avarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
avarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2014 Pazar

AVAR TÜRKLERİ







Avarların mâdeni dökme tekniği de başlı başına sadece Avarlara mahsus olan bir tekniktir. Çünkü, o zamana kadar Avrupa’ya hakim olan dökme tekniği levha veya saç levha şeklinde idi. Avar tekniği ise tamamen Orta Asya menşeli hayvan üslubu tekniği idi. Dökülecek şeyler önceden ağaçlara oyulur ve dökmeler bu ağaçlarla yapılan kalıplara göre şekillendirilirdi.

Avar sanat eserlerini iki gurup hâlinde incelemek mümkündür:

1- Kayış Süsleri; ekseriyetle menteşelerle kayışlara bağlanan süsler, Avar sanatında büyük yer tutuyordu. Daha önce de söylediğimiz gibi süslemelerin menşei Orta Asya’ya dayanmakta idi. Avar kayış uçlarına nazaran çok daha ilkel olan Germen uçları süslemesiz ve basit teneke levhalardan oluşuyordu. Halbuki, Avar eserleri ise hayvan ve nebatlardan müteşekkil idi. Germen sanatında geometrik süslemeye rastlanmaz iken çiçek ve sarmaşık dalları, Avar sanatının özünü oluşturuyordu.

2- Tokalar; Avar tokalarının kayışa bağlanan yerleri düz yapılmış hayvan motifleri ile süslenmiş, bitki motifleri ise rinsolar şeklinde tertip edilmişti. Bazen de süsler yaprakların yan yana gelmesiyle meydana gelirdi. Başlıca hayvan motifleri at gövdeli, kuş başlı mahluklar, grifonlar, aslanlar ve efsanevî hayvanlardı. Tokalar şekil itibariyle üç kısımdır: çevrelerinin ön kısmı fazla basık, çevreleri fazla yüksek, köşeli olanlar şeklinde ayırt edilen, Avar tokalarının menşei de Orta Asya ve Güney Rusya’dır.

Aslında Avar kültürünün yayılma sahası çok daha geniş olup Moravya, Almanya hatta Merovjng’ler çağı Fransasına kadar uzanmaktadır.







Avar Goldsmiths’ Work
LİNK   /  LİNK






TÜRK DEVLETLERİNDEN 
AVAR İMPARATORLUĞU'NUN BAYRAĞINDA / MS 565-835


TÜRKLERİN KULLANDIĞI SEMBOLLERDEN İKİ TANESİ
BOZKURT VE OZ TAMGASI ya da bilinen diğer adıyla SVASTİKA

Oz tamgası (Svastika) =Güneş=Tanrı=Ateş=Göğe Ulaşmak










______________




Avarların Göçünün Türk ve Avrupa Tarihine Etkisi

Avar’lar, Avrupa tarihinde Hun’lardan sonra büyük ölçüde etkili olan ikinci Türk kavmidir. Hakikaten Avar’lar, Attila gibi büyük liderleri olmamasına rağmen, Avrupa’nın ortasını ve doğusunu sarsmış ve etnografik yapısını değiştirmişlerdir. Yaklaşık 558-805 yılları arasında siyâsî varlıklarını yaşatmış olmalarıyla birlikte, kültürel etkileri yıkılışlarından sonra da asırlarca devam etmiştir.

Avar’ların menşei konusunda önceleri bir çok tartışmalar yapıla geldiği halde Moğol olmayıp, Türk oldukları artık kesinlik kazanmıştır . Hazar denizinin kuzeyinden Fransa içlerine kadar çok geniş bir sahaya yayılan Avarlar, Bizans kaynaklarında “Abares, Abaroi”, Latin kaynaklarında “Awares”, Slav kaynaklarında “Aban, Obri, Obor” şeklinde zikredilmişlerdir.

Bizans tarihçisi Simokattes’in (7 yy. 2.çey.) verdiği 558’de, Orta Asya’dan gelerek Bizans imparatorluğunun doğu sınırlarına yerleşen Moğol Juan-juanların, Avarlarla aynı olduğuna dâir haber, Moğol kabileleri arasında War-khun adına benzeyen Var-guni (Barguni) adlı bir kabilenin yaşadığının tesbit edilmesi ve Macaristan’da bulunan Avar mezarlarında Mongoloid insan iskeletine tesadüf edilmesi , bu Türk kavminin Moğol menşeli sayılmasına sebep olmuştur. Bunun yanında Avarların Fin-Ugor veya Ogur menşeli olduğunu ileri sürenler de olmuştur.

Avarların menşeini iyi anlayabilmek için şu noktaları iyi bilmek gerekir: Her şeyden önce Bizans tarihçisi Priskos (5 yy. ortaları) daha Orta Asya’daki Moğol Juan-juanların hâkimiyeti Gök Türkler tarafından yıkılmadan yüz sene önce 461-465 yılları arasında Batı Sibirya’da bir Avar kavminden bahsetmektedir. 

Yine bir Bizans tarihçisi Zakharias rhetor (550’lerde), henüz Juan juanlar Gök-Türkler tarafından yıkılmadan önce batıda bir Avar (Abar) topluluğundan bahsetmektedir. Ayrıca Grek coğrafyacısı Strabon, M.S.1. yüzyıl eserinde “Abar-Noi’lardan” bahsetmekte, üstelik Grek efsanelerinde karışık olarak “Abaris” adının geçtiği bilinmektedir. 

Bu kayıtlara göre söz konusu Avarların, 552 yılında Gök-Türkler tarafından yıkılan ve 558’de tamamen yenilerek batıya itilen Moğol Jauan-juanlar ile ilgisi olamayacağı açıktır. Aslında zaten Avarların Moğol Juan-juanlarla aynı olduğu haberini veren Bizans tarihçisi Simokattes eserinde “Hakiki Avar”, “Sahte Avar” diye ayırım yapmıştır.

Bu duruma göre Avarların menşei şöyle açıklanabilir: Bu Türk boyu aslında Batı Türkistan, Kuzey Kafkasya arasında ve Don itil boylarındaki Ogur Türklerine komşu olarak yaşayan, Bizans tarihçisi Menandros’un eserinde Avar adı olarak geçen War Khon (aslında var ve Hun adlı iki kabileden müteşekkil) lardır Bunlar, Hunlar, Gök-Türkler gibi Y’li Türk lehçesini konuşuyorlardı. 350 yılını takiben bağlı oldukları JuanJuan idaresini terk edip batıya yönelerek, Batı Türkistan, Afganistan ve Kuzey Hindistan’da kurulan Akhun (Eftalit) devletine katıldılar. Daha sonra Hazar ile Aral sahasına gelen War ve Khon kabile birliği yaptığı işe uygun olarak Abar adını aldı (Abar kelimesi Türkolog Gy.Nemeth’e göre karşı koyan, direnen anlamına gelmektedir). 

Ayrıca sabar, Hazar adları gibi Orhun kitabelerinde kavim adı olarak geçen Apar sözü bu tarihte (572) juan-juanlar mevcut olmadığı için batıdaki Avarları göstermektedir. Bütün bunlardan başka Avarların kullandığı unvanlara bakıldığında, bunların hepsinin Türkçe olduğu ve diğer Türk devletleri tarafından da kullanıldığı görülmektedir. Bö-kalabur (din adamı), Tudun, Kağan, Tarkan, Bağan, Apşyk, Yuğruş, Bayan (zengin), Kansavci (prens) Kök-elçi, Solak-elçi, (Mergen, Kandık gibi..) . 

Ayrıca Avusturya, Macaristan, Arnavutluk, Çekoslovakya, Güney Almanya v.b. yerlerdeki Avarlara âit olan mezarlarda yapılan kazılarda brakisefal Türk tipi iskelete oldukça yüksek oranda rastlanmıştır.


Avarların Göçü ile devamı Ahmet Taşağıl'ın sitesinde


Avrupa'da Avar Türk Hakimiyeti







20 Ağustos 2014 Çarşamba

TÜRKLERİN GİZLİ TARİHİ



"...aslında gizli değil, kasten ve özel maksatla gizletilmiş tarihtir...." ..."Türk halklarının aleyhine ortaya çıkarılmış sahte tarihçilik, aslında toprak davasıdır ; benimsenmiş (daha doğrusu çalınmış!) eski Türk kültür ve medeniyetine sahip olmak maksadı ile Türk halklarına karşı ilan edilmemiş manevi savaştır. 
Hem de adil olmayan bir savaş!"....



İberya'yı adım adım gezen Strabon :

"Kutsal burun da dahil olmak üzere batı sahillerine doğru TAQ nehrinin döküldüğü yere kadar İberya'nın batı taraflarının başlangıcıdır. Güneyde ise ANA nehrinin döküldüğü yere kadar, güney kısmının başlangıcıdır. Her iki nherin kaynağı doğudadır. Ama TAQ öteki nehirlerden daha büyüktür ve doğrudan batıya aktığı halde , ANA güneye dönerek vilayeti iki nehir arasındaki esas halk Keltlerdir. Ülkenin derinliklerinde KARPATAN, OREATAN ve VETTONLAR yaşarlar.... Bu eyaletten, kaynağını ANA ve TAQ nehirleri gibi aynı yerden alan BATIY nehri akar...."

"...Nehrin adına uygun olarak ülke BATİK olarak adlandırılmıştır. Halk ise ülkeye TURDETAN der. Halkı TUADETAN, bazılarını ise TURDUL olarak adlandırırlar. Bir kısım yazarlar onları bir halk , bir kısmı ise çeşitli halklar olarak gösterirler. Polibiy "TURDULLAR TURDENT'lerin kuzey komşusudur, ama şimdi onların arasında hiçbir fark bulamazsınız", diye yazar. TURDENT'ler kendilerini İberya halkları arasında en kültürlü halk olarak sayarlar. Onların alfabesi vardır, kanunları vardır ve kendi boylarının adına manzum hikayeli şiirler yazarlar. (kendilerinin dediği gibi yazılarının altı bin yıllık bir geçmişi vardır.) ...Başka İberya halkları da yazıyı bilirler, ama onların harfleri arklıdır, çünkü onların dilleri ayrıdır."

Strbon 3.kitabında İberya'dan başlamıştır. Şaşırtıcı olsa da, yukarıda tercümesini verdiğimiz metinde, Türk toponim, hidronim ve etnonimleri yeteri kadar boldur.

Belki de ,coğrafyanın yazarı Strabon Türk'tür (!)

Yahutta, coğrafyayı Rusçaya çeviren Q.A.Stratanovski Türk'tür (!)

Bu eser, eski Yunan dilinden , çağdaş Rus diline çevrilirken bilerek ya da bilmeyerek bir çok hata yapıldığını, bir hayli tahrife uğradığını gözden ırak tutmuyoruz.

Ama, belge, belge olarak kalır. Bu eserde, yeteri kadar Türk toponim, hidronim ve etnonimleri vardır ve bunları artık tarihten silmek mümkün değildir.

Strabon'un gösterdiği ANA nehrinin adı hiçbir şey ile karşılaştırılacak gibi değildir. Bin yıldır genel Türk dilinde ANA,APA,ABA gibi kullanılan bu söz süme dilinde AMA gibi kullanılmıştı.

Türklerde ANA en kutsal en yüce bir valıktır. ANA nehri civarında yaşayan eski Türk boyu nehre bu adı hangi sebepten vermiş bilmiyoruz. Her halde, geçimlerini bu nehirden sağladıklarından, nehrin onları yedirip, içirip doyurduğundan dolayı, nehre ana gibi bakmışlar ve ANA adını vermişler diye düşünmek mümkün.

"...İberyalıların bu körfez vilayetinde BASTETAN adını taşıyan (onlar BASTUL da derler) KALPA dağı vardır....Eğer iç denizden dış tarafa doğru yüzersen, bu dağ sağda kalır, ondan kırk stadiya uzakta KALPA şehri kurulmuştur....

.....Bunlardan daha güçlü ve şöhretlisi ise esası Marsel tarafından yapılmış KORDUB'tur.....

KORDUB..bu söz KOR+DUB sözlerinin birleşmesi ile yapılmış bir birleşik sözdür. KOR sözü Türkiye Türkçesinde ateşte kızarmış kömür,sıcaklık anlamı taşımaktadır. Azerbaycan Türkçesinde ise fonotik ses değişmesine uğrar ve KOR / QOR gibi okunur ve anlamı aynıdır.

DUB ise Sümerce "kil levha", Türkçe TUP varyantı ise "pişmiş kerpiç-tulpa (tuğla)" anlamı taşır. Bu anlamlar doğru ise KORDUB'un anlamı "kerpiç pişirenlerin şehri" olmalıdır.

....İberyalı Keltler arasında KONİSTURQ liman şehirleri arasında ise daha meşhuru ASTA şehridir....

...Her halde tabiatı seven insanlar...Bu yerlerde kendileri için şehirler ve başka yaşayış mıntıkaları kurmuşlar. 
Bu şehirler listesine şunlar dahildir : ASTA, NABRİSSA, ONOBA, OSSONOBA, MEANOBA ve başkaları....

...SALAS sakinleri gizemli ve zarif parçalar hazırlıyorlar...."

Türk Boylarının birinin adı BASMAL idi....

Eski SSCB'de KALPA adında Türk Boyları vardı....

ASTA....."yavaş", "sükünet", "sessizlik", "giriş kapısı" anlamları vardır.

Azerbaycan'ın güney bölgesinde ülkeye girilen yerde ASTARA şehri vardır.

Kazakistan'nın başkenti ASTANA gibi....

Strabon liman şehirleri arasında en meşhur olanın ASTA olduğunu yazar. Eyalete ya da ülkeye giriş buradan olur. Her halde milattan önce, şindiki İspanya toprakları üzerinde ASTA diye bir şehrin olması ve şimdiye kadar aynı anlamlı olarak bu sözün çağdaş türk dillerinde korunması, gerçekte çok önemli husuları haber vermektedir. Bu söz için başka bir ihtimal de göz ardı etmemek gerekir diye düşünüyorum. Bu şehrin adı AS/AZ boyundan da alınmış olabilir.

AZ/AS boyu hakkında Prof.Firudin Ağasıoğlu şunları yazar:

" Azerbaycan ülke adının kökündeki Azer boy adının ortaya çıkmasının esas özeği olan bu AZ boyu, Türk etnosu içindeki bir çok boydan biridir. AZİYA/ASİYA adındaki paralellik gibi AZ etnoniminin AS varyantı yaygın olarak kullanılmıştır. Bunun böyle yayılmasının sebebi AZ/AS boylarının zamanında eski Azerbaycan'dan Batı, Kuzey ve Doğu yönlerine yaptıkları göçlerle ilgilidir. Üç-Dört bin yıldır ki, bu boylar, tarihi kaynaklarda adı geçen boylardandır."

AS boylarının Troya (Truva) dan Avrupa ve İskandinavya'ya göçleri hakkında "Küçük Edda" abidesi de yeteri kadar bilgi vermektedir. Hatta orada , ASLAR Troya'daki (TUROBA) adetleri TÜRKEL, ANAR, ATLI gibi şahıs adlarını ve diğer toponimleri kendileri ile birlikte Avrupa'ya getirdikleri kaydedilmiştir.

Tarihen bilinir ki, OBA sözü sadece Türklerin kullandıkları bir sözdür ve Türklere aittir.

Bu günde bir çok Türk boyu tarafından aynen kullanılmaktadır.

ONONBA on sülalesinin bir yere toplanıp OBA kurması anlamındadır.

(On sülalelik oba) OSSONOBA, otuz sülalenin bir yere toplanıp OBA kurması anlamını taşır.

Şehirlerin adlarının böyle sıralanması bir daha gösterir ki, sülalerinin sayılarına göre şehirlere, şehri kuran sülalelerin sayısına göre isim verilmiştir.

MENOBA bir sülalenin kurduğu şehir anlamına gelir.

SALAS , SAL+AS sözlerinden yapılmış birleşik sözdür. Sal sözüne, hem boy adında, hem yer adında, hem de maişet eşyaları arasında rastlamak mümkündür. Dede Korkut Hikayelerinden tanıdığımız Kazan hanın kabilesi SALUR olarak adlanmıştır.

Burada bizim esas iddia ve düşüncelerimiz adeta ispatlamaktadır. Şöyle ki "Türklerin doğuya ve batıya göçleri sadece Anadolu ve Azerbaycan topraklarından başlamıştır. Bu topraklardan Avrupa'ya göç başlamış ve henüz yerleşik hayata geçmemiş Avrupa'da yer, şehir, şahıs ve nehirlere Türk adları verilmiştir.

KON+İS+TURQ birleşik bir sözdür. KON eski Türklerde yer, mesken ifade eder.

"ErgeneKON yurdun adı, Börteçine kurdun adı."

Strabon "..ibera kıvrımı ile deniz arasında...birinci şehir TARRAKON'dur...." diye yazar....

Burada geçen TARRAKON sözünün anlamı TÜRK'ÜN MEKANI-YERİ olabilir. Çünkü , dünyanın bütün Türkologları TÜRK sözcüğünün TARRAKON sözünün birinci hecesi olan TAR sözünden ortaya çıktığına asla şüphe etmiyorlar.

Mesela büyük Türkolog N.Y.Marr "Türk teriminin TAR-HAN sözünden" ortaya çıktığını yazıyor. Bu hiç de tesadüf değil, çünkü bu söz boylar arasındaki boy üstünlüğünü bildirir ve hatta o boyu kutsallaştırır ve Tanrı ile eş değer tutardı.

Bununla ilgili Kononov şunları yazar:

"Bu alıntıda dikkati daha çok N.Y.Marr'ın açıkladığı Türk terimine yöneltmek istiyorum. O "Türk" terimini başka özellikleri ile birlikte kutsallığa beraber seçilmişlerlere ait sayar."

Bizim düşündüklerimizi F.Ağasıoğlu'da onaylıyor. o "Protoazerlerin (birlikte prototürklerin) kökenine ışık veren teonimlerden biri de hiç şüphe yoktur ki, TAR/TUR alamorfu ile kullanılan Tar sözüdür ki, bu da sonralar Türk sözünün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Azer diyalektlerinde bugün de tarı sözü "Allah" anlamında kullanılmaktadır."

Sonralar TAR/TUR terimini çeşitli toponim ve etnonim, buna benzer adlarda buluruz. Mesela Uygurlara TARANCI da diyorlar. Tatar sözü "TARLIK TATARLARI" sözü ile birlikte de kullanılır.

Etrüsklerin ulu atalarının TARKAN adını taşımasını da unutmamalıyız.

Unutmayalım ki Heredot İskitlerin (Sakların) ulu atalarını TARGİTAY olarak adlandırır.

O tarih kitabında şunları yazar: "Bir zamanlar henüz yerleşik hayata geçmemiş bu insanların ilk sakini TARGİTAY adında bir insan olmuştur. İskitlerin dediğine göre TARGİTAY'ın babası Zeus, annesi Borifen nehrinin kızıdır. (İskitler ısrar etseler de ben buna inanmadım) Böyle bir nesli olan TARGİTAY'ın üç oğlu varmış...."

Göründüğü gibi, ünlü Türkolog N.Y.Marr , TAR/TUR terimini nasıl kutsallaştırıyor Tanrı'ya bağlıyorsa, Heredot'da TARGİTAY'ın Zeus'un oğlu olduğunu , inanmasa da, yazıyor.

Çağdaş Türkiye ve Azerbaycan lehçelerinde şu anda da başlangıçı TAR / TUR olan bir çok söz bulunmaktadır.

Strabon'un İberya'da gösterdiği TARRAKON şehri TAR/TOR terimi ile sıkı sıkıya ilişkilidir. Türk ya da kutsal yer gibi anlaşılır ve yalnız TAR sözüne Türk dilleri tarafından yaklaştığımız zaman bu sözün anlamını anlamak mümkün olur.

"......Strabon "..ibera kıvrımı ile deniz arasında...birinci şehir TARRAKON'dur...." diye yazar....
Burada geçen TARRAKON sözünün anlamı TÜRK'ÜN MEKANI-YERİ olabilir. Çünkü , dünyanın bütün Türkologları TÜRK sözcüğünün TARRAKON sözünün birinci hecesi olan TAR sözünden ortaya çıktığına asla şüphe etmiyorlar...."

Turduli
Turdetani
Tartessian
Tur/ Tar 
Turukku - Turk.

...."Küçük Asya'daki Troya'dan (Turuva-Turoba) Avrupa'ya oradan İskandinavya'ya giden boyların TOR/TÜR adlı tanrıları vardı. Bu yüzden İskandinav Sakalarında Türkel, Turid, Torleyk, Toralv (Tor Alp), Torlauq, Torqaut, Torlak, Torarin, Torberg, Trqeyr gibi antroponimlerin kökünde AS boyların TOR/TÜR şeklinde kullanılan teonimi vardır. TOR tanrının (THOR) fonksiyonunun (A.Bremenski) "v poyedenski s velikanami; plodorodiye çerez qrozu" (C.Dümezil) şeklinde olması ilginçtir. Bu yorum bizim açığa çıkardığımız TAR/TÜR toponiminin "ölü-dirilme" düşüncesi ile ilgili olduğu ve Azer dilindeki TORUN, TÜREME tipli sözlerde aynı anlamın kalması ile uygunluk yaratır." - Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu


.....


Milattan önce üç binlerde rastlanan "Turukku" sözüne gerçekte Rus ve Avrupalı alimler bilerek değer vermemiş ve bunu görmezden gelmek istemişler.

Oldukça garip ama, gerçek bu! Bu gerçeğe rağmen , Rus Türkologları başka sözlerin köküne her zaman ciddi bir şekilde bakmışlar, bu sözün kökünden ortaya çıkan diğer sözlere ciddi görüş bildirmişler, fakat Akat alfabesi ve dili ile yazılan bu "Turukku" sözünün üzerinden geçip gitmişler, inceleme gereği bile duymamışlar.

Neden böyle yapmışlar?

Cevabı çok basittir.

Turukku sözünün kökünde "tur-" , daha öncesinde ise "tar-" sözü vardır.

Bütün dünya alimleri "tur ve tar" sözlerinin Türk milletine ait olduklarını yazmışlar.

Durum böyle olunca "Turukki" lerin beş bin yıl önce Doğu Anadolu ve Azerbaycan'da prototürkler olarak yaşadıklarını nasıl yazacaklardı?

Çünkü, bunlar herkese "Türklerin batıya gelmeleri 7.- 9.yüzyıldadır" ,diye zorla kabul ettirmişlerdi.
Olmuyor sayın tarihçiler, olmuyor!

Eğer Türkler batıya 7. - 9. yüzyıllarda gelmişlerse, o zaman bizim ecdadımız sayılan ve prototürk kabul edilen Qutiler , Lulubeyler, Kimmerler, İskit ve Sakalar, Hunlar, Bulgar ve Avarlar, daha adlarını sayamadığımız onlarca boylar beş, dört, üç bin yıl önce Avrupa'da ne geziyorlardı?



Yunus OĞUZ - Bahtiyar TUNCAY (Azerbaycan)
Türklerin Gizli Tarihi
Aktaran: Hüseyin ADIGÜZEL


//KİTAP TAVSİYESİ


.....


ek bilgi: AS

Livius VI.41 & VIII.6. Gaius Suetonius Tranquillus’un (MS 69-140) De Vita Duodecim Caesarum (On İki Caesar’ın Yaşamı) isimli eserinde, ilk Roma imparatoru G. O. Augustus’un ölümü ve ölümü sonrası tanrılaştırılmasına değinilen yazıma göre, bir yıldırım düşmesi yüzünden heykelinin üzerindeki yazıttan isminin (Caesar) ilk harfi olan C’nin silinmesi, yalnızca yüz gün ömrü kaldığı ve ölümünden sonra tanrı makamına ulaşacağı şeklinde yorumlanmıştır.

Zira, 100 sayısı için C harfi kullanılması yanı sıra, Caesar adından geriye kalan aesar, Etrüskçe’de tanrı anlamına gelmektedir.

(Suetonius II.97.)

Dr.Murat Orhun
Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, 
Tarih Anabilim Dalı, Eski Çağ Tarihi Bilim Dalı
Akademik Bakış Cilt 3, Sayı 5.Kış 2009


Buradaki Caesar - Aesar = Etrüskçe Tanrı anlamına geliyorsa...
A (e) SAR - ASAR - AS+AR - AS Türkleri.

.....

Trakya ovaları da Bizans kaynaklarında ASTİKE ovaları diye geçer...

Kaynak:
Bizans Kaynaklarında Türkler (Menandros'un Fragmanları)
İsmail Mangaltepe 



KÜÇÜK MENDERES'İN "ASTARPA" OLMASI GİBİ
Aslar


SB.









TARİHİNE SAHİP ÇIKAN MİLLET YENİLMEZ OLUR






TARKASNAWA MÖ.13.yy
KARABEL KAYA KABARTMASI





Tarkasnawa, [Mira Ülkesi]'nin Kralı
Mira Ülkesi'nin Kralı Allantallis'in [oğlu]
Mira Ülkesi'nin Kralı ...... torunu.

Kemalpaşa ve Torbalı ilçeleri arasındaki yol üzerinde ve Bozdağlar sıradağlar kütlesi içinde, bu dağ silsilesinin en batıdaki kısmını oluşturan Nif Dağı ile daha doğuda uzanan kalan kısmı arasında yer alan bir geçittir. İzmir'den yaklaşık 20 km uzaklıktadır.


The inscription of the Karabel rock-carved prince-warrior monument in Mount Nif was read as attributing it to "Tarkasnawa, King of Mira", a part of the Kingdom of Arzawa.

Tarkasnawa, King of Mira (land).
(Son of) Alantalli, King of Mira land.
Grandson of (...), King of Mira land.
kaynak



....


PELOPS / ATLANTİS / OLİMPİYATLAR:
The Name Atalantis or Atlantis:
Tarkandemos
Tarkhun
Tarquin
Tarkhun was also applied as a name to a tribe of Jaghata Turks: 
more to read:


TARHAN : SOYLU KİMSE, BEY
TARKAN : AYRICAKLI, SAYGIN
TARCAN : AYRICAKLI DOST


SADECE TÜRK KÜLTÜRÜNDE GÖRÜLEN BİR İSİMDİR !





____________


eski adı Tartesos nehri , bugünkü adı Guadalquivir ..........(kaynak:)  
........İspanya'nın 3., Endülüs Özerk Bölgesinin en uzun ırmağı....


Guadalquivir'in Roma öncesi adı Betis.. Baetica...
İspanyolca Betica

wiki de ise:
The name comes from the Arabic al-wādi al-kabīr (الوادي الكبير), 'The Great Valley'. Classical Arabic Wadi is pronounced in present-day Maghreb as Oued. The Phoenicians named the river Baits, later Betis (or Baetis) from pre-Roman times to the Al-Andalus period, giving its name to the Hispania Baetica Roman province. An older Celtiberian name was Oba (gold river), leading to the assumption that etymologically Córdoba means city on the Oba (Cart-Oba), 
but it is actually derived from the Phoenician qorteb meaning 
"oil press".

diye geçiyor.....

OBA (Gold river) mış....OBA .. OBA'dır
Celtiberian name  mış...Cordoba'nın anlamı da "OBA da şehir" miş... KORDOBA - KORD OBA ; KURT OBA'dır
Baits mış...BATI ... dır..

Celtiberian mış , Phoenician mış....


Nehrin iki adı var: Baits/Batık/Batı ve Tartessos


başka yerde:
"Some of the Iberian cities retained their pre-Indo-European names in Baetica throughout the Roman era. Granada was called Eliberri, Illiberis and Illiber by the Romans; in Basque, "iri-berri" or "ili-berri", still signifies "new town"."

pre indo european miş...
Bask dili eklemeli dil grubuna girer ve turanidir.
Türkçede mutlaka iri-berri veya il-i-berri anlamları vardır...


Dilcilere duyurulur








10 Ağustos 2014 Pazar

AVAR TURKS



Abars, Abdals, Abdally, Abdaly, Aores, Aorses, Asi, Asii, Avars, Assuns, Awars, Beçen, Budini, Ephtalites, Gushans, Gushanas, Güsans, Hantals, Juan-juan, Jujuan, Kasans, Kashans, Kushanas, Kushans, Koshans, Kusans, Kusüns, Küsans, Kyusüns, Obres, Oghondors, Olhontor-Blkars, Onogurs, Pasiani, Peçenek, Sacarauli, Sacarauli, Sakauraka, Tochari, Tochars, Tocharians, Turgesh, Uars, Wars, Usuns, Ussuns, White Huns, White Süns, Yazig, Yu-chi, Yüeh-chih, 
and other variations

Favorite symbol Griffin. 
This creature, as you know, is protector of the Scythian tribe gold.



Avar warriors were buried with his horse, the same funeral as Scythians, Huns and Gokturks.
AVAR-SCYTHIAN-HUNS = THE TURKS

Bronze arrow Avar belts


Parthian Shot with Asian Bow ! 
Turkish Culture & Art





Avars, the second Turkish tribe, shocked Europe after Huns. For many years was a discussions over the origin, but thanks to the archaeoligical excavations and research turns out to be of Turkish origin. To understand the essence of the matter, the following points should be well known;

Historian Priscus (5th c) wrote about Avar people in West Siberia, 100 years before the crash of Juan-Juan in Central Asia.

Another source is Zakharios Rheta (in c.550) wrote about Abar community in west, before incidents in Mongolia.

Geographer Strabo in his work (1st c AD) mentioned about Abar-Noi, and in old Greek myths the name Abaris is to be known.

It is to be understood after these explanations, about the Turkish- Avar (Abar) State which was build in Europe, has nothing to do with Juan-Juan which was entirely collapsed in Mongolia.

Also, before the time of Juan-Juan, tribe name Apar was on Orkhon monuments/inscriptions, like tribes names Sabar and Khazar, which shows west Avars. After 562, Slavs and Ants came under Avar-Turks domination. The great role, for this success belongs to Bayan Hakan.

The word BAYAN is not Mongolian, but Turkish, comes from BAY (rich) root word, and it was not only used by Mongolians, but also by Bulgarian Turks.

Avar-Turks moved Gepids from east Hungary. Lombards (or Longobards) didn't like Avars and moved to in 568 to Pannonia, and when Hungarian lands became empty, Avar-Turks settled there. They defeaded Frank king Siegebert, take Belgrad (Signidiunum) and Oszek (Sirmium), and marced to İstanbul. The boundaries of Avar country stretched from Don river to Galia. Avar-Turkish Khaganate became most powerful state in Europe. The reason of this situation was undoubtedly the army of Avars. The main core in his army was Turkish soldiers, with Slavic and Germanic masses as well.

After the ending of the East-Roman-Sasanian war, East-Roman army went to Tracia. Under the command of Priskos in 601 they came to Tuna and Tissa river, and defeaded Avar-Turks.

After the dead of Bayan Hakan, the new Hakan took the city Friul over. In 613 East Roman Emperor Heraklius escaped the trap. Avar agreement with Sassanids in 626. Heraklius asks for help from Caucasus Khazar Turks. Avars siege was not successful and they forced to retreat. With this fails Avar Khaganate lost his reputation. After the death of Avar Hakan in 630, Bulgarian Turks arguing about revolving with their leader Kubrat (Kourt-Kurt). Avars put down this rebellion in the Balkans, but north was taken by Bulgar-Turks. After the fall of Avars, foreign tribes abandonment some locations, and Avar-Turks jammed into the circle of competitors in the Hungarian plains. They survived through the 7th and 8th century.

In 791 Frank emperor Charlemagne elaborated Avars. His son Pepin in 796 took capital city of Avars in Hungary. Avars started rapidly erased from history. In 805 they became Christians, and has been ruled by Theodor.

In 795 chieftain titled Tudun of Avar-Turks, was baptized in Aix-la Chapelle,rebelled against Frank domination, but they could not be successful. After him chieftain (başbuğ) Zodan rebelled to, but he surrendered in 803.

Avar-Turks place in East European History Avars dominated the Balkans and Central Europe for 250 years. Of course was a big impact in this area an event of Avar-Turks. With Avars changed the ethnic structure of Eastern Europe. Longobards moved to İtaly, Slavs were brought to Danube, Vistula and Bohemia. Syrian Bishop Johannes says: "formerly they could not get out of the woods, with Avars the Slavs were used to disciplined war horse herds, owner of silver and gold."

Shortly, the result of a systematic displacing of these peoples by Avar-Turks, laid the foundation of Yugoslavia, Czechoslovakia and Poland in ethnic.

In all Slavic language Obor was used for Avars, meaning Giant. Some Turkish political organization words (like Boyar, Ban) is been used by Slavs. Even former religion influences of Avar-Turks, between de Slavic people is to be seen. Even city names; "Navorino" in Greece, "Antivari" in Albania, comes from Avar-Turks.

Avars were also rich in gold, when Franks captured the capital city, they took many gold treasure. Gold treasure of Prostovats belongs to Avars. Nagy Szert Miklos treasure was suggested, that it belongs to Avars, but by Nemeth Gy. work it is been proved that the inscriptions belongs to Pecheneg-Turks. Technical work of this treasure is Avar-Turks style, Symbols (Stamps, Tr;Tamga-damga) belongs to Bulgarian-Turks. (In short; Turks ;) -SB)

How the weapons and battle tactics of the European-Hun-Turks was exemplified to Europens; was also weapons and battle tactics accepted and adopted of Avar-Turks by Europeans to.

Avars maintained their quiver on the right side of the waist belt, they hang the bow on the left side in another housing. The bow consisted several parts, inner side was from bone, also found in Hun-Turks tombs. Avar sword was flat or curved. Stirrup were also brought by Avar-Turks to Europe, and was circular.

Avar-Turks art of war has effected East-Romans. When East-Roman emperor Herakios re-organized the army as Avar army, he prevailed against the Sassanids. In this period East-Roman army was completely similar of clothing and weapons as Avars. In Tactica, emperor mention the formation of the army and clothing.

Avar-Turks bury their deads facing east, and the burial ground from head to feet direction in east towards. Influential persons body were first wrapped in leather, then in sarcophage and buried. For their afterlife journey they put also food in burials. A cavalry were buried with his horse.


Prof.Dr.Ahmet Taşağıl /in Turkish







HUN, AVAR, PECHENEG, CUMAN AND BULGAR (before becoming Slavs)
all these tribes are Turkish tribes, and not another ethnic!
They are the Turks in Europe, before the Seljuk and Ottoman Turks.
Just like the geographic names: BALKANS and ALPS



Balkans : Geographical name, means "wooded mountain chain".
Etymology is Turkish.

1. Near etymology: - mountain range in south-eastern Europe, antique. AЌmoj, Lat. Haemus, Wed-Greek. ZugTj, Bulg. Staґra Planinaґ; see Tomasek, Zschr. f. Јsterr. Gymn., 1877, page 675.
Balkan one. "Balkan Mountains," 
2. "Big, tall mountain range, covered by forests," with the same name Chagat. Balkan "mountain range" in combination BЈjμk V., Kμ ‰ μk V. - the names of the two mountains in the Turkmen desert (Kunosh 21; Marquart, Kumanen Erѓn-187 and "ѓhr, 58, 214)




BALKAN
A. S. Amanjolov Sakalr´ın joğrafi (coğrafi) menşleri ve onun Türkmenistan´la ilişkisi olma ihtimali hakkında şöyle yazar:
Onomastik, leksikolojinin özel adları araştıran bilim dalı olarak, etnik, coğrafi, astronomi adları (etnonim, toponim, kosmonim), kişi adları (antroponim), çeşitli hayvan adları (zoonim) ve bitki adlarını (fitonim) ayrıntılı biçimde inceler. Onomastikteki yeri büyük olan coğrafik adların sırrını öğrenebilmek için aşağıdakı misralara bakalım:

Kazakçada: 
Balkan, Balkan, Balkan tav
Ol da bizdin barğan tav

Kırgızcada: 
Balkan, Balkan, Balkan too
Anı da biz körgen too

Karakalpakçada: 
Tüye, tüye, tüyeler,
Dızın kayda tüyeler?
Balkan tavdın basında,
Balık oynar kasında.

Bu şiirdeki “Balkan” kelimesine pek dikkat etmiyoruz. Çünkü çocukluğumuzdan ninniyle aklımızda kalan kelime olduğundan, sadece ezberimizde kalmış satırlarını hatırlıyoruz. Bugünki coğrafik ad açisından bakarsak, söz konusu olan büyük dağ, Türkmenistan´in güneybatısında ublunan “Balkan dağları” olabilir.  Aslında bu dağ Büyük Balkan, Küçük Balkan olarak adlandırılır. Bu dağın o kadar yüceltilerek gösterilme sebebi, Büyük Balkan´daki Arlan oruğunun 1880 metre yüksekliğinde olmasındadır. Onun için Kırgızcada “Balkan too” sözü büyük, yüksek, kocaman, yüce anlamlarını saklamışa benziyor.
[Our Ancestors, who Establish the Great Turkish State "Parthian]
(M.Ö. 247-M.S. 224)








Even the priest of Apollo "Abaris" in the myths, is an AVAR Turk.






Bu da Anadolu'dan olsun:
Yörü, behey Bulgar Dağı!
Senden yüce dağ olma mı?
Sende yaylayan güzelin,
Yanakları ağ olma mı?
Karacaoğlan





3 Ağustos 2014 Pazar

POLONYA ve TÜRKLER





Krakov Tümülüsü/Kurgan (KOPIEC KRAKA-Krak Höyük!)

Lasota Tepesinde (271 m) 16 metre yüksekliğinde bir Tümülüs.

Birçok kere kazılar yapılmış. 
MS.10.yüzyıl Avarlar dönemine ait ?!? 
Bronz buluntu Avar dönemi. At nalı, demir, ahşap mandal ile bent,seramikler, gümüş sikke....

Daha sonra tepesine Meşe ağacı dikilmiş ve ibadet/festival yeri olmuş.


Paskalya'nın üçüncü gününde Krak Höyüğün eteğinde toplanırlar ve tepesinden gıda ve madeni para atarlarmış. Ölüye saygı. Hıristiyanlığın hakimiyeti ile yasaklanmış. Avusturya hakimiyeti altında iken 1837 yılından sonra höyüğe yaklaşmak bile yasaklanmış. Halk ayaklanmış ve kilise ile anlaşarak başka yere taşınmışlar.



Krakov Höyükleri /Tümülüsleri


St. Bronisławy i al. Waszyngtona 34.1 metre

1977 de Avusturyalılar tümülüsn çevresine otel inşa etmiş.

Kopiec Józefa Piłsudskiego Zwany Kopcem Niepodległości 35 metre

2.Dünya Savaşından sonra Ruslar yıkmış, 1980 restore edilmiş.

Kopiec Wandy Wznosi (Wanda Höyük) 14 metre

MS.7 yüzyıldan - efsaneye göre Kral Krak'ın kızı Wanda'ya aitmiş.
Kurganın tepesine taş heykel koymuşlar!

Kopiec Krakusa Został (Krakus Höyük) 16 metre

Krakov'un kurucusu sayılıyor.

Kopiec Esterki

14.yy, daha sonra tahrip edilmiş

google çeviri ile ancak bu kadar :)





























link:  /  link:  /  link:  /  link:  /  link:




ilgili diğer yazı






_______________________

22 Kasım 2013 Cuma

BULGAR TÜRKLERİ - KUBRAT HAN - KAYI BOYU





Kök-Türklerin baskısıyla, 560 yıllarında batıya kaçan Avarlar, Kırım ve Kafkasya’daki Hun ve Bulgarları hakimiyet altına aldılar. Bulgarların bir kısmı, Avarların baskısına dayanamayarak Kafkasya dağlarına sığındılar. Bunlar daha sonraları Bizans ve Rus vakayinamelerinde “Kara Bulgar” adıyla anılacak olan ve bugünkü Karaçay-Balkar Türklerinin ataları olan Bulgarlardır. Kök-Türklerin batıya doğru daha da yayılmaya başlamasıyla, Avarlar da 567 yıllarında Balkanlara ve Avrupa içlerine doğru kaymaya başladılar. Avarlar gittikleri zaman beraberlerinde de Kutirgurların önemli bir kısmını götürdüler [57]. 

Kafkasya’daki diğer Bulgar kabileleri ise “Ermi” adlı bir Türk kabilesine [veya sülaleye] mensup “Gostun” [veya Organ] adlı bir prensin idaresinde 603 yılında toparlanarak yeniden birlik oluşturdular [58]. Tuna Bulgar Hanları Listesinde “Gostun” şeklinde geçen bu şahsın adı [veya unvanı] Bizans kaynaklarında “Organ” şeklinde geçmektedir. “Gostun” veya “Organ” adıyla anılan bu şahıs yakın bir gelecekte “Magna Bulgaria”yı [Büyük Bulgarya] kuracak olan “Kubrat Han”ın da dayısı [veya amcası]dır [59]. Kubrat, 605 yılında Bulgarların yönetimini, dayısı Organ’dan devralarak, Bulgarların “Elteber”i oldu. Fakat bu sırada Bulgarlar halen Avarların baskısı altındaydılar. Kubrat, hükümdar olduktan sonra, Bulgarların bağımsızlığı için Avarlara karşı mücadeleye başladı. Kubrat’ın bu mücadelesini Bizanslılar da destekliyordu.

Hatta, Bizans İmparatoru Herakleios’la ittifak anlaşması yapan Kubrat, kendisine “Patrikios” unvanı verilmesini de sağladı. Kubrat, 630 yılında, Avarlara karşı açıktan isyan başlatmış, beş yıl süren bir mücadeleden sonra, 635 yılında, bu mücadelesini başarıyla [s. 577] sonuçlandırarak, temelde Onogur ve Utirgur [Onogur+Sabir] kabileleri olmak üzere “Magna Bulgaria” [Büyük Bulgarya] devletini kurmuştur [60]. Kubrat bundan sonra “Han Kubrat” olmuş ve ölünceye kadar da Han olarak kalmıştır [61]. Kubrat Han’ın 665 yılında ölümünden sonra yerine büyük oğlu “Bat-Bayan” geçer.

Fakat, VII. yüzyıl ortalarında, batıya doğru ilerlemekte olan Hazarların baskısı sonucu Büyük Bulgarya devleti dağılır. Bulgarların bir kısmı Hazarların idaresine girerken, bir kısmı da Kafkasya’yı terk ederler. Kubrat Han’ın oğullarından “Kotrag” kendisine bağlı kabilelerle Don ırmağının karşısına yerleşirken, “Asparuk” ise  yine kendine bağlı kabilelerle birlikte Tuna ırmağı boylarına doğru gider. Bat-Bayan ise Onogur, Utirgur, As-Alan ve Macarların hükümdarı olarak ata yurdu Azak-Kafkasya sahasında kalır. Fakat kısa bir süre sonra da Hazarların hakimiyetini kabul eder. 


Adilhan Adiloğlu
Karaçay-Malkar Türkleri
KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİNİN ETNİK OLUŞUMUNDA BULGAR VE SABİR HUNLARININ ROLÜ
[57] Tekin, a.g.e., s. 2; Kurat, Akdes Nimet., Bulgar, İ.A., C.2, İstanbul, 1993, s. 782.
[58] Tekin, a.g.e., s. 3.
[59] Tekin, a.g.e., s. 3. L.N. Gumilev, Organ ile Kök-Türklerin batıdaki valisi veya ikinci derecedeki hükümdarı “Mohodu-heu”nun aynı kişiler olduğunu söylemektedir. Ona göre, Mohodu-heu Kök-Türklerin meşhur Aşina soyundan olup aynı zamanda da Kubrat Han’ın dayısıdır [Artamonov, a.g.e., s. 162]. [s. 588] [60] Tekin, a.g.e., s. 2-4; Kafesoğlu, a.g.e., 1993, s. 191-192; Ostrogorksky, a.g.e., s. 97.
[61] T. Tekin, “Kubrat” sözünün “derlemek, toplamak, bir araya getirmek” fiilinin emir şekli olduğunu söylemekte ve İkinci Kök-Türk Hakanı Kutluğ’un unvanının da aynı anlamda “İl-Teriş” [kabileleri toplayan] şeklinde olduğunu hatırlatmaktadır [Tekin, a.g.e.,s. 3]. T. Tekin’in Kubrat adıyla ilgili etimolojisi de şüpheli görünmektedir. Kubrat’ın kardeşinin ve büyük oğlunun adlarının “Şam-bat” ve “Bat-Bayan” şeklinde olması, Kubrat sözünün aslının “Kur-bat” veya “Kor-bat” şeklinde olabileceğini düşündürmektedir. F. Nuretinov’un söylediği, “Putivl” şehrinin asıl ve eski adının “Batavıl” [Prens Karargahı] şeklinde olduğu [Nurettinov, Ferhat A. [Ed.], Mikail Baştu İbn Şams Tebir'in Şan Kızı Destanı, Çeviren: Avidan Aydın, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991, s. XVII] doğru ise, öyle anlaşılıyor ki, “bat” sözü, Bulgar Türklerinde herhalde önceleri “bey, prens, vali” şeklinde bir unvan adı olarak kullanılmakta idi. Kubrat adının aslının“Kur-bat” şeklinde olduğunu varsayarak bu sözün eski Türkçe’deki “kür” [cesur, yiğit] sözünden “Kür-bat” şeklinde oluştuğu düşünülebilir.


Bugünkü Bulgarların iddia ettiği gibi IYI tamgası Slav falan değildir.
Suvar-Hun-İskit-Bulgar-Oğuz/Ogur Türklerinden kalmadır.


Kubrat Kağan'ın hemen başının üzerindeki damga 
Türk Oğuz boylarından ''KAYI'' ''I Y I'' boyunun damgasıdır. 
video

 ''ON OĞUZ'' boylarında gelen Kubrat'ın ölümünden sonra oğlunun biri Hazar Türklerinin hakimiyetini diğeri Avar Türklerinin hakimiyetini kabul etmiştir. Üçüncüsü ise Doğu Roma komşusu olarak devleti devam ettirmiştir . 



Balkanlar'da  Kayı Boyu ve Türk Boy Damgaları
Bulgaristan 1961 yılında Pliska kazılarında bulunan Kayı boy damgalarını 16 yıl boyunca kamuoyundan gizleyecek ; bu buluntular ilk kez 1977'de Bulgar Arkeolog S.Vaklinov tarafından yayınlanacaktı......
Bunun Hıristiyanlığı benimsemeden önce gök/tanrı anlamına gelen bir simge olduğunu söyleyeceklerdi....
Cengiz Özakıncı  
pdf:




In the S. Caucasus, Huns appeared as companions of Masguts, about 2nd c. AD, undoubtedly passing by the Aral Basin, where they joined Masguts (Massagets). In the merry-go-around of the nomadic coalitions, the Kayi Huns supplanted Massagets (Masguts, Alans), or Massagets (Masguts, Alans) supplanted Kayi Huns at the head of the Northeast Caucasian Türkic tribes. Then Savirs supplanted  Kayi or Masguts, and became an umbrella term in the Byzantine-Persian confrontation, then Huns supplanted Savirs and became a dominating force in the Caucasus till in the 8th c. the Arabs decimated them, forcing them to ally with Khazars. From then on, the North Caucasian Türkic tribes appear under the umbrella term of Khazars, with Bulgar and Suvar magnates continuing running the Khazar Empire.  - N.Kisamov, From the article "Kemal Aliyev- Origin of Kumyks in Soviet ideology and historiography; Who are Kumuks?"

Dulo-Suvar/Bulgar-Kayı Tamgaları



Osmanlı Kayı boyundan değildir.....
Kayı damgasını sonradan kullanmaya başlamışlardır.

" Kayı teorisi Osmanlı hanedanını yüceltmek için ortaya atılmış bir teoriden ibarettir. Timur'un oğlu Şahruh, İkinci Murat zamanında kendisine bir hil'at (Hükümdarların takdir için bir kimseye verdikleri cübbe) gönderip bunu giymesini, kendi egemenliğini tanımasını istemiştir. Zira Timur ve oğulları kendilerini Oğuzhan neslinden sayarlar. Büyük hanlığın kendilerine ait olduğunu iddia ederler. İşte bu iddia karşısında II. Murad kendi bağımsızlığını göstermek üzere Oğuzname destanını kullanmış ve Osman Bey'in Oğuzhan'ın neslinden olduğu iddiasını benimsemiştir. Kayı menşei iddiası, Timuroğulları'nın Oğuzhan'dan geldikleri iddiasına karşı siyasi bir iddiadır. Bu bir kurgudur. Fatih zamanında şehzadelere Oğuz, Korkut adlarını vermişler ve topların üzerine Kayı damgasını koymaya başlamışlardır. Kayı teorisi Osmanlı hanedanını yüceltmek için ortaya atılmış bir teoriden ibarettir. Bunu 40 yıl önce de yazmıştım. " Halil İnalcık;

- Eski tarihçilerimiz birisinin naklettiği rivayeti aynen alır kitabına koyar. Bu sahte bir rivayet midir, yanlışlıklar var mı, sorgulamadan aynen kaynağının söylediği gibi alır. Bunun asıl bir sebebi "Müslüman yalan söylemez" inancı olabilir. Halbuki bir tarihi olay ve kişi hakkında söylenen rivâyeti tarihçi kullanırken, bunu süzgeçten geçirmek zorundadır. Buna "textkritik" metodu denir.

Bir misal vereyim. Sözde Osman'a rüyasında dünya hâkimiyeti müjdelenmiş. Bunu Şeyh Edebali yorumlamış. Bunu modern bir tarihçi kabul edebilir mi? 15. yüzyılda Aşıkpaşazâde'de, Neşri bunu gerçek gibi kayd ederler. Kaynaklarımız bunun gibi hurafeler içerir.

Osmanlı beyliğinin kesin biçimde Yalak-Ova savaşı sonucu kuruluşu meselesine gelince... 1302'de Osman Gazi'nin kazandığı Yalakova-koyunhisarı (Bapheus) Zaferi, Anonim Tevarih-Âli Osman'da uzun uzadıya anlatılıyor. Aşıkpaşazâde'de sadece iki cümle var, ayrıntısı yok. Bu önemli zaferin ayrıntılarını Osman Gazi'nın çağdaşı Bizanslı Georgios Pachymeres'in eserinde buluyoruz. 

Yalakova'da Osman Gazi'nin 5 bin kişilik bir kuvvetle Bizans kuvvetlerini denize döktüğünü yazıyor...

Bizans tarihçisi bu savaşı büyük bir zafer olarak tespit etmiş ve bundan sonra Osman'ın bayrağı altına Anadolu'dan gazilerin gelip katıldığını işaret etmiştir. Bu karşılaştırmalı olayı Girit'te bir sempozyumda bildirdim ve bu bildirim Yunanistan'da basıldı.

Türkiye'de İznik üzerinde bir kitap çıkarıldı, orada da neşredildi; bu makalede tüm kaynaklar gösterildi. Bırakın sıradan kimseleri tarihçiler bile bunu okumamış görünüyor. Osman Gazi'nin 1302'de tarih sahnesine çıkmış olduğunu, Bizanslı tarihcinin ifadesini esas olarak yazdım.

Osmanlılarda hanedanın menşei hakkında başka bir teori vardır. Oğuznâme'de Türkler'in dip-atası Oğuz Han olarak kaydedilir. Sözde onun 6 oğlu olmuş. Gün, Ay, Yıldız, Gök, Dağ, Deniz...Gün en büyük oğluymuş... Onun oğlu da Kayı...

Oğuz Destanı diyor ki, Hanlık Oğuz Han'dan sonra Gün Han'ın hakkıdır ve ondan sonra da bütün Türk kabileleri üzerinde egemenlik Gün Han'ın oğlu Kayı'ya aittir. Osmanlı hanedanı da işte bu Kayı Han'dan geliyor. Bu şecereyi, ikinci Murad zamanında 1440'lara doğru Yazıcızade ortaya atmıştır.

Yazıcızade diyor ki, Osman Gazi zamanında kabileler toplandı ve Oğuzhan'ın vasiyeti gereğince Kayı Han neslinden gelen Osman'ı han ilan ettiler... Osmanlı hanedanı Kayı Han neslindendir. Bu hikâye, 1440'larda ileri sürülmüştür. Yazıcızade neden bunu yazdı, açıklanması kolay. Timur, Osmanlılar'ı yendikten sonra Yıldırım Bayezid oğulları üzerinde egemenliğini kabul ettirmiştir. 

Timur'un oğlu Şahruh, İkinci Murat zamanında kendisine bir hil'at (Hükümdarların takdir için bir kimseye verdikleri cübbe) gönderip bunu giymesini, kendi egemenliğini tanımasını istemiştir. Zira Timur ve oğulları kendilerini Oğuzhan neslinden sayarlar.

Büyük hanlığın kendilerine ait olduğunu iddia ederler. İşte bu iddia karşısında II. Murad kendi bağımsızlığını göstermek üzere Oğuzname destanını kullanmış ve Osman Bey'in Oğuzhan'ın neslinden olduğu iddiasını benimsemiştir.

Kayı menşei iddiası, Timuroğulları'nın Oğuzhan'dan geldikleri iddiasına karşı siyasi bir iddiadır. Bu bir kurgudur. Fatih zamanında şehzadelere Oğuz, Korkut adlarını vermişler ve topların üzerine Kayı damgasını koymaya başlamışlardır. Kayı teorisi Osmanlı hanedanını yüceltmek için ortaya atılmış bir teoriden ibarettir. Bunu 40 yıl önce de yazmıştım.

Gelelim bana yapılan itirazlara: 
Deniyor ki Osmanlı devleti Bilecik'in Söğüt kazasında kurulmuştur... Osman Gazi'nin kariyerinde, beylik yani bir devlet kuruluncaya kadar bir takım aşamalar vardır. Babası Ertuğrul gelip Söğüt'te yerleşiyor...

Bir aşiret olabilir ama bu beylik, bir devlet kurulması şeklinde yorumlanamaz. Osman 1288'de Eskişehir yakınında tepede Bizans tekfuru elindeki Karacahisar kalesini fethetti. Bazıları bunu Osmanlı beyliğinin kuruluş tarihi olarak yorumlayabilir. Ondan sonra Osman 1299'a doğru Eskişehir'den Bilecik'e kadar geniş bölgeyi fethetti.

Yenişehir sınırında Bizans'a karşı yerleşti ve akınlara başladı. Bunun tarihi 1299'dur. Bu söylediğim tarihlerin herhangi birini beyliğin, devletin kuruluşu olarak alabilirsiniz. Ama bu aşamalardan hiçbiri Bapheus zaferi gibi çağdaş bir kaynak tarafından tam tarihiyle teyit edilmemiştir. Ancak Osman'ın 27 Temmuz 1302'de Bizans ordusuna karşı kazandığı zafer çağdaş Pachymeres tarafından zikredilmiştir. Bu nedenle bir tarihçi olarak 27 Temmuz 1302 tarihini alıyorum.

Prof.Dr.Halil İNALCIK


İnalcık hoca bile Osman Gazi'nin döneminde yaşamış olan Pachymeres'i kaynak olarak gösteriyorsa, o zaman Osman değil ATMAN'dır Osman Gazi'nin adı.




Kaşgarlı Mahmud'un Divanü Lügati't-Türk kitabında adı geçen 24 Oğuz boyunun damgaları.
Kaşgarlı bu damgaların davarlara, at sürüsü vurulduğunu söyler.
Bu damgalar/tamgalar aynı zamanda yazıtlarda ve petrogliflerde de görülür.

"Rum diyarındaki Beçenek (Peçenek)lere kadar, 
Suvar ve ''Bulgar'' Dilleri Türkçedir. "
Kaşgarlı Mahmud




Makedon parası - KAYI BOYU TAMGASI





İskit/Saka'ların da IYI tamgasını kullanması Zaur Hasanov'un Çar İskitlerinde belirttiği gibi "Oğuz"lardan olduğunu ortaya koyar. Ki, İskit ve Hun boylarında Ağaçeri Türklerinin olması, diğer boylarının da mevcudiyetini gösterir: KAYI gibi.

yeni yazı
Kayı Tamgası Nasıl Oluşmuş Olabilir?



"Osmanlı İmparatorluğu idaresi altında 
asimile edilen hiç bir millet yoktur. 
Osmanlı idaresi altına girip de Osmanlı devletinden dolayı 
etnik kökenini kaybeden millet yoktur...."
"Bizim tarihimizdeki tüm gerçekler Türk olduğumuzu gösteriyor. Diğerleri hepsi birer teoridir."
"Bizi yok olmaktan Osmanlı kurtardı."


Bulgar Gazeteci Dimitr Nikolov'un Stoyan Dinkov ile yaptığı röportajı :


Dimitr Nikolov: 

Sayın Dinkov kitabınızda Bulgaristan'ın Osmanlı idaresi altına girmesinin Bulgar milletini kurtardığını öne sürüyorsunuz. Neden bu şekilde düşünüyorsunuz?

Stoyan Dinkov: 

Şunu bilmemiz gerek, Bulgaristan büyük bir devletin parçasıydı. Dahası günümüzde var olan 52 devlet Osmanlı İmparatorluğunun idaresi altındaydı. Tüm bu devletler günümüzde bağımsız çağdaş birer devlettir. Bu devletler 400 ilâ 600 yıl arasında Osmanlının birer parçasıydılar ve aynı zamanda kendi inancını, yaşayış tarzını ve geleneklerini koruyabildiler. Osmanlı İmparatorluğu idaresi altında asimile edilen hiç bir millet yoktur. Osmanlı idaresi altına girip de Osmanlı devletinden dolayı etnik kökenini kaybeden millet yoktur.

Bulgaristan'ın Osmanlı idaresi altına girmesi milletimizi korumuştur, çünkü bu sırada memleketimiz çok ağır bir haldeydi. 14. asırda çok küçük topraklara sahip, güçsüz ve üçe bölünmüş bir haldeydi. Vidin Bulgaristan'ı dediğimiz parçaya Macaristan göz dikmişti. Sırbistan ve Romanya'nın da Bulgaristan'da gözleri vardı. Eğer Osmanlılar gelmeseydi tüm zayıfların başına gelen Bulgaristan'ın da başına gelecekti. Yunanistan Trakya topraklarını alacaktı. Sırbistan da bir pay alacaktı, çünkü o zamanlar onların dili bizim dilimize çok yakındı. Vidin Çarlığı da Macaristan'ın bir parçası olacaktı. Dobruca da Venediklerin idaresi altına girecekti, çünkü oranın yöneticisinin Venediklilerle çok iyi ilişkileri vardı. 


Bizden geriye ne kalacaktı? 


Hiçbir şey. Osmanlıların gelmesiyle etnik kimliğimiz tekrar sınırsız birliğine kavuştu, bu büyük Osmanlı topluluğundan  bir parça olsa da. Dobruca, Tırnova ve Vidin tekrar bir bütün oldu. Bulgarların sayısı bir buçuk milyondu. 19. asrın 60lı yılarında Bulgarlar  7 milyon civarındaydı, bu sayıya Kuzey Yunanistan'daki ve Üsküp civarındaki Bulgarlar da dahildir.


Osmanlı hakkında olumsuz algı olan kölelik tanımı nereden geliyor?


Bu Rusya'nın emelleri sonucunda gerçekleşiyor. Ulu Ekaterina zamanında Panslavizm görüşü ortaya çıkıyor. Rusya dile dayalı, etnik kökene dayalı olmayan bir temelle Slav milletlerini birleştirmeye çalışıyor. Ruslar bizi Slav sayarak bir kültürel hücum başlatıyorlar. Ana gayeleri bu toprakları ele geçirip İstanbul'a kadar varmak. Kitlesel bir propaganda başlatılıyor, güya Bulgarlar Slav ve çok çile çekiyorlar. Fakat Bulgaristan'a Rusya'dan çok akıllı adamlar gelmiş, -onlardan biri de Dostoyevskidir– o kölelerin ne şekilde yaşadığını çok farklı bir şekilde anlatmış. Ve ben ona güveniyorum.


Bulgar uyanışı bu propagandanın meyvesi mi?


Evet, Bulgar uyanışı bu propagandanın ve Matsin ideolojisinin meyvesidir. Aslında bunda kötü bir şey yok, lakin bu ideolojilerin İtalya'da özel konumu vardı. Bu ideoloji bizde aynı işlevi görmedi. Matsin'in devrimci görüşleri Rusların Panslavizm görüşüyle birleşince küçük bir kaos meydana getirdi.


Çoğu milliyetçi kişilerin Türkiye'ye karşı olan olumsuz tavrı hakkında ne düşünüyorsunuz?


Siz bunun sadece bizde olmadığını biliyorsunuz. Dünya tarihine baktığımızda görüyoruz ki, her zaman karanlık güçler belirli amaçlar doğrultusunda milletleri en yakın dostlarından ayırmışlardır. Biz en yakın dostumuz Türkiye'den ayrı olunca onlar her isteklerini kolayca yerine getireceklerdir.


Siz Bulgarların kökeni hakkında hangi teoriyi destekliyorsunuz?  Bulgarların Türk kökünden geldiğini mi, yoksa yeni ortaya atılan Fars kökenli olduklarını mı düşünüyorsunuz?


Bu konuda teori olamaz. Gerçekler söz konusu. Bizim tarihimizdeki tüm gerçekler Türk olduğumuzu gösteriyor. Diğerleri hepsi birer teoridir. Diğer teorileri destekleyen hiçbir gerçek delil yok. 


Neden Nagi Sent Mikloş hazinesi hakkında konuşulmuyor? 


Bu kesinlikle Bulgarlara ait ve onda Türk izleri var. Üzerinde Türk ve göçebe atları figürleri yer almaktadır. Bir spekülasyon var, güya üzerindeki güneş ve ay Farsları simgelermiş. Lakin onun üzerinde güneş ve ay değil yıldız ve hilal var. Bu ikisi Türklerde İslam'dan önce de vardı. Bu simgeler Han Omurtag döneminde de vardı. Bu simgeler aynı zamanda Osmanlıların da simgeleridir. Osmanlılar İslam topraklarını fethedince bu simgeler İslam'ın simgeleri haline geldi.


Türk topluluklarla yakınlaşma Bulgaristan'a yarar sağlar mı?


İlk yararı halkımız için olacak, kendimizi tanıyacağız. Kim olduğumuzu ve nereden geldiğimizi bileceğiz. Çok zamandır aldatıldık, ilk önce Slav diye, şimdiyse Fars kökenli diye. Bu topluma çok kötü yansıyor, çünkü bizde sivil anlayışlı bir toplum yok. Biz kim olduğumuzu bilmiyoruz. Bizler en büyük Türk devletinin mirasçılarıyız yani Atilla'nın. 


Biz Fransa'dan Moğolistan'a kadar uzanan bir cihan imparatorluğunun varisiyiz, büyük bir cihan devletinin. Atilla'nın oğlu İrnik Batı Rusyayı, Baltık bölgesini, Kiyev ve Kırım'ı yönetiyordu. Onun yönettiği devlete Bulgaristan diyorlardı hatta Kubrat'ın yönettiği Bulgaristan'dan bile eski. 


Bu, tüm dünyada biliniyor, bir tek biz bilmiyoruz. 


Bu Panslavizm'in bir gereğiydi. ani kendi tarihimizi bilmememiz Panslavizm'in bir sonucudur.


Aynı sorun Rusya'daki Bulgarlarda da vardı, Volga Bulgaristan'ın mirasçılarıyla. Onların durumu ne?


Şuan orada güzel şeyler oluyor. Onların partisi – Bulgar Ulusal Kongresi – en güçlü partidir. Gerçek bir özgür seçimde iktidar olabilirler.


Bulgaristan'ın Türki devletlerle ilişki kurması sizce ileride Avrasya Birliğinin kurulmasına yarar sağlar mı?


İlk önce Asya Birliği olması lazım, sonra Avrupa Birliği ile Asya Birliği birleşecek. Bu, dünyanın geleceği... Bizim tarih yazarlarımız yalan yerine gerçekleri yazmaya başlarsa Bulgaristan'ın çok önemli bir yeri olacak. Biz sadece AB üyesi değiliz, aynı zamanda Slavca konuşuyoruz, velev ki zorla kabul ettirilmiş olsun. Ve dahası Hıristiyanız, yani bir çoğumuz. Geriye sadece gerçek tarihimizi yazmak kalıyor.


Dediniz ki Slavca zorla kabul ettirildi. Bu nasıl olur ki?


Hıristiyanlık kabul edilirken 100 bini aşkın Bulgar katledildi. Bu din, Bizans tarafından zorla kabul ettirildi. Zorla alfabe kabul ettirildi, öyle bir alfabe ki 4. asırdaki bir alfabe baz alınarak hazırlanmıştı. Proto –bulgarlar başka alfabe kullanıyordu– Türklerin kullandığı bir çeşit alfabedir. Bu alfabeden bazı harfler alınıp yeni alfabeye konulmuştu. 


Birinci Boris iktidarında Bulgaristan'a Bulgar hanları tarafından kovulan anti denen Slav kabileleri geri dönüş yaptı. Onlar Slav dilini empoze etmişlerdir. Ve böylece herkes Slavca konuşmaya başlamıştır. Bu dönemde insanlar okuryazar değillerdi. Biz alfabeden bahsediyoruz, muhtemelen o zaman sadece  1000 kişi okuma yazma biliyordu. Bir şeyler öğrenmek istediğinde Slavcayı öğrenmek mecburiyetinde kalıyorsun. Bu Doğu Roma İmparatorluğunun Bulgaristan'ı yok etmek için yaptığı en önemli harekettir.


Peki, Bulgarlar etnik kimliğini nasıl koruyabildiler?


Gerçekçi bakarsak biz yokuz. İkinci Bulgar Çarlığı Kumanlara ait...


Genellikle burada yaşamak isteyen Proto Bulgarlar ağır koşullara mahkum edilmiştir,  hiçbir yere gitme hakkı olmayan kırsal köylüydüler. Ağır vergiler ödüyor, köle gibi çalışıyorlardı. Geri kalanları Kuman ve geri dönüş yapan Antilerdi. İkinci Bulgar Çarlığı hanedanı Kumanlardandı.

basın


Stoyan Dinkov Dimitr Nikolov 26 june 2011 novinar/link

"Когато се приема християнството, са избити над 100 хиляди българи. Тази религия е наложена насила от Византия. Налага се една азбука, която е на базата на стара писменост, създадена през 4-и век. Прабългарите са използвали друга писменост – тюркските руни. От тях са взети няколко знака и са внесени в азбуката. По времето на Борис I в България се завръщат антите – славянски племена, изгонени от нашите ханове. Те налагат славянския език. И така всички започват да говорят на славянски. По това време хората не са могли да пишат. Ние говорим за азбука, но тогава сигурно 1000 души са могли да пишат. И ако искаш да научиш нещо, ти се налага да говориш на славянски. Това е добър ход на Източната римска империя, за да унищожи България.... Ами реално ни няма. Второто българско царство си е куманско. Масово прабългарите, които остават да живеят тук, са поставени в много тежки условия – като крепостни селяни, които нямат право да ходят никъде. Плащат данъци, работят като роби. Останалото са кумани, които са заселват тук, както и антите, които се завръщат. Всички династии от Второто българско царство са кумански."

(google translate) - "When converted to Christianity, were killed over 100 000 Bulgarians. This religion was imposed by force of Byzantium. It needs a script that is based on the old script, established in 4th century. Proto used another script - Turkic runes. Of them have taken several characters and have been made to the alphabet. At the time of Boris I in Bulgaria return Anti - Slavic tribes expelled from our inns. They impose Slavic language. So all begin to speak in Slavic. At that time people could not write. We talk about the script, but then probably 1000 people were able to write. And if you want to learn something, you have to speak in Slavic. This is a good move of the Eastern Roman Empire to destroy Bulgaria .... Well actually our will. Second Bulgarian Kingdom is Kumanski. Mass Proto who remained to live here, are placed in very difficult conditions - like serfs are not allowed to go anywhere. Pay taxes, work as slaves. The rest are Koumanians who have settled here, as well as anti returning. All dynasties of the Second Bulgarian Kingdom are Cuman."




Bulgarların Kökeni Türk'tür. 

"Bulgar Tarihçi Stoyan Dinkov "Turan - İskitler ve Hunlar'dan Türkler ve Bulgarlara" isimli kitabıyla bir anda dikkatleri üzerine çekmişti. Bulgarların kökeninin Türk olduğunu söylemesi, üstelik bunu destekleyen verileri gündeme getirmesi eleştiri oklarını çekmesinin ilk nedenidir. Aslında gerek Türkiye'den gerekse dünyadan bağımsız tarihçilerin önemli bir kısmı zaten Bulgarların kökenini Kumanlara dayandırmaktadır. Dinkov'a göre Panslavizm, Bulgarların kendi tarihini öğrenmesini engellemiştir."





At Europe's Borders: Medieval Towns in the Romanian Principalities 
By Laurențiu Rădvan
Lawrence Rădvan, historian, specialist in medieval and pre-modern history, Professor at the Faculty of History of Alexandru Ioan Cuza University, 
member of the "Commission for the history of cities in Romania".




The roots of Balkanization - Hungarian Cuman king
author, historian, educator, and philosopher/Romania


He compared their habits to those of wolves - "bold and greedy, the wolf knows well how to flee whenever something terrifying appears". The bishop concluded tat the Scyths/Cumans were "wild beasts among mankind" or "men among wild beasts". However, the Scyths and Cumans were considered different people: Anna Comnena clearly stated that "the emperor's (her father Alexius I) policy was to make use of the Scyths against the Cumans, if the latter again approached the Ister [Danube] and tried to seize territory beyond it. In her view the Scyths were the Turkish Patzinaks, much likely Pechenegs, not the Cumans, whom Cishop Eustathius confused with each other, he was most probably describing Turkish invaders. There is nı relation between those whom the Byzantines called "Scyths" and ancient Scythians who melted into the Dacian population long before the Roman invasion.

The Cumans were most certainly predatory barbarians, but in Dacia they managed to co-exist peacefully with the local population. Their solid partnership with the Vlachs, who were dispersed throughout the Balkan Peninsula, points to the common language of these two people. Moreover, the arrival of additional Cumans defeated by the Kievan Rus increased their presence in what is today Romania and gave them a certain pre-eminence. Their unusual peaceful co-existence with the Daco-Romans, especially in Moldavia and Wallachia, şends credence to the speculation that the Cumans were related to them. It is possible that, based on the physical description we are given of them, the cumans were in fact a group leftover from the Scythian tribes who were close to the Dacians in ancient times. This would explain why they settled in the Romanian principalities for almost three centuries and kept migrant tribes of Pechenegs, Bulgar, Magyar, and Slavs at bay.




According to Strabo (64 BC-CE 21), the Dacians were named after Daoi, meaning “wolf,” and were nicknamed “wolf-people” because they worshipped that animal. Their battle flag showed a wolf-headed serpent with a long hollow body that collected the wind and made a howling noise. The Romanian language has kept the word lupta, meaning “fight,” from the Dacic lup, meaning “wolf.” Similarly, Celtic art crafts use wolf-serpent” motifs sculpted, painted or woven, as the seal of wisdom, an attribute of the animal that the Dacians admired. It is likely that the Celtic and Dacian tribes bonded under the principle of the “wolves’ brotherhood” and conducted their fights using “gang of wolves” tactics. Many Celtic tribes were named after “wolf,” and most likely the Welsh of Britannia was one of them.

Ion Grumeza


__


Cuman: This name is commonly found in Greek and Latin sources for the Turkish people, or peoples, who are referred to, in Oriental and Russian sources, as Qipchaqs (Kipchaks) or as the Polovtsi. They formed the most westerly grouping of Turkic peoples and their borders extended from the Danube to the middle of Kazakhstan, as we know it today. The cuman steppe is to be identified with the Dast-i Qipchaq and part of the Crimea, although the precise relationship between Cuman and Qipchaq has yet be clearly understood. The Cumans dominated the Crimean Peninsula from around AD 1030. The Cumans also played a major role in Russian and Hungarian medieval history. A Cuman warrior is portrayed in a Slovak church mural which was painted in AD 1370. For a general description of their identity and historical role, see "The Cmabridge History of Early inner Asia" edited by Dennis Sinor, Cambridge University Press, 1990,pp.277-84 and also Istvan Vasary, Cumans and Tatars, Oriental Military in the Pre-Ottoman Balkans, 1185-1365, Cambridge, 2005

Qipchaq (Kipchak) : A Turkish speaking people who occupy an important position in Eastern European and İslamic history. The Qipchaq (or Cuman) steppe (Dast-i Qipcaq) is frequently mentioned in Arabic, Persian and Turkish geographical and historical literature. In the Muslim and in the Transcaucasian sources, Qipcaq appears to correspond to the Cumans, in the Greek and Latin sources.

The distinction between the two peoples in unclear. In Russian sources, the name of Polovtsi (the pale-yellow ones) is the most commonly found. The Qipcaqs appear in the eight-century Moyun Cher inscription and they may possibly appear in Chinese sources as the Chueh-Yueh Shih. The Qipcaqs who remained behind in Siberia are probably the ancestors of the Siberian Tatars who were converted to Islam at a later date. Other Qipcaqs were driven westwards and formed a major group in the area of the south Russian steppes and in the Volga-Rural regions. The Qipcaq were absorbed within the golden Horde , but were to shape the horde and give it a predominantly Turkic, or Turkish character, overwhelmingly İslamic in faith, though retaining many pre-islamic features. The Lithuanian Tatars were once Qipcaq speaking; only the Karaims speak a variant of this language in Lithuania, Poland and the Ukraine today.



Islam in the Baltic: Europe's Early Muslim Community by Harry Norris

Harry Norris is professor emeritus of Arabic and Islamic studies at the university of London. Before this he was professor of Middle Eastern studies at SOAS and an associate fellow at the school of Slavonic and East European Studies, university of London. 




KiPCHAK(Polovtsi-Cuman)  iS NOT ONLY SPEAKiNG TURKiSH, 
BUT iT İS ALSO A TURKiSH TRiBE - SB

___


"All dynasties of the Second Bulgarian Kingdom are Cuman."





István Vásáry

Istvan Vasary Budapeşte'de, Lorand Eötvös Üniversitesi'nde Türk ve Orta Asya Araştırmaları profesörüdür. Daha önceki (Macarca) yayınları arasında Altın Orda (Kossuth, 1986) ve Moğol Dönemi Öncesi İç Asya Tarihi (1993; 2. Basım, Balassi, 2003) adlı kitapları vardır. Vasary 1991 - 1995 arasında Ankara, 1999 - 2003 döneminde de Tahran Büyükelçiliği yapmıştır.





In the years of Byzantine rule Bulgarian lands were subject to devastation and settlements from the so-called later nomads (Pechenegs, Uzi and Cumans), mostly in Paristrion (Podunavlje) and partly in Thrace, Hungarian attempts to conquer the northwestern Bulgarian lands, as well as attacks on Italian rules in today's Albania and Macedonia. Byzantine rule caused negative in some areas even catastrophic changes in the scope and status of the Bulgarian ethnic territory. With the destruction of the Bulgarian kingdom disappeared powerful barrier to new waves of "barbarians" from the steppes of northern Black Sea coast to the Carpathian-Danubian lands (the so-called. "Trans-Danubian Bulgaria" in VII-X c.) And south of the great river. Byzantine Empire was unable to establish its authority in the north of the Danube. She was forced to limit its natural and traditional in its view Danube frontier, which created extremely favorable conditions for the preservation of Bulgarian ethnic character of the lands between the Danube, Dniester and the Carpathians (sparsely populated at that), and in Transylvania. Similar was the situation in other border areas - eg. in today. Albania and Kosovo, where in the early Middle Ages attended significant Bulgarian population. So separate peripheral areas started to lose their Bulgarian ethno-cultural aspect at the expense of nomads (Pechenegs and Cumans), Magyars, Albanians, Serbs, Vlachs. There is no dispute that if the first Bulgarian kingdom was preserved, then such processes would not have this range, and somewhere in general and its development.

The most significant scale and undoubtedly had a devastating effect invasions of Pechenegs. This nomadic people was a neighbor of the First Bulgarian Empire from the end of the IX century. And in most cases its ally. After ustanovyavyaneto of Byzantine rule, however Pechenegs got much easier access to the lands south of the Danube, which was favored by the weak rulers inherited Basil II (976-1025). Even when his brother and successor Constantine VIII (1025-1028) began Pechenegian massive invasions. The first was in 1026-1027, when the "barbarians" invaded primarily in the western Bulgarian lands (subject Bulgaria), kidnapping many prisoners and booty. And Romanos III Argyros (1028-1034) could not organize serious opposition to the steppe invaders - in 1032 they ravaged Paristrion, and in 1034 their hordes reached the outskirts of Thessaloniki. The next year incursions, facilitated by freezing Danube continued towards "Macedonia" (Eastern Thrace).

(google translate from russia)


___



TUNA BULGAR DEVLETİNİN İLK ASRI: 

BALKANLARDA TUTUNMA VE PEKİŞME 
(681- EKİŞME (681---803) 

Bir Türk topluluğu olan Bulgarlar, Karadeniz ve Kafkasların kuzeyindeki büyük devletleri yıkıldıktan sonra etrafa dağılmışlar, bunlardan bir kol da Aşağı Tuna boylarına gelerek Bizans’tan aldığı Dobruca-Deliorman bölgesine yerleşmiştir. 


Bizans tarihinde ilk kez bu kadar yakın bir yerde yabancı bir devletin kuruluşu İstanbul’da kabullenilememiş, iki devlet arasında kesintisiz bir mücadele başlamıştır. 680’lerden itibaren Bizans’ın çok güçlü hükümdarlar çıkaramayışı, buna karşılık Tuna Bulgar’ın ilk iki hükümdarının güçlü kişilikler oluşu sayesinde bu Türk devleti Balkanların doğusunda tutunmuştur.


8. yy ortalarından itibaren 20 yıllık bir dönem Bulgar devleti açısından bir fetret ve sarsıntı dönemi olarak niteleniyor, ancak Bizans karşısında hiç geri adım atmayışları hem sandığımız kadar kötü durumda olmadıklarını, hem de devletin temellerinin sağlam kurulduğunu göstermektedir. Aynı yüzyılın sonunda Bulgarlar yeniden yükseldiklerinde Bizans karşısında mutlak güç sahibiydiler.


Doç.Dr.Osman Karatay (devamı pdf:)


____


Bulgarlar

Bulgar boy birliği Hazarların batısından Kuban boylarında ve Karadeniz bozkırlarının doğusunda Köktürk ilerleyişinden önce teşekkül etmiştir. Burada tarım ve zanaatla yarı yerleşik hale geldiler. Aynı zamanda kürk ticareti de yapıyorlardı. Bazı Ogur boyları Avar hakimiyeti ile Panonya'ya göçtüler. 7.yüzyıl başlarında Ogur-Bulgar boylarından bazıları Avar hakimiyeti altında ayrıştı. Bulgar önderi Kubrat, Bizans ile Avar-Sasani ittifakına karşı anlaştı. 635 civarında Avar hakimiyetine karşı ayaklanıp büyük Bulgar Devleti'ni kurdu. Kubrat 660 da ölünce çocukları birbirinden ayrıldılar. Bir kısmı Hazar egemenliğine girdi. Bir kısmı ise, Panonya'ya gelip yerleşti. Burada 8.yüzyıl sonuna kadar varlıklarını korudular. Hazarların saldırıları karşısında Tuna nehrini aşarak bugünkü Bulgaristan'a yerleştiler. Karadeniz bozkırında kalan Bulgarlar (Kara Bulgarlar) Hazar hakimiyetine girdiler.

Tuna Bulgar Devleti

Asparux'un (679-702) önderliğinde Tuna'yı aşıp gelen Bulgarlar, kuzeydoğu Balkanlardan Bizans topraklarına girdiler. Ogur Türkleri tarafından kurulan en uzun ömürlü devlet olan Tuna Bulgar Devleti, Bizans ve Avar imparatorlukları arasında hakimiyetini sürdürmüştür. Bizans'ın Araplarla mücadelesinden de yararlanarak bir Bizans ordusunu yenerek Bizans'la anlaştılar. Bizans, 681'de yapılan bu antlaşmayla bugünkü Bulgaristan olacak yerin sahiplerini tanımış oldular. Asparaux'un 701 civarında ölmesi ile işbaşına geçen Tervel, Bizans'a yardımlar yaptı. Bulgarlar 717-718'de İstanbul'u kuşatan Arapların yenilmesinde rol oynadılar. Bulgar nüfusunun Slav nüfusuna göre çok az olması Bulgarların Slavlaşmasına yol açtı.  Bulgarlar burada Slavlarla karışarak Slav-Bulgar'lar haline geldiler.

İdil Bulgarları

Hazar hakimiyetine girmek istemeyerek kuzeye yönelen bir kısım Bulgarlar, İtil boylarında yerleşmişler ve burada Moğol istilasına kadar devam edecek bir devlet kurmuşlardır. İtil Bulgarlarının yerleştiği bölge, İslam ülkeleri ile Hazarlar ve İskandinav kavimleri arasında ticaret yolları üzerinde idi. Bulgar boylarının orta İdil'e varış tarihleri 7.yy ortası ile 9.yy başlarına kadarki süre olarak tahmin ediliyor. Karadeniz Bulgarları geliş tarihleri ne olursa olsun bölgedeki askeri ve siyasi olarak en ileri topluluktu. Ticaret ve tarım ile uğraştıklarını bildiğimiz Bulgarlar, uzun bir süre Hazarlara bağlı kalmışlardır. Bulgar Şehri diye bilinen başkentleri, zamanın önemli ticaret merkezlerinden biri idi.

Bulgar hanı Almuş, Müslüman olup halifeden yardım istedi ve Oğuzlarla akrabalık kurdu. Böylece üstündeki Hazar nüfusunu kırdı. İslam dünyası da doğdu, batı kuzey ve güney ticareti, İdil Bulgarlarının elinde olduğu için, onlara yoğun ilgi gösterdi. İdil Bulgarları bu bölgedeki ticareti ellerinde tuttular. 13.yy başlarında Ruslarla mücadele kızıştı. Ruslar ve Bulgarlar, kürk ticareti için rekabet ediyorlardı. Bulgarlar 1218 de Yuğra'ya ilerlediler. Ruslar ise 1220 de Kama ötesini işgal ettiler. Ruslar 1221 de Novgrad'ı inşa ederek Mordva topraklarında nüfus mücadelesine girdilerse de bu mücadele sonuçlanamadı. Kısa bir süre sonra da bölge tamamen Moğol hakimiyetine girdi.

Avar Kağanlığı

Çin kaynakları bu kavim için Juan-Juan adını kullanırken, Arap ve Bizans kaynakları onları Avar diye kaydeder. Bazı Macar tarihçileri ise, Avarların, Hunların bir boyu olduğu ve var-hun adını taşıdığını belirtir. Bu kavim Uygur bölgesinden Avrupa'ya gelmiştir.

Avar tarihi, Asya ve Avrupa olarak ikiye ayrılır. Asya dönemi 3.yy ve 5.yy arası , Avrupa dönemi ise 6.yy ve 9.yy arasını kapsar. Bunlar 200 yılından 552 yılına kadar İrtiş Irmağından Kora yarımadasına kadar uzanan bölgede hakimdiler. Çinliler ile mücadeleye girdilerse de, Çinlilere yenildiler. Avarlar, Batı Asya'da egemenliklerini sürdürürken Köktürkler bu devleti yıktılar. Avarlar, batıya doğru göç ederek Volga Irmağı bölgesi ile Kafkaslar arasındaki bölgeye yerlşetiler. Avarlar buradan Avrupa içlerine doğru akınlar yaptılar. Avarlar Avrupa topraklarında yeniden toparlanarak 563 yılında Bayan Kağanın önderliğinde devlet kurdular. Macaristan'dan Elbe vadisi, Alp dağları, Sava vadisinden Don ırmağına kadar olan bölgede egemen oldular. Avarlar, Bizansla yaptıkları savaşlarda İstanbul'u bile kuşattılarsa da başarısız oldular. Avarlar, Franklara yenildiler ve 803 yılında devlet dağıldı. Avar kalıntıları bugünkü Macaristan'da ve Bulgaristan'da varlıklarını sürdürür. Bugün Kafkaslarda Avarların bakiyeleri mevcuttur.

Avar Devleti genelde kavimler ve kabilelerden meydan gelen bir federasyon yapısında kurulmuştu. Ülkede bir çok kavim vardı. Bulgar-Türk kavimleri, Ogur, Oturgur, Kuturgur ve Onurgur kavimlerini de gittikleri yere sürüklediler. Germen ve Slav kavimleri de Avar egemenliğine girdi.



Osman KABADAYI


____

Organa (Orhan) oğlu Kubrat Han (Han Kurt) 584-638



Büyük Bulgar devletinin Kurcusu olarak kabul edilen 765-776 yıllarında yazıldığı düşünülen,Bulgar Türklerine ait eldeki en eski belge ‘’Hakanlar Listesi’’ Grekçe kronolojik kitabede,60 yıl yönetimde kaldığı ve Dulo sülalesine mensup olduğu, Şegur Veçem (Sığır Yılının üçüncü Ayı) da tahta geçtiği belirtilen ve Bulgar Türklerince Ata kabul edilen Kubrat Han Hakkında kaynaklarda belirli olarak fazla bilgi yoktur.

devamı türkbilimi'nde




ETRÜSK URN - PROF.DR.FİRUDİN AĞASIOĞLU'NUN ARAŞTIRMALARINA GÖRE BU
BİR KAYI BOYU TAMGASIDIR
AYRICA SVASTIKALAR DA BULUNMAKTADIR.
TÜRKOLOGLARIN ARAŞTIRMALARINA GÖRE DE SVASTİKA'NIN ORİGİNİ TÜRK'TÜR


Gayus Julius Caesar


"Vergilinin qədim Roma tarixindən bəhs etdiyi «Eneida» əsərində bu şəhərin əsasını qoyan etrusk soyköklü Romul və Remin troyalı Eneyin törəmələri olduğu bildirilir. 
Romanın məşhur Qay sülaləsi də özünü troyalı Eneyin soyuna bağlayırdı. Məşhur Roma imperatoru Qay Yuli Sezar senatda ilk çıxışında «Mən əsilzadəyəm, troyalı Eneyin nəslindənəm» deyərək özünü təqdim etmişdir."

Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu
Etrüsk-Türk Bağı

ve 


Roman kings with pride remembered their Trojan ancestry . Julius Caesar bore the name Yul, the son of Eney, a Trojan commander, who led the Trojan immigrants to Italy . Numerous Roman names of Trojan origin appear to be old Turkic. 


Yul, for instance, is the same Turkic Yul, used by the Tatars and Bashkirs as a personal name . Yul and other Trojan personal names are usually interpreted on the basis of Latin or Greek appellatives, which is not logical at all. For instance, Julius (Yul) is referred to the Greek word ioulos «curly-headed» . 


It is not logical, because the Trojans, known to have been neither Roman nor Greek by origin, could not have had Roman or Greek names during that period. They had settled these lands before the Greeks. What is more, the Romans and Greeks did not themselves have analogical names. 
Caesar (kesar), applied as a cognomen to Roman emperors, could have been related to the old Turkic kezer («leader», «hero»), used to denote a high title]. It may be a cognate of the Kirghizian kaysar («brave», «strong», «courageous» whose semantics permits its transformation into a higher title. 

The first component (Gay) of the name of Gayus Julius Caesar, the Roman dictator, is comparable with the old Turkic Gay - a tribal name belonging to the Turkic tribe Oghuz and with Kay, a Kipchak tribal name. 
Transformation of a tribal or dynastical name into the names of persons is common for the anthroponomy of all peoples.....


Chingiz Garasharly

The Turkic Civilization lost in the Mediterranean basin
BAKÜ 2011 - Professor, Doctor of Philological sciences


* * *


II.Binyılın birinci yarımına ait yazılı kaynakların tümünde, Sır-Derya'nın orta akımı ile, Karatav'ın kuzeybatı, batı ve güneybatı eteklerinde bazı yerlerin adlarının "yılan" kelimesiyle bağlantılı olduğuna dair bilgiler vardır....


Si (Kay) kabilerlerinin tamgası yılandır; "kay" da zaten yılan demektir. Kumosiler, Kidanlar ve diğer halkların topraklarından akıp giden Amur Nehrine Çinliler Heylungiyan (Kara Ejderha Nehri) derler. 
"Kimakların tanrısı nehrin sahibi Ejderhadır...

Don Kıpçaklarını yöneten Şarukan hanedanı yılan kabilelerinden (Kimak-Uran-Kay-Urankay) inme idi...


"Zmiyev bölgesinde 12.yüzyıla ait bir harabenin bulunması, Zmiev'in de adına nazaran bir Poloves (Kıpçak) yerleşim birimi olması hasebiyle, oldukça dikkat çekicidir. Zmey (yılan,ejderha) kelimesinden gelen şehir adı onu Poloves-Kıpçaklara bağlamaktadır." ... Sanırım Poloveslere ait Şarukan şehri Harkov bölgesindeki Zmiev şehriyle özdeşleştirilebilir ve kaldı ki Rus tarihi coğrafyası konusunda uzman olan kişiler sözü edilen Poloves şehrini bu bölgeye yerleştirmektedirler.


Şarukan şehrinin Zmiev oykonimi ile karşılaştırılmasının, Türkçede Ejderha anlamına gelen Kıpçak şahıs adı Şarukan'ın etimolojisiyle ilgisi vardır. K.G.Menges bu konuda şöyle diyor: "Şarukan, Macarca sarkan (sarkanu) veya 'ejderha' anlamına gelen eski Macarca şeklinden gelmektedir." Sözcüğe ilk defa 1193 yılında rastlanmaktadır. Poppe, Macarca sarkan'ı Türkçe Kırım Tatarcası ve Kumancadaki 'sazayan' yani 'ejderha' sözcüğü ile karşılaştırarak, "bu sözcük ilk başlarda 'büyük ruh' veya totem hayvanı olarak kabul edilen 'ejderha' anlamındaydı." demektedir. Bilindiği gibi özellikle ejderha ve onun baş hipostası yılan, Kimakların 9.yy-10.yy'da Kazakistan bozkırlarında siyasi hakimiyet kurdukları dönemde totem hayvanlarıydı. Aynı kelime Türkçede 'Uran', Moğolcada 'Kay' ile karşılanmaktadır.


Yılan halkı dediğimiz Kimaklar, Merkezi Asya bozkırlarından getirdikleri zati adlarıyla hem Rus yazılı kaynaklarında, hem de yer adlarında yer almışlardır. Örneğin eski Rus vakayinamelerinde 'Kayepiçi' adında bir kabileden söz edilmektedir. Kelimenin yapısı son derece açık. K.G.Menges şöyle diyor:"bu kelime -'iç' yalın halinin çoğul şeklidir ve iki sözcükten oluşmaktadır. Sözcüğün ikinci kısmı opa/apo 'baba'dır. Birinci kısmı kabile adı Kay (Kaşgarlı'da) veya Marquart'ın okuyuşuna göre Qayı'dır."  Kimak kabilelerinin Don Kıpçaklarının topraklarına gelmiş olduklarının bir diğer izi, Şarukan şehriyle özdeşleştirilen Gaydarı yer adıdır. Şarukan-han'ın anısına Şarukan adı verilen şehrin bazı vakayinatme kayıtlarında, örneğin Triytskaya vakayinamesinde, Pletnieva'nın haklı uyarısına binaen yine yılanla bağlantılı olarak görebileceğimiz Çeşuyev olarak geçmesi dikkat çekicidir.


Gördüğümüz gibi kesinlikle Poloves-Kıpçaklara ait olan Şarukan'ın Çeşuyev, Gaydarı ve Zmiev gibi varyantları, dilbilimsel açıdan Yılan teriminin farklı ifade şekilleridir. 
Başında en az 150 yıl Şarukan ailesinin veya bizim görüşümüze göre Ejderha Hanedanının (ki adını hanedan kurucusu şahsın adından almıştır) yahut II.Binyıl başlarında Avrasya bozkırlarındaki olayların etnik yönden yalnızca Kimak kabileleriyle bağlantılı olduğunu bilen vakayiname yazarlarına göre Yılan Kabilelerinin bulunduğu şehrin Don Kıpçaklarına ait olduğu gerçeğinden hareketle, Don Kıpçaklarını hanlarının "Ejderha" - Kimak (Uran-Kay) halkından inme olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kimakların başlangıçta Moğol dilli halklara mensup olduklarını, bilhare hızlı bir şekilde Türkleştiklerini, bunun da yaklaşık olarak 300 yıllık bir süreç dahilinde Kazakistan topraklarında Türkçe konuşan Kıpçak-Yemek ortamında gerçekleştiğini belirtmek gerek.



Kıpçaklar- Sercan M.Ahincanov // Selenge Yayınları 


* * *


Şimdi ; Çuvaşlar kendilerinin Subar/Suvar'dan geldiklerini söylüyor, Sabirlerin ve Ogurların karışımıyla da Bulgarlar çıkmış... MÖ.1000 civarında Oğuz ve Ogur ayrılmışsa.....Ogur Çuvaşların atası....Subar Türkleri de Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşıyordu....O bölgede aynı zamanda Kay/Qay'lar da var. O zaman,  Kayı damgasının hem Oğuz Kayı'larının, hem Ogur/Sabir'den Bulgarların, hem de Truva ve Azerbaycan topraklarından gitme Etrüsklerin kullanması tesadüf değildir.....SB



MİĞFER/TULGA - KAYI BOYU
"Tula Nehri, Çince tarihi eser Suishu'da da "Duluo Nehri" olarak geçmektedir. Kubrat'ta, Onogur boyunun Dulo ailesindendir. Bir bağlantı var mıdır acaba?"
Kapagan Kağan Mezar Anıtı




"Belirtmek gerekir ki, "erkek" anlamında kullanılan "er/ar" Türk etnonimlerine özgü alamettir, örneğin, Bulgar (bu etnonimin balık (7*) + er yani "şehir sakini" gibi izahı daha uygun), azar,  "Sabir/Suvar/Subar" (T- çoğul eki). "




Bulgaristan'ın vatandaşlarına:
Kim olduğunuzu ve nereden geldiğinizi bileceksiniz. Sürekli aldatıldınız, önce Slav sonra Fars kökenli dediler. Kim olduğunuzu bilmiyorsunuz, unutturulmuş. Türk devletlerinin, Türk kökenli yöneticilerin ve Türk halkının içinden geldiğinizi bilmiyorsunuz. Atilla bir Türk. Atilla'nın oğlu İrnik Batı Rusya'yı, Baltık Bölgesini, Kiev ve Kırım'ı yönetiyordu. Onun yönettiği devlete Bulgaristan diyorlardı, hatta Kubrat'ın yönettiği Bulgaristan'dan bile eski. Bunu dünya biliyor bir siz bilmiyorsunuz. Panslavizm'in sonucu olarak tarihinizden bir habersiniz.

SB

_______________________