Cengiz Han etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cengiz Han etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2017 Cumartesi

Rudolf Nureyev... ve Tatarlar...






Zamanının Büyük Baleti Rudolf Nureyev, bir Türk...
A great dancer of all time... Rudolf Nureyev, a Turk...




Rudolf Hamit (Muhammed) oğlu Nuriyev (1938-1993)


Nuriyev 'deki "EV" aynı zamanda mensup olduğu aile demektir, yani "Nuri evinden". Başkurt Türklerinden, Baykal Gölü civarında doğmuş, SSCB vatandaşı iken kaçar ve 1982 de Avusturya vatandaşlığını alır. Ölünce Paris'teki Rus mezarlığına gömülür. Mezartaşı çok sevdiği halısının mozaikten yapılmışıdır. (Halı sanatıyla ilgilenenler "doğu" halılarına oriental (Asya-şark) demekten vazgeçsin, hepsi farklı millete aittir, milletin adı kullanılsın!) Nureyev'in kendi adına kurduğu vakıftan daha fazla bilgi edinebilirsiniz, çünkü ben başka konulara değineceğim....




* * * * *


Biyografisinde : " Tartar ailesi, Sovyet Cumhuriyeti'ndeki Başkır'dan gelen köylü sınıfındandılar." diye yazar... Ruslar bütün müslümanlara Tartar der...


Cengiz Han'ın (Temuçin) ordusu sadece Moğollardan oluşmuyordu, ordusunda Türkler de vardı. Hatta danışmanları, sağ kolu Türk'tü, ordu sistemi, kültürü ve geleneği de Türklerden almıştı. Türkoloji de akademisyenlerin bazıları, Cengiz Han'ın annesinin Börteçene hanedanından gelmesinden dolayı da Türk saymaktadır. ["Cengiz Han, Uygur Hanedanı Yaglakar'ın evinden çıkan Borjigin evinden geliyordu" N.Kisamov].  Hatta Rus Tarihçisi Anatoli Olovintsov: "Cengiz Moğol değildi Türktü" der. Bu durumda Cengiz Han'ın kurmuş olduğu devlete Türk-Moğol Devleti diyebiliriz. Bazı Moğol boylarının Türkleşmesi gibi bazı Türk boyları da Moğollaşmıştır. Cengiz Han, bugünkü Rus topraklarına saldırdığında, yörenin halkı onları "Cehennemin gelmesi" olarak yorumlamış olabilir.


Antik dönemde Titanların hapishanesine Tartaros/Tartarus derlerdi. Daha sonra Cehennem ile eş tutuldu. Çünkü İlyada'da Zeus Tartaros'un Hades'ten de aşağıda olduğunu söyler:


"...bir tanrı Danaolara yardıma yeltenirse, Olimpos'ta kötek yiyip dönecek gerisingeri, alıp kara dumanlı Tartaros'a atacağım onu, ta derinliklere, yerin dibindeki çukura, orda demir kapılar, tunç eşikler var, gökle dünya arası kadardır Tartaros'la Hades arası..." (İlyada 8.Bölüm)


Titanlar ise ikinci kuşak tanrılardandır : Dünya/Toprak ana Gaia ki Tartarus onun soyundan gelir, Gök Baba/Tanrı Uranüs, Güneş Tanrısı Helios, Ay Tanrıçası Selene, Tüm Denizlerin Tanrısı Oceanus, Dişi Kurt Leto, Atlas, İnsanı yaratan Prometheus ve tabii ki Zeus'un babası Kronos. Onların bulunduğu çağ dillerin karıştığı Altınçağ idi. Sumer tabletlerinde "Enmerkar ile Aratta Efendisi Destanı" nda bu dillerin karışması anlatılır. Aratta ise bir Türk Devletidir. Yukarıda anlatmış olduğum Tartaros, Aratta, Altınçağ ve dillerin karışması, kesinlikle Türklerle alakalı ama henüz bağlantıyı keşfedemedim.  :)


Tartaros dışında, Cengiz Han'dan önce hem de, Türk boyu olan Tatarlar da var. 7.yüzılda Köl/Kül Tegin kitabesinde geçen Dokuz Tatar ve Otuz Tatar gibi... Cengiz Han'ın ordusunda kesinlikle onlardan da vardı. Lakin bir çok yerde, Tatar yerine antik dönemdeki cehennem anlamını taşıyan Tartar diyerek hakaret anlamında kullanmışlar...


Doğu Türk Kağanlığını (Kök/Göktürk) abisi Bilge Kağan ile yöneten Köl/Kül Tegin aynı zamanda ordunun da başındaydı. [Bilgemiş (Gılgamış yanlış okuma) teki gibi Bilge]. Aşina soyundan gelen Köl/Kül Tegin, Doğu Roma kaynaklarında "Sizabulus" ya da "Stembis Dizaboulos" olarak geçen İstemi Kağan'ın torunuydu.


Asena/Aşina adı Türkler tarafından değil Sogd ve Çinliler tarafından konulmuştur. Aşina/Asena mavi anlamına geliyordu. Gök/Kök Börü yani Etrüsklerdeki Dişi Kurt efsanesindeki gibi bir "Dişi Kurt" tarafından beslenen Gök Türklerin atası, Kök- gökyüzünün Mavi olmasından dolayı da GÖKKURT'tur, Bozkurt ise kurdun türüdür.


Yani Dişi-Gök/Mavi-Kurt = Aşina olmuş ki, Artemis ile Apollo'nun annesi LETO "Mavi gözlü, açık tenli" olarak geçen ve Hyperborean ülkesinden Lukkia'ya kurtların eşliğinde getirilen ya da bizzat Dişi Kurt olan bir Titan Tanrıçadır.... Dişi Kurt Gökbörü de açık renk tüylü mavi gözlü değil midir? Avar Türkleriyle ilişkisi olan Hyperboreanlılar'dan bir kolda güneye inip Etrüsklerle karışan Kimmer-İskit-Türkleridir. .. Bunların hepsini anladık mı bilmiyorum ama, bildiğim bir şey var o da anlatırken dallanıp budaklandığım. 


Sağlıcakla kalın, 
Semra Bayraktar

Not: 
Arkadaşım A.Bektaş yerinde bir hatırlatma yaptı : "O zaman "kralların kanı mavi akar" sözü Türklerden, İngiliz aristokrasisine geçmiştir."... Haklı sayılabilir... ;)






_________ENG_________





A great dancer of all time... RUDOLF NUREYEV, a Turk...

Rudolf Xämät (Möxämmät) ulı Nuriev
Rudolf Hamit (Muhammed) oğlu Nuriyev (1938-1993)
Rudolf Hamit's son Nuriyev (ev means home, using as family name, means "belongs to Nuri family"
He left an estimated $33m (£20m) to a foundation named after him, The Rudolf Nureyev Foundation. 
(for his biography a link:)

A Book about him:
The Real Nureyev: An Intimate Memoir of Ballet's Greatest Hero
Author:Carolyn Soutar

Tchaikowsky - Swan Lake
Rudolf Nureyev - Dame Margot Fonteyn /video:




* * * * *



Born as Bashqort (Baskort- Bashkir- Başkort- Başkurt) Turk, somewhere near Lake Baikal (Baykal Köl, Turkish toponym). Lived as a citizen of Soviet Union - USSR, became a Austrian citizen in 1982, and buried in Paris with his Turkish Carpet as a mosaic on his grave...(Please do not call all eastern carpets as "Oriental", because every nation has his unique carpet, and must called with their nation name!)


In his biography the info goes as: "The family were Tartars, coming of peasant stock in the Soviet republic of Bashkir"...in Russia they call all the muslims as Tartar. Bashkirs speaks Kipchak Turkish "The Republic of Bashkortostan".


Genghis - Cinghiz Khan (or as Temujin : Temuçin - Cengiz Han) established his army not only with Mongolians but also with Turkish peoples. Even his right arm, consultant was Turkish, and army system, some traditions were Turkish to. In Turcology, some scholars says that Genghis Khan's mother was from Börtechene tribe (Börteçine), which is a Turkish tribe; comes from Börü (Tr.) - Wolf Tribe/Principality. [ "Chingiz-khan, via a Borjigin ancestor, was from the Uigur dynastic House of Yaglakar (aka Djalairs/Jalayir/Jalair)" N.Kisamov], and that Genghis Khan was a Turkish-Tatar. Even Russian historian Anatoli Olovintsov says: "Genhis was not Mongolian but Turkish". In this case we can say Genghis State was Turkish-Mongolian State... Some Mongolian Tribes are Turkified, and some Turkish tribes are Mongolized. When Genghis attacks the Russian land of today, people were thinking of "the Hell is coming"... 


In ancient times they called the Hell as Tartaros/Tartarus, a prison for the Titans. In İliad chapter 8:


"Whomsoever I shall mark minded apart from the gods to go and bear aid either to Trojans or Danaans, smitten in no seemly wise shall he come back to Olympus, or I shall take and hurl him into murky Tartarus, far, far away, where is the deepest gulf beneath the earth, the gates whereof are of iron and the threshold of bronze, as far beneath Hades as heaven is above earth: then shall ye know how far the mightiest am I of all gods." ... So Tartarus was far away then Hades' world....


Titans are the second generation of divine beings: mother earth Gaia where Tartarus came from, father sky Uranus, Helios, Selene, Oceanus, the She-Wolf Leto, Atlas, Prometheus and Cronos father of Zeus of course. It was the Golden Age, where the languages was mixed, like it was told in Sumerian tablets, as in "Enmerkar and the Lord of Aratta Legend". Aratta was a Turkish state. After all this about Tartaros, we can say that it had to do something with the Turkish people in ancient times, but I haven't found yet....


Except the Tartaros, there are also Turkish tribes called as Tatar, before Genghis period. Maybe among Genghis' army were people from Thirty and Nine Tatar, with attacking became Tartar instead Tatar, to insult these people with nickname "Hell".


Kültegin's monument 7th c (also called as Orkhon Monuments) 
"OTUZ:TATAR" = Thirty Tatar and
"DOKUZ:TATAR" = Nine Tatar 
(exist of thirty and nine tribes)


Kültegin or Köl Tegin, who governs the Second Turkish State "East Göktürk - Turkish Khaganate" with his brother Bilge Kagan [like in the name of Bilgemish (misreaded as Gılgamesh of Sumer)], ruled also the military wing of the state, and was the grandson of İstemi Kagan [Istämi Qagan (Khagan), West Göktürk - Turkish Khaganate] of the Ashina Dynasty (Kök Börü) , which was called in East Roman Empire as "Sizabulus" or as "Stembis Dizaboulos". 


Ashina was not the name given by the Turks but given by the Sogds and Chineese to this Turkish Clan. Because the name and She-Wolf legend, Kök/Gök means Sky, and Sky is Blue, and we do know that they call the wolf as Gök Börü (Sky Wolf), a She-Wolf legend, just in the Etruscan legend, who nursed the Turkish leader who established the State; "Köktürks = Skyturks" .


She-Sky (Blue) -Wolf - Asena/Aşina - Dişi-Kök/Gök (Mavi) Börü 


The mother of Artemis and Apollo was described as "blue eyed, light skinned Leto", a Titan goddess, was led by wolf from the Hyperborean land to Lukkia (Lykia), or she was a She-Wolf itself. Isn't the She-Wolf Gökbörü also light haired and with blue eyes?.. Some of the Hyperboreans, which related to Avar Turks, who came to south and mixed with Etruscans, were Cimmerian-Scythian Turks. I do not know if you undertand all these things, but there is one thing I know, when I tell a story it doesn't end where it started. 


Take care.. SB.


PS:
A Friend  reminded me a good saying: " Then, 'kings blood flows Blue' passed from the Turks to the British aristocracy"  ... She could be right... ;)











24 Kasım 2016 Perşembe

Urdu, Chagatai and Turkish



Modern Urdu is the national language of Pakistan and is also spoken by many millions of people in India.

Like the "Red Turkish Flag" on Pakistanı Rupee


Urdu language (6th to 13th c) developed more during the Delhi Sultanate (1206–1526) and the Mughal Empire . "Urdu" itself is derived from the Turkish word "Ordu (army)" or "Orda", from which English "Horde" and Latin "Orde - Order (arrenged) - ōrdō (line of soldiers; band, troop)" is also derived from.


[That's why info like : "From Proto-Italic *ord-n- ‎(“row, order”). Maybe from Proto-Indo-European *h₂or-d-, from *h₂er-, whence artus."; is nonsense!]



* Delhi Sultanate 1206-1526 : The Delhi Sultanate was a Muslim Turkish kingdom that ruled over large parts of India for 320 years. Five dynasties ruled over Delhi Sultanate sequentially, the first four of which were of Turkish origin and the last was the Afghan Lodi. The Lodi dynasty was replaced by the Mughal dynasty which was also a Turkish State.



* Mughal Empire 1526-1858:  Babür in Turkish, (the Baburnamah, a autobiographical memoir of Babür, is familiar), called Mughal in Persian language after Mongolia; called also as Turkish-Mongolian Dynasty. 


Babür Şah (Babur Shah) was the son of Chagatai, son of Genghis Khan. Genghis Khan belonged to a Turkish tribe Börçegin (Börte Tekin = Borjigin = Blue (Sky)-Grey Wolf), and that's why some Turcologist claim that he was Turkish. His born name was Temujin (Temuçin) . Genghis Khan had many traditions accepted from Turkish culture and had many Turkish tribes, soldiers and consultant in his empire. It was difficult to seperate the Mongolian and Turkish language till the 13th century. 


Chagatai Khan spoke Turkish. Today they call it as "Chagatai Turkish Language" (Çağatay-Hakaniye- Karahanlı Türkçesi) and it is the language of Uzbek Turks. Ali-Shir Navai (15th c), an Uzbek-Turkish poet, wrote in Chagatai Turkish. 


This Turkish belongs to Karluk Turkish family, a Turkish tribe who fled from Genghis Khan to Alaska, and became a Native American. (Karluk tribe is also one of the other tribes, who established Karahanli Turkish State, the first state who accepted the İslam, 840-1212). 


Karluk Turks was also among T'ang Dynasty :"Four Karluks (+tribes) from the region of Lake Balkhash (Balkaş), sent to Ch'ang-an (T'ang) by the Uighurs in 822" [Edward H. Schafer-The Golden Peaches of Samarkand: A Study of Tʻang Exotics]


An other Turkish Art is the Taj Mahal. Built by the students of Mimar Sinan (Architect Sinan from İstanbul, 1490-1588, also known as the architect of the bridge in Mostar Bosnia) between 1632-1652, in order of Shah Jahan (Şah Cihan) a Turkish-Mughal emperor.



Turks-Mongolians-Indians-Pakistanis-T'angs



The word "order" (arrenged) is derived from "ordo-order-ōrdō (line of soldiers, band, troop)" and it is not Latin of origin, but Turkish. Means army, troop, line of soldiers in Turkish. 

Info like this: 
(Latin, Etymology: From Proto-Italic *ord-n- ‎(“row, order”). "Maybe from Proto-Indo-European" *h₂or-d-) 
=  is nonsense!
This means that Turkish langauge was already in ancient times in the Mediterranean Basin !




Murad Adji - Türks in India

"A special book should be written about the Urdu language – the official language of Pakistan and certain northern states of India. It is widespread and it is coyly called a dialect of Hindi. However, it is not clear why it is full of Türkic words and expressions. And the phrase morphology is also Türkic. Why very few Indians understand Urdu while any Azeri can easily speak it several days after coming? It appears that Urdu is the ancient dialect of the Türkic language – Oguz dialect. But it is practically impossible to convince linguists of it. And how can it be done since they find in Urdu plenty of Arab, Persian words and… not a single Türkic one? It is an envious myopia" 
(tr.note:The Urdu in Urdu stands for Türkic Ordu ~ English horde, so at least one Türkic word exists in the Urdu lexicon).



"The word 'otaq', 'sitting room', of the occurs in Shah's poetry. This word of Turkish origin is always used in the Risalo to describe the Divine presence: it is Punhun's place in the Sassui circle, Mehar's placce in the Sohni tale, and is also the high hall where the Yogis meet and inspire those who have come to listen to their songs. (Ram.IX 3-13) as it is now the part of the compound where honored male guests are received by the host. The word was in use already before Shah Latif; it is found in Mian Inat's verse as well, and points to the Turkish influence that was prevalent in Sind from 1520 onward, when the Turkish dynasty of the Arghun, descending from Afghanistan, overcame the last indigenous Sindhi rulers; they themselves were followed by the Turkish family of the Tarkhan under whom Sind fell to the Mughal Empire. The connection of the word 'otaq' with the dwelling place of the ruler is spiritualized in Shah Abdul Latif's verse, but expresses well his idea of God as the King and Lord par excellence."

Annemarie Schimmel
Pain and Grace: A Study of Two Mystical Writers of Eighteenth-Century Muslim




* Shah Abdul Latif Bhittai (1689-1752) was a Sindhi Sufi scholar (in Pakistan). He was influenced by Mevlana Rumi (1207-1273 Konya).

* The meeting place in every village was known as 'Otaq'. But Otaq means ('Otağ' =Tr.), Ruler tent, house of Turkish nomads. Many use the word 'yurt' for that, but it is wrong. [OTAĞ. yabancı dile yanlış olarak giren YURT, ki o da Türkçe'dir.]

* The Tarkhan dynasty (Urdu: سلسله ترخان‎), or Turkhan dynasty, was established by Turkic Tarkhan and ruled Sindh, Pakistan from 1554 to 1591 AD. General Mirza Isa Beg founded the Tarkhan dynasty in Sindh after the death of Shah Husayn Arghun of the Arghun dynasty. Mughal emperor Akbar annexed Sindh after defeating the last Tarkhan ruler.

SB






Even Chingiz Khan (=Cengiz Han ; Temujin=Temuçin) spoke Turkish !...news April 2016




""Moğollar ile Türkler arasında ayrım yok. 13.yüzyıla kadar Türkçe Moğolca ayrımı yapamıyorlar, orada yaşayanlar için aynı dil gibi görünüyordu. Çin kaynaklarında Moğollar Türkler gibidirler diye geçer. Moğollar daha doğuda yaşıyordu, Türkler terkedince o bölgeye geliyorlar.Cengizhan'ın mensup olduğu Börteçine (kurt prensliği) sülalesinin Türk olma ihtimali vardır. "Türkler bin boydur, bu bin boyun biri de Moğoldur." derler."" 
Prof.Dr.Ahmet Taşağıl













11 Ekim 2016 Salı

Marco Polo Tv Serie and Turks






"KURULTAİ" which is used in "Marco Polo" TV serie, is not Mongolian of Origin, but Turkish. 
Means "family gathering to, family ties, gathering lineage” = KURULTAY



Kublai Khan (Kubilay Han, 1215-1294) is the grandson of Cenghis Khan 
[born name Temujin (Cengiz Han-Temuçin, 1162-1227)] 
House of Borjigin, who ruled the Mongolian Empire in the 13th-14th c.

Family tree of Genghis Khan "Borjigin" [Börteçine, Börteşına (Bört-Ashina), Börtöşono] is also a Turkish word; "Börü" (meaning Wolf)- Borjigin, means Blue-Grey Wolf, just like the one in Gokturk, Turkish Khaganate (6th c AD) Genesis-Myth (which goes far back in BC time), as "Kök-Börü" ("Sky Wolf - Blue Wolf"). Dynasty clan of Gokturks is Ashina- She Wolf.

The wolf who lead the pack is called Blue-Grey Wolf, represents the sky. "Guiding-Holy Wolf" is the common totem of all Turkish and Mongolian tribes. Some Turkish and Mongol tribes are believed to derive from 
the presence of this holy lineage. 

SB


"Until the 13th century, we can not distinguish between 
Mongolian and Turkish language"
Prof.Dr.Ahmet Taşağıl


some words:
Hun Language : Tengri
Anatolian Turkish: Tanrı
Central Asia Turkish (Uzbek): Tangrı
English: God

Hun Langauge: Qılıc/Kılıç
Anatolian Turkish: Kılıç
Central Asia Turkish (Uzbek): Qılıch
English: Sword

Hun Language: Böri
Anatolian Turkish: Böri/Börü/Kurt
Central Asa Turkish: Böri/Bori
English: Wolf
just like in Scandinavian Myth! Odin's ancestors Buri





Chingiz Khan spoke Turkish! 
"The language of the text written on the stone recognized as Genghis Khan in the Hermitage is ancient Turkic. It is clear that the strongest Genghis Kagan and the Mongols of the West and the East were all interested in the Turkish language. And his answer is only one: Genghis Khan himself, his children, and his main people also spoke Turkish. While the letter was written in Persian, the Turkish language was printed in ancient Turkic language. This is not just about the official documents, such as letters, letters of authority of different rankings, to tax collectors, soldiers, captains, thousands of warriors on the threshold, and so on."
Maral İsaacbay / Philology, Kazakhstan



"The Mongol Empire was based on Turkic elements rather than Mongol elements. The governing structure of the empire was based on Turkic ideas of governing. The official language of the Mongol Empire was Uigrian, which is a Turkic language. Eighteen Turkish tribes played an important role in the founding of the Mongol Empire. There are many more examples that show the effects of Turkic elements on the Mongol Empire...." (link)

an explanation for the sentences below in above link:
"I don't know the reason for it but many European researchers still seem not to accept that Attila's Huns were of Turkic stock."

Attila is absolutely a Turk (link)  
why they don't except, is "He is in Europe, and Pope kneels in front of Attila" 
Attila and Pope - Turkish Hostility (link)




"we Chuvash people speak our common ancestor, language of the Huns." 



İSKİT VE TÜRK-MOĞOL HALKLARINA AİT AYNI GELENEKLER, KÜLTLER VE PSİKOLOJİK ÖZELLİKLER



Ord.Prof.Dr. A.Zeki Velidi Togan



"Hanname’de bahsi geçen Özbek boylarının sayısı 32’dir ve şöyle sıralanır: “O devirde Özbekler 32 uruktan, Türkmenler ise 27 uruktan ibaret idi. Özbek boyları hep birlikte Salur üzerine hücum ettiler. Bunlar Kıyat, Moğol, Dörmen, Saray, Celayır, Nayman, Kanglı, Hitay, Kerayit, Kıpçak, Ming boylarıdır”. 
Burada sıralanan bütün boylar Cengiz (Çingiz) Han’ın kurduğu siyasi birliğe dâhil olmuş Türk boylarıdır. Aslında, Özbeklerin kendi adlarını Kızıl Orda Hanı, Cengiz Han’ın torunu Özbek Han’dan aldığı bellidir. Bu, elbette ki, sonraki devirlerde ortaya çıkmıştır. Hem Çingiz Han, hem de yukarıda adları geçen boylar tarihte yanlış olarak, Mongol (Moğolistan Halkı) olarak takdim edilmiştir. Cengiz Han’ın mensup olduğu soy menşece bir Türk-Tatar soyudur. Lakin bütün bu soy ve boyları Moğol (Muğal) değil de Mongol olarak adlandırmak ve iki ismi birbirinin aynısı gibi kabul etmek doğru değildir. Bu iki etnonim arasında hiç bir alaka yoktur. Moğol ,bir Türk boyunun Arap ve Fars kaynaklarındaki adıdır. Mongol veya Mongul ise bu günkü Moğolistan’da yaşayan halkın Orta Asya Türkçesindeki adıdır."
Prof.Dr.Bahtiyar Tuncay
Azerbaycan Milli İlimler Akademisi. Folklor Enstitüsü. Öğretim Görevlisi.
Yrd.Doç.Dr.Osman ÇATALOLUK
Emekli Öğr. Üyesi. Genetik ve Arkeogenetik Uzmanı.



"Moğollar ile Türkler arasında ayrım yok. 13.yüzyıla kadar Türkçe Moğolca ayrımı yapamıyorlar, orada yaşayanlar için aynı dil gibi görünüyordu. Çin kaynaklarında Moğollar Türkler gibidirler diye geçer. Moğollar daha doğuda yaşıyordu, Türkler terkedince o bölgeye geliyorlar.Cengizhan'ın mensup olduğu Börteçine (kurt prensliği) sülalesinin Türk olma ihtimali vardır. "Türkler bin boydur, bu bin boyun biri de Moğoldur." derler. " 
Prof.Dr.Ahmet Taşağıl




"Cengiz ve Ögedey Kaan dönemlerinden 1254’e kadar Moğol yönetiminde görev alan en ünlü Türk sivil idareci Mahmut Yalavaç’tır."
Cengiz Han’ın İki Valisi, Mahmut Yalavaç ve Yeh-Lu Ch’u-Ts’ai: Devlet İdare Anlayışları ve
Uygulamaları
Ahmet Yesevi Üniversitesi Tercüme Merkezi / Türkistan / KAZAKİSTAN 



“Sino Turcıca, Çingiz Han ve Çin’deki Hanedanının Türk Müşavirleri”  
(profesörlük ünvanı bu kitap ile gelmiştir.)







Dünya tarihi bakımından en dikkat çeken fetih hareketlerinden biri Moğol Hakanı Cengiz Han’ın 13. Yüzyılda gerçekleştirdikleri olmuştur. Çünkü Cengiz Han’ın kurduğu devlet çok kısa bir sürede dünyanın gördüğü en büyük kara sınırına sahip devlet haline gelmişti. Bu yönüyle Cengiz Han tarihin en çok ilgi çeken şahsiyetlerinden biri olmuştur. Cengiz Han Devleti tarihini araştıran her Türk tarihçisi orada Türk kültürüne ait unsurların varlığını kolaylıkla fark edebilir. Bizim bu çalışmayı yapma nedenimiz Moğolların Gizli Tarihi adlı eser olmuştur. Eserin Uygur alfabesiyle yazıldığı düşünülen aslı tam metin halinde bulunamamış ve Çin işaretleriyle yazıldığı anlaşılan Moğolca, “Mangholun Niuça Tobça’an” 1946 yılında Ahmet Temir tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. Bu eserin yazarı bilinmemekle beraber içindeki ifadelerden 1240 yılında yazıldığı anlaşılmaktadır. “Moğolların Gizli Tarihi”, Moğollar hakkında yazılan pek çok eserin ana kaynağı hükmündedir. Bu eser Cengiz Han’ın kendi soyunu, hayat hikayesini, dini anlayışını ve hakimiyet düşüncesini anlatan en önemli kaynaktır. Bu kaynaktaki bilgiler dikkatle tetkik edildiğinde Cengiz Han devletinin Türk devletlerinin özellikle de Gök-Türklerin kültürel mirası üzerinde yükseldiği kolaylıkla fark edilecektir. Çalışmamızın temeli Moğol tarihi değil, Moğol tarihi içerisindeki Türk kültür unsurlarının varlığını ortaya koymaktır. Biz Cengiz Han’ın ırksal kökeni üzerinde tartışma yapmadan onu bir Moğol Hakanı olarak kabul ediyoruz. Fakat kurduğu devlet ve idealleri tamamıyla bir Türk devletidir diyebiliriz. Bu iddiamızı ispata çalışırken Moğolların Gizli Tarihinde nakledilen bilgiler ve kavramların kökenini ve Türklükle ilgisini anlatmaya ve açıklamaya çalıştık.

Bilindiği üzere Türkler ve Moğollar yüzlerce yıl birbirine yakın coğrafyalarda yaşamışlardı. Tarihin erken döneminde göçebe çoban olan Türkler hayvan yetiştiriciliği yaparak göçebe çoban olmuşlardı. Bu dönemlerde Moğollar ise avcı toplayıcı bir hayat sürmekteydiler. Daha sonra onlarda göçebe hayvan yetiştiricisi olmuşlardı. Hun çağında merkezi Asya’da Hun Hakanı Mete’nin “yay geren bütün halkları birleştirdim şimdi onlar Hun oldular” diyerek bahsettiği topluluğun içinde Moğol boylarının da var olduğunu düşünebiliriz. Gök-Türk ve Uygur döneminde de Türk kültürünün hemen yanı başında bulunan Moğollar kuvvetli tesir altında kalmışlardı. Cengiz Han döneminin Moğol kültüründe dini hayata dair pek çok unsur da Hun Gök-Türk ve Uygur devletlerinin bakiyesi hükmündedir. Tanrı inancının yanında, Şamanist uygulamaların varlığı, Atalar Kültü, Yer-Su Kültü gibi dinsel kavramlar da bu meyanda zikredilebilir. Toplumsal hayatta Şamanların oynadığı mühim rol, toplumun hayatı ve dünyayı kavraması da bu benzerliklerin toplumsal hayattaki yansımalarıdır.

Hun, Göktürk ve Uygur devletlerinin birikiminden istifade eden Cengiz Han adı geçen devletlerin cihan hakimiyeti fikrini de iktibas etmişti. Bunun en belirgin ipuçları Cengiz Han’ın kendi soyunu GökTürk’lerin kutsal atası Borteçina’ya yani Bozkurt’a dayandırmasında görmekteyiz. Cengiz Han’ın kendini evrenin hakimi sayması ve bu hakimiyetinin meşruiyetini ilahi kaynaklara dayandırması Hun ve GökTürk devletlerinin özünde bulunan bir esastır. Tanrı anlayışının ve inancının Kağan’da temsil edilmesi, ayrıca bu inanışın kozmik unsurlarla takviye edilmesi düşüncesinin menşei de, Türk kökenlidir. Türk telakkisine göre Tanrı tarafından görevlendirilen Türk kağanı yeryüzünde Tanrının temsilcisi ve gölgesidir. Gökyüzünde nasıl bir Tanrı varsa yeryüzünde de bir Hakan olacaktır. Moğolca Tegri kavramının Türkçe Tengri’den geçtiği bilim dünyasında kabul gören bir düşüncedir. Moğollar Cengiz Han’ın bu dünyaya gelişini ilahi maksatların gerçekleştirilmesi inancına bağlarlar. Tıpkı Oğuz Kağan’ın doğumundan kırk gün sonra yürüyüp, av avlaması konuşması gibi, Cengiz Han’da doğarken elinde tuttuğu kan pıhtısıyla doğmuştur. 

Moğollar devlet yönetimi ve teşkilatı konusunda da pekçok unsuru Türk kültüründen almışlardır. Cengiz Han’ın yasaları olarak bilinen Töresinin kaynağı da Türk kökenlidir. Yine aynı şekilde devlet yönetimiyle ilgili yasa, töre, ulus, bayrak, yasa gibi kavramların Türkçeden Moğolcaya geçtiği bilim adamlarınca iddia edilmektedir. Cengiz Han’ın devlet merkezi olarak Hun, Gök-Türk ve Uygurların başkenti Ötüken’i yani Türklerin kutlu vatanını seçmesi de bir tesadüf değildir. Bilge Kağan’ın Orhun abidelerinde Türk milletine vasiyet ettiği “Ötüken ormanı memleket tutulacak yer imiş” nasihatini Cengiz Han dinlemiştir. Siyasi ve jeopolitik gerekçelerin yanında Ötükenin koruyucu ve gözetleyici gücünden de yaralanmak istemiştir.



CENGİZ HAN’IN DEVLETİNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ETKİSİ VE KATKISI - PDF
İbrahim ONAY, Gazi Üniversitesi
Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/4, Fall 2012, p. 2441-2455, ANKARA-TURKEY


One of historically most attention-gripping conquest actions in the world includes ones realized by Genghis Khan, the Mongol Sultan, in 13th century. State founded by Genghis Khan became a state having biggest territorial boundary in the world in a very short time. In this respect, Genghis Khan was one of most attention gripping historical personalities. Each Turkish historian, who researches history of Genghis Khan’s State may notice presence of any elements of Turkish culture easily there. Reason of that we should conduct this study is the work “The Confidential History of the Mongols.” It is supposed that the work was typed in the Uyghur alphabet, and its complete original text was not found. It is understood that it was typed in Chinese marks. The work “Manghol-un Niuca Tobca’ in Mongolian was translated by Mr. Ahmet Temir into Turkish in 1946. Although this work is anonymous, it is understood that it was typed in 1240 based on the expressions in it.

The Confidential History of the Mongols is main source of numerous works typed on the Mongols. This work is the greatest source that describes race, life history, religious belief and domination opinion of Genghis Khan. When any information in this source shall be reviewed carefully, it shall be noted easily that Genghis Khan’ State would rise on heritage of Turkish state and especially of the Gokturks. Our study reveals not Mongol history, but presence of any elements of Turkish culture in Mongol history. We accept Genghis Khan as a Mongol Sultan without discussing his ethnic origin. But, wee may say that the state founded by him is a Turkish state completely by considering its goals. While we try to prove our assertion, we have tried to describe and explain origin and connection of the information and concepts transmitted in “The Confidential History of the Mongols” with the Turks. 

As known, the Turks and Mongols have lived for hundreds of years in near geographies. The Turks, who were nomad shipmen in early periods of the history, dealt with stockbreeding. In those periods, the Mongol lived as hunters. Then, they were also nomad stockbreeders. We may also suppose that there were Mongol clans in community in Central Asia in Hun era that Mete, the Hun Sultan described and said “I combined all spring-drawing communities. Now they were Huns.” Also in Gokturk and Uyghur periods, the Mongols placed immediately near Turkish culture were under their powerful effect. Most facts of the Genghis Khan period with in the Mongol culture with respect to religious life are encountered in Hun Gokturk and Uyghur states. Beside the God belief, presence of any Shamanist practices and religious concepts such as Ancestor Cult, Ground-Water Cult arte addressed. Critical role played by the Shamans in social life, life and world perception of the community are also reflections of these similarities on social life. 

Genghis Khan, made advantage of accumulations of Hun, Gokturk and Uyghur states, also quoted the universe domination idea of the said states. We notice most apparent clues of this when Genghis Khan base his own race on Bortecina, the holy ancestor of the Gokturks, that is, Bozkurt. The fact that Genghis Khan saw himself as a ruler of the universe and based his domination on holy sources is a base of Hun and Gokturk states. The fact that the God understanding and belief are represented in Khan and also origin of the idea that this belief is supported cosmic elements are Turkish origins. According to Turkish tradition, Turkish Kahn designated by the God is a agent and shadow of the God in the earth. If there is a God in sky, there is also a Khan in the earth. The fact that the term “Tegri” in Mongol comes from the term “Tengri” in Turkish is an opinion accepted in the scientific world. The Mongols have based the fact that Genghis Khan came into the world on any holly goals. Just like Oguz Khan began to walk and hunt 40 days later than his birth, Genghis Khan was born with a blood clot held by Genghis Khan during his birth. 

The Mongols took most facts on state management and organization from Turkish culture. Origin of the customs known as Genghis Khan’s laws is also Turkish origin. Also it is asserted by scientists that the concepts related to state management such as law, custom, nation, flag, etc. are transmitted from Turkish language to Mongol language. It is not a fortuity that Genghis Khan chosen Otuken, capital city of the Huns, Gokturks and Uyghurs, that is, holy land of the Turks as a state center. Genghis Khan adopted the advice “The Otuken forests is a place to be adopted as a motherland” bequeathed by Bilge Kahn to Turkish in the Orhon inscriptions. He desired to make advantage of protection and observation power of Otuken as well as political and geopolitical reasons. 









SO,
YOU CAN NOT EXPLAİN "MONGOLİAN EMPİRE" WİTHOUT "TURKS"




11 Temmuz 2016 Pazartesi

ÇİNGİZLİ DEVLETİNİN BÜYÜMESİNDE ROL OYNAYAN TÜRKLERDEN ÇELME VE SUBUTAY



“Mogolların Gizli Tarihi” isimli bu anonim eserde Çelme ve Subutay’ın ölüm tarihleri yoktur. Ama dikkatlice tedkik ettiğimiz bu kaynakta, Çingiz’in varlığının da, devletinin genişlemesinin de esas dayanağı Çelme ve Subutay ile onların yoldaşı Cebe, Kubilay ve Bugurçu’dur. Çingiz Han’ın babasının sağlığından itibaren onun yanında yer alan Uranhay kabilesi ve bu halkın önde gelen beylerinden Çelme ve Subutay, küçücük bir topluluktan koca bir cihan devletinin doğmasına aracılık yaptılar. Çelme ve Subutay kardeşler ölene kadar Çingiz Han’a sadık kaldılar. Öyle ise bu derece önemli iki kişinin mensup olduğu Uranhay kabilesi üzerinde de biraz durmakta fayda vardır. 


Kimdir bu Uranhaylar? Kimilerine göre bir Mogol kabilesi mi, yoksa bazılarının söylediği gibi bir Türk aşireti mi? Bugünkü Mogolistan halkları içerisinde en misafirperver topluluklardan birisi olarak gösterilen Uranhaylar, umumiyetle bu ülkenin kuzeyinde bulunan Tuvalılarla eş tutulmakta olup; bunlara zaman zaman birtakım araştırma eserlerinde “Soyot” dendiğini de görüyoruz. Bununla birlikte bazan daha kuzeydeki Saha Türklerinin Uranhay diye adlandırılmaları söz konusudur ki, bu görüşe daha çok Sahalı bilim adamları rağbet ediyor.


Tuva Türkleri hakkında Türkiye’de ilk ciddi çalışmayı yapan S.Gömeç, onların Kök Türkçe yazılı belgelerde zikredilen “Üç Tuglu Türk Bodun”un bir parçası olduklarını ileri sürüyor. Üç Tuglu Türk Bodun üzerinde gerçekleştirilen incelemelere göre de, bu federasyonun bir üyesi Tuvalılardır. Kök Türk, Uygur ve Kırgız çağında umumiyetle bugünkü konumlarını muhafaza eden Tuva Türkleri, Altaylı Türkler gibi Kök Türk konfederasyonunun bugüne kadar gelen temsilcileridir. Tuvalılara yakıştırılan Uranhay ve Soyot gibi isimler de onların kendi adlandırmaları değil, komşu halklarınmverdikleri tanımlamalardır. Tıpkı bugünkümTuvalılarla aynı yerlerdemyaşayan Kırgızlara, bir vakitler Çinlilerin “Hakas” dediklerini dembiliyoruz. Günümüzün Hakasları, Kırgızların anayurtta kalanmparçalarıdır. Dolayısıyla Uranhaylarla,mşimdilerde RusyamFederasyonuna bağlı bir muhtar cumhuriyet halinde yaşayan TuvalımTürkler aynı halktır. 


İşte bu müstesna Türk boyu, Kök Türk Kaganlığının yıkılışı esnasında onlara sonuna kadar sadık kalmakla beraber, 13. asrın başlarında bir cihan devleti olarak ortaya çıkan Çingizlilerin böylesine güçlenmelerinde önemli roller ifa ettiler. Çingiz Han’ın yanında ölene değin yer alan Çelme ve Subutaynngibi Uranhaylar, onun sınırsız kuvvetinin dayanağı oldular. 


Zaten pekçok araştırmacı Çingizlileri bir Türk devleti olarak görürler ki; başta ahalisinin üçte ikisi, devlet memurlarının büyük bir kısmıyla, ileri gelen komutanların Türk oluşu da bunu ispatlıyor. Tarihe baktığımızda bu muazzam siyasi teşekkül Çingiz ve oğullarının ölümünün ardından, kısa sürede kaçınılmaz bir şekilde Türk ve Müslüman olacaktır. 


Prof.Dr. Saadettin GÖMEÇ
detaylı -PDF:








Aşağıdaki kaynakta "düşmanı bölmek için hileyle diyor", Çelme ve Subutay'ın Kıpçaklarla konuşması yer alıyor: "Sizin gibi biz de Türk'üz. Ve siz, bu yabancılarla beraber bize karşı ittifak mı edeceksiniz, kardeşlerinize?"... derken...

Bazı kaynaklarda Çelme ve Subutay'ın kabilesi olan Uranhaylar (Uryankhay)'ın bir Moğol kabilesi olarak görülmesi, Demircinin oğulları olmaları, ve Kıpçak Türklerine "Biz de Türk'üz" demeleri aslında düşündürücüdür!...



"After the capture of İlak the two generals Chepe and Sabutai marched against Rai, "whose ruin-heaps still remain not far from Teheran", and taking advantage of a religious feud which raged among the inhabitants, gained possession of the town. From thence they passed through Azerbaijan, and wintered on the rich plains of Mogan, on the shores of the Caspian Sea. In the spring of the following year (1222) they advanced into Georgia, and having ravaged the country marched northwards into Daghestan, on the western shore of the Caspian. Here they were surrounded in the mountain defiles by a combined force of Lesghs, Circassians and Kipchaks.


In this difficulty they had recourse to a ruse to divide the forces of the enemy." We are Turks like yourselves", they said to the Kipchaks, "and will you ally yourselves with these strangers against us , your brethren? Make peace with us, and we will give you gold and garments as much as you list."


Seduced by these words the Kipchaks deserted their allies and joining forces with the Mongols, defeated their former comrades in a pitched battle, which led to the capture of the towns of Tarku and Terki.


source: The Life of Jenghiz Khan (Introduction. xxvii)
by Robert Kenneway Douglas, 1877
of the British Museum, and Professor of Chinese at King's College, London
translated from the Chinese Yuen She, or "The History of the Yuen Dynasty by Sung Leen; the Yuen she ly peen or "The History of the Yuen Dyansty Classified and Arranged" by Shaou Yuen-ping; and the She wei, or "The Woof of historu" by Chin Yun-seih. Each of these works contains facts and details which do not appear in the other two, and I cinsidered it best, therefore, to weave the three narratives into one connected history, rather than to translate one text, and to supplement it with notes.








SB




7 Haziran 2015 Pazar

Mirza Haydar Duğlat ve Orta Asya Türkleri




Mirza Haydar Duwlat’ın Tarih-i Reşidi adlı eseri Orta Asya Türkleri için Çengiz Han, Coçi ve 
ondan sonra gelen hükümdarların tarihini anlatan önemli bir eserdir. 







Mirza Haydar Duğlat (Duwlat) 1499 yılında Taşkent civarındaki Öretöbe mekânında dünyaya gelmiş, 1551 yılında şimdiki Hindistan’ın Keşmir ülkesinde vefat etmiştir. O siyasi ve sosyal bakımdan zor geçen ömrüne rağmen dünya kültürüne iki eser miras bırakıp gitmiştir. 


Birisi Cihannama poemasıdır ki onu manzum olarak Türkçe yazmıştır. İkincisi Tarih-i Reşidi adlı eseridir ki bunu da Fars dilinde yazmıştır.


Tarih-i Reşidi adlı eserine tarihçiler ile araştırmacılar tarafından çok fazla başvurulmaktadır. Bunun başlıca sebebi kitapta Çıngıs Hanın Çağatay ve Coçı isimli oğullarının Türkistan sahasındaki idaresi ile onlardan gelen nesillerin siyasi-sosyal kaderinin dillerden düşmemiş olmasıdır. Bununla birlikte kitap Türk dünyasında İslam dininin nasıl gelişip yayıldığına çok önemli vesika olabilecek bir eserdir. Ayrıca coğrafya, dil, felsefe ve başka açılardan da pek yüksek değere sahip bir eserdir. Bahsedilen özelliklerin varlığı kitabın bugüne kadar ilmî çevrelerin elinden düşmeyip faydalanılmasına esas olmuştur....


Söz edilen kitap Celaleddin Muhammed Ekber Şah’ın (1556-1605) buyruğuyla 1585 yılında yazılmaya başlar. Kitabın adından da fark edildiği gibi bu eser, İslam âleminin genellikle bin yıllık tarihini Hz. Muhammed (s.a.s.) peygamberin öldüğü yıldan Ekber Şah’ın zamanına kadarki vakti içine alan bir araştırma eseri olarak kabul edilir. Bu kitabın müellifleri ilk defa Mirza Haydar’ı diğer adaşlarından ayırmak için “Duğlat” (Kazakça “Duwlat”) lakabını eklemişlerdir.


Türk diline ilk tercümesi tarihçi âlim ve tercüman Muhammed Sadık Kaşğari (1725-1849) tarafından yapılmıştır. Bu tercüme Kaşgar hâkimi Yunus Tecibek ibn İskenderbek ibn Emin Hace’nin emri üzerine yapılmıştır. Tercüme tam olmasa da Türk dilindeki ilk tercümedir. Tercümenin el yazma nüshası: Moskova’daki Asya Halkları Enstitüsü’nün Doğu Edebiyatları bölümündeki el yazma kütüphanesi № C569 (590o)’da muhafaza edilmektedir (Muginov 1962: 38).


Tarih-i Reşidi eserinin diğer bir Türkçe tercümesi Muhammed Niyaz Ahund Niyazi tarafından hicrî 1253 (1837-1838) yılında Hoten hâkimi Muhammed Aziz Vang’ın emri ile yapılmıştır. Onun el yazması yukarıda bahsedilen el yazma kütüphanesinde № D 0192’de muhafaza edilmektedir (Muginov 1962: 40).


Muhammed Niyaz ibn Ebdiğafur tarafından Tarih-i Reşidi’nin birinci defterinin 1837-1838 yıllarında Hoten hâkimi Muhammed Aziz Vang’ın fermanı ile nazım ve düzyazı hâlinde Türkçeye tercüme edildiğini araştırmacı âlimler doğrular. Bu nüsha da diğer nüshalar gibi tam değildir. Nüsha numarası: № 120 (590 oe). Muhammed Niyaz’ın Türk diline tercüme ettiği tahmin edilen diğer bir nüsha: № D 121 (590 of) numarada kayıtlıdır (Muginov 1962: 40).


1747 yılında tercüme edilen Tarih-i Reşidi tercümesinin diğer bir eksik nüshası: № C 570 (590 of) numarayla kayıtlıdır (Muginov 1962: 44). Bunun hicrî 1322 (1904-1905) yıllarında Hacı Cüsip ibn-i Molla Aşur Halifam ibn-i Kurban Sufi ibn-i Devlet Sufi’nin kopya ettiği bir nüshası da vardır.


Aynı şekilde Rusya İlimler Akademisi, St. Petersburg’daki Şarkiyat Enstitüsü’nün el yazmaları kütüphanesinde Tarih-i Reşidi’nin Türkçe tercümelerinin tam ve tam olmayan yedi el yazma nüshası vardır.


Fars dilinden doğrudan doğruya Türk diline tercüme edilen tam nüshası Özbekistan, Taşkent’teki Ebu Reyhan Biruni Şarkiyat Enstitüsü’nün el yazma kütüphanesinde № 10191//II’de muhafaza edilmektedir. Rusya ve Özbekistan el yazma kütüphanelerinde bahsedilen Türk dilindeki nüshaların birbiri ile mukayese edilip, fazlalık ve eksiklikleri, birbirinden farklı yönlerinin tetkik edilerek, metin bilimsel incelemesi şimdilik yapılmamıştır.


Tarih-i Reşidi’nin Farsça ve Türkçe el yazma nüshalarının metin bilimsel incelemeleri ele alınıp, edisyon kritiğini hazırlamanın ilmî açıdan çok önemli ve büyük bir proje olduğunu hatırlamamız yerinde olacaktır.


Eser, İngiliz dilinde eksiksiz olarak ilk kez 1895 yılında yayınlanmıştır. Bu tercüme de Britanya Müzesi’ndeki üç el yazma nüsha, Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki bir el yazma nüsha ve aynı şekilde Türk dilindeki iki tercüme nüshadan faydalanılmıştır. Onu Edvard Denison Ross (Eduard Denison Ross) tercüme edip, İran’ın Horasan ve Sistan illerinde başkonsolos olan N. Elias (N. Elias) geniş bir ön söz ve haşiye hem de ekler yazıp ilmî ve tanınma değerini arttırmıştır (Ross 1895). 

Bununla birlikte Türkistan, Tibet, Keşmir ülkelerinin haritasını hazırlayarak kitaba eklemiş ve eserin tarihî değerini artırmıştır. Bu eser daha sonra 1988 yılında tekrar basılmıştır. 1991 yılında tekrar Delhi şehrinde yayınlanmıştır. Bu baskıda adı geçen haritanın çıkarıldığı söylenmektedir.



İslam JEMENEY
Gazi Türkiyat,Bahar 2014/14: 21-27
detaylı:



* Tarih-i Reşidi - Mirza Haydar Duğlat / Selenge Yayınları tarafından, Osman Karatay'ın çevirisi ile yayınlanmıştır.






Doğu Türkistan'da Çağatay Hanedanının Son Yılları ve Jungar (Kalmuk) İstilası



Bilindiği gibi Timurlular idaresine karşı başkaldıran Doğu Türkistan'daki Çağatay idarecileri. Uluğ Bey tarafından itaate sokulmuştu. Fakat Timurlular soyunun bilge hükümdarı Uluğ Bey'in trajik bir şekilde oğlu Abdüllatif tarafından öldürülmesi Timurlular'ın yıkılışını hazırlamıştı. Bu aynı zamanda Doğu Türkistan'da Timurlular hakimiyetinin de sonu olmuştu. Timurlular'dan sonra Orta Asya (Türkistan)yı hakimiyeti altına alan Özbek (Şeybani) Hanlığı da kısa sürede ikiye aynlınca. Doğu Türkistan'da tam bir otorite boşluğu meydana gelmiştir. 


Çağatay hanedanından gelen hanların dirayetsizliği ve birbiriyle uğraşmaları ülkeyi 15. Asrın ikinci yarısına (1462) kadar tam bir kargaşa içine sürüklenmiştir. Her şehir ve hakimi müstakil bir hanlığın hükümdarı gibi hareket etmeye başlamıştır. İşte bu yıllarda ülkenin doğu vilayetlerine hakim olan Esen Buhar Han ölmüş ve yerine oğlu Yunus Han (1462-1487) geçmiştir. Adil ve hoşgörülü tutumu ile halk tarafından sevilen bir kişi olan Yunus Han 25 yıllık hükümdarlığı zamanında iç karışıklıkları önlemeye muvaffak olmuştur. Bilhassa şehir hakimlerinin (valilerinin) müstakil hareket etme alışkanlığını kaldırması. Doğu Türkistan'ın bütünlüğü yönünden başlı başına bir zafer teşkil etmiştir.


Yunus Han'ın yerine geçen oğlu Ahmed Han (1487-1514). ülke idaresinde elde edilen bu başarılı yönetimi mümkün olduğu kadar devam ettirmeye çalışmıştır. O sıralar Batı Türkistan'a hakim olan Muhammed Şeybani Han'ın üstünlüğünü kabul ederek bu kardeş devlet ile savaştan kaçınması Ahmed Han'ın en büyük başarısı olarak dikkati çeker. 


Ahmed Han'ın 1514'de vefatı üzerine Doğu Türkistan'ın kaderine hakim olan oğlu Seyyid Han (1514-1533) dönemi Çağataylılar sülalesinin son parlak dönemini teşkil eder. Zira kendisine o devrin ünlü tarihçisi Mirza Muhammed Haydar Duğlat müşavirlik yapmıştır. Haydar Duğlat'ın bilahare yazdığı ve 1321-1546 yıllan arası Doğu Türkistan olaylarını anlattığı eserinde Seyyid Han dönemi, ülkenin en huzurlu olduğu devir olmuştur. Batı Türkistan'daki Özbek (Şeybani) hanlıkları ile Doğu Türkistan şehirleri arasındaki dostluk ve ticari münasebetler gelişmiş ve halk uzun bir aradan sonra maddi ve manevi bir refaha kavuşmuştur.


Seyyid Han'ın yerine geçen oğlu Reşidi Han (1533-1559) babasının bu parlak dönemini tarihçi Haydar Duğlat'ın yardımına rağmen devam ettirememiştir. Bu devrin en büyük rahatsızlığı ülkenin Uyguristan olarak bilinen doğu vilayetleri ile Altışehir olarak bilinen batı vilayetleri arasındaki rekabetin büyüyerek husumete dönüşmesidir. Bu durumdan istifade eden ve Moğolistan'da hakimiyeti ellerine geçirerek hem Çin istikametinde ve hem de Doğu Türkistan yönünde ilerlemek isteyen Kalmuklar (Jungarlar) sık sık Doğu Türkistan'ın doğu vilayetlerine akınlar yapmaya başlamışlardır. Yazdığı esere devrin hükümdarının adını vererek Tarih-i Reşidi ona ithaf eden Mirza Muhammed Haydar Duğlat bu devir olaylarını etraflı bir şekilde anlatır. 



DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ TARİHİ
Mehmet SARAY
(alıntıdır)










Chapter XL
Description of Kashghar

Kashghar is an old and famous town. In former times the Sultans of Kashghar were of the family of Afrasiab the Turk, whom the Moghuls call Bugha Khan. His genealogy is as follows: Afrasiab, son of Pish, son of Dad Nashin, son of Tur, son of Afaridun. It is thus given in the Tarikh-i Guzida, which has copied from the Mujma-ut-Tavarikh* of Khwaja Rashid-ud-Din Fasl Ullah. In some other histories the descent is traced yet further. But God alone knows the truth.

Among the Sultans of Kashghar was a certain Satuk Bughra Khan, who was converted to İslam in his early years. During his occupation of the throne, he brought over the whole country of Kashghar to the true faith. After his death, several of his descendants ruled in Kashghar, and even in Mavara-un-Nahr, until the conquest of Chingiz Khan.

[Tai Yang Khan fled from Chingiz Khan. Kushluk, son of Tai Yang Khan] took Kashghar from the vassals of the Gur Khan of Kara Khitai, who had himself taken it from the vassals of the descendants of Afrasiab. At that time Sultan Osman, of that family, was ruling in Samarkand and in the greater part of Mavara-un-Nahr. What passed between him and Khwarizm Shah is to be found in every history.

The rebellion of Kushluk and the conquest of Kashghar by the Moghuls, I have copied from the Jahan-Kushai, as it stand [there].







İngilizce baskısı için : The Tarikh-i Rashidi







Mirza Haydar Turk













DOĞU TÜRKİSTAN; (Uygur Türkleri-Türkmenler) Nüfus: 30.000.000









Manna-Medlerden önce yaşayan büyük Türk başbuğu Alp Er Tonga (Efrasiyab)’nın ölümüyle ilgili halk tarafından söylenmiş olan sağular (ağıtlar)’ın bazıları günümüze değin ulaşmıştır. Bu ağıtın bir dörtlüğü şöyledir:

Alp Er Tonga öldi mü ... Alp Er Tonga öldü mü?
Esiz ajun kaldı mu ... Kötü dünya kaldı mı?
Ödlek öçin aldı mu ... Zaman öcünü aldı mı?
Emdi yürek yırtılur ... Şimdi yürek yırtılır....! .... Afrasiyab/link







"Büyük İskender'in doğuya, Türkistan'a doğru yaptığı sefer sırasında, Massagetlerin ağırlık noktası Ögüz deltasında bulunuyordu.."... Massagetler - link





"Pazırık halısından önce bulunan ve VI. yy. ait olan halı da Doğu Türkistan'da bulunmuştur."...Hun Sanatı - link





"Kutlar, B. Hrozny'ye göre Hazar Denizi'nin güney doğusunda, Türkistan'da oturmakta iken daha sonra M.Ö. 2500-2400 yıllarında Hazar Gölü çevresinden batıya doğru göçmüşlerdir.".... Ordu Kut yöresi - link 




"Mahmut Ragıp Gazimihal’e göre, zeybek sözcüğü “salbak” ya da bunun diğer bir söylenişi olan “saypak” sözcüklerinden türemiştir.Bununla bağlantılı olarak kaynaklarda geçen “salmpakis” sözcüğünün aslında “salpak” ve dolayısıyla zeybek olduğunu savunur. Zeybek sözcüğünün Türkçe bir sözcük ve aynı zamanda Kırgızlar arasında da bir oyun adı olduğunu; ayrıca Doğu Türkistan ve Afganistan’ın Badahşan kentinde “Zeybek” adında birer köy bulunduğunu belirtir."... Zeybek/Efe  link