kürdistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kürdistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Kızılbaş Türkler ve Kürtler





Türkiye'de Kızılbaş denilen Alevi insanlar var. Bu konuda kitap yazanlar nedense hep Kızılbaş teriminin savaşta giyilen kızıl renkli başlıktan ve börkten geldiği tezi üzerinde durular ve Kızılbaş teriminin Anadolu'da ortaya çıktığını, buraya özgü olduğunu söylerler.

Halbuki Kazaklarda Alban boyunda Kızılbörk yani Kızılbaş oymağından başka, Ortaçağ Başkurtlarının adı Kızılbaştı.

Yine Başkurtlarda Sart oymağına bağlı bir kolun adı Kızılbaştır. Kırgızlarda Kesek, Munduz ve Teyit boyu arasında Kızılbaş adında obalar var. Ayrıca Özbeklerin Kongrat boyuna bağlı bir oymağın adı Kızılbaştır ve Azerbaycan Türklerindeki İnallu kabilesinin bir oymağının adı da Kızılbaştır.

Kürdoloji Yalanları,syf.156
Ahsen Batur


Bütün tarih ve bilginlerimizin bildikleri gibi, buhün doğu illerimizin birçok kesimlerinde oturan, Kormanço ve Zaza dilleriyle konuşan, Alevi, Kızılbaş ve Bektaşi diye adlanan halk, tamamen Türktür. Bunlar Oğuz boylarından Selçuk ve Harzem Türklerinden ayrılan Türk ve Türkmen kabileleridir. Bu kabileler, miladın 9-10 ve 11 inci yüzyıllarında Türkistan, Horasan, Nişabur ve Harzem ovasından ve kısmen de daha sonra İç Anadolu'dan doğu illerimize gelip yerleşmişlerdir.

Doğu İlleri ve Varto Tarihi
M.Şerif Fırat



Ülgen’in altın tahtının sembolü olarak dünyanın merkezinin işareti diye kabul edilmiş olan sarı renk, bu sembol anlamını Türklerin çizmelerinin (edik) rengi olarak da uzun yıllar sürdürmüştür. Zira, bilindiği gibi Türkmenler (Oğuzlar) yüzyıllarca, sarı edik ile kızıl keçeden külâh giymişlerdir. Halkımız arasında bugün de çok yaygın olarak kullanılan “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” deyiminin de kaynağı işte bu tarih ve kültür geleneğimizdir.

Oğuz-Türkmen geleneğindeki bu kızıl börk-sarı edik (çizme) geleneği ile ilgili olarak bir başka Türk anlayışını da burada kaydetmekte yarar vardır. Merhum Bahaeddin Ögel, al bayrak anlayışı ile ilgili olarak şu dikkate değer tespiti nakletmektedir: “al bayrak” gök, güneş ve yerdeki toz ile uyuşturulmuş ve böylece görkemli ve muhteşem bir sahne canlandırılmıştır. Kaşgarlı Mahmud’un derlediği, “ağdı (yükseldi, yüceldi) kızıl bayrak; toğdu (yani tozup, yükseldi) kara toprak” sözü, bayrağın açılıp yükselmesi, yerdeki kara toprağın yükselmesiyle bir kompozisyon, bir birleşme oluşturuyordu. Bayrak gökleri tutuyor, toprak ise tozarak, yerleri tutuyordu”. 

Oğuz-Türkmenler gökleri tutan kızıl bayrağın sembolü olarak başlarına kızıl börk; dünyanın merkezinin ifadesi olarak da ayaklarına sarı edik giymişlerdir. Burada şu hususa da işaret edelim ki, kızıl börklü Oğuz-Türkmenler Safevî dergâhının propagandaları sonucunda Anadolu’dan İran’a göçmeye başladıklarında, Anadolu’da kalan Sünnî Oğuz-Türkmenler başlarındaki kızıl börkün üzerine “Osmanlı mücevvezesi” beyaz sarık sarmışlar ve İran’a gidenler ise kızıl börklerini muhafaza ettiklerinden dolayı onlara “kızılbaş” adını vermişlerdir. 

Dolayısıyla, bazı halk izahlarında değişik bazı anlamlandırma biçimleri doğru değildir ve kızılbaş deyiminin aslı, Türklerin millî renk saydıkları kızıl (al) renkli keçe börk giyen kimse anlamından kaynaklanmaktadır. Gerçekten de eski Türk kaynaklarında kırmızı bayrağın daha çok kızıl bayrak diye adlandırıldığını, bunun sadece Türklere mahsus olduğunu, bunun bağımsızlık, şeref ve şehadetin (şehitliğin) sembolü olarak kullanıldığını biliyoruz.

TÜRK İNANIŞLARI İLE MİLLİ GELENEKLERİNDE RENKLER VE SARI KIRMIZI YEŞİL
Prof. Dr. Reşat GENÇ



Ayrıca kaynak:
Kızılbaş Türkler: Tarihi Oluşumu ve Gelişimi - Nihat Çetinkaya 


M. S. İvanov bu konuda şöyle diyor: “Özellikle ilk başlarda Safevi devletinde hakim olan kesim Türk boylarıydı. Onların arasından askeri yöneticiler ve valiler atanırdı. Gurçi olarak adlanan saray ordusu soylu Kızılbaş emirlerinin oğullarından oluşurdu.”

Safevi devletinin kuruluşunda Safevi sülalesinin haleflerinden ziyade Kızılbaş boylarının emirleri önemli rol oynamışlardır. Bu sebepledir ki, devletin diğer bir ismi de “Devlet-i Kızılbaş” [26] idi. 

Birçok araştırmacı “Kızılbaş” kelimesinin ortaya çıkışını “Haydari” başlıkla ilişkin olarak açıkmaktadır. Genel görüşe göre, Şeyh Haydar Safevi ordu birliklerini yeniden oluştururken, Safevi askerlerine 12 kırmızı çizgili sarıkla sarılmış olan başlık koyma emri verir. Bu dönemden itibaren kırmızı çizgili başlık koyan Safeviler aynı zamanda “Kızılbaş” adlanırlar. [27] 

Oysa, daha önce etnik menşeinden bahsettiğimiz Şah İsmail‟in ulu babalarından olan Firuzşah Zerrinkülah‟ın ismindeki “Zerrinkülah” ifadesi, Kızılbaş kelimesinin daha önce de kullanılmış olabileceğini gösterir. 

Zerrinkülah –  “Altın börk” ve ya diğer ifadesiyle de “Kızılbaş” demekti. Bu ifadenin Safevilerin ulu babalarının adıyla birlikte kullanılması ilginçtir, çünki “Zerrinkülah” ismi ise bize bu ismin, yani “Kızılbaş”ın, Şeyh Haydar‟dan önce kullanılmış olabileceğini gösterir. Safevi devletinin diğer bir ismi “Devlet-i Kızılbaş” olduğu gibi, “Kızılbaşça” ifadesi de o devrin dili için kullanılmıştır. 

Safevi döneminde halk arasında kullanılan Türkçeye “Kızılbaşça” dendiğini T. Genceyi şu ifadelerle belirtir: “Sadıki (Külliyat-ı Sadıki), ilk defa Kızılbaşça konuşanlar terimini bu iki (Türkçeye ve Farsçaya –Z.V.) dile eklemiştir. Kızılbaşça terimi Safevi devrinde yaygınlaştı, bu sülalenin çöküşünden sonra ise siyasi ve mezhebi niteliği sebebiyle aradan kalktı.”  Kızılbaş kelimesinin Türkçe olması ve bu ifadeyle Safeviler devletine Türklük damgasının vurulması kafa karıştırsa da, Safevilerin etnik bir kimliğe daraltılması doğru sayılamaz, çünki, Kızılbaşlık – etnik ve dini kimlik dışında, kültürel ve siyasal bir tanım olarak ortaya çıkmıştır.

Safevi döneminde Türkçeye önem verildiği bu devirde haırlanmaya çalışılan Türkçe sözlüklerden de anlaşılır. Safeviler zamanında sözlük çalışmalarına dikkat çeken T. Genceyi Abdülcemil (Abdülcelil) bin Muhammed Rıza Elnesiri Tusi‟nin sözlük faaliyetleri konusunda şu bilgileri aktarır: 

“1076 yılının Zilkaddetü‟l-haram ayında, Süleyman Şahın (II. Şah Sefi / Süleyman şah 1666-1694) cülusunun üçüncü senesinde, Münşi-i el-memalik görevi onun babasına devredildi. Rum ve Kılmak padişahlarından ve diğer Türk dilli sultanlardan saraya gelen mektupların, zor Türkçe kelimelerin anlaşılması için, pek çoğunun Farsçaya çevirilmesi gerekirdi. Onun babası 20 sene Türkçe kelimeleri topladı ve bölümler şeklinde bir kitap haline getirdi. 

Bu kitapta Rumca ve Kızılbaşça kelimeleri (bu diller arasında farklılık azdır) bir bölümde, Çağatayca kelimeleri diğer bir bölümde, Kılmakça kelimeleri de son bölümde yerleştirmiştir. Amacı  bu kitabı o padişahın adına tertip etmekti, fakat vefat etti ve kitap yarım kaldı. Abdülcemil babasının vefatından sonra kitabı değişikliklerle tamamladı. Bahsedilen kitap Türkçeyle ilgili önsözden ve dört sözlükten oluşmaktadır. Abdülcemil‟in yazdığı bu kitabın önsözündeki konular Süleymani kaynaklarından alınmıştır ve Türkçe bölümü Mehmet Rıza Meclisi‟nin imla ve yazısıyla yazılan “Deveran” kitabının aynısıdır. Kitap Safevi devri münşi ailesinden olan 3 kişi tarafından şimdiki duruma getirilmiştir.”

Büyük medeniyetler kendilerini tarihe dilleriyle yazdırırlar. Safevilerin kökeni ve dili üzerinde tartışmalar asıl siyasi menşeinden uzak kalamayacaktır. XV. yüzyıla gelindiğinde doğudaki (Timiri) ve batıdaki (Osmanlı) medeniyetlerin antitezi niteliğinde gelişen yeni bir medeniyet kendi devletini - Safevileri ve kendi dilini - Kızılbaşçayı oluşturmuştu. 

Safevi bürokrasisi, Safevi Türkçesi, hatta Safevi Farsçası tıpkı bu medeniyet gibi saf bir unsura dayanmıyordu. Burada saf etnik kök aramaktansa, bu medeniyetin ne kadar başarılı olduğu sorusu üzerinde durulması daha önemli olacaktır.

* Menşe araştırmalarında asıl amaç Safevilerin kökenleriymiş gibi gözükse de, elde edilmek istenen sonuç Safeviler devletinin medeniyetinin kimliğidir.

Safeviler sülalesinin Arap, Kürt, Fars kökenli olmasıyla ilgili çeşitli görüşler tarihçiler tarafından savunulmuş olsa da, son araştırmalar Safevilerin Türk olduğunu ve onların menşei ile ilgili daha önceki açıklamaların (Arap, Kürt, Fars) siyasal amaçlar çerçevesinde ele alındığını kanıtlamaktadır.

Unutmamak gerekir ki, Safevi devleti kurumlarıyla ve tebasıyla Akkoyunlunun devamı olduğu gibi Akkoyunlu da ondan önceki devletlerin kurumsal ve düşünsel devamydı. Hakim oldukları coğrafya, başkenti Tebriz kenti olan bugünkü adıyla İran coğrafyasıydı ve Tebriz şehri Ön Asya‟ya hakim olmak için elde edilmesi gereken önemli bir merkezdi. Tebriz‟i almak sadece Uzun Hasan‟ın değil,  burada hakim olmak isteyen her hükümdarın hayalini süslemiştir. Bu sebeple Uzun Hasan 1469‟da Tebriz‟i ele geçirerek, onu başkent yapmıştır. Tebriz Safeviler zamanında Memalik -i Mahruse dahilindeydi ve Azerbaycan‟ın merkeziydi. Tebriz başkent olduğu dönmelerde devlet daha ziyade Türklerin etkisindeydi.

Safevi devletinin yapısını konglomerat adlandıran M. S. İvanov da, Safevi devletinin kuruluş esnasındaki etnik yapısını şu sözlerle ifede eder: “Safevi tabiyetindeki ulusların her biri farklı dile, kültüre sahiplerdi ve ekonomik olarak birbirlerinden ayrı olsalar da devletin merkezi XVI. yy.a kadar İran değil, Azerbaycan –  Tebriz kenti olmuştur ve Safevi devleti başlangıçta kesin olarak bir Türk devletiydi.”

SAFEVİLERİN MENŞEİ VE KIZILBAŞÇA
Zülfiyye VELİYEVA - (Xəzər Universitəsi)
ayrıntılı:

[26]  F. Sümer‟e göre, Kızılbaş tabiri yalnız devletin askeri bakımdan dayandığı Türk unsuru-nu ifade etmiyordu (Tavaif-i-Kızılbaş, Padişah-i Kızılbaş, Ümera-yi Kızılbaş, Leşker -i Kızılbaş, Sipah-i Kızılbaş, Gaziyan-i Kızılbaş), onun kurduğu ve yaşattığı devlete «Devlet-i Kızılbaş» ve hâkim olduğu yere de «Ülke-i Kızılbaş» deniliyordu. Bkz: Faruk Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, Ankara 1999, s. 149 -50; 

Benzer bir ifadeyi İran tarihçisi Felsefi‟de kullanmakta: “Türk boyları tüm askeri ve sivil mevkileri, görevleri ele geçirerek, İran halkını tüm yetki ve ihtişamla yönettiler. Bundan dolayıdır ki, Safeviler devrinde şah, Şahenşah-ı İran adlandırılmasına rağmen, İran ülkesi Memleket-i Kızılbaş adlandırılmıştır.” Bkz: O. Əfəndiyev, a.g.e., s. 31.

[27]  C. İbrahimov, Azərbaycanın XV Əsr Tarixinə Dair Oçerklər, Bakı, 1958, s. 114; Bu taç sebebiyle “Safevi şahlarına tabi olanlara Sünniler tarafından “Kızılbaş” denilmiştir”. Bkz: Franz Babınger, “Safiyeddin”, İ. A., C. X., s. 64 -65; Remzi Kılıç, XVI. ve XVII. yy.larda Osmanlı –  İran Siyasi Antlaşmaları, İst. 2001, s. 12; 

F. Sümer Selçuklular devrinden beri Anadolu‟daki Türkmenlerin beyleri de dâhil olmak üzere, kızıl börk giydiklerini, Osmanlı devrinde ak börkü sadece padişahın kulları, yani devşirme zümresine mensup askerlerin giyebildiğini ve devlet hizmetinde bulunan Türk asıllı askerlerin ise, eskiden olduğu gibi kızıl  börk taşıdıklarını yazarak, Safevi tarikatına bağlı Anadolu müritlerinin de Türk oymaklarından ve köylülerinden oluşmaları sebebiyle giydikleri börkün kızıl renkte olmasının tabii olduğunu söyler. Bkz: F. Sümer, “Safevi Devletinde Türkçe Adlar”, s. 235.



Başkortostan ya da Başkurtistan
Türk boyu Başkurt Kızılbaş! (Kırmızı başlık/börkleri ile) 
Napolyon Savaşlarında 1813.

Not:
Başkurtlarda Kızılbaş boy/oymak varsa ...
Yavuz Sultan Selim batıdaki Alevi Türk boylarını doğuya sürdüyse...doğunun sarp dağlarına kaçıp sığınan Alevilere de Kızılbaş, Rafizi, Zındık ve Kürt diye çeşit adlar takılmışsa...
Kurt Baba, sonraki zamanlarda Kürt-Baba ya da Baba-kürdi diye değişmişse... 

Acaba Başkurt'tan mı türemiştir? Sonuçta devlet adları Başkortastan (Başkurtistan) dır. Güneydoğu Anadolumuzdaki dağlık sarp bölgeye takılan coğrafik ad gibi...

Böri (Kurt) ile Börk (Başlık) de kök kelimenin aynı olması gibi...

Kürt tarihini yazanlar genelde Mitannileri ataları olarak kabul görürler. Özbekler, Başkurtlar, Karakalpaklar ve Peçenekler arasındaki Miten, Muyten (Müytenler için bkz) Türk oymakları bu Mitannilerdir. 

Yani Kürtler karışık Türk boylarından oluşmuştur. (Ermenilerin çoğu da, Anadolu'da kalmak için Alevi Kürt olarak kendilerini devşirmiştir ve yukarıda anlatılan olayların onlarla hiçbir alakası yoktur)

Kızılbaş Başkurtları olduğuna göre ve de Alevilik Anadolu'ya Orta Asya'dan geldiğine göre...tarihsel süreçte de tüm Alevileri Kızılbaş olarak adlandırmaları...isim/sıfat benzerliği midir? Yoksa coğrafik olarak geldikleri tüm Orta Asya Alevi Türklerine verilen ortak bir sıfat mıdır? Resimde ki Kızılbaş Başkurtlar her şeyi açıklar mı onu da bilmiyorum...

SB





"BAŞKIRT DEMEYİN, ONLAR KENDİLERİNE BAŞHGURT DENİLMESİNİ İSTİYOR."
Ahmet Yeşiltepe Zaman Yolcusu




ilgili



SAFEVİ DEVLETİ TÜRK DEVLETİ'DİR, İRAN (FARS) DEĞİL!
ŞAH İSMAİL TÜRK'TÜR
Şah İsmail'in annesi Alemşah Halime Begim Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'nın kızıdır. Akkoyunlu Hanedanı Oğuz Kağan'ın oğlu Gök Han'ın soyundan geldikleri ve Bayundur boyuna mensup olduğu bilinir.

"Çaldıran Savaşı İki Türk Devletinin, Tarihin En Kanlı Kardeş Kavgasıydı"





NE KADAR İÇLİ DIŞLIYIZ...

- Osman Bey'in babası Ak-Koyunlu aşiret reisi Kutlu Bey, annesi ise Trabzon-Rum İmparatorunun kızı Despina   Hatundur (AK-KOYUNLU DEVLETİNİN KURUCUSU KARA-YÜLÜK OSMAN BEYİN HAYATI VE FAALİYETLERİ (?—1435) Ar. Gör. İlhan ERDEM: link)

- KARA YÜLÜK OSMAN BEY AKKOYUNLULAR HANEDANI KURUCUSU, TORUNLARI
HATİCE HATUN UZUN HASAN İLE KARDEŞ
- ŞEYH CÜNEYD'IN ATASI FİRUZ ŞAH ya da ZERRİN KÜLAH-KIRMIZI KÜLAH LAKAPLI TANINAN BİR ŞAHIŞ,   LAKİN İRAN VE YA KÜRT KÖKENLİ DEMELERİNE RAĞMEN KIRMIZI ŞAPKALI/KÜLAHLI ONUN BAŞKURT  TÜRKLERİNDEN OLMA İHTİMALİNİ GETİRİR. HZ.ALİ SOYUNDAN GELDİĞİ SÖYLENİR. ALEVİLERE  SONUÇTA KIZILBAŞ DENİLİRDİ.

- ŞEYH CÜNEYD İLE AKKOYUNLU HATİCE HATUN, OĞLU ŞEYH HAYDAR

- DESPİNA BABA TARAFINDAN V.BAGRAT'A (GÜRCÜ KRALI IX DAVİD'IN OĞLU) DAYANIR. BAGRAT NE GÜRCÜ NE DE ERMENİDİR.! DESPİNA ANNE TARAFINDAN TRABZONLU I.ALEKSİOS KOMNENOS'A DAYANIR.
- I.ALEKSİOS KOMNENOS İSE I.ANDRONİKOS KOMNENOS'UN TORUNUDUR.
I.ANDRONİKOS KOMNENOS İSE IRENE DUKAİNA'NIN TORUNUDUR, ISAAKIOS KOMNENOS'UN OĞLUDUR
- ISAAKIOS KOMNENOS ISE ALEXIAD'I YAZAN ANNA KOMNENE'NIN DE BABASIDIR. TRAK ASILLIDIRLAR.
- IRENE DUKAINA 'IN BABASI İSE  IV.ROMANOS DIOGENES'IN GENERALİ ANDRONİKOS DOUKAS'TIR. ANDRONİKOS DOUKAS İSE 1071 DE MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİNDE KOMUTANLIK YAPMIŞTIR.   DÜKAS HANEDANLIĞI
- ALEKSİOS KOMNENOS'UN ATASI VIII MİHAİL PALEOLOGOS İSE ANADOLU SELÇUKLU HÜKÜMDARI   II.İZZEDDİN KEYKAVUS'A SIĞINMIŞTIR.

- ROUSSEL DE BAİLLEUL DÜKAS HANEDANINI İMPARATORLUĞA GETİREN, BİZANS'A İHANET EDEN  KİŞİDİR. NORMAN SOYLUDUR. MS.912 YILINDAN İTİBAREN NORMANDİYAYA YERLEŞEN FRANK VE  İSKANDİNAV KARIŞIMI HALKTIRLAR. 11.YÜZYILDA İNGİLTERE'Yİ FETHETTİLER.

- AKKOYUNLU UZUN HASAN İLE DESPİNA HATUN, KIZI ALEMŞAH BEYİM SULTAN

- ŞEYH HAYDAR, İLE ALEMŞAH BEYİM SULTAN, OĞLU
- I.İSMAİL, İLE KARAKOYUNLU MUSULLU ya da ŞAMLU TAÇLI BEGÜM, OĞLU
- I.TAHMASB, İLE TÜRKMEN KÖKENLİ MUSULLU SULTAN BEGÜM, OĞLU MUHAMMED HÜDABENDE, OĞLU
- I.ABBAS ya da BÜYÜK ABBAS (1571-1629)

PİETRO DELLA VALLE'NİN 1918 DE YAZDIĞI KİTAPTAKİ SAH'H ABBA'S'IN DA TA KENDİSİDİR.






15 Ocak 2015 Perşembe

DOĞU İLLERİ VE VARTO TARİHİ



İstibdat Devrinde Doğu İlleri - Hamidiye Alayları ve Aşiret Kavgaları

Sultan Hamit, Tanzimat Türklerine ve hatta Güya Avrupa devletlerine karşı saltanatını korkudan çıkarmak için 1307-1891 tarihinde doğu illerimizde 36 atlı Hamidiye Alayını teşkil etmiş , bu teşkilata : tarhimizin yukarı kısımlarında açıkladığımız gibi, Yavuz Sultan Selim tarafından Anadolu'dan doğu illerimize kaldırılan ve sonradan Kormanço şubesi adını alan yakın çağ Türk aşiretlerini dahil etmişti.

Sultan Hamit istibdadını yürütmek için artık temeli olarak bu aşiretlerle Kürt ve doğu illerine- de Kürdistan ve kendisine de Kürtlerin babası demekteydi. Vatanına ve milliyetine hiyanet eden bu padişah, doğu illerimizin Kürdistan ve buradaki aşiretlerin de Kürt olmadığını biliyordu. Onun şahsi saltanatı uğrunda söylediği bu sözler, o gün doğu illerinin Türklüğünü yoketmeğe kafi gelmiş, özbeöz Türk soyundan olan doğu halkını , Yavuz'dan sonra bir kere daha felakete sürüklemişti.

Yavuz Sultan Selim devrinden önce yazılmış tarihlerin gerçekte Kürt olarak tesbit ettiği bir millet ve doğu illerimizin coğrafi durumunda yazılmış bir Kürdistan adı yoktu. Sultan Hamit bunu biliyordu.

Fakat o, Tanzimat Türklerine karşı saltanat ve istibdanı ayakta tutabilmek için, coğrafi ve idari durumdan, istibdada elverişli olan doğu illerimizi o günkü, aşiretlerin her üç şubesinin nüfusça en kalabalığı, zengini ve azılısı bulunan Kormanço şubesindeki aşiretleri Hamidiye teşkilatına alarak, bunları Türklük ve gençlik cereyanlarına karşı bir kalkan gibi kullanmak istemişti.

Dördüncü Ordu Müşirliğine tayin kılınan Çerkes Mehmet Zeki Paşa, Erzincan'a gelmiş, doğu illerimizdeki Kormanço şubesine dahil aşiretler arasında Hamidiye teşkilatını kurmak üzere Mirliva Mahmut Paşaya Van, Malazgirt, Hınıs ve Varto'ya göndermişti.

Kormanço şubesi, Mil ve Silif adlı iki partiye ayrılmıştı. Bu partilerin her birine bir aşiret mirlivalığı ile beher alay komutanına birer kaymakam rütbesi verilmişti.

syf 95









Padişah Yavuz çağından başlıyarak Sultan Hamit devrinde tam kökleşen kara siyasetin milli birliği sarsan, milli duyguları din ve hilafete feda eden kötü bir rejimin sonuçlarıydı. 

Yavuz , Şiiliği ve Şah İsmail'i durdurmak için doğu illerimizdeki "Kurt-baba" dağlı Türklere Kürt ve doğu illerine "Kürdistan" adlarını takmış, bunları takviye etmek için Anadolu'dan birçok Türk aşiretlerini kaldırıp doğu illerine göndermişti. 

Sultan Hamit saltanat ve istibdadını yürütmek için bu yakın çağ Türk aşiretlerine "Kormanco" adını takarak onlardan 36 derebeylik ve Hamidiye alayını kurmuş, kendilerine ; "siz benim evlatlarımız ve Kürtlerimsiniz" diye yabancı fikirlere sürüklemişti.

Doğu aşiretleri arasında kökleşen bu yanlış duygular, Birinci Cihan Savaşının sonralarına kadar süregelmiş ve milli mücadele devrinde Kürt taali cemiyeti ile hempalarının işlerine yaramış, bunlar bu aslı astarı olmayan bu adlar üzerinde halkı kandırıp isyana sevk etmişlerdi.

Asılarca bu türlü zehirli fikirler altında inleyen birçok aşiretler Türklüklerini kaybederek çeşit inanlar altında çeşit bölümlere ayrılarak kendilerini Kürt, Seyyit, Abbasi, Halidi, Emevi silsilere kadar götürmüşlerdi. Bu yanlış fikirler ve en çok dini taassup en son onları milli hükümete karşı isyana sürüklemişti. Biz isyan hadisesini anlatırken bu konuya bir kolaylık olsun diye doğu illerimizde bu aşiretlerin ayrıldığı şubeleri ve bağlı oldukları şeyhleri ve irtica harekatında oynadığı rolleri açıklamayı faydalı bulduk.

Kitabımın birinci bölümünde anlattığım gibi, doğu illerimizde yaşayan bu dağlı Türk aşiretleri üç şubeye ayrılmıştı. Baba-kürdiler, Kormançolar, Zazalar.

Bunlardan Hitit-Halti, Lohordo, dağlı Türklerden olan (Kurt-baba) baba-kürdiler; Van ilinin güney bölümündeki kabileler, Şernak, Hakkari, Şemdinan, Pervarı, Gavaş, Cizre, Buhtan aşiretleri, Hizanlı Selahattin ve aşireti, Garzan'da ; Reşkotan, Pencinaran, Bişiri'de; Reman, Midyat'ta; Ara-boyan aşiretleri, Sason, Kabali ve Bitlis'in, Atmanan, Azan aşiretleri, Motikinin ; Sarmi, Musi, Halinan, Bektiran kabileleri, Muş ilinin güney dağlarında oturan Huytu, Beleki, Bildiri , Şigo , Hiyan aşiretleridir. (1)

Bu şubeye bağlı aşiretler tamamen Şafii mezhep, Nakşi ve Kadiri tarikatlı idiler. Bunların en sayılı tekiyeleri ; Hizan'da ; Seyit Ali, Bitlis'te; Küfrevi ve Kadiri ve Norşenli Hazret tekiyeleriydi. Bu tekiyelerden başka her kabilenin birer şeyhi ve birçok hocaları vardı.

Miladın onaltıncı yüzyılında Yavuz sultan Selim'in iç Anadolu'dan doğu illerimize kaldırdığı yakın çağ Türk aşiretlerinden olan Kormançolar : Mil ve Zil adlı iki partiye ayrılmış, bunlardan Mil partisi ; Viranşehirli İbrahim Paşa oğulları ve Milan aşireti, Karakeçi kabilesi, Suruç'ta ; Berazan aşrieti, Varto, Bulanık, Karlıova ilçelerideki  Cibran aşiretleri Malazgirt'ten Hasanan aşireti Hınıs, Karayazı, Tatos ilçelerindeki Zirkan, Seyhan, Karabaş kabileri, Eleşkirt'te ; Sıpkan aşireti, Muş'ta; Seydan kabilesi ve Muş ovası halkıdır.

Zil partisine bağlı aşiretler : Ağrıda; Zilan, Celali aşiretleri, Van, Erçiş, Muradiye, Patnos'da Haydaran, Ademan, Takoriyan, Mişkan, aşiretleriydi. (2)

Kormanci şubesine bağlı bütün kabileler Şafii ve Nakşidirler. Birkaç boyları da Kadiri idi. Bunların en meşhur şeyh ve tekiyeleri ; Asi Şeyh Said'in ecdadı olan Palu'lu Şeyh Ali tekiyesi ve Hınıs'ta Şeyh Sait, Solhan'ın Melekan köyü Şeyh Abdullah ve Eleşkirt'te Şeyh Şirin tekiyeleriydi. Bu tekiyelerden başka birçok şeyh ve hocalar vardı.

İran'dan gelen Part Türklerinden olup Kadisiye savaşından sonra doğu illerimize gelen dağlı Türklerden Dümbüli-Zazalar: Diyarbakır, Siverek, Elazığ, Ergani , Maden, il ve ilçelerinin bazı kesimlerindeki kabileler ile Hazzo ve Farkın beyleri, Palo halkı, Gökdere, Musyan, Okçiyan, Azan, Halilan Kabileleri, Çapakçur ve Garip beyleri, Mistan, Botan kabileleri, Hini, Genç ve Darahini beyleri ve Zaza kabileleri, ile Solhan ilçesinde oturan Solhan, Zikti, Ömeran aşiretleri ve Motki Zazalardır.

Zaza şubesinin en büyük tekiyeleri : Palulu şeyh Ali tekiyesi imiş, bütün Zazalara ve Kormanço şubesine Şafiilik ve Nakşiliği aşılayan bu Şeyh Ali'nin ahfadından olan asi Şeyh Sait, Kormanço şubesinin topluluğunu idare etmek maksadiyle Palo'dan gelerek Hınıs'ta ikinci bir tekiye kurmuştur. Zazaların diğer tekiyeleri, Melekanlı Şeyh Abdullah ve Gökdereli Şeyh Şerif, Sİlvanlı Şeyh Şemsettin ve Çapakçur'un Çan şeyhleri tekiyeleriydi.

Küçük kabileler halinde yaşayan ve aşiret sistemine tam girmeyen Zazalar , kenidlerini Kürt değil en çok Halidi, Abbasi, Emevi ve Arap sanmış, doğu illerine Şafiilik ve Nakşiliği aşılayan şeylerin Zaza olmasından ötürü , kendilerini Kormanço ve Babakürdi şubelerinden daha kutsal bilmiş ve bu dini gayretle dinin, şeriatın ve hilafetin fedaaileri kesilmiş ve yalnız bu dini taassup yüzünden Cumhuriyete karşı isyan etmişlerdi.

Kürt taali cemiyetinin icra kuvveti olan Cibranlı Halit ve yusuf Ziya siyasi maksatlarını gizleyerek dini kisveye bürünüp zehirli fikirlerini bu yoldan Şeyh Sait'le Kormançi ve Zaza şubelerinin şeyh ve hocalarına aşılamışlardı. İş dine ve maneviyata intikal ettiği için dinin en büyük hamisi sayılan ve Cibranlı Halid'in eniştesi ve şey olan Şeyh Sait, emirel-mücahidin adı altında isyanın başına geçerek manevi nüfuzunu kullanmıştı.

syf 124-125



(1) Bu şubeye bağlı aşiretler Şeyh Sait isyanına karışmamış, birkaç ay sonra Batman isyanını hazırlamışlardı.

(2) Bu parti aşiretleri Şeyh Sait isyanında hükümete taraf olmuş ve sonradan Ağrı-Zilan isyanını ve son irtica hareketini meydana getirmişlerdi.







Doğu İlleri ve Varto Tarihi
M.Şerif FIRAT



İkinci Baskı - 1961

Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusunda yaşayan insanların nasıl kaynaştıklarını, inanç ve törelerin nasıl içselleştirdiklerini anlatmıştır. Eserinin yayımlandığı tarihten hemen sonra da katledilmiştir. Yazarı katledenler, çeşitli yöntemlerle eserini de piyasadan çekmişlerdir. Yazarın katledilmesi ve eserinin piyasadan çekilmesi nedensiz değildir. Bölgede yaşayan insanların aynı kültürel değerlere ve soya bağlı olduklarının ortaya çıkarılması ayrılıkçıları ve bölücüleri rahatsız etmiştir.



""Bu eser Doğu Anadolu'da oturan, Türkçeye benzemeyen bir dil konuştukları için kendilerini Türk'ten ayrı sayan; bilgisizliğimiz  yüzünden bizim de öyle sandığımız vatandaşlarımızın SU KATILMAMIŞ TÜRK OLDUKLARINI  bir defa daha İSPAT ETMEKTEDİR.

HEM DE İNKARINA İMKAN BIRAKMAYAN İLMİ DELİLLER İLE....

DÜNYA ÜZERİNDE KÜRT DİYE ADLANDIRILABİLECEK MÜSTAKİL HÜVEYİTLİ BİR IRK YOKTUR. 
KÜRTLER YALNIZ VATANDAŞIMIZ DEĞİL, SOYDAŞIMIZDIR DA...""

Cemal Gürsel
Devlet Başkanı ve Başbakan
1961







______________________