gılgamış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gılgamış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2020 Cumartesi

Yakup - Bilgemiş

 

"Bir adam gün ağırıncaya kadar onunla güreşti... Adam, artık sana Yakup değil, İsrail denecek, dedi. Çünkü Tanrı'yla, insanlarla güreşip yendin... Yakup, Tanrı'yla yüzyüze görüştüm, ama canım bağışlandı... (Yaratılış 32:24,28,30)"



Yakup'un tanrıyla güreşmesi aslında Bilgemiş'in göklerin boğasıyla güreşmesinden türetilmiş bir hikayedir. Çünkü Yakub Tanrı El ile güreşir ve Tanrı El'in sembolü boğadır. Tanrı El'den onu kutsamasını ister. İsteği kabul edilir, hatta adı da değiştirilir ; "El ile güreşen" anlamına gelen İsra-El (İsrail) olur. Yakup'un soyu da İsrailoğulları olarak anılır.


Yahudi Teologlar, bir insan tanrıyla güreşemiyeceğinden dolayı Yakup'un güreştiği varlığın tanrı değil, bir melek olduğunu söyleyerek Tevrat'ı yorumlar. Aslında bunu yaparak da İsrael adının "El ile güreşen" anlamını da reddetmiş olurlar. Çünkü eğer tanrı ile değilde bir melek ile güreşiyorsa o zaman adı da "Tanrı ile güreşen" anlamında olan "İsrael" olamaz.


Bilgemiş göksel boğayı yendikten sonra Bilgemiş'in arkadaşı Enkidu boğanın sağ uyluğunu İştar'a fırlatmıştır. Buradaki hikayenin aynısı yine Yakup'ta karşımıza çıkar;


"Yakup'u yenemeyeceğini anlayınca, onun uyluk kemiğinin başına çarptı. Öyle ki, güreşirken Yakup'un uyluk kemiği çıktı. (Yaratılış 32:25)"


"Bu nedenle İsrailliler bugün bile uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler (Yaratılış 32:32)"


Bayıldım bu uyluk hikayesine....


Bu durumda Teleoglar gibi uzun uzadıya fikir yürütmeye de gerek yok. Cevap aslında çok basit; Yakup'un hikayesi düpedüz Bilgemiş'in hikayesinin kopyasıdır.


Şunları da söyleyebiliriz:

- Ata dedikleri Yakup, yani İsrael, Sumerliler ile kültürel etkileşim sonucunda doğmuştur.

- İsraillilerin kendilerine özgü bir anlatımı yoktur.

- İsraeloğulları olarak tanımlanan topluluk adını ancak, yerli Subar ve Sumerlilerin hakimiyetinde olan Mezopotamya'ya geldikten sonra alabilir. Yani Sumer öncesinde adları İsrael olamaz. Çünkü Bilgemiş Destanı, Akadlarca tercüme edilip yazıtın kopyaları yapıldıktan yüzyıllar sonra Samilere geçmiştir. Ayrıca Tevrat'ın ilk kez MÖ 6.-5yy. arasında halk arasında dolaşan efsanelere ve bazı eski yazıtlara göre yazıldığı bilinmektedir. Bunun için en güzel örnek de Hammurabi yasalarının (MÖ 18.yy) Tevrat'ta da karşımıza çıkmasıdır.

- Sumer sonrasında Mezopotamya'da hüküm sürmüş uygarlıklar Akadlar (MÖ 2300-2150), Babiller ve Asurlar'dır. Bunların hepsi Sami kökenlidir.

- Ancak, Sümerce-Türkçe dil araştırmaları ile Türkçenin Akadça üzerindeki etkisini hatırlarsak, İsraellilerin hiç de öyle "en eski topluluk" olmadığı ortaya çıktığı gibi , "vadedilen toprakları" da yoktur! Çünkü İsraellerden önce o topraklarda Subarlar ile Sumerliler oturmaktadır.

- Kaldı ki Batı Anadolu'ya MÖ 5.yy'da getirilen "Yahudiler" de Filistin Yahudileri değil, Mezopotamya'nın Yahudileri'dir.

- Boğa ile simgelenen tanrı El, Sumerlilerde tufanı da yaratan yeryüzünün baştanrısı Enlil'dir. Araplar El sözünü daha sonra Al(lah) yapmıştır.

- Oysa Sumerliler Tanrı için Dingir sözünü kullanır. Aslında en uygun kelime de direk tanrıyı ifade ettiği için Dingir'dir, Tengri'dir, Tanrı'dır. Çünkü onun için kullanılan tamga gökyüzü ile cenneti ifade eder. Sumerlilerde göklerdeki tanrı ise An'dır.


Bonus: Nuh


Bazı çevreler Nuh'u Yahudi atası olduğu için Türklerin ata seceresinde olmasını şiddetle reddeder. Ancak Nuh Yahudi değildir ki! Açık ve net bir şekilde; Tufan ve Ziusudra (Nuh) bir SUMER destanıdır. Akadlarca tıpkı Bilgemiş'in adını Gılgamış'a çevirdikleri gibi Ziusudra adı da Utnapiştim'e çevrilerek destan kopyalanmıştır. Sumerlilerin de kesinlikle Sami olmadığını herkes bilir. Türkmenistan Anau'dan geldikleri bugün için kabul edilir. Tufan da Buzul Çağı'nın bitmesiyle taşan nehirleri anlatır. Nuh denilen kişi de (varsa eğer) bir Sumerlidir!


Yani, Nuh kesinlikle Yahudilerin atası değildir. Sami olan Yahudiler (ve Araplar) atalarını Akad, Babil ve Asur içinde aramalıdır. Bir yere ya da ataya sahip olma arzusu o kadar çok kuvvetlidir ki kendilerini Nuh'a bağlayarak onu ata ilan etmişler. Yani başkalarının atasına kendilerini yamamışlar. Oysa her iki (Sumer-Akad) topluluğun 180 derecelik bir dil, kültür ve geleneği vardı.


Araştırılsa daha kimbilir neler çıkacak...da... 😉

Zafer Bayramımız kutlu olsun.

SB



7 Ağustos 2018 Salı

İlyada, Odysseus ve Bilgamış





Halikarnas Balıkçısı - Altıncı Kıta Akdeniz

"Sümerli kahraman Gılgameş'in (Bilgemiş (*) anası, ölümsüz güzel Ninsun, mükemmel aynasının önünde özenle tuvaletini yapar, sonra adım adım zigguratın tepesine çıkar. En görkemli tanrıya, güneşe (Şamaş) gider. O ve tanrı, zigguratın doruğunda yalnızdır. Homeros'un İlyada'sının kahramanlarından Akhilleus'un anası, ölümsüz tanrıça Thetis, şafak vakti denizin dalgaları arasından fırlar, çıkar, gökyüzünün enginliğine tırmanır, Olympos'a doğru çıkar; Zeus'a, en büyük tanrıya başvurur. O ve tanrı, yalçın Olympos'un doruğunda yapayalnızdırlar. iki tanrıçanın oğulları için tanrılara yalvarmaları aynıdır. Bu, iki başyapıt arasındaki benzerliği kanıtlamaya yeter. Homeros'unki sanat yapıtı olarak olağanüstü üstünlüktedir. Ancak, Bilgemiş destanının İlyada'dan iki bin yıl önce yazıldığını hesaba katmak gerekir.


İlyada, Gılgameş'le (Bilgemiş) bunun gibi daha nice benzerlikler gösterir. Bunların rastlantı sonucu olduğunu kabul etmek zordur. Bir an için raslantı olduğunu kabul edelim. Odysseia'da Kirke episodu ve Odysseus'un (ölüler ülkesi) Hades'te uzun gezileri ile ilgili olaylar dizisi, teorik bir benzetme olamaz. Bu verilere göre, Homeros'un Gılgameş (Bilgemiş) epik destanını bildiği tartışma götürmez. Odysseia'da Odysseus'un arkadaşları, Kirke'nin büyü ve kandırmalarıyla hayvan şekline girmişlerdi. Gılgameş (Bilgemiş) destanında Kirke yerini tutan tanrıça İshtar (iştar) olup, insanları hayvana çevirir. Gılgameş (Bilgemiş), Odysseus'un Kirke'yi aşağıladığı gibi Ishtar'ı aşağılamaktadır. Bu noktada Ishtar, Kirke gibi, güneşin kızı olan tanrıça Siduri ile yer değiştirmiştir. Siduri Gılgameş'e (Bilgemiş), geçmişle ilgili bilgiyi simgeleyen Noe'ye ulaşmak için okyanus ya da ölüm sularına doğru izlemesi gereken yol hakkında bilgi verir. Aynı şekilde Kirke de Odysseus'a okyanusu nasıl geçip, geçmişle ilgili bilgi olan Tyresias'ı bulmak üzere Hades'e ulaşabileceğini göstermektedir. Siduri Gılgameş'e (Bilgemiş), Kirke'nin Odysseus'a öğrettiği yaşam felsefesinin aynısını öğretir: "Yiyiniz, içiniz, neşeli olunuz! Çünkü, bu insanların yazgısıdır."


Olayların akışıyla bu iki kahramanın yolculuklarında yadsınmaz benzerlikler vardır.


İonia'nın güzel ortamında yalnız başına, dimdik duran Homeros, birçok farklı kültürleri içeren eski, mitolojik ve şiirsel bir dünyaya aitti. En doğuda önce Sümer, sonra Babil, Asur, Hitit, Suriye, Mısır ve batıya doğru Minoen Girit, bu farklı kültürleri oluşturuyordu. İonialıların bu ülkelerin hepsiyle sıkı ilişkileri vardı. Miletos İonialıları Akdeniz'de ve özellikle Karadeniz'de 80'den fazla koloni kurmuşlardı (**). Sonuç olarak, Asurbanipal'ın İonialı ozanları işitmiş; Homeros'un Odysseia'sı ile Hesiodos'un Theogonia'sını (Hesiodos'un babası Küçük Asya'dan, Kyme'den göç etmiştir) okumuş ya da hiç olmazsa duymuş olması güçlü olasılıktır. Öte yandan, İonialı denizcilerin, Doğu Akdeniz kıyılarında Gılgameş (Bilgemiş) destanını dinlemiş olmaları da çok olasıdır.


Sümerlerin hayatı tufan, kuraklık ve kavgacı komşularının tehditleriyle geçiyordu. Bu da onları bedbin kılıyor, ayrılık ve ölüm yasalarına karşı isyana itiyordu. Tanrılar ölümsüzdü, bunun aksine, trajik olamıyorlardı. Gılgameş (Bilgemiş) ölümsüz değildi. O halde, hakkında bazı şeyler bilinen ilk trajik kahramandı o. Hayatı, hoşgörü ve anlayışı arayan bir kimsenin tipik ve sempatik karakterini vurguluyordu Gılgameş (Bilgemiş). Bu anlamda sergüzeşti, trajik bir sonuca ulaşıyordu. İsa'dan Önce üç bin yılında yazılmış bir efsanenin İsa'dan Sonra XX. yüzyıl insanının dikkatini çekebilmesi şaşırtıcıdır."



Halikarnas Balıkçısı - Altıncı Kıta Akdeniz


*

Halikarnas Balıkçısı - Hey Koca Yurd
BİLGEMİŞ DESTANI İLE HOMEROS'UN ANLATTIKLARI

Şimdi, Bilgemiş Destanı ile Homeros'un anlattıkları arasında göze batan birkaç benzerliği belirtelim:

1. Kahraman Bilgemiş’in anası Tanrıça Ninsun’un tanrı Şamaş’a yalvarışı, Bilgemiş Destanı'nın başındadır. Kahraman  Akhilleus’un anası Thetis’in tanrı Zeus'a yalvarışı İlyada destanının başındadır. Yani burada, orkestra şefi çubuğunu havaya kaldırıp müziğin ana notasını öttürsünler diye, orkestraya kesin işareti vermiştir; "Daaaan! Daaaa... Daaaaa!" diye. İkisinde de bir uvertürdür, bir perde açılışıdır. Bundan sonra, destanın boylu boyunca neler olup bitecek, neler denecekse, bu başlangıçtan başlar, her şey bu başlangıca bağlanır.

2. Kahraman Bilgemiş'in anası Ninsun tanrıçadır; babası tanrı değil, ölümlü insan Lugulbanda’dır! Kahraman Akhilleus'un anası tanrıça Thetis’tir; babası tanrı değil, ölümlüe insan Peleus'tur.

3. Tanrıça Ninsun, Tanrı Şamaş’a yalvarmak için Egelmah sarayının tepesine çıkar. Egelmah sarayı bir Sümer zigguratı, yani insan yapısı bir Olympos dağıdır. Tanrıça Thetis, Tanrı Zeus'a yalvarmak için Olympos dağının tepesine çıkar. Zeus'un önünde, Ninsun gibi bir saygı durumundadır. Zeus’un önünde diz çöker; bir1 koluyla Zeus'un bacaklarını, öteki eliyle de sakalını sıvazlar, okşar... Zeus onun ricasına, “Evet" makamında başını sallar, Tanrı’nın "Olsun!" demesiyle Olympos dağı, temeline dek zangır zangır titrer. Yalnız, batılılarca Zeus'un saçı sakalı, kuzeyliler gibi sarı olmalıydı...


Şimdi de Bilgemiş efsanesi ile Homeros'un Odisseia'sı arasındaki benzerliklere geçelim:

Bilgemiş'in yolculuğunda, Enkidu'nun ölümünün acısı, Bilgemiş’in yüreğini burkar. Bilgemiş, sonsuz hayatı ölümsüz yaşantıyı bulmak için yola çıkmıştır. Bunun için Utnapiştim'e (***) varmalıdır. Utnapiştim, Babil dilinden bir sözdür; Sümercesi “Ziyusudra"dır. Ölümlüler arasında yalnız ona Tanrılar ölümsüzlük vermişlerdir. Bilgemiş, nasıl ölümsüz olabileceğini öğrenmek için ona doğru yolculuğuna çıkmıştır. Güneş Tanrısı Şamaş, Bilgemiş’e, "Aradığın sonsuz hayatı hiçbir zaman bulamayacaksın" der. Bilgemiş "Bu uzun yolculukta, buraya dek ulaştıktan sonra şimdi uzanıp, uyanmamak üzere toprağın beni örtmesini mi bekleyeyim? Gözlerim güneşi görsün kamaşıncaya dek. Ölülerden farksız isem de güneşin ışığını göreyim” diye yalvarır. 

Bilgemiş’in üstü başı paramparçadır. Yüzü yorgun, bakışları umutsuzdur. Tanrıça Siduri, onu bir serseri sanarak korkar; kapıyı sürgülemeye uğraşır ama, beceremez. Bilgemiş ona şöyle der: "Kapını sürgüleme, ben göklerin boğasını öldüren, ulu katran ağaçları ormanında Humbaba’yı alteden Bilgemiş'im..."

Bilgemiş ile Siduri arasında kısa bir konuşma geçer... Bilgemiş Enkidu'yu, can arkadaşını kaybettiğini ve Utnapiştim’e gitmekte olduğunu anlatır. Siduri, “Özlediğin hayatı hiç bulamayacaksın. Tanrılar insanı yaratırken onun kaderine ölüm yazdılar. Ölümsüz yaşamı kendilerine ayırdılar. Onun için Bilgemiş, mideni gece gündüz güzel gıdalarla doldur; dans et; esen ve güleç ol; giysilerin hem temiz, hem serin olsun; sularda yıkan; elini tutan küçük çocuğu sev. Koynuna aldığın karını da mutlu kıl. Çünkü hep bunlar insanın kaderidir" der. 

Bilgemiş, genç ve güzel Siduri’ye der ki: “Sevdiğim Enkidu toz toprak olunca nasıl rahat edebilirim? Ben de toz toprak olacağım. Genç kadın, Utnapiştim'e giden yol nerededir? Okyanusu aşarım mümkünse; değilse çölü aşarım.” 

Bira ve öteki içkilerin tanrıçası ve yapıcısı olan Siduri der ki: "Okyanus aşılmaz. Taa eskiden beri Okyanus’u geçen olmadı. Onu yalnız, sabahtan okşama Şamaş (Güneş) aşar. Unutma, ölümün suları derindir! Ölümün sularına varınca ne yapacaksın? Ama, orman kıyısında Utnapiştim'in kayıkçısı vardır; o sal yapar..."

BİLGEMİŞ’LE İŞTAR

Tanrıça Siduri, Batı Anadolu’da, Homeros'un Odisseia’sında Tanrıça (Kirke) olur. Kirke olunca, Siduri tatlı, güzel, canayakın bir genç kadınken hain, kavgacı, uğursuz büyücü oluyor. Çünkü Homeros, kavgacı, hain İştar'ı Siduri’ye yapıştırarak Kirke’yi yaratmıştır. Bilgemiş epiğinde, Bilgemiş’in İştar’la karşılaşması şöyle anlatılır;

Bilgemiş ulu katran ağaçları ormanında Humbaba'yı altetmiş, kahraman olmuştur. İştar onu görür, kendine, "Gel, gel de erkekliğinin tadına varayım. Sen kocam ol, ben de senin gelinin olayım" der, ona neler armağan edeceğini sayıp döker. Bilgemiş’in cevabı şudur:

"Ey şanlı İştar. Sevdiklerin, senin yaman bir ateş olduğunu anlamışlardır. Sen, içindeki kışlanın üzerine yıkılıp onu ezen bir kulesin! Sen saçaktan düşen taşsın. Hangi sevgilidir ki ihanetine uğramamıştır? Elvan elvan mavi kuzgun kuşunu sevdin sonra onun kanadını, kolunu kırdın. Şen küheylanı sevdin ama ona kamçı ile mahmuzu lâyık gördün. Çobanı sevdin büyüleyip kurda dönüştürdün, onu kendi köpekleri parçaladı! Babanın bahçıvanı Işşillanu’yu sevdin, sonra da ona bir vurdun, köstebeğe çevirdin!" 

Bilgemiş, yukarıda kısaltılarak verilen bu cevaplarla, İştar’ın önerisini reddeder.

ODYSSEUS İLE KİRKE

Şimdi Homeros'un Odisseia'sının 10. Kitabında —Odysseus da Bilgemiş gibi bir kahramandır— Odisseus ile Kirke'nin karşılaşmasına geçelim. Önce, Kirke’nin de Siduri gibi, güneş tanrısının kızı olduğunu söyleyelim. Odysseus’un arkadaşları Kirke tarafından bir şölene buyur edilir, ama yiyip içtikten sonra, kimi domuza, kimi de kurda kuşa çevirilirler. Tıpkı İştar’ın kimi sevgililerini hayvanlara çevirdiği gibi...

Odysseus, deniz kıyısında uzanmış dururken, tayfasının hayvanlara çevrildiğini, Kirke’nin yanında neler olup bittiğini gözlemesi için yolladığı bir tayfasından öğrenir. Bu kez Kirke'ye kendi gitmeye karar verir. Tanrıların habercisi Hermes, Odysseus’a, Kirke’nin büyüsünü bozacak bir ot verir. Odysseus gider ama, Hermes'in verdiği ot, Kirke’nin sunduğu içkinin büyüsünü bozar. Kirke de tıpkı İştar’ın Bilgemiş’e yaptığı gibi, içki içmeyi, soyunup yatmalarını önerir: "Sevgide ve uykuda karşılaşır kaynaşırsak, birbirimize içten güvenle kaynaşır, rahat ederiz" der. Odysseus, arkadaşlarını hayvanlara çeviren büyünün bozulması, çözülmesi için, tanrılar adına ricada bulunur. Kirke bu dileği kabul edeceğini söyler ve gerçekten, hayvan olmuş tayfalar yeniden insan olurlar. Kirke bile, onların sevincinden duygulanır. 

İşte burada Kirke’nin İştar’lığı biter, Siduri’liği başlar. Odysseus ve arkadaşları, bir yıl süreyle Kirke tarafından konuk edilir, yedirilip içirilirler. Bu noktada Kirke, aynı Siduri gibi bir hayat felsefesi açıklar; yani; "Mideni güzel gıdalarla doldur, ye iç!” der. Odysseus artık Kirke'den ayrılacaktır. 

Bilgemiş’in, Siduri'den ayrılacağı zaman, Utnapiştim’e varmak için ölüm denizini aşmak amacıyla Siduri'den yardım istediği gibi; Odysseus da İthake'ye varabilmek için, Okyanus'u aşmak ve Hades'te bilici Tiresiyas’ı görmek konusunda Kirke’nin yardımını diler. Kirke, Hades'e hangi yollardan gidileceğini anlatır: "Stiks ırmağı ile Kositos ırmağı arasında bir kaya vardır; orada toprağa bir çukur kaz. Deliğe önce bira dök; sonra şarap, sonra su dök; onun üzerine de un serp. Bu şeyler ölülere adaktır" diye salık verir.


Halikarnas Balıkçısı - Hey Koca Yurd






* Gılgameş değil Bilgamış/Bilgemiş'tir, bu sebeple Bilgemiş kelimesini ekledim ya da Gılgamış ile değiştirdim. Odysseus'un Bilgemiş ile benzerliği varsa Dede Korkut ile de benzerliği vardır. Bilgemiş, Bilge Kağan, Oğuz Destanı, Köroğlu, Dede Korkut ve Odysseus, hatta belki Odin... Ortak noktaları Mezopotamya'dır. Türklerin dört bir yana dağıldı bölgedir....

** İonlar "Grek" değildir, Pelasg kökenlidir. Pelasglar'da "Grek" değildir, hatta Saka Türkleriyle bağlantılıdır. Miletoslular'ın Karadeniz'de koloni kurması MÖ 9.yy'dır. Homeros (gerçek bir kişilikse) MÖ 8.yy'da yaşamıştır. Kırım merkezli Bosporus Kimmerleri'nin ilk kralı Gomer'dir, sonra Truva'dan sağ kurtulan Truva Prensi Helenus ile onun oğlu Genger gelir. Bu durumda destanı Miletos kolonicileri İonya'ya taşımış olabilir (ya da bizzat Kimmerler getirmiştir). Çünkü koloniciler ile Homer arasında 100 yıl varken, Kırım kralı Gomer ile Homer arasında da 1200 yıl, Helenus/Kenger ile 400 yıl bulunmaktadır. Destan Gomer'in ülkesinden yayıldığı için, belki de Homer diye birinin yazdığını düşünmüşlerdir.... Kenger (Genger) ise Peçenekler'in bir diğer adıdır, Sumerliler'de kendilerine Kenger/Kiengi demiyor muydu?

*** "Utnapiştim (Utnapishtim)" ya da "Ziyusudra (Ziusudra)" Nuh'tur. Odysseus/Ulysses ise Etrüskler'de adı "Uthuze - Oduze"dir. Bu kelimenin/adın da Romalılara, yani Latinceye "Ulysses" olarak geçtiği düşünülür. 


SB






21 Ağustos 2016 Pazar

KAYI DAMGASI NASIL OLUŞMUŞ OLABİLİR?








Elam dönemine ait Çift Başlı Kartal (Grifon?!) kanatlarını ve kollarını açmış iki ceylan tutuyor. Duruş şekli IYI şeklini oluşturuyor. Aynı betimlemeleri, Çatalhöyük, Girit ve Mezopotamya anatanrıçalarında da görüyoruz. Truva'da da IVI tamgasına benzer mühürler Schliemann'ın kitabında mevcuttur. IYI veya IVI tamgaların KAYI boyuna ait olduğunu da biliyoruz.


Türkçe konuşan Kassitiler'in Etrüsklerle fiziki benzerliği yanısıra Etrüskler'de de IYI tamgası vardır. Firudin Ağasıoğlu ve Çingiz Garaşarlı "Jül Sezar Kayı boyundan" açıklamasını yapar. Hatta Mısır'da bulunan ve MÖ.3.yy-Etrüsklere ait olan "Zagreb Mumyası"nın üzerindeki yazıtta bile IYI tamgası rahatlıkla görülür.


Elamlar ile Hunların ilişkisi ...Türk liderlerinin adları her ikisinde görülüyor; Te'umman/Tu'umman - Tuman/Teoman gibi. Hun boylarından Ağaçeriler aynı zamanda İskit boyu olarak ta Heredot'un kitabında geçer. İskitler Makedonya'ya kadar inmişti ve belki de bu yüzden Makedon parasında IYI tamgası bulunuyor, ya da parası basılan kişi Kayı boyundan geliyor!


Bazı anatanrıçaların ellerinde yılan tuttuğunu görürüz. İskit boylarından olan Gelon Türkçe'de İlan boyudur. Antik dönemde İskitlere Ashuguzai denilir, bunu As ve Oğuz olarak ta ayrıştırabiliriz. Anadolu'nun batısında yaşamış ve de Asya'ya adını vermiş As Türkleri ile Oğuzların en büyük boylarından biri olan Kayı'nın milattan önceki dönemlerde iz bırakmamış olması mümkün değildir.


“Kıpçaklar” kitabında Sercan M.Ahincanov Kay/Qay- Kayı ve Yılan ilişkisini aşağıdaki gibi açıklar:

“Eski Rus vakayinamelerinde 'Kayepiçi' adında bir kabileden söz edilmektedir. Kelimenin yapısı son derece açık. K.G.Menges şöyle diyor:"bu kelime -'iç' yalın halinin çoğul şeklidir ve iki sözcükten oluşmaktadır. Sözcüğün ikinci kısmı opa/apo 'baba'dır. Birinci kısmı kabile adı Kay (Kaşgarlı'da) veya Marquart'ın okuyuşuna göre Qayı'dır… Don Kıpçaklarını hanlarının "Ejderha" - Kimak (Uran-Kay) halkından inme olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz."


Cengiz Alyılmaz’ın en son kitabında da tarihi MÖ.10binlere giden Gobustan’ın Kıpçak Türkleri ile bağlantısı varsa (basın), Firudin Ağasıoğlu’na göre Hakkari stelleri Kuman Türk beyliğine aitse ve birçok akademisyenimizin açıklamalarına göre de Anadolu’nun güneyi Mezopotamya’nın kuzeyi Subar Türklerinin yurduysa; ve Subar Türkleri de Kimmer, Bulgar* ve Hunların atasıysa; ve Kimmer-İskit- Hun boyları da Trakya ve Balkanlarda da bulunduysa; KAYI tamgalarını Balkanlarda, Trakya’da, Anadolu’da, Orta Doğu’da ve de Orta Asya’da görmemiz bizi şaşırtmamalıdır. 

Bu arada Bilgamış'ı da unutmayalım. İskitlerin atası olarak geçen Herkül ile benzer görevleri olan Bilgamış (Gılgamış değil!)'ta IYI gibi betimlenmiştir.







*Bulgar Türklerinden olan Kubrat Han'ın tamgası da IYI, ama Dulo boyunun tamgası farklıdır. Bugünkü Bulgarlar onu Tanrıça tamgası olarak adlandırmış, yanlıştır, gerçi Almanca bir kaynakta onun (IYI) Tengri olarak adlandırıldığı okumuştum. Her ne kadar Türk kültüründe Tengri tamgası farklı olsa da.

Araştırılması gereken bir konudur, çünkü antik dönem Resimleri (Somut) sonradan Tamgalara (Soyut) dönüşmüştür. Bu konuda da herkes hem fikirdir.


SB.



NOT: 
Bugünkü İran'ın Gilan (yani Yılan-Gelenos'taki gibi) eyaletindeki Marlik'te bulunan ve Elam dönemine ait olan Çift Başlı Kartal'ın ayakları sarmalanmış 2 yılana ya da DNA sarmalına benzer ki aynı betimleme Sincan'da bulunan Nüva ile Fuxi (Dişil ve Eril) betimlemesini hatırlatır. Çin kültürünün sembollerindendir. Tıpkı Prometheus gibi insanı yaratmış ve düşünme yetisini vermiş, yazıyı da öğretmiştir. (Resimleri Gelenos Türkleri linkinde)





Resim Schliemann'ın Truva kitabından



Bilgamış betimli yüzük - MÖ.1600 

(Yılan) Anatanrıça - Miken Dönemi/Girit


Ahameniş Dönemi- MÖ.400

Saka-Türk Tomris Hatun tarafından başı kesilerek öldürülen 
Büyük Kiros (Cyrus II) silindir mühür - MÖ.539




Azerbaycan 18.yy Halı detay



ilgili




IYI
OĞUZLARIN KAYI BOYU



4 Ekim 2014 Cumartesi

BÜYÜK İSKENDER VE KÖRDÜĞÜM






"...ve kılıcını kaldırarak, tüm gücüyle düğümün üzerine indirdi. 
Artık Philip'in oğlunun Anadolu'ya sahip olması için 
hiçbir engel kalmamıştı" . 


Kahinlerin "Tapınakta bulunan kral Gordios'a ait arabayı sütunlara bağlayan halatın kördüğümünü çözebilen kişi, Asya'ya hakim olur" (başka yerlerde Dünya geçer) kehaneti gerçeğe dönüşmüştü. İskender'in tek düşüncesi dünya hükümdarı olmaktı ve o yıllarda Anadolu'ya Asya'ya hakim olmanın, dünyaya hakim olmak anlamına geldiğini de biliyordu.

Lakin Anadolu'yu yenilmez Pers İmparatorluğu yönetiyordu. Ve onun başında da III.Darius vardı. İssos Kenti önünde MÖ.333 de Darius'u yenerek tüm Anadolu'ya sahip olan İskender, artık "Philip'in oğlu İskender" değil "Büyük İskender"di. 

Fethettiği yerlerin, Anadolu'nun doğusundan batısına, İskit/Saka Türkleri ile sınırdaş olması da ayrı bir konu....



Gordios / Gordium / Kördüğüm

"Bir zamanlar tarlasını süren Gordios isimli fakir bir Frig köylüsü vardır. Bir kartal gelerek sabanının boyunduruğuna konar ve tüm gün orada kalır. Gordios bundan endişelenerek ne anlama geldiğini Telmessos’lu kahinlere sorar. Telmessos’lu bir kadın, Gordios’un karşısına çıkar ve Zeus’a adak adamasını buyurur. Gordios bunu yapar ve ayrıca kadınla evlenir. Bu evlilikten Midas isimli bir oğlu olur. Midas büyüdüğünde, bir gün babasının arabası ile Gordion’a gelir, şehir sivil bir savaşın içindedir. Bir kahin tarafından, Gordion’a gelecek arabanın savaşı sona erdireceği ve krallarını getireceği söylenen halk Midas’ı kral ilan eder. Midas tacı kabul eder ve arabayı tanrıya bir teşekkür olarak Zeus Tapınağı’na adar. "

Bazı kaynaklarda Zeus yerine tanrı Sabazios Frig Tanrısı diye geçer ve annesi de Kybele'dir. Sabazios sürekli at sırtında yaşayan göçebe atlı, gökyüzünde gezen gökbaba, Arpa ve Bira tanrısıdır, sonradan Dionysos'a dönüşür. Dionysos Bakkhoi diye de anılır ve bazı yerlerde Bakkhoi Saboi olarak ta çağrılır. Kuzey Balkanlar ve Anadolu'da tapkı görmüştür. 

Dionysos Anadolu'ludur, Doğuludur kendisi, Yunan tanrı panteonuna sonradan girmiştir, bu yüzden Zeus'tan ikinci kez doğurulmuştur, kabullenilsin diye. Anatanrıça Kybele'nin himayesi altındadır. Üzümden şarap yapmasını öğrenir ve öğretir, “ilk öküzü Sabana koşan” tanrı olarak da anılır.

Peki buralarda kimler gezmiştir...Kimmerler ve İskitler. 

İleriki zamanlarda Zeus Sabazios.....Saba - Zios - Zeus - Deus - Dios .... Artık nereden bakarsanız....Zeus mu Sabaziostan doğma yoksa Sabazios mu Zeustan...cevap tarih kronolojisinde yatar. Yunan miti MÖ.8.yy dan sonra ve zamanla oluşmuştur. Anadolu miti ise ona göre biraz büyükbüyükanne durumundadır. "Saban" benzerliğini de hatırlayalım....Saban  bir İskit Türk boyudur, Savar, Suvar, Sibir diğer adlarıdır. Sabantui Bayramı hasat bayramıdır. (link)


"Bazılarında Midas kral ilan edilir, bazılarında babası Gordios kraldır ve Midas onun krallığını devam ettirir. Bununla birlikte tüm hikayeler Gordion’da krallığın kuruluşu ile ilişkilidir. Hikayenin özü, yerel bir Frig geleneği ile Midas’ın ve belki daha öncesinde babası Gordios’un tanrısal bir yardım ile krallığı nasıl aldıklarını anlatmaktadır. Gordios gölge bir figürdür, bu hikaye dışında çok az bilinmektedir. Oysa Midas MÖ 738-696 yılları arasında hüküm sürmüş ünlü bir kraldır. Tarihçi Eusebios’un kayıtları ve Asur kralı II. Sargon’un yıllıklarında geçen isyancı Muşki kralı Mita da tarihleri doğrulamaktadır. "

"Zeus ve kartalının varlığı Midas’ın krallığının tanrısal kabulünü simgelerken, kapıda bekleyen Telmessos’lu kahin kadın Frig Ana Tanrıçası’nı ve Gordios/Midas’ın krallığındaki rolününü simgeliyor olabilir. Efsanenin bazı unsurları, etnik Yakın Doğu krallık hikayeleri ile uyuşmaktadır: tanrılardan gelen kutsal bir haberci (kartal), arabanın krallık sembolü olarak kullanılışı, yeni kral ve bilinen dişi bir tanrısal varlık ile ilişkisi."


Mezopotamya'da her kral tanrıça ile birleşmeliydi. Bilgimış'ın annesi tanrıçaydı, babası ise ölümlüydü. Halkına yeri geldi mi zalimlik yapan bir kral, halkın yakarmalarıyla ona bahşedilen Enkidu. Enkidu'nun vahşiliğini dizginlesin diye Bilgimış'ın gönderdiği rahibenin peşinden tapınağa gelmesi ve yıllık hasat bayramına katılması...Tapınak rahibesiyle birleşme ve kurban edilme sırasının bir kral olarak Bilgimış 'da olması... Ama isyan ederek, başkaldırarak yapmaması ve Herkül'e mal edilen görevleri yerine getirmesi..... 


Gordios'un tanrıçadan olma oğlu Midas...Muşkili Mita'nın (Kaşkalar) Hititlere isyan eden başkaldıran kişi olması gibi, Midas'ın içsavaşı durdurması mı başlatması mı?....

Arabanın boyunduruğundaki kayışlar kördüğüm ile bağlanmış olması....
Boyunduruk ve altın kara sabanın İskitlere ait olması.... 
Saban'ın bir İskit Türk boyu olması
Kara Saban ve Tanrı Sabazios/Dionysos Anadolu'dan/ Doğu mitinden Batı mitine geçmesi....
Kördüğümün Türk halılarındaki çifte düğüm olması... 
Pazırık Halısı MÖ.5.yy - 4.yy'a ait ise....
MÖ.4.yy da Büyük İskender'in KILIÇLA kestiği DÜĞÜMDE anlaşılır.


Friglerin İskitlerin bir kolu, Hitit yazıtlarındaki Kaşkalar olması, Kimmerlerin ve İskitlerin de Anadolu'yu yurt tutması ve Anadolu'nun da Assuwa'dan gelme Asya, anlamının da "As insanlarının yaşadığı yer" olduğu bilinmesi. 


As'lar Türk boyudur. Odin ve halkı da As boyundandır. Truvanın düşmesiyle dağılan boylardan biridir. Diğeri Rasena'lardır , yani Etrüsklerdir. Etrüsklerin yazıtlarında ve kül kaplarında, Makedon paralarının üzerinde, Truva da ve Bulgarlarda KAY/KAYI boyu tamgasının kullanılması...Jül Sezar'ın bile ben GAY/KAY JÜL SEZAR demesi....


“Herodot’a göre bizzat İskitler’de anlatılan bir efsanede, İskitlerin diğer tüm halklardan daha genç oldukları, vaktiyle hiç kimsenin yaşamadığı ülkelerinde ilk olarak Zeus’un oğlu Targitaos (Herkül) ve kızı Boristhenes’in dünyaya geldiği hikâye edilmektedir. Herodot’da İskitler’in kökeniyle ilgili rivayetlerden ilki budur. Targitaos’un Lipoksais, Arpoksais ve Koloksais adında üç oğlu vardı. Onların önüne gökten altın eşyalar düştü: Saban (pulluk), boyunduruk, teber (kılıç) ve kâse. Büyük ve ortanca kardeş bu eşyaları tutamayınca hepsi de ansızın alev aldı. Üçüncü kardeş hiç korkmadan gökten indirilen mucizevî eşyayı tutabildi. Böylece krallık ona verildi”. (Prof. Dr. Ali Osman Özcan)


da anlatılan KILIÇ, İskit boyu Xalub (Hitit metinlerinde Kaşka) olan Excalibur Arthur'a yamanmış, Taşbabalarda bile gördüğümüz "Ant Kadehi" / KASE'de Hz.İsa'nın Kutsal Kâse'si "Holy Grail" olmuştur.
Targitaos-Herkül-Bilgimış ve tabii ki Tar kök kelime ile Türk....


Kördüğümden nerelere geldik...
Dünya Türk Kültürü üzerinde dönüyor, dönüyor da, kimsenin haberi yok!
Anlatalım o zaman, biraz kafa karıştırıcı, ama kim karışmamış ki zaten.

Sevgiler, Saygılar
SB.



Zeus Sabazios Heykeli:



EK:
Altın karasaban ve boyunduruk nerede? 
Zeus Sabazios/Sabazius: link  /  link
Büyük İskender fotosu:
Pazırık halısı Hermitage Müzesi:



Gordion’da “Yeni Kronoloji”


Orta Anadolu Demir Çağı kronolojisi için merkez noktası uzun bir süre Gordion’da Erken Frig Tahrip tabakası olmuştur. Bu tabaka yanmış anıtsal binalar içinde zengin seramik ve diğer objeleri barındırmaktadır. 1950’lerde Tahrip Tabakasının ilk bulunuşu sırasında, Rodney S. Young başkanlığındaki kazıcılar bu tabakayı MÖ 700 civarına tarihlemiş ve Strabon’un bahsettiği Kimmerlerin Midas’ın yönetiminin sonlarında Frigya’yı istilası ile ilişkilendirmişlerdir. Asur kayıtları Midas’ı MÖ 717-709 tarihleri arasında yönetimde göstermektedir. Bu tarih geniş bir kabul görmüş ve Orta Anadolu’daki diğer yerleşmeler için de kronolojik çıkış noktası olmuştur.

1961 yılında yayınlanan erken radyo karbon sonuçları, MÖ 700'den daha erken bir tarihin izlerini hissettirmiş, ancak bu tarihler uzun süre kullanılan malzemeden gelmiş ve geniş bir zaman aralığına işaret etmiştir. Daha zorlayıcı bir meydan okuma Peter Kuniholm’un dendrakronoloji sonuçlarından gelmiş ve Tahrip Tabakası içinden gelen iki binaya ait kerestelerin son korunmuş halkalarının MÖ 9. yüzyıla kadar geriye gittiğini göstermiştir. Bununla birlikte, beklenmeyen bu tarih tekrar kullanımla açıklanabilir görülmüştür.

Kabul edilmiş olan kronoloji ile direk olarak çelişen bilimsel bilgi Ocak 2001’de Heidelberg Akademie der Wissenschaften’den Bernd Kromer Tahribat Tabakasından radyo karbon sonuçlarını açıkladığında gelmiştir. Mary Voigt tarafından 1988-89 kazıları sırasında, 2A Teras Binası’ndan bulunan beş tohum örneği (arpa, mercimek, keten), Kuniholm tarafından sunulmuş; her bir örnek tabanda in-situ olarak bulunan farklı kaplar içinden alınmıştır. Örnekler MÖ 821-807 aralığına 1 sigma ya da %68.2 güvenlik derecesinde, MÖ 827-803 aralığına ise 2 sigma ya da % 95.4 güvenlik derecesinde uymuşlardır. Çatıdan sazlar, muhtemelen tohumlardan eskidirler, daha geniş ancak tohumlarla çakışan bir zaman aralığı verirler. Devam etmekte olan çalışmalar, yukarıda bahsedilmiş olan aralığın alttaki kımına denk gelmektedir.

Gordion’da 2001 yaz sezonunda, Voigt, Sams ve DeVries Tahribat Tabakasından gelen objeleri, Gordion bölgesinde kazılan Tümülüslerden elde edilen tipolojik diziye göre tekrar kontrol etmişlerdir. Bu çalışma, Tahribat Tabakasından gelen seramik ve bronz objelerin en yakın benzerlerinin, kazılmış en erken Tümülüsleri (Tümülüs W) takip ederek, mezar sıralamasından geldiğini göstermiştir. Tahribat Tabakasından gelen bazı objeler geç 9. yüzyılı desteklemektedir. Kuzey Suriye’den fildişi koşum takımı MÖ 842 ile 805 arasında hüküm sürmüş olan Damascuslu Hazael’in yazıtlarındaki koşum takımlarını andırmaktadır. Bronze bir grifon protomu kısa süreli radyo karbon örneklerine dayanılarak MÖ 800’e tarihlenen Hasanlu yangın tabakasından, IVB dönemi, gelen bir kuş protomu ile yakınlık göstermektedir.

2001-2002 yıllarında Tahrip Tabakası sonrası depozitlerinden gelen malzemenin incelemesi, çok daha üst seviyede ve anıtsal yapılarla karakterize olan, yerleşmenin yeniden inşasının Orta Frig döneminin erken dönemlerinde başladığını göstermiştir. Bu tarih, Sams tarafından tahribattan bir jenerasyondan daha sonrasına tarihlenen Tümülüslerin (Tümülüs K-III ve Tümülüs P) dönemine yakındır.

İkinci bir kronoloji değişikliği, Midas Tümülüsü olarak da bilinen Büyük Tümülüs’ü (Tümülüs MM) etkiler. Aralık 2001’de, Sturt Manning, Bernd Kromer, Peter Kuniholm ve Maryanne Newton tümülüsün kütükleri için yeni bir tarih yayınlamışlardır. Daha önceki 718 +/- 1’den 740 +4/-7’ye olan değerlendirmelerini, tüm Anadolu Bronz ve Demir Çağı dendrakronolojisinin bir parçası olarak, 22+4/-7 şeklinde arttırmışlardır. Bu yeni kronolojik sistemin bugünden Demir Çağına ful ağaç-halkası sıralamasına kadar en iyi “yakın-kesin zaman aralığı”nı verdiğini söylemişlerdir. Mart 2003’de çok küçük bir modifikasyonla yenilenmiş sistemi duyurmuşlardır. Buna göre, kütüklerin kesilme tarihi 740 +7/-3 olarak güçlü bir olasılıkla 743-741 aralığına tarihlenmiştir. Tümülüs MM için yenilenmiş tarih Midas’ın olma ihtimalini elemiştir. Asur kayıtlarına göre Midas MÖ 709’da hala hüküm sürmekteydi.

Eski tarihin yükseltilmesi yeniden inşa edilmiş olan kaleden gelen bronz obje ve seramiklerle de desteklenmektedir. Bronz objeler, kesinlikle Tümülüs MM’ dekilerden daha geç, Korinth Geç Geometrik (MÖ 730-720) ve Erken Protokorinth (MÖ 720-690) seramikleri ile birlikte bulunmuşlardır. Bu, tarihteki değişiklik ile uyum sağlamaktadır. “Yeni Kronoloji”, Erken Frig Gordion’u ile daha alçakgönüllü Geometrik Yunanistan yerleşmeleri arasındaki farkın altını çizer. Frigya, güneydoğuda yer alan Suriye-Hitit bölgesi ile ortak özellikler göstermektedir.


YANİ MİDAS TÜMÜLÜSÜ DİYE ANILAN MEZAR GORDİOS'A AİTTİR.



Gordion : resmi sayfa




Kent MÖ 2500’lerde Bronz Çağında yerleşim görmeye başlamıştır ve Erken Demir Çağı’na (MÖ 1100) kadar yerleşmede bir değişiklik olmamıştır.

Boğazköy-Hattuşa’da kazılan metin arşivleri, Hitit krallarının batıya düzenli seferler gerçekleştirdiklerini ve Gordion yakınlarındaki Sehiriya nehri (Sangarios/Sakarya) üzerinden geçmeyi tercih ettiklerini göstermiştir. Gordion’un güneydoğusunda, Haymana yakınlarındaki Gavurkalesi’nden ve güneybatıdaki Yağrı’dan kaya kabartmaları, Hitit hegemonyasını açıkça göstermektedirler. Gordion seramikleri, orta Anadolu platosundaki diğer yerleşmeler; Boğazköy-Hattuşa, Alişar, Maşat ve Alaca Höyük ile paralellikler göstermektedir. Benzerlikler aynı zamanda daha uzak bölgelerde, Tarsus, Korucutepe ve Beycesultan’da da görülebilmektedir ve bu açık bir şekilde bu bölgelerde de Hitit egemenliğinin hüküm sürdüğünü göstermektedir.

2007 yılında kraliyet ailesine ait cenaze törenleriyle ilgili daha fazla bilgi keşfettik. Richard Liebhart dış mezar odasını araştırırken kuzeydoğu köşesinde bazı tahta kirişlerin üzerine kazınmış dört Frig yazıtı keşfetti. NANA, MYKSOS, SIIDOS ve KYRYNIS. İsimler açıkça kirişlerin üzerine takriben MÖ 740 yılında kirişler buraya yerleştirilirken kazınmıştı. 

Hititlerden Greko-Roma dönemlerine kadar Anadolu’nun diğer tüm toplumları gibi Friglerde de Ata, Baba, Nana, Nina vb. bilindik formlara bir eğilim vardı.


Gordion'da yakma mezarlar bulunmamıştır, 
ama At ile gömü vardır.


Taşbaba Tanrıça benzerliği ve Taşkoç




Cam - MÖ.7.yy Gordion





GORDİON FRİZ PARÇASI
HUN GÜLÜ / ŞATIR GÜLÜ / ÇADIR GÜLÜ
açıklama için link

S MOTİFİ
Spiral ve menderes sembolleri Kadın, Ay ve Sular ile bağlantılı Ana Tanrıça Arketipi 
ile ilişkilendirilen İkonografilerdir.





HUN GÜLÜ AZERBAYCAN ve diğer TÜRK HALILARINDA ÇOKÇA GÖRÜLÜR.
Avrupa Sanatını'da etkilemiştir.




Ağasıoğlu resmi sitesi



________________



26 Eylül 2014 Cuma

DÜNYANIN YARATILIŞI





İnsan ölümlü olarak ve yalnızca tanrılara 
hizmet etmek için yaratılmıştır. 

Bu kötümser antropoliji Enuma Eliş'te dile getirilmiştir. 
Bu anlayışa başka önemli dinsel metinlerde de rastlanır.

"Efendi ile uşak arasındaki diyalog" 
bir sinir krizinin daha da ağırlaştırdığı nihilizmin ürünü gibidir. 
Efendi ne istediğini bile bilmez. 
Her türlü insan çabasının boşluğu düşüncesi ruhunu ele geçirmiştir:

"Eski harabelerin tümsekleri üzerine çık ve enine boyuna dolaş ; eski zaman adamlarının ve günümüz adamlarının kafataslarına bak: Kötü kimdir, sevimli insansever kimdir?"


...


Dünyanın Yaratılışı


Enuma Eliş adıyla bilinen (bu ad şiirin ilk sözlerinden alınmıştır: "Bir zamanlar yukarıda...") kozmogoni şiiri, Gılgamış ( onun adı Bilgameş/Bilgamış'tır-SB) destanıyla birlikte Akkad dininin en önemli yaratımını oluşturmaktadır. Sümer edebiyatında büyüklük dramatik gerilim, teogoni ve kozmogoni bilgisini ve insanın yaratılışını birbirine bağlama çabası açısından bu şiirle kıyaslanabilecek başka bir şey yoktur.

Enuma Eliş dünyanın kökenlerini Marduk'u yüceltmek amacıyla anlatır. İzlekler yeniden yoruma uğratılmış olsa da eskidir. 

En başta ilk imge olarak sunulan, ayrışmamış su bütünlüğü ve bunun içinde seçilen ilk çift, Apsu ile Tiamat anlatılır. (Başka kaynaklar, Tiamat'ın denizi ve Apsu'nun dünyanın yüzeyinde durduğu tatlı su kütlesini temsil ettiğini belirtirler.)

Başka birçok ilk tanrı gibi, Tiamat da hem kadın hem de erkek olarak çift cinsiyetli olarak tasarlanmıştır. Tatlı ve tuzlu suların karışımından diğer tanrı çiftleri doğar. 

İkinci çift, Lahmu ve Lahumu hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. (Bir rivayete göre insanı yaratmak için kurban edilmişlerdi)

Üçüncü çift Anşar ve Kişar'a gelince, bunların isimleri Sümercede "yukarıdaki unsurların tamamı" ve "aşağıdaki unsurların tamamı" anlamına geliyordu.

Zaman geçer (Günler yayılır, yıllar çoğalır), birbirini tamamlayan bu iki "bütün"ün kutsal evliliğinden gökyüzü tanrısı Anu doğar; o da Nudimmud'un (Ea) doğmasını sağlar. 

Genç tanrılar çılgınca hareketleri ve çığlıklarıyla Apsu'nun huzurunu bozarlar. Apsu da Tiamat'a yakınır:

"Bu tavırlarına katlanamıyorum, Gündüzleri dinlenemiyorum, geceleri uyuyamıyorum. Bu davranışlarına bir son vermek için onları yok etmek istiyorum. Ve sessizlik hüküm sürsün bizim için, (nihayet) uyuyabilelim!" (tablet I,satır37-39)

Bu dizelerde "Madde"nin (yani tözün ataletine ve bilinçsizliğine denk düşen bir varoluş hali), kozmogoninin önkoşulu olan her türlü harekete karşı dirence, ilk hareketsizliğe duyduğu özlem sezilmektedir". 

Tiamat eşine bağırıp çağırmaya başladı. Acı bir çığlık attı:

"Ne! Kendi yarattığımızı mı yok edeceğiz! Onların bu tavrının can sıkıcı olduğuna kuşku yok, ama tatlılıkla sabredelim" (I,41-46).

Fakat Apsu ikna olmadı. Genç tanrılar atalarının kararını öğrenince, "tek bir söz söyleyemeden kalakaldılar. Ama "her şeyi bilen Ea" başı çekti. Büyülü sözleriyle Apsu'yu derin bir uykuya daldırdı, onun "parıltısını çıkarıp kendi üstüne giydi" ve Apsu'yu zincirledikten sonra öldürdü. Ea, bundan böyle Apsu adını verdiği suların tanrısı oldu. Karısı Damkina da Marduk'u Apsu'nun bağrında, "yazgılar odasında, ilkörneklerin tapınağında" doğurdu. 

Metin bu son doğan tanrının büyük görkemini, bilgeliğini ve sınırsız erkini yüceltir. O zaman Anu, atalarına karşı yeniden saldırıya geçti. Dört rüzgar çıkardı ve "Tiamat'ı rahatsız etmek için dalgaları yarattı". Hiç huzurları kalmayan tanrılar annelerine başvurdular : "Apsu'yu, eşini öldürdüklerinde , bırakalım onun yanında yer almayı, bir kenara çekildim ve tek söz etmedin".

Bu kez Tiamat tepki göstermeye karar verdi. Canavarları, yılanları "büyük aslanı" , "öfkeli iblisleri" , "amansız silahlar taşıyan ve savaştan korkmayan" diğerlerini yarattı. Ve "ilk doğan tanrılardan...Kingu'yu yüceltti."

Bu hazırlıklar karşısında genç tanrılar cesaretlerini kaybettiler. Ne Anu ne de Ea Kingu'nun karşısına çıkmaya cüret edebildi. Yalnıza Marduk kavgayı göze aldı, ama o da önce en üstün tanrı ilan edilmesini şart koştu, diğer tanrılar bunu hemen kabul ettiler. 

İki ordu arasındaki savaşın sonucu Tiamat ile Marduk arasındaki düelloyla belirlendi. "Tiamat onu yutmak için ağzını açtığında" , Marduk çılgın rüzgarları fırlattı, "rüzgarlar Tiamat'ın gövdesini genleştirdi. Karnı şişti, ağzı açık kaldı. O zaman Marduk bir ok attı, ok Tiamat'ın karnını deldi. bağırsaklarını yırttı ve kalbine saplandı. Böylece onu ele geçiren Marduk canını aldı cesedini yere attı ve üstüne çıktı".

Tiamat'ın yardımcıları kaçmaya çalıştılar, ama Marduk "onları bağladı ve silahlarını kırdı"; daha sonra Kingu'yu zincirledi, Yazgılar tabletini aldı ve kendi göğsüne bağladı. 

Sonunda Tiamat'ın yanına geri geldi, kafatasını yardı ve cesedi "kurutulmuş bir balık" gibi ikiye böldü, bu iki parçadan biri gök kubbe, diğeri yeryüzü oldu. Marduk apsu sarayının bir suretini de gökyüzüne dikti ve yıldızların seyrini belirledi. Beşinci tablet gezegenler evreninin düzenlenmesini, zamanın belirlenmesini ve Tiamat'ın organlarından dünyanın şekillendirilmesini nakleder (gözlerinden Fırat ve Dicle akar, "kuyruğunun bir kıvrımından gök ile yer arasındaki bağı yarattı").

Sonunda Marduk, "tanrıları rahat ettirmek için onlara hizmet etme işini üstlenecek" insanı yaratmaya kara verdi. 

Yenilmiş ve zincirlenmiş tanrılar hala kendilerine verilecek cezayı bekliyorlardı. Ea içlerinden yalnızca birinin kurban edilmesini önerdi. "Savaşı kimin kışkırttığı, Tiamat'ı isyana kimin teşvik ettiği ve kavgayı kimin başlattığı"nı öğrenmek için sorulan sorulara hepsi bir tek isimle yanıt veriyorlardı : KİNGU.

Kingu'nun damarları kesildi ve akan kandan EA insanlığı yarattı.

Şiirde daha sonra Marduk onuruna bir tapınak (başka bir deyişle saray) dikilmesi anlatılır.

Enuma Eliş, geleneksel mit izleklerini kullanmakta, ama daha karanlık bir kozmogoni ve daha kötümser bir insan bilgisi sunmaktadır. Genç şampiyon Marduk'u yüceltebilmek için, ilk dönemin tanrılarına, öncelikle de Tiamat'a "şeytani" değerler yüklenmiştir. Tiamat artık yalnızca her kozmogoniden önce yer alan ilk kaotik bütünlük değildir; sonunda sayısız canavarın yaratıcısı olarak ortaya çıkar; "yaratıcılığı" tamamen olumsuzdur. 

Enuma Eliş'e göre yaratıcı süreç Apsu'nun genç tanrıları yok etme, kısacası evrenin yaratılışını henüz filiz halindeyken durdurma isteği yüzünden çok erken bir dönemde tehlikeye girer (belli bir "dünya" yine de vardı; çünkü tanrılar çoğalıyordu ve "konutlara" sahiptiler ; ama bu yalnızca biçimsel bir varoluş tarzıydı).

Apsu'nun öldürülmesi "yaratıcı cinayetler" dizisini başlatır ; çünkü Ea onun yerini almakla kalmaz, su kütlesi içinde ilk düzenlemenin de yolunu açar ("ikametgahını bu yerde kurdu...tapınakları belirledi"). Kozmogoni iki tanrı grubu arasındaki çatışmanın sonucudur, ama Tiamat'ın ordusunda canavarlar ve şeytani yaratıklar da yer almaktadır. Başka bir deyişle "ezeliyet" bu haliyle "olumsuz yaratımlar"ın kaynağı olarak tanıtılmaktadır. 

Marduk, gök ve yeri Tiamat'ın ölüsünden şekillendirir. Başka anlatımlarda da doğrulanan bu izlek çeşitli yorumlara açıktır. İlk tanrısal varlıklardan birinin bedeninden oluşan evren, onun özünü paylaşır; ama Tiamat'ın "şeytanlaştırılması"ndan sonra hala tanrısal bir özden söz etmek mümkün müdür?

Demek ki evrenin ikili bir doğası vardır:
Açıkça şeytani denmese de en azından çelişkili değerler barındıran bir madde ve Marduk'un eseri olduğu için tanrısal bir biçim. Gök kubbe Tiamat'ın bedeninin yarısından şekillendirilir, ama yıldızlar ve yıldız kümeleri tanrıların "konutları" veya imgeleri olur. 

Yer de Tiamat'ın bedeninin diğer yarısını ve organlarını içerir, ama siteler ve tapınaklarla kutsanır. Son tahlilde dünya, kaotik ve şeytani "ezeliyetle" ; tanrısal yaratıcılık, varlık ve bilgeliğin bir "karışımı" olarak ortaya çıkar. 

Bu belki de Mezopotamya kuramcılığının ulaştığı en karmaşık kozmogoni formüldür ; çünkü bir tanrılar toplumunun bazıları anlaşılmaz ya da kullanılmaz hale gelmiş bütün yapılarını cüretkar bir sentez içinde bir araya getirmektedir.

İnsanın yaratılışı ise Sümer geleneğinin (insan tanrılara hizmet etmek için yaratılmıştır) özellikle de insanın kökenini kurban edilen iki Lagma tanrıyla açıklayan versiyonun bir uzantısıdır. Ama durumu ağırlaştıran şu unsur eklenmiştir :

Kingu, ilk tanrılardan biri olmasına rağmen, Tiamat'ın yarattığı canavarlar ve şeytanlar ordusunun komutanı, başşeytan haline gelmişti. Demek ki insan şeytani bir maddeden oluşturulmuştu: Kingu'nun kanı.

Sümer versiyonlarıyla bu farklılık anlamlıdır. Trajik bir kötümserlikten söz edilebilir ; çünkü insan kendi doğumuyla mahkum edilmiş gibidir. Tek umudu kendisini Ea'nın biçimlendirmesidir ; bu nedenle büyük bir tanrı tarafından yaratılmış bir biçime sahiptir.

Bu açıdan bakıldığında, insanın yaratılışıyla dünyanın kökeni arasında bir bakışım bulunur. Her iki durumda da hammadde, şeytanlaşmış ve zaferi kazanan genç tanrılar tarafından öldürülmüş günahkar bir ilk tanrının özünden oluşmaktadır.



Mircea Eliade
Dinsel İnançlar Tarihi,cilt 1



*

NOTLAR:
KRONOS / PROMETHEUS / ZEUS / İNSAN .....
TANRI / MELEKLER / ŞEYTAN / İNSAN....
ÇEKİŞMELERİNİ DE HATIRLAYALIM


_________________