börteçene etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
börteçene etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2016 Salı

Marco Polo Tv Serie and Turks






"KURULTAİ" which is used in "Marco Polo" TV serie, is not Mongolian of Origin, but Turkish. 
Means "family gathering to, family ties, gathering lineage” = KURULTAY



Kublai Khan (Kubilay Han, 1215-1294) is the grandson of Cenghis Khan 
[born name Temujin (Cengiz Han-Temuçin, 1162-1227)] 
House of Borjigin, who ruled the Mongolian Empire in the 13th-14th c.

Family tree of Genghis Khan "Borjigin" [Börteçine, Börteşına (Bört-Ashina), Börtöşono] is also a Turkish word; "Börü" (meaning Wolf)- Borjigin, means Blue-Grey Wolf, just like the one in Gokturk, Turkish Khaganate (6th c AD) Genesis-Myth (which goes far back in BC time), as "Kök-Börü" ("Sky Wolf - Blue Wolf"). Dynasty clan of Gokturks is Ashina- She Wolf.

The wolf who lead the pack is called Blue-Grey Wolf, represents the sky. "Guiding-Holy Wolf" is the common totem of all Turkish and Mongolian tribes. Some Turkish and Mongol tribes are believed to derive from 
the presence of this holy lineage. 

SB


"Until the 13th century, we can not distinguish between 
Mongolian and Turkish language"
Prof.Dr.Ahmet Taşağıl


some words:
Hun Language : Tengri
Anatolian Turkish: Tanrı
Central Asia Turkish (Uzbek): Tangrı
English: God

Hun Langauge: Qılıc/Kılıç
Anatolian Turkish: Kılıç
Central Asia Turkish (Uzbek): Qılıch
English: Sword

Hun Language: Böri
Anatolian Turkish: Böri/Börü/Kurt
Central Asa Turkish: Böri/Bori
English: Wolf
just like in Scandinavian Myth! Odin's ancestors Buri





Chingiz Khan spoke Turkish! 
"The language of the text written on the stone recognized as Genghis Khan in the Hermitage is ancient Turkic. It is clear that the strongest Genghis Kagan and the Mongols of the West and the East were all interested in the Turkish language. And his answer is only one: Genghis Khan himself, his children, and his main people also spoke Turkish. While the letter was written in Persian, the Turkish language was printed in ancient Turkic language. This is not just about the official documents, such as letters, letters of authority of different rankings, to tax collectors, soldiers, captains, thousands of warriors on the threshold, and so on."
Maral İsaacbay / Philology, Kazakhstan



"The Mongol Empire was based on Turkic elements rather than Mongol elements. The governing structure of the empire was based on Turkic ideas of governing. The official language of the Mongol Empire was Uigrian, which is a Turkic language. Eighteen Turkish tribes played an important role in the founding of the Mongol Empire. There are many more examples that show the effects of Turkic elements on the Mongol Empire...." (link)

an explanation for the sentences below in above link:
"I don't know the reason for it but many European researchers still seem not to accept that Attila's Huns were of Turkic stock."

Attila is absolutely a Turk (link)  
why they don't except, is "He is in Europe, and Pope kneels in front of Attila" 
Attila and Pope - Turkish Hostility (link)




"we Chuvash people speak our common ancestor, language of the Huns." 



İSKİT VE TÜRK-MOĞOL HALKLARINA AİT AYNI GELENEKLER, KÜLTLER VE PSİKOLOJİK ÖZELLİKLER



Ord.Prof.Dr. A.Zeki Velidi Togan



"Hanname’de bahsi geçen Özbek boylarının sayısı 32’dir ve şöyle sıralanır: “O devirde Özbekler 32 uruktan, Türkmenler ise 27 uruktan ibaret idi. Özbek boyları hep birlikte Salur üzerine hücum ettiler. Bunlar Kıyat, Moğol, Dörmen, Saray, Celayır, Nayman, Kanglı, Hitay, Kerayit, Kıpçak, Ming boylarıdır”. 
Burada sıralanan bütün boylar Cengiz (Çingiz) Han’ın kurduğu siyasi birliğe dâhil olmuş Türk boylarıdır. Aslında, Özbeklerin kendi adlarını Kızıl Orda Hanı, Cengiz Han’ın torunu Özbek Han’dan aldığı bellidir. Bu, elbette ki, sonraki devirlerde ortaya çıkmıştır. Hem Çingiz Han, hem de yukarıda adları geçen boylar tarihte yanlış olarak, Mongol (Moğolistan Halkı) olarak takdim edilmiştir. Cengiz Han’ın mensup olduğu soy menşece bir Türk-Tatar soyudur. Lakin bütün bu soy ve boyları Moğol (Muğal) değil de Mongol olarak adlandırmak ve iki ismi birbirinin aynısı gibi kabul etmek doğru değildir. Bu iki etnonim arasında hiç bir alaka yoktur. Moğol ,bir Türk boyunun Arap ve Fars kaynaklarındaki adıdır. Mongol veya Mongul ise bu günkü Moğolistan’da yaşayan halkın Orta Asya Türkçesindeki adıdır."
Prof.Dr.Bahtiyar Tuncay
Azerbaycan Milli İlimler Akademisi. Folklor Enstitüsü. Öğretim Görevlisi.
Yrd.Doç.Dr.Osman ÇATALOLUK
Emekli Öğr. Üyesi. Genetik ve Arkeogenetik Uzmanı.



"Moğollar ile Türkler arasında ayrım yok. 13.yüzyıla kadar Türkçe Moğolca ayrımı yapamıyorlar, orada yaşayanlar için aynı dil gibi görünüyordu. Çin kaynaklarında Moğollar Türkler gibidirler diye geçer. Moğollar daha doğuda yaşıyordu, Türkler terkedince o bölgeye geliyorlar.Cengizhan'ın mensup olduğu Börteçine (kurt prensliği) sülalesinin Türk olma ihtimali vardır. "Türkler bin boydur, bu bin boyun biri de Moğoldur." derler. " 
Prof.Dr.Ahmet Taşağıl




"Cengiz ve Ögedey Kaan dönemlerinden 1254’e kadar Moğol yönetiminde görev alan en ünlü Türk sivil idareci Mahmut Yalavaç’tır."
Cengiz Han’ın İki Valisi, Mahmut Yalavaç ve Yeh-Lu Ch’u-Ts’ai: Devlet İdare Anlayışları ve
Uygulamaları
Ahmet Yesevi Üniversitesi Tercüme Merkezi / Türkistan / KAZAKİSTAN 



“Sino Turcıca, Çingiz Han ve Çin’deki Hanedanının Türk Müşavirleri”  
(profesörlük ünvanı bu kitap ile gelmiştir.)







Dünya tarihi bakımından en dikkat çeken fetih hareketlerinden biri Moğol Hakanı Cengiz Han’ın 13. Yüzyılda gerçekleştirdikleri olmuştur. Çünkü Cengiz Han’ın kurduğu devlet çok kısa bir sürede dünyanın gördüğü en büyük kara sınırına sahip devlet haline gelmişti. Bu yönüyle Cengiz Han tarihin en çok ilgi çeken şahsiyetlerinden biri olmuştur. Cengiz Han Devleti tarihini araştıran her Türk tarihçisi orada Türk kültürüne ait unsurların varlığını kolaylıkla fark edebilir. Bizim bu çalışmayı yapma nedenimiz Moğolların Gizli Tarihi adlı eser olmuştur. Eserin Uygur alfabesiyle yazıldığı düşünülen aslı tam metin halinde bulunamamış ve Çin işaretleriyle yazıldığı anlaşılan Moğolca, “Mangholun Niuça Tobça’an” 1946 yılında Ahmet Temir tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. Bu eserin yazarı bilinmemekle beraber içindeki ifadelerden 1240 yılında yazıldığı anlaşılmaktadır. “Moğolların Gizli Tarihi”, Moğollar hakkında yazılan pek çok eserin ana kaynağı hükmündedir. Bu eser Cengiz Han’ın kendi soyunu, hayat hikayesini, dini anlayışını ve hakimiyet düşüncesini anlatan en önemli kaynaktır. Bu kaynaktaki bilgiler dikkatle tetkik edildiğinde Cengiz Han devletinin Türk devletlerinin özellikle de Gök-Türklerin kültürel mirası üzerinde yükseldiği kolaylıkla fark edilecektir. Çalışmamızın temeli Moğol tarihi değil, Moğol tarihi içerisindeki Türk kültür unsurlarının varlığını ortaya koymaktır. Biz Cengiz Han’ın ırksal kökeni üzerinde tartışma yapmadan onu bir Moğol Hakanı olarak kabul ediyoruz. Fakat kurduğu devlet ve idealleri tamamıyla bir Türk devletidir diyebiliriz. Bu iddiamızı ispata çalışırken Moğolların Gizli Tarihinde nakledilen bilgiler ve kavramların kökenini ve Türklükle ilgisini anlatmaya ve açıklamaya çalıştık.

Bilindiği üzere Türkler ve Moğollar yüzlerce yıl birbirine yakın coğrafyalarda yaşamışlardı. Tarihin erken döneminde göçebe çoban olan Türkler hayvan yetiştiriciliği yaparak göçebe çoban olmuşlardı. Bu dönemlerde Moğollar ise avcı toplayıcı bir hayat sürmekteydiler. Daha sonra onlarda göçebe hayvan yetiştiricisi olmuşlardı. Hun çağında merkezi Asya’da Hun Hakanı Mete’nin “yay geren bütün halkları birleştirdim şimdi onlar Hun oldular” diyerek bahsettiği topluluğun içinde Moğol boylarının da var olduğunu düşünebiliriz. Gök-Türk ve Uygur döneminde de Türk kültürünün hemen yanı başında bulunan Moğollar kuvvetli tesir altında kalmışlardı. Cengiz Han döneminin Moğol kültüründe dini hayata dair pek çok unsur da Hun Gök-Türk ve Uygur devletlerinin bakiyesi hükmündedir. Tanrı inancının yanında, Şamanist uygulamaların varlığı, Atalar Kültü, Yer-Su Kültü gibi dinsel kavramlar da bu meyanda zikredilebilir. Toplumsal hayatta Şamanların oynadığı mühim rol, toplumun hayatı ve dünyayı kavraması da bu benzerliklerin toplumsal hayattaki yansımalarıdır.

Hun, Göktürk ve Uygur devletlerinin birikiminden istifade eden Cengiz Han adı geçen devletlerin cihan hakimiyeti fikrini de iktibas etmişti. Bunun en belirgin ipuçları Cengiz Han’ın kendi soyunu GökTürk’lerin kutsal atası Borteçina’ya yani Bozkurt’a dayandırmasında görmekteyiz. Cengiz Han’ın kendini evrenin hakimi sayması ve bu hakimiyetinin meşruiyetini ilahi kaynaklara dayandırması Hun ve GökTürk devletlerinin özünde bulunan bir esastır. Tanrı anlayışının ve inancının Kağan’da temsil edilmesi, ayrıca bu inanışın kozmik unsurlarla takviye edilmesi düşüncesinin menşei de, Türk kökenlidir. Türk telakkisine göre Tanrı tarafından görevlendirilen Türk kağanı yeryüzünde Tanrının temsilcisi ve gölgesidir. Gökyüzünde nasıl bir Tanrı varsa yeryüzünde de bir Hakan olacaktır. Moğolca Tegri kavramının Türkçe Tengri’den geçtiği bilim dünyasında kabul gören bir düşüncedir. Moğollar Cengiz Han’ın bu dünyaya gelişini ilahi maksatların gerçekleştirilmesi inancına bağlarlar. Tıpkı Oğuz Kağan’ın doğumundan kırk gün sonra yürüyüp, av avlaması konuşması gibi, Cengiz Han’da doğarken elinde tuttuğu kan pıhtısıyla doğmuştur. 

Moğollar devlet yönetimi ve teşkilatı konusunda da pekçok unsuru Türk kültüründen almışlardır. Cengiz Han’ın yasaları olarak bilinen Töresinin kaynağı da Türk kökenlidir. Yine aynı şekilde devlet yönetimiyle ilgili yasa, töre, ulus, bayrak, yasa gibi kavramların Türkçeden Moğolcaya geçtiği bilim adamlarınca iddia edilmektedir. Cengiz Han’ın devlet merkezi olarak Hun, Gök-Türk ve Uygurların başkenti Ötüken’i yani Türklerin kutlu vatanını seçmesi de bir tesadüf değildir. Bilge Kağan’ın Orhun abidelerinde Türk milletine vasiyet ettiği “Ötüken ormanı memleket tutulacak yer imiş” nasihatini Cengiz Han dinlemiştir. Siyasi ve jeopolitik gerekçelerin yanında Ötükenin koruyucu ve gözetleyici gücünden de yaralanmak istemiştir.



CENGİZ HAN’IN DEVLETİNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ETKİSİ VE KATKISI - PDF
İbrahim ONAY, Gazi Üniversitesi
Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/4, Fall 2012, p. 2441-2455, ANKARA-TURKEY


One of historically most attention-gripping conquest actions in the world includes ones realized by Genghis Khan, the Mongol Sultan, in 13th century. State founded by Genghis Khan became a state having biggest territorial boundary in the world in a very short time. In this respect, Genghis Khan was one of most attention gripping historical personalities. Each Turkish historian, who researches history of Genghis Khan’s State may notice presence of any elements of Turkish culture easily there. Reason of that we should conduct this study is the work “The Confidential History of the Mongols.” It is supposed that the work was typed in the Uyghur alphabet, and its complete original text was not found. It is understood that it was typed in Chinese marks. The work “Manghol-un Niuca Tobca’ in Mongolian was translated by Mr. Ahmet Temir into Turkish in 1946. Although this work is anonymous, it is understood that it was typed in 1240 based on the expressions in it.

The Confidential History of the Mongols is main source of numerous works typed on the Mongols. This work is the greatest source that describes race, life history, religious belief and domination opinion of Genghis Khan. When any information in this source shall be reviewed carefully, it shall be noted easily that Genghis Khan’ State would rise on heritage of Turkish state and especially of the Gokturks. Our study reveals not Mongol history, but presence of any elements of Turkish culture in Mongol history. We accept Genghis Khan as a Mongol Sultan without discussing his ethnic origin. But, wee may say that the state founded by him is a Turkish state completely by considering its goals. While we try to prove our assertion, we have tried to describe and explain origin and connection of the information and concepts transmitted in “The Confidential History of the Mongols” with the Turks. 

As known, the Turks and Mongols have lived for hundreds of years in near geographies. The Turks, who were nomad shipmen in early periods of the history, dealt with stockbreeding. In those periods, the Mongol lived as hunters. Then, they were also nomad stockbreeders. We may also suppose that there were Mongol clans in community in Central Asia in Hun era that Mete, the Hun Sultan described and said “I combined all spring-drawing communities. Now they were Huns.” Also in Gokturk and Uyghur periods, the Mongols placed immediately near Turkish culture were under their powerful effect. Most facts of the Genghis Khan period with in the Mongol culture with respect to religious life are encountered in Hun Gokturk and Uyghur states. Beside the God belief, presence of any Shamanist practices and religious concepts such as Ancestor Cult, Ground-Water Cult arte addressed. Critical role played by the Shamans in social life, life and world perception of the community are also reflections of these similarities on social life. 

Genghis Khan, made advantage of accumulations of Hun, Gokturk and Uyghur states, also quoted the universe domination idea of the said states. We notice most apparent clues of this when Genghis Khan base his own race on Bortecina, the holy ancestor of the Gokturks, that is, Bozkurt. The fact that Genghis Khan saw himself as a ruler of the universe and based his domination on holy sources is a base of Hun and Gokturk states. The fact that the God understanding and belief are represented in Khan and also origin of the idea that this belief is supported cosmic elements are Turkish origins. According to Turkish tradition, Turkish Kahn designated by the God is a agent and shadow of the God in the earth. If there is a God in sky, there is also a Khan in the earth. The fact that the term “Tegri” in Mongol comes from the term “Tengri” in Turkish is an opinion accepted in the scientific world. The Mongols have based the fact that Genghis Khan came into the world on any holly goals. Just like Oguz Khan began to walk and hunt 40 days later than his birth, Genghis Khan was born with a blood clot held by Genghis Khan during his birth. 

The Mongols took most facts on state management and organization from Turkish culture. Origin of the customs known as Genghis Khan’s laws is also Turkish origin. Also it is asserted by scientists that the concepts related to state management such as law, custom, nation, flag, etc. are transmitted from Turkish language to Mongol language. It is not a fortuity that Genghis Khan chosen Otuken, capital city of the Huns, Gokturks and Uyghurs, that is, holy land of the Turks as a state center. Genghis Khan adopted the advice “The Otuken forests is a place to be adopted as a motherland” bequeathed by Bilge Kahn to Turkish in the Orhon inscriptions. He desired to make advantage of protection and observation power of Otuken as well as political and geopolitical reasons. 









SO,
YOU CAN NOT EXPLAİN "MONGOLİAN EMPİRE" WİTHOUT "TURKS"




5 Ocak 2015 Pazartesi

Cengiz Han'ın Ecdadı ve Kavimler




Cengiz ve evlâdı Tarihimiz Kaynaklarına Dair : 

Biz Türk tarihinin eski devrilerini, meselâ Göktürkler devrini daha ziyâde komşu milletlerin tarihlerinden öğreniyoruz. Meselâ Göktürk devri tarihi için Çin tarihleri birinci derecede önemlidir. Keza Sasanî İran nihayet Arap kaynakları da gereklidir. Arap kaynakları Göktürk tarihi için geçtir. Ancak eski tarihlerini anlatan bahisler vardır. Keza Grekçe ve Lâtince de öğrenmek icap eder. Türklerin kendilerinden ise sadece "Yazıtlar” kalmıştır. Yani bir yazılı tarih esâri kalmamıştır. Çengizli devletinde ise kendisinin ve oğullarının devrinin kaynakları pek çoktur. 

Bugüne kadar Çengizli tarihi araştırmalarında, Çengiz'in kendi devletini kurduktan sonraki kaynaklar esas alınarak öğrenilirdi. Çengiz'in ecdadı, hatta gençliği için kaynak yok denilirdi. Çengiz hakkında  derli toplu bir eser yazmış olan Rene Grousset böyle der ; "Umumî kanaat şu idi ki Çengiz'in ecdadı ve gençliği hakkında kaynak yoktur."  Halbuki vardır. 

Yalnız bu kayıtları gereği gibi incelecek için çok dil bilmek ve bu meselede vukuf sahibi olmak icap ediyor. Bu cümleden meselâ Çengiz'in birçok defalar savaştığı hatta onlarla savaştan sonra öldüğü Tangutlar vardır. Bunların ülkesinden şimdilerde pek çok vesikalar çıkıyor. Keza Tibet kaynaklarının ihtiva ettiği orijinal bilgiler ancak yeni ilim âleminin önüne seriliyor.

Çengizli İmparatorluğunun esas kısımlarında Çin seddi civarları, Çu havzası vs. deki kazılarda pek çok malzeme çıkıyor. Meselâ Sven Hedin 1938 lerdeki tetkik seyehatı sırasında milyona varan vesika bulmuştu ki, büyük çoğunluğuna, halâ el bile sürülmemiştir. 

Doğu Asya’da yerleşmek isteyen Japonların, İç Asya'ya doğru kaydıkları İlmî faaliyetlerinde de bir hayli zengin malzeme ortaya koydular. 

Orta Asya’da bulunan şehirlerin değişik ve hususî durumlarına dikkati çekmek icap eder. Taklamakan çölü kıyısındaki şehirler, dağın ova ile irtibatı olan mıntıkalarında kurulmuşlardı. Bu şehirlerin bazıları bugün harabe halindedir ;  bazılarını kumlar istilâ etmiştir. Bunu görenler, başka kaynaklara başvurmadan, Ortaasya ’nın kurumakta olduğunu söylediler ki, bu efsâne hala da izlerini devam ettirmektedir. Halbuki bir kuraklık mevzubahis değildir. Aksine Tarım nehrinin seviyesi çoğu zaman artıyordu bile, böyle olunca şehirler niçin viran oluyordu. 

Bu tamamen tabiî bir olaydır. Şehirler nehirlerin ve onların sularının sulama, sahaları ile ilgili olarak kurulup, gelişiyorlardı. Onlar varlıklarını en büyük ölçüde bu nehirlere ve onların sulama kabiliyetine borçlu idiler. Ancak dağlardan inen nehirler, zananlaa yataklarını derinleştiriyor, böyle olunca o sahalarda sulama imkânsız oluyordu. Şehirde, daha uzağa, nehir suyunun müsait olduğu bir yere naklediliyordu.

Keza meselâ nehrin suları bir yıl çok olunca mecrası değişiyordu. Ve eski mecra üzerindeki şehirler terkediliyor, yenilerine geçiliyordu. Bu tip şehirlerden, meselâ Hoten şimdilerde, hayli yukarılardadır ki, nehir derinleşmiştir.

Doğu Türkistan’daki kazılarda çıkan, vesikalardan Hoten vesikaları zikre değerdir. Bu sahada Türklerden önce bir İranî kavim yaşamış, ki buraya nasıl geldikleri mâlum değildir. Belki Sakalar devrinde bu muhaceret olmuştur. Anlaşılıyor ki ,Sakalardan önce Türkistan sahası hayli boş imiş. Bu zamanda bir fatih çıkmış, ordusunun çeşitli garnizonlarını Çin sahasında, Mançurya'da, Rusya'da bırakmış . İranlılardan en çok As'lar zikredilir. (As'lar Türktür-SB) Ancak onlardan vesika pek kalmadı. 

Buhara Semerkant tarafında Soğdlar, Harezm'de Karezmliler ve Şarkî Türkistan'ın güneyindeki Hotenliler pek maruf dur. Kuzeyde Küçe taraflarında da vesikalar bulundu ki, bunlara Tohar, güneydekilere ise Saka denildi. Zira Avrupa İlim âlemi Sakaları tamamen İran'lı olarak kabul eder. Bunların dili İranlı olduğunda İran şahının nakdi yardımı ile vesikaları neşredilmiştir. (Sakalar Türktür-SB)

Bulunan bu vesikaların bazıları pek önemlidir . Meselâ 9. asra ait olanlarında Çengiz'in ecdadına, Şato Türklerine,  Karatatarlara ait bilgi vardır. 

Bu vesikalar şanskrit tesirinde, ancak eski İran dilinde, bu dilinde Soğd, Harezm, Hoten ve Tohar diye anılan şivelerindedir. Bunları incelemek için behemahal Farsça bilmek gerektir. Şimdilik Türk tarihi tetkiklerinden sanskrit vesikalarına pek inemiyoruz; ancak gelecekte ona da sıra gelecektir.


1 - Çengiz'in kendi devrine ait fütühatını belirten vesikalar en çok Çince ve Arapça kalmıştır. Zira Çengiz devrine kadar Arapça pek muteberdi. Gerçi bir ara Selçuklular devrinde Farsçaya önem verildi, ancak Farsçadan asıl gelişmesi Çengiz evlâdı devrinde oldu. Ve Farsça yazılan eserlerin en büyüklerinden olan Reşideddin'in Cami üt-Tevarih' i Çengizli devri tarihi için ilk kaynaktır. 

Doğu sınırlarında Hemedan’da yetişen bir yahudi tabib ailedendir. Bunlar Moğol hükümdarlarıyle garip bir şekilde tanışmışlardı. Bilindiği gibi Batınîler'in merkezlerinden birisi Alamut kalesi idi. Hasan Sabbah'ın kurduğu söylenen Batinîlik, adeta bir terör teşkilatı idi. Batınî terör teşkilâtına dair yakınlarda Dr. Minucehr Situde'nin bir yazısı vardır. Bunda Kaleleri, Alamut ve Çuhistan kalesi tasvir ediliyor. Tahkimatları sağlam olmuş , ancak nedense Selçuklular oraları alamamışlar. Herhalde alamamalarının esas sebebi, ülke içinde onların fikirlerini terviç edenlerin bulunmasıdır. 

Kale-i Alamut, bazen Kale t-ül-Mevt, yâni ölüm kalesi de  okunurdu.. Çengiz evlâdı buna pek dikkat etmişler,, nasıl olur da, dağ başında türeyen bir eşkiya çetesi, büyük bir ülkeyi tehdit eder demişler, hatta bunu kendileri için bir izzet-i nefis meselesi yapmışlardır. Burasını ve Kuhistan'daki merkezlerini alıp yok etmek için Hulağa vazifelendirilmişti. 

Reşideddin’in babası da bu terör teşkilatı tarafından kaçırılmış. Lulagu daha Karakurum'da iken bu terör çetesinin elinde esir bulunan âlimlerin, meselâ Nasiredin Tusi'nin ve diğerlerinin isimlerini biliyordu.  Hulagu Alamut kalesini aldığı zaman kapılarını açıp Alim ve sanatkârlar serbestçe çıkabileceklerini ilân ettirdi. Bunların emniyetini sağladıktan sonra, bu fesat ocağını tamamen yok etmişti. 

İşte Reşideddin'in babası Alamut'daki âlimler meyanında idi ve Çengizli ailesi ile böylece tanıştı. Reşideddin'in ailesi Türklere yaklaşıyor, onlarla kız alıp veriyor ve asıl önemlisi Çengizli hanlarının temayüllerini pek iyi takip ediyorlardı. Meselâ Gazan Han, tarihi bilmek isterdi, Reşideddin hemen bir tarih, Cami üt- Tevarih yazdı. 

Olcayku han devrinde bu genişletildi ve II. bir cilt hâsıl oldu. I.cilt Türk ve Moğol kavimlerinin, Çengiz ve oğullarının tarihi idi. II, cilt ise bir cihan tarihidir, ki Avrupa, Çin ve Hind tarihleri dahi burada yazılmıştır. Reşideddin, bunu yazmak için her ülkeden âlimler getirmişti. Rabı Reşidi adını verdiği vakıflarını yaptırmış , eserini yazdıktan sonra bunu çoğaltmıştır.  Eserin aslı, ilk derslerde de söylendiği gibi Türkçe ve Moğolca olmuş. Sonra Farsçaya ve Arapcaya tercüme etmiştir. Reşideddin sonra dinî münâkaşalara da katıldı ki, bugün bile onun müslümanlığının samimi olup olmadığı konuşulur. Prof. Togan'a göre o samimi olarak, Müslüman Sünni oldular. (04.12.1969)

2- Ata Melik Cuveynî. Bunlar Çengiz'den sonra Horasan taraflarında vali bırakılmış olan Uyrat beyleri nezdindeki yerli (İranlı) Münşi (kâtip) lerdi. Ancak bunlar kendilerini "vezir” olarak görüyorlardı.

Gerçekte asıl vezir, Körküz adlı Uygurdu. Tacikler kendi kendilerini vezir sayıp, böyle olup gittiler. Anadolu'da nüfuzlu bulunan Şemşeddin Cüveynî gibi Ata Melik de Bağdat valisi idi. Tarihi Cihangüşa, "Cihan Fethinin Tarihi"  isimli eseri pek kıymetlidir.  Farsça aslı GMS de neşredildi ki, üç cilttir. 1913-1937 J.A.Böyle, eseri İngilizceye tercüme etti. The History of the world-conqueror, 1958 Manchester.


3 - Tabakat-ı Nasırî. Müellifi Çengiz Han devrinde Hindistan'da yaşamıştır. Kendisi bizzat hadiselerin içinde bulunmamıştır. Ancak Çengiz'in ölümünden sonra hadiseleri görenlerden naklen eserini yazdı. Bu zat, Bağdat halifeleri taraftarı olup, eseri Çengiz'e düşmanlık hissiyle yazılmıştır ki, umumiyetle lanetle anar. Bu eser asırda H.G. Raverti tarafından neşr ve tercüme edildi.

4- Yüan Çao-Pişi, yani Moğolların gizli tarihi. Çin harfleriyle Moğolca yazılan bu eser, eskiden sadece bir Ruşça tercümesiyle istifade ediliyordu. Şimdi P.Pelliot, E. Hacnisch'in himmetleriyle Avrupa dillerine tercüme edildi. A.Temir'in Almanca'dan tercümesi Türkçe olarak da neşredilmiştir.

5- Yüan-şi. Moğolların tarihi. Çin'de hâkim olduktan sonra "Yüan" adıyla bir sülâle teşkil eden Çengizli evladının resmî tarihi. Aslında bu pek mufassalmış. Ancak kendisinden sonraki sülâlenin tahribatına ugramış, ki şimdi yine 100 cilt kadar vardır. Batı dillerine kısmen nakledilmiştir ki, Bretschneider, F.E.A ler. Umumî Türk Tarihi Kütüphanesinde Çincesi vardır.

6- Şin Yüan-şi, Yeni Moğol tarihi. Bu, öncekine nazaran daha mufassal, ancak çok daha muahhardır. Geçen yüzyılda Yüan-şi'nin eksikliklerinin başka kaynaklarla tamamlanmış bir şekli gibidir.

7-8- Güney Çin'de hâkim bulunan Sung sülâlesi elçisinin 1222 de Karakurum'a gelen elçisinin yazdıkları da önemlidir. Meng-Hung adlı bu Sungludan başka 1232 de Mundaye'nin hatıraları da, Meng-hun’un eseri diye 1850 lerde Ruşçaya tercüme edilmişti. Her ikisinin eserini Yang-Huanı 1926 da Pekin'de bastırdı. Bu metinler Celâleddin Vang-zinşan tarafından mezuniyet tezi olarak işlenmiştir. Çengiz'e muasır ve pek kıymetli olan bu kaynak, daha neşredilmedi.

9- Çengiz'in zamanında Çin seferine iştirak eden bir eseri zikredilmelidir; "Cheng-wou ts'in-tcheng lou". Bunu P.Pelliot, mükemmel olarak işlemiş, ölümünden sonra L.Hambis'in sâyi ile birinci kısmı neşredilmiştir. Paul Pelliot-Louis Hambis, Histoire des campagnes de Gengis Khan, 1951, Leiden. Pelliot, bu eserin ne vakit yazıldığı hakkında da bilgi verir. Ona göre bu eser, Beyaz Tatar (Öngüt) kralının, Kubilay- Temur Kaan devrinde yaşayan torunu tarafından yazılmıştır. Öngüt kralı " Alakçın Tigit Kuru", yani Tekinlerin mayası Alakçın adındaydı ve torunu da Aybuka'dır. 

Aybuka bu eserini Çince yazmış, sonra Çağan adında, birisi Moğolcaya tercüme etmiştir. Bu eser kısa cümlelerle ifâde edilir bir tarihtir ki, Türklerde de kısa cümle kullanılırdı. "Histoire des caapagnes de Gengis Khan", daha ziyâde Çin seferlerini anlatan bu eser Türk tarihi için pek mühimdir. Zira P.Pelliot, Çin işaretleriyle ifade edilenlerin Türkçelerini dahiyâne bir şekilde tespit etmeye muvaffak olmuştur.

10- Çengiz Han'dan hayli zaman sonra yazılan birkaç Moğolca eser de vardır. Bunlardan birisi Altan Topçı, yâni Altın Tarih'dir. Bu efsanevi bir mahiyettedir. Ancak her hükümdar için verilen pek uzun ünvanlar, kısmen Oğuznâme’yi hatırlatıyor. Sagan Seçen, ise daha istifadeli bir eserdir.

11- Çengiz'in batı seferi sırasında kendisine gelmiş olan Çang-çun'un eseri de pek önemlidir. Kimyager keza taoist olan Çang-çun Çengiz'in Maveraünnehri istilâsı sırasında bulunmuştur. Eserinde İslâm Harezmşah'ın Hristiyan Küçlükle işbirliği yaparak Müslümanlara karşı Hareketini, buna karşılık Çengiz'in Müslümanların tarafını tutmasını güzelce anlatır. Bu da İngilizceye ve hûlasatan Türkçeye çevrilmiştir.

12- Arapça kaynakların belli başlısı bu çağlarda yaşayan İbn ül-Esir ile Yakut'dur. İbn ül-Esir "El Kâmil" adındaki eserinde, Yakut da Mucem ül-Büldan da birbirini tamamlayan bilgi verirler. Bunlar
Bağdat Halifesinin taraftarıdırlar.

Bu kaynaklardan istifade edilerek yazılan belli başlı iki eser vardır ki, sonradan Çengizlilere ait hemen bütün tetkiklere kaynak olmuş gibidirler. Bunların başında aslen ermeni olan ChD 'Ohsson'un eseri gelir: Histoire des Mongols depmis Tchinguiz Khan Jusqu'a Timour bey ou Tamerlan, I-IV, Lahaye ve Amsterdam 1934-35 1940'da fotoğraf olarak Pekin'de bir daha basıldı. Bu eser Çengiz’e düşmanlık hissiyle yazılmıştır, ki müellifi koyu bir ermeni mutaassıbıdır. 

Bir diğer eser H.H.Howorth'unkidir; History of the Mongols from teh 9th to tie 19th century 4 cilt metin, 1876-1888 London. Beşinci cilt indekslerdir. 1927. Bu eser Türk dostu bir kimsenin eseridir, ki Çengiz'i ve Kubilây'ı pek sevmiştir. D'Ohsson’un Arapça, Farsça bilmesine karşılık Howorth sadece Rusça bilmiştir. Avrupa'da Çengiz'e ait hemen bütün eserler, bu iki eserden istifade edilerek yazılır.

Monografilere gelince hepsini burada saymanın imkanı yoktur. En eskilerden birisi F.Erdmann'ınkidir:  Temudschin der Unerschütterliche, Leipzig 1862. Çengiz'in müspet tarafından almıştır. Çengiz'e ait devrimizdeki en iyi eserlerden birisi Rene Grousset'ninkidir: Le conquerant du monde, 1944 Paris. Şimdilerde İngilizce olarak da çıktı.

H.Desmond Martin "The rise of Chingis Khan and his conquest of North Chia, Baltimore, 1950, adlı eserinde Çengiz'in zuhuruna ve kuzey Çin’deki fütuhatını incelemiştir. Popüler eserleri, saymak da lüzumsuzdur. 

Ancak burada dikkate değer nokta Çengiz'in tek başına incelenemiyeceğidir. Çengiz kendi başına, hayatını bilmekle anlaşılmaz. Onun asıl,eseri, yarattığı devlet, ölümünden sonra vücuda geldi. Bağdat bile 13. asrın ikinci yarısında alındı ki, Çengiz tarihi demek , sadece kendi hayatının değil, oğullarıyla birlikte olan devrin tarihidir. (9.12.1969)



Çengiz'in Soyu ve Kendisine Yakın Kabileler.

Çengiz'den evvel Moğolca konuşan kavimler sıfatıyla Amur nehri üzerinde, onun kuzey ve güneyinde, keza deniz kenarında biten köşesinde yaşıyan kavimler gelmektedir. Bunların en güney kısmı Kidanlar Hıtaylar'dır. Gerçi bunlardan kalan dil vesikaları iyice öğrenilmiş değildir.

Fakat mevcut vesikaların okunan kısımlarındaki şahıs ve coğrafya isimlerinden Kidan ,yani Kıtayların doğrusu Moğolcaya yakın bir dilde konuştukları anlaşılmıştır. Bunların daha şarkında, daha milâddan evvel 200 senelerde Onay Yahud Onhu'lar yaşamakta idi ki, Mançu kavimlerinin cedleridir.

Çengiz ve oğulları zamanında muayyen şeklini alan Moğol dili ile konuşan kavimler, Şivey kavimleri idi. Bunlar Amur nehri kuzeyin de, şimdiki Çita ile Blagovikişki arasında, yâni bugün Rusya’ya ait yerlerde yaşıyorlardı. Bunlar kalabalık bir kütle idi. Bunların arasında Mengü isminde bir zümresi vardı; bunun sonradan Moğol ismini alan kavim olduğu anlaşılmaktadır. 

Moğol dilinde konuşan bu kavimlerin içtimaî teşekküllerinde Türklerden farklı cihetleri olmuştur. Bilhassa inek yerine domuzu ehlileştirmişlerdir. Kayalara, yaptıkları resimlerde de bu domuz resmi pek fazla, gözükmektedir. Fakat aralarında , hayat tarzları itibariyle Türk oldukları görülen Kumukhlar, Urenkhalar ve Su Tatarları denilen kavimler vardı.

Bu kavimler çok eski zamanlarda, yani Miladdan önceki asırlarda vaki mecburî muhaceretlerden buralara gelerek, yerleşen ve Moğol dilini alan kavimierdi. Kumukhlara gelince, bunların "T'ukiu”larla  aynı nesilden gelen ve Kidanlardan başka hayat süren bir kavim olduğu kaydedilmiştir. Bunlar beş kabile idi; Nu-he, yahud Kumusi, veya sadece  Hsi, sonrada Mu-ha-fey ve Bayançu isimlerinde idiler. 

Bunlardan Hsi'lerin "Kay” oldukları, Bayançu'ların da "Bayandır" oldukları anlaşılmaktadır.

"Urenkhay" Beyaz Kay demektir. Bunların Yenisey havzasında oturanları zamanımızdaki ahfadı gibi Türkçe konuşmuşlar. Fakat Şiveyiler arasında yaşıyan Kumukh (Si (Hsi) ve Bayançu) lar ise asırlar zarfında Moğolca konuşmuş görünüyorlar.


Bu kavilere ait Çin kaynaklarını tetkik eden Prof. Vasilief Mengu, Hsi ve Kumukhların garpta, yani Yenisey-Selenga taraflarında yaşıyanlarının Türkçe konuştuklarını, Amur nehrinde yaşıyanların ise Moğollaşmış olduklerını ileri sürmüştür. Çengiz Han'ın zuhurundan evvel bu Mengu isimli kavmin reisleri, 12. asrın ilk yarısından pek kuvvetlenmişler. Onlar 1139 senesinde Cucenleri mağlup ettiler. 1147 senesinde Cucenler Amur nehrinin kuzeyindeki 27 kaleyi bu Mengu kralına bırakmak mecburiyetinde kaldılar. Moğol rivayetlerinde Cucenlerle harbeden Moğol'lardan bahsedilmektedir. Vladimirtsof bunları Reşideddin ve Gizli Tarihte isimleri geçen Çabul Han ile Çutula Han'ın faaliyetleri olarak tanımaktadır. Grum Garjimaylo da bu fikri kabul etmektedir.

Amur nehrinde yaşıyan Şivay ve Muke kavimlerine dair "Cucenlerin Altın Memleketi tarihine ve komşuları"na ait yakında neşrettiği araştırmalarında V.E.Lavritsef (İstoril Sibiri, 1. 1968 s. 320-342, bilhassa 334-35) Cucenleri Amur sahasında 27 kaleyi kendilerine vermek mecburiyetinde bırakan Mangu yahud Mengu'lerin Çengiz'in ecdadı oldukları fikrine hiç yanaşmıyor. Herhalde Çengiz'in cedleri olan Çabul Han ve Çutula Han'lar Cucenlerle harp etmiş iseler de, onlar Amur nehri kıyılarında yaşıyan Mengu, Mangu'ların reisleri değil, Orhun, Selenga ve Yenisey havzasında yaşıyan Tayciyut ve Kırgızların reisleri olmuşlardır.

Yani onlar da Cucenlerle harp etmişler ve Cucenler Boyurnor taraflarında yaşıyan Tatarlarla araları açıldığı vakit, bu batı Mengularına dayanmak mecburiyetinde kalmışlardı. Mengular, hem Amur nehrindeki Doğu Mengularıyla, hem de Selenga-Yenisey havzasındaki Mengularla temasta bulunmuşlar ve kendilerine itaatsizlik gösteren, gerçekte ise Cucenlerin askeri olan Tatarları takip ederken onların yardımlarından istifade, etmişler.

Bu şekilde nihayet 1194 senesinde Kireyitlerin reisi Ong Han, Tatarların reisi Sayın Tegin ve Temuçin, yani sonraki ismiyle Çengiz, Cucenlerin müttefikleri sıfatıyla tarih sahnesine çıkmışlardır. Prof. Vasilief' in Uzakdoğu ve Amur havzasındaki kavimilerin tarihine dair 1858 de neşrettiği eserinde, Menguları ikiye ayırarak Çengiz'i ve cedlerini bunların, Yenisey havzasındaki Moğolların reisleri sıfatıyla gösterirken isabet etmiştir. Buna delil, Cuveynî'de zikrolunan Selenga ve bir haberdir.

Ogeday Kaan zamanında, sonradan Orhun kitabelerinin bulunduğu Karakurum-koşu Tsaidam sahrasındaki bir kuyudan kitabelerle dolu taşlar bulunmuş. Bunları kimse okuyamamış. Fakat Kidanlardan birisi bu yazıyı okumaya muvaffak olmuş. 

Burada Uygurların menşeine dair meşhur rivayetler tafsilatiyle anlatılmış imiş. Bunu Cuveynî kitabının 1. cildinde s.40-43 de anlatmıştır. Burada Orhun nehrinde  iki ağacın arasında bir dağ zuhur edip, bu 9 ay 10 gün içerisinde şişerek nihayet içinden 5 prensin doğduğu anlatılmıştır. 

Bunların en küçüğü olan Buku Han umumî hükümdar olmuş, kardeşlerinden Sungur Tekin'i 100.000 askerle Moğollar ve Kırgızlar tarafına göndermiştir. Korı, yahud Kutur Tekin Tangut tarafına, Tüngek Tekin'i Tibet tarafına yine o kadar askerle gönderdiği, kendisinin ise 300.000 askerle  Hıtay memleketine gittiğini, yerine dördüncü kardeşi Ortekin'i bıraktığı anlatılmış. 

Demek ki Sungur Tekin'i batıya Moğollara karşı gönderirken bu Moğollar Kırgızlarla beraber, Tekin’i batıya, Moğollara karşı gönderirken bu Moğollar Kırgızlarla beraber, yani Yenisey havzasında yaşamışlar.

Bu hikayeler Oğuz Destanında Oğuz'un fütuhatına iştirak etmeyip ona karşı savaşan üç amcasının, sonraları Moğolistan tesmiye  olunan Orhun taraflarına kaçmak mecburiyetinde kaldıklarına dair olan rivayetle bağdaşır. Bunlara Oğuz Han "Mung ol (Mun ol)" ismini vermiş Mung’un manası "bunlu, yani mağmum, kaygılı, kederli " demektir.  Oğuz da onlara "işte siz artık Türkistan'a gelemezsiniz. Burada kaygı içersinde yaşarsınız" demiş imiş. 

Elbette bu Mongolların bir kısmı Yenisey-Selenga sahalarında kaldığı gibi, diğer kısımları daha uzaklara, Amur nehrinin aşağı kısımlarına gitmiş olurlar. Herhalde Plano Karpini ve Rubruk'un zikrettiği Su Tatarları, şimdiki Habarovsk ve Vladivostok taraflarında yaşadıkları Çin kaynaklarından anlaşılan ve Çinliler tarafından Karasu Moğolları tesmiye edilen kavimieri de olmuştur. Fakat ne Çengiz ve ne de onun babaları bu taraflarda yaşamış ve bu Şiveyler arasında yerleşen Mengularla temasta bulunmuşlardır. Çengiz Han'ın seferlerinde onun Amur nehri havzasına gittiği yerler Belcuvana ismiyle maruf olup, tarihlere geçen Yukarı Amur bataklıklarından ileriye gitmemiştir. Bu da şimdiki Nerçenski'nin biraz şarkında olmuştur.


Çengiz'in yükselişinde büyük rol oynayan kavimler, Orhun-Selenga nehirleri üzerinde ve onun batısında yaşayan kavimlerdir ki, bunlardan en kuvvetlileri  Uyratlar, Tayciyutlar, Uysunlar, Salciyut, Barlas, Urugut, Urenküt, Baykut kabilelerinden ibaret olmuştur. Bu ailenin umumî ismi Börçegin'dir, ki Börü Tekin demektir. 

Mahmud ibn Veli'nin topladığı rivayetlerde bu isim doğrudan doğruya Börü Tegin olarak, iki kelime şeklinde yazılmıştır. Bunlar elâ gözlü ve sarışın olduklarından umumiyetle elâ gözlü ve sarışın insanlara, Börçegin demişler. Börçegin'ler Kerulen ve Orhun havzalarında yaşıyan Kıyat aşiretlerinin başında gelmiştir. (23.12.1969)

Şivey kabilelerinden Çingiz'in zuhurunda ve Faaliyetlerinde kendisine yardım eden kabile pek yoktur. Yalnız Urenkhıt ve Mengu adında iki kabile zikredilir. Mengu'nun ne olduğu zaten pek malum değildir. Ancak pek cesurlardır. Diğer Türk kavimleri dört hayvanı (at, koyun, deve ve inek) bildikleri halde, bunlar aynı zamanda domuzu da, biliyorlardı. Bu bakımdan Türk olmayabilirler. Zaten Köprülüzâde de öyle der. Bazıları Mengü'yü Çengiz'in ecdadı olarak addederler. Halbuki daha bundan 100 yıl kadar önce Vasilief bu sakat görüşü tenkid etmişti. 

Çengiz'in yakın münasebet kurduğu, akraba olduğu kabileler Baykal-Orhun ve Kukonor hattının batısında otururlardı. Bunların hepsini bilmek gereklidir. Bu kabilelerin ve kavimlerin isimlerinin sonundaki çoğul eklerini "at veya "as" atıldığı takdirde geriye Türkçe isimler çıkar. 16-20 aşiretten ibaret olan Nirün aşiretlerinin başlıcası şunlardır: Tayciyut, Salciyut, Kanglıyat, bunlardan "at" eki atılınca Taycı, Salcı ve Kanglı kalır.

Çengiz'in meşhur bir kumandanı Sübidey vardır. Bu isim, Moğolda değil, Türçedir. Mesela Gazneli Mahmud’un babası Sübektekin' dir, ki "sü" yani ordu kelimesinden gelir. Yukarda zikredilen kabilelerden Urankay'lar Baykal gölünün güney-batısında bugünkü Urankha ülkesinde otururlar.

Urankay, beyaz Kay demektir. Uran, Kâşgarlı Mahmud da manâsındadır. Bunların bir kısmı bugün de Sayan dağlarında otururlar. Dilleri halis Türkçedir ve Radlof, Proben,'inde bunların dillerinden örnekler vermiştir. Şimdilerde içlerinden birçok âlimler de çıkmıştır. Hristiyanlık propağandasına rağmen, çoğunluğu şamandırlar. 

Barulas'daki "as" da Altay kavimlerinde kullanılan çoğul ekidir. Geriye Barula, daha tam ismiyle Erdemli Barula kalır ki, faziletli Barula demektir. Koza bir Urnavut aşireti de vardır ki, çoğul edatı kaldırılınca geriye "Urun" kalıyor. Bu çok maruf bir Kıpçak kabilesidir ki, Fuad Köprülü bunları tetkik etmiştir.

Çengiz'in maiyetinde İğres ve Siğres adlı iki kabile de vardır. Bunlar da İğrek-Çiğrek diye Dede Korkut'da geçmektedir. Yine Çengiz'in dayandığı kabilelerden Nüküz vardır ki, mağara manasında imiş. Ancak Türkçemizde mağara manasında böyle bir kelime yoktur. Fakat bu kelimeyi ŞAZ (lir) esasına göre tahlil edersek, kelime "nükür" şekline girer. Türkçemizde "mağara" manasında "üngür" kelimesi vardır, ki (r) (z) olmuştur.

Çengiz'in büyük annelerinden birisi Alangua'dır ki, bunun hakkında da Hz. Meryem kıssaları gibi bir hayli hikâye vardır. Çengiz'in maiyetini teşkil eden kabilelerden en kudretlilerinden birisi Uyşun ismiyledir.

Çin kaynakları da bunu bu isimle kaydederler ki, Dede Korkut'da bu Uysun Khoca olmuştur. İğrek ve Çiğrek de onun oğulları olarak zikredillir. Uysunlar önceleri Batı Türkistan'da, Aral'ın doğu kısımlarında oturuyorlardı. Çengiz'in zuhurundan bir asır kadar önce doğuya kaymışlardı. Çengiz devrinde, Şarkî Türkistan’da idiler. 

Çengiz'e yakın kabilelerden birisi de Bayautlardır. Bunların Bayat oldukları açıktır ki, Kıpçak dilini konuşurlardı. Bunların dilinde "y" yerine "ç" (meselâ Yedi-cedi gibi) kullanılırdı. Keza "ç” yerine de "ş" kullanılırdı. 

Harezmşah'ın annesi Türkân Hatun bunlardandı, Harezmşah Gurluları mağlup ettiği sırada doğan oğluna, Gur'u yendi manasında Gursançtı adı verilmiştir ki, bu kaynaklarda Şanştı diye kaydedilmiş, ki bu tam bir Kıpçak şivesidir. Bayatların birçok aşiretleri vardı ki, birisi Yedi Bayattır.

Çengiz'in yani Timuçin’in Hakan olduktan sonra aldığı "Cengiz”, deniz demektir ve değişik bir şekildir. Çengiz'in ecdadında Deniz isimli şahıslar çoktur. Ancak Çengiz'in zuhuru devirlerinde Moğolca galib geldiği için kelimenin Türkçe aslı pek bilinmemiş Çengiz diye değişik biçimde söylenmiş. 

Çengiz'in maiyetinin büyük kabilelerinden Kongratlar vardır ki, Kongrat, Kangr'dan geliyor. Kongr ismi daha Ptolomaios'un eserinde vardır. Dede Korkut'un Bamsı Beyrek hikâyesinin asıl hamilleri ve kahramanları da Kongratlardır. Dede Korkut‘un Özbek rivayetlerinde bu açıkça belirtilmiştir. Kongratlar Çengiz'in Harezm'i almasından hemen - bohna .unaşa bapiî - (okunmuyor-SB- sonra unaşa bapii ?!) -  çıkar oldular ve orayı idare ettiler.

Kongratlar burayı alır almaz ilim hayatına da atıldılar. Aralarında, pek kültürlü şahsiyetler, hatta üç dilde (Arapça, Farsça, Türkçe) şiir yazanlar bile çıkmıştır. Bunlar moğolca bilmemişlerdir. Zaten Moğollar içinde de böylesi hiç olmamıştır.

Çengiz devri kabileleri arasında sonra Aktatarlar geliyor. Bunlar Çengiz'in ilk mücadeleleri sırasında ona düşman olmuşlardı . Zira bunlar Çengiz'in dedesini öldürmüşlerdi ki, arada bir kan davası vardır. Fakat Çengiz sonra bunları tenkil etmiş, bir kısmını ezmiş, kalanlarını ise dost edinmiştir. 

Bunlar da şunlardır; Celâyir, Yala er demektir. Sunit, yani Sunlar, Sugun, Sun bir Kıpçak aşiretidir. Kürlevüt, Kürle'ler, Kürle Şarkî Türkistanda bir yerdir. Kingüt, Kaşgârlı'da da zikredilir. Turgavut, gece bekçisi uyumamış manasındadır. Ancak bu kabile bugün Moğollaşmıştır. Tamgalık, tamga ustası, ki hayvanların hangi kabileye ait olduğunu belirten damgayı hayvanların sağrılarına vururlardı. Tülengüt, köle, fidyesi ödenmemiş parası verilmemiş manasındadır. Bugün de mevcut olan Tülengütler, halis Türkçe konuşurlar. Kürikan, Yakutların olduğu sahalarda yaşadılar. "Üç Kürikan” Orhun yazıtlarında da zikredilir.  Küri şimdiki Yakutlardır. Sakayit şimdilerde Altay dağlarında yaşayan küçük bir aşirettir.


Çengiz zamanında en büyük rolü Tatarlar oynamıştır ki Ak, Kara ve Vahşi Tatar diye üç kısma ayrılmışlardır. Karatatarlar kendi mensup olduğu kavimdir. 

Aktatarlar Çin hududlarında yaşıyorlardı ki, büyük babasını öldürdükleri için bunlara, düşmandır. Bunların tarihleri bellidir. Karatatarlar Çengiz'in mensup olduğu büyük bir aşirettir. Hoton vesikalarında bunlar Çomul aşiretiyle birlikte zikredilir. 

Bunlar 920'lerde Kansu’ya gidip orayı aldılar. Lobnor"dan hareket ederek Kansu Uygur hükümdarını öldürdüler ve onun iki üç yaşındaki oğlu Buku'yu Han yaptılar. Şehri aldılar, istediklerini Han yaptılar, ancak halk kendilerini sevip benimseyince geri çekildiler. Hoten vesikalarında bunlar "Karalar" diye zikredilir ki, Altın dağlarda. otururlarmış. Bunlar yavuz ve kervan basan çok cesur insanlarmış, Kaylarla pek yakınmışlar. 

Şüphesiz ayrı hususiyetleri de olmuştur ki, en iyi misk ordudan çıkıyordu. Bu "misk i tatari" denilmiştir. Geçen asırda, yaşıyan Çinli âlim Tu-ci' nin topladığı vesikalarda Karakatarlar "Dokuztatar" diye geçiyor ki, gerçekten de Dokuz aşiretmişler.

Çengiz'in mensup olduğu Börçegin'ler , Şatolar, Karatatarlar arasında dolaşan sülâlelerdir.  Çengiz'in ecdadı, Lobnor-Kansu arasında Altındağ'larda dolaan bir aşirettir. Bunlar sonradan Orhun ve Kerulen yöresine gidip Şiveylerle karışmışlardır. Orhun kitabelerine de "Dokuz Tartar" ismi geçer. Çin kaynaklarında geçenlerle her ikisinin bir olduğu Prof.B.Ögel (CAJ. VI, 1961, 169-181) ispat etmiştir. 

"Şato" Türklerindeki Şato'nun, bir Türkçe ismin Çince telâfuzu olduğu ve burada asıl kelimenin ise "Sart” olduğu malûmdur. Bir diğer isim "Çümikien"dir ki, bu kavim ticarette mahir ve ekser mensupları hep tüccar olmuşlardır. Bilindiği gibi Çengiz neslinde de ticarette büyük kaabiliyet olmuştur. 

Çengiz'in asıl mensup olduğu aşiret Börçeğin’dir. Burada durumu bir gözden geçirirsek şöyle görürüz: En büyük camia Karatatar'dır. Bunların içinde Çömükien (Şato)'lar vardır. Bunun içinde de Börceğin sülâlesi olmuştur. Börceğin'lerin gözleri mavi imiş ve umumiyetle sarışın addedilmişlerdir.

Börceğin kelimesi de enteresandır ki, T/Ç olfauş. Bunun asıl ismi "Börütegin”, yahut Börhtegin'dir. Börtegin’ler kurt anneden doğan bir prensden türemişlerdir. Börçeginler bazı büyük hadiselerden sonradır ki, Orhun taraflarına hicret ettiler. Birkısmı da Baykal gölünün batısında, Selenga tarafına vardılar. Bütün bu karışık ve muğlak meseleler yüzünden Çengiz'in mensup olduğu kabileler üzerinde çalışmak pek güçtür.


Çengiz’in pek yakın saydığı kabileler şunlardır: Kürlevüt, Elçiliğin Bar gut ve Kongrat. Kürle Bağraşgöl yanındaki bir yerin adıdır. Buradan neşet eden meşhur şahsiyetler hayli çoktur. "Elçiliğin" in aslı Eltegin'dir ;  yine bu Tiyanşan sahasındadır . 

Çengiz’in zuhurundan çok önceleri yaşayan Gerdizî, Karaşehir'de yaşamış bu isimde bir Uygur prensinden bahseder. Oğuznâme'de de Buğra Han’ın Kortegin ve İlteğin diye 2 oğlu olmuştur. Hayli yaygın olan bu tip hikâyelerden Oğuznâme 'dekine göre Kortegin’den sonra İltegin geçmiştir. 

Bargut'lar da Bayurku'lar olsa gerek. Bunlar Baykal gölünün kuzeyinde yaşamışlardır, Bu kabileler her zaman Çengiz'in maiyetini teşkil ettiler. Yurtçı, Kuşçı ve Korçu , Kezikçi hep bunlarda çıkmıştır. Yurtçı hanın çadırını yapan ve yıkan, yemeğine de bakan kimsedir. Kuşçı ay kuşlarını yetiştiren, avda bunları idare edendir. Bu özelliğiyle Kuşçı'da o hakanın en yakın mahremlerinden sayılabilir. Korçı silahçı demektir. Kor silâh demek olup, OsmanlIların "Silahdar"ı karşılığı olabilir. Kezikçi çadırın dört tarafında, dört köşesindeki nöbet tutanlardır. İşte Çengiz'in pek yakın olması icap eden bu subayları sayılan bu dört kabileden neşte etmiştir.

Zikri geçen Uymavut aşireti ise Uyma'lar, yani Yağma'lardır. Yağmalar hayli eskidir ki, Orkun kitabelerinde de Tinesi oğlu Yadgma diye geçer. 10. yüzyıl sonlarında Yağmalar , 2000 kadar kabile imişler. Destanlarda da "Kırbinevli Kıyat, onbin evli Uymavut" diye geçer. Bunlar Karahanlıların dayandıkları, başlıca kabilelerden biridir.

Geçen derste zikredilen kabileler, Cengiz'in ecdadı devrinde de bir yerde oturmuş olmalıdırlar. Zira bütün bu kabililerin damgaları birdir. Keza Çengiz'in ve ecdadının evlenip en çok sıhrî münâsebet
kurduğu kabileler de bunlar ve Kongratlardır. Tabiî ki böyle sıhrî münasebetler bir nesilde teessüs etmiş olamaz. Arada nesillerce bu tip münasebetlerin devam edip gelmesi icap eder. Çengiz'in hareketlerinde bütün bu kabileler ona pek muti olmuşlardır. Çengiz'in ecdadının nereden geldiğini tespit etmek için, Çengiz'in akrabalık kurduğu kavimieri bilmek gereklidir.

Bu onun nesli için en büyük delildir. Bu kavimierin belki bir kısmı Şiveylerle birlikte oturmuşlardır. Ancak asıl onların vatanı Baykal-Kuke-nor hattının batısıdır.

Çengiz'in şeceresi kısaca şöyledir: Çengiz - Yesükey - Berten Baha dır - Çabul Han - Tümene Han - Baysunkur  - Çaydu - Dutun Menen yâni Tudun Metten, burada Tudun, bir rütbedir - Buka - Buzencer yahut Budunçar - Alangua - Duyun Bayan - Ümone - Yulduz Han.

Çengiz'in şeceresi de birçok bakımdan çok enterasandır. Bir kısım ecdadı Tibet lakapları almışlardır ki, o taraflarda yaşamış gösteriliyor. Bunların bir kısmı, Börçegin sülâlesi Budizmi kabul ettikten sonra Tibetli rahiplerin uydurduğu şeylerdir. Gerçi gerçekte de Tibet Hükümdarları ile de Çengiz'in ecdadı arasında sıhrî bağlılık mevcut olmuştur.

Aybek ed-Devaddarî, Çengiz'in ecdadına dair mufassal hikâyeler nakleder. 0 bunları Baycu devrinde Azerbaycan taraflarına gelen Moğollardan öğrenmiş olmalıdır. Buna göre Çengiz'in büyük ceddi Karaarslan imiş. Bu bir Tibetli kadının çocuğu imiş. Tibetli kadın ormana ağaç toplamaya gitmiş. Ancak orada vakti gelmiş, bir erkek çocuk doğurmuş, lâkin bu çocuk demir gibi, pek ağırmış ve eve getirememiş. Ormandaki arslanlar ve vahşi hayvanlar arasında bu çocuk büyümüş. Olgunlaştığı zaman insan dili bilmezmiş. 

Burada dikkate değer olan, annesinin Tibetli gösterilmesidir. Azerbaycan taraflarındaki Moğollardan Abdülhak İbn Süleyman'dan alınan bu rivayet Tibetli lamaların uydurması olamaz. Yani Çengiz'in anne tarafı Tibetli gösterilmiştir.

Diğer taraftan Çengiz'in 9. ceddi Alangua adında efsanevî bir kadındır. Bunlar Heradod’da Amazon diye de geçen bir Kadınlar ülkesinin sâkinleridir. Burada da esas nokta, kadınların hakim olduğu bir ülkedir. Çinlilerin Bey-şu tarihlerinde Kukenor taraflarında bir kadınlar ülkesinden bahsedilir. Burada bir hükümdarın adı da Alangua'dır. Bu tarihî kayıt Çengiz’in efsanevi ceddini tarihe bağlamaktadır. 

Bunu Rus Kyuner, 1961 de "Ortaasya kavimierine ait Çin kayıtları" adıyla neşretti, Çengiz’in ecdadına ait rivayetlerde Alangua'nın çocuklarından Budançar'dan bahsedilir. Bu kelimenin manâsı münakaşa mevzuudur. Bir Çek âlimi, Çengiz’in neslini tarihlerden 9. cedde kadar takip etmiş ve bunları gerçek kabul etmiştir. Ona göre 9 cedden sonrası efsanedir. Budançar, Bzancar, Budunçur, Budun-çur demektir. "Budun" millet kavim, "çur, çor" ise kul, hizmetçi ve Buzançar da milletin hadimi demek oluyor. Milletin hizmetinde olan çor, tegin ve prens demektir. 

Eski Türk destanlarını Hanname adıyla kaleme alan İnamî'de Buzencer'den bahseder. Farsça nüshası yakında bulunan, Türkçe aslını ise Prof. Toga ' ın daha 1913 de Buhara'da gördüğü Hanname bir "Zeban-ı Buzencerî'den, yani Türkçeden bahseder.

Buzencer devrinde anlaşılıyor ki, Çengiz’in ecdadı daha Türkçe konuşmakta imişler. Alangua devri, Çengiz'in ecdanın henüz Kukenor taraflarında yaşadığı devre aittir. Çin kaynaklarının Alangua’dan bahseden kaydı 539-542 yıllarına aittir. Timur’un mezar kitâbesinde de Alangua'dan, tıpkı Hz. Meyrem gibi ihtiram ve hürmetle bahsedilir.  Bunları gerçek kabul edebiliriz. Diğerleri Çengiz devrinde uydurulan hadiseler olarak kabul edebiliriz.

Çengiz'in ecdadına dair daha bazı hikâyeler de vardır, ki en önemlisi Ergenekon efsanesidir. Bu efsanede Çengiz’in ceddi bir kurstan doğar. Kurt onu bir mağaraya kaçırır ve ceddi olan şahsiyet, oradan bir kahraman olarak çıkar. Bu zat, mağarada yetişmiş ve millî kıyafet ve üniformasıyla milletinin ortasına çıkıp, onlara rehberlik etmiştir. Bu üniformalı prens hakkindeki hikayeler islâmiyetten önceki Buda dininin yayıldığı sıralarda Kabil' de de olmuş. 

Börütegin ecdadı, kaynaklara göre başında şapkası olduğu halde Türklerin huzuruna çıkmış ve milleti onu alkışlamıştı. Bu bakımdan olsa gerek, Çengiz’in ecdadını metheden halk şairleri onları "elbiseleriyle doğan prensler" olarak tavsif edip övmüşlerdir. Bütün bunlar pek dağınık rivayetlerdir.

Kurt efsanesi Göktürlerde de vardır. Kurt anne çocuğunu alıp, düşmanların sıkıştırdığı batıdaki denizin batı sahilinden doğu sahiline kaçırmıştır. Bu hikâye Kuke-nor'a ıtlak edilir. Batıdan doğuya geçiş burada mevzubahisdir. Bu hikaye Ergenekon kıssasıyla bağlıdır. Bu da türlüce yazılmıştır ki, birisi British Museum da bulunan İbret ün Nazirî adında Timurlular devrinde yazılmış bir eserdir. 0 der ki "Ergenekon'a Nüküz ve Kıyan adında iki prens kaçmıştı" 

Diğer bir rivayete göre bunlar kadınmış. Nihayet bunlar hâmile kalıp, çocukları olmuş. Kurdukları devlet ise Amazonlar ülkesi olmuş. Buraya, mağaraya kaçmak, dağlar arasında saklanmak, hicretin 200 senelerinde olmuş imiş. Alangua kıssasının Çin kaynaklarındaki tarihi de 539 yılları idi. Halbuki hicretin 200 yani milâdî 815 yıllarını gösteriyor.

Bütün bu hikâye ve kıssalardan çakan netice şu ku, Çengiz' in ceddine anne tarafı hakimdir. Kadının rolü büyüktür. Nitekim Çengiz' in evladı arasında da birçok kadın hükümdürlar da, olmuştur. Bütün bu destan ve kıssalarda Çengiz ve evladına sizin aslınız batıda idi, doğuya gelmeye mecbur oldunuz denilmiştir. Çeşitli destanlar hep bunu anlatmıştır,

Çengiz'in ecdadına ait şecereler Moğolca ve Türkçeleri pek mufassaldır ki, tarihî bilgilerle de takip edilebiliyor. Gerçek bilgilerimiz 9. cedden bu tarafa olandır. Burada Baykal'ın batısında olan kabileler bahis mevzuudur. Şiveyler ise Amur nehri dolaylarına hakimdirler. Gerçi Şiveyler hayli cesurdurlar ve Çengiz sonradan onlardan da istifade etmiştir. Çengiz'in ecdadı Kabul Han’ı Şiveyler öldürmüşlerdi.

Bu hikâye hem Çin kaynaklarında hem de Reşideddinde bulunmaktadır ki, iki taraflı kontrol imkânı vardır. Çengiz'in menşeine ait hikâyelerin en mufassalı Aybek ed - Devaddarî'ninkidir. Diğer-i Destan-ı Nesl-i Çengiz Han adı ile Kıpçak rivayetidir ki, 1820'lerde basılmıştır. Burada Alangua vs. hikâyeler Kıpçak şivesiyle anlatılmıştır.

Bir diğer rivayet Sibirya'nın fethinde büyük hizmet gören Rus ailesi Strogonovlarm letofisinde zikredilmiştir. Burada Neymanlardan bahsedilir. Naymanlar Çengiz'in zuhuru sırasında ona karşı mücadele eden üç uruktan biridir. Naymanlar Çengiz'in üstün gelmesinden sonra Altay'lara geçtiler ki, Taybuğa başlarında idi. Sonradan buralara bu sebeple Taybuğa yurdu denilmiştir. Bunlara dair Tatarca bir rivayet Strogonov ailesinin eline geçti. Gerçi bu hikâyenin tam metni neşredilmedi, ancak V.Zernof'un Kasım Hanları Tarihi, II, 386-88 de bir hulasası verilmiştir.

Burade Naymanların Çengiz’in karşısında ikiye ayrılması hikaye edilir. Bunlardan Küçlük batıya gelip, Maveraünnehir'de Harezmşahlarla ittifak etmişti. Sibirya taraflarına giden Taybuga ise Çengiz'in timari ile buralara sahip olmuştu. Taybuga devrinde Tatarların başında bir bey vardı. Bu aslında ehemmiyetli değildi. 

Taybuga'nın ecdadı daha mühimdi. Çengiz Taybuga’yı çağırıp, ona Sibirya taraflarını verdi. Taybuga da oralara giderek bugünkü Çengi Tura şehrini kurdu. Taybuga’dan sonra yedi neslin seceresi takip edilmektedir ki, bunlar artık Müslüman olmuşlardır.  Yani bir kısım Naymanlar İrtiş havzasına yerleşip bazı şehirler kurdular.

Bu Naymanların haberidir. Kıpçakların rivayeti Destan- ı Nesli Çengiz Han’dır. Bütün bu rivayetlerde Cengiz ve ecdadı hakkında çok enteresan bilgi veriyorlar. Bunlarda Moğolca hiçbir keline yoktur.

Hayat hikayeleri, pek eski rivayetler karışmış olmakla beraber gerçektir. Bu kavimler içine de en kudretlilerinden birisi Kıyatlardır. Bunlardan bilhassa Urenkay’lar, yani Beyaz Kaylar olmuş. Kay'lara çoğul halde Kıyat denmiştir. Bunlar 4 kabile imişler; Yörikin, Yörük ? 2-Yasar, 3-Çenkşiyut,  4-Börçegin Kıyatları. Çenkşi, hükümdar müşaviri anlamında Çince bir kelimedir. Kıpçaklarda da müstameldir. Harezmşah’ın annesi Türkân Hatun'un babası ”Cenkşi" idi. Harezmlilerde ayrıca "Munlu" yani "Bunlu" Kıyatlar da olmuştur. (30 Aralık 1969)


Çengiz Han (1155-1227)
Ord.Prof.Dr. A.Zeki Velidi Togan
pdf





""Moğollar ile Türkler arasında ayrım yok. 13.yüzyıla kadar Türkçe Moğolca ayrımı yapamıyorlar, orada yaşayanlar için aynı dil gibi görünüyordu. Çin kaynaklarında Moğollar Türkler gibidirler diye geçer. Moğollar daha doğuda yaşıyordu, Türkler terk edince o bölgeye geliyorlar. Cengizhan'ın mensup olduğu Börteçine (kurt prensliği) sülalesinin Türk olma ihtimali vardır. "Türkler bin boydur, bu bin boyun biri de Moğoldur." derler. ""   Prof.Dr.Ahmet Taşağıl