karamanian etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karamanian etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2016 Perşembe

Ortodoks Türkler...







Karamanlıca yazılmış mezar taşı , 2.13.2003 envanter numarasında kayıtlı olup, alt kısmı kırık ve parçası eksiktir. Yunan harfleriyle 16 satır Türkçe yazılıdır. Etrafı S kıvrımlı yaprak motifleriyle çerçevelenmiş olup, üstte; sağında ve solunda döneminin yaygın motiflerinden güvercin kabartmaları ile bunların ortasında bir saksıdan dağılan Barok çiçek demeti vardır. Yazı çok düzgün biçimde ve kazıma olarak mermer zemine yazılmıştır. Yazılışı ve okunuşu şu şekildedir; 




1. ΧΑβΑΤΖΕ ΖΑΤΕ ΣΙΟΧΡΕΤΙΛΕ
Abacı zade söhretiyle
2. ΜΟΥΦΤΕΧΙΡΤΙΜ ΠΙΡ ΖΕΜΑΝ
Müftehirdim bir zaman
3. ΣΑΝΙΕ ΡΟΥΤΠΕΣΙΝΙ ΙΧΡΑΤΖ
Sani rütbesini ihraç
4. ΙΛΕ ΑΛΜ ΣΤ Μ ΣΕΡΕΦ
İle almıstım şeref
5. ΕΛΛΙ ΟΥΤΖ Γı Λ ΜΕΣΚΕΝΙΜ
Elli üç yıl meskenim
6. ΟΛΤ ΜΟΥβΑΚΑΤΤ Ρ ΤΖΕΧΑΝ
Oldu muvakadder cihan
7. ΠΕΛΤΕΙ ΣΠΑΡΤΑ ΤΑ ΤΕΡΛΕΡ
Belde-i Sparta da terler
8. ΙΚΕΝ ΠΙΡ ΧΑΝΕΤΕΝ
İken bir haneden
9. ΡΕΦΚΙΛΕ ΠΑΙ ΚΕΤΑΓı ΕΙΛΕΤΙΜ
Refkıle payi ketay eyledim
10. ΧΟΣΝΟΥΤ ΧΕΠ
Hosnut hep
11. ΤΑΡ ΟΥΠΑΚΑΤΑ ΜΟΥΚΙΑΦΑΤ
Tar upakata mükafat
12. ΕΙΛΕΓΙΕ ΟΛ ΜΟΥΣΤΕΑΝ
Eyleye ol müstean
13. ΙΠΡΕΤ ΑΛ ΖΑΙΡ ΚΙΟΡΟΥΠ
İbret al zahir görüp
14. Π Ρ ΖΕΜΙΝΤΕ ΤΖΙΣΜΙΜΙ
Bir zeminde cismimi
15. …ΙΚΕΝ ΦΑΝΙ ΤΟΥΝΓıΑΤΑ
…iken fani dünyada [satırın baş kısmı kırık ve parçası eksik]
16…. ΙΠΡΕΤΛΕ ΣΙΑΝ
...İbretle sen [buradan itibaren mezar taşının alt kısmı tamamen
kırık ve parçası eksiktir]



Karamanlı Ortodoks Türklerin Anadolu’da yoğun olarak yaşadığı yerlerin başında Kapadokya bölgesi gelmektedir. Özellikle Niğde, Nevşehir, Kayseri ve Aksaray illeri ile bunlara bağlı yerleşim yerleri Karamanlı Ortodoks Türk nüfusun yoğun olarak yaşamış olduğu yerlerdir. 


Nevşehir (Nevşehir Merkez, Ürgüp, Mustafapaşa), 
Derinkuyu (Suvermez, Yazıhöyük, Özlüce), 
Niğde (Gölcük, Misli,Fertek, Sementra, Andaval, Hasköy, Aravan/Kumluca, Kurdanos/Hamamlı, Bor),
Aksaray (Güzelyurt, Uluağaç), 
Kayseri (İncesu, Zincidere, Pınarbaşı, Endürlük, Develi)





KÜLTÜREL BAĞLAMDA KAPADOKYA BÖLGESİNDE BULUNAN GREK HARFLİ TÜRKÇE KİTABELERİN DİLİ - pdf
THE LANGUAGE OF THE TURKISH EPIGRAPHS IN GREEK ALPHABET IN THE CAPPADOCIA REGION FROM A CULTURAL PERSPECTIVE
Yrd. Doç. Dr. Adem ÖGER
Arş. Gör. Ahmet Turan TÜRK
Nevşehir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 






Aziz Vasilios Kilisesi bugün harabe halindedir ve kitabesi de kaybolup gitmiştir. Fakat 1914 yılında yazılmış Nevşehir Salnamesi’nde bu kilisenin kitabesine yer verilmiştir:

Bunu iyleyen Tın-CI tereli Lazari
1 bu aziz hane Sultan Mahmut eyaminde ve 2 Kosantos Patrigin vaktında muceleten 3 bina oltu. Eparhiyanın mitropolu Paisios 4 efendimizin vaktıta mutteber atama 5 arin nazirligi ve Ürküpte mevcut kü6 çük ve bögük, erkeg ve tişexlicemigi 7 hristiyanların verkileri ve emekleri ile bir 8 senete tekmil oltupanagia Koimisis koy9 nu çok zegnetilen egkeniasita etti Agos10 Kayseriyas Paysios efendimizin sene AODD 11Augüstü IE 1350







Niğde Müzesi,hangi kiliseye ait olduğunu tespit edilemeyen kitabe:

1Etos 1843 Taciroğlu hristo Nikola hacı 2 < mübarek et(t)i bu şerif 3 haneyi kabul gılmak riyali ziyer4et edennar her niyetleri 5 kabul eylesin şerrafetlü efenti6miz Agos İkonu Kurios Neofitos7 en kenisteti Ortodoks hıristiyanın8 igin garyetiyinen yapıtlı sultan 9Mecid Efentimizin fermanı10ynen yapıldı sene 1209 taizisi11 hristo oğlu nikolau < merkül









Kayaardı’nda bulunan kilisede kitabe:
1 Bu azizi Solopia yaptıranlar 2< karyelilerallahu3azimişan için yepanlara eyva yene4 sebep olanlara versin amin.








"İslam'ı kabul eden Türkler Hıristiyanlığı kabul etmiş Türkleri, ilk önce , kara imanlılar diye tanımladılar. Karamanlıların da ismi buradan kaynaklanıyor. Zaman zaman Oğuz Türklerine rakip oldular ve Hıristiyanlığı kabul etmiş Karamanlıların bir kısmı sonradan Osmanlı devleti güçlendiğinde ayrı ayrı yerlere, Azerbaycan'ın Karabağ bölgesine, özellikle de , Cebrail bölgesine, bir kısmıysa Bizans'a sürüldüler. Aynı dönemde sürgün olunanlar içersinde Hıristiyan Ermenidi Türkleri de vardı. Onların adıyla bağlı olan Karaman-Ermenek bölgesiyse bugün de aynı isimle Konya kentinde mevcuttur. Şuan Yunanistan'da yaşayan Karamanlılar hala Türk olduklarını anımsıyorlar, ama Yunan toplumunun bir parçası haline geldiler. Yunanistan'ın Başbakanı Karamanis de Karamanlılar soyundan gelen bir Türk'tür, Hıristiyan Kıpçak Türküdür.... " - Hikmet BABAOĞLU- BAKÜ,2011







İlgili:



__________________________

ANADOLU'DA "YUNAN" MİLLET OLARAK DEĞİL, KİLİSE OLARAK BÜTÜNLEŞMİŞ 
VE BİR TOPLULUK OLUŞTURMUŞTUR.
BU YÜZDEN, BÜTÜN HIRISTİYANLARI "YUNAN"LI YAPMAKTAN VAZGEÇİN!
SB.
__________________________







25 Eylül 2015 Cuma

TARİHİ VERİLERLE KARAMANLI ORTODOKS TÜRKLER




ΜΑΣΑΛΛΑΧ  = Maşallah
Kayseri






Tarih boyunca geniş bir coğrafyada hüküm süren Türkler arasında eşine az rastlanır bir hoşgörü ortamında Budizm, Maniheizm, Yahudilik, Müslümanlık ve Hıristiyanlık gibi farklı inançlar varlıklarını devam ettirebilmiştir. Bu bağlamda, Hıristiyanlığın, özellikle de doğu Hıristiyanlığının, İç Asya’ya ulaştığı ve Nasturi kilisesinin Türkler arasında kabul gördüğü ve hatta Horasan’dan bir Türkün bir süre bu kilisenin patrikliğini yaptığı da bugün kabul edilen bir tarihi gerçektir (1281-1317). 


Bunun dışında Karadeniz’in kuzeyi ve oradan da Balkanlara ulaşan Türkler arasında da Bizans Kilisesi’nin belirli bir misyon yürüttüğü ve bu misyon sonucunda da Ortodoksluk inancının anılan coğrafyada yaşamaya başlayan ve Bizans için önemli bir problem haline gelen Hunlar, Bulgarlar, Peçenekler, Uzlar ve Kuman-Kıpçaklar arasında kabul gördüğü de bilinmektedir. Bizans kilisesinin bu misyonu çerçevesinde Hıristiyanlığın yayılması Kilise açısından önemli olduğu kadar Bizans devlet siyaseti açısından da ayrı bir öneme sahip olmuştur. 


Balkanlardaki Türk varlığının Bizans açısından bir tehlike oluşturması karşısında Türk topluluklarını birbirine karşı kullanan Bizans devleti yine bu siyaset çerçevesinde Türk topluluklarına mensup Hıristiyan olan birçok Türkü, Bizans ordusunda hizmete aldığı ve Anadolu topraklarına özellikle de Kapadokya bölgesine yerleştirdiği bilinmektedir. Bu çerçevede 1071 Malazgirt Savaşı ve sonrasında Miryakefalon Savaşı sırasında Bizans ordusunda görev yapmış binlerce Türkten Bizans tarih yazıcılarının bahsettiği de bilinmektedir.


Benzer şekilde, Bizans Kilisesinin Türk topluluklarına yönelik misyonu kadar Roma Katolik kilisesinin de benzer bir misyon yürüttüğü de bilinen bir diğer gerçektir. Bu bağlamda, 14.yy. başlarına ait olan Codex Cumanicus adlı eser bunun önemli verilerinden birisidir. Sonuçta, gerek Roma Katolik kilisesi gerek Bizans kilisesi gerekse Nasturi kilisesi faaliyetleri sonucu Hıristiyanlık mezhepleri Türkler arasında yayılma imkanı bulmuştur denilebilir. 


Tüm bu gerçekler çerçevesinde; Osmanlı idaresi altında yaşamış ve var olan millet sistemi dahilinde Ortodoksluğu benimsemiş diğer tüm topluluklar gibi Rum milleti kategorisine dahil edilen Karamanlılar da bu tarihi gerçekliğin bir parçası mıdır? Onlar, Türk yönetiminin baskıları sonucu inançlarını terk etmektense dillerini terk etmeyi tercih ederek Rumcadan vazgeçen ve Türkçe konuşmak zorunda kalan Hıristiyan Rumlar mı, yoksa Hıristiyanlığı kabul eden Türkler midir? Bizans kilisesinin misyonu sonucu Balkanlar’daki Türkler’in Ortodoksluğu benimsediği şekilde acaba Anadolu’daki Türklerden de bu inancı benimseyenler olmuş mudur? 


Osmanlı idaresi sonrasında yeni Türk devletinin Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasından önce Yunanistan ile imzaladığı Türk-Yunan Ahali Mübadelesi antlaşması çerçevesinde Yunanistan’da yaşayan batı Trakya hariç, Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yaşayan İstanbul hariç, Rumlar Yunanistan’a zorunlu olarak göç ettirilirken Anadolu’daki milli Mücadeleye Papa Eftim önderliğinde destek olmuş Fener Rum Patrikhanesinden bağımsızlığını ilan ederek Kayseri’de bir Türk Ortodoks kilisesi kurarak ve Anadolu’da Ortodoksluk Sedası adıyla bir de gazete çıkararak Türklüklerini dile getirmeye çalışan Karamanlı Ortodokslar gerçekten Türk dünyasının bir parçası mıdır?


Zihinleri meşgul eden bu meseleden hareketle bu makalede, adı geçen Karamanlı Ortodoksların tarihi süreçteki izleri tarihi veriler ışığında ve 2000 yılında Yunanistan’da yapılan saha çalışmasında elde edilen veriler çerçevesinde incelenmeye çalışılmaktadır.


Sonuç olarak konuştukları duru Türkçeleri, sahip oldukları adet, gelenek ve görenekleri dışında bugün Gagauz Türklerinin Anadolu Türklüğü ile bağlantısının açıklanmasında önemli bir tarihi gerçek olarak İzzeddin Keykavus’un kardeşi ile yaşadığı taht mücadelesi sonrası Bizans devletine sığınmasını takiben ortaya çıkan gelişmelerle paralel bir biçimde Bizans ordusunda hizmet eden binlerce Uz, Kuman, Peçenek Türkü yanında ayrı bir askerî birim olarak Bizans ordusu bünyesinde önemli bir yere sahip olan Türkopollerin Anadolu Türkmenleri oldukları, Karamanlı ismi ile anılan Bizans ordusunda görev yapan Türklerin olduğu bugün Yunan ve batı kaynaklı birçok bilimsel eserde zikredilmektedir. 


Bunu destekleyecek şekilde Osmanlı Şer’iye Sicilleri ve Tapu Tahrir Defterleri de incelendiği takdirde Anadolu’nun farklı noktalarında birçok yerleşim biriminde yaşamakta olan Müslüman Türklerde dahi rastlanmayacak oranda öz Türkçe isimler taşıyan Ortodoks nüfusun varlığı ile karşılaşılmaktadır. Bu bağlamda, özellikle Karamanoğulları Beyliği’nin hüküm sürdüğü orta Anadolu ve yine benzer şekilde güney Marmara bölgesi oldukça dikkat çekici bir özelliğe sahiptir denilebilir. Dolayısıyla, bugün artık eldeki tarihî veriler göstermektedir ki, bir zamanlar kendi gazeteleri ve kiliseleri ile Türk olduklarını tüm dünyaya ilan etmelerine rağmen zorunlu bir biçimde Yunanistan’a gönderilmiş olsalar da hiçbir zaman Yunan toplumu içinde benimsenemeyen ve sürekli Türkospori yani Türk tohumu olarak isimlendirilen Karamanlı Ortodokslar geniş Türk inanç hoşgörü coğrafyasının bir parçasıdırlar.






Tarihî Verilerle Karamanlı Ortodoks Türkler


Lozan görüşmelerinin devam ettiği dönemde 1923 yılı Ocak ayında Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Türk-Yunan Ahali Mübadelesine ilişkin Sözleşme ve Protokol gereği Batı Trakya hariç olmak üzere Yunanistan’da yaşayan Yunan uyruklu Müslümanlar ile İstanbul hariç, Türkiye’de yaşayan Türk uyruklu Rum Ortodoksların karşılıklı mübadeleye tabi tutulmasına karar verilmiştir. Bu bağlamda, Yunanistan’da yaşayan Müslümanlarla Anadolu’da yaşayan tüm Ortodokslar karşılıklı göç etmek zorunda kalmıştır.


Bu göçün tüm Milli Mücadele dönemi boyunca Yunan ordusunun ilerleyişine destek olan Rum Ortodoksları kapsaması dışında, onların tam tersi bir tavır takınıp Anadolu’nun işgaline ve Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin Anadolu’da girişmiş olduğu Osmanlı ve daha sonrasındaki dönemde de Ankara hükümeti karşıtı faaliyetlerine karşı gelerek Ankara hükümetinin yanında yer alan ve kendilerine son dönemde kurmuş oldukları Anadolu Türk Ortodoks Patrikhanesi çatısı altında toplanarak Türk Ortodokslar diyen Karamanlı Ortodoksları da kapsamıştır.


Yukarıda belirtildiği gibi Milli Mücadelenin son döneminde kendilerini açık bir biçimde Türk Ortodoks olarak adlandıran ve tarihi süreçte ise Ortodoks Rum toplumu içerisinde ayrı bir kimlikle Zımmiyan-ı Karaman veya Karamanyan olarak adlandırılan bu topluluk üyelerinin kim oldukları bugüne kadar tartışılan bir konu olmuştur. Bu makalede Karamanlı Ortodoksların tarihî süreçteki izleri eldeki veriler ışığında incelenmeye çalışılacaktır.




Din ve Dil

Osmanlı idaresi altında dinin esas alındığı Millet sistemi dahilinde Ortodoks milleti bünyesine dahil edilen Karamanlıların, tüm diğer topluluklar gibi, toplumsal bilinçlerinin en temel unsurunu dinleri oluşturmuştur. İçinde yaşamış oldukları topluma bakıldığında dinleri onları diğerlerinden ayıran önemli bir özellikleriydi. Ancak, bu özellikleri kadar, onlara hitaben kaleme alınan Yunan alfabesiyle Türkçe yazılan ve literatürde Karamanlıca eserler olarak ayrı bir isimlendirmeye tabi tutulan eserlerin hitapları ve bunun dışında en önemli özellikleri olarak eserlerin dili dikkat çekmektedir. Karamanlıca eserlerde Hıristiyanlar veya Anadolu Hıristiyanları, Ortodoks Hıristiyanlar, kardeş Hıristiyanlar ve dindaş olarak hitap edilmiştir (Balta 1990: 82) ve onlara hitaben yazılan bu kitaplar Yunanca değil, Türkçedir.


Osmanlı idaresi altında kimliği belirleyici etkenin din olması yanında Patrikhanenin de anlayışına göre din ve soy arasında bağ olduğu inancı karşısında din temelli hitapların ön plana çıkması doğal olarak kabul edilebilir. 19. ve 20. yüzyıllarda ulus-devletlerin oluşum sürecinde, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin tüm çabalarına rağmen, bu insanların kendilerini birer Yunanlı olarak ifadelendirmedikleri de dikkat çekicidir.


Yunanistan bir Karamanlı için vatan ya da memleket diyebileceği bir yer değildir. Onun için vatan, memleket Anadolu’dur. Elines Yunan sözcüğü Yunanlıların konuştukları dili nitelemek için kullanılan bir tabirdir. Tüm bunlar bir yana, kendileri de Yunanca konuşmamaktadır ve Yunanlı değildir, Onlar Anadolu Rum’udur. Konuştuğu dil ise yavan Türkçedir, sade Türkçedir (Balta 1990: 84).


Diğer taraftan ise inanç olarak onlar Yunanistan ile aynı dini paylaşmakta olup Ortodoks kilisesine mensupturlar. Resmiyette Yunanlılarla aynı dini paylaşıp Ortodoks kilisesi mensubu olsalar da, bu onların Yunan ulusal bilinci taşıdıkları anlamına gelmemiştir. Çünkü, 19. yüzyıl boyunca var olan milliyetçilik hareketleri ile Patrikhanenin Yunanistan destekli faaliyetleri çerçevesinde kendilerinin aslen Yunan etnik kimliğine sahip oldukları propagandaları (1) karşısında çok az Karamanlı olumlu cevap vermiştir. Büyük oranda Yunanistan’daki olaylara karşı sessiz ve hatta ilgisiz kalarak Yunanistan’ın istediği olumlu yaklaşımı göstermemiştir (Benlisoy ve Benlisoy 2000: 83-84).


Karamanlılar inanç olarak Yunanlılarla aynı kiliseye mensup olup Ortodoks inancının gereği sahip oldukları değerler dışında Yunanlı Ortodokslarla fazla bir benzerlikleri olmayıp din dışında, sosyo-kültürel yapıları çerçevesinde daha çok Müslüman Türk komşularıyla ciddi benzerlikler göstermektedirler. Bu durum ise, Karamanlıların zihinlerinde kaçınılmaz olarak bir ikileme sebep olmuştur. Bu ikilemin en çarpıcı unsurunu da dil oluşturmuştur denilebilir. İnanç olarak Ortodoks olup konuştukları dil açısından Müslüman Türklerle aynı kategoride yer almalarının yaratmış olduğu ikilem şu dizelerde açıkça görülebilmektedir:



Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz
Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz
Öyle bir mahludi hattı tarikatimiz vardır
Hurufumuz Yonanice Türkçe meram eyleriz 
(Şakiroğlu 1974: 761).



Dil, toplumların sahip oldukları kültürlerinin sürekliliğini sağlayan en temel öğe durumundadır. Dolayısıyla, toplumların tüm kültürel varlıklarının kuşaklar arası aktarımında önemli bir yere sahiptir. Bu açıdan bakıldığında, bugün hayatta olan birinci kuşak yanında ikinci kuşak Karamanlı mübadillerin arasında Türkçe’nin korunduğu açık bir biçimde belirtilebilir (2). Geçmişte Osmanlı idaresi altında Karamanlıların yoğun olarak yaşadıkları coğrafi alan, ve aynı zamanda Osmanlı karşısında kuvvetli bir Türkmen beyliği olarak uzun süre mücadele etmiş olan Karamanoğullarının hüküm sürdüğü, Orta Anadolu’nun esas alınarak yapılan incelemelerde ortaya ilginç sonuçlar çıkmıştır. 


Bu bağlamda, Türkçe konuşan Ortodoks nüfusun yoğun olduğu bu bölgede Rumca konuşan köylerin de var olması dikkat çekici bir durum yaratmaktadır. Şöyle ki, Orta Anadolu’da toplam 81 cemaat içerisinde Türkçe konuşan Ortodoks cemaat sayısı 49 iken Rumca konuşanlar sadece 32 cemaatten oluşmaktaydı. İç batı Anadolu’da ise mevcut 19 yerleşim biriminden 14’ü Türkçe, 5’i Rumca, Antalya ve civarında var olan 6 yerleşim biriminin tamamı ise Türkçe konuşan Ortodokslardan oluşmaktaydı (Dawkins 1916: 10 38; Paschalidis ve Aleksandris t.y.: 20). 


Bu verilere dayanarak Türkçe konuşan Ortodoks nüfusun varlığını Müslümanlarla bir arada yaşamaya, ticari ilişkiye veya baskıya dayandırarak açıklamak pek mümkün görünmemektedir. Eğer Türkçe konuşan Ortodokslar açısından çevrelerindeki yoğun Müslüman nüfus sosyal yaşamın gereklerini yerini getirmede bir baskı oluşturuyorsa bu baskının tüm Ortodoks nüfusa sahip köyler üzerinde hissedilmesi gerekmektedir. Oysa verilere göre durum hiç de bu şekilde değildir.


Diğer taraftan, 2000 yılında Yunanistan’da yapılan saha çalışması bugün dahi Yunanistan’da yaşamakta olan Karamanlılar arasında Türkçe’nin varlığını devam ettirmekte olduğunu açık bir biçimde ortaya koymuştur. Yunanistan’ın farklı yerleşim birimlerinde mülakatlar yapılan Karamanlıların mübadele öncesi Anadolu’daki köylerinde konuşulan dil ile ilgili olarak verdikleri bilgiler önemli bir veridir. Bu bağlamda, Yunanistan’da Karditsa’ya bağlı Kapadokiko köyü sakinlerinin günlük yaşamlarında kendi aralarında Türkçeyi devam ettirmeleri ve genç kuşaklara bizim dilimiz dedikleri Türkçeyi öğretmeye çalışmaları önemli bir örnek oluşturmaktadır (3). 


Köy halkının mübadele öncesi yaşadığı yer olan Kayseri’ye bağlı Çukur Köyü, Müslüman ve Ortodoks mahallelerinden oluşan karışık bir köydür. Bu köyden 78 yaşındaki Maria Sütoğlu köylerinde konuşulan dil ile ilgili şunları söylemektedir: “Türkçe konuşuyorlardı. Buraya gelincik de Türkçe konuşuyorduk. Urumca bilen yok idi. Çocuklarımız bilmiyordu Urumca.Yasak ettiler bizim dilimizi mektepte”. (4)


Karışık bir köy olarak Çukur örneği bir tarafa bırakılarak nüfus yapısı olarak sadece Ortodokslardan oluşan Kayseri’ye bağlı Taşlık köyüne bakıldığında ise konuşulan dil ile ilgili Serafim Papadopoulos: “...Urumcayı burda öğrendiler”demekteydi. Serafim Papdopoulos’un ağabeyi Mihail Papadopoulos ise köyün durumunu şu şekilde açıklamaktaydı: “vardı 185 hane. Alayı da Rumudu, Türk yoğudu” demekte ve köylerine yakın bir mesafade Müslüman köyü de bulunmadığını belirtmekteydi. (5)


88 yaşındaki Sultan Çiçekoğlu ise köyde yine “ Türkçe... Urumca kim biliyor... Türkçe....” konuşulurdu derken başka bir konuya dikkat çekmekte ve kilisede ibadet ederken de : “ Türkçe, Türkçe okurlardı”(6) diyerek konuşma dili yanında ibadet dili olarak da Türkçenin kullanıldığına vurgu yapmaktaydı. 


Ürgüp’e bağlı, iki Müslüman köy arasındaki Potamya-Başköy ve Melekopi-Derinkuyu köyleri ise nüfus yapısı itibariyle sadece Ortodoks nüfus barındıran iki köy olup günlük konuşma dili Rumcadır. Potamya-Başköy’de konuşulan dil ile ilgili 84 yaşındaki Suzanna Evyenidou evde Rumca konuşulduğunu, halı dokumacılığına dayanan ticari ilişkilerini yürütürken de Türklerle Türkçe konuştuklarını belirmektedir (7)


Yine, Ekaterini Evyenidou’da köyde Rumca konuşulduğunu, köy halkının Türkçeyi de anladıklarını, gerektiğinde de konuşabildiklerini dile getirmektedir. Evyenidou’nun evde Rumca konuşulduğunu belirtmesi bir tarafa, konuşması sırasında ilginç bir noktaya da temas etmiştir. Evyenidou’nun annesi gece yatmadan önce şu duayı etmektedir:


“Anam söylerdi: Aman Panaiyam, tatlı panaiyam sağdan sola yokla panaiyam. Yoklayasında bekleyesin. Hristos efendinin kilitleri başıma yastık. Yattım sağıma döndüm soluma melekler şahad olsun datlı canıma, gümüş dinime, altın imanıma. Ben de proskinis (?) edeyim gideyim mekanıma” (8).


Bu duanın “Yattım sağıma, döndüm soluma şahit olsun melekler dinime imanıma eşhedüenlailaheillallah ve eşhedüennamuhammedünresulallah” şeklindeki Müslüman Türkler tarafından edilen duaya benzerliğine burada dikkat çekmek gerekmektedir. 


Rumca konuşulan bir köyde gece dua ederken Türkçe bir dua edilmesinin sebebi anılan kişinin Rumca konuşan bir aileye gelin giden ana dili Türkçe olan bir kişi olması ihtimalini akla getirirken, diğer taraftan köyün Anadolu’ya Rum kültürünün nüfuz ettirilmesi ve özellikle Türkçe konuşan Ortodoksların asıl kökeninin Yunanlı olup yeniden Helenleştirilebilmeleri adına açılan Rum okullarının en önemlisi denilebilecek bir yer olarak Sinasos’a (Mustafa Paşa) yakın olmasının köydeki Rumca kullanımına etkisinin olup olmadığı da diğer bir ihtimal olarak değerlendirilebilecek bir durum denilebilir.


Evlerinde ve köyde konuşulan dil ile ilgili olarak başka bir örneği Yunanistan’da Selanik şehrinde yaşayan 55 yaşındaki bir mübadil Chrisula Oikonomidou oluşturmaktadır. Oikonomidou’nun anne ve babası mübadele öncesi Niğde’nin Ovacık köyünde yaşamaktaydılar. Köylerinin Müslümanlarla karışık olup köyde Türkçe konuşulduğunu belirten Oikonomidou, evlerinde ise sadece dedesinin Türkçe konuştuğunu diğer aile üyelerinin Rumca konuştuğunu belirtmektedir. (9)


Bu şekilde yukarıda verilen örnekleri çoğaltmak mümkündür. Burada dikkat edilmesi gereken nokta karışık bir köyde Türkçe konuşulması normal kabul edilebilecekken insanların kendi evleri içinde Rumca konuşmaları, gerektiğinde Türkçe kullanmaları gibi sadece Ortodoks nüfus barındıran, Müslüman köylerle teması bulunmayan köylerde sadece Türkçe konuşuluyor olması Türk yönetiminin baskısı yada hayat şartlarının gereği ile açıklanamaz bir durum ortaya koymaktadır.





Tarihî Verilerde Karamanlı Ortodokslar

Genelde tarihte Ortodoks Karamanlı isimlendirmesine ilk olarak 16. yüzyıl seyyahlarından Alman Hans Dernschwam’ın eserinde rastlandığı üzerinde durulmaktadır. İstanbul ve Anadolu’yu dolaşan Dernschwam’a göre Karamandan gelerek İstanbul’da Yedi kule’de bir mahallede oturan ve Karamanos denilen Ortodoks Hıristiyan bu topluluğu İstanbul’a getiren Sultan I. Selim’dir. Sultanın emriyle İstanbul’a getirilen bu insanlar sadece Türkçe konuşmaktadırlar
(Dernschwam1992: 78)

Evangelios Misailidis ise Karamanlı adının Karamandan geldiğinin altını çizmekte ve bu isimlendirmenin Sultan Murat Han döneminden itibaren varolup İstanbul’un Karamanından kaynaklandığını ileri sürmektedir. Misailidis’e göre Anadolu’dan İstanbul’a gelen ve büyük Karaman ve küçük Karaman olarak adlandırılan mahallelerde yaşayan inşaat ustası ve amelelerin devletin veya kişiye ait binaların inşası sırasında çağrılmalarına bağlı olarak Karamanlı adı ortaya çıkmıştır (Anhegger 1979-
1980: 19; Ekincikli 1998: 124).


Diğer taraftan, Türkçe konuşan Ortodokslarla ilgili olarak bir diğer tarihi bilgiye Dernshwam’dan tam bir yüzyıl önce, 15. yüzyılda batı kilise tarihine ait bir raporda rastlamak mümkündür. 1437 yılında Basle Konsili’ne sunulan Latince raporda Türk kafirlerin kıyafetlerini giyen din adamlarının, piskoposların ve başpiskoposların Anadolu’da değişik yerlerde dolaştıklarına, Türkçe konuştuklarına ve ibadet sırasında vaazın Türkçe verildiğine dikkat çekilmekteydi (Vryonis 1971: 452-453).


15 ve 16. yüzyıllara ait bu bilgilerin ötesinde, adı geçen topluluk ile ilgili tarihî veriler bugün artık bu yüzyılların da gerisine götürülebilmekte ve Karamanlı isimlendirmesine 13. yüzyılda da rastlandığı anlaşılmaktadır. İstanbul’un Latin hakimiyeti altında bulunduğu bu yüzyılda Edirne’ye düzenlenen bir saldırıya ait bilgilere yer verilen Essai de Chronoraphie Byzantine pour Servir á l’examen des annales du Byzantine Empire et particulierment des Chronographes Slavons adlı eserde Ulahya ve Karamanie krallarının Edirne’yi 1205 yılında kuşatmasına ve 120.000 kişilik Bulgar, Kuman ve Ulah’tan oluşan bu ordunun Latinleri yenilgiye uğratıp krallarını esir aldıklarına dikkat çekilmektedir.


Yine aynı eserde 1304 yılında Anadolu’da Alaşehir’in (Filedelfiya) Türkler tarafından kuşatılması sırasında kuşatmaya takviye kuvvetlerin gelmesini engellemek amacıyla Bizans hizmetinde bulunan Alişir ve emrindeki Karamanlılardan bahsedilmektedir. Burada adından bahsedilen Alişir, Bizans hizmetindeki binlerce Peçenek, Uz, Kuman Türkü yanında Bizans’a hizmet etmiş Anadolu Türklerinden birisidir ve emrinde kendilerine Karamanlılar denilen askerleri bulunmaktadır (Muralt t.y.: 8, 285).


Bizans devleti bünyesindeki bu Türk varlığının kökenlerine bakılacak olursa ortaya şöyle bir tablo çıkmaktadır: Aslında tarihî süreçte Hıristiyanlık misyon geleneği çerçevesinde gerek Roma Katolik kilisesi gerekse Bizans kilisesi misyonu sonucu Hıristiyanlığı kabul eden Türklerin olduğu bugün bilinmektedir. Yine bu bağlamda Ortodoks dünyasında yaşanan Kristolojik tartışmalar sonucu aforoz edilen İstanbul patriği Nestorious’un adıyla anılan Nasturi kilisesi İç Asya’ya kadar uzanan bir etki sahasına sahip olmuş hatta bir Türk, kiliseye bir süreliğine patriklik de yapmıştır (Anzerlioğlu 1999: 121).


Katolik kilisesinin özellikle Kuman-Kıpçaklara yönelik misyonu hakkında en önemli kaynaklarından birisini Codex Cumanicus’un oluşturduğu da bilinmektedir (Kurat 1972: 100-101). Özellikle Bizans kilisesinin yürüttüğü misyon (10) sonucu Karadenizin kuzeyi ve Balkanlara hakim olmaya başlayan Hun, Bulgar, Peçenek, Uz ve Kuman-Kıpçak Türklerinden Hıristiyanlığı benimseyenler olmuştur. 


Bizans kilisesinin bu misyonunun siyasi saha açısından da ayrı bir önemi olduğuna burada dikkat çekmekte fayda vardır. Bizans Devleti açısından Balkanlarda Türk varlığının ortaya çıkması bir tehdit oluşturmuş ve bu tehdit Bizans tarafından Türk boylarının birbirlerine karşı kullanılması dışında Hıristiyanlığı kabul etmeleri şartıyla Bizans’a asker olarak hizmet etmeleri ve yine bu hizmet dahilinde Bizans imparatorluk arazilerine ve özellikle sınır bölgesi olarak Anadolu’da Kapadokya bölgesine iskan edilmeleri sağlanarak bertaraf edilmeye çalışılmıştır.


Bizans ordusunda hizmet eden Türklerin varlığına yönelik olarak özellikle 1071 Malazgirt Savaşı ve onu takiben Miryakefalon Savaşı Bizans tarih yazıcılarının eserlerinde de yer aldığı gibi önemli örnekler olarak tarihteki yerini almıştır denilebilir. Ancak, Bizans ordusunda hizmet eden ve imparatorluk topraklarına iskan edilen Türkler Balkanlardakilerle sınırlı kalmamıştır. Bu bağlamda, Anadolu Türklerinden de Bizans ordusunda görev yapanlar olduğu bilinmektedir. Hatta, Anadolu Türkleri diğer Türk boylarından ayrı olarak Türkopoller isimlendirmesi ile anılmışlar ve 13 ve 14. yüzyıllarda Bizans ordusunun standart birlikleri olarak Bizans tarihindeki yerlerini almışlardır (11).


Tüm bu tarihi verilerin dışında Selçuklu tarihinde Karamanlılar açısından önem arz eden tarihi bir olaydan ve ona bağlı gelişmelerden de kısa bir şekilde bahsetmek gerekmektedir. 13.yüzyılda Selçuklu Sultanlığı’nın Konya merkez olmak üzere batı kesimini idare eden Sultan İzzeddin Keykavus ile sultanlığın doğu kesimini idare eden kardeşi Rukneddin Kılıçarslan arasındaki taht mücadelesi 1259 yılında Sultan Keykavus’un, Bizans’a sığınması ile son bulmuştur. İşte bu tarihten sonra sultanı takip ile Anadolu Türklerinden aileleriyle birlikte Bizans topraklarına iskan edilenler olmuştur. 


İskan bölgesi, Gagauz Türkleri’nin yaşadıkları saha göz önüne alınırsa, ağırlıklı olarak Dobruca bölgesi olmuştur. Bizans’a hizmet gereği veya zaman içerisinde Müslümanlığın kaybedilerek Hıristiyanlığın kabulü ile bugünkü Gagauz Türkleri’nin kökenlerinin dayandığı, Peçenek, Uz ve Kuman Türkleri yanında, Anadolu Türkleri’nin arasında Selçuklu Sultanı Keykavus’a verdikleri destekle tanınan Karamanlıların var olup olmadıkları konusunda sanırız yukarıda anlatılan, özellikle Alaşehir olayındaki Karamanlılar önemli bir tarihî veri durumundadır denilebilir. Bundan sonra ise 14. yüzyılın başlarında, 1311 yılında Dobruca bölgesindeki Türklerden bazılarının Anadolu’ya geri döndükleri de bilinmektedir.


İşte bu noktada, Anadolu’ya dönen Türkler arasında Hıristiyanların da olabileceği ihtimali gündeme gelmektedir (Wittek t.y.: 666). Bu konuda İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Anadolu Beylikleri adlı eserini ve İrene Beldiceanu’nun Bitinya bölgesi gayrimüslim nüfusu üzerinde tahrir defterlerine dayanarak yapmış olduğu çalışmasını dikkatle incelemek gerekmektedir. Uzunçarşılı (1982: 96), Anadolu’ya dönen Dobrucalı Alevi Türkmenlerin Çanakkale-Balıkesir bölgesinde hüküm süren Karesi Beyliği topraklarına yerleştiğine dikkat çekerken, Beldiceanu (1997: 18) ise 15.yüzyılda aynı bölgeye ait tapu tahrir defterlerinde yazılı bulunan gayri Müslim nüfus arasındaki öz Türkçe isimli Ortodoksların yoğunluğu karşısında ve özellikle doğrudan Yüreğir ve Çepni isimleriyle anılan köylerde, Yüreğir’in tüm nüfusu ile Çepni köylülerinin yarısının Hıristiyan olarak belirtildiklerini, köylerde Grek Ortodoks takviminden isimlerle birlikte öz Türkçe isimlerin de yer aldığını vurgulamakta ve buna bağlı olarak da Hıristiyanlık inancını benimseyen bir Türk-Tatar topluluğunun var olduğuna dikkat çekmektedir. Beldiceanu’nun bu tespitleri dışında, tüm Osmanlı imparatorluğu idaresi boyunca ağırlıklı olarak bir zamanlar Karamanloğullarının hüküm sürdüğü topraklarda, Orta Anadolu bölgesindeki bir çok şehre ait tapu tahrir defterinde de benzer bir durumla karşılaşılmaktadır.


Nitekim, Kayseri, Niğde, Nevşehir, Ankara, Tokat, Sivas gibi illerde yaşayan Ortodoks nüfus arasındaki Türkçe isim kullanımının yoğunluğu oldukça dikkat çekicidir. Bu konuda Sivas Sancağını esas alarak kişi adları üzerinde bir çalışma yapan Yılmaz Kurt, adı geçen sancağa bağlı olan Tokat Zile Artıkabad yöresindeki gayri müslim nüfus arasında Türkçe isim yoğunluğuna dikkat çekerek (%50.7), bu durumun Türkçenin Ortodoks nüfus üzerindeki etkisiyle, ticarî ilişki zorunluluğuyla veya baskı ile açıklanamayacağını vurgulamaktadır (Kurt 1993: 233-239)(12). 


Yine, Ömer Lütfi Barkan (Ekim 1955- Temmuz 1956:13,19) Süleymaniye Camii ve imaretinin inşaatına ait mufassal muhasebe defterlerini incelerken karşılaştığı gayri müslim isimlerinin dikkat çekici bir biçimde öz Türkçe isimlerden oluştuğunu vurgulamaktadır. Bu örneklerin dışında Osmanlı Şeriye sicilleri de incelendiğinde Ortodoks nüfus içinde benzer isimlerin yer aldığı görülecektir. 


Bugün Kayseri iline ait olan şer’iye sicilleri Erciyes Üniversitesi bünyesinde yer alan Kayseri Araştırmaları Merkezi (KAYTAM) bünyesinde yapılan tez çalışmalarıyla gün ışığına çıkarılmaya çalışılmaktadır. Adı geçen merkezde yer alan tezlerden bazıları tarafımızdan yeniden gözden geçirilmiş ve aşağıda yer verilen ilginç isimler tespit edilmiştir. 1609-1611 yıllarına ait Kayseri Şer’iye Sicilinde yer alan gayri müslimlerin taşıdığı Türkçe isimler arasında:


Tanrıverdi veled-i Timur, Yağmur, Sefer ve Altun (?), Beşe Balı ve Devlet ve Öksüz oğlu, Sinan veled-i Uğurlu, Meryem bint-i Beyler, Sultan, Şahin (?) veled-i Balı, Dede Balı veled-i Şahbalı, Küçük veled-i Tarşad(?), İbrahim veled-i İse Balı, Bulgar veled-i Mihal ve İne, Karaman ve Sultan ve Yovan, Murad ve Bayram, Beğli veled-i Todori, Dostum veled-i Karaca. Uğurlu veled-i Yardımcı. Erkilet nam Karyeden; Nurlu veled-i Sefer, Yovan veled-i Kel Murad. Umur veled-i Aydın, Kumrı veled-i Keşiş, Gülabi veled-i Kayser (Ertürk 1994: varak 50) isimlerinin yer aldığı tespit edilmiştir.


Diğer taraftan, bir gayri müslim ailenin üç kuşak boyunca taşıdıkları isimlerine bakıldığında “Kayseri’ye müzafatından İstefane nam karyeden Hüseyin bin Abdullah nam kimesne mahfil-i kazada Mihail veled-i Saka nam yetimin vasi-i şer’isi olan Anna Peşe nam zımmiye üzerine takrir-i dava edüp Karye-i mezburede Tavlı tarlası demekle maruf ma’lümetü’l-hudud bir kıt’a tarla dedem Küçük tarlası olup, Küçük mürd olup babam Karlı’ya kaldı. Karlı mürd olup bana kaldı. Şer’e sual olunmasın taleb ederim..... 1019/5 Nisan 1610” (Ertürk 1994: varak 50) denildiği görülmektedir. 


Babasının adı Abdullah olan Hüseyin (bin Abdullah) bir Hıristiyanken Müslüman olmuştur. Dedesi Küçük’ün ve babası Karlı’nın mürd olmak tabiriyle nitelenmesi bu kişilerin Hıristiyanlığına bir delil teşkil ederken, bu ailenin her ne kadar Hüseyin’in Müslüman olmadan önceki ismi belirtilmemişse de, dedesi ve babasının taşıdığı isimler oldukça ilgi çekici görünmektedir.


Şer’iye Sicilleri dışında Tapu tahrir defterleri de benzer örnekler içermektedir. Bu bağlamda, 16.yy. Tapu tahrir defterinde yer alan isimlere bakıldığında bugün Yunanistan’ın Kapodokiko köyünde yaşayan Karamanlıların Türkiye’deki yerleşim yerleri olan Çukur ilginç bir örnek oluşturmaktadır:


Karye-i Çukur’da: mahalle-i Kor: Karlı veled-i Aydoğdu ve Hızır veled-i O (yani Karlı’nın oğlu Hızır), Yağmur veled-i Aydoğdu, Satılmış veled-i İneverdi ve Yardım birader-i O ( yani Satılmış’ın kardeşi Yardım), Aydoğdu veled-i O ( Yardım’ın oğlu Aydoğdu), Kademşah veled-i Aydoğdu, Ağabalı veled-i O, Emir veled-i Tutuk ve Yörük birader-i O (emir’in kardeşi Yörük), Ayurdı veled-i Yahşi ve Budak veled-i O ve Sefer veled-i O, mirerşah veled-i Uğurlu, Tekir veled-i O, Garip veled-i Ayurdı ve Durmuş birader-i o, Sefer veled-i Çalapverdi ve Gökçe birader-i O ve Döğenci birader-i O, Sefer veled-i Küçük ve Mihail veled-i O, Hızır veled-i Küçük ve Yardım birader-i O, Kayser birader-i O, Yardım veled-i Karaca, Tanrıverdi veled-i Yörük ve İnebey birader-i O ve Yasef birader-i O ve Bahadır veled-i O, Tanrıverdi veled-i Yörük ve İnebey veled-i O, Aydığdu veled-i Seydi,Hızır veled-i Hızır ve Sefer veled-i O, Balıcan veled-i Hızır (Kırpık 1997: 60-62) isimlerine rastlamak mümkündür.


Bu örneklerin sayısını artırmak mümkündür. Bu şekilde, özellikle Karamanlıların yoğun bir şekilde yaşadıkları yerlerdeki gayrimüslim nüfus arasında Türkçe isim kullanımının yoğunluğu kadar sahip oldukları adet, gelenek ve görenekleri ve bugün dahi dilimiz dedikleri Türkçeyi konuşmaları Karamanlıları Anadolu’da yaşamış olan Rum Ortodoks nüfustan ayıran en önemli özellikleridir. Ancak, geçmişte onları Rumlar’dan ayıran başta dilleri olmak üzere, tüm bu özellikleri kadar, yine onları büyük benzerlikler gösterdikleri Müslüman Türkler’den ayıran dinleri kimlikleri konusunda bazı Karamanlılar’ın hafızasında bir ikilem yaratmıştır denilebilir. 


Diğer taraftan ise, bu ikilem sorununu yaşamayan binlerce Karamanlı için ortada aslında bir sorun yoktur.  Çünkü onlar sadece din açısından farklılık gösterdiği Müslüman Türkler ile aynı soydan gelmektedir. Yukarıda da açıklanmaya çalışılan bu tarihî gerçeği bilen Karamanlılar bilindiği gibi Papa Eftim önderliğinde tüm Milli Mücadele boyunca Ankara hükümetinin yanında yer alarak ve her fırsatta Türklüklerini tüm dünyaya haykırarak Anadolu’nun işgaline karşı mücadele etmişlerdir. Ancak sonuç onlar açısından büyük bir olumsuzlukla noktalanmıştır.


Hakimiyeti altında yaşadıkları Osmanlı idaresi altında dini esas alan Millet sistemi dahilinde Ortodoks milletine dahil edilmelerinin yarattığı ortamı Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleşen ve yine dinin esas alındığı bir mübadele süreci izlemiştir. Bu süreçte İstanbul hariç olmak üzere Anadolu’da yaşayan tüm Ortodoks Hıristiyanların Yunanistan’a gönderilmeleri kararı alınmıştır. Ancak bu karardan Türk Ortodoks Patrikhanesi patriği Papa Eftim ve ailesi muaf tutulmuştur. Bu noktada Karamanlı Ortodoks Türklerin Yunanistan’a gönderilmeleri ile Türkiye ve Yunanistan açısından o günlerde homojen bir nüfusa sahip olma düşüncesinden hareketle, ki bu homojenlik de maalesef din bazında olmuştur, iki ülke arasındaki sorunlar belirli bir oranda çözüme kavuşmuş olabilir. Ancak, bu süreç sonunda en az Müslüman Türkler kadar mücadele eden Karamanlıların Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmaları onlar açısından ciddi bir hayal kırıklığı yaratmıştır. 


Diğer taraftan, Türkiye’yi terk etmeyen Papa Eftim açısından mücadele sona ermemiştir (13). Çünkü her ne kadar patrikhane cemaatini kaybettiyse de, bu defa az sayıdaki aile mensuplarıyla Fener Rum Ortodoks Patrikhanesine karşı Türk Ortodoks kimliğiyle ayakta durmak için mücadele etmiş ve bunda da tüm olumsuzluklara rağmen büyük bir başarı elde ederek kendinden sonra da Türk Ortodoks Patrikhanesinin varlığını devam ettirmesi için uygun ortamı hazırlamıştır.




Doç.Dr.Yonca ANZERLİOĞLU
Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi / Sayı 51
PDF:


1) Karamanlı Ortodokslar ile ilgili detaylı bilgi için bakınız: (Anzerlioğlu 2003; Agustinos 1997). 
2) 2 2000 yılı Eylül ve Ekim aylarında Yunanistan’ın farklı şehir ve köylerinde Karamanlı mübadillerle yapılan mülakatlar.
3)  Ekim 2000 tarihinde Karditsa-Kapadokiko köy sakinleriyle yapılan mülakatlar.
4)  Maria Sütoğlu ile 2.10.2000 tarihinde Karditsa-Kapadokiko’da yapılan mülakat.
5)  Serafim Papadopoulos ile 5.10.2000 tarihinde Larissa şehrinde yapılan mülakat; Mihail Papadopoulos ile 06.10.2000 tarihinde Agios Konstantinos köyünde yapılan mülakat.
6)  Sultan Çiçekoğlu ile 6.10.2000 tarihinde Farsala-Zoodohos Pigi köyünde yapılan mülakat.
7) Suzanna Evyenidou ile 5.10.2000 tarihinde Larissa şehrinde yapılan mülakat.
8) Ekaterini Evyenidou ile 4.10.2000 tarihinde Larissa şehrinde yapılan mülakat.
9) Chrisula Oikonomidou ile 28.9.2000 tarihinde Selanik’te yapılan mülakat.
10)  Detaylı bilgi için bakınız: (Prokopios 1990: 51); (Muralt t.y.: 326); (Moravscik 1958: 26); (Rasonyi 1982: 135); (Kurat, 1972: 239).
11) 1 Bizansa hizmetindeki Anadolu Türkleri, Türkopoller için bakınız: (Megali Elleniki Egkylopedia, 1933;, c.23); (Savvides 1993); (Ellinika, 1933: v.40, 325); (Brand 1989); (Anzerlioğlu,2003: 79-95).
12)  Konu ile ilgili daha geniş bilgi için bakınız. (Ongan 1958); (Önen 1959: sa.3-4); (Turgal,t.y.: c.4, sa.2).
13)  Türk Ortodoks Patrikhanesi ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi için bakınız. (Şahin 1996); (Çetin 2004); (Cihangir 1996); (Ergene 1951); (Ercan 1967); (Ekincikli, 1998); (Anzerlioğlu 2003); (Özkan 2003).








___________




Karamanlılar aslında 11. yüzyılda Bizans ordusunda paralı asker olarak çalışan bazı Türk boylarının torunlarıdır. Karamanlı Türkçesinin yazılı metinlerine ilk olarak İstanbul’un fethinden sonra rastlanmaktadır. Eldeki ilk Karamanlıca kitap 1584 tarihli Gülzar-ı İman-ı Mesihi adlı bir din kitabıdır. Bundan sonra 1935 yılına kadar İstanbul, Atina, Venedik ve Kıbrıs gibi yerlerde yüzlerce Karamanlıca kitap yayımlanmıştır. Bu kitapların çoğu dini içerikli ve Yunancadan tercümedir. Bunlar standart Osmanlı Türkçesi ile değil mahallî Karamanlı ağzı ile yazılmıştır.

Karamanlılar,    Lozan   Antlaşmasının    imzalanmasından sonra yürürlüğe giren zorunlu mübadeleye tâbi tutuldular. Türkiye ve Yunanistan, İstanbul Rumları ile Batı Trakya Müslümanları   dışında   kalan   bütün   Rum   Ortodoks   ve Müslüman    azınlığın    karşılıklı    olarak    değişimine    karar vermişlerdi ve bu zorunlu mübadele maddeleri Karamanlılara da uygulandı. Ortodoks Hıristiyan ama Türk olan ve neredeyse bin seneden beri Anadolu'da yaşayan onbinlerce Karamanlı, dilini bile bilmedikleri Yunanistan'a gönderildi. Ortodoks Türkler çoğunlukla Müslüman Türklerle birlikte yaşıyorlardı.

Mübadeleden sonra Karamanlılar hakkında çok sayıda araştırma yapıldı ve bu araştırmalar Karamanlılar'ın Yunanlı değil Türk olduklarını yeniden gösterdi. Karamanlı'ların Türkiye'de yaşadıkları yıllarda 1854'ten mübadeleye kadar Türkçe ama Yunan harfleriyle bastıkları çok sayıda kitaplarda araştırma konusu oldu ve bu kitapların kataloğu, Yunanistan'da "Karamanlidika" adı altında ve dört ciltlik bir seri halinde yayınlandı."


Türk tarihine bakıldığı vakit, din olarak Müslümanlığın haricinde Hıristiyanlık, Musevilik ve Budistliğin de kabul edildiği Türk topluluklarına rastlamak mümkündür. Gagavuz, Çuvaş, Kreşen Tatarlar, Hakas, Saha Dolgan, Karagas (Tofa) gibi Türk toplulukları Rus misyonerlerin etkisiyle Hıristiyanlık dinini benimserken, Karaylar, Kırımçaklar Museviliği, Tuvarlar ve Sarı Uygurlar da Budistliği benimsemiş durumdadırlar. (Yonca Anzerlioğlu) 

Yazar kitabını üç ana bölüme ayırmıştır. “Bizans İmparatorluğu ve Ortodoks Türkler” adlı birinci bölümde:

Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara gelen Hunlar, Avarlar, Bulgarlar, Hazarlar, Peçenekler, Uzlar ve Kumanlar’dan bahsedilmiştir. Bazılarının Anadolu’ya da geldikleri bilinen bu boyların her birinin Balkanlara nasıl geldiği ayrıntılı olarak anlatılmıştır. M.S. 5. yüzyıldan itibaren Türk-Bizans ilişkileri daha da artmıştır. Bizans İmparatorluğu, geleneksel politikası ile etrafındaki toplulukları - özellikle Bulgarlar, Hazarlar, Peçenekler, Kuman Kıpçaklar gibi Türk boylarını - kendine bağımlı hâle getirmeye çalışmıştır. Bunun için siyasî, askerî, ekonomik ve özellikle - Bizans Ortodoks Kilisesinin çalışmalarıyla – dinî etkenler kullanmıştır. Böylece birçok Türk boyu ya tamamen ya da kısmen Hıristiyanlaşmıştır. 

Kitapta, tamamen ya da kısmen Hıristiyanlaştırılan bu Türk boylarının Bizans askerî sisteminde nasıl yer aldıkları ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Paralı asker olarak Bizans ordusunda bulunan bu Türklerin Malazgirt, Miryakefalon ve Haçlı seferlerinde Bizans ordusuna yaptıkları hizmetlere de deinilmiştir.

Bölümün sonunda “Türkopoller” olarak bilinen farklı bir Türk boyunun Selçuklu Türklerinden olabileceği iddia edilmiş ve Bizans ordusunda önemli yararlılıklar gösteren Ionnes, Tatikios, George Maniakes gibi Türkopol komutanları hakkında bilgiler de verilmiştir.

Yazar 2000 yılında bizzat Yunanistan’a giderek oradaki - özellikle yaşlı - Karamanlılarla yapmış olduğu mülakatlar oluşturmaktadır. Yazar tarafından ses kayıtları alınmış olan bu mülakatlarda Karamanlıların Anadolu’daki yaşayışları, düğünleri, bayramları, Müslüman-Türkler ile olan ilişkileri, şu anda kendilerini nasıl gördükleri gibi konularda konuşulmuştur. Karamanlıların çoğunun eski vatanlarını çok özledikleri, oradayken Müslüman-Türklerle iyi geçindikleri ve kendilerini özbeöz Türk olarak gördükleri anlaşılmaktadır. Köylerinin Müslüman-Türk köylerinden ayrı olmasına rağmen ninnileri, türküleri ve tekerlemeleri Müslüman-Türkler ile tamamen aynıdır. Kitapta bunlardan örnekler zikredilmiştir.

Kitabın “Milli Mücadele ve Sonrasında Karamanlı Ortodoks Türkler” başlıklı üçüncü ve son bölümünde Karamanlıların 1. Dünya Savaşı’ından sonraki durumları üzerinde durulmuştur. Bu bölümde Karamanlıların Milli Mücadele döneminde Müslüman-Türklere karşı hiçbir düşmanlık beslemediği, kendilerini Ortodoks Yunanlılardan ziyade MüslümanTürklere yakın hissettikleri ve öyle davrandıkları anlatılmıştır. Bu bölümdeki bilgilere göre Karamanlılar Lozan görüşmeleri sırasında ayrı bir grup olarak değerlendirilmemişlerdir. Bununla beraber İsmet İnönü’nün o dönemde Karamanlıların mübadeleden hariç kalacakları yönünde beyanatlar verdiği bilinmektedir. 

Milli Mücadele sonrasında mübadele konusu gündeme geldiğinde Karamanlılar, - basın yayın yoluyla - Anadolu’dan gitmek istemedikleri ifade etmiş, her fırsatta kendilerinin Anadolulu olduklarını dile getirmişlerdir. Milli Mücadeleyi desteklediklerini ve amaçlarının Fener Rum Patrikhanesi yerine Papa Eftim önderliğinde bağımsız bir Türk Ortodoks
Kilisesi kurmak olduğunu belirtmişlerdir. Tüm bunlara rağmen mübadele sürecinde Karamanlılar diğer Ortodoks Hıristiyanlar ile bir tutulmuş ve böylece Anadolu’yu terk etmek zorunda kalmışlardır. Sadece Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesinin kurucusu Papa Eftim ve ailesi, Reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk ve diğer devlet adamlarının özel izinleri ile Türkiye’de kalabilmişlerdir.

Bölümün sonunda Karamanlıların Yunanistan’da nasıl karşılandıkları konusuna da değinilmiştir. Buna göre Karamanlılar Yunanistan’da kendi dindaşları tarafından hor görülmüş, “Siz Türksünüz” denilerek hakaretlere uğramışlardır. Türkçe konuştukları ve Yunanca bilmedikleri için de epeyce sıkıntı çekmişlerdir. Kitabın bu bölümünde Karamanlıların çektikleri sıkıntıları gösteren o döneme ait fotoğraflara da yer verilmiştir.

Yazarın kitap boyunca sık sık kaynak göstermesi çalışmanın akademik seviyesini göstermesi açısından önemlidir. Yerli ve yabancı birçok yayının taranması ile oluşturulan çalışmanın sonunda “Kaynakça” bölümü yer almaktadır. Kitabın en sonunda “Ekler” başlığı altında Başbakanlık Devlet Arşivi’nden ve daha başka yerlerden elde edilmiş konu ile ilgili belgeler okuyucuların istifadesine sunulmuştur.


Yonca Anzerlio lu, Karamanlı Ortodoks Türkler, 
Phoenix Yayınları,Ankara 2003, 376 s.
Hayrullah KAHYA - pdf
Doktora Öğrencisi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Dili Bölümü








"İslam'ı kabul eden Türkler Hıristiyanlığı kabul etmiş Türkleri, ilk önce , kara imanlılar diye tanımladılar. Karamanlıların da ismi buradan kaynaklanıyor. Zaman zaman Oğuz Türklerine rakip oldular ve Hıristiyanlığı kabul etmiş Karamanlıların bir kısmı sonradan Osmanlı devleti güçlendiğinde ayrı ayrı yerlere, Azerbaycan'ın Karabağ bölgesine, özellikle de , Cebrail bölgesine, bir kısmıysa Bizans'a sürüldüler. Aynı dönemde sürgün olunanlar içersinde Hıristiyan Ermenidi Türkleri de vardı. Onların adıyla bağlı olan Karaman-Ermenek bölgesiyse bugün de aynı isimle Konya kentinde mevcuttur. Şuan Yunanistan'da yaşayan Karamanlılar hala Türk olduklarını anımsıyorlar, ama Yunan toplumunun bir parçası haline geldiler. Yunanistan'ın Başbakanı Karamanis de Karamanlılar soyundan gelen bir Türk'tür, Hıristiyan Kıpçak Türküdür.... " 

Hikmet BABAOĞLU- BAKÜ,2011





İlgili:






Turkic tribes in Nestorian belief in Central Asia and Christian Turks




Central Zhetysu Turkic tribes in Nestorian belief 
Tang Hanedanlığı döneminde Orta Asya'da Nasturi Türkleri (çince)
Zyetysu = Turkish; Jetysu, Jeti-Su (Yedi-Su; Seven water, Seven Rivers)

Abstract 
Mid-7th century, Christianity Nie sent off in thinking zhetysu Central Asia began to spread and the faith of the Turkic tribes, the Chinese called Nestorian. Yuan Dynasty, because the rulers adopted a policy of religious tolerance, Nestorian reaching its apogee in zhetysu with other religions together form a diversified religious situation. Mid-14th century, with the Turkic tribes proselytizing Islam, Nestorian tended to annihilation. Through the study of archaeological data and literature data shows that everyday language zhetysu medieval Christians mainly Turkic dialect, and in the missionary situation is mainly used Syriac, but not the mainstream of the local Syriac language; local families generally have Christ Christians, in addition to the missionaries, believers also include other professionals, such as officers and teachers; Christian Yuan zhetysu with the Mainland of China has maintained close contact, reflecting the mutual contact and interaction. Information inscription found seven river basin reconstruction of local history of Christianity, a comprehensive understanding of the real situation of Christianity in the Yuan Dynasty in China and Central Asia, rich history of cultural exchange between China connotations are of great academic value. (google translate) Published: 2015-03-24  in Chinese link:


19th century, in the Chu River stumbled upon more than 600 pieces of Nestorian epitaph, demystifies Yuan Turkic tribes Nestorian faith. Russian scholar Daniel Shiwoersen (D.Chwolson) first decipher these inscriptions, inscription determine the language used for the classical Syriac Gospel body is the only inscription written in the form of the language is used in medieval Syria slogan - Bilingual Turkic form. 

Central Asian Turkic tribes Christian, began about AD 644. Literature that wood Lucheng (Merw, now the Republic of Turkmenistan east Mali Mali City Old City) Archbishop Elias (Elias) brought Christianity Turkic tribes. 7 century "Chronicles" (Chronicin Anonymum) believes that Ulysses "so that some Turks and others change their faith." About AD 781, the Nestorian Archbishop Timothy (Timothy) in to the Maronites (Maronites) wrote in a letter, another Turkic Khan and his subjects were converted to Christ: "The Turks Khan and almost all of the subjects have given up the old idolatry, converted to Christ. And he also asked us to write a letter to his country ordained an archbishop, we have done so. "Timothy gave Laban Searle Gisborne (Rabban Sergius) The letter also mentioned that he had appointed a bishop for the Turks, "when the Holy Spirit has established the archbishop of Turks."

Turkic Christian literature is found in Dunhuang, the only identifiable Sogdian Fragments of a style of Christian literature is plain text, presumably Word text books and the like.  However, several secular instruments unearthed in Dunhuang written by not only Christians, but also referred to the Christians, including priests and monks. One of them is believed a priest named Sal Guise, he postscript entrusted with the Turkic name of a friend of Earl Baars (El Bars). 

from Central zhetysu and Turpan literatures , Dunhuang literature allows us to see more clearly the Christian Sogdian Turks continue to be assimilated, and eventually fused to it. Centuries later, when Marco Polo mentioned Turkic Nestorian Dunhuang area, which may also include the descendants of these Sogdian Document Christians.


Related records from the 13th century Europeans travel and history books in China, we can see the situation in the Yuan Dynasty Nestorianism flourished. According to the "Marco Polo", from the east of Kashgar until Beijing, along the road are everywhere Nestorian believers, churches throughout China, such as Mongolia, Gansu, Shanxi, Yunnan, Hejian, Fuzhou, Hangzhou, Changshu, Yangzhou, Zhenjiang, place. 


Zhetysu Nestorian epitaph time exists, and the Mongol Empire in Central Asia dominated the time basically. The earliest tombstones stand in 1200 or 1201, earlier than Genghis Khan's time to become Mongolia (1206). 1227, Genghis Khan's death, the Mongol Empire were ruled by their descendants. Chagatai was closed Chagatai Khanate, ruled the region include Ma Wala area (Mawara un-nahr, more history known as the "River Area"), zhetysu and the Tarim Basin. 1244, Chagatai died Khanate increasingly unstable, early 14th century, split into two parts, the western called "Ma Lanna children" east known as the "Mogul Stan children." 

Our understanding of the Central Asian Nestorianism, generally based on the following data: First description Nestorian and Syrian Eastern Churches Syriac, Arabic literature; the second is Muslim geographers and historians of the book; third is Christ and Central Asia Christians have been in contact with travelers reports; Fourth Syriac discovered in Xinjiang, China, Sogdian, Uighur language literature; five cultural relics archaeological discoveries; the Sixth Central Syriac Christians left tombstone inscriptions. The main source of information Nestorians tombstone has two, one of seven river basin, especially the Chu River (now in northern Kyrgyzstan), the second is the ancient city and its vicinity Huocheng County of Almaliq.

Zhetysu is an important part Chagatai Khanate, the local population is likely to mixing by the Turkic tribes, including the Uighur Turks and Karahan. William Rub Luke (William of Rubruck) mentioned in great detail Uighur residents here are Christian.

"There are many Nestorian priests around, playing musical instruments, singing the praises of", "Uighurs Uighurs in Nestorians use in the liturgy language, and with its text books; they all have a view of the city's Christians and they mixed " in a tombstone in the archaeological excavations, the tomb of the Uighur identity is pastor.  Therefore, it is concluded that, Chu River cemetery is the burial Turkic tribes most believers.

Shiwoersen Kanbu tombstone inscriptions, approximately 30 inscriptions of all or part of the Turkic language, which illustrate everyday language is Turkic local residents. In addition, the text of both Syrian inscription written horizontally, but also straight book, the ancient form of body Uyghur Newly adopted reflects the impact of, because it was still in use in parts of Central Asia Uighur Scripts.

By analyzing the inscription shows, tombstone owner is Nestorian Christians. These people mostly Turkic tribes, most died of 13-14 centuries. According Shiwoersen calculations, the 300 men, 120 served as a certain position in the church. Yuan, Almaliq was one of the central activities of Nestorian date headstones were found more than 30 pieces. In the seven river basin unearthed more than 630 pieces of headstones among the Syriac Nestorians, at least seven tombstone inscriptions indicate the tomb of place of origin as "Almaliq",  showed Nestorians zhetysu with Almaliq has close contact.

From the language point of view, 13-14 century, seven River in ancient Turkic medieval Turkic transition. Since the beginning of the 9th century, Uighur language is the main language here, and in time became the official language of the Mongol Empire, then its importance waning. The official language haka Virginia Karahan language stems from the 11th century, is the oldest Islamization Turkic written. The Timurid period, which gradually replaced the two languages ​​Chagatai Turkic language. 

River found seven hundreds Syriac Nestorian headstone widespread use of double dating system, namely Greece and Chinese calendar (or Turks) Zodiac calendar. peach stone inscriptions dating, namely Chinese zodiac calendar, zodiac calendar is consistent with the Turks, and the reason is that the ancient Turkic peoples of Central Plains dynasties maintained close political, economic and cultural ties. Only a few inscriptions dating system appears only Syria. Most of the inscriptions using Syriac Syriac recorded or Syriac - Turkic bilingual.

According to some Turkic inscription on the tombstone of the Syrian text inference, Uighur language in religious occasions, there is a certain use, Turpan found in Christian writing this confirms this. Almaliq tombstone inscriptions unearthed there are some Turkic language, it can be inferred that the local population should be the mother tongue or other Turkic Uighur language. Below, we seven tombstone inscriptions, for example, be specifically addressed this issue.

Inscriptions one: the Russians NNPantusov 1902 in China in Yining collected a Almaliq unearthed Nestorian headstone, incised mark Nestorian and Syriac Syriac, which crosses the lotus seat, lotus seat is with the following Zoroastrianism features six platform, cross each side faces a Chinese angel on the left and six lotus pedestal has three lines of Syriac, on the right there are two lines of Syriac. Russian scholar 科科夫佐夫 There have been studies, but did not provide Syriac inscriptions or phonetic transliteration. [54]





Original simulation:
Phonetic: 1.1.Bšnt tryg ’lksnd 2.rws’nd wnpq mn‘lm’ 3.hn’ nstwrys   4.mpšqn’’ ksgyst’  5.br kry’ ymyn’
Translation:. "Alexander calendar 1613 (AD 1301-1301 years), they go and get rid of this Nestorius (Nestorianism) world he is (" Bible ") Commentary home, admirable Karia son. "





Inscriptions II: The British Museum has a seven river basin in Central Asia found Nestorian Syriac inscriptions, numbered PS352510, Syriac Syriac inscriptions, the year 1289 can be broken on his behalf.
Phonetic: 1.bšnt ’tr hw’ [bšnt] ’wd  2.hnw qbrh  3.msh wt qš’
Translation: "[Greek calendar] 1600 (AD 1289), Year of the Ox, which is the pastor Max Wood (Muswut) of the tomb."
Inscriptions Three: Tashkent State Museum of History of Uzbekistan preserved a tombstone, on behalf of 1261- 1262 can be broken.





Translation: "1672 [AD 1316], eclipse, the Turks dating Long (luu) years, which is famous (" Bible ") Commentary home and evangelists and for all of the monastery added a brilliant Shi Riha (Sheliha) of the tomb. he is a family Bible commentary Peter (Peter) son. he enjoys the name of his wisdom and his sound if the bells when the preaching. May God put his soul wisdom and integrity of people and their ancestors together and let him enough to share everything with honor. "







Six inscriptions: Almaliq monument from the cemetery, the earliest study by the 科科夫佐夫 and Kanbu in 1905,  Zhu Margaret Love later also published research results.  The text also Syriac inscriptions, but the language of the Uighurs - Turkic, Turkic tribes deceased King Christian female pastor. (Le texte Turc en caratères Syriaques)













A large number of Nestorian cultural relics unearthed in Quanzhou, Fujian Province.


- 1619, Nestorian monument discovered in Quanzhou.
- 1941, unearthed Uighur text Nestorians tombstone, Quanzhou.
- 1963, 1946 Nestorian Syriac tombstone, Quanzhou.
- "Nestorian" Christians of the Tang Dynasty "graveyard."


Nestorius ( Patriarch of Constantinople in 428 b.380 - d.451), one said that he was born in Syria, he proposed "two natures of Christ" that the Virgin Mary is the flesh of Jesus birth, rather than grant divinity of Jesus, and therefore opposed to her as divine worship.The Nestorians reached Central Asia and other places after 6th century, has been popular between the Turks. (look for, Nestorius and Archbishop Cyrillus of Alexandria :Council of Ephesus AD 431).  in Chinese link:



Culture of Christian Turks



And:
KARAMANANIAN ORTHODOX TURKS ON HISTORICAL DATAS

In the past, Budhism, Maniheism, Jewish, Christianity and Islam could spread among the Turkish people from the inner Asia towards the Balkans. In this manner, It is known that the Nestorianity could reach Asia and the some Turkish people accepted the Nestorian Christianity and also a Turk from Horasan became the patriarch of the Nestorian Church for a time(1281-1317). Beside that, ıt is also known that Turks like Huns, Bulgarians, Pecheneks, Uzes and Cuman-Kıpchaks living in the North of Black Sea and in Balkans were in the interest of Byzantine Church. With the misson of this Church some Turkish people mentioned above accepted Orthodox Christianity. 

This was an important event for the Orthodox Church in the missionary manner but it was important in administrative manner for Byzantine Empire too. The emergence of Turks in Balkan regions created serious problems fot the Byzantine Empire. So, the Byzantines first tried to use one Turkish group against the other. In time, these Turks became a member of Byzantine army too. But before enrolling in the army, they must convert to Christianity. 

Because ıt was the prerequisite of enrolling in Byzantine army. So, they accepted Christianity and then enrolled in Byzantine army. Later, they were settled particularly at the border lands of Byzantine Empire in Anatolia, against first Arabs and Persians and then to the Turks coming from the east. In this manner, it is wellknown that there were Turkish soldiers in Byzantine army at Malazgirt Battle in 1071 and later in Mryakefalon Battle took place between Byzantine and Seljuks. The Byzantine Chronicals gives some details about these Turks enrolled in Byzantine army.

Beside the mission of Byzantine Church, because of the missionary activities of Roman Church, the Catholic Christianity was accepted by some Turks living especially at the North of Black Sea. The Codex Cumanicus is an important historical data for Catholic missionary towards these Christian Turks. So, because of the missionary movements of Roman Catholic Church, Byzantine Orthodox Church and Nestorian church, the Christianity could spread among Turkish people living in an area streched from the inner Asia to Balkans.

In this perspective, there was a Christian group in Anatolia called Karamanians under the reign of Ottoman Empire. They were the members of Greek Orthodox Church. They lived particularly in the inner part of Anatolia, in Cappadocia which had been the border between Byzantine and ıts enemies coming from the east like Arabs and Turks, and in some other regions of Anatolia. 

Though they were Orthodox Christians and the members of Greek Orthodox Church in Istanbul, they did not speak Greek, even not knew any Greek word. Instead they spoke Turkish and prayed in Turkish. Their names were genuine Turkish names, different even from Muslim Turks Who, in many times, had Arabic or Persian names. Beside that, their customs and rituals were the same as their Muslim neighbours .

The question that Who the Karamanian Christians are has been an important subject of history. There are two thesis about their origins. One of them is that the Karamanian Christians were Greek people of Anatolia, because of the pressure of Turkish administration, they forgot their mother tongue and begun to speak Turkish. Beside that, the trade relations between Muslim and Christians motivated them to speak Turkish too. The other thesis is that they were the Christian Turks.

In this context, there are some questions: Was there any relation between Karamanians and the Christian Turks enrolled in Byzantine army and settled at the Byzantine frontiers against Arabs, Persian and Turks? Or were there any Turks converted to Christianty in Anatolia? Who were the Karamanians? Why did they declare their independence from the Greek Orthodox Church and establish an independent church in Kayseri under the leadership of Papa Eftim and denounce the Greek invasion of Anatolia during the Turkish National Struggle period? Why did they publish a newspaper named the ‘voice of the Orthodoxy in Anatolia’ (Anadolu’da Ortodoksluk Sadası) and declare that they were not Greeks but Turks. And Why did they support wholeheartedlly the Turkish National Government in Ankara?

It is known that the Gagauzes are the Christian Turks and that there is a link between Gagauzes and Anatolian Turks. The developments took place after the throne conflict between İzzeddin Keykaus and his brother Kılıçarslan II, explained this relation clearly. If so, Is it possible to think that Karamanians with their Turkish language, names, customs and rituals, are also the Christian Turks? Because it is known that beside the Turkish soldiers coming from the North of Byzantine Empire like Bulgarians, Pecheneks, Uzes and Cumans, there was a group of soldiers in Byzantine army under the name of “Turcopols” who were the real Turcomans of Anatolia. They, like the other Turks, first converted to Orthodox Christianity and then enrolled in the Byzantine army. 

It is well known that the Turcopols were an important part of Byzantine army particularly in 13th and 14th centuries. The historical sources of Ottoman Empire like Ottoman Şeriye Sicilleri and Tapu Tahrir Defterleri pointed out that there was an undinaible Christian population with Turkish names in many parts of Anatolia, especially in the lands where Karamanoğulları ruled before the Ottomans in inner and the sothern part of Anatolia too. 

Today, Karamanians are living in Greece. They sent to Greece according to the population excange agreement signed between Turkey and Greece during the Lousanne Confrence in 1923. According to this agreement the Muslim population of Greece except the western Trace sent to Turkey and the Orthodox population of Turkey, except Istanbul, sent to Greece. Though they were sent to Greece and living there today, they have been never accepted as Greek with their Turkish language, names and customs.They called always “Turkospori”, Turkish descendants, in Greek society.

So, in this article, it is tried to evaluate the Karamanian Orthodoxes under the light of datas of fieldwork performed in Greece in 2000 and of the datas in historical sources and it can be pointed out clearly that the Karamanian Christian peoples are not the Greeks lost their mother tongue but they were the Christian Turcomans of Anatolia.


Doç.Dr.Yonca ANZERLİOĞLU
Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi / Sayı 51
PDF: (in Turkish)





Aktamar Church on Van Lake belongs to the Christian Turks and not Armenians
AKDAMAR- HIRİSTİYAN KIPÇAK TÜRKLERİ'NİNDİR




So, we can not say or think that:
 "all Christians are Indo-Germans/Europeans" ;)




EK:

Birinci Efes Konsülü 431 yılında (İkinci Efes Konsili 449'dadır)  Efes Meryem Ana kilisesinde, İstanbul Patriği Nestorius'un tartışmalı öğretileri yüzünden toplanmıştır. İskenderiye Patriği Cyril, Nestorius'u sapkınla suçlayarak Papa I. Celestine'e başvurmuştur. Papa da aynı fikirde olup, Cyril'e Nestorius'un fikrini değiştirmesi için çalışmasını yoksa aforoz edileceğini bildirmesi için yetki vermiştir. Çağrı gelmeden önce, Nestorius İmparator II. Theodosius'u kendisinin karşı görüşlerini tartışabileceği genel bir konsil toplaması için ikna etmiştir. Konsil'de yaklaşık 250 piskopos bulunmuştur. Konferans, karşılıklı meydan okuma ve birbirini suçlama atmosferinde geçmiştir. Doğu ve Batı Ortodoksları, Roma Katolikleri ile bir çok diğer batı hristiyanlarının 3. ekümenik konsülü olarak kabul edilir. Diğer taraftan, Efes, Doğu Kilisesi (İngilizce: Church of the Orient) tarafından red edilmiştir.


Nestorius, İsa'ya 30 yaşındayken Kelam'ın indiğini, ancak o zamandan sonra İnsan ve Tanrı karakterlerini taşıdığını, Meryem'in, Tanrı olan İsa'nın değil, insan olan İsa'nın annesi olduğunu söylemiş ve dolayısıyla da, Meryem'e "Tanrı'nın annesi" (Theotokos) denmesine karşı çıkmış ve Tanrı'nın doğrulamayacağını, doğurulmadığını belirtmiştir. Nestorius'a göre İsa'nın insani kimliği ile tanrısal kimliği birbirinden ayrıdır; bu nedenle Nestorius öğretisi bazı kaynaklarda diofizit ("iki tabiatçı") olarak adlandırılır. Bu görüşe göre çarmıha gerilirken tanrısal tabiat İsa'dan ayrılmış, sadece insan olan İsa acı çekmiş, çektiği acılar Tanrı olan İsa'ya dokunmamıştır.



EFES KONSİLİ - NESTORİUS - CYRİL (Kiril)

... Nestorius, eğitimini Antakya'da almış ve burada Euprepios manastırına girerek papazlığa yükselmiştir. Antakya ilahiyat okulunun en meşhur temsilcilerinden olan Mopsuestialı Theodore'un öğrencisi olup olmadığı belli değildir. Hitabeti ve şöhreti Antakya sınırlarını aşan Nestorius, 10 Nisan 428 yılında İstanbul'a patrik olarak atanmıştır.


Görevinin daha ilk yılında kendisini Hz.Meryem ile ilgilibir tartışmanın ortasında buldu. Tartışmada Hz.Meryem'e Tanrı doğuran anlamında Theotokos unvanı verenler bir yanda yer alıyor ; diğer tarafta is Hz.Meryem'in sadece bir insanın annesi (Anthropotokos) olduğunu vurgulayanlar bulunuyordu.


Nestorius Theotokos unvanının kullanımını reddetmemekle birlikte, bunun tek başına kullanılmasının, doğabilecek bazı yalnış anlamları düşünerek, ihtiyatla karşılanması gerektiğini düşünmüştür. Bu noktada zekice sayılabilecek bir çözüm yolu bularak Meryem'e "Mesih'i doğuran" anlamında Christotokos unvanı verilmesini önermiştir. Bunu önerirken, Mesih isminin hem isnana hem de Tanrı'ya işaret etmesinden yararlanmak istemiş olmalıdır. 


Taraflar bu öneriye sıcak bakıp mesele çözüme kavuşturuldu sanılırken, Nestorius'un bir konuşması esnasında söylediği "Tanrı'nın bir annesi olamaz. Yaratılmış olan hiçbir varlık Tanrı'yı doğuramaz. Meryem sadece biri insan doğurmuştur, Tanrı'yı değil. Tanrı'nın dokuz ay boyunca bir kadının rahminde taşındığı, bebek elbiseleri giydiği, acı çektiği, öldüğü ve gömüldüğü söylenemez." şeklindeki sözleri konunun tekrar alevlenmesine yol açtı.


Bu ifadeleri nedeniyle Nestorius, Samosatalı Pavlus'un takipçisi olarak görüldü.


Theotokos kelimesi odaklı tartışmada Antakyalı Nestorius'un karşısındaki isim İskenderiye patriği Cyril olmuştur. Cyril'e göre birleşmeden sonra İsa Mesih'in iki ayrı doğasının olduğundan bahsedilirse ve "insani doğaya ait özelliklerin ilahi doğaya ya da ilahi doğaya ait özelliklerin insani doğaya bağlanması mümkün değil" denilirse, bu durumda kurtuluşun sırrı küçümsenmiş olur. Böyle düşünüldüğünde, Mesih'in çektiği acılar ve kurtarıcı eylemleri, bedenleşmiş Tanrı'ya değil sadece bir insana ait olacaktır. Yine bu düşünce takip edilirse, evharistiya ayininde yenilen ekmek, Tanrı'nın değil insanın bedeni olacaktır. Bu noktada Cyril, Nestorius ve taraftarlarını yamyamlıkla suçlamaktadır.


Her iki taraf da Roma'nın desteğini alabilmek için Papa Celestine'e (Papalık yılları 422-432) mektup göndermiştir. 430 yılı Ağustosunda Roma'da yerel bir sinod toplayan Papa, Theotokos kelimesinin kulllanılabileceğini ilan etmiştir. 11 Ağustosta karar her iki tarafa da mektupla gönderilmiş ve mektubu aldığı günden itibaren Nestorius'a görüşlerinden vageçmesi için 10 gün süre tanınmıştır. 


Cyril de bu süreçte İskenderiye'de bir sinod toplayarak Nestorius için oniki maddelik bir afaroz gerekçesi çıkararak bunu bir mektupla Nestorius'a bildirmiştir.


Tartışmanın büyümesi üzerine İmparator II.Theodosius 7 Haziran 431'de Efes'te bir konsilin toplanmasına karar verdi.


Cyril konsilde üstünlüğü sağlamak için Mısır'dan fazla sayıda piskoposla toplantıya katıldı. Ayrıca konsilden önce Efes piskoposu Memnon'u ikna edip onun desteğini almayı da başardı. Birinci Efes Konsili, Mısırlı ve Efesli piskoposların katılımıyla, belirlenen tarihten onbeş gün sonra, 22 Haziran'da Antakya ve Roma temsilcilerinin gelmesi beklenmeden gayr-i nizami bir şekilde başladı.


Cyril Antakya ve Roma temsilcilerinin gecikmesini fırsat bildi ve doğal oalrak başkanı olduğu konsilde hemen Nestorius'u mahkum eden bir karar çıkardı. Bu kararla Nestorius görevinden alındı ve "Yeni Yahuda" ilan edildi.


Nestorius, konsil başladığında Efes'te olduğu halde, antakya temsilcilerinin beklenmemesini protesto ederek, kendisini mahkum edecek olan açılış oturumuna katılmadı. Dört gün sonra 26 Haziran'da Antakyalı piskoposlar Efes'e geldiler ve onlar da Nestorius ile birlikte kendi konsillerini yaparak Cyril ve Efes piskoposu Memnon aleyhine kararlar aldılar. Son olarak Roma temsilcileri Efes'e ulaştılar ve Cyril'in tarafında yer aldılar. 


Farklı iki toplantıda alınan birbirine zıt kararlar imparatora bildirildi. İmparator her iki grubun temsilcilerini dinledikten sonra, Efes'te kendisini temsilen ikinci vekil gönderdi. Kont John adındaki bu yetkili, Nestorius, Cyril ve Memnon'u görevden aldığını açıkladı ve üçünü de sorguya aldı. 


Nestorius'u sorgulamak üzere onun görüşlerine eğilimi olan bir kişiyi görevlendirdi. Cyril'in sorgulanmasının ise daha zorlu geçtiği ifade edilmektedir. Ağustos ayı sonunda İmparator II.Theodosius kararını verdi. Buna göre, Nestorius, Antakya'ya, kendi manastırına gönderildi. Cyril beraat ederek İskenderiye'ye döndü. Nestorius'un yerine, İstanbul patrikliğine Cyril'in hoşuna gidecek bir isim, Maximian tayin edildi. Memnon da Efes piskoposluğu görevine devam etti.


Nestorius, eserinde bu olayı anlatırken, Cyril'in kont John'a ve onun aracılığıyla imparatora çok para verdiğini veya teklif ettiğini dile getirmektedir. Nestorius'un bu tanıklığı belki o zamana kadar Nestorius'u destekleyen imparatorun neden tavır değiştirdiğini açıklayan bir ipucu olarak görülebilir.


Birinci Efes Konsili teolojik bir sorunu çözmek amacıyla toplanmış olmasına rağmen, pratikte tarafların birbirni aforoz ettikleri bir kavga ortamına dönüşmüştür. İmparatorun müdahalesiyle konsil sonuçlandırılmış ; ama çıkan sonuş teolojik değil, tartışmanın tarafları olan İstanbul, İskenderiye ve Efes patriklerinin akıbetinin belirlenmesi şeklinde olmuştur. Bu gerçeğe vurgu yapan Friedrich Loofs (ö1928) Efes'te herhangi bir dogmatik meselesinin çözüme kavuşturulamamasından hareketle, Birinci Efes Konsili'nin ekümenik bir konsil olarak değerlendirelemeyeceğini iddia etmektedir.


Birinci Efes Konsili'nden sonra ikiye bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak için bazı teşebbüsler yapılmış ve bu çabaların sonucunda 433 yılında bir anlaşmaya varılabilmiştir. Buna göre Theotokos unvanının kullanımı, Nestorius'un görevden alınması kararı kabul edilmiştir.


Kristolojik açıdan bakıldığında Cyril'in savunduğu "birleşmeden sonra İsa Mesih'te tek bir doğa vardır" şeklindeki düşünceden vazgeçilmiş, bunun yerine Antakya ilahiyat okulunun görüşü olan "İsa Mesih'te iki doğanın birleşmesi" formülü benimsenmiştir. 


Ayrıca Cyril de Nestorius'a yönelik yazdığı oniki aforoz da geri çekmek zorunda bırakılmıştır. Sonuçta , Nestorius İstanbul patrikliği görevinden azledildi ve İmparator II.Theodisius'un emriyle Antakya'daki manastırına gönderildi. Burada dört yıl kaldıktan sorna 435 yılında Kuzey Mısır'da Oasis 'e sürgüne gönderildi. 450'de Theodosius ölünceye kadar burada sürgün hayatı yaşadı. Ne kadar yaşadığı kesin olarak bilinmemesine karşın 451 gibi öldüğü varsayılıyor.


*Nestorius ve Kristolojisi - Yrd.Doç.Dr.Muhammet TARAKÇI devamı PDF:



1275-1279. 1287-1288. Rabban Bar Sauma and Markos. Önggüd (Turkish) Nestorian monks who traveled from Tai-tu, Qubilai Khan's northern capital, to the Middle East, via the southern branch of the Silk Road (through Khotan and Kashgar). Although on a pilgrimage to Jerusalem (which they never reached), they seem to have had official sponsorship from the Khan. Once in the Mongol Ilkhanid realms, they became involved in Nestorian church politics, and Markos eventually was elected head of the church as Patriarch Mar Yaballaha III. Bar Sauma was sent to the West as an emissary of the Ilkhanid ruler Arghun in 1287, with the goal of concluding an alliance against the Mamluks. Bar Sauma's writings were preserved in an abridged translation into Syriac, from which there are several translations into modern languages. As Rossabi notes, "His narrative remains the only one of its era to provide an East Asian perspective on European ways and rites," even though it is somewhat disappointing in detail about life in the places through which he traveled. 

_________________________
_________________________