Translate

6 Temmuz 2015 Pazartesi

ANAU










Türkmenlerin Atalarıyla Sümerler ve Eski Türkmenistan ile Mezopotamya ilişkileri



Önce de değindiğimiz gibi, Anau medeniyetinin hemen ardından Mezopotamya'da insanlık tarihinin çok zengin uygarlığı Sümerler tarafından meydana getirilmiştir. Tarih biliminin gelişmesi sonucunda Sümer ve Anu medeniyetleri arasında bulunan ilişkiler ve Sümerler ile Türklerin atalarının arasındaki akrabalık aydınlanmaktadır. Biz bu konudaki kendi düşüncemizi aşağıdaki bölümler esnasında izah etmeye çalışacağız.



Tarihi Gerçekler:


Türk Ansiklopedisi adlı eserde Sümerler hakkında şu satırlar vardır: "Güney Mezopotamya'da Sümer ilinde yapılan arkeolojik araştırmalar, hususiyle Uruk harabesinde tespit edilen kültür katları ile, başka başka kazı merkezlerinde bunlara tekabül eden katlarda elde edilen ve asıl bu yerlerle temsil edilip onlara göre adlandırılan buluntuların mukayesesi Sümerlerin Aşağı Mezopotamya'nın yerli halkı olmadığını göstermektedir... Sümerlerin Güney Mezopotamya Uruk katı sonlarına doğru göç ettiklerinin delilleri olduğu söylenebilir...


Öte yandan Benno Landsberg'in tahlil ve teşhislerine göre, aslında tek heceli bir karakter arz eden Sümerceye, Sümerlerin Mezopotamya'ya göç edip yerleşmelerinden sonra birtakım iki veya daha fazla heceli ve Sümercenin bünyesinden farklı yer adları ile meslek adları ve diğer kültür kelimeleri girmiştir. Bu arkeolojik ve filolojik deliller, başta Frankfort olmak üzere, bazılarının Sümerlerin El-Ubeyd çağından beri Güney Mezopotamya'da mevcut oldukları görüşünü kabullenmeye imkan bırakmamaktadır. Sümerlerin umumiyetle Mezopotamya'ya doğudan geldikleri kabul edilmiştir. Tabii bu görüşte arkeolojik ve filolojik bakımlardan birtakım münasebet ve benzerliklerin tesiri bulunmaktadır... "


Tanınmış Sümerolog Karmer de Sümerlerin Mezopotamya'ya dördüncü binin ikinci yarısında gelmiş ola-caklarını ve ana yurtlarının bilinmediğini belirtmektedir. Onun kanaatince, Enmerkar ve Aratta üzerinde dönen, destan! menkıbeler silsilesinden hükmedileceğine göre, ilk Sümer hükümdarları, belki Hazar Denizi çevresinde kurulmuş olan bir şehir devleti ile çok sıkı bir münasebete girmiş bulunuyorlardı. Bir ölçüde Ural-Altay dillerini hatırlatan Sümer dili de yapısı bakımından bir bitişken dildir ve bu dil vakıası da Aratta gibi aynı geniş sahaya işaret etmektedir."


Kramer tarafından Sümerlerin sıkı ilişkide olduğu ve onun fikrine göre Hazar çevresinde yer alan Aratta şehrinin Eski Türkmenistan'da olduğu konusunda Türkmenistan'ın ve bütün eski Sovyet Cumhuriyetlerinin ünlü bilim adamları tarafından yazılmış olan Sovyet Türkmenistanı adlı eserin birinci cildinde aşağıdaki bilgileri buluyoruz: "Margiyanalıların yerleştiği yurtlarının tümü konusunda, yerleştiği pek çok bölgenin susuzluktan çöl olmuşsa da, onların birkaç kentlerinin mevcut olduğu konusunda açıklamalar ve bilgiler vardır.


Part Margianası kentlerinin gerçek sayısı, birbirlerine göre coğrafi konumları bakımından doğru belirlenmiş olmasa da, M.Ö. 2. yüzyılın birinci yarısında yaşayan Klaudi Ptolomey tarafından yazılmıştır. O kentleri 102° ve 106° doğu boylamlarında gösterip, güneyden kuzeye doğru sayarak aşağıdaki dokuz kentin adını yazıyor: Nigeya (Niseya), Kamaguryana, Reya, Antihoya, Margiyana, Nasoi, Argadina (Aradena), Sena (Sina), ARATA ve Ariyaka". Yukarıda adı geçen ARATTA destanının metnini kitabın yer-yurt adları bölümünde tanıtacağız.



İranlı tarihçi Hasan Pirniya bu konuda şöyle yazıyor:


Ancak Akkadların ve Sümerlerin nereden geldikleri konusunda Aşkabat'ın yakınındaki Anu, Astarabad'ın yakınındaki Türendepe, (bazılarına göre Turantepe B.G.) ve Daraygez'de (Güney Türkmenistan çevresi, BG.) bulunan seramik eşyalar, kap kaçaklar ve buna benzer şeylerin imalat ediliş şekilleri Elam tarzı ile aynı olup altın vazoların yüzünde ise Sümerlerin resimlerinin işlenmiş olmasını göz önüne alarak, bazı bilim adamları Elam Uygarlığı ile Güney ve Batı Türkmenistan uygarlığının birbiriyle ilişkisinin olması gerektiği kanaatine, belki de Sümerler de kuzey taraftan Basra Körfezine ve Babil düzlüğüne gelmiştir diyen düşünceye varmışlardır."17 Hasan Pirniya kendi kitabının girişinde dünyadaki mevcut dilleri ve eski dilleri üç gruba bölerek Elam ve Sümer dillerini Ural-Altay ve diğer bükünlü (iltisa-ki) dil grubuna koyuyor.


Türk tarihçisi Kamuran Gürün de Anu Medeniyeti ve onun tarihi dönemi (M.Ö. 8000-3900 araları) konusunda uzmanların ortaya koyduğu çeşitli fikirleri izah etmesinin yanı sıra Sümer medeniyetinin ve Sümerlerin menşeinin neresi olduğu hususundaki çeşitli fikirleri de (Türkmenistan, Hindistan, belki de üçüncü bir yer) analiz ediyor. Gürün burada Anu'dan elde edilen buluntuların bu konuların açığa kavuşmasındaki önemini vurguluyor.


Tarihçi Nissen Sümerlerin başka yerden gelmesini şöyle açıklıyor. "Mezopotamya'da M. Ö. 3200 yıllarında çok sınırlı bir dönem süresinde beklenilmedik bir durumda medeniyetin çeşitli yönleri kesin olarak değişmiştir. Bu değişmenin sadece eski kavmin yerini daha gelişmiş bir ülkeden gelen yeni bir kavimin alması ile gerçekleşmesi mümkündür." Bundan başka da nüfus sayısında yedi kat bir artışın olduğunu zikrederek bu olayı Sümerlerin Mezopotamya'ya gelip yerleşmesi ile ilişkilendiriyor.


Gene bir iranlı tarihçi Meşkur da bu konuda şöyle yazıyor: "Babil'in ilk yerli kavimlerinin Sümerler ya da Samiler olduğu konusunda çeşitli görüşler var. Günümüzde alimlerin çoğunluğu Sümerlerin Babil'de yerleşmiş olduğunu savunuyorlar. Sümer yurdu Tevrat'ta Şenar adıyla geçiyor. Onların kendileri kendi yurtlarına Şumer demişlerdir. Sümer'de bulunan pirinç eşyalardan anlaşıldığına göre onlar Fırat etrafına birden bire beklenilmedik durumda gelip, medeniyetlerini ise Hazar Denizi'nin güney doğusundan kendileriyle getirmişlerdir. Ancak bazı bilim adamları ise bunların deniz tarafından geldiklerini öne sürmektedirler."


Alman bilim adamı Oberhuber Die Kultur des Altesorientes adlı kitabında dünya uygarlığında yazının bulunması konusunda şöyle bir fikir öne sürüyor: "Sümerlere ait bulunmuş yazıların ve yazının sonraki olgunlaşma süreci ile ilgili belgelerdeki metinlerin çoğunluğu ticaret ve yönetim işlerine ait olduğu için bilim adamları yazının meydana gelmesinde ticari ilişkilerin temel rolünün olduğunu vurguluyorlar. 


Bu düşüncenin savunucusu Heishelheim'in fikrine göre şehir medeniyeti sadece coğrafi şartların ya da kent uygarlığının ortaya çıkması sonunda teşekkül etmeyip belki ticari ilişkilerin ekonomide temel rol oynamasından kaynaklanmaktadır. Bu teorinin doğruluğunu ispat eden en inandırıcı delil ise Yakın-Doğu ve Orta Asya'nın ticari ilişkilerinin kesişim merkezinde yerleşen Hazar ötesindeki (Türkmenistan'da) doğunun en eski kenti Anu'dur."


XI. yüzyılda yaşamış olan Kaşgarlı Mahmut dünya çapında tanınmış eseri Divan-ı Lügati t Türk'te ve bunun gibi XIII. yüzyılda yaşayan ünlü tarihçi Hamedanlı Hoca Reşideddin Fazlul-lah'ın Camiu't Tevarih adlı eserinde Türklerin şeceresini Hz. Nuh'dan başlatıyorlar. Nuh ise bilim adamlarının açıklamasına göre Ziusudra adıyla Sümerler arasında yaşamış bilgin, belki de marangoz olmuştur. Nuh Tufanı Destanı ise tarihçilerin fikrine göre herhalde dünyayı su basanda (bazılarına göre Sümerlerin yurdunu) kendi yaptığı gemi ile bir grup insanı ölümden kurtarışını konu alan bir folklorik destandır. Bu destan zamanla dini bir nitelik kazanarak Tevrat ve sonraki kutsal kitaplara girmiştir diye düşünülebilir.


Belki yukarıda belirtilen ünlü tarihçilerin Türklerin aslını Nuh'tan getirmeleri ile ilgili görüşleri bir hayale dayalı olmayıp çok eski kaynaklara ve halk arasında uzun zamandan beri yaşaya gelen yaygın rivayetlere dayanmaktadır.


Nuh sözüne gelince, bu sözcük Sümer dilindeki NU sözü ile bir olup sonraki Sami Kavimler tarafından NUH şeklinde yazılmış olabilir. NU sözcüğünün Sümer dilindeki anlamları; insan, türetmek ve tohum demektir. Bu söze anlam bakımından denk, yansıma bakımından da çok yakın kelimeler Altay dillerinde de vardır. Örneğin: Gold dilinde NAi, Kore dilinde NEI, Mongol dilinde ise NİALMA, hepsi insan anlamındadır.


Türkmenlerde de bir kimseyi övmek istediklerinde NAY BAŞI ibaresi kullanılmaktadır. Bu sözün de anlamı insanların en seçkini olsa gerek. Türkmenistan ile Mezopotamya arasındaki tarihi ilişki konusunda Türkmen bilim adamlarının yazdığı son makaleler daha açık bilgiler vermektedir. 


Ödek Ödekof şöyle yazıyor: "... Yazarın Türkmen Boyu "Teke" ve "Göktürk" sözcüklerini açıklamaya sistematik yaklaşması, Türkmenlerin etnogenetik kökünü M.Ö. 3000. yıla götürmeye imkan verdi. Bunu çeşitli uzmanlar, tarihçiler, arkeologlar, dil bilimciler ve yazarlar teyit etmişlerdir. Bunun gibi yaklaşmanın esasında Şumerler (Sümerler) adının ve uygarlığının temel unsurunu izah etmeye Sümer yurdunda ve Altıntepe'de (Güney Türkmenistan) yaşayan halkların birbirleriyle akraba olduklarını ispat etmeye imkan buluyoruz. Böylece, Sümer yurdunda yaşayan SAKGiK halkı Altıntepe uygarlığını türeten halkların doğrudan nesilleridir diyen tarihi sonuca varmak mümkündür." 


Gulla da "Türkmenlerin ataları sayılan ve Mezopotamya'ya göç eden Sümerler sonra Akkatlar, Elamlılar konusundaki bilimsel kaynaklar oraya göçmeyi M.Ö. 4000 yılına tarihlendirmektedir. Ancak bu dönem Anu medeniyetinin gelişmiş bir dönemine rastlamaktadır. Bu nedenle onların kendi vatanlarını ekonomik düzey ve uygarlık seviyesinin yüksek olduğu bir dö-nemde terk etmelerini anlamak zordur. Ancak M.Ö. 4000 yıllarının sonları ve 3000 yıllarının başlarında o döneme göre ekonomi ve uygarlık bakımından gelişmiş GÖKSÜYRÜ'nün (Türkmenistan'da) dokuz obasının hepsi boşalmıştır. Bu göçün sebebi ise o dönemde OKS diye adlandırılan şimdiki Tecen ırmağının suyunun bu günkü İran toprağından kasıtlı olarak azaltılmasıdır. Bu, rutubetin azalması nedeniyle, Karakum (şimdi Türkmenistan'ın % 80'i teşkil eden bir saha) alanının çölleşmesine neden olmuştur. Bu sürecin başlaması ile M.Ö. 4000 yıllarının sonunda Göksurililerin, sonra Sümerler adını alan büyük bir kesimi, bol su arayarak Mezopotomya'ya giden kavim olması mümkündür."


Sümerologların birkaçı Sümer dilinin Hindistan'da Aryanlardan önce yaşayan ve dilleri Ural-Altay dil karakterine sahip olan DRAViDA'ların diline benzerliğini de göz önünde tutarak belki de Sümerler şimdiki iran'ın güneyinden geçerek Mezopotamya'ya ulaşmışlardır demektedir. Ancak o dönem doğal şartlarının şimdiki iran'ın doğusunda çok büyük ve sıcak çölleri meydana getirdiğini dikkate alarak bunun mümkün olacağına inanmanın çok zor olacağı sonucuna varıyorlar.


Bu ihtimali öne sürenlerin biri ise Soden'dir. O sözünün devamında der: "Bu eklemeli karakterli bir dile sahip olan Dravidalar Hindistan'daki zengin uygarlığın yaratıcısı sayılırlar. Hindistan'a en son nüfuz eden (arileşen) Aryanlar ise onları Doğu Hindistan'a sürüyorlar. Ancak, Dravidaları batıya göçmeye neyin mecbur ettiğini anlamak ve onların M.Ö. 4000 yılının hangi kesiminde göç ettiğini tespit etmek çok zordur. "


Dravidalar konusunda Sümerolog Hommel de şu açıklamalarda bulunmaktadır: "Kollar (Kolhlar) Hindistan'ın yerli nüfusunun son kalıntılarıdır. Sonra Turanlı (Türkistanlı) Dravidalar Hindistan'a geliyorlar, en sonunda da Aryanlar gelip Dravidala-rı Doğu Hindistan'a sürmüşlerdir.


Dravidi dilinde konuşan nüfusun günümüzdeki sayısı yaklaşık 200 milyon olup Hindistan yarımadasının 1/4'ünü oluştururlar. Bu dil, özellikle onun Tamilce lehçesi güçlü edebiyatı, eski metinleri ve M.Ö. 300 yıllarına kadar giden geçmişi ile kendi karakterini korumaktadır. Bu dil Tamil, Andrapradaş ve Mi-sur gibi birkaç yurtta resmi devlet dilidir."


Sümerlerin Orta Asya'dan gelmeleri konusunda bilimsel gerçekler daha çoktur. Ancak biz metnin bu bölümünü bu konuda yazılan en son eserlerin birine müracaat ederek noktalıyoruz: 


"Sümerlerin (M.Ö. 3300) Orta Asya'dan gelme ihtimali aşağıdaki şu faktörlerle açıklanıyor. Onların dillerinin Altay-Türk dillerine benzerliği, tapınaklarının mimari şekilleri ve süslemelerinin dağ tapınaklarına benzemesi ve genellikle yazıda kullanılan ideogramlarının (belgilerinin) dağ yurtlarıyla benzerlik göstermesidir. 


Sümerlerin dini inançlarının kökünün de Orta Asya ya da Bakterya'dan olduğunu kanıtlayacak anlamlı şeyler vardır.Dağ tapınakları, dağ öküzüne secde etmek ve ek olarak Orta Asya'da olduğu gibi kralın muhafızlarının o öldüğü zaman, kendilerini zehirleyerek intihar etmeleri..."



Sayfa 29
5000 YILLIK SÜMER TÜRKMEN BAĞLARI / BEGMYRAT GEREY
pdf olarak:
Kendi Sayfası
Begmyrat Gerey'in diğer kitabı
Büyük “Part” Türk Devletini Kuran Atalarımız (M.Ö. 247-M.S. 224) 













Anau Medeniyeti ve Devamı Olarak Sümerler


Tengri/Dingir ‘Sema’ Oğulları


Amerikan jeologu Prof. Raphael Pumpelly (08.09.1837 – 08.10.1923), yakından tanışmak amacıyla Washington Karegi Üniversitesi’nin malî yardımını kullanarak Türkmenistan’a ilk defa 1903 yılında geldi. 1904 yılında Aşkabat yakınlarında yerleşen Anau’da (Anev) ve Marı’da (Merv) yapmış olduğu kazılarının sonuçlarından oluşan ve 1908’de Washington’da yayımlanan ‘Exploration in Türkestan Expedition of 1904’ (Türkistan’daki Araştırmalar 1904 Yılı Heyeti) adlı kitabı ve bazı diğer eserleriyle bilim dünyasında çok zeki bir arkeolog ve tarihçi olarak da kendisini tanıtmayı başardı. 


Prof. Pumpelly’nin Anau’da elde ettiği buğday taneleri ve koyun kemikleri gibi buluntular, kıymetli numuneler halinde günümüze kadar Philadelphiya’daki Tabiat Müzesi’nde korunmaktadırlar. Philadelphiya müzesindeki numuneler, Türkmenistan’ın Ahal vilayetinde son yıllarda kurulan Ak Buğday Müzesi’nde tekrar sergilenmektedirler.



Prof. Pumpelly, 1904 yılında Anau tepelerinde yaptığı kazılar sonucunda 5 ayrı medeniyet tespit etti ve toprak tabakalarına dayanarak bu medeniyetlerin:

Anau I (M.Ö. 9000 – 6000),

Anau II (M.Ö. 6000 – 5200),

Anau III (M.Ö. 5200 – 2200),

Anau IV (M.Ö. 2200 – M.S. 150),

Anau V (M.S. 370 – 1850) senelerinde yaşamış oldukları neticesine vardı.



Prof. Pumpelly; 1904 yılında Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat yakınlarındaki Anau harabelerinde, buradaki insanların tahıl üretmiş olduklarının işaretlerini buldu. O eski zamanlarda muhtemelen Hazar-Aral tatlısu gölünün güneydoğu sahilleri bugünkü Aşkabat’a kadar uzanmaktaydı.


Kendisinin elde ettiği bazı sonuçlar üzerinde durmaya değer ehemmiyettedir.


Anau medeniyetinin başlıca bulunduğu yerler, dağ çaylarının düzlüğe çıktığı yerlerdeki yamaçlardır. Avcılık hayatından yavaş yavaş tarım ve çobanlık hayatına geçen kabilelerdeki en eski sulama şekilleri her halde bu gibi tabiî şartlar içinde meydana gelmiştir. 


Anau’da önce tarım başlamış olup,hayvanların evcilleştirilmesi daha sonra ortaya çıkmıştır. Anau II’de, Anau I’deki büyükbaş hayvanlardan ziyade, koyun ve keçi beslendiği ortaya çıktığı görülmektedir.


Prof. Raphael Pumpelly, Anau’da topladığı arkeoloji malzeme ve materyallerinde insanoğlunun ilk tarımsal faaliyetleriyle ilgili olarak “Oasis (Vâhâ Tatlıgöl) Teorisi” adlı bir teoriyi ortaya attı ve taş devri insanlarının son Buzul çağının sonlarında meydana gelen kurak bir iklim bölgesinde yaşamlarını sürdürebilmek için, vahşi hayvanlar ve bitkilerle birlikte, büyük tatlısu gölleri etrafında toplanmış olduklarını öne sürdü. Bir araya gelerek toplanmış olan bu insanlar buralarda büyükce köyler kurmuşlardır. 


Topluluğun besin ihtiyacını daha kolay karşılayabilmek için çok önemli bir kültürel evrim gerçekleştirerek bazı bitkiler ve hayvanlar evcilleştirilmişlerdir.


Buğday ve arpa evcilleştirilmiş ilk tahıl ürünleri; koyun ve keçi ise evcilleştirilmiş ilk hayvan türleri olmalıdırlar. Tahıl çiftçiliği ve hayvancılık ilk defa Orta Asya’da (Türkmenistan’da) gerçekleştirilmiş ve daha sonra Karadeniz sahillerinden Avrupa’ya geçmiştir.


İlk defa Prof. Pumpelly tarafından ortaya atılan “Oasis Teorisi” daha sonra bazı bilim adamları (mesela İngiliz arkeologu Gordon Childe) tarafından geliştirildi.


Onlara göre tarımdaki bu gelişmeler, insanoğlunun parazitlikten kurtulup tabiatla ortaklık kurarak üretken hale gelişinin ilk evrimidir. Bu üreticilik uzun zaman boyunca devam ederek tarihte ilk primitif sanat ve edebiyat eserlerini ve sonuçta bugünkü Türkmenlerin çok eski atalarında, ilk sözle folklorda sonra boyala kayada resimleri çekilen, kendine ve Tanrıya (Tanrılara) dini inancını doğurmuştur.


Amerikan bilim adamı Prof. Raphael Pumpelly, aydınlattığı Anau (Anev) medeniyetiyle, Türkmenlerin Eski Çag’dan da daha önceki dönemlere ait kültürel geçmişini tespit ederek, günümüz tüm tarih kitaplarında ve bilimsel ansiklopedilerinde yer almasını sağladı.


Ama ne yazık ki aynı tarih kitaplarda yer alan Sümerler konusunun Anau medeniyetiyle ilgisinden bu ana kadar söz edilmez. Aslında o eski zamanlarda muhtemelen Hazar-Aral gölü sahilleri bugünkü durumundan daha da geniş idi ve Türkmenlerin Anau medeniyetini meydana getiren eski atalarının bir kısmı çok sayıdaki gemileriyle Hazar-Aral gölünde yüzerek Türkmenistan’dan Mezopotamya’ya gelmiş ve Sümerlerin de ataları olmuştular. 


Çünkü aynı ilahilere tapan Sümerlerin ve Eski Türkmenlerin (Oğuzların, Hunların) kendilerini Tengri/Dingir ‘Sema‘ oğulları hesaplamaları boş yere değildi. Toplumu (daha sonra devleti) yönetmenin iki kanatlı sistemi her ikisi için de aynı idi.


Sümerliler eklemeli bir dil kullanıyordu. Sümerce tarihte bilinen ilk yazılı dildir. Güney Mezopotamya’ da M.Ö. 4000 yılında konuşulan ve M.Ö. 2000′li yılların başlarında yerini konuşma dili olarak Akatça’ya bırakan Sümer dili Türkmen dilinde (genellikle Altay ailesine ait dillerde) olduğu gibi kelimeler kök halinde, onlara ekler yapılarak yeni kelimeler oluşturuluyor.


Sümer dilinde Türkmen dilinde olduğu gibi fiil bakımında çok zengin. Ses uyumu var. Erkek, dişi ayrımı yok. Türkmencede olduğu gibi kısa anlatımla geniş anlam veriliyor.


Türkiyeli bilgin Prof. Dr. Osman Nedim Tuna, 165 Sümer kelimesini, hem anlam hem de fonetik bakımından uyan Türkçe kelimelerle eşleştirmiş olursa Almanyalı Türkmen Begmurat Gerey, Sümer kültürünü arkeolojik buluntular, mimarlık, efsaneler, yer adları ve dil yoluyla Türkmen kültürü ile karşılaştırmış, anlam ve fonetik bakımından Türkmence – Sümerce 295 kelimeyi eşleştirmiştir.


Bunu da bilmemiz gerekiyor ki bugün Sümerliler denilen medeniyete Almanlardan İngilizlere, Farslardan Araplara kadar bir çok millet sahiplenmekte ve atalarının Sümerliler olduğunu ileri sürmektedirler. Bunun nedeni şüphesiz medeniyetin, tarihin, hukukun, bilimin, edebiyatın, tarım ve ekonominin Sümerlerle başlamasıdır.



Tarihsel gerçek ise sonuç olarak böyledir: 

İnsanlık Tarihinin insanlığın inanç edinmesiyle geçmişi M.Ö 13000 yıllarda sona eren buz çağı ve Altay inançları ile başlar. Daha sonra M.Ö 9000 yıllarında Altay dağlarından inen Eski Türkmenler (Altaylılar) güneye daha sıcak coğrafyaya yerleşmişlerdir.


Türkmenistan’ın şimdiki başkenti Aşkabat’ın yakınlarında Anau kentini kurmuşlardır. İlk olarak insanlığın hayvanları evcilleştirdiği ve tarım yaptığı yer burasıdır. M.Ö 4500 yıllarda Anau kentini bırakıp Mezopotaya’nın verimli topraklarına göçmüştür.



Dile ait konumuzu toparlayacak olursak: 

Sümer belgelerinin ilk okunuşundan itibaren Sümercenin Ural-Altay dillerine benzediği söylenmiş. Daha sonra ayni anlam ve fonetikte olan Sümerce ve Türkçe kelimeler karşılaştırılmış. Bu yeterli görülmeyerek konulara göre karşılaştırma istenmiş. Son çalışmalarda bu da yapıldı ve Türkmen dili ile Sümerce arasında büyük bir yakınlık ortaya çıktı, hatta bazı kelimelerin zamanımıza kadar ulaştığı görüldü. Bilim adamları da Türkmen dilinin çok sağlam, kolay kaybolmayan bir dil olduğunu kabul ediyorlar. Bunlara göre Sümer dilini Çok Eski Türkmen dili veya o dilin bir dalı olarak vasıflandırabiliriz.


Prof. Dr. Muratgeldi Söyegov
Raphael Pumpelly, Explorations in Turkestan  - ANAU KAZISI
















ANADOLU'DA ANAU


Herodot Tarihi: 7.kitap 30....

"Phrygia kenti Anaua'nın ve tuz çıkarılan bir gölün yanından geçti, büyük Phrygia kenti Kolossai'ye geldi; Lykos ırmağının bir yarıktan akıp kaybolduğu yer burasıdır; aşağı yukarı beş stad ötede gen yeryüzüne çıkar ve Maiandros'a karışır...."








Anau / Acıgöl (Çardak Gölü), Afyonkarahisar ve Denizli il sınırları içerisinde bulunan tektonik göldür, ayrıca hıristiyanlığın ilk yıllarında havarilerin geçiş güzergahı üzerindedir....


"COLOSSAE , a city of Phrygia, first mentioned by Herodotus (7.30) as a large city of Phrygia, on the Lycus, a branch of the Maeander. Xerxes, on his march to Sardes, B.C. 481, reached Colossae after leaving Anaua. [ANAUA] The younger Cyrus, on his march from Sardes towards the Euphrates, B.C. 401, passed through Colossae. He crossed the Maeander, and after a march through Phrygia of 8 parasangs from the river, he came to Colossae, a large and prosperous city..."









dipnotlar:

“Kürt Tarihi” adı altında yazılan birçok kitapta Sakaların Medlerin soyundan geldiklerini belirtirler. Halbuki milattan önceki devirlerde yaşamış olan Sakalar/İskitler  bugün için tartışması bitmiş ve Türk dilli, Türk milleti olarak açıklanmıştır. Bunun yanında Orta Doğu’da yaşamış Medleri ataları ilan ederler ki, son araştırmalarda bunlarında Türk dilli oldukları anlaşılmıştır.  Ahsen Batur “Kürdoloji Yalanları” ve  M.Şerif Fırat “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” Zazaların Sakaların soyundan geldiklerini söyler ki bunu Türkmenistan’dan Gerey de destekler. 

Hatta “Aşkabad Üniversitesinde 25 yιl tarih hocasι olan Rosliyakf´un açιklamasιna göre türkmen ulusunun üstelik %70´ni oluşturan Teke ve Yomut boy birlikleri Saka-İskitlerin torunlarιdιr” der Begmyrat  Gerey ve devam eder 

“ Biz Rosliyakof´un bu düşüncesinin doğru olduğunu, Herodot ve diğer Yunan tarihçilerin yazιlarιnda adι geçen: Parn, Part (Partlar), Dah (Daz), Dahe (Teke), Barkas (Burkaz), Grehi (Gerey), Sakaw, Sakar (Sak är) gibi boylarιn bugün de eski adlarι ile eski yurtlarιnda yaşamakta olduklarιnι görmekdeyiz.  Ägşar (Avşar), Bayat, Begdilli, Bayιndιr, Iğdir, Yemreli, Eymir, Yzιr gibi Oğuz-Kıpçak boylarιnι ise biz türkmenlerin kalan bölümü olan Kökleñ, Sarιk ve Salιr boy birliklerinde görürüz. “


Görüldüğü gibi İskit, Saka, Part ve daha birçok farklı isim altındaki eski uygarlıklar bugünkü Türklerin atası olan Oğuzları oluşturmuşlardır ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgelerine yerleşenler, yerleştirilenler işte bu “Dağlı Türkler”dir....


Prof.Firudin Ağasıoğlu (Celilov)'da " Partlar dışlanmış İskitlerdir" der.









 "Ölümünden iki ay önce çevirisini yaptığım ve Türk Tarih Kurumu  tarafından yayımlanan “Tarih Sümer’de Başlar” kitabını eline aldığı 28 Eylül 1990’da bana şöyle yazmıştı:

“Ne de olsa bu kitap büyük bir olasılıkla Türkçe gibi bitişken bir dil konuşan ve Güney Mezopotamya’ya 6-7 bin yıl önce Orta Asya’nın herhangi bir yerinden göçmüş olan Sümer halkı hakkında. Sümerlilerin Türklerle ilgili bir halk olduğu fikri Atatürk zamanında geçerli idi. Böyle olabileceği hakikatten hiç de uzak değildir”.

Sümeroloji Hocam Benno Landsberger de : “Sümer dili, hem dil bakımından, hem de, bütün Asya boyunca dağlık bölgelerde konuşulan dil olması bakımından önemlidir. Bu türden olup bugün hala yaşayan dil Türk dilidir” diyor. " 


"TÜRKÇE KONUŞUYORLARSA BİLİN Kİ TÜRKTÜR. GENÇLERİMİZ TÜRKLÜĞÜMÜZE AİT NE VARSA ÖĞRENMEYE ÇALIŞSINLAR. GENÇLERİMİZ AYRICA BİZİM ESKİ ALFABEMİZİ OKUSUNLAR, ÖĞRENSİNLER, BU ÇOK ÖNEMLİ. YARIN ÖBÜR GÜN BENİM KANIM BÜTÜN YAZILARIN BİZİM YAZILARIMIZDAN ÇIKTIĞINI İSPAT EDEBİLİRLER VE DİLİMİZİN DE BÜTÜN DİLLERİN ANASI OLDUĞUNU DÜNYAYA DUYURABİLECEKLERDİR. 

BÜTÜN DİLLERİN ANASI TÜRKÇE VE BÜTÜN YAZILARIN BAŞLANGICI DA TÜRKÇEDİR. TÜRK DİLİ ÇOK ZENGİN BİR DİL VE MATEMATİKSELDİR. DİLİMİZİ MUHAFAZA ETMEYE ÇALIŞALIM VE KENDİ KÜLTÜRÜMÜZÜ ÖĞRENELİM. BATILILARIN BİZİ KÜÇÜMSEMESİ VE BARBAR OLARAK ADLANDIRMASININ HİÇBİR DAYANAĞI YOKTUR.  BEN IRKÇILIK YAPMIYORUM, BİZ MEDENİYETE SAHİP BİR TOPLULUĞUZ VE BÜTÜN MEDENİYETLER DE ORTA ASYA'DAN GELİYOR. "


M. İLMİYE ÇIĞ / 2011-video





___________