isaac taylor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
isaac taylor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2017 Salı

Türklerin İlk Ataları: Pelasglar, Etrüskler, İskitler


Adile Ayda:
Roma'dan ayrılmama yakın günlerden bir gün Vatikan Kütüphanesinde "fichier" dedikleri katalog kutularını karıştırırken, şu adı taşıyan bir eser çıktı karşıma: MAGNİ TAMERLANİS SCYTHORUM İMPERATORİS VİTA. Latince olan bu eserin adının türkçesi şöyle: "İSKİTLERİN İMPARATORU TİMURLENK'İN HAYATI". 


British müzesinde baskısı mevcut.



Tabii eseri hemen istedim. Petrus Perondinus adlı biri tarafından 1553 yılında yazılmış, yani 400 şu kadar yıl önce! O zamanki İskenderiye Patriğine ithaf edilmiş. Okumağa başlayınca, gördüm ki, kitapta Timurlen'e ve onun milletine bazen İskit, bazen Tartar deniyor. Nasıl ki, Yıldırım Beyazid'e ve onun milletine bazen Ottomani, bazen de Turci adı veriliyor. İskit adı ile de Moğollar veya başka millet değil, Orta Asya Türkleri kastediliyor. Bunun delili kitabın 10 uncu sahifesindeki şu cümledir:

"TEMİRUS GUTHLUS fuit appellatus, quae vox Scythia lingua fortunatu gladiu exprimit"

Bu cümlenin türkçesi: "Ona Kutlu Temir denmiştir ki, bu İSKİT DİLİNDE Kutlu Kılıç sahibi anlamını ifade eder."




Kitap Timurlenk için bir medhiye olmaktan uzaktır. Fırsat düştükçe onun zulmünden acımasızlığından söz ediliyor. Fakat Petrus Perondinus'un bu latince eseri bizim için her şeyden önce şu bakımdan önemlidir: Onaltıncı yüzyıl Batılılarına göre, Orta Asya Türklerinin adı İskit imiş. Kitap bunu şüphe götürmez bir şekilde isbat etmektedir.

Bu kitabın hayretle okuduğum bir sahifesi de 19 uncu sahifesidir. Burada Yıldırım Beyazid'in İstanbul'u zaptetme teşebbüslerinden ve o dönemdeki İstanbul'dan yani Bizans'tan söz edildikten sonra, Theodorus Spanduginus adlı bir Bizanslı yazarın kitabına geçiliyor ve bu kitabın Dominicus Ludovicus tarafından ETRÜSKÇEYE çevrilerek, bastırılmış olduğu söyleniyordu.

Bu ne demekti? O dönemde etrüskçe bin şu kadar yıldan beri ölü bir idi. Acaba 16.yüzyılda hangi dilli etrüskçe sayıyorlardı? Elbette Petrus Perondinus'un kitabı fransızcaya ve almancaya falan çevirilmiş olmalı idi. Bu çevirilerin dipnotlarında şüphesiz bu konuda bilgi verilmişti. Ne yazık ki, bunları araştırmağa vakit ve imkan bulamadım. Bunu Türkiye'de yetişecek etrüskologların yapacaklarını umarım.




* İskitler için: 

- Sovyet bilimadamları Batılılardaki İranizmi hem ölçüsüz, hem temelsiz bulmaktadırlar.

- Fransızların Gallimard Yayınevinin İlyada çevirisini yapan R.Flaceliere, Notlar bölümünde "At sütü içenler" kelimesi için şu açıklamada bulunyor: İskit kabileleri : Biliniyor ki kısrak sütünden yapılan Kımızı da, yoğurdu da Türkler icad etmişlerdir.

Şu halde en basit muhakeme ile anlaşılıyor ki, Homeros zamanında Hippomolg denen ve Flaceliere'in İskit adını verdiği millet Türklerdi.

- Fransız bilim adamı Eduard Chavannes'in Menander'in eserinden yararlanarak, Batı Göktürkleri hakkında yazmış olduğu eserde, İskitlerle Türklerin aynı kavim olduklarını, Bizanslıların gayet iyi bildiklerini gösteren cümleler vardır. Bunlardan ikisi:

1- Zemarkos, Bizansa döndkten sonra kendi İmparatoruna şunları söyler: "Bugün Türk adını verdiğimiz millete eskiden İskit denirdi."

2- Türk Hakanının Orhon harfleriyle yazılmış mektubunu İmparatoruna sunarken de , Zemarkos şöyle der: "Bu mektup İskit harfleriyle yazılmıştır."

Ve birçok sanat tarihçisinin farkında olmadığı şu gerçek vardır ki, İSKİT sanatı, Batı dünyasının hayran olduğu ETRÜSK sanatı ile tıpatıp aynıdır. Dikkat edilirse 'benziyor' demiyorum 'aynı' diyorum. Fakat uzmanlaşma belası yüzünden ne etrüskologların bundan haberi vardır, ne de İskit sanatı uzmanlarının... Tahminime göre, bazı Rus bilginlerinin haberi vardır amma, onlar da susmayı uygun görmektedirler. ...


1971 de adı soru şeklinde olan "Les Etrusques etaient-ils des Turcs?" (Etrüskler Türk mü idiler?) diye fransızca bir küçük kitap yayınlamıştım. Artık bugün, 16 yıl sürmüş çetin araştırmalardan sonra, bu kitaba "Etrüskler Türk İdiler" adını koymak suretiyle, kendi sorumu cevaplandırabileceğim kanaatindeyim.

Elbette ki, "Etrüskler Proto-Türk İdiler" demiş olsa idim, daha ilmi bir deyim kullanmış olurdum. Fakat gerek Türk ırkı, gerek Türk dili zaman içinde öyle bir süreklilik göstermişlerdir ki, sadece Yüzyıllara değil, Binyıllara meydan okumuşlardır.

Etrüsklerin Türkiye Türklerinin doğrudan doğruya ataları olduklarını söylememiz şüphesiz mümkün değildir. Bununla beraber, Etrüsklerle bizim müşterek atalara sahip olduğumuz da muhakkaktır.

Şunu da söyleyim ki, Anglo-Sakson Türkologların kullandığı, ne idüğü belirsiz "Turkic" kelimesini ben doğrudan doğruya yok farzediyorum.

Etrüskler üzerindeki incelemelerimin daha başında, Fransız etrüskologu Raymond Bloch'un bir görüşü beni çok etkiledi. Herkesin arkeolojiye ve arkeologlara taptığı bir sırada, bu bilgin aşağıdaki isabetli sözleri söylemek cesaretini gösteriyordu:

"...karışık nitelikteki tarihi problemlerle karşılaştığımız zaman, arkeolojinin sağladığı bilgileri yorumlamak ancak lengüistik gibi, dinler tarihi gibi bilimlerin yardımı ile mümkün olmaktadır. Şu veya bu kavmin özelliklerini ve başka kavimler ile ilişkilerini belirtmek için din ve dil alanındaki bilgiler birinci derecede önemlidir." (L'ancienne civilisasion des Etrusques - İngilizceye çevirisi,s.71)

Etrüsklerin Türk soyundan olduklarına dair görüş yeni değildir. Yani bu görüşü ilk defa ortaya atan asla ben değilimdir. Tarih ve tarihi araştırmalara merakı bulunduğu herkesçe bilinen Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk Etrüsklerin Türk soyundan oldukları görüşünde idi.

Fakat bu görüş, yani bu teori çok daha eski dönemlere dayanır. Söz konusu teori Ondokuzuncu yüzyılda Batılı bilginler tarafından ortaya atılmıştır. Şurası gariptir ki, dünyanın Etrüskoloji uzmanları bu bilginlerin adlarını da, eserlerini de anmamak için büyük özen gösterirler.

Etrüsklerin Türk soyundan olduklarına inanan Batılı tarihçiler bir tane iki tane de değildir. Ben burada aralarından bir İngilizi, bir Fransızı, bir de bir Avusturyalıyı zikretmekle yetineceğim: 

"Etruscan Researches" adlı eserin yazarı İsaac Taylor; (ingilizce)
"La Langue Etrusque" yazarı Baron Carra de Vaux; (fransızca)
bir de "Die Herkunft der Etrusker" in yazarı Wilhelm Brandenstein; (almanca-maalesef bu kitabın tamamı yok-SB) ...




Solda: Selçuklu dönemi İbrik'ten detay - 13.yy / Seljuk Turks 13th AD

Sağda: İskitler dönemi MÖ 4.yy - Scythian 4th c BC


Latin imparatorlar tarafından Etrüsklerin tarih kitapları da, vekayinameleri de yok edilmiştir. İmparatorların bıraktıklarını da, daha sonra Papalar yakmıştır. Çünkü Papalarda Etrüsklerin dine dayalı sosyal kural ve adetlerinin Hıristiyanlığın yayılmasını engelleyebileceği korkusu vardı. Bu arada Latin yazarlar tarafından yazıldığı halde, Etrüsklerin dininden söz eden kitaplar da yakılmıştır. Mesela, ünlü bilgin Varron'un adını "Etrüsklerin tanrılar hakkındaki inanışları" diye çevirebileceğimiz eseri de, Etrüsk kaynaklarına dayandığı için, Kilise tarafından imha edilmiştir.

Burada ilgi çekici bir durumu zikretmeliyim:

Roma imparatorluğunun çok karışık bir politik döneminde, Roma'nın Yeniçerileri diyebileceğimiz Saray muhafızları, Claudius adlı birini seçip İmparatorluk tahtına oturturlar (MS 41). Claudius bir Etrüsk'tür. Hem de milli şuur sahibi bir Etrüsk... Devlet işlerini yardımcılarına bırakıp, oturur 20 bölümden oluşan bir "Etrüsk Tarihi" yazar. Her halde kendisine gizli olarak alıkonulmuş" "Tuscae Historiae" de vardır.

(Etrüsklerin kendi milli hayatları hakkında yazmış oldukları ve Latinlerin "Tuscae Historiae" adını verdikleri kitaplar August ve ondan sonra gelen imparatorlar tarafından imha edilmiştir.)

Suetonius'a göre, Claudius zamanında, onun yazmış olduğu tarih kitabı, İskenderiye'nin meşhur kütüphanesinde konferans şeklinde, yılda bir defa, bir kaç seferde başından sonuna kadar, halka okunurmuş... Bugün Claudius'a 'tarihteki ilk etrüskolog' ünvanı verilmektedir. Gelgelelim, Claudius ölür ölmez, onun eseri de ortadan kaldırılmıştır....




Türklerin İlk Ataları - PELASGLAR


..Tarihçilerin sadece Etrüsk veya bu adın yunancası olan Tyrrhen diye adlandırdıkları tarihi milletin eski Yunan yazarlarının pek çoğunun eserlerinde Tyrrhen-Pelasg veya Pelasg-Tyrrhen olarak zikredildiklerini gördüm. Bu Pelasg adı veya milleti de nereden çıkıyordu?

Bu sorunun cevabını Almanların Eski Çağ ile ilgili en ciddi ve önemli Ansiklopedisi olan Pauly ve Wissova'da buldum. Bu Ansiklopedide deniyor ki: "O zamanlar, büyük ölçüde, Tyrrhenlerle Pelasglar birbirleriyle karıştırılırlardı." Başka deyimle, Eski Çağ yazarlarının çoğu Tyrrhenlerle, yani Etrüsklerle Pelasgları bir tutuyor, onları aynı millet sayıyorlarmış. 

Pelasglar hakkında bulduğumuz bilgi ve neticeler şunlardır:

1) Pelasglar kuzeyden gelip Yunanistan'da yerleşmiş bir kavim idi.
2) Bu kavim durmadan yer değiştirirdi, yani göçebe idi.
3) Pelasglar oturdukları bölgenin veya kendilerini yöneten önderin adına göre, kolayca ad değiştirirlerdi.
4) Pelasglar inşaatçı ve imarcı bir millet idi. Yunanistan'daki bir çok meşhur eski kentleri onlar kurmuşlardır.
5) Pelasglar MÖ 3000 civarında Yunanistanı istila edip oranın çeşitli bölgelerine yerleşmişlerdir. (yani Yunanlılardan 1000 yıl önce)

Yukarıdaki beş noktaya tarihçiler tarafından işaret edilmeyen, fakat dilcilerin kesin bir şekilde isbat ettikleri şu gerçeği de ilave edelim:

Etrüskçeye çok benzeyen Pelasgca HİNT-AVRUPALI OLMAYAN, AGGLUTİNATİF BİR DİL İDİ.

Pelasgların Türklerde de bulunan yukarıdaki özelliklerini öğrendikten sonra, onlar hakkındaki incelemelerimi derinleştirmek lüzumunu duydum. Derinleştirdikçe de bu kavmin Proto-Türk bir kavim olduğuna yeni deliller karşıma çıktı.

Mesela Limni adasında Pelasglar tarafından bırakılmış Hint-Avrupalı olmayan ve Etrükçeye çok benzeyen yazıtların bulunmuş olması... Ve Limni Adası Yunanlıların eline MÖ 510 da geçmiştir, ondan önce Pelasglara aitti.

Ve mesela, Latin bilim adamı Varron'un "Pelasgların dilinde küçük dağların adı TEPAE'dir" demiş olması...

Yukarıdaki sebeplerle 1970 yılının Mayıs ayında Roma Arkeoloji Enstitüsünde verdiğim konferansta Pelasglar üzerinde önemle durdum. On yıl sonra 1980 de Belleten dergisine verdiğim "Pelasglar kim idiler?" başlıklı yazı, büüyk gecikme ile, derginin Temmuz 1982 tarihini taşıyan sayısında yayınlandı. Söz konusu yazı bu kitabın sonunda okuyucuya sunulmuştur.

1985 yılının Mayıs ayında Ankara'da toplanmış olan "Tarihte Türk Devletleri" Sempozyumunda okuduğum "Tarihin şafağında iki Türk Devleti" adlı bildirimde de , kaynaklar göstererek, Pelasglardan söz ettim. Bu bildiri de kitabın sonuna eklenmiştir. (15)

Pelasglar, Hunlar, Avarlar, Kumanlar, Peçenekler Balkanlara gelmek için hangi yollardan geçmişlerse, o yollardan geçerek geldiler. Yerleştikleri bölge Tesalya'dır, yani bugünkü Selanik şehrinin bulunduğu havali.

Çeşitli kaynaklara göre: Pelasglar, daha sonra şu bölgeleri işgal etmişlerdir: Boetya, Argolis, Attika ve Arkadya, Arkadyalıların Pelasg olduklarını Herodot da söyler.

Bilindiği gibi, Yunanistanın hemen kuzeyinde Makedonya vardır. Makedonya'ya eski Yunanlılar Pela(s)gonya derlermiş, yani Pelasglar ülkesi... Öyle anlaşılıyorki, Pelasgların bir kısmı Yunanistan'a girip yerleşirken, bir kısmı da Makedonya'da kalmıştır. (17)

Pelasglar Yunanistan'a gelirken elbette ki, tek bir önderin tek bir şefin kumandası altında idiler. Bunun neticesi olarak Yunanistan'a yerleştikten sonra da, merkezi bir idareye bağlı bulunmuş olduklarını düşünmek tabiidir. Heredot'un "Bir zamanlar Yunanistan'a Pelasgia denirdi" şeklindeki ifadesi ise, Pelasgların siyasi bakımdan Yunanistan'ın tamamına, hem de uzun yüzyıllar boyunca, hakim olmuş olduklarını göstermektedir. Bu sebeple bir Pelasg devletinden söz edebildiğimiz gibi, bu devleti tarihteki ilk Türk Devleti olarak kabul edebileceğimiz de şüphesizdir.

Bu konuda bir İtalyan bilim adamı bakınız ne diyor:

"Yunanlılar bu taihi bölgelere geldiklerinde, kendine mahsus dini olan ve DEVLET OLARAK ORGANİZE OLMUŞ, başka ırktan olanlarla (Pelasglarla) karşılaşmışlardır."

Pelasg dilinden Hellenlerin diline pek çok kelime geçmiştir. Hint-Avrupalı olmayan bu kelimeleri bugünkü Batılı dilciler ne yapacaklarını bilemiyorlar. Başka çare bulamayınca, bu kelimere uygulamak için "pre-hellenique" (Hellen öncesi), "mediterraneen" (Akdenizli), "asianique" (Anadolulu?) , "egeen" (Egeli) gibi acayip ve anlamsız sıfatlar icad etmişlerdir.

"Egeli" sıfatını icad eden Albert Severyns adlı Belçikalı bilim adamıdır. Severyns kullandığı bu anlamsız sıfata rağmen bizim görüşümüzü doğrulayan aşağıdaki satırların sahibidir:

"Yunanlılar, kendilerinden DAHA KÜLTÜRLÜ olan EGELİLERDEN bronz, kalay, kurşun, demir ve hatta "maden" anlamındaki kelimeleri almışlardır."

Albert Severyns bu kelimelerin Hint-Avrupalı olmadığını söylemekten de çekinmiyor. Ayrıca "egeli" sıfatından arada bir vazgeçip Paul Kretschmer'in 1925 den önceki görüşüne katılarak "pelasgique" sıfatını kullandığı da oluyor. Ve etrüskçenin Pelasg dilinin bir lehçesi olabileceğini kabul ediyor.

Hammerström, Devoto, Chaskin gibi dil bilginleri Yunan dilindeki Hint-Avrupalı olamyan kelimeleri etrükçe kelimelerle karşılaştırmışlar ve büyük benzerlikler bulmuşlardır. Hatta bazı saf araştırmacılar bundan Etrüsklerin Yunanlı oldukları neticesini bile çıkarmağa kalkmışlardır.

Yunan dilindeki Hint-Avrupalı olmayan kelimelerin hepsi Pelasgca'dır, yani Proto-Türkçedir.

Roma kurulmadan önce Yunanistan'ın Arkadya bölgesinden İtalya'ya gelip yerleşmiş EVANDER adlı çok kültürlü bir Pelasg karşımıza çıkar.

Batılı bilim adamlarının işine gelmeyen bir sürü şey söylediği için, hiç bir zaman adı anılmayan veya kendisine iftira atılmak için anılan, ondokuzuncu yüzyıl etrüskologlarından Fransız Noel des Vergers'den bir cümle:

"Gerek İtalya gerek Yunanistan hakkında edinebildiğimiz en eski bilgiler gösteriyor ki, bu iki ülkeyi ilk zamanlarda etkilemiş medenileştirici amil PELASGLARDIR."


Adile Ayda (1912-1992) - Türklerin İlk Ataları (1986)
Diplomat, Akademisyen
dipnotlar:
(15) Sempozyumun düzenleyecileri, milliyetçi geçinen bazı Profesörlerde yaygın bir eğilim olan ANADOLUCULUK sebebiyle olsa gerek, tutanakların basılması sırasında benim bildirimin metnini yırtıp atmaktan çekinmemişlerdir.
(17) O Makedonya ki, orada Büyük İskender doğacak ve Yunanlılarla savaşıp onları esir haline getirecektir.






 TEPE - HILL

* TEPAE - Pelasg dilinde TEPE demektir.
* Meksika - CHAPULTEPEC'deki TEPEC - Aztek dilinde TEPE demektir.; "Çekirge Tepesi" demektir, Çekirge'de çapulçu değil midir? ;)
* Nikaragua'daki OMETEPE; Ome (iki) Tepetl (Dağ-Tepe) demektir.
TEPE'nin kökeni Türkçedir.
* TEPAE in Pelasgian means Hill
* TEPEC in CHAPULTEPEC-Mexico - in Aztec language; Hill
* TEPE in OMETEPE-Nicaragua - means also Hill

* The Origin and Etymology of TEPE is TURKİSH, means HİLL



Batılılar Etrüsklere büyük değer veriyorlar...
Batılılar Türklere hiç değer vermiyorlar...
Ah, Etrüsklerin Türk oldukları isbat edilebilse! - 1967 
demiş Adile Ayda...
İsbat ediliyor, lakin sindiremiyorlar.... SB



"Bir süre önce basına yansıyan haberlerde de, kimi DNA analizlerinin de aynı sonucu verdiği belirtilmişti. 
Ancak, basındaki haberler çok önemli bir nüansı kaçırmıştı:

Mesele, Batı Anadolu'dan giden kişilerin kim oldukları konusuydu. Sonuçta Aristoteles Onassis ile Yorgo Seferis de İzmir'den gitme... Yani Türk gazetelerindeki, üzerinde pek düşünülmeden yazılan haberlerde, bugün Türkiye olan topraklardan gitmek, Türk olmakla özdeşleştirilmişti. Ama İtalyanlar ve genelde Batılılar böyle bir özdeşleştirmeyi saçma buluyor, 10 000 yıl öncesinin Batı Anadolusunu Antik Yunan'ın bir parçası olarak görmek istiyorlar - dı 
bu sempozyuma kadar.

Oysa, Etrüsklerin kökeni konusuna eğilmiş, diplomat olarak Roma'da görev yaparken— gereğinde, işinden izin alarak—bu kentte ve genelde İtalya'da araştırmalarda bulunmuş olan Ayda, 1970'lerin başından, vefat ettiği 1990'ların başına kadar yayımladığı gittikçe hacmi artan yapıtlarda, Etrüsklerin “Tursakalar” denilen proto Türklerden olduğunu saptamış, hatta bulgularını Fransızca olarak (Les Étrusques Étaient des Turcs. Preuves, 1985) da yayımlamıştı."

Gönül Pultar (Adile Ayda'nın kızı)
“Tarihten Bir Kesit: Etrüskler” - Bodrum Sempozyumu, 2007


ilgili:


Magni Tamerlanis Scytharum Imperatoris Vita
* Life of Tamerlane, Emperor of the Scythians
by Petrus Perondinus, 1553

Nomine a cotubernalibus Temirus Guthlus fuit appellatus; quae vox Scythica lingua fortunatu gladiu exprimit.
* He was called Blessed Temir, which means in the Scythian language 'the owner of the Blessed sword.

Temirus = Temir / Demir / Tamar / Timur;  Tr. etymology, İron. 
Swords were from iron, so the word Temir here represents also the sword; Blessed İron.
Guthlus = Gutlu / Kutlu ; Blessed, Holy
Gut / Kut = Holy
Scythian language = Turkish.

Hac inclyta in vrbe tunc temporis Hemanuellem Paleologum regnaffe Theodorus Spanduginus ciuis Byzantius Turchaicae non imperitus linguae rerumque no ignarus ab Ottomannis terra marique geftarum fuis incommentariis tellatur; vt quo rundam opinionem confutemus qui Iohannem tunc Graeciae imperitalle affirmarunt, quae nunc commentaria miro Ludouici Dominici ftudio apprime eruditi, atque omniu quae memoratu maxime digna cenfentur cumulatoris indefefsi atque affidua lectione clarifsimi, in Etrufcam lingua verfa, impreffa exftat.

Theodore Spanduginus, who was famous at that time in the word of Hemanuel Palaeologus, reigned, was not ignorant of the language of Byzantium Turchaica, nor was he ignorant of the things of the land and sea of the Ottomans. Let us refute the general opinion which at that time affirmed that John was ignorant of Greece, which now the commentaries of the wonderful Ludouicus Dominicus, highly learned, and all that is most worthy of remembrance, are praised by the tireless and faithful collector of the most clear reading, in the Etruscan language.
p.19


13 Eylül 2014 Cumartesi

KÜÇÜK ASYA VE GREK/TÜRK YAZISI





In the section misleadingly tacked into Chapter 7 "The Greek Alphabet", Isaac Taylor, in his founding monograph, traced the provenance of a group of symbols that fall outside of the Egypto-Semitic-Greeco-Roman evolution line. These characters, that showed up in a number of Anatolian alphabets, Isaac Taylor classed as "Asianic" scripts, and traced them to an independent line of development that occupied Asia Minor in the 2nd millennia BC. Isaac Taylor traced the vestiges of that stand-alone writing script back to the Hatti-Hittite states, known at his time as a Hittite state. In the conclusion of the Asianic section I.Taylor presents a table showing examples of a genetic connection of the "Hittite" syllables with the later syllables of the Cypriote Syllabic script. That table is remarkable not only in illustration of derivation of the Cypriote Syllabic script elements from the Hatti-Hittite script, but also by allowing juxtaposition that demonstrates a remarkable resemblance of the Cypriote Syllabic elements with the letters of various Türkic scripts. S.Amanjolov initially demonstrated the probable derivation of the Eastern Asian Türkic scripts from the Phoenician in the 1971, and further substantiated that thesis  in his 2003 monograph, but he stopped short of following the evolution of the Türkic scripts to the levels older than the 12th c. BC Phoenician script, and did not examined the Hatti-Hittite independent Asianic branch. Amazingly, the Türkic- Cypriotic connection was recorded among the Türkic genesis legends, see Djagfar Tarihi.

From the indications that accumulated by now, we can deduce that the art of  writing was transmitted, possibly by "Ki-en-gi"-Kangars-Shumers, or by a related tribe back to the Uzboi-Horesm area, since we know that Mesopotamia-Hyrcania (Tr. Yirk="nomad")-Aral belt was a range of the nomadic pastoralists, who served as a conveyor belt for the delivery of  Mesopotamian culture and products to N.Caspian, N.Pontic, and Central Asian steppe people. From there it could spread to the east along with permeation of the Afanasiev Kurgan Culture, until it reached the fringes of the Chinese tribes. At that point the trail becomes visible again, in time, space, and in the development level, since the expansion of the Afanasiev Kurganians is credited with passing a number of innovations from the steppe to the eastern tribes starting ca 1700 BC. One of these innovations could be related to writing. It appears that vestiges of this process are observable in the graphics of the various Türkic scripts.

The 2-volume monograph by I.Taylor, after initial interest and repeated publications, went into a 100-year hibernation period. Recently re-ignited a renewed interest, and the monograph was re-published in 2003 and 2006. The newly published editions carry ISBN numbers for Part 1 ISBN: 0766158462 ISBN-13: 9780766158467 2003 edition and ISBN 10: 1428636781 / 1-4286-3678-1 ISBN 13: 9781428636781 2006 edition, and for Part 2 0766158470 ISBN-13: 9780766158474 2003 edition and ISBN: 0548126860 ISBN: 142863679X ISBN: 0548126860 2006 edition.

The graphical depictions in the text are dropped in this posting, unless they are illuminative for Türkic history. The graphics can be viewed at the above http://books.google.com link. For S.Amanjolov work about history of the Türkic alphabets, see "Genesis of Türkic Runic Alphabet". For a review of the differences between IE flexive and Turanian agglutinative languages see A.Toth "Agglutinative languages". The developments that occurred in the intervening 100 years are noted in the body of the posting, these developments do not impact or diminish Isaac Taylor's scientific contribution.

Translator Norm Kisamov

From İsaac Taylor:

While the classical Greek alphabet was being evolved in the Ionian cities of the Asiatic coast, numerous scripts, more or less closely related to the Greek, prevailed among the non-Hellenic races. Setting aside the Aramean of the Satrapies, which has been already discussed, it is possible to recognize five distinct alphabets  - the Lycian, the Carian, the Cappadocian, the Phrygian, and the Pamphylian; to which the Lydian,  the Mysian, and the Cilician may probably be added.

Some of these alphabets are simply archaic Greek; others appear to be unrelated either to the Greek or to the Phoenician, while the remainder contain both Hellenic and non-Hellenic elements....

... the non-Hellenic characters in the Lycian, Carian, and Cappadocian alphabets, as well as the Cypriote syllables, were all derived from a common sorce , a syllabic writing, evidently of immense antiquity, which prevailed throughout the whole of Asia Minor, and which has been designated by Professor Sayce as the Asianic syllabary....

... It must have been owing to the insulation of Cyprus that this primitive script lingered there down to historic times, elsewhere giving place to the Greek alphabet, which, however, incorporated certain signs from the older script...

... the Cypriote syllabary is of great interest as an example of an independent graphic system, unrelated to the Semitic alphabet...

... This conclusion agrees with all the other available evidence. Dr. Schliemann's whorls from Hissarlik tend to prove that at the time of the destruction of Troy the only graphic signs used in Mysia were the Asianic syllables, which may probably be identified with the σήματα λυγρά (semata ligura, "Semitic letters" - Translator's Note) of Homer (Il. vi. 168). As we shall presently see, the Asianic syllabary must have been employed throughout Asia Minor long before the arrival of the Phoenician colonists in the Aegean in the 12th century B.C. In the 7th century the Cypriote writing was already obolescent (i.e. becoming a dying whorl [adj.] - Translator's Note) in Cyprus, and yet the Cypriote syllabary was plainly only a late survival of the more comprehensive 1 and more archaic syllabary of Asia Minor....

... To complete the solution of the problem offered by the Asianic alphabets one step only was required. namely, the discovery of the source from which the Cypriote syllabary was itself obtained. It had no recognizable affinities with the graphic systems of the Greeks, the Phoenicians, the Egyptians, or the Assyrians, but the analogy of other scripts made it probable that it was the ultimate survival of some extremely ancient mode of picture-writing....




... The recent discovery of the so-called "Hittite" hieroglyphs has cast a flood of fresh light upon the question. In 1871, Mr. Tyrwhitt Drake obtained copies of five inscriptions in an unknown hieroglyphic character from Hamath on the Orontes, and others of a similar nature have recently been excavated from a mound (kurgan) at Jerabis, on the upper Euphrates, which has been identified with the site of Carchemish, the northern capital of the Hittites. That their empire extended as far as the Euxine and the Aegean is shown by hieroglyphs and sculptures in the unmistakable style of Hittite art, which are scattered over Asia Minor, more especially in Lydia, Lycaonia, Cappadocia, and Cilicia.

These monuments are those of a people who have been identified with the Hittites (Khittim) of the Old Testament, the Kheta of the Egyptian monuments, the Khattai of the Assyrian records, and the Κητειοι of Homer (Od. xi. 521). They were one of the most powerful peoples of the primeval world, their empire extending from the frontier of Egypt to the shores of the Aegean, and, like the Babylonians and the Egyptians, they possessed a culture, an art, and a script peculiar to themselves, and plainly of indigenous origin....

... In the 12th century, when the Phoenicians advanced to the Aegean, the Hittite power had begun to decline, and by the time of Solomon their empire was broken up into separate kingdoms by internal divisions, and weakened by the encroachments of neighboring Semitic nations, and was finally brought to an end in 717 B.C. by the capture of Carchemish by the Assyrians under Sargon. Their speech was clearly neither Aryan nor Semitic, and seems to have belonged to the great Alarodian family which was spoken in Cilicia, Cappadocia, Lycaonia, and Armenia*, and whose nearest living representative is believed to be the language of the modern Georgians... (Translator's Note For update on Hatti and Hittite languages and script, refer to Hatti language (Russian text by I.M.Dunaevskaya and I.M.Diakonov) and Hittite language) -  

[* geographic name, nothing to do with today's Armenian people, they came as Hay (or Hayk) in the 6th c BC, and was not powerfull at that time-SB] 

[ from the link above: a) The Hattian character of the onomastics of the Kask, or Kashk tribe, which in the 2nd millennium BC occupied the north-eastern Asia Minor (area of Pontus abutting in the east to Colchis - G.G.Giorgadze);  ** - Hattian language was a aggl.lang., and Kask or Kashk tribe is the Alizon, Gargar, Kaşka tribe in some sources, which belongs to Scythian/Saka-Turks people. Do remember, that in the Caucasian geography lived/lives many Turkish speaking people (from BC-today). (Cimmerians, Scythians, Kipchaks, Huns, etc. even in the Georgian sources "Bun-Turk" (indigenous people-Turks) are to be seen. - SB]










Grek alfabesinin Arkaik dönemdeki hali, 
Türk Runik yazısı da denen Türk oyma yazısındaki 
sembollerle örtüşür. 


Akademisyenler Grek alfabesinin önce fenike alfabesinden etkilenerek , archaic - ancient- grek alfabesine sonra da bildiğimiz grek alfabesine dönüştüğünü söylerler. Sonrada Fenikelilerin alfabeyi kendiliklerinden icat ettiğini savunurlar. Oysa Fenike alfabesi de Türk runik alfabesinden esinlenmiştir. Grek alfabesini Fenikeye bağlamaktan daha mantıklı olan İskitlere bağlamaktır. 

İskitler de pekçok kadim Türk devletinde olduğu gibi bir kabilenin iteati altındaki kabileler konfederasyonudur. Türk Etnik ve kültürel yapısından gelen royal (Asil- kraliyet - yönetici) İskit kabilesinin yazısından etkilenerek (Grek diline uydurularak) önce Archaic Grekçe ve sonrada bildiğimiz Grek yazısı geliştirilmiştir. 

Ekteki linkte Arkaik Greek denen ve çeşitli lokasyonlarda bulunan yazıların alfabeleri mevcut pekçok sembol birebir Türk oyma yazısının sembolü ile aynen örtüşür.  Bir kısmı da Türk tamgalarının deforme edilmiş halidir. Arkaik Grek yazıtlarında da Türk oyma yazısındaki gibi kelime ayracı üst üste 2 ve daha fazla nokta klasik Grekte bu yoktur.


Orhun Yenisey: link   /   link  






Alman Çeşmesi - İstanbul

Got kabilesi ,Deutsch'lar pagan iken Kırım'da komşuları 
Hun Türklerinden öğrendikleri oyma yazıyı , 
Atilla'nın önünden Tuna'nın batısına kaçarak
 Deutschland'ı kurduklarında, Hıristiyan olduklarında 
Latin harflerine geçseler de 
kelime ayracı iki noktayı 
1901 yılında bile kullanmaya devam etmişler.





THE TURANİAN race is one of the oldes in the world and appears to have migrated at the same time as the Hamitic ; it might even be possible to restore the chief features of an epoch, when the sons of Turan and of Cush alone occupied the greater part of EUROPE and ASİA, whilst the Semites and the Arians had not yet left the regions 
which were the cradle of our species.  (page 63)

F.LENORMANT



"The wonderfull system of writing, called from the shape of the characters, cuneiform , or wedge-shaped was invented by the orginal Turanian inhabitants of Babylonia"....page 16

"It is generally supposed that Babylonia was peopled in early times by Turanian tribes (tribes allied to the Turks and Tatars) and that these were conquered and dispossessed by the Semites"....page 34







25 Nisan 2014 Cuma

YABANCI KAYNAKLARDA PROTO-TÜRKLER 5



The Alphabet
an Account of the Origin and Development of Letters
by Isaac Taylor



...The transmission of the Aztec Hieroglyphs to the Mayas of yucatan, of the Egyprian Hieroglyphs to the Semites, and the thrice repeated transmission of the Semitic alphabet to Aryan nations - to the Greeks, to the Persians and to the Indians- are instances in point. 

Each of these transmissions was accompanied by important developments in the art of writing. But the action of this general law is perhaps best exhibited in the case of the repeated transmissions of the cuneiform writing.

It was invented by the Accadians, a Turanian people ; from them it was transmitted to the Semitic Assyrians and Babylonians; 


.....page 39.......


The Alphabet
an Account of the Origin and Development of Letters
by Isaac Taylor

*REPRİNT İN 1991 !- link for BOOK



and old print to read:

Isaac Taylor, M.A., LL.D.
THE ALPHABET
AN ACCOUNT OF THE
Origin and Development of Letters
London, Kegan Paul, Trench, & Co., 1883 
VOL. 2, 1899


***


ETRUSCAN LANGUAGE by ISAAC TAYLOR

A non-Indo-European language like the Basques.

...Now it is utterly out o the question that the Etruscans can have been a colony of Negroes, or Hottentots or Sourth Sea Islanders or Mexicans or Peruvians or Red Indians. The portraits in their tombs to say nothing of geographical considerations are enough to dispose of any such hypothesis.

Putting aaside the languages of such impossible races, the languages of Europe and Asia divide themselves into three grand divisions:

I - The Aryan or Indo-Europeen languages, such as Sanskrit,Persian,Greek,Latin,German,Russian or Welsh.

II - The Semitic languages, such as Poenician, Hebrew, Arabic and Assyrian.

III - The Turanian languages, compirising the various Finnic, Turkic, Mongolic, Dravidic and Malayic dialects.

Thus the problem reduces itself to this simple question, In which of the three great families of speech - Aryan,Semitic or Turanian, are there any decades resembling this Etruscan decade ?
Are there any languages in which l-ch-l- or any equivalent root is used as a decadel suffix?

To this very definite question there is a very definite answer.

The Aryan and teh Semitic languages are at once put out of court. The claims of Hebrew, Arabic, Poenician, Coptic, Celtic, OScan, Umbrian, Latin, Greek, Gothic and Sclavonic all of which have been urge bu learned men in learned books, disappear before this simple test. In none of them do the decades end in l-k-l.

The Turanian languages are left. If they do not satisfy our test , The Etruscan language must as some have thought, stand apart, solitary and kinless among all the known languages of the earth ; a single shattered peak as it were, emerging out of the deluge which has overhelmed the linguistic world to which it formerly belonged.

Fortunately however our test is satisfied by the North Turanian, Altaic or Finno-Turkic family of speech , a class which includes the languages of the Lapps, Fİnns, Magyars, Turks, Tatars, mongols and Samoyedes.

...It may therefore be asserted not only that the Etruscan decades can be explained by the Altaic languages, but that every Altaic language from the Baltic to the Amoor, possesses either one or bot of the two Etruscan decadel suffixes which we find in such records of age as machs me a-lchl-sc or machs za-thrum-s.

So much for the Etruscan decades. They have given us what seems to be a key to the lost of the Etruscans. We have now to see if our key is THE KEY. Will it give consistent and probable interpretations of the six digits on the dice shich have so long baffled the efforts of philologers ?

The great difficulty in interpreting the words pn the dice is to obrain a starting point. This, fortunately, is supplied by the decades. We have seen that the Etruscan decade ZA-THRUM meant for-ty hence we gather that the first syllable ZA was equivalent to "four" in Etruscan. You are aware that the Accaidian, one of the cuneiform languages of Babylonia, presents us with the most ancient form of TURANİAN speech. Therefore, in endeavouring to interpret the nuemrals on the dice, we may begin by assuming that the word Sa means "four".


İsaac Taylor Etruscan Language

Mario Alinei , ETRUSCAN LANGUAGE





***



The origin of Semitic civilisation, chiefly upon philological evidence (1872)

Archibald Henry Sayce (1846 - 1933 )
 İngiliz Prof. Asuroloji , Oxford Üniversitesi





 "the Truth is coming" out...



SB.



________________THE TURKS_________________