4 Nisan 2019 Perşembe

UKALEGON - OĞLAN - UKLAN - KLAN !



"Aklıbaşında Oukalegon'la Antenor
Priamos'un çevresinde kurmuşlardı yaşlılar derneğini."
(H.3.148)
Kral Pirim'in huzuruna çıkan elçi Oduseus ile Menelaos "güya kaçırılmış olan" Gelin Elenn'nin iadesini istemekte,
1470-80 (ipek halı, Tournai'da yapılmış).
Bu sahne İlyada 3.205'te Antenor tarafından anlatılır.


Turova 'Krallar Kralı' Priam ve Yaşlılar Saka kapısı olarak adlandırılan Batı kapılarının üstündeki kulede meydan savaşını izlemektedir. Bunlardan birinin adı çeviride OUKALEGON olarak yazılmışsa da orjinalinde "latince; UCALEGON" ve "grekçe; Oukalégon (Οὐκαλέγων)" olarak geçer.


* "Etrüskologlara göre etrüskçede oğul manasını ifade ettiği bildirilen KLAN kelimesi: Daha önce de söylediğim gibi, bana göre burada baştaki sesli harfin yutulması hâdisesi mevcuttur. Bu sebeple, kelimeyi UKLAN şeklinde okumak gerekmektedir. Bilindiği üzere, bazı Türk lehçelerinde oğlan kelimesi bu şekilde telâffuz edilmektedir. (Uklan, uglan, oglan)."

Adile Ayda, 
Etrüskler Türk Mü İdi?
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları 43,Ankara 1974.



* "Old Irish OGLACH (young, warrior, servant) is cognate of the Turkic OGHLAK (young, boy), a variant of the common Turkic OGHLAN. Its phonetical variants UHLAN, ULAN (warrior, cavalier) are used in modern European languages."

Prof.Dr.Çingiz Garaşarlı
The Turkic Civilization lost in the Mediterranean basin, Bakü 2011



SB.

"Yıkıldı Deiphobe'nin büyük konağı,
yandı tutuştu yakın komşumuz Ucalegon'un evi de."
(V.2.310)

"Yanan Turova"
Flaman Kerstiaen de Keuninck (1561-1635)
Aeneas'ı babasını sırtlayıp kaçarken görüyoruz.




NOT: 
Ucalegon'un anlamını "endişe etmeyen" "evi yanan komşu"olarak açıklamış 'çok bilmiş batılılar' ve saçmalamışlar. Bunu da, Uchalgon'un evini Akhalar yakarken Aeneas'ın görmesine bağlıyorlar!

Bulmaca hazırlayan Will Shortz:
"I have a favorite English word of all time. The word is U-C-A-L-E-G-O-N. It’s a neighbor whose house is on fire. It doesn’t come up much in conversation."


The explanation of Shortz is totally bullshit! UCALEGON is Turkish of etymology and it means 'boy, child, son' . - SB







PELASGLAR - TUROVALILAR - ETRÜSKLER - TURHANLAR !


Etrüsklerin menşei hakkında en önemli eseri yazmış olan İtalyan Etrüskoloji bilgini Luigi Pareti, Etrüsklerden, daha doğrusu Tyrhenlerden bahseden bütün Yunanlı yazarların adlarını namuskârane bir şekilde eserinde sıralamıştır. Ancak Etrüsklerin İtalya’ya başka bir ülkeden gelmiş olması kendisinin peşin hüküm ve kararına uymadığından, her cümlesine şöyle başlar: “Yunanlı tarihçiler şu yanlış iddiayı ileri sürerler ki…” veyahut: “Yunanlı tarihçilerin yersiz kanaatine bakılırsa…”
(30)





Etrüsklerden Tyrhen (bazen de Tyrsen) adı ile bahsetmiş olan Yunanlı tarihçilerin başlıcaları şunlardır:
Hesiod
Herodot
Tukidides
Hellanik (*Lesboslu Hellanicus, Mytilene de diyorlar)
Kallimakhos
Strabon
Bizanslı Stefanos ve saire..


Etrüsklerin Afroditi "TURAN" 
MÖ 4.-3.yy, Metropoltian Müzesi


İşte bu yazarlar bir de Pelasg adlı bir kavimden bahsederler ki, Homer’in de zikrettiği bu kavim, bazılarının ifadesine göre kuzeyden gelerek dağınık gruplar halinde Yunanistan’da ve Anadolu’da yerleşmiş ve Truva muharebesinden sonra İtalya’ya hicret ederek, orada Etrüsk adını almıştır. Modern tarihçiler arasında bilhassa Beloch, Fick, Treidler, Meyer, Ehrlich gibi Alman bilginleri Pelasglar konusunu incelemişlerdir. Ekserisini Pelasglarla Etrüsklerin ayni kavim olduğunu ileri sürmekte tereddüt etmemektedirler.

Fransız âlimleri ile Fransız dilinde yazan âlimler arasında da, bu konuya eğilenler ayni temayülü göstermektedir. Meselâ 1924 yılında bile, Meillet ve Cohen’in klâsik eser olarak kabul edilen “Dünya Dilleri” nde aşağıdaki satırları okumak mümkündü: “Pelásgca Milattan sonra 5 inci yüzyılda bile Trakya sahillerinde, Propontid’in güneyinde ve İmros, Lemnos gibi adalarda henüz konuşulmakta idi. Hem Lemnos adasında 1885 yılında bulunan, fakat henüz deşifre edilmeyen o meşhur yazıt belki de bu dilin bir örneğini vermektedir... Yazıtta kullanılan dilin terkip özellikleri Pelasg dili ile Etrüsk dili arasında bir akrabalık ihtimalini hatıra getirmektedir.” (31)

Bugün Liège Üniversitesi Profesörlerinden A. Severyns gibi bir bilgin, daha emin bir ifade ile: “Homer’den önce Yunanistan ve Yakın Doğu” adlı eserinde şöyle der: “Esrarengiz etrüskçe ile Lemnos yazıtlarında kullanılan ve daha az esrarengiz olmayan dili mukayese eden bilginler, bu iki dil arasında garip benzerlikler bulmuşlardır. Etrüsklerin, İtalya’yı işgal etmeden önce Tyrsen adı altında, Ege’nin bir köşesinde yaşamış oldukları hatırlanırsa, bunda şaşılacak bir şey bulunmadığı neticesine varılır” (32).

Diğer taraftan, Etrüsklerin Lydia’dan geldiklerine dair Herodot tarafından ileri sürülen görüş Truva’dan geldiklerine dair Virjil tarafından terennüm edilen inanış arasında çelişki yoktur (33). Çünkü Pelasglar hem Lydia’da, hem Truva’da yerleşmiş bulunuyorlardı. Göçleri için kullandıkları İzmir limanı da oralara pek uzak değildir (34).

Sofokles’in Hellanik tarafından zikredilen “İnachos” adlı trajedisinde Etrüsklere “Pelasg – Tyrsen” adını verildiği malûmdur. Mesela derinleştirildikçe, Etrüsk = Pelasg denklemi bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır. Fakat böyle olsa bile burada, bizi asıl meşgul eden problemin çözümüne doğru ancak yarı yolda bulunduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Zira, Etrüskler Pelasglar idi demek kâfi değildir. Asıl Pelasgların kim olduklarını ve bugünkü hangi millete tekabül ettiklerini tesbit etmek mühimdir.

Pelasg adlı kavim hakkında eski Yunan tarihçilerinin eserlerinde mevcut bilgiler şöyle özetlenebilir:

1) Pelasglar kuzeyden gelmiş bir kavimdir: Bu kendilerinin ya Yunanistan’ın, ya da Karadeniz’in kuzeyinden geldikleri manasına gelir.
2) Bu kavim durmadan yer değiştirirdi, yani göçebe idi.
3) Pelasglar oturdukları bölgelerin veya kendilerini yöneten başbuğun adına göre kolayca ad değiştirirlerdi.
4) Pelasglar inşaatçı ve imarcı bir millet idiler. Atina’ya hâkim bulundukları sırada, orada öyle bir duvar meydana getirmişlerdi ki, bunun bir parçası asırlara meydan okumuştur.
5) Nihayet, Pelasgların komşu milletler açısından pek hoş olmayan bir âdetleri vardı: o da kız kaçırma şeklinde başka milletlerin kadınları ile evlenmeleri idi.
6) Yukarıdaki beş noktaya Yunanlı tarihçiler tarafından işaret edilmeyen, fakat Lemnos yazıtlarının teyit ettiği ve bilginlerce Etrüsk lisanı ile Pelasg lisanının birbirine benzetilmesinden çıkarabileceğimiz şu noktayı da ilâve edebiliriz: Pelasglar Hint – Avrupa olmayan, agglutinatif ve ses uyumuna tabi bir dil konuşurlardı. 


TURHANOİ

Bize kelimeyi böyle yazmağa hak veren bir husus da Alman dilindeki meşhur Pauly ve Wissowa Ansiklopedisinin verdiği bilgidir. Bu ansiklopedinin Tyrrhener maddesinde şöyle denilmektedir: 'Yunancada Tyrrhen'lerin adı çeşitli şekiller alırdı: Tursenoi, Tursanoi, Turhenoi, TURHANOİ..' (Bu kelimeler, Ansiklopedide, Yunan harfleriyle yazılırdır). ... Şimdiye kadar, Etrüsklerin yunanca adını tahlil konusu yaparken, hep kelimenin çoğul şeklini kullandık. Kelimeyi yunancada çoğul şekle sokan, sonundaki iki harften ibaret 'Oİ' ekidir. Bu eki çıkarırsak, saf kök olarak elde kalan şudur: TURHAN. Yukarıdaki açıklamalardan çıkarabileceğimiz mantıki netice şudur ki, Yunanlıların Etrüsklere verdikleri adın aslı TURHAN idi.

Adile Ayda, 
Etrüskler Türk Mü İdi?, 
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları 43, Ankara 1974.
30. Lugi Pareti, “Gli Origini değli Etruschi” Firenze 1926. Bemporad e figlo ed.
31. (Paris)
32. A. Severyns, “Grèce et Proche-Orient avant Homère” Presses Universitaires de Bruxelles, 1968, s. 43
33. Bilindiği gibi Virjil, öleceği sırada Eneid’in müsveddelerini yakmak istemiştir. Yakınları buna mani olunca, onlardan eserin yayınlanmayacağına dair söz almıştır. Bunu sebebi kendi soyunun efsanelerine ihanet etmiş, bunları Roma çıkarı uğruna kullanış olmaktan ileri gelen bir vicdan azabı mı idi acaba?
34. Bugün pek çok Etrüskoloji bilgini Etrüsklerin Lydia’dan, yani Anadolu’dan geldiğini kabul etmektedir. Wladimir Georgiev ise, (“Die Träger der Kreitsch-Mykenischen Kultur”, Sofia, 1937), (Etrüsklerin Hitit olduğunu iddia etmeden önce) onların Truva’lı olduklarını ileri sürmüştü. Bize göre, bu iki görüş arasında çelişki yoktur. Etrüskler Pelasg, Lydialı, Truvalı gibi çeşitli isimler altında Ege denizinin Doğu ve Batı sahillerinde oturmuşlardır. 





ROMALILARIN ETRÜSKLERİ 'İMHA' ETMELERİ !


Cerveteri Banditakkia Etrüsk Mezarlığı, Roma
The necropolis “Banditaccia” - Cerveteri/Rome
UNESCO dünya miras listesinde


Romalılar her şeyi Etrüsklerden öğrenmiş, medeniyetlerini Etrüsklerden almış olduklarından, onlara karşı kuvvetli bir aşağılık duygusunun tesiri altında idiler. Bunun neticesi olarak, Romalılar Etrüsklere karşı düşmanlık ve kin besliyorlardı. Her Romalı Etrüskleri yenmek, ezmek Etrüsk olan her şeyi tahrip etmek arzusu ile yanıp tutuşuyordu. Dört asır süren Etrüsk – Roma mücadelesi sırasında bu dinmez kinin vahşi ve korkunç tezahürlerine defalarca şahit olunmaktadır. ...

Romalılar kentlerine pek yakın olan Veies (15) şehrini kuşatmakla işe başladılar. On sene süren kuşatmanın sonunda bir hiyle ile girdikleri şehirde misli görülmemiş katliâm yaptılar. Kendi milletini daima şirin göstererek yazan Titus Livius bile, ilk yirmi dört saatin her dakikasının adam öldürme ile geçtiğini kaydeder (16).

Muzaffer Romalılar, sanat ve medeniyet seviyesini, zenginlik ve refahını ötedenberi kıskandıkları Veies’nin mabetlerini, meydanlarını, parklarını ve bahçelerini süsleyen üç bin (!) heykeli Roma’ya taşımağı da ihmal etmediler. Bu arada, Ana tanrıça Ani’nin heykeli Roma’ya götürülerek, Junon ismiyle bir mabede yerleştirildi ve tanrıçanın sadece heykeli değil, kendisi de artık Roma’ya taşındı, diye Roma halkı inandırıldı.

Bundan sonra Etrüskler için çöküş devri başlar. Bir yandan Yunanlılar Etrüsklerin kuzeydeki Adria, Spina gibi limanlarını zaptederler, bir yandan da Romalılar, Etrüsk tesanüdünü diplomasi ile yıkmağı başararak, sıra ile Cerveteri (M.Ö. 351), Tarquinia (300), Volterra (295), Volsinies (283), Vulci (273) şehirlerini ele geçirirler. Bu şehirlerin hepsinde merhametsizce katliam yapılır, katliamdan kurtulan ahali de esir olarak satılır (17).

Roma tarihinin karışık bir devri olan M.Ö. İkinci yüzyılın ortalarında Marius ile Sylla arasındaki siyasî rekabet yüzünden çıkan iç savaş sırasında, Etrüsk halkının desteklediği Marius yenilince, Sylla bütün Etrüsk şehirlerinde katliamı emreder ve bu şehirlere askerî garnizonlar yerleştirir (18).

İsa’nın doğumundan 40 yıl önce Perugia zaptedildikten sonra, şehrin ileri gelenlerinden 300 kişi Roma’ya götürülerek, Sezarın mezarı üzerinde birer koyun gibi kurban edilirler (19).

Burada şunu kaydetmek lâzımdır ki, Etrüsklerin Romalılar tarafından yok edilişi dünya tarihindeki ilk metodik ve sistemli “jenosid” hareketidir. Bu “ulus öldürme” hareketi kendini sadece maddî sahada değil, mânevî sahada da göstermiştir. Bizzat bir İtalyan yazarı şu itirafta bulunur:

“Romalılar Etrüskleri yok etmekle kalmayıp, medeniyetlerinin en ufak izini bile ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yapmışlardır.” (20). Ünlü İngiliz yazarı Lawrence’in Etruscan Places” adlı eseri de buna benzer hükümlerle doludur (21). Roma’nın gerek Cumhuriyet, gerek İmparatorluk devrindeki idarecileri bir yandan Etrüskleri millet olarak, nüfus olarak yok ederken, bir yandan da medeniyetlerini ve kültürlerini yok etmeğe çalışmışlardır.

Burada tabiî olarak bir sual doğuyor: Etrüsklerin kültürü, yani edebiyatı varmı idi ki? Tarihçi Titus-Livius’un kaleminden kaçmış aşağıdaki cümle bu suale açık bir cevap teşkil ediyor. Etrüsklere yapılan kötülükleri daima meşru ve vatanî şeklinde gösteren bu şoven tarihçi şöyle der:

“Bugün nasıl gençlerin Yunan edebiyatını öğrenmeleri moda ise, bir zamanlar da, Romalı gençlerin Etrüsk edebiyatını tahsil etmeleri âdetti” (22) Titus Livius’un bahsettiği bu edebiyat maalesef bugün yoktur. Romalılar tarafından yazılan eserlerin hemen hiç biri kaybolmamış olduğu halde, Etrüsk edebiyatına ait eserlerin hepsinin toptan kaybolmuş olmasını bugün Batılı Etrüskologlar “garip” buluyorlar ve bunların Romalı devlet adamları tarafından kasden yok edilmiş olduğunu ima ediyorlar (23).

Gelgelelim Romalı yazarlardan bazılarının eserlerinde muayyen Etrüsk şiirlerine ait imalar ve muayyen Etrüsk trajedi yazarlarına ait kayıtlar vardır. Bugün Romalı bilgin Varron Etrüsklerin tarih kitaplarını lâtinceye tercüme ettirdiğini ve bunlardan çok istifade ettiğini bildirir. Meşhur hukukçu ve filozof Çiçeron Etrüsklerin dine ait eserlerini kaynak gösterir. Hani bütün bu eserler? Bu arada İmparator Claudius’un hikâyesi cidden ilginçtir:

Roma tarihinin yine karışık bir devri olan İsa’dan sonraki I. yüzyılda, Osmanlı tarihindeki Yeniçeri kazan kaldırması gibi, Roma’da da, Pretoryenler, yani Saray Muhafızları ikide bir isyan edip, istediklerini İmparator seçerdi. Bu arada, Agrippa adlı bir Yahudi, belki de kendi soyu için faydalı olacağını düşünerek, Claudius adlı bir Etrüsk’ü evvelâ Pretoryenlere, daha sonra Senatoya, bir takım çabalar sonunda, İmparator ilân ettirmişti. 13 sene İmparatorluğun başında kalan bu arada Büyük Britanya adasını Roma İmparatorluğu’na ekleyen Claudius şuurlu bir Etrüsk milliyetçisi olduğu için, politikadan artan bütün zamanını kendi soyunun parlak tarihini yazmakla geçirmiştir. Yirmi cilt tutan bu eserden bir çok Romalı yazar bahseder. Bu arada tarihçi Suetonius, bu eserin İskenderiye Kütüphanesinde, senede bir kere, başından sonuna kadar halka okunduğunu kaydeder (24).

İşte bu mühim eser de bugün mevcut değildir. Ancak son zamanlarda Lyon şehrinde yapılan kazılarda bu eserden birkaç satır meydana çıkarılmıştır. İmparator Clausiıs, Etrüsk soyundan olmakla beraber, o zamanlar Lugdunum ismiyle mevcut olan bugünkü Lyon şehrinde doğmuştu. Bu şehre yaptığı ziyaretlerden birinde, halka hitaben bir siyasî nutuk söylemiş ve nutkunda kitabından bir parçayı okumuştur. İmparator konuşurken, tabiî olarak Saray kâtipleri not tutmuşlar, Lyonlular da, bu konuşmayı şerefli bir hâtıra olarak tabletlere kazdırmışlardır. İşte Lyon’da yapılan kazılarda bulunan ve Etrüsk
tarihinin bazı devirlerine ışık tutan satırlar bu tabletlerdedir. 

Romalılar Etrüskler tarafından yazılmış tarih kitaplarını yok etmekle kalmamış, kendi yazdıklarında da tarihi tahrif etmekten, gerçekleri gizlemek ve olmayan şeyleri uydurmaktan çekinmemişlerdir. Bugünkü tarafsız etrüskologlar Romalı tarihçilerin şovenlik ve Romalılık gururu ile tarihî gerçekleri tahrif ettiklerini ve meselâ Titus-Livius gibi bir tarihçinin dediklerini ihtiyatla karşılamak gerektiğini yazarlar.

Romalılar Etrüsk milletini yok edip manen ve maddeten gömdüklerini zannederken, kendilerine en büyük oyunu oynayan Etrüsk mezarları olmuştur. ...


TURHANOİ 

Bize kelimeyi böyle yazmağa hak veren bir husus da Alman dilindeki meşhur Pauly ve Wissowa Ansiklopedisinin verdiği bilgidir. Bu ansiklopedinin Tyrrhener maddesinde şöyle denilmektedir: 'Yunancada Tyrrhen'lerin adı çeşitli şekiller alırdı: Tursenoi, Tursanoi, Turhenoi, TURHANOİ..' (Bu kelimeler, Ansiklopedide, Yunan harfleriyle yazılırdır).

Şimdiye kadar, Etrüsklerin yunanca adını tahlil konusu yaparken, hep kelimenin çoğul şeklini kullandık. Kelimeyi yunancada çoğul şekle sokan, sonundaki iki harften ibaret 'Oİ' ekidir. Bu eki çıkarırsak, saf kök olarak elde kalan şudur: TURHAN. Yukarıdaki açıklamalardan çıkarabileceğimiz mantıki netice şudur ki, Yunanlıların Etrüsklere verdikleri adın aslı TURHAN idi.


Adile Ayda, 
Etrüskler Türk Mü İdi?
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları 43, Ankara 1974.
15. Etrüskçe “Veia”.
16. Christopher Hampton, “The Etruscans and the survival of Etruria”, Camelot Press Ltd. London 1969, s. 116.
17. Ch. Hampton, ayni eser, s. 141.
18. R. Bloch, “Les Etrusques”, Presses Universitaires, Paris 1968, s. 46.
19. Ch. Hampton, aynı eser, s. 35. 
20. İndro Montanelli, “Storia di Roma”, Rizzoli, Milano 1970, s. 31-32.
21. D. H. Lawrence, “Mornings in Mexico”, “Etruscan Places” Penguin Books, Great Britain 1970, s. 97, 98.
22. Jacques Heurgon, “La vie quatidienne des Etrusques”, İtalyanca baskı, İl Saggiatore, Milano 1963, s. 322.
23. Ch. Hampton, ayni eser, s. 23
24. Ch. Hampton, ayni eser, s. 253. 






MAVİ LETO



Zeus - LETO, APOLLON, ARTEMİS / MÖ 420-400
Brauron Arkeoloji Müzesi - Yunanistan


Tanrıça Leto'nun lakabı "Mavi"dir. (Hesiod)


Artemis, Apollo ve anneleri Leto Lukkia (Lycia/Likya) da üçlü olarak tapkı görür. Apollo Güneş'i, Artemis Ay'ı temsil eder ve Lukkia da Kurtların Ülkesi demektir. Apollo'nun lakabı olan Lykos da Kurt demek iken Ay'ın hayvanı da Kurt'tur. 

"Doğrusu Lukiya'dır, kökünde LUK-os KURT kelimesi vardır." der Elşad Alili (Dilbilim,Azerbaycan İlimler Akademisi) ve  Lukkialılar Turovalıların en büyük müttefiğidir. Önderlerinden Sarpedon'un adı bile öz be öz Türkçedir.

Lukkia (Lycia) dilinde Artemis'e Ertemi derler ve zamanla Artemis olmuştur. Zaten tüm tanrıçalar anatanrıçadan bölünerek çoğaltılmıştır. Artemis bir Amazondur. Amazonlar İskit ve Kimmerler soyundandır. Heredot, "İskitlerin dilinde Amazonlara Oerpata denildiği"ni yazar, Oerpata- Türkçe Erpata, yani Er öldüren demektir.

Apollo ise Etrüsklerde Apulu, Hititlerde Apulinus'tur. Hatta Apulinus kelimesini Türkçe'deki Alp ile eş tutarlar, çünkü Apollo da bir Alp kişi gibidir. Artemis ve Apollo kelimelerinin Yunanca bir anlamı yoktur. Azra Erhat da Mircea Eliade de de çok net bir şekilde isimlerin Yunanca karşılığı olmadığını belirtir. İkizlerin doğum yeri Anadolu olsa da Hellen mitlerinde Delos olarak geçer (sahiplenmek için.) Likyalı Leto hikayelerde pek anılmaz, Etrüsklerde Letun, Romalılarda ise Latona olur. Leto'nun annesi Phoebe (Dolunay- bilgelik) ve babası Coeus (Güneş - kutupları saran gökyüzü/atmosfer - akıl, zeka, bilgi) birer Titandır. Titanlar ise ikinci kuşak tanrılardır ve onların bulunduğu Çağ dillerin karıştığı Altınçağ'dır.

"Hera Leto'nun hamile olduğunu öğrenince peşine düşer. Leto doğum yapacak yer ararken "Hyperboreans" dan bir Dişi Kurt rehberliğinde aşağıya iner, (ya da kurt ülkesini arıyordur) ve daha sonra kurtları üstün tutar, saygı gösterir." der Heredot. Göktürkler'deki Asena aslında mavi anlamına geliyor, yani Gök Kurt anlamındadır, bozkurt ise kurdun türüdür. Asena, Çin kaynaklarında Aşina olarak geçer. Etrüsk asil liderlerinden birinin adı da Rasena’dır. Gök Kurt nasıl maviyse Leto'da açık renk tenli ve mavi gözlü olarak tasvir edilir. Ve bilinir ki, özellikle Avar, Kıpçak ve Kuman Türkleri açık renk tenli ve Mavi gözlüdür.

Kanı mavi terimi İngiltere'de I.Elizabeth'in (1533-1603), ya da İspanya'da 12.yy'da derecesi düşük bir asilin oğlu olan Fidalgo-Hidalgo'dan kaynaklandığını söylerler. Hidalgo, zengin adam, birilerinin oğlu demekken mavi kan anlamına dönüşür. Toprak ağası, Şövalye ve Asil soylular için kullanıldığı gibi, sonradan kraliyet soyları da bu kategoriye katılmıştır. Aslında 16.yy da Shakespeare ile efsaneleşmiştir. Shakespeare'n "The Rape of Lucrece" adlı Lucree'n Tecavüzü 7 dizelik şiirinde geçer.

"Onun mavi kanı siyaha dönüşüyordu, her damarında, baharı isterken, bu daralmış damarların beslediği, ölü bedene hapsedilen hayatı gösterir" böylece 'Kralların kanı mavi akar' özlü söz de buradan kaynaklanır.

Latinler asil, Etrüskler alt sınıfa konulmuştur, çünkü Batılılar atalarını Latin ve Greklere bağlamıştır. Halbuki, Latinleri medeniyet ile tanıştıran Etrüsklerdir. Son üç Roma kralı Etrüsk kökenlidir. Roma MÖ 620 ila 509 arası en güçlü şehirdir ve daha öncede belirttiğim gibi Roma şehrini bile Etrüskler kurmuştur. Bütün Etrüsk kralları ilk kralları Tarquin'in adını devam ettirmiştir. Lucree’nin hikayesi uydurma da olabilir. Çünkü biliyoruz ki Etrüsklere ait ne varsa ya silinmiş, ya da zaptedilmiş ve Latinlere, yani bugünkü anlamıyla Romalılara atfedilmiştir, buna dişikurt hikayesi de dahildir.

Bu tecavüz hikayesi şöyle anlatılır:

Etrüskler savaştadır. Bir gece Lucius evine Etrüsk prenslerini getirir, Prens Tarquinius Lucius eşi Lucree'yi beğenir. Konuklar gider, ama ertesi gece eşi evde değilken gizlice gelir, ağırlanır, ama, Etrüsk soylusu Roma kralı Superbus Tarquin’in çapkın olan en küçük oğlu Sextus (bu lakap İngilizceye altıncı (sixth) olarak çevrildiğinden altıncı çocuğu olmalı) Tarquin, yani Tarkan, Lucree'ye o gece tecavüz eder. Lucree'n eşi öğrenir ve "Roma bu kraliyet ailesinden kurtulmalı, hepsi bizim düşmanımızdır" dedikten sonra isyan başlar ve Etrüskler Roma'dan atılır, monarşi sona erer ve Roma Cumhuriyeti dönemi başlar. Tarkanlar ise başka bir şehirde öldürülürler böylece Etrüskler tarihten silinir. Lucree ise intihar etmiştir.

Bu hikayeyi Romalılar hep anlatmıştır, lakin doğruluğu tartışılır. Etrüsklere ait ne varsa kendilerine uyarlamışlardır ve her şey artık Romalıdır, Latindir. 

Dişikurt efsanesinde ise; Roma'yı Etrüsklerin değilde Romalıların kurduğunu kanıtlamak için MÖ 3.yy'da Romulus ve Remus efsanesini yazarlar, bu imparator Augustus döneminde sürekli anlatılır ve Romalılar zamanla da her şeylerini Etrüsklere borçlu olduklarını unutur. Buna din, yazı, ordu ve devlet sistemini de ekleyebiliriz.

Bu tarihi çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Bugün dahi bunu yapıyorlar, İskitler İrani dillidir, Hint-Avrupalıdır ya da Türkler 11.yy'da Orta Asya'dan ilk kez Akdeniz havzasına inmiştir diyerek !
Capitoline dedikleri dişikurt ve ikizler heykelindeki dişikurt MÖ 400 den Etrüsklerden kalmadır, ikizler MS 1400 de sonradan eklenmiştir. Etrüsklere ait dişikurt tek çocukludur, bulunan mezar taşı MÖ 6.yy’a aittir, yani Etrüskler tarih sahnesinden, ya da Lucree’in sözde tecavüzünden önceki döneme aittir. Romalılar döneminden kalma Lale Adası Ayvalık'ta emziren dişikurt figürü bulunmuştu, ama zamana yenilmiştir.

Ve Anadolu'da görülen her şey Roma ya da Yunan değildir!


Semra Bayraktar
14 Temmuz 2018.


"Temuçin’in babası Yesugey için Şibani-nâme’de; Burkaçin Kıyat neslindendir. Burkaçin mavi gözlü ve sarı benizli demektir. Yesugey Bagatur’un çocuk ve torunları tamamen koyun gözlü, sarı benizlidir[132] izahını görmekteyiz. Aslında bu Çingiz Kagan ve soyunun antropolojisine dair önemli ipuçlarıdır. Bugünkü Mogollar arasında bazan sarışın, bazan kızıla çalan grupların olması belki böyle açıklanabilir. Bu bize ayrıca onların içinde Kıpçak tesirinin varlığına da işaret eder. Ancak Şibani-nâme’deki Burkaçin sözü herhalde Börçigin’dir."

Saadettin Yağmur Gömeç
Çingiz-Nâmeler Üzerine Bir İnceleme: Çingiz Han’ın Soyu ve Mogol Tarihinin İlk Devirleri, Belleten-2018, 82/294






Ogygus - Oğuz




"THEBES toprağını işgal eden ilk kişinin Ektenler olduğu söylenir; ki kralı OGYGUS idi, yerliydi. Adından OGYGİAN türeterek şairlerin çoğu tarafından kullanılıldı, ki bir THEBES eserinde mevcuttur. Ektenler vebayla yok olduğu söyleniyor. Onlardan sonra yabancı olmayan Boeotialı boylardan Hyanteler ile Aoneler buralara yerleşti. Buradaki kabileler Kadmus yönetimi altındaki Fenike ordusunun işgaliyle yenildiler."

Pausanias
(Lidyalı gezgin, coğrafyacı, MS 2.yy)
"The first to occupy the land of THEBES are said to have been the Ectenes; whose king was OGYGUS, an aborhinal. From his name drived OGYGİAN, which is an epithet of THEBES used by most of the poets. The Ectenes perished, they say, by pestilence, and after them there settled in the land the Hyantes and the Aones, who I think were Boeotian tribes and not foreigners. When the Phoenician army under Cadmus invaded the land these tribes were defeated..."- Pausanias 9.5.1/2. (Description of Greece)


THEBES (rakım 215 m.) - TEPE / Türkçe
Bölgenin ilk yerleşimcileri PELASGLAR

OGYGUS - OĞUZ !

FENİKELİLER sonradan gelmiş! Bu durumda yazı da sonradan gelmiş oluyor, çünkü bu topluluğun (Pelasgların) zaten bir yazısı vardı!

Ve Ogygus kelimesini ne kökenini ne de anlamını çözebilmişler !

"Ogyges, Ogygus or Ogygos (Greek: Ὠγύγης or Ὤγυγος) is a primeval mythological ruler in ancient Greece, generally of Boeotia, but an alternative tradition makes him the first king of Attica. Though the original etymology and meaning are uncertain, the Greek word Ogygios (Ωγύγιος), meaning Ogygian, came to be synonymous with "primeval," "primal," or "from earliest ages." - link



Homer'e atfedilen Odyssey destanında geçen Ogygus:

ODYSSEUS'un 7 YIL 'Tutsak' kaldığı Ada 'OGYGİE'
"Gitsin bir koşu Ogygie Adasına" - 1.85 -
"Ogygie Adasından ayrılalı beri" - 6.172 -
"Ogygie adlı bir ada var, ta uzakta, denizin ortasında, Atlas'ın kurnaz kızı oturur orada, Kalypso" - 7.244-254 -
"ve böylece çalkalandım durdum daha dokuz gün, tanrılar attı beni Ogygie Adasına onuncu gün" - 12.448 -



Odysseus adı antik vazolarda Oduseus olarak geçer ve grek kökenli değildir.

Strabon ne diyordu? "...vaktiyle barbarların kullandıkları isimlerden Yunanca isimler türetmek..." (13.52)

Yani Oğuz kelimesinden Ogygie kelimesini türetmişler. Bu da demek oluyor ki Homer'den önce bile Oğuz kelimesi Anadolu'da biliniyordu.


SB


Ek:



2 Nisan 2019 Salı

TAP - TAPMAK - TAPINAK



Taposiris Magna - MÖ 3.yy, Mısır


Strabon Taposiris'i İskenderiye yakınında olduğunu yazarken Plutarch adının anlamını adından anlaşıldığı üzere "Osiris'in Mezarı/Türbesi" olarak verir. Yani adı Türkçe kökenli TAP'da gelmektedir. Antik dönem 'Grek' dünyasında da TAPOS kelimesi mezar anıtı için kullanılır. Demek ki kelime atalarımızdan Greklere, Hellenistik dönemde de Mısır'a gitmiş.


Taposiris Magna'yı da gösteren yer mozaiği, MÖ 2.yy / Mısır.
İskenderiye mozaik ustası Demetrios tarafından yapılmış.
Taposiris Tapınağı ise Makedon kökenli Ptolemy II Philadelphus tarafından MÖ 3.yy'da yaptırılmış.



"TAP" hem Türkçe hem de "TAPINAK" kelimesinin kök hecesidir.
TAP kök hece ile birleşik kelime üretmişler.
OSİRİS'in TAPINAĞI
OSİRİS'e TAPMAK

SB



* TAP - TAPIG - TAPGAY
* TAP = Saygı, hizmet, saygı göstermek
* TAPIG = Saygılı, uğurlu
* TAPUG = Tapu
* TAPGAÇ - TAPILGAY - TAPIŞMAK
"Yanmaksızın tanuklap inçkü mengi tapgay siz tipi didi"
Yanmaksızın erişip rahatı ebedi bulacaksanız dedi.
[Prof.Dr.Fuat Bozkurt "Türklerin Dili", 2012]


* TAPINAK, TAPINMAK = Mabet, ibadet etmek. TAP/TAB aynı kökten gelir, TAPU da.
* TAPUĞ = Dinsel müzik. Azerbaycan ve Türkmenistan'da da aynıdır.
[Deniz Karakurt "Türk Söylence Sözlüğü", 2011]



"Pausanias, kült kurucu kadınların mezarları konusunda değişken ifadeler kullanır. Örneğin: Hippolytos'un anıt-mezarı yani mnema'sı yanına gömülen Phaidra'nın gömülü olduğu yer için, sıradan sade ve süssüz mezar demek olan TAPHOS kelimesini; aynı biçimde Perseus'un kızı Gorgophone'nin bulunduğu yer için TAPHOS derken Gorgo'nun gömülü olduğu yere ise mnema kelimesini kullanır."
Dr.Ayşen Sina / Pausanias'ta Kült Kuran Kadın Kahramanlar /PDF





* TAP is Turkish of etymology; 
TAP - worship, respect ; TAPINAK - temple
Taposiris Magna / Egypt.
Floor mosaic (in the white frame Taposiris), 2nd c. BC, 
by Alexandrian mosaic artist Demetrios.

SB.






23 Mart 2019 Cumartesi

Argimpasa - Apatouria - Afrodit




Kırım bölgesindeki İskit Türklerinin ARGİMPASA'sı sonradan AFRODİT'e dönüştü. Kelime ise APATOURİA - APATOURON - APATOURİAS' dan türetilmiş bir kelimedir. Çünkü 'Grekler' koloniler halinde MÖ 8.7.6.yy'lar Karadeniz'e çıktıkların APATOURİA zaten kök salmış bir külttür. Ve hepimiz biliyoruz ki 'Grek' mitoloji Hesiod ve Homer'le, yani MÖ 8.7.yy'dan sonra oluşturulmuştur ve 'Grek' kolonileriyle birlikte MÖ 6.yy'dan itibaren Afrodit'e tapılmıştır. Çünkü 'Grekler' aslında ataerkildir.


APATOURİA - APA+TUR = APHRO+TUR - APHRODİT

SB.


"Based on the etymologies presented above we can offer the following ety-mology of the name Argimpasa – 
‘the head of shamans, charmers, fortune-tellers and sorcerers’."


Dr.Zaur Hasanov

... S. S. Bessonova studied all of this information about Aphrodite Apatouros in the Bosporian inscriptions and determined that starting from the 4th century BCE she has a double epithet – Aphrodite Ourania, the mistress of Apaturum (Struve 1965: No. 1111; Bessonova 1983: 39).

M. I. Artamonov, L. A. El’nitskiî and Yu. Ustinova think that at the base of the cult of Aphrodite Apatouros there was a cult of a local deity, or influence of the local Scythian traditions i.e. the cult of Aphrodite-Argimpasa (1961: 71; 1960: 40; 1998b: 35). Bessonova thinks that the cult of Aphrodite Apatouros was syncretic and combined in itself the features of Greek, eastern and local (Scythian) deity (1983: 39).

As regards the etymology of the epithet Apatouros researchers believe it had local (Scythian) origin (El’nitskiî 1960: 40). Yu. Ustinova points out that the word Apatouros was incomprehensible for Greeks and for this reason they invented false etymologies resting on phonetically similarly Greek words (1998a: 211)....


Conclusion
1. The diviners of Huns and Komans worshipped a goddess identical to Argimpasa.

2. The etymological analyses of the theonym Argimapsa on the basis of Turkic languages show that it is polysemous and is equal to the sum of all of the etymological meanings presented in this paper. Such as: ‘charm’, ‘purification’, ‘the head of shamans, sacred song singers, performers of musical instruments, diviners’, ‘the head of those performing a ritual with a vessel, ladle, water’, ‘the head of shamans divining with twigs, fingers and rope made from plants’, ‘the head of whip users’.

3. A symbol of Argimpasa in the Scythian barrows was a whip with a spiral handle, which was associated with a snake. It was used for the journey to the other worlds and represented power over people.

4. The epithet ‘the Mistress of Apaturum’, belonging to the Scythian goddess Argimpasa has the following polysemous etymology on the basis of Turkic languages and Altaic languages in general: ‘the first shamaness, patroness of diviners predicting the future on straps made of birch bark, Mistress of animals and birds, charmer, controlling the bridge to the other world, installing the shaman’s pole and receiving sacrifices’.

5. The iconography of the Scythian images of the winged goddess, the serpent limbed goddess and the goddess with severed male head in her hand demonstrate stylistic and compositional identity. All of these images belong to the Scythian goddess Argimpasa.



**



SAKA (İSKİT) KURGANLARI - MÖ 7.-4.yy
ÇAR İSKİTLER - OĞUZLAR*

1. Kelermes 1/V, 2/V, 3/S, 4/S;
2. Krasnoe Znamya 1;
3. Ul’skie;
4. Kostromskoy;
5. Litoy (Melgunov);
6. Perepyatikha;
7. Starshaya Mogila. MÖ 5.yy.;
8. Zavadskaya Mogila 1;
9. Novogrigorievka 5;
10. Raskopana Mogila;
11. Velika Znamenka 1. MÖ 4.yy.;
12. Chertomlÿk;
13. Oğuz;
14. Alexandropol;
15. Solokha;
16. Kozel;
17. Bol’shaya Tsÿmbalka;
18. Kul-Oba.


* Dr.Zaur Hasanov / Azerbaycan.
(also in Russia and English "Royal Scythians")






Hababam Herkül....




Kylix (iki kulplu kadeh), MÖ 480
__________________________

- Senin ne işin var burda?
- Kimin ne işi var burda?
- Senden başka kimse var mı oğlum?
- Dur bir bakayım...aaa yok !
- Ne işin var dedim?
- Nerde?
- Kazanın içinde...
- Bu kazanın mı?
- Hayır başka kazanın...
- Aaa, başka kazan da mı var ?
- Kimsin sen?
- Ben Yahni'yim..
- Ne yahnisi oğlum?
- Ayıptır söylemesi aslan yahnisi..
- Aslan yahnisi mi?
- Evet ama tuzu biraz az oldu..
- Neyin tuzu?
- Yahninin, o kadar da söyledim..
- Ne söyledin?
- Benim külbastım daha iyi olur diye..
- Yapmadılar mı?
- Yok! İlle de yahni diye tutturdular..
- Senden yahni olur mu?
- Olmaz, ama dinlemiyorlar!
- Külbastı da olmaz!
- Olur bak, külbastım çok iyi olur..
- Olmaz!
- Olur, olur..

- Olmaz dedim, olmaz, aslanın ne yahnisi, ne de külbastısı olur! Hem sen ne biçim yahnisin be adam! Tuzun eksik, patatesler iyi pişmemiş... hem söyleyin bana nerde bu yahninin soğanı?
- ... Halk tamamdır arkadaşlar...

- Soğansız yahniye yahni mi derim ben! Önce soğanı ince ince kıyacaksın, sonra tuzla bir güzel ovacaksın, sonra etin, pardon külbastının... olmadı, yahninin üzerine serpeceksin... şey... Tanrım biz buraya niye gelmiştik?

Hababam Herkül




SB.






20 Mart 2019 Çarşamba

Siyavuş ile Alp Er Tonga




Siyavuş ile Alp Er Tonga

Ortalarında Strabon'un "Coğrafya"* adlı eserinde "OXUS - OCHUS", yani "OĞUZ" olarak geçen "Ceyhun Nehri".
Alp Er Tonga'nın sancağında Kün
Minyatür 15.yy - Metropolitan Müzesi
*Strabon, kitap 11.7-8




Siyavush and Alp Er Tonga (Afrasiab) 
by the river Oxus (Amudarya), 
15th c. miniature. - Metropolitan Museum

Siyavush, the son of Kay Kavus ran away from home to Turan, and married the Khagan Afrasiyab's daughter Firangiz.

* Turan = Tur, the root word for Turk, - an plural; Turks, Turan / Turkish Land.
* Khagan = Kağan, ety.Tr., also used as male name/surname.
* Afrasiyab = Alp Er Tonga/Tunga, died in 625 BC. King of Sacae (Saka) Turks.
* Alp = brave warrior, hero, ety.Tr., also used as male name.
* Er = Ety.Tr., meaning man, male, soldier.
* Firangiz = -giz in Firangiz ; gız-kız ; meaning girl, ety.Tr.
* Tomyris of 5th BC, Queen of Massagetae (Big Saka) Turks, who behead the Great Cyrus is the granddaughter of Afrasiyab. 
* Tomyris = ety.Tr., Tomars, Tömür, Tomris ; meaning iron, iron coeur. Also used as female name "Tomris".

* Amu Darya River = Ceyhun today.
In the ancient times called as OXUS - OCHUS, which is OGHUZ (OĞUZ), as in OGHUZ TURKS.

"... and towards the Ochus River..." ; 
"...where the Ochus and the Oxus and several other rivers rise..." 
Strabo 11.7-8



There are 24 Oghuz Tribes, and much more sub-tribes.
Five of them : 
Seljuks Empire - İran and Turkey (of Kınık tribe), 
Ottoman Empire - İran, Turkey and Europe (of Kayı tribe), 
Safavids in İran (of Akkoyunlu - Aqqoyunlu - White Sheep Turkomans - tribe)
Afsharids in İran (of Avshar - Avşar - tribe)
Pechenegs in Europe (Peçenek tribe)

Turkey, Turkmenistan, Azerbaijan, Gagauzia, Turks in Syria and Irak are Oghuz Turks, mixed with other Turkish tribes, like Cumans, Kipchaks, Khazars, Huns, etc.


SB




Eski Türklerde Rütbeler





Eski Türklerde Rütbeler / Kazak Türkçesiyle beraber

* Jüzbası – jüzdik äskerdiñ basşısı. Olar sonımen qatar bütindey bir awılğa da basşılıq jasay aldı.

Yüzbaşı - 100 askerin başı, köyü de yönetir.


* Mıñbası – köne türik jäne moñğolğa ortaq äskerï ataw. Mıñ qoldıñ basşısı. Mıñbasın türkiler bek dep atasa, moñğoldar noyan, arabtar ämir dep atağan. Mıñbasılar äkimşilik basqarw jüyesi men saray isine de aralasa alatın boldı.

Binbaşı - Eski Türk ve Moğollarda ortak isim. Binlerin başı. Eğer Türkse "Ataca", Moğolsa "Noyan", Arapsa "Emir" deniyor.


* Tümen. Bul da türik jäne moñğol ulıstarı arasında asa joğarı äskerï lawazım bolıp sanaldı. Bir tümenge on mıñ qol bağınıştı boladı.

Tümen - Bu da Türkler ve Moğollar arasında yüksek bir rütbe. Emrinde 10 bin asker var.


* Tarxan – eñ joğarğı ataq. Äri türik-moñğol xalıqtarında öte ertede payda bolğan lawazım. Tek aqsüyekter men layıqtı äskerï adamdarğa berilgen. Xannan keyingi ekinşi därejeli ataq bolıp sanaldı. Bul ataqqa ïe bolğan batırlar belgili jeñildikterge ïe boldı. Salıq jïnadı. Wälayattarğa äkimdikke tağayındaldı.

Tarkan - En yüksek ünvan. Türk ve Moğollar arasında en eski pozisyon. Sadece soylu ve hak edenler bu konuma gelebiliyor. Kağan'dan sonra gelen rütbedir. Bu ünvanı hak kazanan kahramanlar bazı ayrıcalıklar alır, vergi toplama gibi. Vali olabilir.


* Sardar – saray isi nemese el şarwasına aralasw quqına ïe bolğan qolbasşılar. Olar xandardıñ senimdi ökili sanaldı.

Serdar - Saray veya ülkeye müdahale etme hakkına sahip olan Kolbaşılardır (komutandır). Hakanların güvendiği temsilcilerdir.


* Bahadür – joğarı deñgeydegi äskerï mansaptardıñ biri. Yağnï bir sözben aytqanda Qabanbay, Bögenbay, Nawrızbay sındı batırlarğa berilgen ataq. Munday jawıngerler jeke tw ustadı, erekşe ülgidegi kïim, patşa nemese xannıñ arnayı ökili ekenin rastaytın arnayı belgisi (köbine qawırsın tağıldı) bar dwlığa kïetin bolğan.

Bahadır - En üst düzey askeri kariyerlerden biridir. Kahramanlara verilir, Kabanbay, Bögenbay, Naurızbay gibi. Bu savaşçılara kağan tarafından verilmiş özel tamgalı tolgası (genellikle tüylüdür) ve sancağı vardır.

devamı: History of Kazakhstan
Berkut Nuresil - 14. Mart. 2019


Aqtaşı – armïyağa qajetti maldı qadağalawşı ofïcer. Yağnï saray mansap ataqtarınıñ biri, onıñ bastapqı fwnkcïyası – qoy bağwşılardıñ üstinen qarawşı, Raşïd ad Dïnniñ jazbasında osı atawmen xannıñ jeke jılqı üyirleriniñ at bağwşısın atağan.

Bularğaşı – äskerï mülikti qadağalaytın ofïcer. Bul da Şıñğıs äskeri ştabınıñ quramında kirgen alpağılardıñ (mansaptardıñ, kızmetterdiñ) biri. Bularğaşınıñ qarawında erekşe jasaq bolıp, olar äskerdiñ köşi (lageri) ornınan qozğalğanda jurt ornında umıtılıp qalğan zattardıñ, qalıp qoyğan jawıngerler men quldardıñ, sonday-aq mal-jannıñ bar-joğın tekseretin bolğan.

Bulğay – işki basqarw men qarjı mäselesi jönindegi ofïcer. 

Jurtşı – ofïcer-kvartïrmeyster, äskerdi ornalastırwşı, qozğalw marşrwtın anıqtawşı. M. Ïvanïnniñ jazwına qarağanda, jurtşı  ofïcerlerdiñ bastığı ewropalıq äskerdegi general-kvartïrmeysterge säykes kelgen. Onıñ jäne onıñ komandasınıñ mindeti: jazğı jäne qısqı äskerï köşterdi ornalastırw, äskerdiñ qozğalwı kezinde de, soğıs qïmıldarı kezinde de köş (lager) toqtaytın orındı tawıp, belgilew, xan men qolbasşılar ordalarınıñ ornalasw ornın belgilew.

Tabaşı – jük tïelgen köşti, tasımaldı qadağalaytın ofïcer.  Şıñğıs xan zamanındağı äskerdiñ ştabındağı ofïcerlik qızmetterdiñ biri, ol, sirä, jorıqqa şıqqan äskerdiñ jük tïegen kerwenine ilesip jürgen jük arqalawşı tüyelerdi qadağalağan bolsa kerek. 

Tarğwşı (targwdjï nemese djargwçï) – Şıñğıs xan zamanındağı äskerdiñ ştabına kiretin şenniñ biri, tarğwşılar mör saqtawşı qızmetin atqarğan, sonday-aq sot, ädil qazı retinde äskerï tender arasındağı dawdı qarap, isterin şeşwşi bolğan.

Tarğwşı (targwdjï nemese djargwçï) – Şıñğıs xan zamanındağı äskerdiñ ştabına kiretin şenniñ biri, tarğwşılar mör saqtawşı qızmetin atqarğan, sonday-aq sot, ädil qazı retinde äskerï tender arasındağı dawdı qarap, isterin şeşwşi bolğan.

Ğalımnıñ aytwınşa, XIII ğasırğa tän köne qujattardan  belgili bolğan bul äskerw atawlar XIV-XVI ğasırlar yağnï Ämir Temir men Babır sarayı jäne Altın Orda zamanında öz mañızdılığın joymağan. Tek mağınalıq jağınan azdap özgerister ğana engizilgen. «Jasawıl», «Ar-tawıl», «Qarawıl», «Aydawıl», «Qaydawıl», «Dombawıl», «Baqawıl», t.b. sözderdi jatqızwğa boladı. Bulardıñ birazı bügingi qazaq tilinde saqtalğan. «-wıl» - moñğol tilindegi «äreket etwşi» degendi bildiretin jurnaq», – deydi Serikbol Qondıbay «Jawıngerlik rwx kitabı» attı kitabında.

Erewil – «uzaq jortwğa şıdamdı, mıqtı» degendi bildiredi, yağnï «desant» nemese «specnaz» sïyaqtı arnayı mağınalı, jattıqqan, bärine tözimdi jawıngerlerdi osılayşa atawğa bolar edi. 

Tosqawıl – jasırın tosıp turıp, tutqïıldan şabwıl jasawğa jasalğan sarbazdar.  

Şığawıl – belgili bir istiñ, ärekettiñ aldıñğı qatarında (şebinde) jüretin adam, avangard. Babır zamanında (XVI ğasır) «şığawıl» dep «xatşını, orındawşılıq qızmetti atqarwşını» atağan.  Şığawıl – adyutant, ordïnarec, denşçïk nemese odan ülken äskerï mansap ataqtarınıñ biri.

Bögewil – jayaw äsker men tankige qarsı kedergi. Jortwıl – jorıq, attanıs. 

Torwıl – şolğınşı. Orıstıñ «dozor» degenine säykes keledi. 

Aydawıl – qılmıstı bolğandardı, sottalğan adamdardı aydawşını osılay dep ataydı. Sonımen qatar soğıs jağdayında qolğa tüsken tutqındardı aydaytın jawınger jasağında «aydawıl» degen.

Qarawıl – moñğolşa xarwwl – «küzetşi, baqılawşı, gawptvaxta» degendi bildiredi, biraq sözdiñ negizinde türkiniñ «qara, qaraw» degen etistikteri jatqanın bayqaw qïın bolmas. Tüsindirme sözdikte «qorğaw, saqtaw, küzet» degen mänge ïe, sonday-aq osı sözdiñ «nısana, mıltıqtıñ közdeytin jeri» degen awıspalı mağınaları da bar.

Kejewil – köne qazaq tilinde «küzet, qarawıl, şolğın» degendi bildirgen, söz tirkesi de saqtalğan, mısalı: kejewil saldı – «qarawıldadı, şoldı, torwıldadı», kejewilşi – «şolğınşı, qarawıl qarawşı, torwşı». Bügingi äskerï baqılawşılardı (voennıy nablyudatel) bir sözben osılayşa atawğa bolar edi, sonday-aq basqa jerlerde de qoldanwğa mümkindik bar.

Baqawıl (bökewil, bakavwl). Bul sözdiñ negizgi mağınası («Babırnama», «Tarïx-ï-Raşïdï», Äbilğazınıñ twındıları) – «patşağa berer tamaqtı tekserip otıratın senimdi adam» degendi bildiredi, tüsindirme sözdikte de osı anıqtama berilgen. M. Ïvanïnniñ köşpelilerdiñ soğıs öneri twralı kitabında «baqawıl» atawına ïe bolğan kisiniñ «äskerge azıq-tülik taratw men saqtawdı iske asırwşı jäne soğıs oljasına kelgen zattarğa öziniñ tañbasın baswşı, oljanı durıs bölwdi uyımdastırwşı» degen qızmet atqarğandığın jazadı.

Tutğaq – til alwşı, tünde jawdıñ küzetşileri men aldıñğı ayğaqşıların ustaw üşin jiberiletin şolğınşı attı qosın tobı. 

Sonday-aq, ol eñbeginde tarxan atağınıñ birneşe deñgeyge bölingenin aytadı: «Apa – tarqan», «Bağa – tarxan» jäne «Boyla bağa tarqan». Serikbol Qondıbaydıñ aytwınşa, Toñıköktiñ Boyla bağa tarqan degen atağı bolğan. Eñ ükeni – tarxan. Eñ joğarı äskerï şen äri aqsüyektik tïtwl. Yağnï  – qazirgi generaldıñ deñgeyindegi lawazım.

Tarqan (tarxan) – türikterdiñ ortasındağı eñ ejelgi belgili äskerï alpağılardıñ biri, osı ataw VI ğasırdıñ qujatında kezdesedi, mäselen, 590 jılı köktürki qağanı Dïzabwldıñ sarayına vïzantïylik Yustïn patşadan elşi bolıp kelgen Zemarx elge qaytwğa ruqsat alğanda, türki qağanı onıñ qasına tarxan şenindegi Tagma degen köktürki ofïcerin öz elşisi retinde ertip jiberedi (Memander, Excerpt de le Legationibus). «Tarxan» sözi äskerï alpağı retinde Orxon-Enïsey jazbalarında, «egemen xaqığa ïe iri aqsüyekter men bïlewşilerdiñ tïtwlınıñ atı» retinde Maxmut Qaşğarï sözdiginde de kezdesedi.

Kitap avtorı öz eñbekterinde Maxmut Qaşğarïdıñ sözdiginde ğana kezdesetin köne ataqtarğa da toqtalıp ötken. Solardıñ biri – Jortıq (yortuk) lawazımı. Ğalımnıñ payımdawınşa, köbine orta azïya xalıqtarına tän  «yortük» lawazımı xannıñ qorğawşılarına berilgen.

Ağınşı. Maxmut Qaşğarïdıñ sözdiginde ağınşılar dep «duşpandı tünde barıp, tutqïıldan basatın äskerdi» yağnï ağındı, uşqır äsker tobın atağan. 

Yalıman – basqınşılıq jortwıl degendi bildiredi. 

Jizek (yizek). Äskerdiñ aldında jüretin şolğınşı top. «Bul – kädimgi, ewropalıq dästürde qoldanılğan «pïket» söziniñ twra balaması bolıp tabıladı» deydi ğalımnıñ özi.

Nebarı 35 jasında ömirden ötken jas ğalım Serikbol Qondıbay bul eñbeginde «Qazaqtıñ töl jawıngerlik kodeksi» bolğanın aytadı. Sonımen qatar rıcarlıq, «Sıpayşılıq», «Saltıq – rıcarlıq», «Şınjırlı tuqım», «Ïnaq», «Ïnanşı», «Tegin», «Tarxan», «Apa», «Şad», «Apa –Tarxan», «Bağa», «Buyrıq», «Öge buyrıq», «Ağışı», «Ordwbaşı», «Juğrışı», «Şabwşı», «arqışı», «Qulabuz», «Tüksin», «Tayañın», «Ïalafar», «Ïalabaşı», «Jabğı», «Idıqut», «Elteber», «Elbilge», «Elteriş», «Tamğaşı», «Bulğay – ağa», «Twtwk», «Rakabdar», «Möherder», «Dastwr», «Moswl», «Mulazım», «Muqtasïb», «Wäzir», «Xan», «Sardar», «Sarbaz» tağı sol sekildi köne türkilik äskerï ataqtar men mansaptardı bildiretin sözderdiñ mağınalarına taldaw jasağan.  Äri bul atawlardıñ tüp nusqasına taldaw jasay otırıp, qazirgi zaman talabına say qayta jañğırtw jolın usınğan adam.  Mäselen, memlekettik xatşını – Tamğaşı, Premer-mïnïstr lawazımın Elteris,  Joğarğı sot jäne onıñ basşısın Jarğan nemese Jorğın dep atawğa bolatının körsetken.


Aytpaqşı, bul eñbeginde qazirgi mïnïstrlerdiñ köne türki tilinde Ïnanşı dep atalğanın aytadı. Işreki ïnanşı – işki ister mïnïstri, Jasawıl  ïnanşı Ädilet mïnïstri, Sırtıraq  ïnanşı – Sırtqı ister mïnïstri, Erdem  ïnanşı – Mädenïet mïnïstri, Ordwbaşı – Prezïdent äkimşiliginiñ basşısı tağısın tağılar...



Bu makalenin de Türkiye Türkçesine aktarılması dileği ile...
SB

ikinci bölümü
Noyan 
Nöker
Bektemis - Beklemiş
Alpawıt - Alpağüt
Sypay (Sipahi)
Läşker, lasker, ğasker (Kazasker)
Gusar (Husar)
Ulan

Berkut Nuresil - 23 Mart 2019

Ulan Bator, the capital city of Mongolia
Mongolia was once the center of Turkish Khaganate
Улаанбаатар, Ulaanbaatar
The meaning is "Red Hero", called after their hero "Damdin Sükhbaatar"

BATAR/BAATAR : Etymology Turkish 
(that does not mean the hero Sükhbaatar is Turkish, only the word Baatar is Turkish)
- Bator-Batur / Bahadır (reading -ı as -y) - Bagatır / Bağatur (Baghatur) / Badır - Batır
- Meaning hero, brave warrior. Also a military rank.
Persian : Bahador
Russian : Bogatir
Today; Batu, Batı, Batur, Bahadır : male names among Turks.


and
TARKAN/TARHAN - TÜMEN

TARKAN; Turkish of etymology,
meaning: A high rank in the military, iron masters, noble. Also the root word for Turk (Tur/Tar)
which we see in BC times in Anatolia and İtaly (Etruscan):

- Tarhun, also spelled Taru, Tarhu, Tarhunt, Tarhunna, orTarhuis, ancient Anatolian weather god. His name appears in Hittite and Assyrian records (c. 1400–612 BC) and later as an element in Hellenistic personal names, primarily from Cilicia. Tarhunt was the Luwian form and Tarhun (Tarhunna) probably the Hittite, from the common root tarh-, “to conquer.” .. "In art Tarhun’s symbol was a three-pronged thunderbolt..." - britannica

As the Britannica explained "..probably the Hittite"... "or Luwian" is false information. "Tarkandemos" as Cilician name or god in Hittite, which was also found by Schliemann in Troy, "Tarquin" as king title and royal name in Etruscan world is Turkish of origin!
[read also ; Hyde Clarke (1815-1895, was president of Anatolia Academy)]

The symbol of "Tarhun" is to be seen in Crimea Tatar-Turks Flag and as marks among Turkish tribes.




and TÜMEN as in
"Tyumen" Region in Russia
or military rank among AVAR Turks in Europe

SB.


Who Where The Ancient inhabitants of Asia Minor? 



*****

ENG.

Turkish world: military titles I
Burkit Nurasyl
History of Kazakhstan, 14.03.2019

State Secretary - Tamgashi, the position of Prime Minister can be called Elteris, the Supreme Court and its head can be called Zhargan or Jorgyn

Usually, when we talk about the military life of the nomadic Kazakh society,   we limit ourselves to ten or twenty ancient names such as onbasi, zhuzbasi, thousandbasi, tumenbasi , bek, begler beg (Commander-in-Chief) or tarkhan . However, many of us do not take into account that the Turkic tribes, such as Saka and Hun, who dominated the vast steppes and built huge empires several times, had their own military order and laws.

Strict military reform, collective responsibility, in the collection of field laws, which became known as the "Great Army" law of Genghis Khan, "Kasym Khan's Kaska Zholy", "Esim Khan's Old Way", "Seven Charters" of al-Tauke, "Abylai's Black Way", There was an unshakable military hierarchy based on such values ​​as loyalty to trust and oath, caution against treachery and abuse, obedience to orders and their unconditional execution. For example, even an ordinary soldier had a certain level of dominance over representatives of other classes. The military structure of the nomads was formed by a well-known system. And it was divided into three bases - the right wing, the left wing and the central part. These military camps consisted of tens, hundreds, and thousands (tumens). He obeyed personal commanders. The commanders continued to go straight to the khan, to the khan...

Now let's look at the most frequently mentioned positions related to the composition and management system of these military units:  

The part of society adapted to any emergency, that is, to the field of defense, was called warriors . They had to obey their commanders and carry out the given order without fail. A soldier who underwent special military training was called a soldier . The leaders of the military unit consisting of such warriors and sardars were considered commanders.

The leader of a combat group consisting of ten or slightly more (usually 12 fighters) was called a ten . In the Middle Ages among the Turkic peoples, these military positions were designed to perform certain tasks. The tenth was subordinated to the centurion.

A centurion is the head of a centurion army. They were also able to lead an entire village.

Myngbasi is an ancient Turkic and Mongolian military name. Head of a thousand hands. The Turks called Mynbas Bek , the Mongols called it Noyan , and the Arabs called it Amir . Minbasis could also intervene in the administrative system and palace affairs.  

Down. This was also considered a very high military position among the Turkic and Mongolian nobles. Ten thousand hands will be subject to one tumen. 

Tarkhan is the highest title. And it is a position that appeared very early in the Turko-Mongol peoples. Only given to nobles and worthy military men. It was considered a secondary title after Khan. Heroes who received this title received certain benefits. Collected taxes. Appointed to governorate of provinces.

Sardars are commanders who have the right to intervene in court affairs or country affairs. They were considered the trusted representatives of the khans.

Bahadur is one of the top military careers. That is, in a word, the title given to heroes like Kabanbay, Bogenbay, Nauryzbay. Such warriors carried their own flags, wore distinctive clothing, and wore helmets with a special insignia (usually a feather) confirming that they were special representatives of the king or khan.

Similarly, there were military positions such as alaman, shora, til, shabarman, and esaul. This title (esaul), which appeared in the 16th century, was awarded to security guards, soldiers who guarded the door of the khan or who performed during special ceremonies.

Of course, military titles and honorable positions of nomadic Turks are not limited to this. There is no doubt that today there were job titles that have become archaic and have completely disappeared from consciousness. For example, the well-known scientist Serikbol Kondybai mentions many job titles typical of the ancient Turkic era in his book "Warrior Spirit Book". According to him, Kazakh military history and military culture have been formed since ancient times. After all, it is impossible to maintain a huge armed force adapted to a nomadic existence without a certain discipline, structure, military titles and positions approved by decree. 

The scientist divides the history of Kazakh military history and military culture, including terminology, into the following conventional periods:

The first is ancient times (centuries and millennia before the 5th century BC);

The second is the Turkish era (VI-XV centuries AD);

The third is the Kazakh era (XV-XX centuries).

That is, each period had its own military titles and ranks. Now let's talk about that data:

Aktashi is an officer in charge of livestock needed for the army. That is, one of the palace career titles, its original function is the overseer over the sheep herders, in Rashid al-Din's writings, the shepherd of the khan's personal horse herds was called by this name.

Bularachi is an officer in charge of military property. This is one of the areas (careers, services) included in the headquarters of Genghis army. There was a special squad under the supervision of the latter, and when the army moved (camp), they checked for the presence of forgotten things, soldiers and slaves, as well as livestock.

Bulgai is an officer in charge of internal management and financial issues.

A civilian is an officer-quartermaster, deploying troops, determining the route of movement. M. According to Ivanin's writings, the chief of public officers corresponded to the quartermaster general in the European army. The task of him and his team: to place summer and winter military marches, to find and mark the place where the march (camp) will stop both during the movement of the army and during hostilities, to mark the location of the hordes of khans and commanders,

Tabashi is an officer who oversees the movement of goods. One of the officer positions in the army headquarters during the time of Genghis Khan, he probably supervised the burden-carrying camels that accompanied the loaded caravan of the army on a campaign.

Targushi (targuji or jarguchi) is one of the ranks of the army headquarters during the time of Genghis Khan.

According to the scientist, these military names known from the ancient documents of the 13th century did not lose their importance in the 14th-16th centuries, that is, in the times of Amir Temir and Babur Palace and the Golden Horde. Only minor changes have been made in terms of meaning. "Jasaul", "Ar-taul", "Karaul", "Aidaul", "Kaidaul", "Dombaul", "Bakaul", etc. words can be attributed. Some of them are preserved in today's Kazakh language. "-ul" is a Mongolian suffix meaning "doer", says Serikbol Kondybai in his book "Warrior Spirit Book".

Eruyul means "strong, enduring for a long campaign", that is, special meaning, trained, resistant to everything, soldiers like "paratroopers" or "spetsnaz" could be called this way.

A barricade is a soldier trained to ambush and ambush.

 Shygaul is a person who is in the forefront (line) of a certain case, action, vanguard. In Babur's time (XVI century), "secretary" was called a "secretary, an executive". 

Shygaul is one of the military career titles of adjutant, orderly, denschik or higher.

Bogueil is an obstacle against infantry and tanks.

Jhortuyl is a trip, a departure.

Torul is a browser. Corresponds to the Russian word "dozor".

Idaul is the name of a person who drives away criminals and convicted people. At the same time, the military unit that drives captured prisoners in wartime is called "drive".

Караул - Mongolian золн - means "watchman, monitor, sentinel", but it will not be difficult to notice that the Turkic verbs "to look, to look" are at the root of the word. In the explanatory dictionary, it has the meaning "to protect, preserve, guard", and this word also has alternate meanings such as "a target, a place where a gun aims".

Kezheuil means "guard, watchman, scout" in the ancient Kazakh language, the phrase is also preserved, for example: kezheuil sal - "guarded, watched, watched", kezheuilshi - "watchman, watchman, watchman". Today's military observers (военный оставлен) could be called this in one word, and it is possible to use it in other places as well.

Bakaul (bucket, bakavul). The main meaning of this word ("Babyrnama", "Tarikh-i-Rashidi", Abilgazy's works) means "a trusted person who checks the food given to the king", this definition is also given in the explanatory dictionary. M. In Ivanin's book on the war art of the nomads, it is written that the person who received the title "bakaul" served as "a person who implements the distribution and storage of food for the army, who puts his mark on things that came as war booty, and organizes the correct distribution of the booty."

Traps are scouts, sent at night to capture enemy guards and advance witnesses.

Also, in his work, he says that the title of tarkhan is divided into several levels: "Apa - tarkhan", "Baga - tarkhan" and "Boyla bag tarkhan". According to Serikbol Kondybai, Tonkykok had the reputation of Boila price. The most common is tarkhan. The highest military rank and aristocratic title. That is, a position at the level of the current general.

Tarkan (Tarkhan) is one of the oldest known military districts among the Turks, this name appears in a document of the 6th century, for example, in 590, when Zemarch, who was an ambassador from the Byzantine king Justin to the court of the Blue Turk Khagan Dizabul, was allowed to return to the country, the Turkish Khagan brought with him a Blue Turk named Tagma of the rank of Tarkhan. sends his officer as his ambassador (Memander, Excerpt de le Legationibus). The word "Tarkhan" can be found in the Orkhon-Yenisei records as a military domain, and in the dictionary of Mahmut Kashgari as "the name of the title of great nobles and rulers with sovereign rights".

In his works, the author of the book also touched on the ancient names found only in Mahmut Kashgari's dictionary. One of them is the position of Zhortyk (yortuk) . According to the scientist, the position of "Yortuk" typical of the peoples of Central Asia was assigned to the khan's defenders.

Streamer. In the dictionary of Mahmut Kashgari, streamers are called "an army that goes to ambush at hostile night", i.e., a group of swift troops.

Yalyman means invasion campaign.

Yizek (yizek). A reconnaissance group that goes ahead of the army. "This is a literal equivalent of the word "picket" used in the European tradition," says the scientist himself.

Serikbol Kondybai, a young scientist who died at the age of 35, says that this work contained the "Native Martial Code of Kazakhs". Also chivalry, "Courtesy", "Tradition - chivalry", "Chain seed", "Inak", "Inanshi", "Tegin", "Tarkhan", "Apa", "Shad", "Apa - Tarkhan", " Baga", "Bayal", "Ogebayal", "Agysy", "Ordubashi", "Jugryshi", "Shabushi", "Arkysy", "Kulabuz", "Tuksin", "Tayanyn", "Ialafar", "Ialabashi" ", "Zhabgyi", "Idykut", "Elteber", "Elbilge", "Elterish", "Tamgashi", "Bulgay - brother", "Tutuk", "Rakabdar", "Moherder", "Dastur", "Mosul" ", "Mulazym", "Muktasib", "Vazir", "Khan", "Sardar", "Sarbaz" and so on, analyzed the meanings of the words that denote ancient Turkish military titles and careers. And he is the person who, analyzing the original version of these names, proposed a way to modernize them according to modern requirements. For example, the state secretary can be called Tamgashi, the post of Prime Minister can be called Elteris, the Supreme Court and its head can be called Zhargan or Jorgyn.

By the way, in this work, it is said that the current ministers are called Inanshi in the ancient Turkic language. Ishreke Inanshi is the Minister of Internal Affairs, Zhasaul Inanshi is the Minister of Justice, Syrtyrak Inanshi is the Minister of Foreign Affairs, Erdem Inanshi is the Minister of Culture, Ordubashi is the head of the Presidential Administration...

To be continued...

***
Turkish world: military titles II
Burkit Nurasyl
History of Kazakhstan, 23.03.2019

The "Kazakhstan tarihy" portal will continue to introduce readers to the military structure and system of the nomads. Military similarities between nomads and European countries
            
We offer you the name of the cavalry armed with bows of Genghis Khan and his descendants

Noyan : In Mongolian, the word "noeon" means lord. 11-12 centuries. - aristocratic clans, 13-14 centuries. - princes, centurions, centurions, 14-17 centuries. - feudal lords, 17-20 centuries. - various high-ranking military personnel are called noyan. At one time, begs and emirs were also called noyan.

Servant: Means "friend", "companion" in Mongolian. Servant militias serving the nobility. During the war, they served as soldiers. In peacetime, he served as a guard, a palace official.

Bektemis or Beklemish: In the dictionaries of Radlov and Budagov, this word is defined as "head of the night watch station".

Alpaut or Alpagut: An old Turkic military rank name. In the Turkish dictionary, this word means brave hero. In the Kultegin poem, there is the word alpagu, which means rank, rank.

Sherik , is an ancient name meaning soldier, warrior. Often used in Mahmut Kashgari dictionaries. Before Bertin, people colloquially referred to the army as comrades.

Polite : In the encyclopedic dictionary, sypa or sypai is the head of the country in state affairs, owner; is indicated as a military officer, soldier. X called his mercenary soldier "sipay" in Hindi and Urdu. Also, in the Ottoman Turkish Empire, there was a military term like "sipay" (sipah, spakh, spahi, spagi).

Lashker, lasker, or soldier : In the Kazakh language, the term "armed force, armed force, soldier, squad" is a general term. Today it is used as the main synonym of the word "army".

Over time, such Turkish titles began to fade from the national consciousness. In particular, individual names such as "Aktashi", "Tabashi", "Bulgarshi" went out of circulation very quickly. In its place, the names "sardar" and "soldier" appeared, meaning the concept of generality. That is, there was a tradition of calling a member of any combat unit and individual soldiers in general "soldier", the leader of a unit, group (ten, hundred, thousand, etc.) as "sardar".

According to Serikbol Kondybai, this was influenced by the political situation in the 18th and 19th centuries. "Sardar and soldier are concepts of the last period of statelessness in the Kazakh tradition. In the 18th and 19th centuries, the Kazakh state was permanently lost. Accordingly, maintaining a permanent army or professional fighting style disappeared. Old military names are also being forgotten. Amangeldi Imanov, a well-known person who received the title of sardar on behalf of the Kazakh people. During the national liberation uprising of 1916, the soldiers of the Amangeldi sardar were divided into tens, hundreds, and thousands, they were led by tens, hundreds, and thousands, and the general army was led by the sardar, that is, Amangeldi himself.

It is interesting that the word "sardar" is found in the vocabulary of some countries. During the Ottoman Empire, the army commander was given the title of "sardar". This was the name of the commander of the Egyptian army before entering the British colony. Similarly, tribal leaders and influential officials are still called sardar in Iran and Afghanistan.

By the way, modern military terms such as regiment, gaidamak, and hussar are based on the Turkish concept. The author makes an in-depth analysis of this in the book "Warrior Spirit Book". In the Babyrnama song, the word "Bulyk" means an administrative territory, a part. This word was transferred to the Russian-Ukrainian languages ​​in the form of "regiment" during the Kipchak-Polovet or Golden Horde era. And it has become the main title of the military structure in these languages. The word "regiment" is considered to be the name of the parts of the military order and location of the military unit of the 13th-17th centuries in Russia. The whole army, the camp usually consisted of 5-7 regiments: large, front, right and left wings (hand), guard, barrier regiments and scout regiment (ertoul). This military order was transferred to the Russians, probably from the nomads. Regiment-type military units appeared in Russia and Europe (Germany, France, Sweden) in the 16th and 17th centuries.

Similarly, the root of the word "gaydamak" is the ancient Turkic concept of aydamak. According to the definition of S. Kondybai, the name "gaydamak" is the name of a participant in the people's liberation movement in the Volyn and Western Podolia regions of Ukraine in the second half of the 18th century (1734, 1750, 1768). In the army of the Ottoman Turks, units of herders were called gaidamak. In addition, this word means attacker in Turkish.

Hussar : In Hungarian it is called huszar (birds). A type of cavalry (cavalry). For the first time in 1458 In Hungary, aristocracy appeared as the name of a special cavalry unit. In the 16th century, the Poles adopted this term and type of military unit for their army. Poles called "hussars" a special heavy cavalry made up of aristocrats. Regular hussar regiments were formed in France, Austria, and Prussia in the late 17th and early 18th centuries and were used as light cavalry units that conducted combat operations in the rear and flanks of the enemy, scouting, and tracking the fleeing enemy. Hussars kept their importance until the middle of the 19th century, when they were abolished due to the abolition of the distinction between cavalry, and the name hussar was preserved in some armies only as a continuation of tradition.

Ulan: In the 13th and 14th centuries, in the armed forces of Chinggis Khan and his descendants, "Ulan" was the name given to cavalry armed with hooked spears, as distinguished from cavalry armed with bows. Nowadays, this word refers to a type of light cavalry. In our country, the guard is called Ulan.

In the 18th century, Ulan regiments began to be formed in Austria and Prussia, and in France at the beginning of the 19th century. It was first established in Russia in 1803.

Ulans were mainly armed with swords and hooked spears. Later he had a gun. From the middle of the 19th century, they began to be equipped with carbines. The peculiarity of their clothing was a headdress with a square top, called "ulanka" in Russian. The author says that it is based on the headdress of the Nogai ("Tatars").


___