduğunu vurgulayanlar bulunuyordu.


Nestorius Theotokos unvanının kullanımını reddetmemekle birlikte, bunun tek başına kullanılmasının, doğabilecek bazı yanlış anlamları düşünerek, ihtiyatla karşılanması gerektiğini düşünmüştür. Bu noktada zekice sayılabilecek bir çözüm yolu bularak Meryem'e "Mesih'i doğuran" anlamında Christotokos unvanı verilmesini önermiştir. Bunu önerirken, Mesih isminin hem insana hem de Tanrı'ya işaret etmesinden yararlanmak istemiş olmalıdır. 


Taraflar bu öneriye sıcak bakıp mesele çözüme kavuşturuldu sanılırken, Nestorius'un bir konuşması esnasında söylediği "Tanrı'nın bir annesi olamaz. Yaratılmış olan hiçbir varlık Tanrı'yı doğuramaz. Meryem sadece biri insan doğurmuştur, Tanrı'yı değil. Tanrı'nın dokuz ay boyunca bir kadının rahminde taşındığı, bebek elbiseleri giydiği, acı çektiği, öldüğü ve gömüldüğü söylenemez." şeklindeki sözleri konunun tekrar alevlenmesine yol açtı.


Bu ifadeleri nedeniyle Nestorius, Samosatalı Pavlus'un takipçisi olarak görüldü.


Theotokos kelimesi odaklı tartışmada Antakyalı Nestorius'un karşısındaki isim İskenderiye patriği Cyril olmuştur. Cyril'e göre birleşmeden sonra İsa Mesih'in iki ayrı doğasının olduğundan bahsedilirse ve "insani doğaya ait özelliklerin ilahi doğaya ya da ilahi doğaya ait özelliklerin insani doğaya bağlanması mümkün değil" denilirse, bu durumda kurtuluşun sırrı küçümsenmiş olur. Böyle düşünüldüğünde, Mesih'in çektiği acılar ve kurtarıcı eylemleri, bedenleşmiş Tanrı'ya değil sadece bir insana ait olacaktır. Yine bu düşünce takip edilirse, evharistiya ayininde yenilen ekmek, Tanrı'nın değil insanın bedeni olacaktır. Bu noktada Cyril, Nestorius ve taraftarlarını yamyamlıkla suçlamaktadır.


Her iki taraf da Roma'nın desteğini alabilmek için Papa Celestine'e (Papalık yılları 422-432) mektup göndermiştir. 430 yılı Ağustosunda Roma'da yerel bir sinod toplayan Papa, Theotokos kelimesinin kulllanılabileceğini ilan etmiştir. 11 Ağustosta karar her iki tarafa da mektupla gönderilmiş ve mektubu aldığı günden itibaren Nestorius'a görüşlerinden vazgeçmesi için 10 gün süre tanınmıştır. 


Cyril de bu süreçte İskenderiye'de bir sinod toplayarak Nestorius için on iki maddelik bir afaroz gerekçesi çıkararak bunu bir mektupla Nestorius'a bildirmiştir.


Tartışmanın büyümesi üzerine İmparator II.Theodosius 7 Haziran 431'de Efes'te bir konsilin toplanmasına karar verdi.


Cyril konsilde üstünlüğü sağlamak için Mısır'dan fazla sayıda piskoposla toplantıya katıldı. Ayrıca konsilden önce Efes piskoposu Memnon'u ikna edip onun desteğini almayı da başardı. Birinci Efes Konsili, Mısırlı ve Efesli piskoposların katılımıyla, belirlenen tarihten on beş gün sonra, 22 Haziran'da Antakya ve Roma temsilcilerinin gelmesi beklenmeden gayr-i nizami bir şekilde başladı.


Cyril Antakya ve Roma temsilcilerinin gecikmesini fırsat bildi ve doğal olarak başkanı olduğu konsilde hemen Nestorius'u mahkum eden bir karar çıkardı. Bu kararla Nestorius görevinden alındı ve "Yeni Yahuda" ilan edildi.


Nestorius, konsil başladığında Efes'te olduğu halde, Antakya temsilcilerinin beklenmemesini protesto ederek, kendisini mahkum edecek olan açılış oturumuna katılmadı. Dört gün sonra 26 Haziran'da Antakyalı piskoposlar Efes'e geldiler ve onlar da Nestorius ile birlikte kendi konsillerini yaparak Cyril ve Efes piskoposu Memnon aleyhine kararlar aldılar. Son olarak Roma temsilcileri Efes'e ulaştılar ve Cyril'in tarafında yer aldılar. 


Farklı iki toplantıda alınan birbirine zıt kararlar imparatora bildirildi. İmparator her iki grubun temsilcilerini dinledikten sonra, Efes'te kendisini temsilen ikinci vekil gönderdi. Kont John adındaki bu yetkili, Nestorius, Cyril ve Memnon'u görevden aldığını açıkladı ve üçünü de sorguya aldı. 


Nestorius'u sorgulamak üzere onun görüşlerine eğilimi olan bir kişiyi görevlendirdi. Cyril'in sorgulanmasının ise daha zorlu geçtiği ifade edilmektedir. Ağustos ayı sonunda İmparator II.Theodosius kararını verdi. Buna göre, Nestorius, Antakya'ya, kendi manastırına gönderildi. Cyril beraat ederek İskenderiye'ye döndü. Nestorius'un yerine, İstanbul patrikliğine Cyril'in hoşuna gidecek bir isim, Maximian tayin edildi. Memnon da Efes piskoposluğu görevine devam etti.


Nestorius, eserinde bu olayı anlatırken, Cyril'in kont John'a ve onun aracılığıyla imparatora çok para verdiğini veya teklif ettiğini dile getirmektedir. Nestorius'un bu tanıklığı belki o zamana kadar Nestorius'u destekleyen imparatorun neden tavır değiştirdiğini açıklayan bir ipucu olarak görülebilir.


Birinci Efes Konsili teolojik bir sorunu çözmek amacıyla toplanmış olmasına rağmen, pratikte tarafların birbirini aforoz ettikleri bir kavga ortamına dönüşmüştür. İmparatorun müdahalesiyle konsil sonuçlandırılmış ; ama çıkan sonuç teolojik değil, tartışmanın tarafları olan İstanbul, İskenderiye ve Efes patriklerinin akıbetinin belirlenmesi şeklinde olmuştur. Bu gerçeğe vurgu yapan Friedrich Loofs (ö1928) Efes'te herhangi bir dogmatik meselesinin çözüme kavuşturulamamasından hareketle, Birinci Efes Konsili'nin ekümenik bir konsil olarak değerlendirilemeyeceğini iddia etmektedir.


Birinci Efes Konsili'nden sonra ikiye bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak için bazı teşebbüsler yapılmış ve bu çabaların sonucunda 433 yılında bir anlaşmaya varılabilmiştir. Buna göre Theotokos unvanının kullanımı, Nestorius'un görevden alınması kararı kabul edilmiştir.


Kristolojik açıdan bakıldığında Cyril'in savunduğu "birleşmeden sonra İsa Mesih'te tek bir doğa vardır" şeklindeki düşünceden vazgeçilmiş, bunun yerine Antakya ilahiyat okulunun görüşü olan "İsa Mesih'te iki doğanın birleşmesi" formülü benimsenmiştir. 


Ayrıca Cyril de Nestorius'a yönelik yazdığı on iki aforoz da geri çekmek zorunda bırakılmıştır. Sonuçta , Nestorius İstanbul patrikliği görevinden azledildi ve İmparator II.Theodisius'un emriyle Antakya'daki manastırına gönderildi. Burada dört yıl kaldıktan sonra 435 yılında Kuzey Mısır'da Oasis 'e sürgüne gönderildi. 450'de Theodosius ölünceye kadar burada sürgün hayatı yaşadı. Ne kadar yaşadığı kesin olarak bilinmemesine karşın 451 gibi öldüğü varsayılıyor.



*Nestorius ve Kristolojisi - Yrd.Doç.Dr.Muhammet TARAKÇI



***



Socrates Scholasticus tells the story in his Historia Ecclesiastica:

Hypatia, daughter of the philosopher Theon, who made such attainments in literature and science, as to far surpass all the philosophers of her own time…For all men on account of her extraordinary dignity and virtue admired her the more. 


Yet even she fell a victim to the political jealousy which at that time prevailed. For as she had frequent interviews with Orestes, it was calumniously reported among the Christian populace, that it was she who prevented Orestes from being reconciled to the bishop. 


Some of them therefore, hurried away by a fierce and bigoted zeal, whose ringleader was a reader named Peter, waylaid her returning home, and dragging her from her carriage, they took her to the church called Caesareum, where they completely stripped her, and then murdered her with tiles. 


After tearing her body in pieces, they took her mangled limbs to a place called Cinaron, and there burnt them. This affair brought not the least opprobrium, not only upon Cyril, but also upon the whole Alexandrian church. 


And surely nothing can be farther from the spirit of Christianity than the allowance of massacres, fights, and transactions of that sort. This happened in the month of March during Lent, in the fourth year of Cyril’s episcopate, under the tenth consulate of Honorius, and the sixth of Theodosius.”




***


"Can anything be more horrible or more cowardly than the conduct of the priests of this Bishop Cyril, whom Crhristians style St.Cyril?... His tonsured hounds, followed by a mob of fanatics, attack Hypatia in the street, drag her by the hair, stone and burn her, and cyril the Holy utters not the slightest reprimand. This Cyril was ambitious, factious, turbulent, knavish and cruel.... He caused his priests and diocesans to massacre the young Htpatia, so well known in the world of letters...Cyril was jealous because of the prodigious attendance at the lectures of Hypatia, and he incited agianst her the murderers who assassinated her....Such was Cyril of whom they have made a saint. We know that St.Cyril caused the murder of Hypatia, the heroine of philosophy." Voltaire


Voltaire tells us that the guilt of St. Cyril has been proved by the most learned men of the eighteenth century, “such as Brucker, La Croze, Basnage...


“It is hard to believe that the hands of St. Cyril were not stained in this bloody tragedy. The historian Socrates, who gives its details, adds that the deed covered with infamy not only Cyril but the whole Church of Alexandria.” In the latter we are told: “Hypatia was massacred by the Christian populace, at the instigation of St. Cyril. . . . According to Damascius, St. Cyril, passing one day before the residence of Hypatia, noted the crowd who were waiting to hear the daughter of Theon, and he thereupon conceived such jealousy of her fame that he resolved to procure the death of the noble and learned girl.”


M. Aubé, in vol. xxv, p. 712.“Nouvelle Biographie Générale” (Didot, 1858), and the “Grand Dictionnaire Encyclopédique du Dix-Neuvième Siècle” (1873)


Vol. ix., p. 505 — 

Cantù does not touch the question of St. Cyril’s responsibility for this crime. This is all that the great historian says concerning Hypatia: “Theon, a professor in Alexandria, commentated on Euclid and Ptolemy, but became more famous on account of his beautiful daughter Hypatia. Taught mathematics by him, and perfected at Athens, she was invited to teach philosophy in her native city. She followed the eclectics, but based her system on the exact sciences, and introduced demonstrations into the speculative, thus reducing them to a more rigorous method than they had hitherto known. Bishop Synesius was her scholar, and always venerated her. Orestes, Prefect of Egypt, admired and loved her, and followed her counsels in his contest with the fiery Archbishop, St. Cyril. It was said that it was owing to Hypatia’s enthusiasm for paganism that Orestes became unfavorable to the Christians. Hence certain imprudent persons so excited the people against her that one day, while she was going to her school, she was dragged from her litter, stripped and killed, and her members thrown into the flames.” 
(Storia Universale,” b. vii, c. 23. Edit. Ital. 10; Turin, 1862.)



________


* 
Charles Kingsley "HYPATIA"
VOL I: book

VOL II: book


Hypatia and Her Mathematics - Michael A. B. Deakin,1994, PDF: 



THIRD ECUMENICAL COUNCIL; FIRST COUNCIL OF EPHESUS 431 - link



*


Hıristiyanlık öncesi Efes şehrinde Tanrıça Artemis ve imparatorluk kültleri ile Yahudilik inançları mevcuttu. Bilinebilen en eski dönemlerden itibaren burada daha sonra Artemis adını alacak olan büyük ana tanrıça Kybele (Cybele) kültü yaşamaktaydı ve milâttan önce 11. yüzyılda bu tanrıça adına büyük bir tapınak (Artemision) yapılmıştı. Birçok defa yakılıp yıkılan ve tekrar yapılan bu tapınak, IV. yüzyılın sonunda her türlü putperest tapınmayı yasaklayan Théodose fermanından sonra tamamıyla ortadan kalkmıştır.

Hıristiyanlık geldiğinde Efes yöresine hâkim olan inanç Artemis kültüydü. Pavlus (St. Paul) misyonerlik gezileri sırasında Efes’e iki defa gelmiş, ikinci gelişinde burada iki yıldan fazla kalarak Hıristiyanlığı yaymaya çalışmışsa da Artemis kültünü benimseyen Efesliler’in sert tepkisiyle karşılaşmıştır (Resullerin İşleri, 19/23-41).


Şehre Ayasuluk adının verilmesine sebep olan ve uzun süre burada yaşayan, hatta burada öldüğü kabul edilen Yuhanna’nın Efes’e ne zaman geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Hz. Îsâ’nın semaya urûcundan sonra annesi Hz. Meryem’in nerede yaşayıp öldüğü tartışmasına bağlı olarak Yuhanna’nın Efes’e ne zaman geldiği de inceleme konusu olmuştur. Hz. Meryem’in Bülbüldağı’nda, bugün kendisine nisbet edilen evde yaşayıp öldüğünü savunanlar, Katolik rahibe Anne Catherine Emmerich’in vizyonlarına dayanmaktadırlar ki buna göre St. Jacques, İspanya dönüşünde Efes’e uğramış, bu sırada vefat eden Hz. Meryem’in cenazesini kabre kadar taşımıştır. 


Bugün genel olarak kabul edilen kronolojiye göre St. Jacques 43 veya 44 yılında ölmüştür. Şu halde Meryem bu vizyona göre en geç 42 yılında ölmüş olmalıdır. Hz. Meryem Yuhanna tarafından yapılan evde dokuz yıl yaşadığına göre, havâri Yuhanna 32 veya 33 yıllarında Efes’e gelmiş olmalıdır. Ancak Yuhanna’nın bu yıllarda Efes’e gelmiş olması, hem “Resullerin İşleri” kitabına hem de tarihî bilgilere ters düşmektedir. 


Hz. Meryem’in Efes’te yaşayıp öldüğünü savunan Tillemont bile Yuhanna’nın 65 yılından önce Efes’e gelmiş olabileceğine ihtimal vermemektedir. Hz. Meryem’in Kudüs’te vefat ettiğini savunanlar ise Yuhanna’nın tarihî gerçeklere uygun olarak 60’lı yıllardan önce Efes’e gitmediğini kabul etmektedirler. Zira 55-58 yıllarında Efes’te kalıp Hıristiyanlığı yaymaya çalışan St. Paul’ün oradaki faaliyetlerini anlatan Ahd-i Cedîd (Resullerin İşleri, 19-21) Yuhanna’dan hiç bahsetmemektedir. 


Milâttan sonra 61 yılında Efesoslular’a mektubunu yazdığı kabul edilen St. Paul, bu mektubunda da Yuhanna’dan bahsetmemektedir. Şu halde 61 yılında da Yuhanna henüz Efes’e gelmemiştir. Onun Efes’e 65’ten sonraki bir tarihte geldiği kabul edilmektedir. Kilise geleneğine göre Yuhanna Efes’ten Patmos adasına sürgün edilmiş, hatta kendisine nisbet edilen vahyi (apokolips) burada yazmış, 96 yılında Nerva’nın tahta çıkışı üzerine Efes’e dönmesine müsaade edilmiş ve Trajan döneminde (98-117) vuku bulan vefatına kadar orada yaşamıştır. Mezarının bulunduğu Ayasuluk tepesine milâttan sonra VI. asırda İmparator Justinien tarafından bir bazilika yaptırılmıştır ki bu bazilikanın kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.


Hz. Meryem’in de Efes’te Bülbüldağı’nda bugün kendisine nisbet edilen evde yaşadığı ve orada öldüğü iddia edilmekle birlikte bu iddia doğru değildir.


Milâttan sonra 431 yılında, İstanbul patrikliği yapmış olan Nestorius’un görüşlerinin tartışıldığı üçüncü ökümenik konsil Efes’te toplanmıştır. Efes konsilinde Hz. Meryem’in durumu tartışılmış ve onun “tanrı doğuran” (theotokos) olduğu resmen ilân edilmiştir. Konsilin burada toplanması ve Meryem’e tanrı doğuran unvanının verilmesi ilginçtir. Zira aynı yörede daha önce ana tanrıça Artemis kültü mevcuttu. Pavlus’un davetine karşı çıkan ve Tanrıça Artemis kültüne bağlı kalan Efesliler, IV. asrın sonunda İmparator Theodose tarafından her tür putperest tapınma yasaklanınca Meryem’e, Artemis’e ait nitelikleri vermişler, onu büyük bir ana tanrıça olarak kabul etmişlerdir. Efes konsili putperest mahiyetteki bu inancı, Artemis’in yerine Meryem’i koymak ve onun tanrı doğuran olduğunu kabul etmek suretiyle Hıristiyanlık adına tasdik etmiştir.


Efes’te 449 yılında bir başka konsil daha toplanmış ve Hz. Îsâ’da iki tabiatın varlığı inancını reddetmiştir. Kilise tarafından kabul edilmeyen bu konsil “Efes haydutluğu” diye adlandırılmıştır.




İslam Ansiklopedisi, Cilt 4


*





EFES KONSİLİ AYNI ZAMANDA 
ARTEMİS KÜLTÜ YÜZÜNDEN EFES'TE TOPLANMIŞTIR.
ARTEMİS KÜLTÜ O KADAR BÜYÜK BİR 
SAYGINLIK TAŞIYORDU Kİ 
BUNUN KIRILMASI GEREKİYORDU.
MERYEMANA'YA VERİLECEK YÜCE BİR MAKAM İLE ARTEMİS TARİHİN İÇİNE GÖMÜLECEK VE HIRİSTİYANLIKTA BİR KADIN "RESMİN İÇİNE" GİRECEKTİ....



"....zayıf bir kocalık rolü verilmişti. Matriyarkal toplumun Anadolu büyük tanrıçası Kibele'ye patriyarkal toplumun tanrılar tanrısı Zeus'u (veya Jupiter) Girit'te doğurmak şerefi verildi. 
Böylece Kibele tanrının anası oldu. Efsanelerin incelenmesinden anlaşılacağı gibi bu değişim büyük mücadelelere yol açtı.... 




HYPATİA, İSKENDERİYE'NİN BAYAN FİLOZOFU ve 
"AZİZ" CYRİL
"AZİZ" Mİ !!! 
HİÇ SANMIYORUM !



HYPATIA, LADY PHILOSPHER OF ALEXANDRIA and 
"St." CYRIL 
"SAİNT" !!!
 I DON'T THINK SO !


SAYGILAR
SB.


GERÇEKLER ile YALANLAR SAVAŞI !