varto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
varto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2015 Perşembe

Anadolu’da Koç Heykelli Mezar Taşları







Koç - Koyun Heykelli Mezar Taşları 

Koç koyun-heykelleri ile balbalların kadim Türklere ait bir gelenek olduğunu Altaylar'daki koç-koyun ve balbal heykelleri konusundaki çalışmalarıyla tanınan Borisenko ve Khudhakov, tarafından "Sibirya Sempozyumu'"nda "Sibirya'da Eski Eserler" adlı bildiride şöyle ifade edilmiştir.:

"İnsan ve hayvanların (koç, koyun, aslan, at) taştan yontulmuş heykelleri eski Türklerin ana eserlerindendir. Bunun gibi anıtlar ilk defa 1722'de D.G.Messerschmidt ve F.I.Strahlenberg tarafından Minusinsk bölgesinde bulunmuştur. Ayrıca Strahlenberg bunların Minusinsk Tatarların kültü olduğunu ifade eder. Çin kaynakları da koç, koyun, at ve insan heykellerini MÖ.1000 ila MS.1000 yılları arasında tarihlendirerek bu eserlerin eski Türklere ait olduğunu belirtirler."









AFYON TAŞKOÇ






Anadolu’da Koç Heykelli Mezar Taşlarının Tarihi

Koç heykelli mezar taşları, Anadolu’da ilk defa 7. yüzyılda görülmeye başlanmıştır. 7. yüzyılda Ermeni tarihçi Moisey Kagankatvasî ** (** ek bilgi Tarihçi (Azerbaycan) Elesger Siyabov Bey'den geldi. "Moisey Kagankatvatsi ermeni deyildi, Azerbaycanin guzey kisminin böyük bir erazisini ehate eden bir cografiyada uzun yillar var olmus ve kökenin esasen hristiyan türklerin olusturdugu Alban ve ya Agvan devletinin tarihini yazmis orta cag tarihcisi idi, sadece onun yazdigi Alban tarihi eseri orijinali kayb olmus bizim günümüze o eserin ermeni diline tercüme olunmus varianti gelib catmisdir." ) tarafından yazılan “Ağvan Tarihi” adlı kaynakta Doğu Anadolu ve Azerbaycan arazisinde yurt tutmuş topluluklar şu şekilde anlatılmaktadır:

“Bu topluluklar uzun saçlı, mahir ok atan kimseler olup, taştan koç, at vb. heykeller yontmakta usta idiler. En büyük ilahlarına Han Tanrı derler” Görüldüğü üzere yukarıda sayılan bütün hususiyetler, Türklere âit olan özelliklerdir. Söz konusu kaynakta sözü edilen Türk boyu, tarafımızdan yapılan araştırmada Sabir Türkleri olarak tahmin edilmiştir. Bu topluluğu Hazar Türklerinden görenler de vardır. Bu mezar taşlarının 7. yüzyılda yani daha İslâmiyet’in bölgede yayılmadığı dönemlerden itibaren üretilmeye başladığı düşünülürse bunların bir kısmının üzerinde Hıristiyanlığı sembolize edilen işaretlerin bulunması son derece doğal karşılanmalıdır.

Sabir Türklerinden sonra bölgede yerleşen ve koç heykelli mezar taşı yontan bir diğer Türk boyu Arap tarihçilerinin Kıpçak dediği Kuman Türkleri olmuştur. Kıpçaklar Anadolu’ya 3 göçle yerleşmişlerdir. Birincisinde 10. yüzyılda Bizans devleti tarafından Arap akınlarına karşı sınır boylarına yerleştirildiler. İkincisi 1118-1195 yılları arasında oldu. Ortodoks mezhebini benimseyen Kuman Türkleri, önce Gürcistan’da yoğunlaştılar, ardından Kür ve Çoruh boylarına ve Çıldır gölü çevresine yerleştiler. Buradan da daha güneye Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Karadeniz’in güneydoğu kıyılarına indikleri anlaşılmaktadır. Çünkü bölgede hâlâ koç heykelli mezar taşlarına “Kıpçak mezarı” ya da “Kuman mezarı” denilmektedir. Üçüncü Kıpçak göçü ise 1239-1240 yılları arasında Trabzon’a oldu. Trabzon krallarının en seçkin birliklerini savaşçı Kıpçak Türkleri teşkil ediyordu.

Kıpçaklardan sonra Oğuz Türkleri, Anadolu’ya adeta akın etmeye başladılar. Bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hâkimiyet kuran Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletlerinin etkisi büyük oldu. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Akkoyunlu Devleti’nin mührü açık şekilde görülmektedir. Bölgedeki birçok tarihî eser Akkoyunlu döneminden kalmadır. Bölgede bulunan koç heykelli mezar taşlarının Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletlerinden kaldığına dair genel bir kanı da bulunmaktadır.

Yapılan araştırmalarda Anadolu’muzun birçok yerinde koç heykelli mezar taşlarına rastlanmıştır. Şimdiye kadar yapılan araştırmalar sonucunda Tunceli, Erzincan, Erzurum, Sivas, Bingöl, Diyarbakır, Malatya, Muş, Erciş (Van), Bitlis, Ağrı, Kars, Iğdır, Reşadiye (Tokat), Akşehir (Konya), Afyonkarahisar, Artvin, Rize, Yüksekova (Hakkâri) ve Bayburt illerinde koç heykelli mezar taşları tespit edilmiştir. Ancak koç heykelli mezar taşları, genel olarak Iğdır-Erzincan ile Van-Rize arasında yoğunlaşmakta, en çok bulunduğu yer ise Tunceli olarak karşımıza çıkmaktadır…..

Toplumların geçiş dönemleri doğum, evlilik ve ölüm olmak üzere 3 başlık altında incelenmektedir. Bütün toplumların kültürel yaşamında geçiş dönemleri, renkli törenlere sahne olmakta, her toplulukta değişik maddî kültür unsurları üretilmektedir.

Zazaca konuşan Alevîlerde de, bu geçiş dönemleri ile ilgili birçok tören ve maddî kültür unsurları bulunmaktadır. Bu yazıda başta Tunceli olmak üzere Erzincan, Erzurum, Muş ve Bingöl illerinde yaşayan ve Zazaca konuşan Alevî topluluklarında görülen koç, koyun, dağ keçisi ve at heykelli mezar taşları incelenmiştir.




Ali Rıza ÖZDEMİR
Zazaca Konuşan Alevîlerde Koç Heykelli Mezar Taşları makalesinden 










Tepenin çevresinde dolaşarak Köşker köyü önünden, Varto düzüne akan bu taşkın dereye "Köşker nehri, Köşker deresi "derler. Bu nehrin Köşker baba tepesiyle Köşker köyü arasında bulunan deresi kenarında , yalçın kayalıklarda ve nehir ağzında yapılmış pek eski mağaralar vardır. Bu mağaraların pek eski devirlere ait olduğu tahmin edilmektedir. Köşker köyünün vaktiyle eski bir medeniyet kurağı olduğu ve sonradan bu köyün Köşker baba tarafından tekrar şenlendirildiği ve adını bu köye taktığı, ölürken sevdiği Köşker tepesine kaldırıldığı sanılmaktadır.

İslamiyetten sonra Köşker ve civarındaki köylere yerleşen halkın Ak veyahut Karakoyunlulara mensup oymaklar olduğunu , Köşker babanın bunlara hükümdarlık ettiğini , bu köylerin bugünkü durumundan anlıyoruz. Çünkü bu dağ eteğinde olan Köşkar , Keçan - Kaçan, Kişmir, Kestemert, Tapak, Karaş, Sıkran köylerinin eski mezarlarında büyük bir sanatla yapılmış koç heykelleri vardır.

Gerek tarih ve gerekse Varto toprağı üzerinde yaptığımız incelemelerde : Köşkar baba ve Varto için ortaya atılan rivayetlerin doğru olduğunu ve bu bölgenin tarihin çeşitli devirlerinde boğazına kadar Türk aşiret ve boylarıyla dolduğunu katiyetle söyleyebiliriz.

Evvela halkın son çağlara kadar Köşkar baba'ya fazla saygı göstermesi , onu yedi kere ziyarete gidenlerin Hacca gitmiş gibi sayılması ve ziyaret törelerinde yapılan şenliklerin hepsi ; eski Türklerin örf ve adetleridir. Köşker baba ve çevresindeki yerler halis Türk adını taşıyor. Türkler pek eskiden atalarına tapmış ve hükümdarlarına büyük bir saygı göstermişlerdir. 

Bingöl dağlarının eteklerinde kurulan bütün köylerin mezarlarında eskiden yapılmış koç heykelleri vardır. Bu heykellerin Varto, Hınıs, Karlıova ve Şuşar bölgelerinde yerleşen Ak ve Karakoyunlu oymaklarına ait olduğu sanılmaktadır. Varto ilçesinde bu heykeller, en fazla Aleviliği kabul eden halkın köylerinde ve Bingöllerin yamacında olan Kuzik, Caneseran, Şaman, Siğiran, Rakasan, Köşkar, Keçan, Gülükler köylerinde gözlere çarpar. Bu koç heykellerinin göğüs ve yanlarında at, kılıç, kargı resimleri , kabartma şeklinde yapılmıştır.

Üstükran bucağında muallim vekili iken ilçeye yazdığım, 1.1.1934 gün 5 sayılı raporla bu heykeller hakkında bilgi vermiştim. Ertesi yıl bucağa gelen bir kamyonla Hormek oymağının atalarına ait olan bu heykellerden yedi tanesi Diyarbakır müzesine götürüldü. At, kılıç, kargı kabartmalı olan bu heykellerden birisi Hormekli Hasan Han oğlu Mehmed'in idi.

Bugün altıay tamamen metrelerce kar altında bembeyaz görünen ve dokuz ay misafir kabul etmiyen, Bingöl dağlarının 3654 rakımlı uçlarındaki kalenin civarında ve bu dağların 2000-3000 rakımları arasından geçen pek eski caddenin kenarlarında, uzun çayır ve Şevti mıntıkalarında Kırk-pınarlar bölgesinde ve Eski Han civarında, binlerce Türk mezarı gözlere çarpmaktadır.

Eski Han adını taşıyan yerde pek büyük ve yıkık bir şehir harabesi mevcuttur. Her yanı enkaz altında kalan bu eski şehir harabesinin yukarı kısmında binlerce mezar ve harabenin içinde, geniş çevirmlere, su yolları, oyulmuş taşlar, aşınmış yazılı kemerler vardır.

Bu harabenin yarım saat uzağında bir sıra Bizans mezarları vardır. Bu şehir harabesinin bugünkü durumuna bakıldıkça: Türk ataların eski devirlerde bu şehri yaptıklarını ve burada yüzyıllarca barınarak Türk sanat ve medeniyetini buraya işlediklerini ve ancak bu şehrin Bizans veyahu ermenilerle yapılan savaşların birisinde yıkıldığını ve bu Türklerin şehir haricinde düşman ordusunu karşılayarak, burada savaştıklarını tahmin ediyoruz. Çünkü ecnebilere ait olduğu anlaşılan mezarların şehirden uzak ve savaş yerinde, Türklere ait olan mezarlar da şehrin arkasındadır. O çağda Türkler İslamiyeti kabul etmiş olmalıdırlar ki, mezarlar İslam adeti ile kaldırılmıştır.

...Son zamana kadar Varto ve Hınıs İlçelerinin bütün köyleri , Köşker babayı bir mabet ve şehit olarak tanımışlardı. Bu halk yaz aylarında atalardan süregelen örf ve adetlere göre güzel giyinerek , kuşanarak , gelin alayları halinde bu makberi ziyarete gelir,delikanlı , kız, gelin , erkek kafileler dere geçidinde atları bırakır , yaya olarak Köşker baba tepesine çıkar, bu makberi ziyaret ederek beraber getirdikleri , helva , söğüş, kapama va peyniri birbirine ikram ve lokma sunarlardı. Ziyaretçiler önce şehidin başında bir fasıl ibadet ettikten sonra , saatlerce buradan Bingöl dağlarının yemyeşil göğsünü , Köşker nehrinin delice akışını, Varto ovasında sararan ekin başaklarını ve karşıda Şerafettin dağlarının çimenli eteklerini temaşaya dalar , burada aldıkları yurdun saf havası ve çiçeklerin kokusu ile hür birer melek kisvesine bürünürlerdi.

Köşker babayı ziyarete giderken her aile toplu gider ve en çok genç gelinler ve kızlarla delikanlıları beraber götürmek , gayet temiz giyinmek şarttı. Köşker babanın bu cihetleri vasiyet ettiğine ve hatta hiç kimsenin makber başında neşesiz olmasına razı olamayacağına itikat edilirdi. Bu şartla altında giden ziyaretçiler, edep,erkana son derece riayet eder, ilk önce yüreklerinde saklı olan dileklerini makberin taşını öperek şehide söyler ve biraz ibadetten sonra ziyafetlere , daha sonra neşeli konuşmalara dalardı. Burada terbiyeye aykırı gitmek veya genç bir geline kötü gözle bakmak günah ve yasaktı. Fakat bazı kız ve delikanlılar, şehidin başında tanışır ve sonradan evlenir , bu muratlarının Köşker babadan hasıl olduğuna itikat ederlerdi. Ziyaretçiler aşağı düzlükte at koştururken araziden davul gümbürtüsü gibi bir ses gelirdi. Onlar şehidin gaipten saz çaldığına inanırlardı. (Bu gümbürtünün Gömgüm adıyla ilgisi olsa gerekir.)....




Doğu İlleri ve Varto Tarihi
M.Şerif Fırat




Taşbabalı Mezar





"Koç, koyun mezartaşlarını bir kısım araştırmacılar da dahil olmak üzere çoğu kişi Akkoyunlu ve Karakoyunlular ile ilgili sanıyor. İncelemelerim araştırmalarım neticesinde gördüm ki bu düşünce doğru değildir. Bu konudaki düşüncelerimi daha önce Toplumsal Tarih dergisinde yayınladığım "Koç koyun ve At Şekilli Mezartaşlarının Sembolizmi" konulu makalemde ifade ettim. Koç ve koyun heykelleri Proto-Türk'lerden beri Orta ve İç Asya'dan başlamak üzere Türklerin yayıldığı bütün alanlarda görülür. Temelde güç simgesi, koruyucu ata sembolü, göğe ve yere kurban ögesi olarak kullanılmışlardır.Ayrıca güç simgesi olduğu için bey ve hükümdarlık sembolizmiyle de alakaları vardır. Birçok Göktürk kurganında at dışında Koç ve koyunlar da gömülmüştür. Öteki dünya ile ilgili olarak atın sembolizmine de sahip sayılmışlardır. Kültigin mezar külliyesi gibi Göktürk devri külliyelerinde bu mimari düzenlemelerin girişlerinde Koç heykellerinin bulunması da tesadüfi değildir. Türk İslam döneminde çeşitli simgesel anlamlarla yapılan Koç koyun at heykelleri mezar taşlarına dönüşmüştür ve bu heykeller Sibirya, Moğolistan,Kazakistan , Kırgızistan, Türkmenistan,Kuzey Karadeniz, Kafkasya, İran ve Anadolu'da görülür.M.Ö. 2000'lerden MS. 21. Yüzyıla kadar bu heykeller Türk halkları tarafından yapılmışlardır. Dolayısıyla bunlar yalnızca Karakoyunlu, Akkoyunlu Türkmen'lerine mal edilemez." Prof.Dr.Yaşar Çoruhlu



SAMSUN - YAZITLI KOÇ MEZAR TAŞI
Ashmolean Müzesi Oxford'ta....
Açıklamasını şu şekilde yapmışlar. 
"circumstances of the find except that the ram is supposed to be "from Samsun," a port on the Black Sea which could have served as a maritime outlet for the Hittites. Sayce acquired the object and a line drawing was published by Evans (1964: 768) in 1935 and reproduced by Bossert (1942). It is now in the Ashmolean Museum. 
I understand that the Ashmolean dated the ram to the mid-late first millennium CE, which makes the Linear A inscription a fake. "

*?!? did they search with the Turkish inscriptions? 
Stone Ram , Stone Horse is Turkish Culture, where ever you see....
SB






"Taşkoç'un geleneği çok eskidir ve bu gelenek Ön Asya'da prototürk çağında ortaya çıkmıştır....Güney Azerbaycan Göytepe Taşkoç'un 3000 yıllık tarihi bu geleneğin eskiliğini açık olarak gösterir" - Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu -Taşbaba Türk'ün Taş Yaddaşı





Erzincan-Çayırlı, Akmezar, Başköy ve diğer köylerde de Taşkoçlar bulunmuştur.





Mezar taşları, toplulukların ruhsal kimliklerini gösteren çok önemli belgelerdir. Bir mezarlığa bakarak; orasının hangi millete ait olduğunu kolayca tespit edebilirsiniz. Bu nedenle Dersim'de bulunan eski mezarlar; o bölgenin milli kimliğini gösterirler.

Dersim bölgesi ile buranın batıdaki uzantısı Koçgiri alanlarında, mezar taşlarının koç biçiminde ya da koçbaşı biçiminde dikildiği görülüyor. Karakoyunlu ve Akkoyunlu (Bayındırlılar) Türklerinin İran'da ve Doğu Anadolu'da yerleştiklerini; devletler kurduklarını; bunların koyun-koç sembollerini mezar taşlarına işlediklerini biliyoruz. Koç biçimli veya koçbaşı biçimli sembollerin Türkler tarafından kullanılması binlerce yıl eskiye gitmektedir. Hun Türklerinde koç, en makbul kurban sayılıyordu. At ve koç heykelleri mezar taşı olarak dikiliyordu. Altaylar-da VIII. ve X. yüzyıllara ait bir mezarda erkeğin yanında at, kadının yanında da koç bulunmuştur. Değişik Türk halkları koçbaşını çeşitli eşyalarına süs olarak işlemişlerdir. Kırgız, Oğuzlar, Avar, Karakalpak, Çuvaş, Bulgar Türk halkları gibi... 

Altaylar'dan Anadolu'ya uzanan geniş Türk coğrafyasındaki bu geleneği dağlık Tunceli ve Bingöl bölgelerinde de aynen aynen görmekteyiz: 

"Bingöl dağlarının eteklerinde kurulan bütün köylerin mezarlarında, eskiden yapılmış koç heykelleri vardır. Bu heykellerin Varto, Hınıs, Karlıova ve Şuşar bölgelerine yerleşen Ak ve Karakoyunlu oymaklarına ait olduğu sanılmaktadır. Varto ilçesinde bu heykeller en faza Aleviliği kabul eden halkın köylerinde ve Bingöllerin yamacında olan Kuzik (Görgü), Caneseran (Dağcılar), Şaman (Taşlı yayla), Siğiren (Dik tepeler), Köşkar (Yarlısu), Keçan (Seki), Gülükler köylerinde göze çarpar. Bu koç heykellerinin göğüs ve yanlarında at, kılıç, kargı resimleri kabartma şeklinde yapılmıştır."

Bu koç biçimli heykellerin Tunceli bölgesinde çok daha eski dönemi temsil ettiğini tespit etmiş bulunuyoruz. Çünkü bu koç biçimli mezar taşlarının üstüne aynı zamanda güneş piktog-ramları da işlenmiştir. Bu sembol; Gök Tanrı inancının açıkça işaretidir. Mezar taşında (Bengütaş) bulunan Güneş sembolü, ölünün Gök Tanrı'nın yarlıgamasına (esirgemesine) bırakıldığını; ruhunun Gök Tanrı'ya çıkmasının istendiğini gösterir. Bu mezar taşlarına konulan Gün-Ay piktogramları; Tunceli yöresinin Türk kültürünü en ilk dönemlerine yaraşır biçimde yaşattığının kanıtıdır. İngiliz Misyoner H. Riggs'in 1911 yılında Dersim'deki incelemeleri de bölgedeki mezar taşlarında yoğun biçimde koyun fi-gürünün bulunduğunu gösteriyor. Sünni kesimin de bu durumu utanılacak (putçuluk, RZ) saydığı anlaşılıyor.

Zazaları, Kıpçakların torunu sayan araştırmacılar; Koç heykellerini koyun totemli Türk boylarından daha eskiye odaklamaktadır: 

"Anadolu'da koç heykelli mezar taşları Zazalardan önce Kıpçak (Kuman) Türkleri ile bölgede görülmeye başlanmıştır. Özellikle Karadeniz Bölgesi'nin Kıpçaklar tarafından yurt tutulduğunu ve burada birçok koç heykelli mezar taşı bıraktığını biliyoruz. Hatta koç heykelli mezar taşlarına Karadeniz'de (Bilhassa Rize) halk tarafından "Kıpçak mezarı" adı verilmektedir. Ayrıca Erzurum'un Tortum İlçesi'ne bağlı Pehlivanlı beldesinde Kıpçak Türklerine ait 13 adet Koç heykelli mezar taşı bulunmuştur"

Milattan öncesinden başlayarak Dersim coğrafyasına ulaşan değişik Türk halkları olmuştur. Bunların önemlileri şunlardır:

- İskitler: MÖ 7. yy'da devletleşen İskitler; MÖ 5. ve 4. yüzyıllarda Kafkaslar üzerinden aşarak Orta Anadolu'ya kadar uzanmışlardır.

- Hunlar (Ağaçeri kolu): MS 396'dan başlayarak değişik tarihlerde Doğu Anadolu'yu hatta Suriye'yi bile istila etmişlerdir. Ağaçeriler Bizans'la anlaşmalı olarak buralardan başlayarak Toroslara kadar yerleşmişlerdir.

- Sabırlar: 516'da Kafkaslar üzerinden bu bölgelere ve Orta Anadolu'ya kadar uzanmışlardır.

- Hazarlar (Batı Gök Türkleri): 7. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Hazar Türkleri Kafkasya üzerinden güneye inmişler ve bölgede etkili olmuşlardır.

- Kıpçaklar (Kumanlar): 10. yy Bizans askeri olarak Doğu Anadolu'da yer aldılar. Bunlar daha sonra da bu bölgere indiler ve Karadeniz hattına yerleştiler. Beyaz tenli, yeşil gözlü, sarı veya kumral Türkler, işte bu Kıpçakların torunlarıdır. MÖ bölgeye inen İskitler de Sarı ve esmer diye iki gruba ayrılmışlardır.

- Guzlar (Oğuzlar): 11. yy'dan başlayarak büyük kütleler halinde geldiler. Büyük Selçukluların bölgeyi ele geçirmesinden sonra Türk boyları dalga dalga gelerek Doğu Anadolu'da çoğunluğu ele geçirdiler. Oğuz boyları; 16. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Asya'dan Anadolu'ya akmayı sürdürdüler. Bunların önderlerine de Horasan Erenleri deniliyordu. Horasan erenleri; Alevilerde; en ulu yol büyükleri olarak kabul edilir ve Anadolu'nun Kızılbaş önderleri; kendilerini Horasan erenlerinin devamı sayarlar. Bu yüzdendir ki Dersim Zazaları; kendilerini Kürt değil Horasan soyundan (Türk) saymışlardır. Özellikle okumamış ve geleneksel eğitimle (Alevilik okulu) yetişmiş olan geniş halk tabakaları böyle düşünmektedir.

- Karakoyunlular-Akkoyunlular: 14. yüzyıldan itibaren İran ve Irak hattında devlet kuran bu Türk boyları da Dersim'de çok etkili olmuşlardır. Bunların; bölge nüfusuna kuvvetli biçimde hakim oldukları devam eden kültürel benzerlikten de anlaşılmaktadır. Bölgeye son gelen Kızılbaş Türkmenler; Dersim'i Türkleştirmiştir.

Tunceli mezar taşlarında görülen diğer bir olgu da kün-ay piktogramıdır. İslami dönemde bile bazı mezar taşlarının üst kısımlarında; güneş simgesinin yalınlaştırılmış biçimi olan yıldız işlenmiştir. Davut Yıldızı biçimindeki bu yıldızlar; sadece Dersim'de değil; Niksar'daki Danişmentli Türklerinin mezarlığında da bol bol görülmektedir. Eski Türklerdeki Kün-Ay sembolünün bir devamı olan bu çizim; Dersim'in ruhunun Türk olduğunu gösteren başka bir örnektir.

Bu sembollerden gün (kün) Güneş'i, ay da Ay'ı gösterir. Ta ön Türklerden Chou Türklerinde (MÖ 1. bin, Kuzey Çin) Güneş ve Ay tanrıları gösteren bu sembollerin Dersim bölgesinde mezar taşlarında karşımıza çıkmış olması; buradaki inancın reddedilemez biçimde eski Türk inancının devamı olduğunu göstermektedir. Yani Gök tanrı inancı, Türkler arasında en fazla Dersim bölgesinde yaşamıştır ve hala da yer yer bu inanış sürmektedir.

Güneş ve ay inanışının Dersim ve Bingöl Alevilerinde çok önemli bir yer tuttuğunu geçen yüzyıldaki saptamalar da ortaya koymaktadır: 

"Doğu illerindeki boy ve kabileler ayrı ayrı birçok inanlara katılmışlardı. Bunlardan bazıları, güneş doğarken sala-vat getirir ve omzunu öperlerdi. Ay ve güneş karşısında dua ve ibadet edilirdi. Bilhassa Aleviler ay Ali'nin, güneş Muhammed'in nurudur; derlerdi. Ay ve güneşin, yıldızların ve eşref saatinin insanlar ve insan hayatı üzerindeki tesirine herkes inanırdı (...)

İngiliz Misyoner Riggs de 1911'de bu konuda şöyle yazmaktadır: "Seyit Mustafa . . . .Güneş'in tüm yaşamın kaynağı olduğunu, bu nedenle her sabah doğa.ı güneşe saygı gösterdiklerini söyledi." 

Bu geleneğin en az 3 bin sene eskiye giden bir Türk tapınma biçimi olduğunu; Hun tarihi açıkça gösteriyor. Şu alıntı Hunları değil de sanki Tuncelileri anlatıyor gibidir: 

"Hunlar; her yıl ilkbaharda bir defa, atalarına, gökyüzüne, yeryüzüne ve ruhlara kurban keserlerdi. Yabgu (hakan); her gün iki kez olmak üzere; sabahleyin doğan güneşe, akşamleyin ise aya karşı saygısını sunardı." Hemen belirtelim ki buradaki güneşin Zerdüştizmdeki ateşle ilgisi yoktur. Gök Tanrı'yı; Ay ise Yer altı Tanrısı'nı temsil eder. İkisi birden "Gün-Ay sembolü"nü oluşturur ve evreni temsil ederler.

Dersim-Bingöl Alevilerinin Güneş'i ve Ay'ı kutsamaları; eski Türk Tanrıları'na bağlılığın devam ettiğinin belgesidir. Bu bağlılık bütün Alevilerde "Ay Ali Gün Muhammet" biçiminde İslami bir kılık altında devam ettirilmiştir.



Kürtleşen Bazı Türk Boyları

Osmanlı Devleti'nin Kürt aşiretlerini kullanarak yürüttüğü Türk düşmanlığı sonucunda Doğu Anadolu'daki Kızılbaş Türk boyları yer yer Kürtleşmiştir. Doğu Anadolu'da kimliğini değiştiren boylardan bazıları şunlardır: Halaç, Ağaçeri, Mukri, Bayat, Afşar, Beğdilli, Eyva (Yıva).

Günümüzde; Doğu Anadolu'da yaşayıp kendisini Kürt sanan Afşarlar var. Afşarlar Türkiye'nin doğusuna, güneyine, batısına kadar saçılmışlardır.

Afşarlar; büyük tarihçi Reşideddin'e göre; "Hükümdar çıkartan Oğuz boylarından birisi"dir. Bunlar Oğuzlar içinde; İslamiyetten önce en güçlü boy idiler.

Beğdilli (Badıllı) boyu da Reşideddin'in Oğuzname'sinde hükümdar çıkartan 5 Oğuz boyundan birisi sayılır. Bu Kızılbaş Türkmenlerden doğuda kalanlar Kürtleşmiştir.

Eyva (Yıva-İva) boyu da Divan-ı Lügat-it Türk'te adı adnılan büyük boylardan birisidir. Kızılbaş Bayat boyu da ünlü Dede Korkut'un boyu olarak bilinir ve Alevilerin 7 Ulular diye bildiği ozanlardan Fuzuli bu boydan gelmektedir. Ağaçeriler, en eski ve büyük Türk boylarından olup Hunların ardılıdırlar.

İğdir (Iğdır), Iğdır'da yaşayan ve Anadolu ile Hazar ötesinde de kolları bulunan bir Oğuz boyudur.

Halaçlar ise anayurtları Fergana Vadisi dolayları olup daha sonra Afganistan, İran, Anadolu gibi bölgelere yayılmış bir Türk halkıdır. Bugün de Türk kimlikleri ile bilinirler.

Karakeçili boyu; Doğu Anadolu bölgesinde devlet kuran Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmenlerinin devamıdır.

Mukriler (Mukrin, Mukru, Mokri, vb..) Reşidüddin'e göre; Oğuz Han'ın amcalarının boylarından türemişlerdir. L.N.Gumilev ise onları Kidanların bir kolu sayar. Gök Türk devleti içindeki halklardan birisi gösterilir.

Bunun gibi başka birçok Türkmen obası, oymağı zaman içinde Kürtleşmiş ve anadilini; Kürtçe ile değiştirmiştir.

Dersim de anadilini değiştiren Oğuz ve Kıpçak boylarının yaşadığı bölgelerden biridir.



DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Rıza Zelyut












Iğdır Akkoyunlu - Karakoyunlu Taşkoçlar
"Stone Ram" gravestones are Turkish culture.

Blacksheep Turkomans and Whitesheep Turkomans are Turks, and not a different ethnic like the world is informed by some "scholars" and "museums". Turkoman is Türkmen in Turkish and the meaning is "I'm Turk".













DOĞU İLLERİ VE VARTO TARİHİ



İstibdat Devrinde Doğu İlleri - Hamidiye Alayları ve Aşiret Kavgaları

Sultan Hamit, Tanzimat Türklerine ve hatta Güya Avrupa devletlerine karşı saltanatını korkudan çıkarmak için 1307-1891 tarihinde doğu illerimizde 36 atlı Hamidiye Alayını teşkil etmiş , bu teşkilata : tarhimizin yukarı kısımlarında açıkladığımız gibi, Yavuz Sultan Selim tarafından Anadolu'dan doğu illerimize kaldırılan ve sonradan Kormanço şubesi adını alan yakın çağ Türk aşiretlerini dahil etmişti.

Sultan Hamit istibdadını yürütmek için artık temeli olarak bu aşiretlerle Kürt ve doğu illerine- de Kürdistan ve kendisine de Kürtlerin babası demekteydi. Vatanına ve milliyetine hiyanet eden bu padişah, doğu illerimizin Kürdistan ve buradaki aşiretlerin de Kürt olmadığını biliyordu. Onun şahsi saltanatı uğrunda söylediği bu sözler, o gün doğu illerinin Türklüğünü yoketmeğe kafi gelmiş, özbeöz Türk soyundan olan doğu halkını , Yavuz'dan sonra bir kere daha felakete sürüklemişti.

Yavuz Sultan Selim devrinden önce yazılmış tarihlerin gerçekte Kürt olarak tesbit ettiği bir millet ve doğu illerimizin coğrafi durumunda yazılmış bir Kürdistan adı yoktu. Sultan Hamit bunu biliyordu.

Fakat o, Tanzimat Türklerine karşı saltanat ve istibdanı ayakta tutabilmek için, coğrafi ve idari durumdan, istibdada elverişli olan doğu illerimizi o günkü, aşiretlerin her üç şubesinin nüfusça en kalabalığı, zengini ve azılısı bulunan Kormanço şubesindeki aşiretleri Hamidiye teşkilatına alarak, bunları Türklük ve gençlik cereyanlarına karşı bir kalkan gibi kullanmak istemişti.

Dördüncü Ordu Müşirliğine tayin kılınan Çerkes Mehmet Zeki Paşa, Erzincan'a gelmiş, doğu illerimizdeki Kormanço şubesine dahil aşiretler arasında Hamidiye teşkilatını kurmak üzere Mirliva Mahmut Paşaya Van, Malazgirt, Hınıs ve Varto'ya göndermişti.

Kormanço şubesi, Mil ve Silif adlı iki partiye ayrılmıştı. Bu partilerin her birine bir aşiret mirlivalığı ile beher alay komutanına birer kaymakam rütbesi verilmişti.

syf 95









Padişah Yavuz çağından başlıyarak Sultan Hamit devrinde tam kökleşen kara siyasetin milli birliği sarsan, milli duyguları din ve hilafete feda eden kötü bir rejimin sonuçlarıydı. 

Yavuz , Şiiliği ve Şah İsmail'i durdurmak için doğu illerimizdeki "Kurt-baba" dağlı Türklere Kürt ve doğu illerine "Kürdistan" adlarını takmış, bunları takviye etmek için Anadolu'dan birçok Türk aşiretlerini kaldırıp doğu illerine göndermişti. 

Sultan Hamit saltanat ve istibdadını yürütmek için bu yakın çağ Türk aşiretlerine "Kormanco" adını takarak onlardan 36 derebeylik ve Hamidiye alayını kurmuş, kendilerine ; "siz benim evlatlarımız ve Kürtlerimsiniz" diye yabancı fikirlere sürüklemişti.

Doğu aşiretleri arasında kökleşen bu yanlış duygular, Birinci Cihan Savaşının sonralarına kadar süregelmiş ve milli mücadele devrinde Kürt taali cemiyeti ile hempalarının işlerine yaramış, bunlar bu aslı astarı olmayan bu adlar üzerinde halkı kandırıp isyana sevk etmişlerdi.

Asılarca bu türlü zehirli fikirler altında inleyen birçok aşiretler Türklüklerini kaybederek çeşit inanlar altında çeşit bölümlere ayrılarak kendilerini Kürt, Seyyit, Abbasi, Halidi, Emevi silsilere kadar götürmüşlerdi. Bu yanlış fikirler ve en çok dini taassup en son onları milli hükümete karşı isyana sürüklemişti. Biz isyan hadisesini anlatırken bu konuya bir kolaylık olsun diye doğu illerimizde bu aşiretlerin ayrıldığı şubeleri ve bağlı oldukları şeyhleri ve irtica harekatında oynadığı rolleri açıklamayı faydalı bulduk.

Kitabımın birinci bölümünde anlattığım gibi, doğu illerimizde yaşayan bu dağlı Türk aşiretleri üç şubeye ayrılmıştı. Baba-kürdiler, Kormançolar, Zazalar.

Bunlardan Hitit-Halti, Lohordo, dağlı Türklerden olan (Kurt-baba) baba-kürdiler; Van ilinin güney bölümündeki kabileler, Şernak, Hakkari, Şemdinan, Pervarı, Gavaş, Cizre, Buhtan aşiretleri, Hizanlı Selahattin ve aşireti, Garzan'da ; Reşkotan, Pencinaran, Bişiri'de; Reman, Midyat'ta; Ara-boyan aşiretleri, Sason, Kabali ve Bitlis'in, Atmanan, Azan aşiretleri, Motikinin ; Sarmi, Musi, Halinan, Bektiran kabileleri, Muş ilinin güney dağlarında oturan Huytu, Beleki, Bildiri , Şigo , Hiyan aşiretleridir. (1)

Bu şubeye bağlı aşiretler tamamen Şafii mezhep, Nakşi ve Kadiri tarikatlı idiler. Bunların en sayılı tekiyeleri ; Hizan'da ; Seyit Ali, Bitlis'te; Küfrevi ve Kadiri ve Norşenli Hazret tekiyeleriydi. Bu tekiyelerden başka her kabilenin birer şeyhi ve birçok hocaları vardı.

Miladın onaltıncı yüzyılında Yavuz sultan Selim'in iç Anadolu'dan doğu illerimize kaldırdığı yakın çağ Türk aşiretlerinden olan Kormançolar : Mil ve Zil adlı iki partiye ayrılmış, bunlardan Mil partisi ; Viranşehirli İbrahim Paşa oğulları ve Milan aşireti, Karakeçi kabilesi, Suruç'ta ; Berazan aşrieti, Varto, Bulanık, Karlıova ilçelerideki  Cibran aşiretleri Malazgirt'ten Hasanan aşireti Hınıs, Karayazı, Tatos ilçelerindeki Zirkan, Seyhan, Karabaş kabileri, Eleşkirt'te ; Sıpkan aşireti, Muş'ta; Seydan kabilesi ve Muş ovası halkıdır.

Zil partisine bağlı aşiretler : Ağrıda; Zilan, Celali aşiretleri, Van, Erçiş, Muradiye, Patnos'da Haydaran, Ademan, Takoriyan, Mişkan, aşiretleriydi. (2)

Kormanci şubesine bağlı bütün kabileler Şafii ve Nakşidirler. Birkaç boyları da Kadiri idi. Bunların en meşhur şeyh ve tekiyeleri ; Asi Şeyh Said'in ecdadı olan Palu'lu Şeyh Ali tekiyesi ve Hınıs'ta Şeyh Sait, Solhan'ın Melekan köyü Şeyh Abdullah ve Eleşkirt'te Şeyh Şirin tekiyeleriydi. Bu tekiyelerden başka birçok şeyh ve hocalar vardı.

İran'dan gelen Part Türklerinden olup Kadisiye savaşından sonra doğu illerimize gelen dağlı Türklerden Dümbüli-Zazalar: Diyarbakır, Siverek, Elazığ, Ergani , Maden, il ve ilçelerinin bazı kesimlerindeki kabileler ile Hazzo ve Farkın beyleri, Palo halkı, Gökdere, Musyan, Okçiyan, Azan, Halilan Kabileleri, Çapakçur ve Garip beyleri, Mistan, Botan kabileleri, Hini, Genç ve Darahini beyleri ve Zaza kabileleri, ile Solhan ilçesinde oturan Solhan, Zikti, Ömeran aşiretleri ve Motki Zazalardır.

Zaza şubesinin en büyük tekiyeleri : Palulu şeyh Ali tekiyesi imiş, bütün Zazalara ve Kormanço şubesine Şafiilik ve Nakşiliği aşılayan bu Şeyh Ali'nin ahfadından olan asi Şeyh Sait, Kormanço şubesinin topluluğunu idare etmek maksadiyle Palo'dan gelerek Hınıs'ta ikinci bir tekiye kurmuştur. Zazaların diğer tekiyeleri, Melekanlı Şeyh Abdullah ve Gökdereli Şeyh Şerif, Sİlvanlı Şeyh Şemsettin ve Çapakçur'un Çan şeyhleri tekiyeleriydi.

Küçük kabileler halinde yaşayan ve aşiret sistemine tam girmeyen Zazalar , kenidlerini Kürt değil en çok Halidi, Abbasi, Emevi ve Arap sanmış, doğu illerine Şafiilik ve Nakşiliği aşılayan şeylerin Zaza olmasından ötürü , kendilerini Kormanço ve Babakürdi şubelerinden daha kutsal bilmiş ve bu dini gayretle dinin, şeriatın ve hilafetin fedaaileri kesilmiş ve yalnız bu dini taassup yüzünden Cumhuriyete karşı isyan etmişlerdi.

Kürt taali cemiyetinin icra kuvveti olan Cibranlı Halit ve yusuf Ziya siyasi maksatlarını gizleyerek dini kisveye bürünüp zehirli fikirlerini bu yoldan Şeyh Sait'le Kormançi ve Zaza şubelerinin şeyh ve hocalarına aşılamışlardı. İş dine ve maneviyata intikal ettiği için dinin en büyük hamisi sayılan ve Cibranlı Halid'in eniştesi ve şey olan Şeyh Sait, emirel-mücahidin adı altında isyanın başına geçerek manevi nüfuzunu kullanmıştı.

syf 124-125



(1) Bu şubeye bağlı aşiretler Şeyh Sait isyanına karışmamış, birkaç ay sonra Batman isyanını hazırlamışlardı.

(2) Bu parti aşiretleri Şeyh Sait isyanında hükümete taraf olmuş ve sonradan Ağrı-Zilan isyanını ve son irtica hareketini meydana getirmişlerdi.







Doğu İlleri ve Varto Tarihi
M.Şerif FIRAT



İkinci Baskı - 1961

Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusunda yaşayan insanların nasıl kaynaştıklarını, inanç ve törelerin nasıl içselleştirdiklerini anlatmıştır. Eserinin yayımlandığı tarihten hemen sonra da katledilmiştir. Yazarı katledenler, çeşitli yöntemlerle eserini de piyasadan çekmişlerdir. Yazarın katledilmesi ve eserinin piyasadan çekilmesi nedensiz değildir. Bölgede yaşayan insanların aynı kültürel değerlere ve soya bağlı olduklarının ortaya çıkarılması ayrılıkçıları ve bölücüleri rahatsız etmiştir.



""Bu eser Doğu Anadolu'da oturan, Türkçeye benzemeyen bir dil konuştukları için kendilerini Türk'ten ayrı sayan; bilgisizliğimiz  yüzünden bizim de öyle sandığımız vatandaşlarımızın SU KATILMAMIŞ TÜRK OLDUKLARINI  bir defa daha İSPAT ETMEKTEDİR.

HEM DE İNKARINA İMKAN BIRAKMAYAN İLMİ DELİLLER İLE....

DÜNYA ÜZERİNDE KÜRT DİYE ADLANDIRILABİLECEK MÜSTAKİL HÜVEYİTLİ BİR IRK YOKTUR. 
KÜRTLER YALNIZ VATANDAŞIMIZ DEĞİL, SOYDAŞIMIZDIR DA...""

Cemal Gürsel
Devlet Başkanı ve Başbakan
1961







______________________