aslar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aslar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2015 Perşembe

Bitinya - Bassak - As - İskit







Bitinyalı Antinous portreli gümüş madalyon
Bolu - Bithynion Claudiupolis 
Hadrian Dönemi (117-138)




İskitlerden kaçan Bithynialılar Anadolu'ya geçmeden önce Strymonia kıyılarında oturduklarını için kendilerine Strymonialılar dermiş ve başlarında da Asya Trakları'ndan Artabanos'un oğlu Bassakes varmış. [Heredot 7:75]


[Strymon; Makedonia'nın doğusunda, günümüzde Bulgaristan'dan geçerek Yunanistan'dan Orfani körfezine dökülen Struma/Strymon ırmağı]. 


Bassak kelimesinde : As, Sak, Saka, Bas+Sak = Baş Saka .. var ; 
Artaban kelimesinde : Ar/Er - Ata - Aba - Aban ... var


Gölcük ile Samanlı Dağları'nın eski adı ASTAKOS;
İznik Gölü'nün eski adı ise ASKANİA'dır, ki
Burdur Gölü'nün adı da ASKANİA'dır.
Bizans (Doğu Roma) kaynaklarında Trakya ovalarına ASTİKE,
Küçük Menderes'e de ASTARPA denilirdi.
Etrüsk liderlerinden birinin adına ithafen Etrüsklerin kendilerine r'ASENA dedikleri gibi, Göktürklerde de ASENA var.
İskandinavlar atası saydıkları Odin de AS'lardan gelir.[ASALAND, ASA, ASGAARD, ASAHEİM]
ASTA 'nın anlamı : "yavaş", "sükünet", "sessizlik", "giriş kapısı".
Azerbaycan'ın güney bölgesinde ülkeye girilen yerde ASTARA şehri vardır.
AS'ın anlamı ise Ulu, Yüce'dir.
Kazakistan'nın başkenti ASTANA gibi....
İspanya'da ki liman şehri de ASTA olarak bilinir.[Strabon]


Prometheus'un eşinin adıda ASİA'dır, (ASYA) ASLARIN ÜLKESİ demektir.
Anadolu'nun batı yakasına Hitit metinlerinde ASSUWA denmesi gibi....



Madalyonun kenarında BEIQVNIEWN - ADRIANWN yazıyor ve açıklamada Antinous'a ait olduğu söyleniyor, lakin buna ait başka bir kaynak bulamadım, ama Hadrian-Antinous ikilisini bilmeyen yok sanırım. Esas dikkatimi çeken ise, Antinous'un başında, İskit kurganlarından çıkan başlıklardaki gibi Dağ Keçisi olması....

SB







Bronze medal struck for Antinous, Bithynia (Bithynia).
H PATRIC ANTINOON - QEON draped bust of Antinous left
BEIQVNIEWN - ADRIANWN, Antinous wearing short chiton and a cloak, holding a pedum and advancing left, head turn right; beside him, left, a grazing bull and a reed. BMC 117 /pdf





Antinous as Dionysos-Osiris 
Roman period
Museo Pio-Clementino / Vatican











İlgili:

Snorri Sturluson, around 1220- 1240, gives the following account:

The country east of the Tanaquisl in Asia was called Asaland, or Asaheim, and the chief city in that land was called Asgaard. In that city was a chief called Odin (Vodin/Wodan), and it was a great place for sacrifice. [...] People sacrificed to Odin and the twelve chiefs from Asaland, and called them their gods, and believed in them long after.


Afterword to Gylfi's Mocking
But the ASA set them now to talk, and take their rede and call to minde all these tales that were told him, (Gylfi) and give these very same names, that are named before, to the men and steads that were there; for the sake that when long times pass by, men should not doubt, that those ASA of whom these tales were now told, and these to whom the same names were given, were all one.

Then was there (one) called Porr, and he is ASAPORRi the old one he is ÖKÜPORR, and to him are given those great deeds that EKTOR, wrought in TROJA; but men think that the TYRKS, have told about Ulyxes, and have called him Loki, because the TYRKS were his greatest foes. 

Priamus king of Troja was a great lord over all the TYRKISH host...


The Prose or Younger EDDA - by SNORRI STURLUSON
translated from the old NORSE by George Webbe Dasent, Stockholm,1842 / e-book




























27 Haziran 2015 Cumartesi

ALANLAR





MS.Birinci Binyılda Asya ve Avrupa'nın Türk kabileleri erken feodal halkları olarak şekillenmişlerdir. Bunların bir çoğu kendi alfabesine ve devletine sahipti. En güçlü Türk kabileleri birliğinden birisi de MS.1.yüzyıldan 4.yüzyıla kadar Kuzey Kafkasya'da hüküm sürmüş olan Alan kabileleri federasyonudur. Bu federasyonun dağılmasından sonra Alanların bir kısmı 375 yılında Hunlarla birlikte batıya gitmiş, diğer kısmı Merkezi ve Batı Kafkasya'nın dağlık bölgelerine çekilmiş ve Kafkasya'nın Doğu Avrupa, Ön ve Küçük Asya halklarının tarihinde önemli roller oynamıştır.

Alanların bir bölümü, Hunların baskısıyla batıya çekilmiş, Fransa ve İspanya'ya kadar gitmiş; oradan da Cebelitarık Boğazı üzerinden geçerek Kuzey Afrika'nın önemli bir kesimini zapt etmiştir. Şimdiki Cezayir, Fas ve Tunus sınırlarında Alan-Vandal Devletini kuran Alanlar, oradan gemilerle Roma'ya askeri seferler düzenlemişler ve 5.yüzyılın sonunda Roma'yı tahrip etmişlerdir. Daha sonraları Alanlar yerli kabilelerle karışarak İspanyol halkının şekillenmesinde yer almışlardır.

Alanlar, Katalonya bölgesi (Türkçe - İkinci Alanya) halkının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. İspanyol etnograf Hoze Manuel Gomes-Tabanera, Türk-Alanların İspanyol etnogenezine katıldıklarına vurgu yapmaktadırlar. (Sovyetskaya Etnografya, 1966,No.5,s.62)

Kuzey Kafkasya'da kalan Alanlar ise, Hunlarla birlikte onların, Ön Asya'ya ve Batı Avrupa'ya yapmış oldukları bütün seferlere katılmışlar; yine Hunlarla birlikte 376 yılında Gotları dağıtıp sürmüşlerdir. Gotların bir bölümü Kırım'da kalmış; Vizigotlar, Kuzey Karadeniz civarından Roma İmparatorluğu sınırları içine girmişler; Ostrogotlar ise Hunların müttefiki olarak orduya katılmışlardır.

Hunlar, kısa zaman zarfında Avrupa'nın Fransa'ya kadar olan büyük bir bölümünü zaptettikten sonra, 5.yüzyılın ortasında Attila'nın ölümüyle Büyük Hun Devleti bölünerek yıkılmıştır.

Antik kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla, Hunlar, Avrupa ve Batı Asya halklarına korku salmışlar; bunun yanında Roma ve Pers ordularında hizmette bulunmuşlardır. Mısır psikoposu Synesius, 4.yüzyılda "Bize göre yabancı bir tarzda eğitilmiş, kendi geleneklerine göre yaşayan, bize karşı düşmanca planlar tasarlayan genç savaşçı müfrezelerinden korkmamak mümkün değil...Bu beyaz tenli, saçları birbirine karışmış barbaların bir kısmının hizmetli olarak görev yapması, bir kısmının ise lider kadrosu olarak siyasi hayatta yer alması şaşırtıcıdır." diye yazmıştır. (Uspenskiy, 1913, cilt I,s.165-168)

Çinli yazar Chang-Ch'ien, MÖ.130 yılında "Kang-ch'ülerin doğu kolunun Hunların hakimiyetini kabul ettiklerini" yazmaktadır. Yazar, bundan başka Sır-derya'nın orta akımında Kang-ch'ü adı altında çok sayıda halk (120 bin çadır) bulunduğunun altını çizmektedir. Bunlar, Kanglı kabilesine mensuptular. Bu bölgenin son sakinlerinin adları, 19.yüzyıla kadar varlığını korumuştur.

Yang-tsay ve Alan-Aslarla tam benzerlik gösteren Kang-ch'ü kabilesinin Hunlara bağlı, Kıpçak ve Kanglılara akraba olan bir Türk kabilesi olduğu verilen bilgilerden anlaşılmaktadır.

Başka önemli bir noktaya daha dikkat çekmek gerekir : Çin kaynakları "Göçebe ordası Kang-ch'ünün bütün hatlarıyla kesinlikle Yüeçilerle benzerlik arzettiğini" belirtmektedirler. Yüeçiler ise, Hunlarla çok benzeşmektedirler. Şu halde bu noktadan hareketle Yang-tsay, Kang-ch'ü, Yüeçi ve Hun halklarının birbirlerine çok benzeştikleri ve bunların Türk kabileleri olduklarını söyleyebiliriz. Kang-ch'üler Sır-derya bozkırlarında, Yans-tsaylar Kang-ch'ülerin kuzeybatısında, Yüeçiler ise Sır-derya ile Amu-derya arasındaki bozkır bölgesinde yaşıyorlardı. Yeni araştırmalar Kang-ch'ülerin sakin oldukları toprakların Karakalpak, Özbekistan ve Güneybatı Kazakistan'ı içine aldığını göstermektedir. Herhangi bir tarihçe veya etnografın bütün yönleriyle Alan-Aslarla benzerlik gösteren Kang-ch'ülerin (Kanglı) Türk olduklarını tartışmaya açabileceğini sanmıyorum. (Biçurin,1951.s.150-152)

"Alan" terimine antik dönem yazarlarında ilk defa 1.yüzyılda rastlanmaktadır. 1.yüzyıl yazarlarından Seneka, A.Lucan, Valerius Flaccus, Josephus Flavius ve diğerleri Alanları kesin bir şekilde Kafkasya'ya yerleştirmekte ve bölgedeki olaylarla ilişkilendirmektedirler. (Kovalevskaya,1984,s.85)

Alanların MS.72-74 ve 135 yıllarında Kafkasya Albanya'sına (Azerbaycan), İberya, Ermenistan, Mediya ve Küçük Asya'ya yaptıkları tahrip edici akınlarından, o dönemin bir çok yazarı bahsetmektedir. (Kuzey Kafkasya Halkları Tarihi,1988.s.86)

Miladın ilk yüzyıllarında alanların giyim-kuşam, takı, silah ve tuvalat eşyaları gibi maddi kültüründe Sarmat gelenekleri etkisini sürdürmeye devam etmiştir. (Kuzey Kafkasya Halkları Tarihi,1988)

Horeneli Moses, Kuzey Kafkasya Alanlarının Gürcü kaynaklarında "AS" ("Os") adıyla zikredildiğini yazmaktadır.

Alanlar hakkında daha detaylı ve tam bilgileri Ammianus Marcellinus'da (4.yy) bulabiliriz. Yazar, hacimli "tarih"inde Alanları şu şekilde anlatıyor:

"ALANLAR UZUN BOYLU, GÜZEL GÖRÜNÜMLÜ VE HAFİF SARI SAÇLIDIR. SİLAHLARININ HAFİFLİĞİ NEDENİYLE OLDUKÇA HAREKETLİDİRLER. DAHA SADE VE DAHA KÜLTÜRLÜ HAYAT TARZIYLA HUNLARLA TAMAMIYLA BENZEMEKTEDİRLER. ONLAR BARBAR GELENEKLERİNE GÖRE KILIÇLARINI YERE SAPLIYORLAR VE MARS'A OLDUĞU GİBİ KILICA TAPIYORLAR"

Ammianus Marcellinus'un verdiği Alan ve Hunların kültür ve yaşam tarzıyla ilgili karşılaştırmalı analiz, burada sözü edilen "barbaların" Hunlar olduğu konusunda şüpheye mahal bırakmıyor. Alanların kılıca saygı göstermeleri, onların Türk özelliği taşıdıkları hakkında açık bir delildir. Hunların ataları İskitlerin de kılıcı tazim etmeleri bu delili teyit etmektedir. Hunların Mars'ın kutsal kılıcını tazim ettiklerine, onları çok iyi tanıyan Romalı yazar Priscus da vurgu yapmaktadır. 

Türk ve Moğol destanlarının mukayeseli tetkiki, araştırmacıları "silah önünde eğilerek selamlama geleneği "Kılıç Tanrısı" - kelimesi kelimesine "Kılıç" - kültünün doğmasına yol açtığı" hükmüne götürmüştür. (Lipets, Sovyetskaya Etnografya, 1978)

Kuzey Kafkasya’daki ortaçağ katakomblarının kime ait olduğu meselesi, şu ana kadar pek az incelenmiştir. Birçok bilim adamı, hiçbir mesnet ve delil göstermeden onların Pers dilli kabilelere ait oludğunu ileri sürmüştür, ama HUN-TÜRKLERİN defin şeklinin katakomb olduğu bilinmektedir. Yeni verileri de göz önünde bulundurmak gerekir. 

Yukarı Kuban’ın yeraltı galerilerinde çok sık olarak eski Türk Runik yazıtları bulunmaktadır. Bu konuya ilk olarak 1963 yılında U.B.Aliyev, A.C.Bauçiyev, K.T.Laypanov, M.A.Habiçyev (Aliyev ve diğerleri,1963) değinmiştir. Karaçay ve Balkarya’da bulunan eski runik yazıtların metinlerini ve aynı şekilde Avrupa’nın diğer bölgelerindeki metinleri dil bilimcileri M.A.Habiçyev (1979-1972-1987) ve S.Y.Bayçorov (1989) incelemişlerdir.

Son yıllarda Dağıstan’da Hazarlardan kalma çok sayıda katakomb bulunmuş ve incelenmiştir. (Magomedov,1983)

Bu unsurları göz önünde bulundurarak, Kuzey Kafkasya ortaçağ katakomblarının hangi halka ait olduğunu belirleme konusunda ihtiyatlı olmak gerekiyor. Yazılı kaynakların bazı verileri de bizi buna davet etmektedir. İtalyan Plano Carpini’nin Kuman veya Kıpçakların cenazelerini defnettikleri şeklindeki birçok yazarı yalanlayan bilgisine dikkatinizi çekiyoruz.

Carpini Kıpçakların cenazelerini defnetmeleri konusunda şöyle diyor: “…onlar gizlice araziye gidip, ot köklerini kazıyıp, büyük bir çukur kazıyorlar ve içine yana doğru bir çukur daha açarak çukuru genişletiyorlar” diye yazmaktadır. Bu tür defin geleneği Kazaklar, Kırgızlar ve Orta Asya’nın diğer Türk kabilelerinde de görülmektedir ki, burada katakomb mezarlardan bahsedildiği kesin.

Sarmat-Alan kültürünün önemli uzmanlarının düşüncelerine, özellikle de M.P.Abramova ve V.B.Kovalevskaya’ya göre, toprak katakombların henüz itinalı bir analizi yapılmamışken, bunu Kuzey Kafkasya Alanlarının etnik özelliği olarak kabul etmek mümkün değildir.

Katakomb kültürü kaynaklarının anlaşılması için Avrasya bozkırı ortaçağ arkeoloji uzmanı A.P.smirnov anahtarı vermiştir. Yazar şöyle diyor: “Maalesef katakomb mezarların ortaya çıkışı meselesi yeterince araştırılmamıştır ve büyük ihtimalle bu mezarların ilk örnekleri, Altay ve Yedisu’daki Hun-Sarmat dönemi mezar kalıntılarıdır.”

Ortaya konan materyaller Alanlar veya Asların Türk olduklarını ispat etmektedir.

Alanların diline ait mevcut veriler de onların Türk dilli olduklarını göstermektedir.

Alanları ve diğer Türk halklarını çok iyi bilen doğulu yazarlar, onları Türk olarak adlandırmaktadırlar. Rus vakanüvisler, defalarca bahsettikleri Asları (Yasları), yani Alanları çok iyi tanımaktadırlar. Çok sayıda Rus prensi, Yas kızıyla evlenmiştir.

Josephus Flavius’un “Jüdea Savaşları” adlı eserinin ilk eski Rusça çeviri ve şerhini yapan kişi, Yasların dili konusunda “dilleri sanki Peçeneklerin dili gibidir” demektedir. (Meşersky,1986)

Bilim adamları, Alan (As)ların dili söz konusu olduğunda genellikle 12.yüzyıl Zelençuk kitabelerine dayanmaktadırlar. Bu kitabeleri incelemekle meşgul olan kişiler, tabii olarak V.F.Miller ve V.İ.Abayev’in etkisi altında kalmış ; Osetin dilinden – İran dili grubu – faydalanarak ona yeni harfler ilave ederek, hatta mevcut bazı işaretleri düzelterek bu kitabeyi okumaya çalışmışlardır.

Fakat Osetin diline istinaden girdirilen bu düzeltmelerden sonra metin bir takım anlamsız isim yığınına dönüşmüştür. Halbuki söz konusu metin Karaçay-Balkar dilinde her hangi bir düzeltme olmaksızın fevkalade düzgün bir şekilde ve kolayca okunabilmektedir. Burada Zelençuk kitabesinde rastlanan bazı Türkçe kelimelerden örnekler vereceğiz:

İuurt / Curt : ata yurdu , vatan
Yabgu : sorumluluğu yerine getiren kişiye verilen unvan, san.
İyif / cıyıp : toplayarak, birleştirerek
Te / de : söyle, anlat
Zıl : yıl
İntinir : gayret etmek, can atmak
Belünif : ayrılmış , bölünmüş

Zelençuk kitabesi tamamen öğretici ve öğüt verici bir özelliğe sahiptir : “İisus Christ (Hz.İsa) naibi Nikolay, Hobsa (Dulo, Batbay, Avdan, Suvan) yurdundan çağırdı. Yalnızca o ,ata yurdunu bırakıp Alanların yurduna (bozkır vadisine) giden Abdan(t) Bakatar Bek’i birleştirmek (için) alelacele haber (göndermeye) çalıştı. Öküz yılı” (Miziyev,1986) *** Fettahov’un çevirisi şöyle : Jesus Christos, Nikolai’nın adı. Eğer büyüseydi, önde gelen ülkesini ondan (daha iyi) kimse savunamazdı. Tarbakatay yurdundan Alan denilen başlarındaki hanı takip etmek zorundaydılar. At yılı. – çevirenin notu***

Bizim düşüncemize göre bu yazıt, bugüne kadar kabul edildiği şekliyle bir mezar kitabesi değildir. Kitabenin bulunduğu yerde başka herhangi bir mezarın olmaması da bu düşüncemizi teyit etmektedir.

Persologların genellikle delil olarak ileri sürdükleri ikinci kitabe, 12.yüzyılda yaşayan meşhur Bizanslı şair ve bilim adamı Johannes Caesar’ın kaydettiği Alan selamlaması denilen Alanca bir cümledir. Osetin dilinin yardımıyla söz konusu metni okumak için araştırmacılar ona bazı düzeltmeler ve hatta ilaveler yapmışlardır. V.İ.Abayev’in çevirisinde selamlama şu şekildedir. “ İyi günler hanımefendi, nerelisin sen? Sen utanmaz mısın, hanımım?” … Kanaatimizce 12.yy’da bir insanın hanımefendisine, kraliçesine karşı bu şekilde hitap etmesi pek mümkün değildir. Bu cümlenin Türk diliyle yazıldığı muhakkak. Metin içerisinde dikkat çeken ortak Türkçe kelimelerden bazıları:

Hoş / hos : iyi (hoş)
Hotn / hotın : Hatun
Kordın / Kording : gördü, görmek
Kaitarif : dönüp, bir yerden döndükten sonra
Oyünge : bir deyiş, Karaçay-Balkarcada yaklaşık karşılığı, Nasıl böyle olabilirdi ki? Veya; Nasıl böyle oldu?

Demek ki, söz konusu kitabe tek bir ifadeyle Alanların (Asların) Türk dilli olduklarını göstermektedir.

Asların, ya da Macar Aslarının Türk dilli oluşları Y.Nemeth tarafından yayınlanan, 1422 yılı “Macar Aslarının Eski Kelimeleri Sözlüğü”nce de desteklenmektedir. Bu belgedeki kelimelerin çoğunluğu Türkçedir.

5.yüzyılda yazılan "Ermenistan Tarihi" adlı eserde yer Alanca bir cümlenin çevirisi: (kitapta hanendelerin Ermeni hükümdarı Artaşes'le evlenen Alan kraliçesi Satenik (Satinik, Sartinik) şerefine yazılmış Alanca bir şarkı)

"Artahır havart tiz havartsi" 

Karaçay-Balkar dilinde ise : "Artahır haparını tiz haparçi (Hapartsı) ; eski Türkçeden çevirisi : "Hikayeci, hikayenin son bölümüne geç" ya da "Son hikayeyi anlat, hikayeci"


Alan Türkleri
Türk Halklarının Kökeni
Kazi T.Laypanov - İsmail M.Miziyev
Selenge Yayınları
link in english


*

"The situation is complicated by the fact that not the Iranic Ossetians, but the Turkic Karachay-Balkars, likely descending from the old Bulgars, are called Alan both by their neighbours, and by themselves. This cannot be due to the fact that the Karachay-Balkars (Malkars) occupies a former Alanic territory, since Turkic population of the region, at least Bulgars, were older in the central ranks of the Caucasus than the Alans. This may be result of the two-millennium long cohabitation of Bulgars and Alans, and it is not easy to call the Alans as a pure Iranic people. Their ruling stratum might be of Turkic origin, which seems misled some source to title the Iranic people as Turkic."
In Search of the Lost Tribe: The Origins and Making of the Croatian Nation
Prof.Dr.Osman Karatay







Portekiz’de Alenquer’de (kelimenin Alan tapınağı anlamına gelen Alan Kerk’ten geldiği düşünülür) Alanlara ait tapınak kalıntıları bulunmuştur. Bugün bu tapınak, Alanlar’ın getirdiği bir köpek cinsi olan Alaunt (Alan-Hund/Köpek) ile birlikte Alenquer şehrinin sembolüdür ve şehrin armasını da süsler.



ALAN TÜRKLERİ
MS.50'lilerde Romalılar için süvarilik ve 5500 'i de Büyük Britanya adasına gönderilerek Hadrian Duvarını korumalığını yapmıştır. Alanların getirdiği köpek cinsi, Orta Asya'dan Avrupa'ya, antik çağdan 17.yy'a kadar yetiştirilmiştir.


Alans provided cavalry for Rome in 50 AD, and 5500 Alans were sent to Britain to guard Hadrians Wall. The Alaunt is an extinct breed of dog, its original breed having existed in central Asia and Europe from ancient through the 17th c. They were bred by the Alan Turkish Tribes.


*

"They are long, but they are almost all Halani and beautiful little blond hair, eyes, arms slightly tempered grim and terrible swift."

"Proceri autem Halani paene sunt omnes et pulchri, crinibus mediocriter flavis, oculorum temperata torvitate terribiles et armorum levitate veloces."

Ammianus Marcellinus 4th c AD
Roman History. Book XXXI. II. 21



First Russian translation and commentary by Meshersky, of Josephus Flavius "Judea Wars" , "language is as the language of Pechenegs" .


*

* Alans are not indo-iranians ! - They are Turkish Tribe, (culture, language, blood) also called as "AS" Turks.
* Massagetae : Big Saka - Turkish Tribe - Queen Tomyris is a Turkish Queen with Turkish name Tomris.
* Pecheneg Turkish tribe of Oghuz Turks.




The meaning of "Turco" is absolutly "Turk", the meaning of "As" is "great, supreme"

"ASTURCO; Kuzeybatı İspanya Asturia'dan küçük bir at. Pahalı bir hediye." (Sözlük açıklaması)

"ASTURCO: a small horse from ASTURİA in northwestern Spain. An expensive gift."

* ASTURCO olan yerleşim yerinin adı ASTORGA olarak değişmiş.

- Astorga, in the Iron Age, came under the cultural influence of the Celts; the local Celtic peoples inhabited the area around 275 BC, known as the Astures and the Cantabri. Later become one of the Roman strongholds in the region they called ASTURİCA.

- The Roman city was founded in 14 BC, being entitled by Emperor Octavian as Asturica Augusta now known as Astorga.



* AS+TURCO 
- AS - Ulu, yüce, Orhun yazıtlarından bir Boy/Budun AS.
[Great, the Supreme, a Turkish tribe name (AS Budun (Tribe) in Orkhun inscriptions, As Turks)]
- TURCO - Turk (Türk)
- TUR - Türk kelimesinin kökeni (Turan ve Turukku'daki gibi)
[ root word for Turk, like in Turan and Turukku]

* Marcus Valerius Martialis (40-102/104) İber yarımadasında doğmuş Romalı Şair. Martial'ın Epigramları: 
vol i:  / vol ii

* Martialis'in kitabından: 
"ASTURCO, Hic brevis ad numeros rapidum qui colligit unguem, venit ab auriferis gentibus Astur equus.
(Here the number of swift when they have gathered to the short fingernails, comes from the gold-bearing nations Astur horse.)"

editör: Craig Williams

* ASTURCO:
Francis Edward Jackson Valpy

Prof.Dr.Bahtiyar Tuncay, Yunus Oğuz

"Turkish Horse" became "Asturco"
Just like; "Turkish Horse" became an "English Race Horse"






24 Haziran 2015 Çarşamba

İSKİT USULÜ








Altın riton At, MÖ.3.yy, İskit-Türk 
Gold rhyton Horse, 3rd c BC, Scythian-Turk



Şaraba su karıştırıp içen Helenlerin aksine İskitler, şarabı sek olarak içerdi. Hatta Helenlerin "sek şarap" anlamına gelen özel bir ifadeleri de vardı "podskif"(!) , yani "iskit usulü".


Unlike the Greeks, who drank wine diluted with water, the Scythians drank it undiluted. The Greeks even had a special expression "podskif"(!) , which means "add pure wine" "scythian style".



kaynak:
Boris Shramko, Tarihçi, Ukrayna (1921-2012)
Harkov (Kharkov) Devlet Üniversitesi,1962 
! (Rusça'dan İngilizce’ye çevirisinde bu şekilde çıkıyor)









Turkish archery , escapes in front of the enemy , while galloping he turns back and shot the arrow. A war trick that was used in the Turkic tribes. The Turks lived on horse, sleeps on horse, traveled on horse, fight on horse, they where seen as one "Horseman"....And they create Centaurs.


Unbreakable records belongs to ;
Tozkoparan İskender (15th c) = 1281.5 (gez) /846 m.
and Bursalı Şüca (16th c) range 1271.5 (gez)


Sultan Mahmud II (1785-1839), in 1817, he has taken 1200 (gez), 
the American ambassador was surprised. In the 19th century the criteria was fixed to 1 (gez) = 60.74 cm


European Archers record ;300 m. 
While a Turkish Archer could not have been nominated in the Ottoman Empire if it is not 600 meters....more















Osmanlı , erken 17.yy
Quiver early 17th c - Ottoman Turks
Rüstkammer with Türckische Cammer






Kilikya, MÖ.425-400
Amazon (Oerpata- Erpata=Er öldüren)











İskitler düşmanlarının derisini yüzerdi....tıpkı Amerika Yerlileri gibi....
Apollo ve Marsyas hikayesinde, Apollo Marsyas'ı asar ama derisini bir İskite yüzdürür.
ve Marsyas, Çine Çayı'nın eski adıdır.



"Araştırmacılar kavalın anavatanın ,Hazar Denizi ötesi Ural-Altay dağları arasındaki bölge olabileceği konusunda birleşmektedir.

Nitekim Alman asıllı müzikolog Curts Sachs , kavalın Türkçe asıllı olduğunu belirtmiştir. Konuyla ilgili ayrıca Macaristan'ın Zulnak ili Jonoshid yöresinde 1933 yıllarında arkeolojik kazılar ile ortaya çıkartılan bir ''kurgan'' (mezar) da var. Türk çobanına ait ''ötkeçin''ne (kemikten yapılmış çifte kaval) rastlanmıştır.

Kavim göçü çağından kalma bu nefesli sazı bir çok tipleri arasında inceleyen Macar Denes Van Bartha bu tür örneklerin yayılma merkezinin Ural ile Altay arasındaki Ön Türklere ait en eski uygarlık ürünü olduğunu ayrıca doğrulanmıştır. Anadolu'ya İskitler/Sakalar (MÖ.8.yy.-3.yy.) vasıtasıyla geldiği söylenir."


Tüm Yönleriyle Türk Halk Müziği ve Nazariyatı
Dr. Atınç Emnalar 
Ege Üniversitesi, 1998


Dip not: 
Bu efsanenin başına "Athena'nın bu flütü icat ettiğini, üflediğinde çirkinleştiğini, diğer tanrıçaların gülüp alay etmesinden dolayı dünyaya attığı" bölümünü ekleyerek, orijinini Yunan'a mâl ederler....Hatta Etrüsklerin de "Grek"lerden aldıklarını söylerler, halbuki bu müzik aleti, aynı zamanda Etrüsklere de aittir ve onlardan Romalılara geçmiştir. Aulos - Yunanca / Tibia - Latince ve Etrüskceden Latinceye geçen "Subulo" kelimesi de flütçü demektir.



"Eberhard’a göre Türkler fevkalâde iyi flüt çalardı: iki çeşit flüt kullanırlardı… Etrüsklerin ise flüt çalmaktaki ustalığı Yunanistan’da bile ün salmıştı ve Etrüsk kelimesi “iyi flüt çalan” manasına gelirdi."

Adile Ayda - Etrüskler Türk mü idi?





Kitharasıyla Apollo, ortada bıçağıyla bir İskit ve sağda flütüyle Marsyas
MÖ.330-320 
Atina Ulusal Müze
































17 Nisan 2015 Cuma

AS'LAR BİR TÜRK KAVMİ









Anadolu MÖ.6500 ya da 6000'lerde Trakya ve Kafkasya yolu ile göç almış olup, MÖ.12.yüzyıl öncesi Anadolu'sunun kavimsel yapısında Hint-Avrupalı halklar hiçbir zaman bulunmamış, Hint-Avrupalılar gelmeden önceki kültür Anadolu'da egemen olmuştur.


Daha çok Asya Kıtası'ndan gelen göçlerle beslenmiş olan bu kültür Ön-Türk ya da Prototürk denilen Batı Asyalılar'ın yarattığı bir unsurdur. Bu Prototürkler ise "AS" adı verilen büyük bir topluluktur.


Tarihte Küçükmenderes Havzası da AS adı verilen bu Prototürkler'in yurdu idi. Hitit kralı II.Tudhalia (MÖ.1460-1440) askeri sefer düzenlediği bu coğrafya için anallarında ASSUWA adını kullanır. ASSUWA ya da ASUWA söyleyişi kimi araştırmacıların yapıtlarında ASOWA olarak da geçer.


"Asya" sözcüğünün Hititce aslı "ASOWA" idi. Bu ise AS ÜLKESİ, AS YURDU , ya da AS SOYU, AS OĞULLARI anlamındaydı.


Vivien de Saint Martin AS ya da ASİ adı için: "ASİ adının MÖ.1300 yıllarında Küçükmenderes kıyılarına yerleşmiş olan SCYT (diğer adları İSKİT, SAKA, ASSAKA, AS-KEL-AT) toplumu ile ilgili büyük bir kavim olan AS (ASES) kavminin adından gelmiş olması çok güçlü bir olasılıktır." bilgisini verir.


Macar bilgini Peter Vaczy ise : "İSKİTLER... aslında tüm Türkistan'ı ve üstelik tüm Sibirya bozkırlaını kaplaması altında bulunduran büyük SAKA kavimler ailesinden çıkmıştır" der.
S.G.Agacanov : "10.yüzyılda Oğuzlar arasında Peçenekler ve AS'lar...bulunuyordu" bilgisini verdiği gibi , Lev Nikolayeviç Gumilev : "Asya Kıtası'ndan Sayan Sıradağları ile Altaylar arasında AS'ların yaşadığını" belirtir.


Abu Reyhan Biruni : "Ceyhun Irmağı'nın...Oğuz ülkesini sular altında bıraktığını... buradaki ALAN ve AS'ların Hazar sahillerine göçtüklerini" bildirir.


Grjimaylo ise : "AS'ları Türk oymakları arasında gösterir".


12-17 Eylül 1994 tarihleri arasında Ankara'da yapılan 12.Türk Tarih Kongresi'ne Türk devletlerinden katılan bir Türkolog da : "İSKİT (SAKA, ASSAKA, AS-KEL-AT) mezarlarında ele geçen kaplar üzerindeki yazılarda bulunan 22 imi (Damgayı) GÖKTÜRK harfleriyle eşleştirdiklerini, bunlara göre okunan İSKİT metinlerinin TÜRKÇE olduğunu" söylemiştir.


Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde Türkolog Doç.Dr.Cengiz Alyılmaz da "Yukarı Küçükmenderes Havzası'ndaki Konaklı-Soğukluk Kanyonu'ndaki petroglif (kaya resimleri) lerin kesinlikle bu yöreye binlerce yıl önce gelen Ön-Türklerce yapıldığını, bu resimlerin Azerbaycan, Moğolistan, Kırgızistan ve Kazakistan'daki örneklere benzerlik gösterdiğini" belirtmiştir.


Bu durumda tarihte AZ, OS, OZ, US, UZ adlarıyla da bilinen , kendilerine İSKİT, SAKA, ASSAKA, AS-KEL-AT gibi adlar da verilen AS'lar aslında TÜRKÇE olan PEÇENEKÇE bir dil konuşuyorlardı. Tarihte Prototürk AS'ların yaşadığı, içinde Birgi'nin de bulunduğu Yukarı Küçükmenderes yöresi Prototürk kökenli eski LU-UD-ya (Lydia) Devleti'nin güney yarısını oluşturur.


Birgi'nin doğusundaki halkın "Essar Tepe" araştırmacıların "Asar Tepe" olarak adlandırdığı ve üzerinde bir kalenin temel kalıntılarını da barındıran yerde yapılacak bilimsel kazıların, Tarihöncesi dönemlerden de veriler sunacağını sanıyoruz.


Bu yörede AS Türkleri ileri gelenlerinin mezarları olan yüzlerce kurgan bulunur.


KAYNAK : 
Yavuz Behiç Galip, 
Birgi Coğrafyası 
Halk Bilgisi, Tarihçesi, Tarihi Yerleri, 2005




* * *



" Azerbaycan ülke adının kökündeki Azer boy adının ortaya çıkmasının esas özeği olan bu AZ boyu, Türk etnosu içindeki bir çok boydan biridir. AZİYA/ASİYA adındaki paralellik gibi AZ etnoniminin AS varyantı yaygın olarak kullanılmıştır. Bunun böyle yayılmasının sebebi AZ/AS boylarının zamanında eski Azerbaycan'dan Batı, Kuzey ve Doğu yönlerine yaptıkları göçlerle ilgilidir. Üç-Dört bin yıldır ki, bu boylar, tarihi kaynaklarda adı geçen boylardandır."

Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu
ilgili:
Türklerin Gizli Tarihi
Yunus OĞUZ - Bahtiyar TUNCAY (Azerbaycan)





* * *



Trakya ovalarının Bizans kaynaklarında ki AStike ovaları denildiğini...
Küçük Menderes'e AStarpa demelerini...
İskandinavların atası sayılan Odin'in AS'lardan geldiğini...
Etrüsklerin de kendilerine R'AS'ena dediklerini...
AS'ların Truva Savaşı'nda (ki Truvalılar kendilerine Teucer derdi) Truvalıların yanında Akalara karşı savaştıklarını...

da Hatırlayalım....



Ayrıca;

İnsanları yaratan ve onlara "aydınlanmaları" için Işığı getiren Prometheus'un eşinin adı da ASİA'dır.

"... Avrupa'ya gelince, kuzeyi ve doğusu deniz midir, kimse bilmez. Uzunluğu biliniyor, dünyanın öbür iki bölümü kadardır. Zaten bir türlü akıl erdirememişimdir, neye dayanarak bir tek toprağa, hepsi de dişil sontakılı üç ad verilmiştir ve bölgeler arasında sınır olarak niçin Mısır'da Nil ve Kolkhis'de Phasis ve KİMMERLER Boğazı seçilmiştir. Ayrıca bu ayrımları kim yapmış, bu adları kim vermiştir, bunu da bir türlü bulup çıkaramamışımdır. Libya'ya gelince: Yunanistan'da genellikle adının, oralı bir kadının adı olan Libye'den geldiği söylenir; ASYA adı da Prometheus'un karısından gelir, ama Lidyalılar bu ada sahip çıkma isterler; ASYA, derler, adını Prometheus'un karısı olan ASİA'dan değil, MANES oğlu (Cotys) Kotys'in oğlu olan (Asies) ASİAS'ın adından almıştır. Bu (Asies) ASİAS adını Sardes boylarından birisi olan ASİAD'lar da taşır.

Europe'ye gelince, o da suyla mı çevrilidir? Kimse bilmez; adı nereden gelir? Kim bulmuştur bu adı? Bunlar da bilinmez, belki de bu ülkeye (Tyrian) TYROS'lu Europe kendi adını vermiştir. Ondan önce bir adı olmadığını kabul etmek gerekir, öbür ikisi de öyle. Ama bu Europe'nin, ki aslı ASYAlıydı, Yunanlıların bugün Europe dedikleri ülkeye gelmediği kabul edilmektedir. O yalnız Fenike'den Girit'e, Girit'ten de Lykia'ya gitmiştir...."

HERODOT TARİHİ: 4.KİTAP/45




LİDYALI "MANES" - TÜRKLERİN "MANAS" DESTANI VE MISIR'DAKİ İLK KRAL AKREP KRAL "MENES" (M.Ö. 3100) gibi....


Kırgız Türklerinin Milli Destanı MANAS



"The original civilising race came apparently from Asia, before the age of the Pyramids." - Forlong

"...Nil vadisinin delta kısmını ilk işgal edenler , Orta Asya'dan muhtelif yollarla ve birbiri ardısıra gelmiş olan Türk kabileleridir." - Afet İnan (link)





* * *






PROMETHEUS'UN İNSANI YARATTIĞI , İLİM VE BİLGİYİ İNSANLIĞA VERDİĞİNİ , 
GELECEĞİ DE ELİNDE TUTTUĞU HATIRLANIRSA, 
ZEUS'UN HAZMEDEMEMESİYLE PROMETHEUS'UN MARUZ KALDIĞI İŞKENCELER DE ANLAŞILIR...
ASİA - ASYA - ASLARIN ÜLKESİ
ASYA KITASI ve KÜÇÜK ASYA !
KURTARIN ARTIK ŞU PROMETHEUS'U....
SB



_______











21 Şubat 2015 Cumartesi

BOZKIR KAVİMLERİNDEN AZLAR




M.Ö. VII-VI. yüzyıllara varan tarihi geçmişi ile İskitlerinSakların etnik kökeni önemli bir tartışma konusudur. İskitlerin kurganlarında ve kültürel hayatlarında tespit edilen özellikler Merkezî Asya’dan gelen bir kavim olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Araştırmamızda İskitlerin hangi boylarında Türk, hangilerinde İran etnik dokusunun hâkim olduğu konusu (etnonim ve kültürel unsurlarla) aydınlatılmaya çalışılmıştır. 






M.Ö. I. bin yıllarında Avrasya’nın geniş alanlarında, Kara Deniz’in kuzey tarafından, Merkezî Asya’nın iç bölgeleri ve Güney Sibirya’ya kadar olan sahalarda ilk göçebeler yaşıyorlardı. Tarihi kaynakların verdikleri haberlere göre, bu göçebeler birbirlerine çok benziyorlardı. Kendi etnik isimleri olmasına rağmen yabancılar sık sık onları başka bir ad ile tesmiye ediyorlardı. Hellenler (Eski Yunanlılar) bu göçebeleri “sküz” şeklinde isimlendiriyordu, Ahamenid dönemindeki eski İranlılar ise “sak” diye tanımlanırlardı.

Tarihi kaynakların verdikleri haberler, arkeolojik araştırmalar ile de teyit edilmiştir. Asya’da bulunan İskit kurganlarının (1), Avrupalı İskitlerin kurganlarına göre daha eski olduğu son dönemlerde yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur. Bilhassa bu, Güney Sibirya’da (Tuva’da) bulunan Arjan Çarlığ kurganına ait araştırmanın verilerinden sonra daha da açık bir şekilde belli olmuştur. Arjan’ın tarih ilminde şu ana kadar malum olan en eski İskit kurganı olduğu tespit edilmiştir. Bu mezarın araştırılmasından sonra İskit-Sibirya kültürlerinin orijini meselesinin tekrar çözümü gereği doğmuştur.

İskit ve Sak probleminin araştırılmasında elde edilen muvaffakiyetlere ve bütün yapılanlara rağmen birçok şey daha halledilememiş durumdadır ve zikredilen konuları araştırmayı gerektirmektedir. İskit-Sibirya âleminin kültürlerinin orijininin araştırılmasında İran faktörü fazla önemsenmiştir. Bu tez, arkeologlar arasında daha çok benimsenen kabule yakındır. Önceden İskit-Sibirya kültürünün ve sanatının teşkilinde Avrupalı İskitlerin etkisinin yüksek olduğu kabul edilmekteyken, günümüzde ise onların İskit-Sibirya âleminin kıyısını oluşturdukları söylenmekte ve baskın rol Sayan-Altay (Güney Sibirya) İskitlerine verilmektedir. 

İlmî araştırmalara göre, İskit-Sibirya âleminin ahalisi aslen, dili ve antropolojik tipi yapısıyla çeşitlidir. Bir çok ilim adamının fikrine göre Asyalı İskit-Sakların arasında çok sayıda Türk kabilesi ve oymağı vardır (Memiş, 293:565-566). Bu tezi savunanlar arasında F. Hirt, K. Siratori, Markvart, P. Pelyo, V. V. Radlov, N. A. Aristov, Yakinef (Biçurin), H. Vamberi, Jirar de Rialle, Kanningem, A. N. Bernştam, Yu. A. Zuyev, K. İ. Petrov, L. S. Klein, G. E. Grum-Grjimaylo ve başkaları vardır (Radlov, 1893:126;Aristov, 1896:277-456;Bernştam, 1951:55-56; Şahmatov, 1950).

Tarih ilminde “eski göçebeler” dönemi, M.Ö. VI-III. asırlar arasına tarihlenir. Ona kadar olan zaman dilimi “ilk göçebeler” dönemi olarak görülür. Bu tarihleme arkeoloji ilminin tasnifine dayanmaktadır. “İlk ve Eski göçebeler” döneminin araştırmalarında arkeolojinin çok büyük bir önemi vardır. Eski göçebeler dönemi tarihte İskit-Sak dönemi olarak mı yoksa İskit-Sibirya alemi olarak mı kabul edilmelidir ? İskit-Sak göçebelerine ait olan karakteristik hususiyet, “İskit Triadası”dır (2). (O üç parçadan oluşur: silah malzemeleri, atlı teçhizat ve şekil sanatındaki hususi bir stil).

İskit-Sibirya âleminin ahalisinin kökeni araştırılırken aslı bir olan göçebe kabileler ortaya çıkar. Onların hem kültür hususiyetleri hem de antropolojik tipleri aynıdır. Bu göçebelerin yerleştikleri topraklar, Aral Denizi’nden doğuya, Tengri Dağları, Yedi Su, Doğu Kazakistan, Dağlık Altay, Güney Sibirya ve Tuva’ya kadardır. Bu bölgelerde tespit edilen arkeolojik abidelerin esas hususiyetleri aynıdır. Demek ki onları vücuda getiren kabilelerin kökenleri ve asılları birdir. Antropoloji ilmi açısından da bu bölgelerde yaşayan göçebelerin fiziki yapıları aynı tiptedir. Onların arasında Mongoloid antropolojik tipin karışımı da vardır. Araştırmalara göre bu tür antropolojik yapı, Merkezî Asya’nın doğu tarafındaki bir sahada belirli bir zaman dilimi içinde teşekkül edip, sonra diğer bölgelere yayılmıştır (Ginzburg, 1972:139-140;Martinov, 1986:59; Çlenova,1967:216; Tolstov,1962: 20; Rudenko, 1952:20).

Bu göçebelerin aslının bir olduğu onların etnonimikasından net bir şekilde tespit edilebilmektedir. Onların etnik isimleri araştırılırken az (as)- unsuru ve o ad ile bağlı olan eklerde başka eski Türk kelimeleri bulunur. 

İlk antik Yunan kaynaklarına göre bizim merak ettiğimiz topraklarda İssedonlar, “Bir Gözlü Arimaspiler” ve efsanevi “Altını Muhafaza Eden Akbabalar” yaşıyordu. Herodot (M.Ö. V. asır) bu malumatları “Arimaspiya” destanına dayanarak haber vermektedir. Araştırmalara göre bu edebî eser sağlam tarihî ve coğrafî vak’alara dayanmaktadır. 

İlmî araştırmalara dayalı olarak Arimaspilerin Doğu Kazakistan’da oturan göçebeler olduğu bilinmektedir, efsanevi “Altını Muhafaza Eden Akbabalar” ise Dağlı Altay İskitleridir (?). “Altını Muhafaza Eden Akbabalar» tabii olarak bilindiği üzere Dağlı Altay İskitlerinin efsanevi adıdır.

Bunun dayandığı esaslar vardır. Eski zamanlarda Dağlı Altay’da altın çok miktarlarda çıkarılmıştır. Dağlı Altay İskitleri’nin kurganlarında (mezarlarında) akbabaların çeşitli şekillerdeki tasvirleri bol miktarda görülür.

Dağlı Altay İskitleri’nin erkekleri, akbabalarında kullandıkları ve resimlerinde yer alan serpuşları takarlardı. Orta Çağ’da akbabaların tasvirleri, Altay bölgesi ile bağlantılı olarak değerlendirilmiştir. El İdrisî’nin hazırladığı Arap haritasında dünya üzerinde (1154 yılında) Altay mıntıkasında esirleri hırsla yiyen Akbabalar resm 
edilmiştir (Hennig, 1961:C.I:99).

Ünlü Sovyet tarihçisi ve arkeolog, Prof. Dr. S. İ. Rudenko’nun fikrine göre Altay İskitleri eski Çin kaynaklarında «Yüeçi-Yue chih» diye anılmaktadırlar (Rudenko 1960:176). Yüeçiler, Asyalı İskitlerin Pazırık kültürüne mensup olan kabileler ile bağlantılıdır (3). Onlar, oldukça geniş topraklarda yaşamışlardır. Onlar, Güney Sibirya (Altay, Tuva), Doğu Kazakistan ve Cungarya sahasında meskundurlar. Araştırmacıların iddialarına göre Yüeçiler, Doğu İskit dünyasının hükümdarları olmuşlardır.

Onlar, yönetim şekillerini birçok bölgede hakim hale getirmişlerdir, Eski Çin ve Hind-İran dünyası ile bağlantı kurmuşlardır (Elnitskiy, 1977:88;İstoriya Sibiri, 1968:C.I:228;Rudenko, 1952:257). G. E. GrumGrjimaylo’nun fikrine göre eski Çin kaynaklarındaki «Yüeçi» ıstılahı rekonstrüksiyonda “arsi” etnik ismini vermektedir (Grjimaylo, 1926:C.II:256). Bizim fikrimizce “arsi” etnik ismi “ar ve as” (4)  kısımlardan meydana gelmektedir. Araştırmalara göre “ar” kelimesi aslen eski Türk “ar, eri, er” kelimelerine aittir (Kelmakov, 1970:191). Ar, “eri, er, “erkek, er” manasını verir. Eski Türk döneminde “ar” ıstılahı bazen de etnik isim olarak kullanılmış ve anlamı zamanla daha da genişlemiştir. Az(as) olursa etnik ad olarak kabul edilmesi lazımdır. 

Y. A. Zuyev’in araştırmasına göre Yüeçi (Yuyedi) rekonstruksyonu “az” etnik ismini vermektedir (Zuyev, 1960:107). Azlar eski Türk tarihinde çok iyi bilinir. Antik yazar Strabon’da (Coğrafya, XI:8, 2) Azlar “asi” diye anılmaktadırlar. Onlar (Az’lar) M.Ö. II. asırda Sır-Derya’nın kuzey taraflarından gelen ve Maveraünnehir’deki Yunan-Baktriy (Baktiriya (5)) Devleti’ni tamamen yok eden göçebeler arasında yer alan büyük bir kabiledir (Drevni Avtorı, 1940:101).

İşte bu göçebeler Yüeçiler’dir. Bu mesele tarih ilmine göre açıkça tespit edilebilmektedir. M.Ö. II. asırda “Büyük Yüeçiler” doğudan Yedisu’ya geldiler ve Maveraünnehir’deki Yunan Baktriana Devleti’ne son verdiler. Antik yazar Pliniy, Kaspiy Denizi (Hazar Denizi) tarafında “abzoy” adlı boyu zikretmektedir (Pyankov, 1964:124-125). Abzoy, bizim fikrimize göre iki parçadan yapılan bir tamlamadır, yani “ab (ob)” İran dilinde “su, ırmak”, az (as) ise etnik isimdir.

Aral-Hazar denizine yakın olan topraklarda eski dönemlerde küçük ırmak ve sular çoktur. O bölgelerde oturan kabile ve oymakların etnik isimlerinde “ab(ob)” kelimesi sık sık kullanılmaktadır. Ab (ob) İran dilinde (su, ırmak, çay, nehir) anlamını bu şekilde vermektedir. Ama, bizim merakımızı celbeden bölgelerde ilk ve eski göçebeler döneminde etnik olarak ahali çeşitlilik arz eder. O topraklarda, Frak-Kimmer, Hind-İran etnik gruplarına mensup olan boylar, kabileler ve doğudan gelen eski Türk oymak ve aşiretleri karışık şekilde yaşamışlardır. 

Bu durum hem arkeolojik hem de antropolojik veriler açısından iyice belirgindir. Azlar hakkında Orta çağ’a tarihlenen Orhun Türk yazıtlarında da haberler vardır (Malov, 1951:67). Az unsuru, Orta çağ’da bilinen Batı Türk konar-göçerlerinin arasındaki Türgeş (Türgiş) kabilesinin etnik isminde de yer almış olabilir. Onun etimolojisi, bizce Türk (etnik isim) ve az(as) (etnik isim etnonim), yani Türk – as, Türkas, Türgis” dir (6).

“Zeynu’l Ahbar’da” (XI. asır) ve «Hududu’l-Alem”de (X. asır) Türkeşlerin sonradan Tuhsi ve Az’lar şeklinde parçalanmış olabilecekleri hakkında haberler vardır (Bartold, 1968:C.V:585). Yine, Kara Tatarların arasında da “Tirges” kabilesi vardır (Radloff, 1929:10). Telengut ve Açkestimlerin arasında tört as (dört as) oymağı vardır (TAEE, 1959:C.III:36). Az kabilesi Özbeklerde (Potanin, 1881:Vıp II:39), 

Volga’daki (İtil’deki) Tatarlarda arasında da mevcuttur (Potanin, 1881:Vıp II:39). Aslar hakkında İbn-Batuta da haber vermektedir. Onlar, Kıpçaklar ile Saray şehrinde yaşamışlardır (SSSR 1951:156). Doğu Türkistan’da Hoton bölgesinde “Yas” boyu vardır (Grjimaylo 1926:C.III:277). İşte bu Yas, “az(as)” ıstılahının devingenli şekli olabilir.

Antik Yunan kaynaklarındaki Arimaspiler ilmi araştırmalara göre, Tarbagatay dağlarına bitişik olan topraklarda, İrtiş nehrinin kaynak cihetinde, Zaysan gölünde ve onun doğu tarafındaki bölgede meskundurlar. Arimaspi ıstılahında eski Türkçe’deki “arima”s kelimesinin eski yapısını ya da devingenli şeklini görebiliriz. Arimas eski Türkçe “arim” (ayrım, ayırma) kelimesi ve “az(as)” etnik isminden oluşabilir, yani arim-az(as), arimas-“diğer, öbür, farklı ayrı olan Azlar” manasındadır.

Bu göçebelerin etnik isimlerinin arimas olabileceği tarihi haberler ile ispatlanabilir. Antik yazar Strabon’un haberlerine göre Büyük İskender, Maveraünnehir’de bir dağı ele geçirmiştir. Onun adı “Oks (Okus) veya Arimaz” kayası diye zikredilir (Strabon, 1940:81). Kvint Kurtsiy Ruf’un verdiği habere göre: Bu dağ Arimaz’ın elindedir. Arimaz, orada 30.000 asker ile oturmuştur (Strabon, 1940:81). 

Bize göre, Arimaz bu komutanın ismi değil, o kabilenin adıdır. Eski Türk adetine göre, her boyun üyesi o boyun ya da oymağın etnik ismiyle adlandırılırdı bunun içinde “Arimaz” etnik isim şeklinde kullanılmış olabilir. Arimaspiler, hem arkeolojik hem de antropolojik açıdan Pazırık kültürüne mensup olan göçebelerdir ve Dağlı Altay İskitleri ile aslen aynı köktendir. Bu yakınlık etimoloji açısından da izlenebilmektedir. 

Eğer Dağlı Altay İskitleri (Yüeçiler ?) “az (as)” olarak kabul edilebilirse, Arimaspiler de onların bir kısmı, parçası olabilecektir. Ahemenid dönemindeki eski İran yazıtlarında Maveraünnnehir’in göçebe kabile ve aşiretleri “sak” diye isimlendirilmektedir. İlk yazıtlarda ancak Saklar vardır (Durmuş, 1993:2-5) ama sonrakilerde Sakların çeşitli gurupları-toplulukları anılmaktadır. Araştırmalara göre, Kir (Kirus) döneminde Farısîler, Maveraünnehir’in doğu taraflarında Saklar hakkında haberler almışlardır. Onlar, o dönemde yaklaşık olarak Sır-Derya’nın diğer tarafındaki topraklarda yaşamışlardır (Pyankov, 1968:17). Sonra, I. Dari (Darius) döneminde Farısîler, Saklara benzeyen göçebelerin birkaç grubu ile karşılaşmış ve onlara sak adını vermişlerdir, yani “sak” ıstılahı genel bir manada kullanılmıştır.

Haumavarga–Sakları bir kaynağa göre Yedisu, Tengri-Dağları ve Pamir’in kuzey tarafına kadar olan topraklarda yaşıyorlardı (Bernştam, 1951:9). Tigrahauda–Sakları, Hazar Denizi’nin doğu tarafında, Aral Denizi’nden Sır-Derya’ya kadar olan yerlerde oturuyorlardı (Pyankov, 1964:C.III). Başka bir bakış açısına göre Tigrahauda–Sakları, Saş’ta (Taşkent), Tenri-Dağlarında ve Yedisu’da yaşıyorlardı (Grigoryev, 1871:7). Paradaraya-Sakları tarih ilminde kabul edilen genel fikre göre Kara Deniz İskitleri’dir (Grigoryev, 1871:7). Bizim fikrimize göre “sak” ıstılahı eski Türk “asık” etnik isminin flektif şeklidir, yani “asık, (a)sık, sak” anlamındadır. 

Sak etnonimi flektif dillerde konuşan etnik topluluklara istimal edilebilirdi, işte bunlarda Hind-İran etnik grubuna mensup olan boylar ve kabilelerdir. Gerçek Saklar, Yedisu ve Tengri-Dağları bölgesinde yaşıyorlardı. Onların merkezi sahası Yedisu arazilerini içine alır. Sır-Derya nehrinin sahillerine bitişik olan topraklarda ve o nehrin orta akımından denize kadar Hind-İran etnik grubuna ait olan çok sayıda oymak ve kabile yaşıyordu.

Onlar, Sakların boylar birliğinde yer alırdı. Saklar, bu boylar birliğinin eski Türk özeğidir. Onların etnik ismi “azık (asık)” olabilirdi. Kıyıdaki yabancı göçebeler kendi dillerinin kanunlarına göre “azık (asık)” etnik ismini “sak” diye söylüyor olabilirlerdi. Bu şekilde o isim, Ahimenidli İranlılara ulaşmıştır.

Azıklar, Yedisu’da oturuyordu ve aslen Yüeçiler (?) ile bağlantılıydılar. Onların kültürel yapılarını şekillendiren asıl hususiyetler aynıdır. Antropoloji açısından da bu göçebelerin kökeni ve aslı bir fizikî yapıya dayanmaktadır. Onların akrabalığı, etimoloji açısından da tespit edilebilmektedir.

Tarih disiplininin tespitlerine göre, Yedisu ve Tengri Dağları’nda yerleşen Sakların arasında güçlü bir eski Türk özeği olduğu bilinir. Mesela, ünlü bir tarihçi ve arkeolog olan Profesör A. N. Bernştam bu tezi savunanlardan biridir (Bernştam, 1951:90).

Azıklar, tarihi kayıtlarda çokça geçmektedir. Azıkların Orta çağ’da Batı Türklerinin (Onok budun) Nuşibi-Nişibu dalının bir boyu olduğu iyice bilinmektedir. Çin kaynaklarında “Asigi” diye zikredilir (Abramzon, 1959:C.III:36). Azık kabilesi günümüzde Kırgızlar ve Altaylar arasında da mevcuttur (Radloff, 1929:543;Grjimaylo, 1926:C.III:543)Yedisu’da, Almatı’nın doğusundaki “Issık” adındaki bir yerde İskit-Sak dönemine ait olan çok sayıda kurgan vardır. İssık toponimi (yer adı) asık etnik ismi ile bağlı olabilir, yani İssık ve Asık bir ıstılahın devingenli şekilleri olabilir.

Kazakların Kiçi (Küçük) Cüz’ünde İsık kabilesi vardır (Aristov, 1896:384). Güney Sibirya’da, Münusa-Minusin arazisinde İzıh-Tah denen bir yer adı vardır (Kzlasov, 1960:75). Yine aynı şekilde Orhun Türk yazıtlarında İzgil adlı kabileler mevcuttur (Bartold, 1968:C.V:302,324).

İzgil adı bizim fikrimize göre eski Türk azık ve il(el) kelimesinden gelmiş olabilir, yani azık – il (el), azıkil (azık el), a z(ı) kil, izgil= azık eli (kabilesi, oymağı) anlamına gelmektedir. Antik yazar Herodot’ta da (Tarih, III:89-94) bu, ad benzerliğiyle Hazar ve Aral denizlerine yakın olan ıslı, ırmaklı topraklarda azık’lar “pavsikai” diye anılır denmektedir (Drevni Avtorı, 1940:36). Pavsikai, abasık (obasık) ıstılahının flektif şeklidir, yani abasık, obasık, (a) basık, basık, pasık, pavsik”tir. Abasık (obasık) ismi ab(ob) kelimesi (İran dilinde- “su, ırmak, çay”) ve asık etnik isimden yapılmıştır, yani ab (ob)-asık, abasık, obasık – “sulu, ırmaklı Azıklar” anlamını verir.

Strabon’da (Coğrafya, VII: 3) Azıklara “yazig” diye işaret edilmektedir (Latişev, 1947:200). Bu haberlere göre onlar, Kara Deniz ve Azak (Azık) denizine yakın olan bölgelerde yaşıyorlardı. Strabon’da Azıklar farklı şekillerde de anılmaktadır. Bir yerde zig (zik) şekli vardır, başka yerde ise apasiak diye işaret edilmektedir (Latişev, 1947:189;Drevni Avtorı, 1940:93). Zig (zik) şekli azık etnik isminin flektif şeklidir, yani azık, (a) zık, zik (zig). Apasiak olursa abasik ıstılahı olma ihtimali vardır, yani abasık, apasik, apasiak – “sulu, ırmaklı Azıklar” anlamını verir. Apasiaklar hakkında antik yazar Pliniy de (Genel Tarih, X:48) haber verir (Drevni Avtorı, 1940:84). Aynı yazarın diğer eserinde (Tabii Tarih, III:42) Apasiaklar pezik şeklinde anılmaktadır, başka bir yerde ise psak diye geçmektedir (Drevni Avtorı, 1940:85,126-127).

Pezikler, Ptolemey’de (Coğrafya, IV:12) Okus dağlarının yanında anılmaktadırlar (Drevni Avtorı, 1940:125). Zikredilen eserin diğer bir yerinde (Coğrafya, VI:5) Azık dağları zikredilmektedir (Drevni Avtorı, 1940:12). Azık ve az etnik isimleri ile Kara Deniz İskitlerinin adı bağlantılı olabilir. İskit, yani sküz ihtimali eski Türkçe’de askız etnik ismin flektif şekli olmalıdır, yani “askız, (a)skız, skız, sküz”dür. Askız, bizce asık ve as(az) etnik isimlerinden teşkil edilmiştir, yani “asık-az, asıkaz, as(ı)kaz, askız” şeklindedir.

Kara Deniz İskitleri hakkındaki ilk bilgilerde onların etnik ismi Asküz diye geçmektedir (M.Ö. VII. asırdaki Asuri kaynakları) (Latişev, 1947:266). Daha sonra, M.Ö. V. asırda Eski Yunan kaynaklarında bu göçebeler sküz diye isimlendirilmektedirler. İşte, bu “sküz” ün ihtimal Askız etnik isminin flektif şekli olması lazım gelir. Aksız boylar birliği azık ve az oymak-kabilelerden teşkil edilmiş olabilir. Türkiye’deki Urmiya gölü bölgesinde yapılan arkeolojik araştırmalar bu düşünceleri ispat etmektedir.

Orada İskitlerin Sakkız veya Sakkez adındaki kurganları vardır. Sakkız veya Sakkez, tabi olarak Askız etnik ismin flektif şekli olmalıdır. Kara Deniz İskitlerinin arasında Orta Asyalı Sakların (Azıkların) olduğu arkeolojik araştırmalar ile delillendirilebilmektedir.

Kara Deniz bölgesindeki İskit tepelerinde Orta Asyalı Saklara ait olan hususiyetler mevcuttur (Çernikov, 1965:67). Bunun dışında Yüeçilere (Azlara ?) ait olan hususlar da vardır. Mesela, Kiev bölgesinde (Ukrayna), Doğu Kazakistan’daki Çilikta kurganına tamamıyla benzeyen İskit tepeleri bulunmaktadır (Çernikov, 1965:67). Demek ki, ilk Kara Deniz İskitlerinin (Askızlar), asık (sak) ve az (yüeçiler) kabilelerinden, oymaklarından teşkil edilmiş olması mümkün görünmektedir.

Yaklaşık olarak M.Ö. VIII veya VII. asrın başında Askızlar Batı’ya, Kara Deniz’in kuzey taraflarına geçmişlerdir. M.Ö. VII. asırda İskitlerin ülkesi vardı ve İskitlerin hükümdarı sık sık anılırdı (Latişev, 1947:270-271). İlk Kara Denizli İskitlerin, Merkezî Asya’dan geldiği tarih ilmince sabittir. Arkeoloji araştırmalarına göre M.Ö. VII-V. asırlara kadar İskitlerin boylar birliğinde Merkezî Asya’dan gelen konar-göçerler hükümdarlık yapıyordu. Ama, M.Ö. V. asırdan başlayarak yönetim yerli etnik grupların eline geçmiştir. 

İskitlerin (Askız) boylar birliğide kavim, köken ve etnik yapı yönünden çeşitlilik arz etmekteydi. Genelde, Frak-Kimmer, Hind İran, Fin Ugor-Ogur etnik gruplarına mensup olan oymak ve kabilelerden müteşekkildi. M.Ö. V. asırda eski Türkçedeki (aglütinativ) askız şekli yerine sküz (flektif) şekli görülür. Kara Deniz İskitlerinin eski Türk özeği zamanla azınlıkta kalmış ve yönetimi kaybettikten sonra diğer kabile ve oymaklar ile karışmıştır. Askızlar, Kara Deniz göçebelerine “İskit Triadasın”ı doğudan getirip, dağıtmışlardır. Orta çağ’da Yedisu’da “askes” göçebe kabileleri vardır (SSR, 1984:C.I:436). Askesler, Batı Türk Kağanlığı’nda yönetimin başında bulunan oymakların biridir. 

ney Sibirya’da Askız ırmağı vardır. Orada aynı isimle Askız köyü de mevcuttur (Radloff 1887). Az etnik ismi ile Oğuz etnik isminin aslı da bağlantılı olabilir, bu konu hakkında da çalışmalar vardır. Linguistik açısından oğuz (okus) şekli eski Türk ok(oğ) kelimesinden (dalı-kolu, oymak manasında) ve az(as) etnik isminden oluşabilir, yani ok(oğ)-az(as), okas(oğaz), okus(oğuz) şeklindedir (7).

Tarihi kaynaklarda eski konar-göçer dönemde Maveraünnehir’de Oğuz adı ile işaret edilen göçebe kabileler anılmaktadır. Arrian (Aleksandr’ın Anabasisi, VII:10) Amu-Derya veya Sır-Derya tarafında Uksi adlı göçebeler hakkında malumatlar vardır. 

Büyük İskender onlar ile karşılaşıp hakimiyet altına almıştır (Drevni Avtorı 1940:58). Bu konar-göçer oymaklar elbetteki Oğuzlardır. Pliniy ve Stefan Vizantiyskiy onları, augas diye ifade etmektedir (Tolstov 1948:244).

Antik kaynaklarda Amu-Derya nehri Okus diye adlandırılır. Bu isim (Okus, Oks) oradaki uksi, augas, okus kabilelerinin adıyla bağlantılı olabilir. Ptolemey (Coğrafya, IV:12) Yaksart (Sır-Derya) tarafında Okus dağlarını işaret eder (Drevni Avtorı, 1940:125). Ptolemey, o haberlerde Okus gölü hakkında da bilgi verir (Drevni Avtorı, 1940:125). Türklerde Amu-Derya nehri XIV-XVI. asırlara kadar Okus diye adlandırılmıştır (Tolstov, 1962:8). H. Vamberi’nin fikrine göre Oks (Amu-Derya) Türk kelimesidir ve nehri ifade etmektedir. 

O, Oks’un İran ve Turan’ın eski sınırı olduğunu belirtir (Vamberi, 1873:C.I:11-12). Orta çağ’da Oğuz (Uğuz) adlı Türk kabilesinde oymaklar çoktur.

Az etnik ismi ile aslen usun etnik ismi de bağlantılı olabilir. Bizce, usun etnik ismi asan etnik isminin devingenli şeklidir. Asan, as (az) eski Türkçe’de çokluk anlamı veren n ekinden yapılabilirdi; yani as(az) – n, as(a)n, asan – “azlar” anlamındadır. Çokluk anlamını veren n eki eski Türklerde, bazı lehçelerde yer alırdı. Asanların ve Usunların bu Yüeçiler ile akraba olmaları şüphesizdir. Hatta Asan ve Usunlar ilk zamanlarda Yüeçilerin (Azların ?) bir kısmı, parçasıdır. 

Asanlar, Büyük Yüeçilerin arasında anılmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, M.Ö. II. asırda doğudan Maverunnehir’e Büyük Yüeçilerin boylar birliği gelmiştir. M.Ö. 160-140’lı yıllarda Yunan Baktriana Devleti’ne saldırarak tamamen yok etmişlerdir. Büyük Yüeçilerin arasında Asanlar isim olarak geçmektedir. Pompey Trog, onları Asian diye ifade ediyor (Drevni Avtorı, 1940:101).

Strabon ise, Asanlar’dan apasian veya pasian diye bahsediyor (Drevni Avtorı, 1940:18). Pasian adı Apasian ihtimalinin flektif şeklidir. Apasian – “sulu, ırmaklı Asanlar” manasına geliyor. O, ab (ob) – (İran dilinde“su, ırmak” manasındadır) ve Asan etnik isimidir, yani ab-asan, abasan, abasian şeklindedir.

Tarihi kaynaklarda Asanlar, Saklar ile birlikte anılmaktadır. Mesela, Strabon (Coğrafya, XI:8,4) bu konuda haber vermektedir: Saklar, Ermenistan’daki en iyi toprakları ele geçirip oraları Sakasana diye adlandırmışlardır (Drevni Avtorı, 1940:18). Arrian ve Pliniy, sakasan adlı oymak ve kabile hakkında bilgi vermektedir (Drevni Avtorı, 1940:42;Elnitskiy, 1977:200-201). Sakasan, Sak ve Asan etnik isimlerinden oluşan ıstılahtır. XII-XIII. asırlarda Hazar Denizi’nin kıyılarında yer alan Saksin veya Sohsin ülkesi ve şehri anılmaktadır (Bartold, 1968:C.V:601). Kazakların Küçük Cüz’ün Dört Kara kabilesinde Saksan kolu vardır (Aristov, 1896:380). Ptolemey (Coğrafya, IV:2) Oks nehrinin yanında, Harezm tarafında oksian adlı boylardan bahsetmektedir (Drevni Avtorı, 1940:125). 

Oksian ıstılahı ok(uk) kelimesi asan etnik isminden oluşabilir, yani ok(uk) – asan, okasan, ok(a)asan, oksan, oksian – Asanların oğu (dalı) anlamındadır. Başka bir ihtimal: oksian ıstılahı okus etnik isim ve eski Türkçe’deki çokluk manasını veren –n ekinden oluşabilir, yani okus (oğus)-n, okus-n, okus(a)n, oksan, oksian – “okuslar (Oğuzlar)”  anlamındadır.

Eski Çin kaynaklarında Tanrı dağlarında Kaşgar’ın kuzey-batı tarafında Hüsün Beyliği zikredilmektedir (Yakinef, 1851:C.III:48). Hüsün işte üsün etnik ismin spirantlı şeklidir, yani (h)üsün, hüsündür. Hüsün diye işaret edilen kabileler tarihte (Çin kaynaklarında) yer alır. 641 yılına ait olan olaylarda Hüsünler ğyeğu (Kırgız) ve Çumugun ile birlikte anılmaktadır.

Çin kaynaklarında Gök Türklerin yönetici boyu Aşina diye adlandırılmaktadır. İlmî araştırmalara göre Aşinaların gerçek etnik adı Çin kaynaklarında verilen şekle tam olmasa da, çok yakındır (Klyaştorniy, 1961:112). Bizim fikrimiz boyunca Aşina ıstılahı eski Türk asan etnik isminin Çince versiyonudur. Kazakların Küçük Cüz’ünde İssen-Temir kabilesi vardır (Aristov, 1896:379). 

Çumekey veya Çuman aşiretinin (SırDerya ve Tele Gölü’nde otururlar) bir kolu Asan adındadır (Aristov, 1896:382). Kazakların Orta Cüz’ünde Üsün kabilesi vardır (Aristov, 1896:367).Yine, Serkes kabilesinde Kusun oymağı vardır (Aristov, 1896:380). Kusun, üsün etnik isminin spirantlı şeklidir, yani “(h)üsün, hüsün, küsün”dür. Biruç boyunda İsangul adlı kol-tarmak vardır, orda Asan ve Üsün oymakları yer alır (Aristov, 1896:380). 

Kazakların Küçük Cüz’ünde Cinkalıç kolunda Asan boyu vardır, Urus kolunda Asan ve Üsün boyları yer almışlardır (Aristov, 1896:384). Kazakların Ulu Cüz’ü de Usun veya Uysun diye adlandırılır. Bu durum tabii eski konar-göçerler dönemindeki Üsünler ile bağlantılıdır.

Güney Sibirya’da Minusin ve Abakan bozkırlarında Asan veya Assan kabileleri yaşarlardı (Radloff, 1929:21). Hotonların arasında Hasn boyu bulunuyor (Grodekov, 1889:C:I:17). Hasn işte Asan etnik isminin spirantlı şeklidir. Aynı adla, Kırgızlarda, Tekes sahillerinde oturan Buğu (8) kabilesinde Asan-tokum boyu vardır (Radloff, 1929:20). Doğu Kazakistan’da Caysan toponimi ve Caysan gölü vardır. Caysan ıstılahı eski Türk cay (yer, toprak anlamında) kelimesidir ve asan etnik isminden teşkil edilmiş olabilir, yani cay-asan, çay(a)san, caysan – “Asanların (veya azların) yeri ve toprağı”dır. Orta çağ’da Kıpçak kabilelerinin arasında Cersan boyu anılmaktadır (Aristov, 1896:367). Cersan ve Caysan ıstılahının manaları aynıdır. Kazakların Ulu Cüz’ünde Sarı üsün boyu vardır (Grjimaylo, 1926:C.II:277).

Doğu Gök Türk Kağanlığı’nda yönetime yakın olan diğer Türk kabilesi, Çin kaynaklarında “Aşide” (A shih-te-Aşite) şeklinde verilir. Aşide bilimsel araştırmalara göre rekonstrüksyonda Oset veya osset etnik ismini verir. Oset, işte bu çok eski etnik isimdir. O, İskit-Sak dönemindeki göçebe kabilelerin etnik ismi olarak tarihi haberlerde anılır. Onlar, bu haberlere göre yaklaşık olarak Sır Derya’nın kuzey tarafında yerleşmişlerdir. Antik tarihi kaynaklarında bu göçebeler, issed ve issedon (assedon) şekillerinde görülür (Elnitsky, 1977:77-78). 

İssed elbette Asat’tır. İssedon ihtimali bizce asatan olabilir. Asatan ıstılahı asat etnik isminden ve çokluk manasını veren eski Türkçe –n ekinden oluşabilir, yani asat-n, asat(a)n, asatan – “asat’lar” manasındadır. Asat ve asatanlar aynı boylar birliğidir. 

Asat etnik ismi as ıstılahı ile bağlı olabilir. Eğer, as unsuru etnik isim olursa, at unsuru eski türkçe ad (isim anlamında) kelimesi olabilir, yani as-ad (at), asat – “ismi az (adı az)” anlamına gelir. Linguistik açısından bu ihtimal gerçekleşebilir. Tarihi açıdan İssed ve İssedonlar, Arimas ve Yüeçiler ile bağlantılıdır. Demek ki, iset (asat) ve issedonlar (asatanlar) eski Türk göçebeleri olabilir.

Pliniy, Sır-Derya’nın kuzey tarafında İst veya Gist (hist) kabilelerini işaret etmiştir (Hennig, 1961:C.I:23). İst işte bu asat’tır. Hist veya gist ıstılahı asat etnik isminin spirantlı şekli olabilir, yani (h)asat, has(at), hast, hist, gist. Kazakların Orta Cüz’ünün Cumuk kolunda Istı kabilesi vardır (Aristov, 1896:357). Istı işte bu Asat’tır.

Demek, ilk göçebeler döneminde Merkezî Asya’nın veya Güney Sibirya’nın bir bölgesinde göçebe medeniyeti yapılandırılmıştır. Tabii bu çok eski Türk medeniyeti olarak bilinir. Bizim fikrimize göre “İskit Triadası” buradan çıkmaktadır. İlk göçebeler döneminde o bölgelerde göçebelerin boylar birliği teşkil edilmiştir. Onların etnik ismi Az- idi. Sonra Azlar başka topraklara yerleşmişlerdir. Maveraünnehir’de, Az göçebelerinin ayrı kabileleri Hind-İran, Frak-Kimmer etnik gruplarına ait olan oymak ve boylarıyla karışmıştır. Genelde bu, Sır-Derya nehrinin sahillerine bitişik olan topraklar ve o nehrin mansıbındaki, Aral Denizi’nin kıyısındaki bölgelerde meydana gelmiştir.

Az goçebelerinin bazı gurupları, M.Ö. VП. asırda Kara Deniz’in kuzey bölgelerine gitmişlerdir. Sonraki dönemlerde ise M.Ö. V. asırda Eski Yunan kaynaklarında “sküz” diye adlandırılmışlardır. Ìlk Avrupalı İskitlerin (M.Ö.VП-V asırlar) Asya’dan geldikleri tarih ilminde sabittir. İlk Avrupalı İskitlerin kültürünün Dağlı Altay ve Doğu Kazakistan göçebelerinin kültürlerine ait olduğu, arkeolojik araştırmalarla çoktan ortaya konmuştur. 

Etimolojik araştırmalara göre İskitlerin gerçek etnik adı Az (as) ıstılahından ve diğer eski Türk unsurlarından teşkil edilmiştir. 




Dr. Kılıç OSMANOV
Arabayev Kırgız Devlet Pedegoji Üniversitesi, Şarkiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.  (Kırgız Türkçesi’nden Aktaran-İlmî Redaktör: Dr. Mustafa KALKAN tarafından hakemlerimizin eleştirileri ve yazarın Kırgız Türkçesiyle yazdığı cevaplar metne dahil edilmiştir). 


1- Prof. Dr. Saadettin Gömeç’in açıklamalarına göre Asya’da bulunan eski kurganların tamamına İskit kurganları denmesi doğru değildir bunların çoğu Hun kurganlarını oluşturmaktadır. Kılıç Osmonov, bu tezi kabul etmekte ve Asya’da bulunan eski kurganların tamamının İskitlere ait olmadığını doğrulamaktadır. Kılıç Osmonov’a göre bu tarihi eserler arkeoloji ilminin tespitlerine göre bir kaç gruba bölünür; 1. İlk göçebe kurganları (çok eski zamanlardan M.Ö. VI. asra kadar), 2. Eski göçebe kurganları (İskit-Sak dönemi de denilir M.Ö. VI-III. asırlar), 3. Hun veya Hun-Sarmat dönemi kurganları (M.Ö. III-II. ve diğer asırlar). Tarih ilmine yardımcı olan arkeoloji disiplini sayesinde bu eski kurganlarının çeşitli hususiyetleri iyice tespit edilmiştir. 

2- «İskit –Triadası» - İskit-Sak medeniyetine ait olan hususiyetlerdir. 
3- Yüeçilerin (Yüeh-chih) yerleşik hayat unsurlarına sahip bir kavim olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda son yıllarda yapılan araştırmalar, Asyenik özellikler taşımalarına rağmen bu kavmin Sogdlularla etnik bağlara sahip olduklarını ortaya koymuştur. Kılıç Osmanov, bu konuda şu açıklamayı yapmıştır; Yüeçiler, Hint-İran etnik grubuna mensup olan bir kavimdir. Ama bu tezin birçok eksiklikleri vardır. Antropolojik açıdan bu kavmi teşkil eden boyların içinde Mongoloid antropolojik tipin belirgin etkileri mevcuttur. 1. Bu kavmi teşkil eden boylar batıdan gelmemişlerdir, Maveraünnehir’de yaşayan Hint-İran etnik grupları ile hiç bir alakaları yoktur. İskit-Sak medeniyetine mensup olarak kabul edilen kavimler arasındadırlar ve o dönemlerde doğudan batıya yayılmışlardır. 2. Yüeçilere (Çin kaynaklarındaki yazılış şekilleri çeşitli biçimlerde okunmaktadır) dil yönüyle bakıldığında Türk oldukları düşüncesi tarih ilminde eskiden beri kabul gören bir tezdir. Günümüzde ise tarih ilmi, onları eski Türkler olarak kabul etme eğilimindedir. Bunun çeşitli dayanakları vardır. Büyük Yüeçiler bilindiği gibi Maverunnehir’de Kuşan İmparatorluğu’nu kurmuşlardır. Kuşanlara ait olan tarihi kaynakların araştırılması sonucunda Türk oldukları açıkça görülmüştür. Mesela, Kuşanların hanlarının isimleri, onların kullandıkları idarî unvanlar (yabgu  unvanı (yavuga –diye de bilinir) Orta asırlarda yaşayan batı Türklerinde yabgu olarak bilinir), şehirlerin isimleri ve diğer hususiyetler bunu ispatlamaktadır. 3.Yüeçilerin İranlılara mensup olduğu görüşü, İskit-Sak medeniyetinin de İranlılara ait olduğu düşüncesine dayanıyordu. Bazı arkeologların tespitlerine göre İskit-Sak medeniyeti Asya’nın batı tarafında teşkil edilip Hint-İran kökenli boylar tarafından doğuya doğru yayılmıştır. Yüeçiler, İskit-Sak medeniyetine dahil olarak görüldüğü için de onları, Hint-İran kökenli etnik gruplar şeklinde tanımlamışlardır. Ama günümüzde yapılan son araştırmalarla bu tez, arkeologlar ve tarihçiler tarafından çürütülmüştür. 

4- Prof. Dr. Saadettin Gömeç, bu etimolojide “er” ekinin eski Türkçe metinlerde kullanıldığını ama”as” ekinin “er” ekinin yerine kullanılmış olabileceğini iddia etmenin sınır dışı bir zorlama olduğunu belirtmiştir. Türk isimlerinin etimolojileri için bakınız (Gömeç, 1992:Gömeç, 1994). Kılıç Osmonov, yönlendirilen etimolojik eleştirilerin farklı bakış açılarından kaynaklanmasına rağmen Prof. Dr. Saadettin Gömeç’in tezlerini paylaştığını ifade etmektedir. 


5- Büyük İskender’in bölgeyi terk etmesinden sonra bu topraklarda kurulan Roma kökenli devlettir. 

6- Prof. Dr. Saadettin Gömeç diğer etimolojilerin anlamlandırılmasına da katılmadığı için (Türgi+s/ş şeklindedir ve “s-ş” çoğul ekidir) bu konudaki etnik isimlerin tahlilleri için tarafınca neşredilen makalelere müracaat edilmesini uygun görmektedir. (Gömeç, 1994;Gömeç, 1994). Ayrıca bu sahadaki diğer değerli uzmanların araştırmaları için bkz. (Eberhard, 1996:106, 207,209; Taşağıl, 2004:50, 119). 

7- Bu tahlilin hiçbir ilmî delile dayanmadığını ileri süren Prof. Dr. Saadettin Gömeç, etnik isimlerin etimolojileri üzerinde çalıştığı için Og (k)+z=Okuz-Oguz daki “z” burada çoğul ekidir şeklinde bir açıklama yapmaktadır. Türkiye’de hali hazırda İskitlerin tarihi üzerine çalışan iki kişiden biri (Prof. Dr. Ekrem Memiş ve Prof. Dr. İlhami Durmuş) olan İ. Durmuş bu türden kelime etimolojilerinin tahlillerini dil bilimcilere bırakmak gerektiğini belirtmektedir. 

8- Buguların tarihi ve kökenleri için bkz. (Gömeç, (t.y):42).  pdf: