9 Ağustos 2020 Pazar

Saka Türkü Buda ve Kuşanlar

 


Saka Türk boyundan olan "Bilge Öğretmen" Siddartha Gautama Buda (MÖ 623-543) bir Saka tiginidir. Hindistan'da Saka Türkleri "Shakas" ya da "Sakya" olarak geçer. Buda, Saka Türkleri tarafından Bur Kağan - Bur Han olarak adlandırılmış. Burhan/Bürhan sözünün Arapçadan geldiğini ve delil, güçlü kanıt, tanrısal aydınlık anlamına geldiğini savunanlar Bür/Bur hecesiyle Türkçede türetilmiş birçok özel isim olduğunu unutmaktadır ki Dede Korkut, Kaşgarlı, Eski Yazıtlar ve Uygur yazıtlarında geçtiğinin de farkında değildir; Örneğin, Babur/Babür, Bürgüt/Bürküt, Baybüre, Burçak, Burslan, Burulday, Burkay, Bürkek, Burhân, Burcu, Burla, Bürçü, Burguçan, Burçin... v.s. gibi, ya da Burta gibi Türk adları var ki birçoğu hâlâ Türk dünyasında kullanılıyor. Buda'nın anlamı da aydınlanmak demektir. Sorguluyoruz o zaman; O tarihte (MÖ 5.yy) Arapçanın o bölgede ne işi var? Ayrıca Moğolca'da da Burkan derler, ancak o da Türkçe kökenli; Bur Kan/Han - Bur Kağan gibi... Ve Türkçe olan Kağan sözünün de Hindistan'da Khan olarak kullanıldığı biliniyor. Bu arada Türkçenin Akadca ve onun torunu olan Arapça üzerinde etkisi olduğu da...



Budizm Kuşhanlar ile Orta Asya'ya yayılmıştır.
Sivri başlığı ile bir Kuşhan, Sakalardan geldiklerine en güzel kanıttır.


Filozof dedikleri Toxaris, Anacharsis ve Abaris gibi Şaman/Kam çıkaran Sakalar, Buda'yı da çıkarmıştır. Bir diğer filozof ise Ammonios Saka'dır (MS 2.yy). O da Mısır'a göçen Saka Türklerinden gelir. [Prof.Dr. Mehmet Bayrakdar, Yunanistan'da Saka Türkü Üç Filozof]


Birçok "bilimadamı" Sakaları-İskitleri "İranî" sayar, ancak gerçek hiç de öyle değildir! Hindistan'ın ilk başbakanı C.Nehru (1889-1964)'den aktaran Prof.Ağasıoğlu : "Doğu'ya giden Sakalar hakkında C.Nehru şöyle der :  - Sonra Saka akını başladı. Onlar sayıca çok idiler. Hindistan'ın kuzeybatı bölgelerine yayıldılar. Sakalar Türklerin büyük, göçen boylarındandı. Onları da öz yerinden başka bir büyük boy olan Kuşanlar çıkarmıştı - ". [Prof.Dr. Firudin Ağasıoğlu, Lidya Kralı Krez Azerbaycan'da]. 

Aynı şeyi Gandi de söylemiştir: "Hindistan bir anadır ve iki çocuğu vardır; Biri Hintliler, diğeri Türkler."


Kazakistan'dan Prof. Dr. Karjaubay Sarthocaoğlu da ; "Avrupa merkezli araştırmacıları Sakaları (İskitleri) İranlıların atası olarak nitelendiriyor, aslında onlar Türk halklarının atasıdır. Son yıllarda Avrupa merkezli araştırmacıların çalışmalarını inceleyenler, bunların çok fazla hata içerdiğini ve bilimsel dayanağı olmadığını kanıtladı. Tarihsel veriler, destan ve efsaneler, etno-kültürel kimlik, arkeolojik ve dil açısından, antik dönem Sakaların torunlarının Türkler olduğunu ortaya koymuştur" demektedir. [Karjaubay Sarthocaoğlu]


Batılılar, Hindistan'daki İskitlere "İndo-Scythian", yani Hint İskitleri demekte, ancak herhangi bir tarihçi eğer İskitleri/Sakaları İranî gösteriyorsa "İranî" denmesini dikkate almayacağız! Hindistan'ın kronolojisini anlatan ve Kaşmirli Kalhana'nın 12.yy'da yazdığı "Rajatarangini (Nehir Kralları)" adlı eserde, Kuşhanlara Turuşka (Turushka) denildiği, Turuşka sözünün de Türkler için söylendiği de bilinmektedir. Bu arada Kaşmirliler değer verdikleri bilginlerine yerel ad verirdi ki Kalhana adı da Sanskritçe değil yerel bir addır. [Prof. K.N.Dhar, Kalhana - The Chronicler] Bununla birlikte "Kavi Bilhana" adında da 11.yy'da yaşamış şairleri de bulunmaktadır. Buradaki Bilhana, yani Bil Han da tıpkı Sumerli Bilgemiş ya da Göktürk Hakanı Bilge Kağan'daki gibi Türkçedir.


Bilhana'nın hayatını anlatan 1948 yapımı filmin afişi


Aşağıdaki görselde Saka-Türk Kralı Azes (Scythian Azaz olarak da geçer)'e ait iki sikke.

Türk oturuşu ve Türk savaş geleneğine göre atının kuyruğu düğümlüdür. Azes'in bir elinde kuş var , ya Türk sanatında sıkça kullanılan avcı betimlemesi ya da ölüm, taşbabalardaki gibi ruhu kuş olup gitti, demek. Diğer elinde de devleti temsilen Kurt Ağzı dedikleri sancak bulunmakta. Kral Azes öldükten sonra Sakaların hakimiyeti bitmiş ve Kuşanların hakimiyeti başlamıştır ki MS 6.yy'a kadar devam eder. Devletin resmi dini olan Budizmi Orta Asya'ya adları bir kişi adından gelen Kuşanlar yaymıştır.

 Bu tamgalar Kırım-Tatar tamgalarıyla da benzerlik gösterir.

Pakistanlı bilginler bile Saka/İskitler ile Kuşhanların Türk kökenli olduğunu bildirilerinde sunmuştur.

"This was followed by the conquest of Sakas or Scythians and Kushans (120 BC - 200 AC). Scythian remains unearthed at Banbhore (the old port of Debal) indicate that they had advanced far to the south of Sind. Both Scythians and Kushans were of Turki origin and they conquest also..."

Sind a Historical Perspective By Dr Nabi Bakhsh Khan Baloch



Sömürge politikası güden Oxford bile itiraf eder: Kuşhanlar Türk kökenli.


Kısaca Buda Sakalardan gelir, Sakalar ve Budizmi yayan Kuşhanlar Türktür. Buda'nın "Three Jewels" dedikleri "Üç Hazine-Mücevher" betimlemesi Göktürk abecesindeki Ant sesini veren damgadır ki bugün çintemani olarak da biliniyor. Swastika olarak bildiğimiz ve Buda heykellerinde sıkça rastladığımız Oz damgası ise tüm Türk dünyasında tanrıyı temsil eder ki, Büyük Ayı'nın Kutup Yıldızı etrafındaki mevsimsel döngüsüdür. Kağan'ın tahta çıkmasını, tanrının yeryüzündeki görseli/temsili ya da tanrıyla bütünleşmek anlamına da gelir.


Semra Bayraktar (SB)


Türkçe - İngilizce karışık kaynaklar:


*** "Tanrılaştırılmış Buda gerçekte Aryan değil, Turani kökenlidir." [Forlong, Faiths of Man, Cilt 1]


*** "Hindistan'da Budizm Türkler geldikten sonra yayılır... Kendisi bir Saka prensi idi... Hintliler ona Türk Tanrısı derken, Türkler ona Tengri Burk-Han, yani Tanrı'nın Elçisi derdi. Bu sebeple her zaman mavi gözlerle betimlendi, çünkü Türkler de mavi gözlü idi..." [Murad Adji]

[ Buradaki mavi gözlü Türkler Kıpçak Türklerdir, ki Hindistan Kıpçak Türkleri tarafından yönetilmiştir. Sakaların arasında mavi göz, açık renk ten ve kızıl/sarı saç görülmekte. Çünkü Tarım Havzasında bulunan mumyalar bu özellikleri taşır. Bunların arasında da Türk var, ve en güzel kanıt ise 3500 yıllık pantolonun üzerindeki damgadır. Bu betimleme, pantolon bulunmadan önce de Türk kilim, halı ve örgüde kullanılıyordu. - SB]


İngilizcesi:

[Buddhism arose in Hindustan after the Turks had come there. Seekin the meaning of life, a certain man now known as Siddartha Gautama (Young prince of the Sakya people in what is now modern Nepal, born in the sixth century BC, known as the Buddha) came to the conclusion that Monotheism is impossible (apparently in a continuation of the spiritual dispute that originated in the Altai at that time)... The native Indians called Buddha Shakyamuni, which literally means 'Türkic God'. And the Turks called him Tanghri Burkhan, i.e. Tengri's Messenger. That's why he is sitll drawn with blue eyes, the same as all other Turks... In Nepal, near Rummindei, there is a column where the name of the founder of Buddhism is carved - the name of a human being from Shakya family who came from the North. The column was raised in the 3rd century BC. It marks the place where Buddha Shakyamuni, 'the sage from Shakya family' or the 'Turkic God' was born. The king Kanishka complemented the Buddha's image on coins with the incription 'Sakamano Boddho' and 'Bogo Boddho'. The first incription emphasized the belonging of Buddha to the Turks, and the second is translated as 'God Buddha'. That is to say that starting from the 1st century AD Buddha was identified with Tengri, which was logical for the Northern Hindustan and Middle East, which were absorbing the Altaic Culture." 

[Murad Adji]


*** BURKAN - BURK HAN - BUR HAN

Murad Adji'nin söylediklerini destekler.

"Burqantïn ö?i 'except Buddha (Burqan "Buddha')"

[Türkic Languages, Linguistics Institute, USSR Academy of Sciences, Old Türkic - Russian Dictionary (OTD), Science Publishing, Leningrad Branch, Leningrad, 1969, Editors V.M.Nadelyaev, D.M.Nasilov, E.R.Tenishev, A.M.Scherbak, Affixes and analytical constructions.]


*** "His actual name was Siddhartha, and in his family he was known as Gautama. He was born in 560 BC in a grove called Lumbini. His father, Suddhodana, was the king of the Sakya tribe, who ruled over Kapilavastu in Nepal. His mother Mahamaya died when he was only seven days old. The Sakyas were not Aryan, but of Turanian descent. Unquestionably it is amongst the Turanians where Buddhism found the most acceptances."

[Making of the BuddhaP K Chhetri, 2015]



*** "Mauryan Emperor Ashoka and others sent Buddhist preachers up to Central Asia and many of the tribes there became Buddhists. Turkic tribes like Sakas, Kushanas, when they settled on India's borders and inside it also adopted languages and religions of Hindustan.... After the collapse of Mauryan Empire in 3rd century BC, a number of Central Asian Turkic tribes, known as Sakas in India and Scythians in West, came to Hindustan and settled down there... Kushanas became Budhists and Kanishka spread this religion in Central Asia and elsewhere. Other major tribe which entered later in 6th Century AD were Huns, a branch of Hephthalis or white Huns, whose first king came to be known as Toramana in early 6th century and whose son Mihirakula was a patron of Shavism, a branch of Hinduism..." 

[Contribution of Turkic Languages in the Evolytion and Development of Hindustani Langauges, by K. Gajendra Singh, New Delhi,India, (1992-96 Ankara ve Azerbaycan'da büyükelçi, bugün Indo-Turkic Studies'in başkanı)]


*** " Anyhow, the early legends of Buddha's previous history seem to have been carried away to Cabul, as if he had lived there. This, again seems to favour the Turanian origin of the Sakyas as a race... Buddhism was not a purely indigenous religion of India, but derived from a fusion of Turanian and Aryan elements...."

[Samuel Beal, Abstract of Four Lectures on Buddhist Literature in China. (Doğu bilginiydi, Budizmin ilk kayıtlarını doğrudan Çin'den tercüme etmişti.]


*** "Troubled at the prospect that the Buddha's racial classification as Aryan might irrevocably align him with European civilization, Inoue* contended instead that the Buddha's tribe, the Sakyas, was actually a subgroup of the Scythians described in ancient Greek histories. These he linked to the Sai (Saka) tribe and the Yuezhi described in ancient Chinese records - meaning, he claimed, that the Buddha's people would be members not of the Aryan race, but of the Turanian. Conveniently, Inoue continued, the mixed race that had emerged on the Japanese archipelago in ancient times incorporated a large admixture of Turanian stock."

[Prof.Micah L. Auerback, A Storied Sage: Canon and Creation in the Making of a Japanese Buddha. kitabından . Inoue Tetsujirö (1855-1944) ise, Filozof  "To What Race Does the Buddha Belong? - Shaka wa ikanaru shuzoku nar ka - 1895]


*** "Scythian Mauas", "Scythian Azaz" olarak bahseden Sir Alexander Cunningham (The Bhilsa Topes: Or, Buddhist Monuments of Central India. Cunningham), Hindistan'da yapılan arkeolojik araştırmaların babası olarak bilinir. ancak o da İskitleri İranî dilli sayar, dikkat! (Hindistan ve Pakistan İskit/Sakalara Türk derken, bu "kibirli Batılılar" kendilerini tek uzman olarak görüp haklıymışcasına ve ısrarla İranî yapmakta! Ben en çok da, bizim bilginlerin bu batılılara biat etmelerine kızıyorum!) Bu çalışmadaki en güzel şey ise Budistlerin kutsal anıtlarının "KURGAN" benzeri olması ve TOPE olarak adlandırılmasıdır. Çünkü TOPE Türkçedir ve TEPE sözünün kendisidir. Pelasglarda da, Amerika Yerlilerinde (Alaska) de TEPE sözü görülür.


Fergusson'a göre bu TEPELER (TOPELER) en erken 1.yy ila 4.yy arasında tarihlendiriliyor.

TEPELER Buddha'yı anmak için inşa edilmiştir.

Kervan yolu boyunca da Buda için anıtlar yapılmış, heykeller dikilmiştir.

Kanişka'nın kendisi Budizmi seçmemiş olsa da halkı için Budizme büyük önem vermiştir.

Sikkelerin üzerindeki yazıtlarda çoğu Yunan abecesi kullanılmış olsa da dili "bilinmeyen bir dil" olarak sınıflandırılmış.

Bunu da söyleyen A.Cunningham'dır!

Bu "tanımlamak istemedikleri dil" tabi ki Türkçedir.

Kanişka (MS 120) sikkesi örneğinde gördüğümüz gibi

Solda: Elinde sancağı ile Kanişka bir sunu yaparken

Sağda: Büyük İskender'in gelişiyle etkilenen kültür Güneş Tanrısı Helios'u betimlemiş ki Buda da bir Güneş (Aydınlatan) olarak tanımlanır. Ancak bunu sadece "Yunan" kültürüne bağlamak da yanlış, çünkü Hakasya'da bulunan Okunev-Türk kültürü hem daha eski hem de Sakaların atalarına ait güneş sembolleri bulunmaktadır.

Yazıtta Yunan abecesi kullanılmış ancak BAŞİL (Basil-eus) yazdığı görülmektedir ki Türkçedir "Kralların Kralı" anlamına gelen "İlbaşların/beylerin İlbaşı" demektedir.

Early gold coin of Kanishka I with Greek language legend and Helios. (c. 120 AD). Obverse: Kanishka standing, clad in heavy Kushan coat and long boots, flames emanating from shoulders, holding a standard in his left hand, and making a sacrifice over an altar: ΒΑΣΙΛΕΥΣ ΒΑΣΙΛΕΩΝ ΚΑΝΗϷΚΟΥ Basileus Basileon Kanishkoy "[Coin] of Kanishka, king of kings". Reverse: Standing Helios, forming a benediction gesture with the right hand. ΗΛΙΟΣ Helios. Kanishka monogram (tamgha) to the left.

BASİL(-eus) is TURKİSH of ETYMOLOGY > BAŞ (head, leader) İL (country, land)

TAMGHA is TURKİSH of ETYMOLOGY >  TAMGA/DAMGA (mark, symbol)

Bölgede TEGİN/TİGİN (tagino), YABGU ve BAŞİL gibi Türkçe unvanlar kullanılmaktaydı.


"Kabulistan bölgesiyle Afganistan'ın güneydoğusunda YABGU unvanına sahip Kuşhan liderlerinden biri, iktidarı ele geçirerek kısa sürede büyük bir krallık haline gelen, küçük bir alan kurmuştu." - Dr.Eduard Rtveladze / Kazak Tv "Kushan Kingdom" video


Dr. Rtveladze'nin burada bahsettiği YABGU unvanı Kassit Türklerinde de görülür ki, bu da sözcüğün İrani olmadığını kanıtlar. Çünkü, MÖ 18.yy ila MÖ 12.yy arasında tarih sahnesinde yerini alan Kassitler döneminde İranî sayılan hiçbir topluluk bu topraklara ayak basmamıştır. İranî toplulukların bu bölgedeki tarihi MÖ 800'den önceye gitmez. YABGU unvanı Ak Hunlar, Hazarlar, Türk Kağanlığı (Göktürk) ve Oğuzlarda da görülmektedir. Yani, bazı akademisyenlerimiz bilgilerini güncellemek durumundadır. Örneğin Dr. Mehmet Tezcan'ın "Yabgu Unvanı" makalesinde "Türkçe menşeli olmayıp Sakalarla bağlantılı bir kelime" derken "İranî tesiri"ni olduğunu yazmaktadır ki yanlış ve eksiktir. Öncelikle; "Türkçe kökenli olmayıp Sakalarla" derken, yanlış yönlendirme yapmakta, çünkü Sakalar da Türkçe konuşmaktadır. İkincisi de Kassitlerle ilgilidir, İranîler henüz tarih sahnesine çıkmamıştır. Kassitler (Kaslar) Türktür ve Sakaların da atalarındandır.

[Dr. Mehmet Tezcan, Yabgu Unvanı ve Kullanımı (Kuşanlardan İlk Müslüman Türk Devletlerine Kadar), Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 2012, Cilt 0, Sayı 48, Sayfalar 305 - 342]


"At the beginning of our area one of the Kushan leaders, who had the title YABGU, somewhere in Kabulistan region, and in southeast of Afghanistan seach the power and established a small domain, which soon became a kingdom. Inscripitons on the coins depict his rights. At first they called him Zaoou, which means leader in Greek [*], and YABGU in Turkic, in İranian [*], because there are different views on the origin of word of YABGU. Then called him a King, and King of Kings. So the history of the great Kushan State began with this person. his name was Kujula Kadphises."

Dr.Eduard Rtveladze, Academician, Doctor of Historical Sciences, Scientific Director of the Project, Chairperson of Scientific Council of World Scientific Society for Study, Preservation and Popularization of Cultural Heritage of Uzbekistan.

[* ] Zaoou maybe a broken word of Yabgu, dialect maybe? Yabgu>Yauva>Zauva>Zaoou? Or of Heraus>Zaooy? But at first Yabgu is Turkish of etymology, also to be seen among Kassite Turks. So, it is not İranian! Because there was no İranian tribes at the time of Kassites (18th.12th BC) in Near East. Even among Hephthalites (Abdaly or White Hun-Turks) is the title YABGU to be seen, after Kushan-Turks. SB


*** The Kushan era marked an important stage in the history of Buddhism. This is explained by the fact that Sakas (in Greek sources known as Scythians) were directly related to the Shaky clan from the central part of northern India, in which the Buddha Shakyamuni was born (or Sakyamuni – literally translated as “the Sage of the Saka clan.”) Proof of this fact is the genetic testing of the direct descendants of this spiritual enlightener, conducted by Kazakh scientists during an expedition to Nepal. The processing and analysis of DNA test data were carried out by the Kazakh Company “Shejire DNA” and decoding was carried out in the USA, in the world-famous laboratory “Family Tree DNA.”


In addition, several indirect evidences were found to support this theory. These are artefacts where Sakas motifs can be traced. For example, the cult Buddhist Vajra object is reminiscent of the Adji sign denoting the deity Tengri.

Furthermore, while visiting Nepal, Bhutan and Sri Lanka, I found that some words have similar meanings with the Kazakh language. For example, there are such words as “aga,” “ata,” “ana,” “apa,” “koke,” “tate,” which over time are pronounced with slight phonetic changes and perceived slightly new meanings. It is noteworthy that the peoples of these countries speak different languages and have different cultures and histories. From this, it follows that the unifying factor of these states is Buddhism and these words entered their languages with the arrival of the first Buddhists. Thus, part of the inhabitants of modern India and neighbouring countries that were part of the Kushan Kingdom, have a gene of the Steppe people, and they also adopted some words from the Sakas, who were the ancestors to the Turkic people. In this regard, I would like to share one interesting episode of my life. While waiting at the airport for boarding a flight, I saw how a Japanese Buddhist monk was located next to me, who, as it turned out, had been in Kazakhstan. We had a rather lively conversation, in which we also touched upon Buddhist themes. During the conversation, I talked about the “Golden Man” – a descendant of the Saka leader, whose grave was found in 1970 near the Kazakh city of Issyk. All his clothes, weapons, crown and jewellery were made of gold. This burial dates from the V-IV century BC. I noted that to date 5 such golden people have been found. Thus, the territory of Kazakhstan is the valley of the burial of Sakas Kings. In this context, I expressed the opinion that he and the Buddha may be close relations belonging to the same member of royal families of the Sakas, as the Buddha also came from a royal family. On the other hand, my interlocutor, dispelling all my doubts, replied: “in fact, it would be so.”

[Bulat SarsenbayevKing of the Kushan dynasty Kanishka, Astanatimes, 3 JUNE 2020]



*** Buda Saka boyundan gelir, ancak İskitleri İranî gösterir, dikkate almayınız!..

[Greek Buddha: Pyrrho's Encounter with Early Buddhism in Central Asia, by Christopher I. Beckwith]



SB


Budda is from Saka tribe, and Scythians/Sakas are not İranian, but Turkish tribe as the Kushans!.. This "İranian" deception must end !

Every culture matters, every culture deserve respect, but, twisting the history, falsifying with knowledge, who ever is doing, is wrong, and not acceptable! And don't say "don't give us a point of view of Turkish scholars", is just nonsensical! Who says that the Westerners are truthfully? We trust everyone who ever take pen in his/her hand, don't, because they do have the ability to lie according to their political views.  Because writing history, is partly based on the author's comments. So, we must read the history from both and from the third/fourt side. Stealing the heritage from another nation is committing a crime to that nation, humankind and history. Just like stealing the artifacts from a kurgan or ancient settlement.


Kushans are Turkish tribe. By the way, mostly use the word Turkic, but I don't, as I say before, again, Turkic is given name by the westerners, not us, ooo no... We do say Kazakh-Turk, Uzbek-Turk or Saka-Turk, (you get the idea), and not Kazakh-Turkic!


Every Turkish tribe knows that the Kushans are Turkish tribe, and not just the Turks from Türkiye, but also from Kazakhstan, Uzbekistan, Turkmenistan or Azerbaijan. Because, Kushans are also known as Avar-Turks, or White Hun-Turks (Abdaly, Hephthalites). and they were known in İndia as Turushka! And everyone knows that Turushka is an other name for Turk.


About the inscription "Basileus"... It is %100 Turkish! First, -eus is not Greek of origin, and second, Basil < Baş-il, and the meaning is Baş=Head ; il=Country, State = The Head of the Country, i.e. the Leader, so in westerner point a King. The Greek alphabet doesn't have ş (sch), so they wrote as Bas instead of Baş. On a coin of Scythian King Sariakos (180 BC) wrote Basi Sari =  Leader Sarı, Kağan Sarı or King Sarı (Sarı is also Turkish (blond or yellow in every Turkish dialect). I'm writing at this moment in English, am I an English now?... Just like claiming today "Greek Yoghurt", as if there were a "Greek Yoghurt"!.. Yoghurt is %100 Turkish word and invention! Advertisement and mass media is important ofcourse, you can fool everyone!... Everything around us became political! Damn!...


And please read this to..:

Prof.Dr. Mirfatyh Zakiev's about Kushans, Tochars and Sakas:


SB.





31 Temmuz 2020 Cuma

Meluncanlar



1600'lü yıllarda Meluncanlar...
açık renk gözlü, kahverengi tenli
Brent Kennedy atalarının İngiliz-İrlandalı sanıyordu,
ancak Akdeniz Anemisi ile ortaya çıkan gerçek başka şeyler söylüyordu...


"1600'lerin başında, Jamestown'da ipek işçilerinin olduğunu biliyoruz. Virginia'nın o bölgesinde, Williamsburg, Jamestown birbirlerine çok yakın yerler. Dolayısıyla bu bölgede kesinlikle Türkler vardı. Sene 1600'lerin başı..."

"Örneğin Amerika'nın kolonileşme döneminde Amerika'ya gelen Türk zanaatkarların olduğunu biliyoruz. Ayrıca Güney Carolina'da "Türkler" denilen başka melez bir etnik topluluk da var."

"Ve bildiğiniz gibi, bu insanlar çevrelerinde yaşayan diğer insanlardan farklı oldukları görülmüştür ve ataları üzerine çeşitli savlar türetilmiştir. Bazıları Meluncanları Portekizlilerle ilişkilendirirken, bazıları da Osmanlılar ile ilişkilendirmiştir. Meluncanlarla ilgili farklı akrabalık ilişkileri kurulmuştur. Bence bu konuda tarihi belgeler sınırlı olacak, çünkü Meluncanlar aynı bölgede yaşayan yerli kabilelerden Çerokilere, Kriklere ve Şavnilere, ten rengi ve diğer özellikleri açısından muhtemelen çok benzziyorlardı. Tabi o zamanlarda öyle bir ten rengine sahip olmak iyi bir şey değildi. Sizi farklı bir sosyal sınıfa sokuyordu. Bu yüzden Meluncanların çoğu, eğer yapabilirlerse atalarının Avrupalı olduğunu söyleyip kendilerine Siyahi Hollandalı, Portekiz veya buna benzer şeyler diyorlardı. Bu insanların tam olarak nereden geldiğini tarihi belgelerle bulmak bu yüzden zor olabilir. Fakat "Meluncan" halkının Güneydoğu Amerika'ya geldiği ve Tennessee eyaletinin kuzeydoğusuna, Cumberland Yaylası civarına yerleşmesi şüphe götürmez bir gerçektir."



"Kısmet işte, dişçideyken rastladığım ve kökenimi doğrulayan bir şey. Dişçim bana "Neler yapıyorsun April?" diye sordu; çünkü pek çok şeyle uğraşıyordum. Ben de ona bu Meluncan araştırmasını anlattım ve bana "Nereli bu insanlar, nereden geldiler?" diye sordu. Ben de "İşte Türkiye civarı, ege, belki firari Yunanlar, çünkü o zamanın Osmanlı İmparatorluğu'ydu" dedim. Bana "Karabelli Tüberkül'ün [diş üzerindeki anatomik çıkıntılar] var mı, bir bakayım" dedi. Benim gibi hekimliği okumamış insanların anlayamayacağı gibi, bu arka azı dişlerinden bir tanesinin özel bir şekilde olması demektir. Bu özellikle de Akdeniz bölgesinin insanlarında bulunan genetik bir belirleyicidir. Sonra dedim ki; "Muhtemelen Kızılderili soyum da var. Acaba onlarda bu var mı?" diye sorunca bana "Hayır, bu Akdeniz Bölgesi'ne has bir şey" dedi.

"1571 İnehbahtı'nda 5000'ne yakın Osmanlı denizcisi Haçlılara esir düşüyor... İspanyollar ele geçirdiği esirleri kolonilere taşıyor. Bazıları da gemilerde çalıştırılıyor... Buna ilişkin kanıt İngiliz Kaptan Draeck'e ait..."

"Kaptan Ralph Lane, 1585 yılında buradan [Kayıp Koloni hikayesinin geçtiği yer; Fort Raleigh: link] 108 kişilik bir koloninin valisi olarak ayrıldı. Yaklaşık bir yıl sonra Kızılderililerle alakalı her şeyi berbat etmişlerdi. İlişkiler mahvolmuştu. Durum böyleyken güneyden gelen Francis Drake, Lane'i eve geri götürme teklifinde bulundu. Fakat bunu gerçekleştirmesi için gemilerde yer açması gerekiyordu. Gemilerde, İspanyol gemilerden kurtarılan Osmanlı İmparatorluğu'ndan olan forsalar da vardı. Bunların yanında Meksika ve Peru'dan Yerliler ve Afrikalı köleler de vardı. Bu insanlara ne oldu? İşte burası pek çok varsayımın başlangıç noktası. Haziran ayının sonlarına doğru Drake, Lane'e İngiltere'ye dönüş teklifinde bulunuyor. Üç gün ortadan yok olduktan sonra geri geliyor ve gemisinde epey yer açmış. Eskisi kadar hizmetçisi ve kölesi yok. Bunlara ne oldu? Okrakok (Ocracoke) Adası veya başka adalara bu insanları bıraktı ve kayıp mı oldular? Yoksa bunların ayağına taş bağlayıp denize mi attı? Bunu bilmiyoruz. Fakat buradan çıkan tek iyi haber Türk mahkumlar için, çünkü onlara bir şey olmuyor. Bu insanlar kaybedilmiyor; çünkü bu dönemde İngilizler Osmanlılara yakınlaşıp bir ittifak kurmaya çalışıyorlardı. Bu Türk mahkumlar da İngilizlerin Osmanlıların gözüne girmek için iyi bir araç oluyor. "

"Osmanlılarla İngilizler arasında aynı yıllarda 200 Türk korsanının salıverilmesi yolunda görüşmeler yapıldığına göre, Kaptan Drake'n Amerika kıyılarına terk ettiği esirlerin Osmanlı vatandaşı olduğu kesinleşti."

"Bu belgeler önemli, yani Türklerin Ronaki  Adası'na kadar gidip, orada bir kısmının bırakılıp, bir kısmının İngiltere'ye gelmesi ve İngiltere kraliçesi Elizabeth tarafından Osmanlı hanedanlığına gönderilmesine dair belgelerin hepsi, elle tutulur belgelerdir. Dolayısıyla bunlar bence yapılacak daha geniş bir araştırmada bahsedilebilecek en güçlü kuvvetli bilgi ve belgelerdir."

İspanyollar da Türk esirleri Amerika kıyılarına bırakmış olamaz mıydı? Araştırmalarla birçok bilgi ve belgeye ulaşılıyordu. Birçoğu Hristiyan olmuştu, ama... 

"Meluncan tarihçilerinin inandığı bir şey de, ilk Meluncanların Müslüman olduklarıdır. Bunu söylerken Müslümanların ibadet ederken doğuya, yani Mekke'ye doğru döndüklerini söylüyorlar. Böylelikle Meluncanların da ilk zamanlarda ibadet ederken dizlerinin üstüne çöküp doğuya, doğan güneşe doğru yönelirlermiş."

Brent Kennedy Akdenizli idi, ama hangi Akdeniz?



"Yapılan bazı akademik çalışmalar bir kültürel coğrafyacı tarafından yapılmıştır. Adı Edward Price. Meluncanlarda ortak bir özellik olarak görülen, mezarlarının üzerine küçük evler yapmaları gerçeğini göz ardı etmiş. Bu mezarevleri, 1977'de Donald Ball tarafından belgelendi. Bu mezarevlerinin Osmanlı veya herhangi bir kültürel kökene bağlamadı; Bu mezarevlerini Osmanlı veya herhangi bir kültürel kökene bağlamadı; ancak "İngiliz kilise kapılarının veya  İskoç türbelerinin bir türevi olabilir" dedi. Toplumlar, başka bir güç tarafındna fethedilmedikçe cenaze geleneklerini bırakmazlar. Fethedildiklerinde bile bu gelenekler, vazgeçtikleri en son şeylerden biri olur. Benim teorim de ; Türkler Amerika'ya geldiğinde Kızılderiler onlara kucak açtı ve farklı kabilelerle kaynaştılar. Kızılderili kültüründe bir izleri olsun istediler. Bunu da Osmanlı çit tasarımlarını Meluncanlarla harmanlayarak yaptılar. Mount Comfort Mezarlığı'nda 1830 yılına ait, son derece iyi korunmuş bir tane bulabildim. Hatta bu fotoğrafı 2001'de Türkiye'ye giderken yanıma aldım. Bu resim de Türkiye'nin Tire ilçesinden bir Osmanlı mezartaşının resmi. Sizin de gördüğünüz gibi çit tasarımına yapı ve biçim olarak çok benziyor."




Amerikalılar bulguru bilmiyordu, ancak Meluncanlar yiyordu. Avrupalılara da özgü değildi. Amerikalılar tarafından pek tercih edilmeyen koyun etini tercih ediyorlardı. Nazar değmesine inanıyorlardı. Hayır anlamında kullanılan ve dişlerimizin arasından çıkardığımız çık sesi veriyorlardı. Kahveyi Türkler gibi içiyorlar, ters kapatıp kahve falı bakıyorlar. Misafirperverlerdi.

"Büyükannem kahve falına bakardı. Sonra Türkiye'ye gittiğimde insanlar kahve falına bakarken görünce; "Tanrım, inanılmaz!" diye düşündüm. Bir iki kere insanlar benim falıma baktıktan sonra "Sanırım bunu ben de yapabilirim" dedim.

"Benzer kültürel geçmişimiz var. Bazı gelenekler kalmış ve gelişmiş."

"Fakat ilginç olan şu ki, türbana sadece Güneydoğu Amerika'da rastlarsınız. Kuzeydoğu bölgesinde bir uçtan bir uca pek çok farklı şapka türü olmasına rağmen türban sadece Meluncanların yoğunlukla yaşadığı bölgelerde görüyoruz. Üzerinde durulması gereken ilginç bir bağlantı."



Brent Kennedy benzerliklerin Türklerle ilişkisini görünce DNA testi yaptırmaya karar verdi.

Amerikanın sanat ve siyaset dünyasının en güçlü isimlerinin soyağaçları incelendiğinde bazılarının Meluncan olma olasılığı oldukça kuvvetli görünüyordu. [George C.Scott, Steve Martin]

"Bence Meluncan olması muhtemel olan en ünlü iki isim, Abraham Lincoln ve Elvis Presley'dir. Amerika'nın en fazla saygı ve hürmet gösterilen devlet başkanlarından biri olması sebebiyle Abraham Lincoln hakkında pek çok kişi ortaya çok fikir atmıştır. Bu iddialar kökeninin Avrupalı asilzadelere dayandığı iddialarından tutun, Meluncan olduğuna kadar uzanır. Fiziksel olarak kesinlikle Meluncanlara benziyordu. Teni ve saçları koyu renkliydi. Meluncanların yerleşmiş olabileceği bir bölgenin yerlisiydi. Brent Kennedy'nin, Abraham Lincoln'un soyağacını incelediğinde böyle bir olasılığı keşfettiğini biliyorum. Elvis Presley de anne tarafından Amerika'nın bu bölgesinden gelmiştir. Kesinlikle ailesinin bir kısmının Meluncanlarla bağlantısı vardı. Tabi bu akrabalıklar evlilik yoluyla mıydı, yoksa kan yoluyla mı?... Dediğim gibi, kimin Meluncan olup olmadığı konusunda tanımsal bir sorun olduğundan, eğer kimin Meluncan olduğu konusunda geniş bir bakış açısıyla bakarsanız, Elvis Presley de çok rahatlıkla bu tanımın içine girebilir. Tom Hanks, biliyoruz ki; Abraham Lincoln'un annesi, Hanks ailesindendi, Tom Hanks de bu aile ile akrabadır.  Yani, eğer onlar Meluncan ise, doğal olarak Tom Hanks de Meluncandır. Bluegrass müzisyeni Jimmy Martin, onu Meluncan olduğunu biliyorum, çünkü kendisi babamın kuzeni. Yani bunu biliyoruz. Tabi Hancock ilçesinde herkes Jimmy Martin'i ve ailesini tanır. Gary Francis Powers, 1960 yılındaki ünlü U2 olayında casus uçağını Rusya üzerinde uçuran ve vurulan pilottu. O zamanlarda epey meşhurdu ve Ava Gardner gibi insanlar..."

"New York'ta Meluncanlar için bir program yapmıştık ve onunla 2007 yılında tanıştım. Brent Kennedy'e katkılarından dolayı özel teşekkür plaketi verdik. Bir de Türk bayrağı hediye ettik, o an gözleri doldu. Sağlık sorunları olmasına rağmen kalkmak istedi. Bu hiç unutamadığım özel anlardan birisiydi."

Brent Kennedy damarlarındaki kanın Türklerle aynı olmasından gurur duyuyor.

"Türkiye'deyken çok fazla insan gördüm, çok insanla tanıştım ve yüreğimi ısıtan en büyük şey, insanların candan oluşuydu. İnsanlar çok samimiydiler, içtendiler. Hayatımda tanıştığım en iyi insanlardı, sıcacık bir millet."

"Benim yaptırdığım DNA testi atalarımın Orta Doğu'dan, geçmişteki Osmanlı topraklarından olduğunu gösteriyor."

"Kesinlikle bir akrabalık olduğunu düşünüyorum. Wise ilçesinde ve Güneybatı Virginia'da yaşayan insanların Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye'deki insanların soyundan geldiği konusunda en ufak bir şüphem yok. Böyle bir bağ olduğundan hiçbir şüphem yok."

"Babam tarafından yüzde 25 Türk DNA'mın olduğunu bilmek beni çok mutlu ediyor. Türkiye'de uzun yıllar geçirmiş olmam nedeniyle de damarlarımda Türk kanı olduğunu bilmek beni çok sevindiriyor. (David Arnett, ABD İstanbul Eski Başkonsolos)


30 Ocak 2012


Konuşanlar:
Wayne Winkler, Meluncan Araştırmacısı, Yazar
Jeff Lester, Coalfield Progress Gazetesi Haber Editörü
April Millins, Meluncan Araştırmacısı, Antropolog
Nihan Bekar, T.C.New York Kültür ve Tanıtma Ataşesi
Cayner Smith, Wise-VA Belediye Başkanı
Russel G.Townsend, Doğu Çeroki Kabilesi Tarihi Koruma Görevlisi
Frank Keel, ABD İçişleri Bakanlığı Kızılderiler Bürosu-Doğu Yakası Başkanı
Prof.Dr. Türker Özdogan, Georgetown University
Michael Zatarga, Fort Raleigh Ulusal Tarih Bölge Görevlisi, Tarihçi
Oğuz Aydemir, Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı Başkanı
Osman Kabasakal, Çesme Turizm Müdürü.
Avukat Günay Övünç, Türk Amerikan Dernekleri Başkanı
Ali Çınar, ABD İstanbul Üniversitesi Mezunları Derneği Başkanı


Meluncan şarkısı ile mezarlık fotoları (Talbert Pierson Cemetery)






R > Türk (bknz. link)
E > Aşkenaz, yani Hazar Türkleri
R1b (38 kişi) 47.5% , E1b1a1-M2 (27 kişi) 33.75%, R1a (6 kişi) 7.5%, I1 (3 kişi) 3.75%, A (2 kişi) 2.5%, E1b1b1 (2 kişi) 2.5%, Q1a3a1 (1 kişi) 1.25%, I2 (1 kişi) 1.25%.


EK:


The Dictionary of Americanism defines the Melungeon as "a member of a group of people of mixed Indian, White and Negro blood found in some parts of the mountainous portions of Tennessee and Western North Carolina." (1) Meluncan is also defined as "one of a dark-skinned people of mixed White, Negro and Indian stock, living in the mountains of Tennessee" (2) in The Standard Dictionary. Melun is a Turkish word meaning one whose soul has been cursed by God", "someone damnable", "one whose life has been cursed". (3) Melungeons classified different from four legal categories (White, Indian, Negro, or Mulatto) as "FPC" or ("FC" free persons of color) by the first U.S. censuses in the 1790s. Their rights such as vote, education, settlement and court were striped. They had settled the top areas of Appalachians. A few managed to stay in these Appalachian bottomlands but hundreds migrated westward in the mid-1890s, mostly to Arkansas, Oklahoma, Texas, and California. Others migrated Maryland and Ohio. (4)

This group had called themselves Melungeons because of their negative image on Anglo-Americans. For example according to the 1891 writings Will Allen Dromgoole "the Malungeons are filthy, their home is filthy. They are rogues, natural, 'born rogues', close, suspicious, inhospitable, untruthful, cowardly, and to use their own word, 'sneaky'. (5) In fact "just as thousands of years earlier Roman mothers would control unruly children with the admonition, 'Hannibal is at the gates!,' so did Appalachian Anglo mothers tell their own misbehaving offspring, 'Be good, or the Melungeons will get you!". (6)

Today Clinch Valley College of the University of Virginia in Wise is an official home to the Melungeon Research Committee. Spanish, Portuguese and Turkish researchers as well as Americans are working on Melungeon mystry. They are most likely descendants of: (7)

1. 16 th century Iberian settlers (Portuguese and Spanish) who where abondoned or otherwise cutoff when the English overran the Santa Elena (Beaufort, South Carolina) Colony in 1587; and
2. Several hundred Ottoman (Turkish and other Muslim) Levants (sailors) set off on Roanoke Island, North Carolina in 1586 by Sir Francis Drake. Drake had freed the Turks from their Spanish captors who had utilized the Turks as slave labor at Cartegena in the Caribbean. The Spanish and Turks were constantly engaged in naval varfare back in the Mediterranean and the Spanish regularly used captives as galley slaves and general slave labor.
3. Other Mediterranean/Middle Eastern settlers and/or abandoned captives (e.g., The Virginia Company brought Turkish laborers and Armenian silkworm workers to Jamestown on at least two separate occasions in the mid-1600s. History has ignored these-and other-well documented instances of Mediterranean and Middle Eastern gene influences on our Southeastern populations, both Native American and European). 

In addition to historical data recent genetic analises show link between the Melungeon and the Mediterranean people. Also Melungeon descendants show Mediterranean diseases as thalassemia, familial Mediterranean fever, and sarcoidosis. Turkish physician Hulusi Behçet's syndrome, a rare genetic eye disease, has been identified in the Melungeon population. They have shovel teeth and the Central Asian cranial bump, too. Brent Kennedy points out six fingers (operated) on his each hand. Six fingers is also a trait of many Turks in Anatolia. (8)

Old Melungeons' belief was very close to Koran instead of Christianism. For example according to Muslim version of haven, most charming women are valuable gifts for their men. The seventeenth century Christian view of haven does not depend upon this belief. Mattie Ruth Johnson mentions the older Melungeon women who "never wore hats when they went to Church. They believed strongly in the Lord's Supper, and in foot washing. Many believed in fasting when they wanted good to answer certain prayers." (9)

Southeastern Native American dress styles include turbans and the fez with a feather. This was also a Turkish Levant clothing style in the 16th century. Drawings of Cherokee Chief Sequoya with head dress turban show this connection between the 16th century Turkish Levants and the Melungeons and Natives.  

There are a lot of Turkish words in Native American linguistics. " 'Tennessee,' whose linguistic origin remains a mystery, is virtually identical to the Turkish word tenesuh, meaning 'a place where souls move about'. 'Kentucky,' supposedly an Indian word for 'dark and bloody ground," is little different from the Turkish Kan tok, meaning 'saturated with, or full of, blood'. 'Alabama' bears a striking similarity to allah bamya or 'God's cemetery,' in Turkish." (10) Common Melungeon given names such as Didima (as in Didima Mullins) is a village in Turkey; Alanya (as in Alania Collins) is another Turkish site; Mahala (as in Mahala Mullins) is a Turkish word meaning "great or special aunt." (11)

The figures Anotalian and Appalachian folk dancers are same. Especially the use of musical spoons is very interesting. The Ottoman-style kilims have the same motiffs and designs (tulip, geometries, etc.,) with the Appalachian carpets, too.

The ethnic origins of the American people are incredibly diverse. All the groups are characterized by some of the following features: (12)

(1) common geographic origin;
(2) migratory status;
(3) race;
(4) language or dialect;
(5) religious faith or faiths;
(6) ties that transcend kinship, neighborhood, and community boundaries;
(7) shared traditions, values, and symbols;
(8) literature, folklore, and music;
(9) food preferences;
(10) settlement and employment patterns;
(11) special interests in regard to politics in the homeland and in the
United States;
(12) institutions that specifically serve and maintain the group;
(13) an internal sense of distinctiveness;
(14) an external perception of distinctiveness. 

There are several regional groups such as Appalachians, Southerners in the United States. They are not the same in character as immigrant groups. The Melungeons are not in only Appalachian regional group but also an immigrant group with Mediterranean, Middle Eastern (and Turkish) roots. They have strong above mentioned ethnic ties with other continents' regional people. 

Notes:
* Member of the Melungeon Research Committee, Clinch Valley College of the University of Virginia.
1 Mitford M. Mathews, der., A Dictionary of Americanism: On Historical Principles, Dictionary Department, Chicago, The University of Chicago Press, 1956, s. 1044.
2 Standard Dictionary of the English Language, International Ed., New York, Funk & Wagnalls, 1974, s. 794.
3 Meydan Larousse, Istanbul, Meydan Publishing, 1972, s. 593.
4 N.Brent Kennedy and Robyn Vaughan Kennedy, The Melungeons: The Resurrection of a Proud People, Macon, Mercer University Press, 2.B., 1997, s. 12 ve 16.
5 From ibid., s. 93, f.n. 4. 'The Malungeons, " The Arena 3 (March 1891) and "The Malungeon Tree and Its Four Branches/f Thé Arena 3 (June 1981). /
6 From ibid., s. 16, f.n. 11, Edward T.Price, "The Melungeons: A Mixed Blood Strain of the Southern Appalachians," The Geographical Review, No: 14 (April 1951). 
7 N.Brent Kennedy, An Update on Melungeon Research, Melungeon Homepage (May 22, 1997), s. 1. Also see Kennedy and Kennedy, s. 120.
8 Ibid., s. 149.
9 My Melungeon Heritage: A Story of Life on Newman's Ridge, Tennessee, The Overmountain Press, 1977, s. 136-137. 
10 Kennedy and Kennedy, s. 133.
11 Ibid., s. 141.
12 Stephan Thernstrom, der., Harvard Encyclopedia of American Ethnic Groups, 2.B., Cambridge, The Belknap of Harvard University Press, 1981, s. vi.. 



* EK:

Meluncanlar'dan April'in dişçideki anısını anlatırken ve diş hekiminin "Karabelli Tüberkülü'nün Akdeniz özelliği olduğunu söylemesiyle ilgili olarak başka hangi topluluk bu gruba giriyor diye baktığımda karşıma çıkan bir araştırma:


Carabelli Tüberkülü ile ilgili olarak:

Antropolojik yaklaşımla dişleri ilk inceleyen Flower olmuştur. Diş boylarından giderek ırklar arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla kendi adı ile bilinen Indeks'i oluşturmuştur. Sullivan ise, alt ikinci büyük azının tüberkül sayılarında görülen varyasyonları farklı insan topluluklarında incelemiştir.

Hrdlicka; üst kesici dişlerin morfolojik yapısını incelerken ırklar açısından bazı önemli sonuçlara vardığını örneğin; kürek biçimi adını verdiği üst kesicilerin özellikle "Mongoloid" gruba giren insanları simgelediğini belirtmiştir.

Campbell ise; Avustralya yerlilerinin dişlerinin beyaz ve sarı ırktakilerden daha iri olduğunu istatistik analizlerle ortaya koymuştur.

Meksika-Chiapas'da iki Maya grubun diş morfolojilerini inceleyen bir grup araştırmacı dişlere ait sekiz morfolojik özelliğin (üst kesicilerde: kürek biçimi, lingualde uzun kabartı, tüberkulun dentale, üst molarda: Karabelli Tüberkülü, gelişme derecesi, alt molarlarda: çiğneme yüzü planı, tüberkül sayısı, protostylid) toplumda görülme sıklığını ortaya koymuştur.

Irak-Jarmo'da MÖ 6750+/-500 yıllarında ilk tarımla uğraşanların genetik ve gentik olmayan odotolojik özelliklerini günümüz akdeniz ve diğer Avrupalı toplumlarıyla kıyaslayan Dahlberg, arada büyük benzerlikler olduğunu bildirmiştir.

Batı Akdeniz'deki toplumların (Türk-Yunan) diş boyutlarının uzun dönemdeki evrimini inceleyen araştırmacılar posterior oklüzal diş alanlarının 8500 yıllık bir dönemde her 1000 yılda bir; maxialladaki dişlerde %2'lik, mandibuladaki dişlerde %1'lik bir azalma gösterdiğini bulmuşlardır.

İnsanın biyolojik evriminden günümüze kadar gelindiğinde, dişlerin yapı ve fonksiyon açısından önemli bir değişme göstermediği fark edilir....

* Araştırma günümüz Erzurum halkıyla ve Çayönü Neolitik (-9000) toplumunu kıyaslayarak aralarındaki ilişkiyi ortaya koymakta. 1992 yılında bulunan insan iskeletleri üzerinde incelemeler Hacettepe Üniversitesi Antropoloji bölümünde incelenmiştir.

Sonuç:
Anadolu Erzurum (yakınçağımız) toplumuna ait 62 bireyin toplam 297 dişi antropolojik açıdan değerlendirildi. Bir taraftan dişlerin morfolojileri belirlenmeye çalışılırken, diğer taraftan biometrik analizlerle diş kuronlarının MD-VL boyutlarında, kıyasladığımız Çayönü (Neolitik) toplumu arasında yer ve zaman içerisinde ne ölçüde bir değişme olduğu araştırıldı....

İncelediğimiz toplumdaki kesici ve azı dişlerinin morfolojilerinin Çayönü toplumuyla benzerlik gösterdiğini saptadık....

Tayfun Bilgin, Tonguç Sülün, Metin Özbek, Mehmet Beyli
Yakınçağ Anadolu İnsanlarında Dişlerin Biyometrik ve Patolojik Açıdan Analizi



* EK

BASIN:

Türkler ve Amerika yerlileri arasındaki ortak yanlar Nev York'taki konferansta masaya yatırıldı
CELAL UÇAR

NEV YORK - 26 Ocak 2008, Cumartesi günü Birleşmiş Milletler Plaza'daki Turkish Center (Türkevi)'nde İstanbul Üniversitesi Mezunları Derneği New York şubesinin düzenlediği konferansa Kanada'dan Bizim Anadolu Gazetesi, Turkuaz TV ve CBC olarak davet edildik.

400 kişinin üzerinde bir katılım oldu. Yaklaşık 5 saat süren seminerde, Türk ve Kızılderili üniversite profesörleri ve öğretim üyeleri konuşmacı olarak katıldılar.

George Washington Üniversitesi Profesörü Dr. Türker Özdoğan'ın ve İÜ Mezunları USA Derneği Başkanı Ali Çınar'ın girişimleriyle gerçekleştirilen konferansa, İçişleri Kurumu, Kuzeydoğu Doğum Dairesi Müdürü Frank Keel, Oneida Obası Başkanı Brian Paterson, Michigan Devlet Üniversitesi'nden Dilbilimci Prof. Dr. Timur Kocaoğlu, Georgetown Üniversitesi'nden Araştırmacı ve Avrasya Arkeoloji ve Antropoloji Yöneticisi Prof. Marjorie Mandelstam Balzer, Arizona Devlet Üniversitesi'nden Sosyolog Carol Lujan konuşmacı olarak katıldılar.

RedHawk Native American Arts Council danslarıyla, İlhan Sami Özulu Orta Asya Türkleri Müzikleriyle, 14 yaşındaki Babası Türk, Annesi Kızılderili olan Grammy Ödüllü genç flüt sanatçısı Ozan Evren sihirli müziğiyle seyircileri hayran bıraktı.

Amerika'nın en büyük Kızılderili Gazetesi İndian Country gazetesinin yanında basın olarak, New York-TurkishhourTV, Forum gazetesi (NY), Bizim Anadolu Gazetesi (Kanada), TurkuazTV (Kanada), CBC (Kanada), CNN Türk, Anadolu Ajansı, TRT Int. ve daha birçok basın ve yayın kurumu konferansı sonuna dek izledi.

Amerikan Yerlileri ve Türkler arasında ortak bağların incelendiği konferansta, Kızılderililerin Türk olduğu iddiası ele alındı. Birçok noktalarda ortak özellikler bulundu. Konuşmacılar bu ortaklıkları tarihi, kültürel ve etnik bakımlarından incelediler.

Konuşmacılar tam anlamıyla ortak bir noktada buluşmasalar bile, bu iddiaların daha bilimsel temelde ciddi olarak ele alınması konusunda görüş birliğine vardılar. Zirvenin yöneticisi Sayın Prof. Dr. Türker Özdoğan açılış konuşmasında 'DNA testlerinin yapılmasıyla son yıllarda Türklerle Kızılderililer arasındaki bağlar net şekilde ortaya çıktı. Orta Asya'daki Türklerle Sibirya Türkleri ve Kızılderililerin DNA örnekleri çakışıyor.' dedi. İki halk arasında birçok bağın bulunduğuna dikkat çeken Özdoğan, ABD'nin Arizona kentinde yaşayan yerlilerin 'HAVASU' kentinin ne anlama geldiğini sorduğunda Türkçe'deki anlama gelmesinin dilde ortaklıklar olduğunu gösterdiğini belirtti.

Sayın Prof. Dr. Timur Kocaoğlu Türkçe ile Kızılderili dilleri arasında bağ bulunduğunu, bu bağın daha çok gramer açısından önemli olduğunu belirtti. Bunun ortak kelimelerden daha önemli olduğunu vurguladı. Kelime benzerliklerinden yola çıkarak ortak dil sonucuna varılamayacağını da vurguladı.

Kocaoğlu, sadece bir panelde Kızılderililerin Türk olduğu ortaya konulamamış olsa da, bu araştırmaların yapılması gereğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Balzer, Kızılderililer ve Türkler arasında simgelerde pek çok ortaklıklara dikkat çekti. Kurt, Kartal, Ay gibi totem ve simgesel aynılıktan söz etti. 'Türk ve Kızılderili kavim ve boyları tarafından dokunan kilimler, coğrafi uzaklığa karşın birbirlerinden ayırt edilemeyecek kadar benzeşiyorlar. Yapılan deneylerde insanlar, kendilerine gösterilen kilimleri birbirinden ayıramadılar' dedi. Kızılderililerin Türk kökenli olduklarını söylemenin, yapılan araştırmaların yetersizliği yüzünden yanlış olduğunu, benzeşmelerin gözden kaçırılmamasının ve konunun bir tek noktadan ele alınmadan daha çok araştırmalar yapılması gereğini, konuşmasında vurguladı.

ABD İçişleri Bakanlığı, Kuzey Doğu Yerlileri Bürosu Başkanı Sayın Franklin Keel, Kızılderililerin Türk Kavimleri olduğu iddiasını araştırmaları yeterli bulmadığı için desteklemediğini belirtti. Fakat çok sayıda benzerlikler olduğunu vurguladı.

Oneida (Ayı Klanı şefi) Başkanı Brian Paterson, benzerliklerin tüm klanların kardeş olduğunu gösterdiğini ve belki de Türklerin Amerika'dan göçen Kızılderililer olduğunu belirtti. Seyirciler, Yerli danslarıyla kapanan panelin bitmesini istemediler. Yerliler ve Türkler kucaklaşarak ve sevgi sözcükleriyle ayrıldılar. İÜ Derneği USA Başkanı Ali Çınar böyle anlamlı bir zirveye katılan herkese teşekkür ederek ve katılımcılara derneklerinin hazırladığı hatıra plaketlerini vererek paneli kapattı. Böylece ortak bilimsel araştırmalara doğru yeni bir adım atılıyordu. Bundan sonra tarihçi, araştırmacı ve bilim adamlarına çok işler düşüyordu.

Şubat 2008




26 Temmuz 2020 Pazar

Üç Gözlüler



Turova - Zeus - Üç Gözlüler - Okunev


Zeus adı, Hesiod (MÖ 7.yy), İlyada (yazıya geçirilme MÖ 6.yy), Herodot (MÖ 5.yy) gibi geç bir tarihte Grek kaynaklarında karşımıza çıkıyor. Oysa Trakya'da tanrı için "ziu/zia" sözleri var ki Trakya'dan geldiği savulunan Sabazios (ki Saban Türkçedir ve hala Sabantoy olarak kutlanır) at üzerinde göklerde gezen "Göçebe Gök ve Arpa Tanrısı" olarak gösterilir... ki Grekler ata MÖ 7.yy'dan sonra biner. Bununla birlikte Miken yazıtları dedikleri Linear B yazıtlarında (link1- link2) tanrı için "di-wo, di-we" sözleri kullanılmış, yani Zeus'taki ya da Trakya'daki gibi -z- ile değil. Turova'ya hem doğudan hem de batıdan göç var, ki bunların arasında Traklar da gösterilir. Ancak Trakların atası olarak gösterilen "Tiras" Türkçedir ve 'Togarma'nın amcasıdır; Togarma'nın amcası olan Tiras'in da babası Gomer/Kimmer'in diğer bir oğlu Aşkenaz, yani Hazarların atası, 10.yy'da Hazarlara tıpkı Sabazios sözündeki Saba gibi Sabir/Sabar da denilmekteydi... 

Togarma'nın oğlu olan "Taurus (Türk)" sözünü Turova da görürüz. Hitit metinlerinde Turova ülkesi ya da kenti için "Tarausia" sözü kullanılır, tıpkı bugünün Kırım ve çevresine zamanında "Taurisi Scythia"sı dedikleri gibi. Ayrıca Hitit metinlerinde geçen Tegarama (Gürün/Sivas) kentinin adı da Togarma'dan gelir. Tiras aynı zamanda "Tursha-Teresh" olarak da Etrüsklerin atası sayılmaktadır. ... Kırım ve Balkanlar'daki Kimmer-İskit varlığını da hatırlarsak, Sabazios'un bir Frig değilde bir İskit tanrısı/iyesi (ya da kam) olması yüksektir. Bu sebeple Zeus sözünün "di-we, ya da di-wo"dan ziyade "Sabazios"tan türetildiğini düşünüyorum, ki görevleri hem "Zeus" hem de Anadolulu "Şarap/Bağ Tanrısı Dionysos"ta görülür.

Özetle, Greklerin tanrılar düzeni, MÖ 8.yy'dan sonra Hesiod, İlyada, Euripides ve Herodot gibi yazar ve şairler tarafından "sonradan" oluşturulmuş. Herodot'un İskit atası olarak Zeus'u vermesi onun İskitlerin ne olarak adlandırdığını bilmemesinden kaynaklanıyor ki bir başka yerde Papaios (Papa-Baba) olarak verir ki İskit-Türklerinin Atamız demiş olması Herodot tarafından "Tanrı-Zeus" olarak algılanmış olması da muhtemeldir. Çünkü Greklerin kültüründe Tanrılar ata olarak verilir. İskitler ise tanrıları değil, insanları ata olarak gösterir, bunlardan biri Herkül (Erkle) ve diğeri de Targitaos'tur (Targitay). Ancak Herodot'a göre  her ikisinin de babası Zeus'tur. Soy atama/bağlama bir yasayla MÖ 6.yy'da gerçekleşmiş. Her aileye ya da kavme birer ata bahşedilmiş ve Herodot gerçekleşen bu olaydan tam 100 yıl sonra yazmış. Ayıca kıta Yunanistan'ın yerli halkı her kaynakta "Hint-Avrupalı olmayan" Pelasg (Etrüsklerin de atası) ve Lelegler olarak geçer ki bunların soyundan gelenler de Turova ile birlikte Batı Anadolu'nun yerlilerindendir.

Dionysos'a gelirsek;
Frig-Lidya coğrafyasında asıl adı Bacchus'tur ve Bağ/Buğ = "Tanrı-Bağcı" olarak Türkçedir. Her ne kadar Hesiod Dionysos'tan bahsetse de Bacchus sözü ise Euripides'in Bakkha'lar eseriyle MÖ 5.yy'da kıta Yunanistan'a girer. Ancak "Dionysos" adı Zeus'tan doğurulduğu için, Linear B'deki gibi "di-we/di-wo"dan türetilmiştir. -nysos için ise Nysia (Sultanhisar-Aydın) da doğduğu için geldiği ve Dio adına eklendiği öne sürürlür. Bir başka açıklamaya göre de Linear B yazıtındaki "di-wo-nu-so" dan türetildiği, ama -nuso'nun kökeni bilinmediği, hatta belki de "nüsa=ağaç" (MÖ 6.yy) anlamına geldiği de tartışılır. Yine de "nüso" sözü Hint-Avrupa dillerinden değildir... ki Bacchus/Dionysos "Asma/Bağ" tanrısı olduğu için asma da "ağaç" gibi görüldüğü için "ağaç tanrısı" olarak kabul edilebilinir. Ayrıca Pelasgların yerlisi olduğu Boeotia'da Dionysos "Ağacın içinde yaşayan tanrı" olarak anılır ve kurbanlar verilirdi. Bacchus için Sabazios'taki ya da Saban'daki gibi "Bakkhoi-Saboi" denildiği de bilinir. Arkeolojik kazılar da asmanın anavatanının Kafkasya ve Anadolu olduğunu, MÖ 3500'lerden beri de bilindiğini gösterir. Ve Dionysos nasıl Kibele'den doğmuşsa, Sabazios da ondan doğurulmuştur. Ancak daha sonra Zeus, Sabazios ile Dionysos'un babası yapılır. Burada "yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan" sorusunu sorabiliriz. Bu tıpkı Afrodit'in öyküsüne benziyor; Afrodit Hesiod'ta Zeus'un halası iken, İlyada'da Zeus'un kızıdır. Çok net olan ise; Hint-Avrupa dillerinde kullanılan "wine (şarap)" ve  "vineyard (üzüm bağı)" sözlerinin "Bacchus" ile yakından uzaktan alakası olmadığı gibi,  "Saban" sözünü de anlamıyla Türkçe olarak açıklayabiliyoruz.


Turova Kralı Pirim'in ülkesindeki Zeus (tabi ki adı Zeus değildi, ancak ne olduğunu bilemeyiz) tapınağında bulunan ahşap heykelin de "üç gözü" vardı... Odysseus'un kör ettiği dev Kiklop da aslında tek gözlü değil, "üç gözlü" idi, çünkü adında anlamı "çok" olan "Poly" var ki bu da dev Kiklopların aslında "üç gözlü" olduğunu gösterir. Pelasglar duvar ustaları olarak da tanınmıştır, hatta Atina Akropolünün duvarlarını Pelasglar inşa etmiştir. Bu tip duvalara ya Pelasgic ya da Kiklop denilmiştir. Bu durumda Kikloplar da Pelasg soyludur.


Semra Bayraktar



Üç Gözlüler

* Kam (Şaman), Proto-Türk-Okunev MÖ 2500-1800 / Hakasya
* Sicilyalı Galatea ile Kiklop Polyphemus mozaiği / Cordoba-İspanya (Kordoba yer adı da Türkçe), Roma dönemi MS 2.yy.


Kam (Shaman)




Soru ve yorum:
Bağ-Buğ sözünün Tanrı anlamına geldiği ve eski dönemde kullanıldığı;
Buğday sözünün de tanrının yiyeceği olduğu için bağ-buğ sözünden türetildiği;
Aynı zamanda üzüm bağlarının da bu sözden türetildiği, çünkü Grek mitolojisindeki Anadolu kökenli tanrı Dionysos'un hem sabana öküz koşan (çiftçilik-buğday), hem de şarabın (üzüm bağları) tanrısı olmasından dolayı öz adı olan Bakkhos (Bacch-os)'u aldığı (Dİonysos adını Zeus'tan doğurulduktan (!) sonra alır, çünkü Dionysos zorla kıta Yunanistan'a girmiştir) ki Bağ sözü Türk Dünyasında üzüm bağlarıdır.
Rusçada tanrı sözüne karşılık Bog (Бог) sözünün de Türkçeden geçtiği;

Soru: Bağ-Buğ = Tanrı ; doğru mudur?
Yorum: Doğru ise Bacch-os sözü özüyle tanrı demektir ve Türkçe kökenlidir. Hem Buğday, hem de üzüm şarabı tanrıyı ifade eder... Bu sebeple Hıristiyanlıkta "İsa'nın kanı" diye şarap içmekteler...


* Bağdaş kurarak oturmak da buradan geliyor olabilir, tanrının mekanı, kut alan alp kağan...
* Türk Mitolojisinde Yaşıl Han > Bacchus'un Ağaç Tanrısı olması...
* Buğu > Hakan ve elitlerin yakılarak defnedilmesi, tanrıyla bütünleşmek (ozlaşmak)
* Bağrı yanmak, gönül bağı, bağırmak, bağışlamak, bayılmak (beğenmek)
* Bağdat - Bağdadı = Karnını doyurmak, Tanrı tarafından bağışlanmak
* Bagh > "god"

* Prof.Dr. Karjaubay Sarthocaoğlu (Kazakistan) Orhun yazıtlarından örnek vererek şunları söyler: - Bu örnekler eski Türklerin dinlerini Böge, Böke, Bögü ve dinlerini Bögü olarak adlandırdıklarını göstermektedir. [Mine bul mısaldar bayırğı türikterdiñ din basın böge, böke, bögü dep ataytının, dinin de Bögü dep aytatınına kwä bolamız.] Bögü (Täñirlik) / Bögü (Tanrılık)



Bu sebeple, "Buğ-Bağ > Bacc(-os)" sözleriyle ilgili olabilir; Bögü > Kam
* Bögü Kağan ... gibi
* Bruja (Bruha) > Büyücü=Kam > Jade (Yada) Taşı > Jada=Cadı
SB





25 Temmuz 2020 Cumartesi

Kaşka ve Muşki


* Hitit Devleti ve komşuları - MÖ 16.yy
Kaşkalar Doğu Karadeniz bölgesinde

* Hititler ve komşuları - MÖ 13.yy
Kaşkalar Batı Karadeniz ve Orta Anadolu'ya kadar uzanmış
Bu arada Marmara'nın güneyinde Masalara dikkat

* Hitit sonrası Anadolu - MÖ 12.yy - 8/7.yy
Kaşkalar Orta Karadeniz'de iken Masaların bölgesinde Muska Phrygia, yani Muşkiler
Frig mi? O sadece Grek kaynaklarında ve ancak 8.yy sonrasında görülür ki Asur kaynaklarında Frig yoktur. Ayrıca Frig dedikleri birçok sanat eseri İskit-Türklerinin sanat eserleriyle birebir benzerlik gösterir.
Ayrıca Taballar, H.Zübeyr Koşay'a göre Baskların atası ve Türklerle akraba.

[Dr.Phil. Hâmit Zubeyr Koşay, "Dil Mukayeselerine Göre Basklarla Türklerin Temasları, Göç Yolları ve Zamanı Hakkında",
Belleten Cilt XXI, Sayı 84, Türk Tarih Kurumu, 1.Baskı Ekim 1957 (2.Baskı 1995)
Dr.Ph. Hâmit Zübeyr Koşay, "Bask Dili ile Türkçe Arasındaki Münasebetlere Dair Yeni Deliller",
Belleten Cilt XXIII Sayı 92, Türk Tarih Kurumu, Ekim 1959]

* Kaşkalarla Muşkiler çözümlenmeden ne (sözde) Frig'ten bahsedilir, ne de (sözde) Hint-Avrupa dilinden.
Anadolu'nun yerlisi (Hint-Avrupalı olmayan) Hattileri de unutmayalım!

Semra Bayraktar






* Hittites and its neighbors - 16th century BC
Kaskians (Gasga/Kaška) in the Eastern Black Sea region

* Hittites and their neighbors - 13th century BC
Kaskians extended to the Western Black Sea and Central Anatolia,
meanwhile, attention to the Masa in the south of Marmara

* Anatolia after the Hittite collaps - 12th century BC - 8 / 7th century
Moschian-Phrygia. Actually only Moschians
Phrygian? Only in Greek sources, and also after the 8th century, Assyrian sources never used the word Phrygia.
And also the art of the Phrygians are one-to-one resemblance with the Scythian-Turks.
According to H.Zübeyr Koşay, Tabals are the ancestor of the Basques (Euskara) and relative with the Turks.

* We can not talk about the (supposedly) Phrygians nor the (supposedly) Indo-European language in Asia Minor, before solving Kaşkians and Moschians, which are both non-Indo-European tribes.
Let's not forget also the non-Indo-European Hattians, the indigenous of Asia Minor (Türkiye), before Hittites.

SB