Translate

21 Temmuz 2016 Perşembe

TÜRK DİLİNİN DİĞER DİLLERDEKİ ETKİSİ ile -MAN-MEN EKLERİ











TARİHSEL GELİŞİM SÜRECi İÇİNDE -mAn / +mAn EKİ
Yrd. Doç. Dr. Nesrin GÜLLÜDAG

Banguoğlu, -men ekinin eski Türkçe'den önce büyütme anlatımıyla kullanılmış olduğunu farz edebiliriz. Eski Türkçe'de kögınen (Sayan Dağları) Azınan (Köl Tegin'in bir atı. Az bir ulus adıdır.)

Degirmen < tegir = teker yasıınan közınen, İlimken göçmen yalınan kölemen gibi, Eski Türkçede fiiliere gelen ve zaman ve alet adları yapan başka bir men eki olmuş olabilir. (kurtarınan örtmen sıkman sökmen) Bunun -me sıfat fiilierinden uzatma (?) olduğu farz olunur. Dilimizde az çok canlı olan yönüyle -men eki sıfatıara gelerek "pek veya biraz" anlatımıyla emen hepsi kişileri vasıflayan sıfatlar yapmıştır. Akman karaman gömen kırcaman sarman kocaman kücümen şişman delişmen dalaşınan toraınan kodaman dızınan kösemen Dikmen Karaman Çölmen. 

Yeni Türkçede-men ekiyle birçok kelime ortaya atılması bu ekin sezilen anlatımını değerlendirme anlayışıyla değil Cermen dillerine akrabalık iddiasından başlayarak Mann kelimesinin bu dillerdeki "kişi ve yapıcı kişi" anlatımına özenmek yoluyla meydana gelmiştir. Böylece men fark gözetilmeksizin isim ve fiil tabanlarına getirilmiştir. Uzman ökmen sözmen denetmen sayman yazman seçmen öğretmen yönetmen çevinnen damşman. 1

Korkmaz'a göre, Man eki sıfatiardan kişileri niteleyen sıfatlar türeten bir ektir. Eklendiği sıfata "abartma, aşırılık" işlevi katar. İşlek bir ek olmadığı için türettiği kelimeler oldukça sınırlıdır.

Akman, ataman "eski Rus Kazaklarına verilen ad" delişmen, dızman "iri yapılı" evcimen, gökmen, karaman, kocaman, kodaman, kölemen, kösemen, küçümen, (<küçükmen) toraman ''tombul, genç irisi" yalınan "eğik, sarp, dik" vb. kalıplaşma yoluyla oluşmuş Dikmen ve Karaman yer adlarında da aynı ek vardır. Uzman ve egemen bu ekle yapılmış yeni sözlerdir. 2

Korkmaz'a göre, fiilden isim yapan, Man eki geçişli geçişsiz fiil kök ve gövdelerinden türetıneler yapan ve işlek olmayan bir ektir. Çatı eki almış fiillere gelmemektedir. Üzerinde az çok "abartına ve sürerlilik'' işlevi taşıyan ek, geçişli fiillerden değirmen, sokman "bir cins uzun Türkmen çizmesi" gibi iki ad türetmiştir. 

Çeşitli fiillerden de ad ve sıfat olarak kullanılan birkaç türetme yapmıştır. Azman; insan iı·isi, çok gelişmiş; Kocaman (koca), Şişman, dalaşman, (kötü huylu kavgacı); duman (engel olmak, tıkamak) yaman vb. Türkçeleştirme çalışmalarında da bu ekten "bir işi yapan kimse" anlamında adlar türetilmiştir. 

Çevirmen, danışman, düzeltmen, eğitmen, eleştirmen, gezmen, okutman, öğretmen, sayman, yazman, Bu yeni türetmelerde ekin bilinen Ici, UcU, An, ekieriyle görevdeş işlevi yerine batı dillerinden man "adam, insan" anlamı hakim olduğu için bu şekiller zaman zaman eleştiriye uğramışsa da eski türetmelerde de "işi yapan kimse" anlamı vardır. danışman, öğretmen, sayman gibi sözlerin tutuması da ekin yadırganmadığını gösterir. Sıfatlardan "azlık" veya "çokluk" gösteren abartma sıfatları yapar. Evcimen, egemen, delişmen, göçmen, kocaman, küçümen, 3 şışman, uzman.

Eker'e göre, eylem soylu sözcüklerin yanı sıra ad soylu sözcüklerle de görülmektedir. Türkçedeki ad ve eylem arasındaki ayrım göz önüne alındığında bu ekieri eşsesli farklı biçim birimler olarak kabul etmek mümkündür. Şişman, göçmen gibi kökü l1em ad hem de eylem kabul edilebilecek tartışmalı sözcüklerde ve azınan da vardır. teğmen, sayman, seçmen, yönetmen gibi neolojizmlerde de görülür. 4 

İsimden isim yapma ekieri arasında kullanım sıklığı fazla olmayan eklerden "abartma, benzerlik" bildiren özellikle sıfatiara gelen şişman, akman, kösemen, küçümen. Türkmen sözcüğünde de görülen bu ekin, İngilizce superman örneğinde yer alan man biçimbirimi ile, ses benzerliğinin dışında hiçbir ilgisi yoktur. 5 

Türkiye Türkçesi gramer kitaplarında ekle ilgili özellikler verilirken birkaç yer adında kalıplaşmış olarak yer aldığı, bir de yapan eden anlamında fıil köklerine gelerek kullanıldığı ve ekin fazla işlek olmadığı söylenınesine rağmen, ekin son yıllarda özel1ikle kişi adları yapımında işlek olarak kullanılan bir ek olduğunu söyleyebiliriz.

Ekin Fransızca appartement "apartman", quipement "ekipman", compliment "kompliman", moralement "moralman", İngilizce'de superman "süpermen", şekillerinin kullanılması belki de ekin Batı dillerinden alındığı intibaını uyandırmaktadır.

Ayrıca ekin batı dillerinden alındığı konusundaki görüşlere katılmadığımızı, ekin dünyanın en eski dili olan Sümercede de bulunması, Türkçenin tarihi dönemlerinde Eski Türkçe'de, DLT'de, Kıpçak döneminde, Tarama Sözlüğünde, Türkiye Türkçesinde, Türkiye Türkçesi ağızlarında ve Çağdaş Türk Lehçelerinde canlı olarak kullanılması ekin Türkçe olduğunu doğrular niteliktedir. 


detaylı:





*




"-man, -men Türkçede mübalağa ekidir. "Karaman, akman, toraman, kocaman, şişman" gibi. Diğer taraftan öğretmen, eğtimen, üretmen vs.'deki -men ekleri uydurmadır. Onların doğrusu öğretici, eğtici, üretici vs.'dir." 

Prof.Dr.Mehmet Eröz - Doğu Anadolu'nun Türklüğü








Irek BIKKININ
TURKIC BORROWINGS IN ENGLISH
Germanic-Türkic Appendix
Some etymological examples:

English man ~ Türkic men, from the Türkic root “men/min” = “I, me". In Chinese bĕn is “I, myself, personally” ~ Türkic ben/men “I” (m/b alteration). Another  English/Türkic/Chinese peculiar coincidence. In English, like in Türkic, man also serves as an affix of a noun, as in workmen, serviceman, with some peculiarities, for example alteration man/men to indicate plurality is impossible in agglutinative Türkic languages.

English -er  ~ Türkic er/ir/ar, English ending indicating a man: teacher, butcher etc., ..., from the Türkic root “er/ir” = “man". But the link does not end there, in Chinese “err” is a male child, boy (as far as Chinese can articulate “rr"): N.Bichurin, “Collection", Vol.1, p. 46, Note 3. Like the word “man", in English, like in Türkic, -er also serves as an affix of a noun, as in worker, servicer. And Herodotus' time Scythians called their man “er", cited in the word Eorpata, eor = man. The Scythian pata = “strike” also survived in English as the word bat. The phonetic form eor reflects the Ogur yer/yir/yar, with prosthetic y/j in the anlaut, rather than the Oguz form er/ir/ar.


More than 60 words of the Turkic origin penetrated English through Russian. Among them: astrakhan, ataman, hurrah, kefir, koumiss, mammoth, irbis, shashlik etc [18].

Such Turkic words as hetman, horde, uhlan, came to English through Polish. The etymological dictionaries of English wrongly derive uhlan from the Turkish oglan – “a young man”. In the Tatar of the epoch of the Golden Horde, uglan meant not only “a child, a young man”, but also “a noble warrior”, and was also applied in relation to the Khan’s Guards.

In 1858, was published a book of travels of Thomas Atkinson, who visited Kazakhstan, [21]. In addition to the travelers, diplomats and merchants, there were a few British intelligence officers who penetrated Central Asia in the 19c. Thus, in 1824 Captain Connolly and Colonel Stotgardt, who infiltrated Turkestan under the guise of Indian Muslims, were executed in Kokhand,. Up to the beginning of the 20c, almost all of the copper, polymetal and coal mines on the territory of the modern Kazakhstan were in the hands of English businessmen, who employed quite a few qualified workers and engineers from the Great Britain. The diaries, reports, letters of the British, who lived and worked in the Volga region, Transcaucasia, Central Asia and Siberia were full of Turkic loans, which reflected concepts and things, hitherto unknown to the British, and which had no equivalents in English: astracan, aul, batman, carbuse, jougara, pul, saigak, toman, turquoise (in the meaning of “a semi-precious stone”) etc.

Turkish contributed the largest share of the Turkic loans, which penetrated into the English directly. This can be explained by the fact that Turkey had the most intensive and wide connections with England. Nevertheless, there are many Turkic loans in English, which were borrowed by its contacts with other peoples – Azerbaijanis, Tatars, Uzbeks, and Kazakhs.

Some Turkic loans, for example bosh, caviare, coach, horde, jackal, kiosk, etc


English say (v.) ~ Türkic söy/söjle/suj/söle/süle/ülä (v.) = “say”, with verbal and noun derivatives in English and Türkic. O.E. secgan “to utter, say", O.S. seggian, O.N. segja, O.Fris. sedsa, M.Du. segghen, Du. zeggen, O.H.G. sagen, Ger. sagen “to say", Hitt. shakiya- “to declare", Lith. sakyti “to say", O.C.S. sociti “to vindicate, show", O.Ir. insce “speech", O.Latin inseque “to tell say", Chinese 说 (shua) = say, tell, talk, Slavic skaz. The Chinese reflex 说 (shua) = say, tell, talk is likely a reflex of the Scythian Zhou component in the Chinese language. 

The Germanic and Latin forms point to Ogur Türkic source with y<=>g alteration. The fake “PIE *sokei-, probably from root *seq-” reverts back to the forms of the Türkic verb söy/suj = sprechen, speak (v). Notably, the Türkic verb is shared by all Türkic languages, from Chuvash and Gagauz to Khakass and Uigur, quite a contrast with the manifested exclusivity within the IE languages, which excludes Nostratic origin.

English talk (v. and n.) ~ Türkic tili/tele/dili (n.) = “language, tongue, speech”, with verbal derivatives. Related to tell and tale. O.E. talken, M.E. tale “story,” East Frisian talken “to talk, chatter, whisper", Dutch taale “language”, Du. taal “speech, language". Ironically the fake PIE root *del- “to recount, count” reverts back to the Türkic verb tili/tele/dili. 

Ironically, the fake PIE root *del- “to recount, count” reverts back to the Türkic verb tili/tele/dili, the absence of Indian/Iranian cognates notwithstanding. Apparently, the Türkic concept tili = “speech” is a later development compared with söy = say, which is reflected in Chinese as a reflex of the Scythian Zhou component in the Chinese language.


English truth (n.), true (adj.) ~ Türkic dürüst (n.) "truth". O.E. (n.) triewð (W.Saxon), treowð (Mercian) "faithfulness, quality of being true," from triewe, treowe "faithful" (see true). O.E. (adj.) triewe (W.Saxon), treowe (Mercian) "faithful, trustworthy", O.Fris. triuwi, Du. getrouw, O.H.G. gatriuwu, Ger. treu, O.N. tryggr, Goth. triggws "faithful, trusty". 

No sensible IE etymology. Lith. drutas "firm", Welsh drud, O.Ir. dron "strong," Welsh derw "true," O.Ir. derb "sure" are all reflexes of the Türkic form of dürüst.

English dumb (adj.) ~ Türkic dumur = atrophy, degeneration. Old Norse dumbr is identical with Türkic form. O.E. dumb “silent, unable to speak” and verb “to become mute", Old Saxon dumb, Gothic dumbs, meant “mute, speechless", O.H.G. thumb is “mute” and “stupid", Modern German dumm “stupid", M.E. “foolish, ignorant", Latv. dumjš “stupid". 

The fake PIE *dheubh- “confusion, stupefaction, dizziness,” from root *dheu- “dust, mist, vapor, smoke,” and related notions of “defective perception or wits” is raving mad, with no cognates in other IE groups, and with semantical and phonetical breaches even with the fake IE roots. Related to dementia, from the same Türkic dumur = atrophy, degeneration.








*




We have a fairly good Suvar Dateline that starts with Sumerian records, where were the Germanics at the time?

Chuvash is a relict of a language that is reputed to be an archaic branch of the Türkic, or a remnant of Ogur branch, or a language of Suvars/Sibirs,...

Türkic Suvars-Subars-Sabirs
Sabirs, Sabaroi, Sabiri, Savari, Sabans, Sibirs, Suvars, Zubur, Subartuans, Chuvash
Aksuvars, Aksungurs, Severyans, Sevruks (Siberian Tatar folklore) and other variations
Subar/Sabir/Suvar/Chuvash Anabasis

2,500 BC - In the historical period, Sabirs had inglorious beginning. In earliest Mesopotamia, the word “Subarian“ became a synonym for slave. Apparently, Sabirs were kyshtyms of the Sumerian Kangars.












Oglan, Uhlan, Ulan, Clan, Oglach

That is one of the most widespread Türkic words, recorded as far back as the alphabet writing is in existence, and spread as wide as the black plague in the Middle Ages.

Meaning: The Türkic "son" and its derivatives "offspring, youth, young man, hero, strongman, warrior, rider, cavalryman, militiaman, descendant, clan of descendants, clan, family, stock, and possibly hundreds more semantic derivatives in a number of linguistic families.

The direction of the borrowing can't be questioned, first because in the borrower linguistic families the Türkic word was adopted by some members of the family and not by the others, secondly because all the borrowers were neighboring the Türkic-speaking areal, but not necessarily each other, like for example British Isles and China or Scotland and Korea, and thirdly because within the Türkic-speaking areal all languages, including deviant Chuvash and Sakha, have this word with its prime meaning of "son".


The extant Dictionary definitions of ulan/uhlan/clan etc
1 n. - One of a certain description of militia among the Tatars. 
2 n. - One of a kind of light cavalry of Tataric origin, first introduced into European armies in Poland. They are armed with lances, pistols, and sabers, and are employed chiefly as skirmishers
3 n - "cavalryman," 1753, from Ger. Uhlan, from Pol. ulan "a lancer," from Turk. oghlan "a youth" 
4 n - c.1425, from Gael. clann "family, stock, offspring," akin to O.Ir. cland "offspring, tribe," both from L. (Smile, you are on Candid Camera!) planta "offshoot." Gaelic (Goidelic) Celtic had no initial p-, so it substituted k- or c- for L. p-. Clannish is first attested 1776. (The real Türkic source, or at least the Etruscan borrowing is not mentioned out of sheer modesty, or not to burden the tired reader with superfluous details, I guess)
5 n - A traditional social unit in the Scottish Highlands, consisting of a number of families claiming a common ancestor and following the same hereditary chieftain.
6 n - A division of a tribe tracing descent from a common ancestor.
7 n - A large group of relatives, friends, or associates. 
8 n - (From Dahl Russian Dictionary) (Tatar "son"?) (The question mark out of sheer Slavic modesty, I guess)

8.1 - Mounted soldier in tight clothes of special cut, with a spear with a badge or banner
8.2 - Lower commander of ten men, in mines or ore factories
8.3 - Khan's officials during Tatar rule (convoy, nukers?). Ulanian uniform: - cap - kolet, uniform - chikchirs, trousers. (Even encyclopedic Dahl can't write a definition without Türkic words presented as aboriginal Russian)






*




Old Irish oglach («young», «warrior», «servant»)  is a cognate of the Turkic oghlak («young», «boy»), a variant of the common Turkic oghlan. The Celtic oglach is interpreted as the combination of og («young») and the suffix lach, forming abstract nouns . The Turkic oghlak is known to be a derivative of the same ogho, ogh («young») and the noun forming suffix –lak in Turkic languages .

The element ogho, as an independent noun, has survived in the Yakut language in the words «young», «child». That language is known to be one of the old Turkic languages keeping old elements.  Oghlak is a cognate of modern Turkic oghlan («boy»). Its phonetical variants uhlan, ulan («warrior», «cavalier») are used in modern European languages .


Chingiz Garasharly
The Turkic Civilization lost in the Mediterranean basin / e-book
BAKÜ 2011 - Professor, Doctor of Philological sciences 





*




AKKADCADA TÜRKÇE İZLERİ VE DİL KURALLARI IŞIĞINDA AKKADCA VE
TÜRKÇE DİLLERİ ARASINDA BAĞLAR
Turkish Marks In Akkadian And Bonds Between Akkadian And Turkish In
The Light Of Language Rules

Elşad ALİLİ
Azərbaycan Milli Elmlər Akademiyası İnsan Hüquqları İnstitutu.


İlk dönem Assiroloji uzmanları Sümerce ve erken Akkadcanın Turanî bir dil olduğunu söylemektedir. Semitik Akkadca bünyesinde Türkçeden aldığı birçok kök sözü barındırmaktadır. Bu sözlerden semitik Akkadca dil kurallarına uygun olarak birçok yeni türev sözler üretilmiştir.Günümüzün Assiroloji uzmanlarının Türkçe dil bilimi konusunda bilgileri sınırlıdır. Hâlbuki Mezopotamya’da bulunan çivi yazılarını çözen ilk kuşak uzmanlar arasında Türkçe ve genel olarak Ural-Altay dilleri konusunda bilgi sahibi olan akademisyen sayısı az değildir. 


Erken dönem Sümer ve Akkad metinlerinde Türkçe dışında diğer Altay dillerinden, Macarca, Fince ve diğer Fin-Ugor dillerinden de kelimeler bulunmaktadır. Karşılaştırmalı örnekler bütün Mezopotamya dillerinin ilk aşamada eklemeli Ural-Altay dillerinden çokça faydalanarak bir literatür geleneği oluşturduğunu gösterir. 


Daha sonraki dönemlerde kâtipler ve rahibeler çekim kuralları uygulayarak bol bol yeni sözler üretmiştir. Üretilen bu sözler hem semitik dillerin mirası olmuş hem de Hint-Avrupa dillerine bol bol ödünç verilmiştir. Çalışamadaki amaç Akkadcada, yani Mezopotamiyada kullanılan literatürde Türkçe kelimelerin var oluşunu bariz şekilde sergilemekdir. 


Sırasıyla ilk önce Akkadca sözcükler ve Türkçede onlara bulunan paraleller gösterilecektir. Kelimeleri seçerken genelde eski ve orta Türkçe dönemi metinlerde bulunan sözcüklere üstünlük verilmiştir. Ama bazen de Azerbaycan ve Anadolu'da halk ağızlarında bulunan kelimelere de yer verilecektir.



Günümüzün Assiroloji uzmanlarının Türkçe dil bilimi konusunda bilgileri yok derecesindedir. Hâlbuki Mezopotamya’da bulunan çivi yazılarını çözen ilk kuşak uzmanlar arasında Türkçe ve genel olarak Ural-Altay dilleri konusunda bilgi sahibi olan Akademisyen sayısı az değildi. Erken dönem Sümer ve Akkad metinlerinde Türkçe dışında diğer Altay dillerinden, Macarca, Fince ve diğer Fin-Ugor dillerinden kelimeler bulunduğunu da söylemekte yarar vardır. Bu bütün Mezopotamya dillerinin ilk aşamada eklemeli (agglutinative) Ural-Altay dillerinden çokça faydalanarak bir literatür geleneği oluşturduğunu gösterir. Daha sonraki dönemlerde kâtipler ve rahibeler çekim (flexsive) kuralları uygulayarak bol bol yeni sözler üretmiştir. Üretilen bu sözler hem semitik dillerin mirası olmuş hem de Hint-Avrupa dillerine bol bol ödünç verilmiştir.



İnsan Hakları Enstitüsü Yayınları
Uluslararası Türk Dünyası Kültür Araştırmaları Dergisi
Bahar 2015 - 1 / LİNK





Bu makale ilk kez 2014'te İngilizce olarak yayımlanmıştır:

Akkadian, although a dead language, has left deep imprints on Semitic and some Indo-European languages, and has played an important role in the history of mankind.

It is accepted as the ancestor of all the Semitic languages. Beginning from the era of Sargon I, it became the official language in a vast area from Anatolia to Egypt and to India.

Akkadian was the "Lingua Franca" of the ancient world, and has passed on many words to other languages such as Persina, Sanskrit and Greek. Although, Assyriologists at present ignore it,the lnaguage spoken in the very days of Akkad, in BCE 28-24, may have been an agglutinative language like today's Turkish or Magyar, rather than an inflective language like today's Arabic and all Syriac languages.

Thus it may show parallelism with Turkish.

Elşad Alili - Institution of Linguistics, Azerbaijan
Osman Çataloluk - Department of Archeogenetics, Turkey

Similarity Between Turkish & Akkadian Based on Rules of Inflective  Agglutinative Languages
AL&LS Advances in Language and Literary Studies - 2014 / LİNK





*




Bundan on iki yıl önce Arapçanın bükünleşmiş ve değişmiş bir Türk dili olduğu davasını, ilk defa olarak ortaya atmıştım. Sonradan, bu yolda birtakım yazılarım ve etütlerim de çıktı. O zamandan beri sürüp gelen araştırmalarım beni yeni yeni gerçeklere götürdüğü gibi, eski görüşlerimden bazılarının da değişip düzelmesini gerektirdi. Yeryüzünde konuşulan bütün dillerin veya bunlardan birçoğunun birleşik bir köke dayandığını, öteden beri, ileri sürenler olmuştur.

Biz Arapça ile Türk dili arasındaki yakınlığı aydınlatacak olan bu araştırmalarımızda bunların bir kaynaktan çıkmış iki kol olduğunu değil, Arapçanın eski çağlardan beri, ödünç alma yoluyla gelişmiş ve Türkçemizin kökleriyle olduğu gibi, kendi gramer kurallarına göre işlenen üreme ve ekli kelimeleriyle de yuğrulmuş bir dil bulunduğunu belirtmek istiyoruz.

Üç cilde ayrılan bu eserimizde, Sam dillerinin en zengini ve gelişmişi olan Arap dilinin ses ve kök bakımından karşılıklı durumiyleonun Türk dili varlıklariyle nasıl kurulup yuğrulduğu incelenmiştir. Hazırlamakta olduğumuz ikinci bir ayrımda ise bu dildeki işaret ve sayı adları, zamirler, edatlar, fiil ve isim kipleriyle irap ve gramer sorumları ve bunların dilimizle olan ilgileri açıklanacaktır. Dil bilgisinin henüz sınırları arasına girmemiş ve birtakım engeller ve dikenlerle kapatılmış sarp ve çetin bir çığır üzerinde sürçmeden yürümede ve onu açıp dölendirmedeki güçlüğün değerli okuyucularca kabul edileceğini umuyorum.

Büyük Türk varlığı gibi, onun zengin dili de tarihin ucu kayıp derinliklerine dayanacak kadar eski ve köklüdür. Uzun zamanlar yüz üstü bırakılan, yüce değeri, olduğu gibi, bilinip belirtilmeyen Türkçemiz, dil bilginlerimizin yeni çalışmalariyle gittikçe aydınlanacak, diller arasındaki gerçek ve yüksek yerini kazanacaktır. Bu eserim onun karanlıklara gömülmüş bu üstün ve yaratıcı varlığı üzerine serpilmiş bir demet ışık sayılabilirse, ülkümün bana bağışlıyabileceği en büyük sevince ermiş olacağım.


Naim Hazım ONAT
TÜRKÇE - ARAPÇA KARŞILAŞTIRMALAR TEZİNE BAĞLI ÖRNEKLER 
(GÜNEŞ - DİL TEORİSİNE GÖRE) kitap

İlkkanun 1925 / sayı25 - Türk Dil Kurumu Bülteni
Türk Dili'nin Sami Dillerle Münasebeti  - Naim Hazım Onat
PDF 1   /   PDF 2




*




Naim Hazım Onat Gazi'ye Atatürk soyadını veren kişidir.

Atatürk’e soyadı verilmesinde eski Milli Eğitim Bakanı SAFFET ARIKAN ile NAİM HAZIM ONAT’ın önerileri söz konusudur.

Anıtkabir Eski Komutanı Ali Güler, “Hemşerimiz Atatürk” adlı kitabının 66-68 sayfalarında Atatürk soyadının kimler tarafından üretilip önerildiğini belgelerle açıklarken şunları anlatmaktadır :

“Bilindiği gibi, 1934 yılında çıkartılan 2525 sayılı kanunla, her Türk’ün bir soyadı taşıması mecburi hale getirildi. Soyadı kanunu, Büyük Millet Meclisi’nce kabul ve Resmi Gazete ile yayınlanıp ilan edildikten sonra, Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal için de bir soyadı almak gerekti. Fakat Gazi Mustafa Kemal’e verilecek soyadı ne olmalıydı ?

Bu hususta gerek “Atatürk sofrası”nda ve gerek Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu’nda ona layık bir soyadı bulmak için, bazı isimler tespit edilmiştir. Tespit edilen isimler şunlardı : “Etel- Etil –Etealp- Korkut – Araz – Ulaş – Yazır – Emen – Çogaş – Salır – Begit – Ergin – Tokuş – Beşe”...

Bu isimler Atatürk’e arz edilmiş ve Atatürk’ün, “arkadaşlarla bir kere konuşalım” demesi üzerine ikinci bir görüşmeye bırakılmıştır.

Çankaya’da yapılan son toplantıda, CHP Genel Sekreteri (sonradan Milli Eğitim Bakanı) Saffet Arıkan’ın bir yazısında kullandığı söylenilen “Türkata- Türkatası” gibi iki ad da kendisine arz edilmiş fakat Atatürk’ün “bir de arkadaşlar ne buyururlar, bakalım” demesi üzerine Konya Milletvekili Naim Hazım Onat Bey “müsaade buyurulur mu paşam ?” diye söz istemiş , Atatürk de “arkadaşlar lütfen hocamızı dinleyelim” diyerek sözü Onat’a bırakmıştır.

Naim Hazım Bey, Türk Dil Kurumu’nda çalışmış Türkçeyi-Osmanlıcayı çok iyi bilen, her iki alanın gramer ve sentaks kurallarını gerçekten kavramış bir şahsiyetti.

Naim Bey, bu husustaki düşüncelerini şu şekilde açıklamıştır : “Türkata , Türkatası gerek yazılışta, gerek söylenişte bana biraz tuhaf geliyor. Arkadaşlar biliyorsunuz tarihimizde bir ‘Atabey’ sözü, ünvanı vardır. Anlamı da , yine biliyorsunuz : Beyin, emirin, şehzadenin, hatta hükümdarın ilimde, idarede, askerlikte mürebbisi, müşaviri, hocası demektir. Atabey, kullanılmış, tarihe geçmiş bir ünvan-ı resmidir. Bu ünvanı taşıyan bir çok Türk büyüğü vardır. Binaeleyh biz de Türk’e her alanda atalık etmiş, Türklüğü kurtarmış, istiklaline kavuşturmuş olan büyük Gazimize ATATÜRK diyelim, bu soyadını verelim. Bu bana şivemize de daha munis, daha uygun gibi geliyor.”

Gazi, Naim Hazım Onat’ın açıklamasını daha yerinde bulmuş, hatta ona teşekkür etmiş, böylece ATATÜRK soyadı üzerinde oy birliği ile durulmuştur.


Bundan sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na şu üç maddelik kanun teklifi verilmiştir.
Kanun no :2587
Kabul Tarihi:24.11.1934
Yayımlandığı R.Gazete :Tarih:27.11.1934
Sayı:2865
Yayımlandığı Düstur: Tertip:3, Cilt:16, Sayfa:4

Madde:1-Kemal öz adlı cumhur reisimize ATATÜRK soyadı verilmiştir.
Madde:2-Bu Kanun neşri tarihinde muteberdir.
Madde:3-Bu kanun Büyük Millet Meclisi tarafından icra olunur.


2622 SAYILI KANUN

1- Kemal öz adlı Türkiye Cumhur reisine 24.11.1934 tarih ve 2587 sayılı kanunla verilmiş olan ATATÜRK soyadı tek şahsına mahsustur, hiç kimse tarafından öz veya soyadı olarak alınamaz, kullanılamaz ve kimse tarafından hiçbir surette bir kimseye verilemez.

2- ATATÜRK adının başına ve sonuna başka söz konarak öz veya soyadı alınamaz ve kullanılamaz
3- Bu kanun hükmü 24/11/1934 tarihinde başlar.
4- Bu kanun hükmünü yerine getirmeye Dahiliye Vekili memurdur.


Mustafa Kemal Paşa’nın Naim Hazım’a ÜLKÜ ONAT isim ve soyisim vermesi :

Atatürk soyadını alan Mustafa Kemal, bir akşam Naim Hazım’a 
“ Hoca ! idealler erişelemeyen şeylerdir. Şu ideallerin Türkçesini bul” deyince 
Naim Hazım , “Paşam bizde ‘ULKU DAĞI’ vardır. Bu Türkçe’de göz yanılgısıdır. Vardım sanırsınız erişemezsiniz. O Ulku Dağı ulaşılamayan yer olur” deyince , 
Atatürk :“Şu Ulku Dağı’nı ses uyumuna uydur” der.
Naim Bey : "Ülkü çıkar , Paşam! "der.
Atatürk Naim Hazım’a : “Yahu Hoca ! Sen dürüst adamsın…Senin soyadın ONAT olsun “ deyince , Naim Bey “ Teveccühünüz paşam” der.



Ve Atatürk Naim Bey’e Ülkü ismiyle birlikte “NAİM HAZIM BEY, BAY ÜLKÜ ONAT 8-11-1934 K.ATATÜRK” imzalı belgeyi verir ve Naim Bey’in ismi Naim Hazım Ülkü Onat olur.


(Demek ki ; Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK soyadı 24 Kasım 1934’te kabul edilip 27 Kasım 1934’te Resmi Gazete’de yayımlanmadan 15-20 gün önce imzasını K.Atatürk olarak atmaya başlamıştı !)


Cengiz Özakıncı – 2005
Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı kitabından alıntıdır. (ayrıca kaynak: işte Atatürk)



Naim Hazım Ülkü Onat (1889 - 1953)

Dil bilgini, Konya’da doğdu, medrese eğitimi gördü. Bir süre Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Meşrutiyet ve Milli Mücadele döneminde cesur kalemleriyle Babalık Gazetesinde yazıları yayınlandı. Konya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Merkez heyetinde yer aldı. Yeni dönemde Konya Milletvekilliği yaptı. Türk Dil Kurumu Derleme Kolu Başkanlığı görevinde bulundu. Şiirleri ,yazıları birçok dergi ve gazetede yayınlandı. Arap dili ve edebiyatında uzman sayıldı. Türkçe- Arapça Karşılaştırmalar ve Arapça’nın Türk diliyle Kuruluşu adlı iki yapıtı vardır. Türkçemize bir çok kelime kazandıran ve önemli katkıları olan Naim Bey zaman zaman Mustafa Kemal Paşa ile sabahlara kadar Türk dili ile ilgili çalışmalarda bulundu. Divan teşkil edecek kadar şiiri olan Naim Bey ,bunları ölmeden önce Ankara Milli Kütüphane’ye bağışladı ve Türkçe’nin Arapça’dan arınmış bir hale gelmesine çok çalışmıştır.





Hiçbir düşman bize karşı gelemez,
Hücümda süngümüz pek korkuludur,
Hürmetle yad eder her millet bizi,
Biz Türküz adımız uludur.

Naim Hazım , 30 Nisan 1922
Konya Babalık Gazetesi




EK KAYNAKLAR:
Hemşehrimiz Atatürk (Sayfa 66-68) - Yrd.Doç.Dr.Öğ.Bnb.Ali Güler 
Milli Mücadele'de Konya Kuvay-i Milliyecileri - Ahmet Atalay



_______________
_______________