motif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
motif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2021 Perşembe

Özek Betimlemesi

 

Özek/Alem/Koç Boynuzu/Eli Belinde
* MÖ 5.-4.yy Pazırık, Duvar Keçesi
* "Sarmat Altınları Sergisi (MÖ.4.yy-MS 4.yy)"nden altın süsleme, 2014 Moskova
* Selçuklu-Anadolu /N.Kırzıoğlu


Özek Motifi

Çağatay Türkçesinde "bir şeyin içi, çekirdek, göbek" anlamındaki "Özek" deyimi dillerde "Ö" sesi yerine "Ü" kullanan Kazan Türkleri ile Başkırtlar'da aynı anlamlardan başka "öz, özek, ağacın özü, ilik, iç, kalb, merkez"e de "Üzek" deniyor. Ayrıca "Alem" motifi de "Üzek" olarak biliniyor.

Pazırık'taki V.Kurgan'dan çıkan ve duvara asılan büyük (4,5x6,5m) bir Keçe'de: Taht'ında oturmuş ve elinde Hayatağacı tutan Tanrıça karşısında, ona yaklaşan bir Atlı figürü işlenmiştir. Her iki figür, dönüşümlü olarak Keçe boyunca sıralar halinde yerleştirilmiş. Figür sıralarını ayıran ince şeritler üzerinde, küçük bir çemberin karşılıklı dört tarafına Özek/Alem yanışları işlenmiştir. Bu dörtlü Özek motifleri ile kare şekilleri de, dönüşümlü olarak sıralanmıştır. Karelerin içinde dallı, çıkıntılı şekiller vardır.

Pazırık II.Kurgan'ından Benekli Deri ve Kürk ile aplike işlenmiş bir parça bulunmuştur. İçindeki peynir kalıntılarından bir Peynir Tulumu olduğu anlaşılan bu parçanın üzerindeki Renkli Süsler'de de Özek/Alem motifinin işlenmiş olduğu görülür.

Özek/Alem motifi, bazen bir Çiçek gibi, bazen iki tarafı kıvrık Koçboynuzu biçiminde, bazen de orta kısım uzun ve yuvarlak yapılmış, kenarlarının kıvrıklığı ile Elibelindekız motifine benzetilmiş. Bu örnekleriyle yüzyıllar boyunca çeşitli elsanatlarımızda kullanılagelmiştir. Halı, Keçe ve Mimarî'de kullanılmış; bilezik, küpe ve gerdanlık gibi çeşitli takılara işlenmiş, kenar şeridi halinde de giysileri süslemiştir.

Özek/Alem motifi, Pazırık Kurganı'ndan çıkan duvar süsü Keçe ile Deri ve Kürk'ten yapılmış renkli aplike Peynir Torbası'ndaki örneklerin aynısı veya varyantları olarak Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'da halı ve keçelere, ayrıca küpe, yüzük, bilezik ve gerdanlık gibi takılara, giysilerdeki nakışlara ve mimarî eserlerde işlenmiştir.

Moğolistan'da Buda Tasviri elişleri ve kitap süslemelerinde kullanıldığı literatürden öğrenilmiştir.

Neriman Görgünay-Kırzıoğlu
Altaylar'dan Tuna Boyu'na Türk Dünyası'nda Ortak Motifler, 1995




Ana Tamgası ve Özek



Frig değil, Saka Türkleri (MÖ 4.yy)

İtalya'da bulunan " Daunia mezar stellerinin", yani Taşbabaların üzerindeki betimleme Türk sanat-kültürüne aittir. Ya Etrüsklere ait ya da Etrüsk etkisinde olan müttefiki Daunialıların yaptırdığı taşbabalar (MÖ 6.yy) / link



Sarmatlar


Türk Dünyasında Tamgaların-Betimlemelerin Sürekliliği
SB






22 Ekim 2016 Cumartesi

KÜN-TİKİ ya da “bilinen” adıyla Kon/Con-Tiki





İnka-öncesi (Pre-İnka) döneminde "Viracocha" ya da "Tici Viracocha" medeniyetin yaratıcısı, güneşin ve fırtınaların tanrısıdır ve İnkaların mitolojisine girer. Güneşten tacı ve ellerinde de yıldırım vardır. Quechua dilinde: Apu Qun Tiqsi Wiraqutra olarak adlandırılır ki bu da bizi Türkçe'ye getirir.


APU - Hakasya'da Apu yani Abakan Nehri ; 
QUN = KÜN (İnka’da da Güneş Tanrısı olması sebebiyle) 
"Kon-Tiki" veya "Con-Tiki" değil KÜN-TİKİ
TİQSİ = TİKİ = CON TİKİ = KON TİKİ = KÜN TİKİ

"Tiki" ise geceleri işitilen sestir. Bu kelime atalar kültüyle bağlantılı bir kelimedir, Peru'da da Türkler'de de aynı anlamı vardır. Heyerdahl haklıymış "Asya orijinli". Kitabında Atua kelimesi geçer: "O, öldükten sonra düşük değerde tanrılığa terfi eden, sıradan insanlardan oluşan bir grup büyük ilahi varlıkların prototipidir. Ve daha önce sözü edilen gerçek tanrılarla birlikte onlara ATUA denir." ATALAR yani... tıpkı Peru'nun son İmparatoru gibi - ATAHUALPA'daki ATA gibi.

Hecelemeden emin değilim: Wi-RA-QUT-RA ?!
ama: QUT=KUT (Kutsal)
RA-Güneş Tanrısı (Mısır) olabilir mi?
Araştırılmalı!

SB







Viracocha is the great creator god originally worshiped by the pre-Inca inhabitants of Peru and later assimilated into Inca mythology. He was also the God of the sun and storms. "Apu Qun Tiqsi Wiraqutra" is the name of the god in Quechua language, which brings us to Turkish.

APU=APU RİVER (Abakan-Khakassia/East Siberia); ; 
QUN=KÜN (Sun) ; 
TİQSİ=TİKİ= CON TİKİ = KON TİKİ = (Tr.)KÜN (SUN) TİKİ ;

"Tiki" is the sound heard at night, associated with the "Cult of Ancestors" and have the same meaning as in Turkish Culture. Heyerdahl was correct.

"Stolpe [1891, p.206], in an attempt to analyse the implications of the Tiki traditions throughout Polynesia, writes: “In Rarotonga, Tahiti, and New Zealand he is considered to have been the first man. He is the prototype of a great group of divine beings, all of whom have been ordinary men who have after death been promoted to be gods of a lower rank than the previously mentioned actual gods, and who are collectively called Atua. Tiki, regarded as a class of gods, are thus the ancestral spirits, to which are attributed divine worship, thus they are the protecting spirits of their own descendants and are venerated with images in which they take up abode on certain occasions. Such images are found in many forms, from the colossal stone statues of Easter Island to the small portable images of polished nephrite which are worn by the Maori.”

THOR HEYERDAHL'S
"AMERICAN INDIANS IN THE PACIFIC"
PART V: TRACES OF CAUCASION-LIKE ELEMENTS IN PRE-INCA PERU.



ATUA in Heyerdahl's writings is ATA= in Turkish "Ancestor". Like the last emperor of İnca/Peru - ATAHUALPA.
not sure about spelling : Wi-RA-QUT-RA ?! = 
but: QUT=KUT in TURKISH (Holly) + RA=SUN God of Egypt?!

SB.




Pre-İnka Dokuması "Chancay" - MS.1200-1450
Pre-İnca Fabric "Chancay" 1200-1450 AD
for more:



Mayan statue/Guatemala and Turkish Rug-19th c/Türkiye




The term Yörük /Yürük (Youruk) is derived from the Turkish verb "to walk, to march" "yori" (today yürü- walk). And Yörük (+ler) (Youruk+s) are not a different ethnic. They are Turkish people.



(second half of the 18th century and early 20th century)
Autor : V. A. Muradov
(Azerbaijans are Turks)


Turkmenistan Turks (photo from Eishan Art, a Turkmenistan Turk)


EFES (Ephesus) Turkish Symbol "Ram's Horn" 





From Kazakhstan (also Turkish people)

An other Turkish Rug from Azerbaijan


Turkmenistan Turks



onlar anlamını hala çözememiş :) 
Peki, Tamgalar bize tanıdık mı?

Do you have these symbols-motives in "German Carpet", or "English Carpet", or "French Carpet" or in "Persian Carpet" ?
No you don't. And yet, you (westerners) claim that Pazyryk Carpet is a "Indo-European" carpet! "Hide" the History of all Turkish Tribes. That's what you do! You all are a Joke!  Because , These are the Social-Culture DNA of Turkish people, who is a Turk, or have Turkish blood in his veins.





Seljuk Turks Tattoo - Scandinavian Petroglyph- New Mexico/USA Petroglyph

For the petroglyph of New Mexico they explained as: "The symbolic meaning of the circle and dots is undetermined, however, it is believed to be linked to the Aztec god Quetzalcoatl."... Well this is the sign of the God (which is Tengri in Turkish) and Four Direction. Quetzalcoatl was a God afterall. And the origin of this symbol is Central Asia Turks. Scandinavians have also connection with the Turks, with Odin and his people and Hun-Turks after the dead of Attila. - SB.

Scandinavian petroglyph and the tattoo of a Seljuk-Turkish Girl is exact the same, God/Sun Symbol - Nuray Bilgili






Also similar in languages :
Chapultepec + Ometepe = TEPE = Little Hill in Turkish (have the same meaning as theirs/Quechua)


an other source:

Thor Heyerdahl and other scientists report a presence of a significant layer of American Indian words in the languages of the many tribes occupying Pacific ocean islands. It gives reasons to think that the settlers on these islands were Maya, Aztec, and Inka Indians from the continental Americas, among others. In that light can be attempted etymological understanding of the "Kon-Tiki", the name of the basalt log raft in the Thor Heyerdahl book, borrowed from an Inca legend. 

As notes Thor Heyerdahl, "Kon" in Inca language means "Sun". As was already seen above, in the Mayan language "K'in" also means "sun", "day". And "Tik" means "God", "Leader". Inca language has a word teki in sense "leader, heading, going in the head", from which comes the word "tiki". In the Türkic languages the word "teke" means 
simultaneously a ram-producer, and a leader of the sheep herd 


Abrar Karimullin (1925-2000)
Professor, Kazan University
(and "kun" also means "day" and "sun", see above -
Translator's Note = N.Kisamov)



Proto-Türks and American Indians



an other similarity:



29 Ekim 2015 Perşembe

Selçuklu dönemi Melek figürleri ve Nesturi Türkleri






"Selçuklu Dönemi Melek Rölyefleri..12-13.yüzyıl Konya..Melek Figürleri Türk usulü, uzun örgülü saçlı, Pazubentli, 
Kanatlı ve Umay Ananın tacı gibi üç dilimli tacı olan Melek Figürleri, Çin'deki Nestorian melek rölyefleri ile çok benzeşir..
Bu rölyefler büyük ihtimalle ve her zamanki gibi Türk Uygur sanatçıları tarafından yapılmıştır..." 
Nuray Bilgili




"Konya Surları : Anadolu Selçuklularının burada yaptığı surların eski gravürlerdeki çizimlerinden anlaşıldığına göre, büyük ölçüde blok taşlardan yapıldığı ve yer yer de moloz taşları kullanılmıştır Charles Texier’den öğrenildiğine göre Sultan Alâeddin Keykubat’ın yaptırmış olduğu bu surlar her kırk adımda yapılmış dört köşe kulelerle takviye edilmiştir. 
Surların etrafında hendekler vardır. Kuleler 10 m cephe, 8 m de genişliğinde, düzgün kesme taşlardan yapılmıştır.

Fransız gezgini Leon Laborde’nin (1807–1869) 1837 yılında yayınladığı bir eserde, bu surları gösteren gravürler bulunmaktadır. Bu gravürlerde Selçukluların daha önceki dönemlere ait antik yapılardan kabartmaları, Bizans yazıtlarını içeren levhalar, sütun başlıkları, sütunlar ve bazı heykel parçalarını buraya yerleştirdikleri anlaşılmaktadır. Ne yazık ki bu kalıntılardan hiç biri günümüze gelememiştir. Bu surların taşları sonraki yıllarda taş ocağında kullanılmış, 
şehirde yapılan kışla ve paşa konaklarının yapımıda buradan sağlanmıştır." 
Beril Altuğ






Tang Hanedanlığı döneminde Orta Asya'da Nasturi Türkleri 
Central Zhetysu Turkic tribes in Nestorian belief (orjinali Çince)


Mid-7th century, Christianity Nie sent off in thinking zhetysu Central Asia began to spread and the faith of the Turkic tribes, the Chinese called Nestorian. Yuan Dynasty, because the rulers adopted a policy of religious tolerance, Nestorian reaching its apogee in zhetysu with other religions together form a diversified religious situation. Mid-14th century, with the Turkic tribes proselytizing Islam, Nestorian tended to annihilation. 

Through the study of archaeological data and literature data shows that everyday language zhetysu medieval Christians mainly Turkic dialect, and in the missionary situation is mainly used Syriac, but not the mainstream of the local Syriac language; local families generally have Christ Christians, in addition to the missionaries, believers also include other professionals, such as officers and teachers; Christian Yuan zhetysu with the Mainland of China has maintained close contact, reflecting the mutual contact and interaction. Information inscription found seven river basin reconstruction of local history of Christianity, a comprehensive understanding of the real situation of Christianity in the Yuan Dynasty in China and Central Asia, rich history of cultural exchange between China connotations are of great academic value. 
(google translate!!! from Chinese) Published: 24-03-2015




31 Ağustos 2015 Pazartesi

KAZ DAĞLARI / KOŞUBURNU KÖYÜ ve TAHTAKUŞLAR KÖYÜ / TÜRK KÜLTÜRÜ



1931 TARİHLİ BALBAL.....KAZ DAĞLARI
"400 kadar mezar var, insan suretli bir balbal dahil"



Canlı tarih Koşuburnu Köyü: 

Onlar çok uzak zamanların günümüze kadar gelmiş yolcuları. Binlerce yıllık kültür ve geleneği günümüze taşıdılar. Kazdağı Koşuburnu Köyü Tahtacı Türkmenleri zamana meydan okuyarak tarihi duruşlarını nasıl yaşattılar? İşte bu sorunun cevabı “Zamana Karşı” belgeselinde.

"Eski Türk inanç sistemine ait, bu ayin ve ritüellerin izlerine ve uzantılarına Anadolu’nun başka yerlerinde de tesadüf edilebilir. Koşuburnu’nda bu pratiklerin, kuşaklar boyu süren bir sosyalleşme kalıbıyla herhangi bir kültürel etkileşime ve dönüşüme uğramaksızın günümüze aktarıldığını gözlemliyoruz. Bunların hala canlı olarak yaşatılması, gerek sosyolojik ve antropolojik açıdan gerekse Türk kültür tarihi açısından büyük öneme sahiptir." - Prof. Dr. Musa TAŞDELEN


"Koşuburnu Tahtacı Türkmenleri, içe kapalı yapılarıyla ilk İslamlaşma döneminin uzantısı sayabileceğimiz birtakım adet ve ritüelleri bugüne kadar değişmeksizin koruyagelmişler." - Servet SOMUNCUOĞLU


"Çağlar boyu 3 kıtada yaşayan kültür. Türkler, senelerin belirli zamanlarında belirli noktalara giderek, ata ruhlarına, göğe, tabiat kuvvetlerine kurbanlar sunarlar, oralarda törenler yaparlardı. Onlar, Orta Asya’nın derinliklerinden getirdikleri kültürü bugüne kadar saklamış, yaşatmış ve yaşamışlardı. 6, 7, 8 Mayıs’ta yaz başı bayramını, Kasım sekizinde ise yılbaşını kutluyorlardı." - Prof. Dr. Ahmet TAŞAĞIL


"Orta Asya’dan Düzeğrek’e Balbal Mezar Taşı ve Damgalar: Bilindiği gibi balbal mezar taşları Türk mezar kültürüyle ilgili olup, ilk örneklerini Altaylarda, Abakan’da, Tuva’da ve Moğolistan’da görüyoruz. Türkiye’de ise ilk örneğini M.Ö. 1500-1200 tarihli olarak Hakkâri merkezinde, son örneğini ise Tunceli/Pertek’te 1963 tarihli olarak görüyoruz. Dolayısıyla Türkler Orta Asya’dan Anadolu’ya gelirken kültürlerinin en belirgin özelliği olan mezar üslubunu da Türkiye’ye getirmiştir.


Bir başka açıdan mezarların şöyle bir özelliği var: Yazılı belgelere duygular, bazı ideolojiler karışabilir. Ancak mezarlık kültürünün özel bir yapısı vardır. Çünkü mezarlık kültürü sosyal DNA’ların yansıtıldığı en belirgin, en saf tarih kaynaklarıdır. Dolayısıyla ben mezar taşları ve damgaları tarihin altın sayfaları olarak değerlendiriyorum. Düzeğrek mezarlığında ayrıca ok ve ok-yay damgası hem de yay damgası var. Bu damgalar Türkiye’de her yerde görüldüğü gibi Tahtacılar bunlara “Kazayağı” derler. Ayrıca bu damgaları halı ve kilimlerde görüyoruz. Diğer taraftan bu damgaların aynısını Türk dünyasının her tarafında yani Yakutistan’dan Orta Asya’ya ve Balkanlar’a kadar bütün Türk kültür coğrafyasında görmek mümkündür." - Dr. Mustafa AKSOY


"Her ne kadar, dışarıdan bu Tahtacı Alevi topluluğunu ötekileştirmek için, bu törenlerde eğleniyorlar gibi şeyler söylense de, alakasının olmadığını bizzat burada gördük. Bu bir dini tören. Hıdrellezin bereket törenleriyle alakası var. Ayrıca tabiatın, insanın, hayatla ölümün bir arada kutsandığı bir tören. Bugün burada Altay dağlarında, Tuva, Hakasya’da, Türklerin en eski yurtlarında gördüğümüz bir kültürel anıtın örneğine rastlıyoruz. Burası Türkiye’nin en batısında, Ege denizinin kıyısında bir yerde bulunuyor." - Doç. Dr. Muharrem KAYA


"4000 yıllık gelenek devam ediyor: Genelde, burada da; eski Bektaşi mezarlarında olduğu gibi hayat ağacı var; bunlar Rumeli’deki mezar taşlarında da var. Bu hayat ağacı bizim eski inancımızdan, yani İslam öncesi inançlarımızdan geliyor. Anlamı, ölümden sonra da hayatın devam ettiği. Ama buradaki mezar taşlarındaki damgaları başka yerde hiç görmedim, burada ilk defa görüyorum. 


Ayrıca buradaki mezarlar dikdörtgen yerine yuvarlak yapılıyor, uzunlamasına bir mezar yapı tipi değil, köşeli değil. 4 tarafına da taş koyulmuş, ama başı belli. Baş taşına damgayı koymuşlar. Bir de, Orta Asya’da ,Tanrı dağlarında 3100 mt.yükseklikte yaptığımız arkeolojik kazıdaki, M.Ö 1000-2000 yıllarına ait eski Türk mezarlarına çok benziyor. Oradaki mezarların tipi burada da aynı. Buradaki mezarlar bundan 3000 - 4000 yıl önce, Türklerin yaptığı mezarlarla aynı. Yani o kadar eskiye dayanıyor. Mezarlarını, 2000-3000 yıl önceki, hatta 4000 yıl öncesindeki Türk mezarları olan Kurgan şeklinde yapmışlar." - Prof.Dr.Yusuf HALAÇOĞLU


"Birkaç gündür buradayız ve bu süre içerisinde, Türkmen kardeşlerimizle adeta kültür şenliği yaşıyoruz. Bu kültürü bir bütün olarak incelediğimizde asırlık,ulu bir çınar gibi derine ve sağa sola kök saldığını görüyoruz.Türkmenlerle benim geçmişim, 40 yıl öncesine dayanıyor. 40 yıl öncesi, hatıramda kalanlar ise, şimdi törensel olarak giymiş oldukları elbiselerini günlük hayatta da giydikleriydi. Kadınlar başlık takar ve o başlığın çevresinde madeni paralar olurdu. Erkekler de başlarında sarık, kalın ve paçaları düğmeli pantolon, genellikle yakasız gömlek ve ayaklarda çarık, kullanırlardı. Bıyıklar biraz daha keskin. Hatta pala denebilecek şekildeydi. Çalışkan, sevilen bir toplumdu. Çevredeki yörük köyleriyle son derece uyumlu ilişkileri vardı. Ama dini tören ve geleneklerini yörük köylerinden gizlerler, kız alıp vermezlerdi. 


O zamanlar bu bir eksiklik mi yoksa gereklilik miydi bilemiyorum ama bu yüzden kendilerine küçümseyici yakıştırmalar yapılırdı. Şimdi gerçek tören ve adetlerini gördükçe hem yakıştırmalardan utanıyor, hem de kapalı toplum kalmanın istismara açık olduğunu görüyoruz. Şimdi bu açılımı yaptıkları için, gerçekten, kendilerine çok teşekkür ediyorum. Atalarının kültürüne ne kadar bağlı olduklarını övünerek ve saygıyla gördük. Hatta kendi kaybettiklerimizi düşündükçe biraz da pişmanlık duyduk. 40 yıl öncesinden bu güne bu giysiler dışında fazla bir şey değişmemiş. İnşallah bir 40 yıl sonrasında da fazla bir şey değiştirmeden, götürmelerini temenni ediyorum." - Öğr.Gör.Hasan ÇAKICI


BELGESEL: Servet Somuncuoğlu
"Tarihe damardan bağlanmak" Sinan Yaka - Prodüktör
"Orta Asya'dan Kazdağı'na zoom" Ahmet Veysel Baban - Görüntü Yönetmeni
"Geçmişten geleceğe ayna" Kamber Koytaviloğlu - Kameraman
"Tarih şoku yaşadım" Kartal Uzun - Kurgu
"Zamanın içinde yer almak" Yasin Cemal Galata - Yapım,Yönetim Yrd.





Koşuburnu Türkmen Gelini


Ayrıca benzerliğe bakınız





Türk Damgalarıyla bir Keçe, 1989 - Koşuburnu
"Bu damgaları Orhun alfabelerinde de görmek mümkündür. Kazayağı, Koç Boynuzları, Güneş Kültü..." 
Mustafa Aksoy



Ayrıca benzerliğe bakınız





"1909 döneminde bile Salur Boyu damgalarını mezar taşlarına koymuşlar, ama niye koyduklarını bilmiyorlardı" 
Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu





Tahtakuşlar Köyü Özel Etnoğrafya Galerisi/Müzesi - 1991





Unesco ödüllü Tahtakuşlar Köyü Özel Etnoğrafya Galerisi'nin sahibi emekli öğretmen Alibey Kudar'ın küçük oğlu olan emekli astsubay ve Türk tarihi araştırmacısı Selim Kudar'ın 2004 yılında yayınladığı "Muatazmayinşatürta" isimli 72 bin 4 yıllık Türk tarihi araştırmalarını içeren kitabı, 2. baskıda 2 bin adet basıldı. 

Kitapta Türklerin en eski ecdatlarının Uygur, Akkat ve Sümerlerin 70 bin yıllık belgeleri ile Mu ve Atlantis uygarlıklarından bu güne gelen tüm belgelerine yer verildiğini belirten yazar Selim Kudar, Mu ve Atlantis uygarlıklarından sonra Eskimo, Kızılderililer ve Mayaların Türk olduğunu ve o uygarlıklardan bu güne kalan tüm eserlerin bu günün Türk motifleriyle aynı olduğunu öne sürdü. Türklerin ana yurtlarının Orta Asya olmayıp tufandan yani 200 bin sene önce Atlantik ortasında bulunan 'Mu Kıtası' olduğunu ve buradan Orta Asya, Afrika ve diğer kıtalara medeniyet yaydığını belirtti. 



Kültür Bakanlığı'nın Türk tarihi üzerine bu güne kadar yaptığı tüm yayınların yanlış olduğunu iddia eden yazar Kudar, "Doğrular bizim tarihimiz içinde vardır ve ben bu belgesel kitabımda Türk tarihinin tüm bu bilinmeyenlerine cevap veriyorum. Türkler tarihte şaman olduğu için tarih içindeki tüm motifler bu günlere gelmiştir. Halı ve kilim desenlerine - ayıptır söylemesi- sığır sidiği, tahta kurusu, öküz kız, damak, karga dili gibi onlarca tarihimize yakışmayan motif isimleri verilmiştir. 

Türk halı ve kilim desenlerinde asla böyle bir isim yoktur ve kabul edilemez. Ayrıca Mu Kıtası'ndaki 28 sembolü Türk halı ve kilimlerinde de görürüz. Bu motiflere komedi isimler verilmesi hoş değildir. Her motifin bir dili vardır. 

Anaerkil - şamanlar Ay'ı izleyip Ay Tanrısı'nın görüntü sayısı olan '28 artı 3 gün' formülünü uzaya bakarak bulmuşlar ve kendilerini bu formülle anlatıp halılara işlemişler. 28 sembolle şaman halılarını oluşturmuşlar. Günümüze yani 2007 yılına kadar binlerce yıl geçmesine rağmen, 28 sembolle soy kütükleri ve tarih arşivlerini günümüze kadar taşımışlardır. Kökleri şaman olan Türk halılarında Kars, Muğla, Sivas, Manisa, Çanakkale ve Balıkesir halısı ile kilimler arasında da hiç bir ayrım yoktur, hepsi 70 bin yıllık Türk tarihinin zenginlikleri ve sembollerini bu güne taşır. Türk halıları soy kütüklerimiz, tarihimiz, kültürümüz, kalıcı mirasımız ve kimliğimizdir" dedi. 


"Mu + Atlantis, + Aztek, + Maya, + İnka, + Şaman, + Türkmen, + takılarının baş harflerini alarak kitabımın ismini "Muatazmayinşatürta" olarak koydum. Bu kitapta yayınlanan belgelerle Türk tarihine yeni bir bakış açısı getirilmiş oldu" iddiasında bulundu.


basın Ekim 2007
Bu kitabı bulup okumalı...! - SB


Sarıkız Efsanesi 
Azerbaycan kökenli Türk ressam/heykeltraş Selim Turan (1915- 1994 ) tarafından yapılmıştır. 
Türkmen Tahtakuşlar Köyü’ndeki özel Etnoğrafya Galerisi’nin kurulmasına da katkıda bulunmuştur.


Kavurmacılar Köyü'nde yaşadığına inanılan Sarıkız için her yıl Ağustos ayında festival düzenlenir.

Farklı versiyonları bulunan bu halk söylencesi:

Sarıkız, Çanakkale iline bağlı Ayvacık’ın bir köyünde ailesi ile yaşarken, küçük yaşta annesi vefat eder. Babası Sarıkız’a “Biliyorsun anneni çok severdim, burada çok hatırası var, anneni unutmam zor oluyor. Buradan göçelim” der ve Kaz Dağları’nın eteğindeki Güre köyünün yakınlarındaki Kavurmacılar köyüne gelerek yerleşirler. Burada çobanlık yaparak geçimlerini temin ederler. Köyde çok sevilirler. Köyün yaşlıları, gençleri Sarıkız’ın babasına akıl danışırlar. Köylüler onun ermiş olduğunu düşünürler. Aradan yıllar geçer Sarıkız büyür güzel bir kız olur. Babası da yaşlanır. Aklında hep hacca gitme fikri vardır. Hacca gidebilmek için namazında niyazında sürekli Allah’a yalvarır. Sarıkız babasının bu isteğini yerine getirmesi için onu teşvik eder. Babasına artık büyüdüğünü kendisine bakabileceğini, daha fazla yaşlanmadan hacca gitmesi gerektiğini söyler. Babası kızını komşusuna emanet eder, hacca gider. O zamanlar hacca gitmek şimdiki gibi değil, belki altı ay, belki de daha fazla, yaya gidiliyor.

Babası hacca gittikten sonra, köyün delikanlıları, Sarıkıza talip olurlar. Sarıkız hiçbirine yüz vermez. Onlarda dedikodu yayarak Sarıkıza iftira ederler.

Baba hacdan dönünce kimse yüzüne bakmaz, selamını almazlar. Sarıkızı teslim ettiği komşusuna bunun sebebini sorduğunda, Sarıkızın kötü yola düştüğünü söyler. Baba günlerce düşünür. Adet olan hac hayrını da yapamaz. Köyde yaşayabilmesi için namusunu temizlemesi gerekmektedir. Fakat çok sevdiği kızını öldürmeye kıyamaz. Yanına aldığı birkaç kazla, kızını, Kaz Dağının zirvesine götürüp oraya bırakır. Orada yabani hayvanlara yem olacağını düşünür.

Aradan yıllar geçer. Bayramiç tarafından gelen yolcuların dağda yollarını kaybettiklerinde, darda kaldıklarında kendilerine sarı bir kızın yol gösterdiğini, yardım ettiğini söylerler. Kazlarının olduğunu, hatta bunların bir gün Bayramiç ovasına inerek çiftçilerin mahsülüne zarar verdiğini, köylülerin bu durumu sarıkıza söylemeleri üzerine, Sarıkızın eteğine doldurduğu taşları saçarak, bir avlu oluşturduğunu, kazlarında artık aşağılara inmediğini söylerler. Kaz avlusu diye anılan bu alanın duvar kalıntıları günümüzde bile gözükmektedir.

Bu hikayeleri dinleyen baba, bunun Sarıkız olabileceğini düşünür. Dağın yolunu tutar, zirveye vardığında, duvarlarla çevrili kazların bulunduğu bir alanla karşılaşır. Kızını bugün sarıkız tepe diye anılan yerde bulur. Sarıkız, babasını gördüğüne sevinir. Ona saygı gösterir, hürmet eder. Babası namaz kılmak için abdest almak ister. Sarıkız, abdest alması için babasının eline su döker. Babası suyun tuzlu olduğunu söyler. Sarıkız aceleden yanlışlıkla denizden aldığını söyler ve testisini vadilere doğru uzatır. Yeni doldurduğu suyu babasının eline döker. Babası buz gibi tatlı suyu tadınca kızının erdiğini anlar. O sırada siyah kara bir bulut gökyüzünü kaplar, Sarıkız kaybolur. Babası kızının erdiğine, sırrının açığa çıkması nedeniylede kaybolduğuna kanaat getirir. Kızına iftira edildiğini anlar ve köylülere beddua eder. Bugün Kavurmacılar köyünde yaşayan kimse kalmamış, muhtar, köy mührünü, yaşayan kimse kalmadığı için Kaymakamlığa teslim etmiş ve köyün adı kütükten silinmiştir. Sarıkızın babası üzüntü ile tepelerde dolaşırken bugün Baba tepe denilen yerde ölür. Yöre halkı Sarıkıza ve babasına dağın yassı taşlarını üst üste koyarak mezar yaparlar. Sarıkızın mezarının olduğu tepeye Sarıkız tepe, Babasının bulunduğu tepeye Baba tepe derler. Yöre halkı her yıl ağustos ayında Sarıkızı ve babasını anmak için buralara çıkarlar.

"Sarıkız Efsanesi Kaz Dağı'nın Türkmen köylülerinin söylencelerinde yer alan İran'a kadar uzanan bir İslami halk hikâyesidir." 

Çoban, Ramazan Volkan. İda Dağı'ndan Kaz Dağına; Yöre Anlatılarının Karşılaştırmalı Mitoloji Tarafından İncelenmesi, III. Ulusal Kazdağları Sempozyumu (Balıkesir, 2012)






ve Tuva Türkleri




KAZDAĞLARI - TAHTACI TÜRKMENLERİ
THE TURKS