başkurt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başkurt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2017 Cumartesi

Rudolf Nureyev... ve Tatarlar...






Zamanının Büyük Baleti Rudolf Nureyev, bir Türk...
A great dancer of all time... Rudolf Nureyev, a Turk...




Rudolf Hamit (Muhammed) oğlu Nuriyev (1938-1993)


Nuriyev 'deki "EV" aynı zamanda mensup olduğu aile demektir, yani "Nuri evinden". Başkurt Türklerinden, Baykal Gölü civarında doğmuş, SSCB vatandaşı iken kaçar ve 1982 de Avusturya vatandaşlığını alır. Ölünce Paris'teki Rus mezarlığına gömülür. Mezartaşı çok sevdiği halısının mozaikten yapılmışıdır. (Halı sanatıyla ilgilenenler "doğu" halılarına oriental (Asya-şark) demekten vazgeçsin, hepsi farklı millete aittir, milletin adı kullanılsın!) Nureyev'in kendi adına kurduğu vakıftan daha fazla bilgi edinebilirsiniz, çünkü ben başka konulara değineceğim....




* * * * *


Biyografisinde : " Tartar ailesi, Sovyet Cumhuriyeti'ndeki Başkır'dan gelen köylü sınıfındandılar." diye yazar... Ruslar bütün müslümanlara Tartar der...


Cengiz Han'ın (Temuçin) ordusu sadece Moğollardan oluşmuyordu, ordusunda Türkler de vardı. Hatta danışmanları, sağ kolu Türk'tü, ordu sistemi, kültürü ve geleneği de Türklerden almıştı. Türkoloji de akademisyenlerin bazıları, Cengiz Han'ın annesinin Börteçene hanedanından gelmesinden dolayı da Türk saymaktadır. ["Cengiz Han, Uygur Hanedanı Yaglakar'ın evinden çıkan Borjigin evinden geliyordu" N.Kisamov].  Hatta Rus Tarihçisi Anatoli Olovintsov: "Cengiz Moğol değildi Türktü" der. Bu durumda Cengiz Han'ın kurmuş olduğu devlete Türk-Moğol Devleti diyebiliriz. Bazı Moğol boylarının Türkleşmesi gibi bazı Türk boyları da Moğollaşmıştır. Cengiz Han, bugünkü Rus topraklarına saldırdığında, yörenin halkı onları "Cehennemin gelmesi" olarak yorumlamış olabilir.


Antik dönemde Titanların hapishanesine Tartaros/Tartarus derlerdi. Daha sonra Cehennem ile eş tutuldu. Çünkü İlyada'da Zeus Tartaros'un Hades'ten de aşağıda olduğunu söyler:


"...bir tanrı Danaolara yardıma yeltenirse, Olimpos'ta kötek yiyip dönecek gerisingeri, alıp kara dumanlı Tartaros'a atacağım onu, ta derinliklere, yerin dibindeki çukura, orda demir kapılar, tunç eşikler var, gökle dünya arası kadardır Tartaros'la Hades arası..." (İlyada 8.Bölüm)


Titanlar ise ikinci kuşak tanrılardandır : Dünya/Toprak ana Gaia ki Tartarus onun soyundan gelir, Gök Baba/Tanrı Uranüs, Güneş Tanrısı Helios, Ay Tanrıçası Selene, Tüm Denizlerin Tanrısı Oceanus, Dişi Kurt Leto, Atlas, İnsanı yaratan Prometheus ve tabii ki Zeus'un babası Kronos. Onların bulunduğu çağ dillerin karıştığı Altınçağ idi. Sumer tabletlerinde "Enmerkar ile Aratta Efendisi Destanı" nda bu dillerin karışması anlatılır. Aratta ise bir Türk Devletidir. Yukarıda anlatmış olduğum Tartaros, Aratta, Altınçağ ve dillerin karışması, kesinlikle Türklerle alakalı ama henüz bağlantıyı keşfedemedim.  :)


Tartaros dışında, Cengiz Han'dan önce hem de, Türk boyu olan Tatarlar da var. 7.yüzılda Köl/Kül Tegin kitabesinde geçen Dokuz Tatar ve Otuz Tatar gibi... Cengiz Han'ın ordusunda kesinlikle onlardan da vardı. Lakin bir çok yerde, Tatar yerine antik dönemdeki cehennem anlamını taşıyan Tartar diyerek hakaret anlamında kullanmışlar...


Doğu Türk Kağanlığını (Kök/Göktürk) abisi Bilge Kağan ile yöneten Köl/Kül Tegin aynı zamanda ordunun da başındaydı. [Bilgemiş (Gılgamış yanlış okuma) teki gibi Bilge]. Aşina soyundan gelen Köl/Kül Tegin, Doğu Roma kaynaklarında "Sizabulus" ya da "Stembis Dizaboulos" olarak geçen İstemi Kağan'ın torunuydu.


Asena/Aşina adı Türkler tarafından değil Sogd ve Çinliler tarafından konulmuştur. Aşina/Asena mavi anlamına geliyordu. Gök/Kök Börü yani Etrüsklerdeki Dişi Kurt efsanesindeki gibi bir "Dişi Kurt" tarafından beslenen Gök Türklerin atası, Kök- gökyüzünün Mavi olmasından dolayı da GÖKKURT'tur, Bozkurt ise kurdun türüdür.


Yani Dişi-Gök/Mavi-Kurt = Aşina olmuş ki, Artemis ile Apollo'nun annesi LETO "Mavi gözlü, açık tenli" olarak geçen ve Hyperborean ülkesinden Lukkia'ya kurtların eşliğinde getirilen ya da bizzat Dişi Kurt olan bir Titan Tanrıçadır.... Dişi Kurt Gökbörü de açık renk tüylü mavi gözlü değil midir? Avar Türkleriyle ilişkisi olan Hyperboreanlılar'dan bir kolda güneye inip Etrüsklerle karışan Kimmer-İskit-Türkleridir. .. Bunların hepsini anladık mı bilmiyorum ama, bildiğim bir şey var o da anlatırken dallanıp budaklandığım. 


Sağlıcakla kalın, 
Semra Bayraktar

Not: 
Arkadaşım A.Bektaş yerinde bir hatırlatma yaptı : "O zaman "kralların kanı mavi akar" sözü Türklerden, İngiliz aristokrasisine geçmiştir."... Haklı sayılabilir... ;)






_________ENG_________





A great dancer of all time... RUDOLF NUREYEV, a Turk...

Rudolf Xämät (Möxämmät) ulı Nuriev
Rudolf Hamit (Muhammed) oğlu Nuriyev (1938-1993)
Rudolf Hamit's son Nuriyev (ev means home, using as family name, means "belongs to Nuri family"
He left an estimated $33m (£20m) to a foundation named after him, The Rudolf Nureyev Foundation. 
(for his biography a link:)

A Book about him:
The Real Nureyev: An Intimate Memoir of Ballet's Greatest Hero
Author:Carolyn Soutar

Tchaikowsky - Swan Lake
Rudolf Nureyev - Dame Margot Fonteyn /video:




* * * * *



Born as Bashqort (Baskort- Bashkir- Başkort- Başkurt) Turk, somewhere near Lake Baikal (Baykal Köl, Turkish toponym). Lived as a citizen of Soviet Union - USSR, became a Austrian citizen in 1982, and buried in Paris with his Turkish Carpet as a mosaic on his grave...(Please do not call all eastern carpets as "Oriental", because every nation has his unique carpet, and must called with their nation name!)


In his biography the info goes as: "The family were Tartars, coming of peasant stock in the Soviet republic of Bashkir"...in Russia they call all the muslims as Tartar. Bashkirs speaks Kipchak Turkish "The Republic of Bashkortostan".


Genghis - Cinghiz Khan (or as Temujin : Temuçin - Cengiz Han) established his army not only with Mongolians but also with Turkish peoples. Even his right arm, consultant was Turkish, and army system, some traditions were Turkish to. In Turcology, some scholars says that Genghis Khan's mother was from Börtechene tribe (Börteçine), which is a Turkish tribe; comes from Börü (Tr.) - Wolf Tribe/Principality. [ "Chingiz-khan, via a Borjigin ancestor, was from the Uigur dynastic House of Yaglakar (aka Djalairs/Jalayir/Jalair)" N.Kisamov], and that Genghis Khan was a Turkish-Tatar. Even Russian historian Anatoli Olovintsov says: "Genhis was not Mongolian but Turkish". In this case we can say Genghis State was Turkish-Mongolian State... Some Mongolian Tribes are Turkified, and some Turkish tribes are Mongolized. When Genghis attacks the Russian land of today, people were thinking of "the Hell is coming"... 


In ancient times they called the Hell as Tartaros/Tartarus, a prison for the Titans. In İliad chapter 8:


"Whomsoever I shall mark minded apart from the gods to go and bear aid either to Trojans or Danaans, smitten in no seemly wise shall he come back to Olympus, or I shall take and hurl him into murky Tartarus, far, far away, where is the deepest gulf beneath the earth, the gates whereof are of iron and the threshold of bronze, as far beneath Hades as heaven is above earth: then shall ye know how far the mightiest am I of all gods." ... So Tartarus was far away then Hades' world....


Titans are the second generation of divine beings: mother earth Gaia where Tartarus came from, father sky Uranus, Helios, Selene, Oceanus, the She-Wolf Leto, Atlas, Prometheus and Cronos father of Zeus of course. It was the Golden Age, where the languages was mixed, like it was told in Sumerian tablets, as in "Enmerkar and the Lord of Aratta Legend". Aratta was a Turkish state. After all this about Tartaros, we can say that it had to do something with the Turkish people in ancient times, but I haven't found yet....


Except the Tartaros, there are also Turkish tribes called as Tatar, before Genghis period. Maybe among Genghis' army were people from Thirty and Nine Tatar, with attacking became Tartar instead Tatar, to insult these people with nickname "Hell".


Kültegin's monument 7th c (also called as Orkhon Monuments) 
"OTUZ:TATAR" = Thirty Tatar and
"DOKUZ:TATAR" = Nine Tatar 
(exist of thirty and nine tribes)


Kültegin or Köl Tegin, who governs the Second Turkish State "East Göktürk - Turkish Khaganate" with his brother Bilge Kagan [like in the name of Bilgemish (misreaded as Gılgamesh of Sumer)], ruled also the military wing of the state, and was the grandson of İstemi Kagan [Istämi Qagan (Khagan), West Göktürk - Turkish Khaganate] of the Ashina Dynasty (Kök Börü) , which was called in East Roman Empire as "Sizabulus" or as "Stembis Dizaboulos". 


Ashina was not the name given by the Turks but given by the Sogds and Chineese to this Turkish Clan. Because the name and She-Wolf legend, Kök/Gök means Sky, and Sky is Blue, and we do know that they call the wolf as Gök Börü (Sky Wolf), a She-Wolf legend, just in the Etruscan legend, who nursed the Turkish leader who established the State; "Köktürks = Skyturks" .


She-Sky (Blue) -Wolf - Asena/Aşina - Dişi-Kök/Gök (Mavi) Börü 


The mother of Artemis and Apollo was described as "blue eyed, light skinned Leto", a Titan goddess, was led by wolf from the Hyperborean land to Lukkia (Lykia), or she was a She-Wolf itself. Isn't the She-Wolf Gökbörü also light haired and with blue eyes?.. Some of the Hyperboreans, which related to Avar Turks, who came to south and mixed with Etruscans, were Cimmerian-Scythian Turks. I do not know if you undertand all these things, but there is one thing I know, when I tell a story it doesn't end where it started. 


Take care.. SB.


PS:
A Friend  reminded me a good saying: " Then, 'kings blood flows Blue' passed from the Turks to the British aristocracy"  ... She could be right... ;)











8 Temmuz 2015 Çarşamba

Kızılbaş Türkler ve Kürtler





Türkiye'de Kızılbaş denilen Alevi insanlar var. Bu konuda kitap yazanlar nedense hep Kızılbaş teriminin savaşta giyilen kızıl renkli başlıktan ve börkten geldiği tezi üzerinde durular ve Kızılbaş teriminin Anadolu'da ortaya çıktığını, buraya özgü olduğunu söylerler.

Halbuki Kazaklarda Alban boyunda Kızılbörk yani Kızılbaş oymağından başka, Ortaçağ Başkurtlarının adı Kızılbaştı.

Yine Başkurtlarda Sart oymağına bağlı bir kolun adı Kızılbaştır. Kırgızlarda Kesek, Munduz ve Teyit boyu arasında Kızılbaş adında obalar var. Ayrıca Özbeklerin Kongrat boyuna bağlı bir oymağın adı Kızılbaştır ve Azerbaycan Türklerindeki İnallu kabilesinin bir oymağının adı da Kızılbaştır.

Kürdoloji Yalanları,syf.156
Ahsen Batur


Bütün tarih ve bilginlerimizin bildikleri gibi, buhün doğu illerimizin birçok kesimlerinde oturan, Kormanço ve Zaza dilleriyle konuşan, Alevi, Kızılbaş ve Bektaşi diye adlanan halk, tamamen Türktür. Bunlar Oğuz boylarından Selçuk ve Harzem Türklerinden ayrılan Türk ve Türkmen kabileleridir. Bu kabileler, miladın 9-10 ve 11 inci yüzyıllarında Türkistan, Horasan, Nişabur ve Harzem ovasından ve kısmen de daha sonra İç Anadolu'dan doğu illerimize gelip yerleşmişlerdir.

Doğu İlleri ve Varto Tarihi
M.Şerif Fırat



Ülgen’in altın tahtının sembolü olarak dünyanın merkezinin işareti diye kabul edilmiş olan sarı renk, bu sembol anlamını Türklerin çizmelerinin (edik) rengi olarak da uzun yıllar sürdürmüştür. Zira, bilindiği gibi Türkmenler (Oğuzlar) yüzyıllarca, sarı edik ile kızıl keçeden külâh giymişlerdir. Halkımız arasında bugün de çok yaygın olarak kullanılan “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” deyiminin de kaynağı işte bu tarih ve kültür geleneğimizdir.

Oğuz-Türkmen geleneğindeki bu kızıl börk-sarı edik (çizme) geleneği ile ilgili olarak bir başka Türk anlayışını da burada kaydetmekte yarar vardır. Merhum Bahaeddin Ögel, al bayrak anlayışı ile ilgili olarak şu dikkate değer tespiti nakletmektedir: “al bayrak” gök, güneş ve yerdeki toz ile uyuşturulmuş ve böylece görkemli ve muhteşem bir sahne canlandırılmıştır. Kaşgarlı Mahmud’un derlediği, “ağdı (yükseldi, yüceldi) kızıl bayrak; toğdu (yani tozup, yükseldi) kara toprak” sözü, bayrağın açılıp yükselmesi, yerdeki kara toprağın yükselmesiyle bir kompozisyon, bir birleşme oluşturuyordu. Bayrak gökleri tutuyor, toprak ise tozarak, yerleri tutuyordu”. 

Oğuz-Türkmenler gökleri tutan kızıl bayrağın sembolü olarak başlarına kızıl börk; dünyanın merkezinin ifadesi olarak da ayaklarına sarı edik giymişlerdir. Burada şu hususa da işaret edelim ki, kızıl börklü Oğuz-Türkmenler Safevî dergâhının propagandaları sonucunda Anadolu’dan İran’a göçmeye başladıklarında, Anadolu’da kalan Sünnî Oğuz-Türkmenler başlarındaki kızıl börkün üzerine “Osmanlı mücevvezesi” beyaz sarık sarmışlar ve İran’a gidenler ise kızıl börklerini muhafaza ettiklerinden dolayı onlara “kızılbaş” adını vermişlerdir. 

Dolayısıyla, bazı halk izahlarında değişik bazı anlamlandırma biçimleri doğru değildir ve kızılbaş deyiminin aslı, Türklerin millî renk saydıkları kızıl (al) renkli keçe börk giyen kimse anlamından kaynaklanmaktadır. Gerçekten de eski Türk kaynaklarında kırmızı bayrağın daha çok kızıl bayrak diye adlandırıldığını, bunun sadece Türklere mahsus olduğunu, bunun bağımsızlık, şeref ve şehadetin (şehitliğin) sembolü olarak kullanıldığını biliyoruz.

TÜRK İNANIŞLARI İLE MİLLİ GELENEKLERİNDE RENKLER VE SARI KIRMIZI YEŞİL
Prof. Dr. Reşat GENÇ



Ayrıca kaynak:
Kızılbaş Türkler: Tarihi Oluşumu ve Gelişimi - Nihat Çetinkaya 


M. S. İvanov bu konuda şöyle diyor: “Özellikle ilk başlarda Safevi devletinde hakim olan kesim Türk boylarıydı. Onların arasından askeri yöneticiler ve valiler atanırdı. Gurçi olarak adlanan saray ordusu soylu Kızılbaş emirlerinin oğullarından oluşurdu.”

Safevi devletinin kuruluşunda Safevi sülalesinin haleflerinden ziyade Kızılbaş boylarının emirleri önemli rol oynamışlardır. Bu sebepledir ki, devletin diğer bir ismi de “Devlet-i Kızılbaş” [26] idi. 

Birçok araştırmacı “Kızılbaş” kelimesinin ortaya çıkışını “Haydari” başlıkla ilişkin olarak açıkmaktadır. Genel görüşe göre, Şeyh Haydar Safevi ordu birliklerini yeniden oluştururken, Safevi askerlerine 12 kırmızı çizgili sarıkla sarılmış olan başlık koyma emri verir. Bu dönemden itibaren kırmızı çizgili başlık koyan Safeviler aynı zamanda “Kızılbaş” adlanırlar. [27] 

Oysa, daha önce etnik menşeinden bahsettiğimiz Şah İsmail‟in ulu babalarından olan Firuzşah Zerrinkülah‟ın ismindeki “Zerrinkülah” ifadesi, Kızılbaş kelimesinin daha önce de kullanılmış olabileceğini gösterir. 

Zerrinkülah –  “Altın börk” ve ya diğer ifadesiyle de “Kızılbaş” demekti. Bu ifadenin Safevilerin ulu babalarının adıyla birlikte kullanılması ilginçtir, çünki “Zerrinkülah” ismi ise bize bu ismin, yani “Kızılbaş”ın, Şeyh Haydar‟dan önce kullanılmış olabileceğini gösterir. Safevi devletinin diğer bir ismi “Devlet-i Kızılbaş” olduğu gibi, “Kızılbaşça” ifadesi de o devrin dili için kullanılmıştır. 

Safevi döneminde halk arasında kullanılan Türkçeye “Kızılbaşça” dendiğini T. Genceyi şu ifadelerle belirtir: “Sadıki (Külliyat-ı Sadıki), ilk defa Kızılbaşça konuşanlar terimini bu iki (Türkçeye ve Farsçaya –Z.V.) dile eklemiştir. Kızılbaşça terimi Safevi devrinde yaygınlaştı, bu sülalenin çöküşünden sonra ise siyasi ve mezhebi niteliği sebebiyle aradan kalktı.”  Kızılbaş kelimesinin Türkçe olması ve bu ifadeyle Safeviler devletine Türklük damgasının vurulması kafa karıştırsa da, Safevilerin etnik bir kimliğe daraltılması doğru sayılamaz, çünki, Kızılbaşlık – etnik ve dini kimlik dışında, kültürel ve siyasal bir tanım olarak ortaya çıkmıştır.

Safevi döneminde Türkçeye önem verildiği bu devirde haırlanmaya çalışılan Türkçe sözlüklerden de anlaşılır. Safeviler zamanında sözlük çalışmalarına dikkat çeken T. Genceyi Abdülcemil (Abdülcelil) bin Muhammed Rıza Elnesiri Tusi‟nin sözlük faaliyetleri konusunda şu bilgileri aktarır: 

“1076 yılının Zilkaddetü‟l-haram ayında, Süleyman Şahın (II. Şah Sefi / Süleyman şah 1666-1694) cülusunun üçüncü senesinde, Münşi-i el-memalik görevi onun babasına devredildi. Rum ve Kılmak padişahlarından ve diğer Türk dilli sultanlardan saraya gelen mektupların, zor Türkçe kelimelerin anlaşılması için, pek çoğunun Farsçaya çevirilmesi gerekirdi. Onun babası 20 sene Türkçe kelimeleri topladı ve bölümler şeklinde bir kitap haline getirdi. 

Bu kitapta Rumca ve Kızılbaşça kelimeleri (bu diller arasında farklılık azdır) bir bölümde, Çağatayca kelimeleri diğer bir bölümde, Kılmakça kelimeleri de son bölümde yerleştirmiştir. Amacı  bu kitabı o padişahın adına tertip etmekti, fakat vefat etti ve kitap yarım kaldı. Abdülcemil babasının vefatından sonra kitabı değişikliklerle tamamladı. Bahsedilen kitap Türkçeyle ilgili önsözden ve dört sözlükten oluşmaktadır. Abdülcemil‟in yazdığı bu kitabın önsözündeki konular Süleymani kaynaklarından alınmıştır ve Türkçe bölümü Mehmet Rıza Meclisi‟nin imla ve yazısıyla yazılan “Deveran” kitabının aynısıdır. Kitap Safevi devri münşi ailesinden olan 3 kişi tarafından şimdiki duruma getirilmiştir.”

Büyük medeniyetler kendilerini tarihe dilleriyle yazdırırlar. Safevilerin kökeni ve dili üzerinde tartışmalar asıl siyasi menşeinden uzak kalamayacaktır. XV. yüzyıla gelindiğinde doğudaki (Timiri) ve batıdaki (Osmanlı) medeniyetlerin antitezi niteliğinde gelişen yeni bir medeniyet kendi devletini - Safevileri ve kendi dilini - Kızılbaşçayı oluşturmuştu. 

Safevi bürokrasisi, Safevi Türkçesi, hatta Safevi Farsçası tıpkı bu medeniyet gibi saf bir unsura dayanmıyordu. Burada saf etnik kök aramaktansa, bu medeniyetin ne kadar başarılı olduğu sorusu üzerinde durulması daha önemli olacaktır.

* Menşe araştırmalarında asıl amaç Safevilerin kökenleriymiş gibi gözükse de, elde edilmek istenen sonuç Safeviler devletinin medeniyetinin kimliğidir.

Safeviler sülalesinin Arap, Kürt, Fars kökenli olmasıyla ilgili çeşitli görüşler tarihçiler tarafından savunulmuş olsa da, son araştırmalar Safevilerin Türk olduğunu ve onların menşei ile ilgili daha önceki açıklamaların (Arap, Kürt, Fars) siyasal amaçlar çerçevesinde ele alındığını kanıtlamaktadır.

Unutmamak gerekir ki, Safevi devleti kurumlarıyla ve tebasıyla Akkoyunlunun devamı olduğu gibi Akkoyunlu da ondan önceki devletlerin kurumsal ve düşünsel devamydı. Hakim oldukları coğrafya, başkenti Tebriz kenti olan bugünkü adıyla İran coğrafyasıydı ve Tebriz şehri Ön Asya‟ya hakim olmak için elde edilmesi gereken önemli bir merkezdi. Tebriz‟i almak sadece Uzun Hasan‟ın değil,  burada hakim olmak isteyen her hükümdarın hayalini süslemiştir. Bu sebeple Uzun Hasan 1469‟da Tebriz‟i ele geçirerek, onu başkent yapmıştır. Tebriz Safeviler zamanında Memalik -i Mahruse dahilindeydi ve Azerbaycan‟ın merkeziydi. Tebriz başkent olduğu dönmelerde devlet daha ziyade Türklerin etkisindeydi.

Safevi devletinin yapısını konglomerat adlandıran M. S. İvanov da, Safevi devletinin kuruluş esnasındaki etnik yapısını şu sözlerle ifede eder: “Safevi tabiyetindeki ulusların her biri farklı dile, kültüre sahiplerdi ve ekonomik olarak birbirlerinden ayrı olsalar da devletin merkezi XVI. yy.a kadar İran değil, Azerbaycan –  Tebriz kenti olmuştur ve Safevi devleti başlangıçta kesin olarak bir Türk devletiydi.”

SAFEVİLERİN MENŞEİ VE KIZILBAŞÇA
Zülfiyye VELİYEVA - (Xəzər Universitəsi)
ayrıntılı:

[26]  F. Sümer‟e göre, Kızılbaş tabiri yalnız devletin askeri bakımdan dayandığı Türk unsuru-nu ifade etmiyordu (Tavaif-i-Kızılbaş, Padişah-i Kızılbaş, Ümera-yi Kızılbaş, Leşker -i Kızılbaş, Sipah-i Kızılbaş, Gaziyan-i Kızılbaş), onun kurduğu ve yaşattığı devlete «Devlet-i Kızılbaş» ve hâkim olduğu yere de «Ülke-i Kızılbaş» deniliyordu. Bkz: Faruk Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, Ankara 1999, s. 149 -50; 

Benzer bir ifadeyi İran tarihçisi Felsefi‟de kullanmakta: “Türk boyları tüm askeri ve sivil mevkileri, görevleri ele geçirerek, İran halkını tüm yetki ve ihtişamla yönettiler. Bundan dolayıdır ki, Safeviler devrinde şah, Şahenşah-ı İran adlandırılmasına rağmen, İran ülkesi Memleket-i Kızılbaş adlandırılmıştır.” Bkz: O. Əfəndiyev, a.g.e., s. 31.

[27]  C. İbrahimov, Azərbaycanın XV Əsr Tarixinə Dair Oçerklər, Bakı, 1958, s. 114; Bu taç sebebiyle “Safevi şahlarına tabi olanlara Sünniler tarafından “Kızılbaş” denilmiştir”. Bkz: Franz Babınger, “Safiyeddin”, İ. A., C. X., s. 64 -65; Remzi Kılıç, XVI. ve XVII. yy.larda Osmanlı –  İran Siyasi Antlaşmaları, İst. 2001, s. 12; 

F. Sümer Selçuklular devrinden beri Anadolu‟daki Türkmenlerin beyleri de dâhil olmak üzere, kızıl börk giydiklerini, Osmanlı devrinde ak börkü sadece padişahın kulları, yani devşirme zümresine mensup askerlerin giyebildiğini ve devlet hizmetinde bulunan Türk asıllı askerlerin ise, eskiden olduğu gibi kızıl  börk taşıdıklarını yazarak, Safevi tarikatına bağlı Anadolu müritlerinin de Türk oymaklarından ve köylülerinden oluşmaları sebebiyle giydikleri börkün kızıl renkte olmasının tabii olduğunu söyler. Bkz: F. Sümer, “Safevi Devletinde Türkçe Adlar”, s. 235.



Başkortostan ya da Başkurtistan
Türk boyu Başkurt Kızılbaş! (Kırmızı başlık/börkleri ile) 
Napolyon Savaşlarında 1813.

Not:
Başkurtlarda Kızılbaş boy/oymak varsa ...
Yavuz Sultan Selim batıdaki Alevi Türk boylarını doğuya sürdüyse...doğunun sarp dağlarına kaçıp sığınan Alevilere de Kızılbaş, Rafizi, Zındık ve Kürt diye çeşit adlar takılmışsa...
Kurt Baba, sonraki zamanlarda Kürt-Baba ya da Baba-kürdi diye değişmişse... 

Acaba Başkurt'tan mı türemiştir? Sonuçta devlet adları Başkortastan (Başkurtistan) dır. Güneydoğu Anadolumuzdaki dağlık sarp bölgeye takılan coğrafik ad gibi...

Böri (Kurt) ile Börk (Başlık) de kök kelimenin aynı olması gibi...

Kürt tarihini yazanlar genelde Mitannileri ataları olarak kabul görürler. Özbekler, Başkurtlar, Karakalpaklar ve Peçenekler arasındaki Miten, Muyten (Müytenler için bkz) Türk oymakları bu Mitannilerdir. 

Yani Kürtler karışık Türk boylarından oluşmuştur. (Ermenilerin çoğu da, Anadolu'da kalmak için Alevi Kürt olarak kendilerini devşirmiştir ve yukarıda anlatılan olayların onlarla hiçbir alakası yoktur)

Kızılbaş Başkurtları olduğuna göre ve de Alevilik Anadolu'ya Orta Asya'dan geldiğine göre...tarihsel süreçte de tüm Alevileri Kızılbaş olarak adlandırmaları...isim/sıfat benzerliği midir? Yoksa coğrafik olarak geldikleri tüm Orta Asya Alevi Türklerine verilen ortak bir sıfat mıdır? Resimde ki Kızılbaş Başkurtlar her şeyi açıklar mı onu da bilmiyorum...

SB





"BAŞKIRT DEMEYİN, ONLAR KENDİLERİNE BAŞHGURT DENİLMESİNİ İSTİYOR."
Ahmet Yeşiltepe Zaman Yolcusu




ilgili



SAFEVİ DEVLETİ TÜRK DEVLETİ'DİR, İRAN (FARS) DEĞİL!
ŞAH İSMAİL TÜRK'TÜR
Şah İsmail'in annesi Alemşah Halime Begim Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'nın kızıdır. Akkoyunlu Hanedanı Oğuz Kağan'ın oğlu Gök Han'ın soyundan geldikleri ve Bayundur boyuna mensup olduğu bilinir.

"Çaldıran Savaşı İki Türk Devletinin, Tarihin En Kanlı Kardeş Kavgasıydı"





NE KADAR İÇLİ DIŞLIYIZ...

- Osman Bey'in babası Ak-Koyunlu aşiret reisi Kutlu Bey, annesi ise Trabzon-Rum İmparatorunun kızı Despina   Hatundur (AK-KOYUNLU DEVLETİNİN KURUCUSU KARA-YÜLÜK OSMAN BEYİN HAYATI VE FAALİYETLERİ (?—1435) Ar. Gör. İlhan ERDEM: link)

- KARA YÜLÜK OSMAN BEY AKKOYUNLULAR HANEDANI KURUCUSU, TORUNLARI
HATİCE HATUN UZUN HASAN İLE KARDEŞ
- ŞEYH CÜNEYD'IN ATASI FİRUZ ŞAH ya da ZERRİN KÜLAH-KIRMIZI KÜLAH LAKAPLI TANINAN BİR ŞAHIŞ,   LAKİN İRAN VE YA KÜRT KÖKENLİ DEMELERİNE RAĞMEN KIRMIZI ŞAPKALI/KÜLAHLI ONUN BAŞKURT  TÜRKLERİNDEN OLMA İHTİMALİNİ GETİRİR. HZ.ALİ SOYUNDAN GELDİĞİ SÖYLENİR. ALEVİLERE  SONUÇTA KIZILBAŞ DENİLİRDİ.

- ŞEYH CÜNEYD İLE AKKOYUNLU HATİCE HATUN, OĞLU ŞEYH HAYDAR

- DESPİNA BABA TARAFINDAN V.BAGRAT'A (GÜRCÜ KRALI IX DAVİD'IN OĞLU) DAYANIR. BAGRAT NE GÜRCÜ NE DE ERMENİDİR.! DESPİNA ANNE TARAFINDAN TRABZONLU I.ALEKSİOS KOMNENOS'A DAYANIR.
- I.ALEKSİOS KOMNENOS İSE I.ANDRONİKOS KOMNENOS'UN TORUNUDUR.
I.ANDRONİKOS KOMNENOS İSE IRENE DUKAİNA'NIN TORUNUDUR, ISAAKIOS KOMNENOS'UN OĞLUDUR
- ISAAKIOS KOMNENOS ISE ALEXIAD'I YAZAN ANNA KOMNENE'NIN DE BABASIDIR. TRAK ASILLIDIRLAR.
- IRENE DUKAINA 'IN BABASI İSE  IV.ROMANOS DIOGENES'IN GENERALİ ANDRONİKOS DOUKAS'TIR. ANDRONİKOS DOUKAS İSE 1071 DE MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİNDE KOMUTANLIK YAPMIŞTIR.   DÜKAS HANEDANLIĞI
- ALEKSİOS KOMNENOS'UN ATASI VIII MİHAİL PALEOLOGOS İSE ANADOLU SELÇUKLU HÜKÜMDARI   II.İZZEDDİN KEYKAVUS'A SIĞINMIŞTIR.

- ROUSSEL DE BAİLLEUL DÜKAS HANEDANINI İMPARATORLUĞA GETİREN, BİZANS'A İHANET EDEN  KİŞİDİR. NORMAN SOYLUDUR. MS.912 YILINDAN İTİBAREN NORMANDİYAYA YERLEŞEN FRANK VE  İSKANDİNAV KARIŞIMI HALKTIRLAR. 11.YÜZYILDA İNGİLTERE'Yİ FETHETTİLER.

- AKKOYUNLU UZUN HASAN İLE DESPİNA HATUN, KIZI ALEMŞAH BEYİM SULTAN

- ŞEYH HAYDAR, İLE ALEMŞAH BEYİM SULTAN, OĞLU
- I.İSMAİL, İLE KARAKOYUNLU MUSULLU ya da ŞAMLU TAÇLI BEGÜM, OĞLU
- I.TAHMASB, İLE TÜRKMEN KÖKENLİ MUSULLU SULTAN BEGÜM, OĞLU MUHAMMED HÜDABENDE, OĞLU
- I.ABBAS ya da BÜYÜK ABBAS (1571-1629)

PİETRO DELLA VALLE'NİN 1918 DE YAZDIĞI KİTAPTAKİ SAH'H ABBA'S'IN DA TA KENDİSİDİR.