Translate

5 Temmuz 2015 Pazar

HELEN GERÇEKTEN TRUVA'YA GİTTİ Mİ? DESTANLARI HOMER Mİ YAZDI?



Helen, Homer'in Truvası, Paris - Büstler Antonio Canova (1757 –1822)







PROTEUS VE HELENE HİKÂYESİ
HERODOT: II


112;
Ondan sonra gelen, bana dediklerine göre, Memphisli birisidir, adı Yunan söylenişine göre Proteus’tur ve bugün Memphis’te pek güzel, pek bakımlı bir kutsal yeri vardır; Hephaistos tapınağının güney yüzünün karşısına düşer.

Tyr Fenikelileri bunun çevresinde otururlar ve bütün buralara Tyr’lular mahallesi denir. Proteus’un bu yerinde, Yabancı Aphrodite tapınağı denilen bir tapınak vardır. Bu tapınak, Tyndareos kızı Helene için kurulmuş olsa gerekir, bana anlatılan ve Helene’yi Proteus’un yanında gösteren hikâyeden ve Aphrodite’ye takılan yabancı sıfatından ben böyle çıkarıyorum. Çünkü bu tanrıça , başka hiçbir tapınağında böyle anılmış değildir.


113;
Helene hakkındaki sorularıma rahiplerin cevapları şudur; Alexandros, Sparta’da Helene’yi kaldırdıktan sonra yurduna doğru denize açıldı. Ege denizine vardığı zaman ters rüzgârlar onu Mısır denizine attılar ve rüzgâr düşmediği için Mısır kıyılarına, tam Nil’in Knabos denilen ağzına ve Tarikheia’ya yanaştı.

Kıyıda bir Herakles tapınağı vardı – bugün de vardır; bir köle, sahibinden kaçmak ve kendisini bu tanrıya adamak isterse, derisine birtakım kutsal dövmeler yaptırır, o zaman kimse ona dokunamazdı. Bu yasa kurulduğundan bu yana hâlâ geçerlidir.

Alexandros’un köleleri, tapınağın bu özelliğini öğrenince, efendilerini bırakıp, yürüdüler, girip tapınakta oturdular, tanrıya dualar ettiler, Alexandros’u suçladılar, ona kötülük olsun diye bütün yaptıklarını sayıp döktüler. Helene’yi nasıl kaçırdığını ve Menelaos’a karşı işlediği suçu anlattılar. Bu suçlamaları rahiplere söyledikleri sırada, Nil’in bu ağzında vali olan Thonis de orada bulunuyordu.


114;
Bu adamları dinleyen Thonis, Proteus’a haber vermek üzere hemen Memphis’e bir rapor gönderdi; “Bir yabancı geldi, diyordu, Troya soyundan; Yunanistan’da bir günah işlemiş olmakla suçlanıyor; ev sahibinin karısını kaçırmış; birçok da malını almış ve rüzgâr sürükleyip senin kıyılarına, yanımıza atmış. Bırakalım, hiç ceza görmeden yeniden denize açılıp gitsin mi, yoksa getirdiklerini elinden alalım mı?”

Proteus, cevap olarak, bir haberci çıkardı , şu yörüngeyi gönderdi: “Bu adam, evinde konuk kaldığı kimseye karşı bir günah işlemiş olmakla suçlandığına göre, kim olursa olsun yakalayıp ban gönderiniz, bakalım burada neler söyleyecek”.


115;
Bu emri alan Thonis, Alexandros’u yakaladı, gemilerine el koydu, varını yoğunu ve Helene’yi ve tanrıya sığınmış olan kölelerini de yanına katıp Memphis’e gönderdi.

Bunlar geldiğinde Proteus, Alexandros’tan kim olduğunu ve gemilerinin hangi ülkeden geldiğini sordu. Nereden olduğunu, ülkesini, adını söyledi, yolculuğunu, gemilerinin nereden geldiğini açık açık anlattı. Bunun üzerine Proteus, Helene’yi nereden getirdiğini sordu; sözün burasında Alexandros, lafı uydurup kaydırmaya başladı, gerçeği söylemeye yanaşmadı, ama tanrıya sığınmış olan adamları, onun lafını ağzına tıkayıp hıyanetliğini sayıp döktüler.

Sonunda Proteus, yargısını şu söylevle patlattı: “Rüzgârın yoldan çıkarıp ülkeme attığı bir konuğu öldürmeye gönlüm razı gelseydi, sana gösterdiği konukseverliğe karşı ağır bir hıyanetle karşılık vermiş olduğun Yunanlının öcünü senin gibi bir alçakta bırakmazdım. Sana evini açan adamın karısına sataştın: bu kadarla da kalmadın; aykırı uçusunda peşinden gelmesi için ona kanat da verdin; gözün doymadı, üstelik konuğu olduğun evi de soydun. Ama ben bir konuğu, kendisine bir fırsat tanımadan vurmak istemem, bu kadını ve eşyaları burada bırakacaksın, - bunları kendi gelip arayacağı güne kadar, o Yunanlı için, yanımda saklayacağım – sen ve yol arkadaşların üç gün içinde ülkemden çıkıp gidiniz, başka bir yer bulunuz demir atmak için; yoksa düşmana ne yaparsam size de onu yaparım!”


116;
Rahiplerin bana anlattıklarına göre, Helene, Proteus’un yanına böyle gelmiş; zaten ban öyle geliyor ki, bu hikâyeyi Homeros da biliyordu; ama herhalde anlattığı destana layık bulmamış olacak ki bunu bilerek küçümsemiştir, ama bildiğini de belli etmiştir; bu, İlyada’nın Alexandros’un göçebe gezişini ve Helene’yi kaçırırken, en son Fenike’deki Sidon’a yanaşmadan önce, nasıl o kıyıdan bu kıyıya atıldığını anlatan (ve destanın başka bir yerinde tersi söylenmiş olmayan) dizelerinden anlaşılmaktadır.

Bu olaya Diomedes’in başarıları dizelerinde dokunur. – Orada görülüyordu, diyor.

“Bu kadın elinden çıkma gözalıcı dokumalar
Ki tanrı benzeri Paris getirmişti Sidon’dan
Engin deniz üstündeki maceralı yolculuğunda
Soylu Helene’yi kaçırırken uzaklardaki yurduna.”

Öbür belirti de Odysseia’nın şu dizelerindedir:
“Zeus kızının böyle şifalı ilaçları vardı,
Polydamna, Thon’un karısı,
Vermişti ona bunları, bereketli topraklarında,
Mısır’ın , ki orada çok bol yetişir,
Şifalı bitkilerle zehir yan yana.”

İşte Menelaos’un Telemakhos’a söyledikleri:
“Geminin sıla özlemi çeken burnu Mısır’da bağlı kaldı.
Zira tanrılar ille de kurban istiyorlardı benden.”

Bu dizeler pekâlâ gösteriyorlar ki Homeros Alexandros’un Mısır’dan geçtiğini biliyordu, zaten Suriye, Mısır’a sınırdaş olur, Sidon’un sahibi olan Fenikeliler de Suriye’de yaşarlar.


117; 
Bu dizelerden ve özellikle bu bölümden de açıkça belli oluyorki, Kıbrıs destanı, Homeros’un değildir, başkasınındır. Çünkü Kıbrıs Destanı’nda Alexandros’un sütliman bir denizde uygun bir rüzgârla yapılan bir yolculuktan sonra, Sparta’dan ayrıldığının üçüncü günü, Helene ile birlikte İlion’a varmış olduğunu söylenir; oysa İlyada’da ikisinin beraber başıboş denizlerde dolaştıkları anlatılır.


118;
Ama Homeros’u ve Kıbrıs Destanı’nı bırakalım artık. - Yunanlıların İlion üzerine anlattıkları hikayeler aslı astarı olmayan şeyler midir, yoksa gerçek midir, diye sorduğum zaman rahipler, bana kaynağın Menelaos’un kendisi olduğunu söyledikleri şu hikayeyi anlatmak suretiyle cevap verdiler. 

Helene’nin kaldırılması üzerine, güçlü bir Yunan ordusu Menelaos’u desteklemek için TEUCROS’un topraklarına çıkar; asker karaya çıkar ordugâh kurulduktan sonra, İlion’a aralarında Menelaos’un da bulunduğu elçiler gönderilir.

Surlardan içeri alınırlar ve Alexandros’un kaçırdığı Helene’nin ve servetin geri verilmesini ve bu haksız sataşmanın ödetilmesini isterler; ama Troyalılar, sonradan da hep yapacakları gibi, Helene’nin de , çalındığı söylenen servetin de kendilerinde olmadığını söylemekte ağız birliği ederler, yeminler ederler; bunların Mısır’da olduğunu ve Mısır kralı Proteus’un elinde duran şeylerden kendilerinin sorumlu tutulmalarının yanlış olacağını bildirirler.

Yunanlılar, kendileriyle alay edildiğini sanarak kenti kuşatır ve sonunda alırlar. Ama bakarlar ki Helene yok ve kendilerine başta ne söylendiyse gene aynı şey söyleniyor, sonunda inanırlar ve Menelaos’u Proteus’un yanına gönderirler.


119;
Menelaos Mısır’a gelir, Memphis’e doğru yelken açar; olanı biteni dosdoğru anlatır; çok iyi karşılanır, bir sıkıntı çekmemiş olan Helene’yi alır ve onunla beraber bütün servetini geri getirir. 

Ama Menelaos, bütün bu iyiliklerine karşılık Mısır’a haksızlık etmiştir. Yola çıkacağı sırada uygun rüzgâr bulamadığı için olduğu yerde kalmış; bu böyle uzayınca, dine aykırı bir kurban kesmek istemiş; iki Mısırlı çocuk almış, bıçakla boyunlarından kesmiş.

Sonradan bu suç ortaya çıkınca paçaları tutuşmuş, gemileriyle beraber Libya’ya kaçmış. Oradan nereye gitmiş? Mısırlılar bunu söylemediler. Bana anlattıkları bu olayları kimisi, biz kendimiz sorup soruşturduk öğrendik derlerken, kimisi de , bunlar burada oldu, onun için iyi biliriz demişlerdir.


120;
Mısırlı rahiplerin anlattıkları bunlardır. Helene için anlatılanlara ben şu düşünceleri ekleyeceğim:

Eğer Helene, İlion’da olsaydı, Alexandros istese de istemese de Yunanlılara geri verilirdi. 

Zira, gerek Priamos, gerekse soyu sopu, Alexandros, Helene’yi çatısı altında tutacak diye kendi canlarını, çocuklarının canını ve yurdunu ortaya koyacak kadar çılgın olamazlardı.

Hatta, başlangıçta öyle olsa bile, Yunanlılarla yapılan her savaşta, yığınla Troyalı arasında Priamos’un çocuklarından iki üç tanesinin de öldüğüne bakarak (zira,destanlarda anlatılanlara inanmak gerekirse, bunların katılmadıkları bir tek savaş yoktur), diyorum, böylesine felâketler karşısında Priamos, başına yağan belâlardan kurtulmak için, hatta kendi sevgilisi bile olsa, Helene’yi Yunanlılara geri verirdi, ben böyle düşünüyorum.

Ayrıca Priamos ihtiyarladığı zaman, krallık Alexandros’a geçmeyecek, yönetim ona kalmayacaktı, Priamos ölürse taht ondan daha yiğit olan büyüğü Hektor’a kalacaktı ve onun da hem kendisinin, hem de öbür Troyalıların başların bu kadar belâ açan suçlu bir kardeşi koruması düşünülemezdi.

Gerçek şu ki, Helene’yi geri verirlerdi ve kötü niyetli olmadıkları halde Yunanlılar onları düzenbaz sayıyorlardı; şüphesiz, benim kendi görüşüm, tanrı onlar için bir yıkım hazırlamıştı, tâ ki tanrıların büyük haksızlıkları büyük cezalarla cezalandırdığını herkes görsün ibret alsın, diye.

İşte benim doğru olduğunu sandığım hikâye budur.



IV - 32; 
…Homeros’un Epigonos’larda yaptığı gibi, tabii sahiden bu destanı Homeros yazdıysa!...



Heredot Tarihi (MÖ.5.yy)
- Bodrumlu (Halicarnassus) Heredot'un babası Lyxes Karialı'dır, Salamis savaşlarında Xerxes (Pers) ile Atinalılara savaş açan Artemisia gibi....! Ve "Lyxes" Grekçe olmadığı Kariaca olduğu ve annesinin adının da (Rhaeo veya Dryotus) Grekçe olduğu söylenir. Teklif edilmişse de Atina vatandaşlığını kabul etmemiştir.  (Karialılar, Hellen veya bugünün tabiriyle Grek değildir....link.)





Helen'in kaçırılması /Etrüsk Urn MÖ 2.yy ikinci yarısı / Kunsthistorisches Museum-Viyana




1*  Yunanistan'da ya da o günkü adıyla Helenler'de, MÖ.1200-MÖ.800 arasında yazı yoktu ve Truva savaşı MÖ.1200'lerde olmuştu. Yani, destan MÖ.800'den sonra yazıya dökülmüştü, ki yazı MÖ.650'lerde anca oturuyordu. Sözlü anlatım ile nesilden nesile geçen destan 400 yılda değişebilirdi....Ayrıca, MÖ.4yy'dan önce Anadolu Hellenleşmemişti, Hellen dili kullanımı yaygın değildi, Büyük İskender'in , ki Makedondur 'Grek' değildir, zoru ile Yunan dili kullanımı yaygınlaşmıştır. Peki o döneme kadar hangi diller konuşuluyordu? .... 

"Ellin öncesi bin yıllarda Sümer-Hatti-Girit üçgeninde etkin durumda olan toplumların dili bizim dilimiz gibi eklemeli yapıya sahipti!" Prof.Dr.Saleh Sultansoy



Homer'in İlyada ve Odyseia eserlerini, MÖ.3.yy'da İskenderiye Kütüphanesi'nin ilk müdürü olan gramer bilgini Efesli Zenodotus* toplayıp, derlemiştir. Zamanın baskın olan kültürü yüzünden "kuşku" uyandıran dizelerini değiştirmiş olma olasılığı yüksektir. Her ne olursa olsun destanlar orjinalliğini kaybetmiştir. Nitekim, bu destanları Homer'in yazıp yazmadığını Heredot bile sorgular....



Efesli Zenodotos  (MÖ. 3. yy sonları), eski Yunanlı dil bilgisi uzmanı ve İskenderiye Kütüphanesi'nin ilk yöneticisidir.

Eski Yunanlı şairlerin yapıtlarını derlemiş, Homeros destanlarının ilk eleştirel basımını yayımlamıştır. I. ve II. Ptolemaios döneminde yaşadı. İstanköylü Philetas'ın öğrencisiydi. MÖ. y. 284'te İskenderiye Kütüphanesi'nin başına getirildi. Bu görevi sırasında Eski Yunan epik ve lirik şiirlerini derleme çalışmalarına başkanlık etti. Homeros destanlarının farklı yazmalarını karşılaştırarak gerçekliği kuşkulu dizeleri çıkardı, bazı dizelerin sırasını değiştirip çeşitli düzeltmeler yaptıktan sonra İlyada ve Odysseia'yı 24'er kitaba ayırdı. Zenodotos'un Homeros basımı, öznel olduğu gerekçesiyle sonradan ciddi eleştirilere uğradı.

İskenderiye Kütüphanesi'nin sonraki yöneticilerinden Semendirekli Aristarkhos (MÖ y. 217-y. 145) yapıtta önemli değişiklikler yaptı. Zenodotos, Homeros destanlarıyla ilgili Glossai adlı bir de sözlük hazırladı. Ayrıca Hesiodos'un Theogonia'sını ("Tanrıların Doğuşu") ve Pindaros üzerine incelemeler yayımladı, bu çalışmasından bazı bölümler, Oksyrynkhos'ta bulunan bir papirüs sayesinde günümüze ulaşmıştır. Zenodotos'un ayrıca epik şiirler de yazdığı söylenir.

Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Felsefe Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları






Farklı bir görüş daha var : Destanları "Bir Kadın yazdı"
“But more recent researchers have discovered that some of the best oral poets are women.”...link : 





2*  "Homer in his works the “Iliad” and the “Odyssey”, considered to be reliable sources for the so-called “Greek Mythology” and the “Greek gods”, NEVER ONCE mentions the word “Greek” or any other name derived from this word!"....

The Little Book Of BIG Greek Lies by Risto Stefov / link : 





3*  We all know the story of Helen of Troy, but few of us have followed her to Egypt. How did she get there? Stesichorus of Sicily in his Pallinode (sic) was the first to tell us. Some centuries later, Euripides repeats the story. Stesichorus was said to have been struck blind because of his invective against Helen, but later was restored to sight, when he reinstated her in his Pallinode. Euripides , notably in The Trojan Women, reviles her, but he also is "restored to sight". The later, little understood Helen in Egypt (Euripides play is usually known as simply Helen), is again a Pallinode, a defense, ecplanation or apology. According to the Pallinode, Helen was never in Troy. She had been transposed or translated from Greece into Egypt. Helen of Troy was a phantom, substituted for the real Helen, by jealous deities. The Greeks and the Trojans alike fought for an illusion.

Helen in Egypt-Hilda Doolittle (Poet and writer,1886-1961) link: 
Euripides, 2: Hippolytus, Suppliant Women, Helen, Electra, Cyclops...link: 






4*  And who was Stesichorus of Sicily? 

Stesichorus of Sicily (640-555 BC), whose actual name was probably Tisias, Stesichorus was probably a nickname, means "one who masters the chorus".

A few poems recounting details of the Trojan War are attributed to Stesichorus, whose Orestia is thought to have influenced that of Aeschylus. According to legend, Stesichorus wrote a few verses critical of Helen of Troy, was blinded in retribution, and had his sight restored upon writing a palinode retracting his earlier, negative statements. In his Phaedrus, Plato retained a few of Stesichorus' lines about Helen having remained in Egypt and therefore never arriving at Troy. This is particularly interesting if the some aspect of the story of the Trojan War was based on a historical conflict......

by Ignazio Lo Verde , link : 





5*  Euripides (MÖ.480-406), Atina'nın üçüncü büyük trajedi şairi.

Euripides' plays, Andromache, the title character Andromache says that it was Helen's fault that the Greeks and Trojans fought, and that because of this woman, her husband is now dead. Although the Trojan women seem to blame Helen for their misery, the man who Helen left for a foreigner still claims her to be innocent. Menelaus says that Helen did not go to Troy of her own will, but the gods forced her to go. He goes on to explain that it was in fact a service to the Greeks that they had to go to war, because it forced them to progress in weapon use, battle tactics, and courage. It is unclear which side of the argument Euripides comes out on, although it seems he is unsure himself.

Euripides again displays the ambiguity as to whether Helen was responsible for her infidelity, and thus the Trojan war, or whether she was forced against her will to leave her husband in the play Electra. In one scene, Clytemnestra says to her daughter, Electra, that it was Helen's lust that caused the Greek men to sail to Troy, and inadvertently caused the death of her daughter. But, later in the play, Helen's brothers claim that it was a phantom who went to Troy, and Helen never did anything wrong.

However, Euripides drastically changes his portrait of Helen in his play, Helen. This play is Euripides's own Palinode, in which he has Helen remain pure, while her phantom is sent to Troy. Helen is set in Egypt, where we find Helen seventeen years after the Greeks sailed to Troy. Like Penelope in The Odyssey, Helen is another faithful wife story. In this version, Hermes has exiled Helen to Egypt after Aphrodite gave Paris a phantom Helen to take with him as a prize. Euripides tells a slightly different account than Stesichorus, when he declares that the good Pharaoh Proteus has died, and his evil son, Theokymeinos, has taken over. Helen schemes with Menalaus, and using her charm and cleverness, she outwits Theokymeinos who wants to marry her, and the two lovers make it safely home to Sparta.

This play attempts to blend the many different Helen's into one. Contrary to the many other accounts of Helen, self-restraint is her fame.In warding off Theokymeinos for seventeen years, she has dissipated the shame, and saved the beauty of the old Helen. She is now the clever wife with a good heart and the patience of Penelope. Helen is made a tragic character in this play because she is divorced from her name, but blamed for everything associated with it. She laments the terrible dishonor, which is no fault of her own, but has been forced upon her because of her beauty. A messenger later backs up Helen's story and explains to Menelaus that, in fact, it was only a phantom Helen who had committed the shameful acts which the real Helen had been blamed for. Euripides has us feel sorry for Helen, who must have felt sorrow and alienation, in being confined to silence and idleness for the many long years during and after the Trojan war.......

by Katie Olesker, link : 





6*  George Seferis (Yorgo Seferis) şiirlerinde,Teucer Helen'i Kıbrıs'a götürür.

George Seferis in his "Helen" takes Teucer to Cyprus, where (as we are told in Euripides' play) he is destined to found a city. Teucer is speaking:

Lyric nightingale
on a night like this, by the shore of Proteus
the Spartan slace girls heard you and began their lament,
and among them - who would have believed it - Helen!
She whom we hunted so many years by the banks of the Scamander.
She was there, at the desert's lip: I touched her; she spoke to me:

"It isn't true, it isn't true," she cried.
"I didn't board the blue-bowed ship.
I never went to valiant Troy."

Breasts girded high, the sun in her hair, and that stature
shadows, and smiles everywhere,
on shoulders, thighs and knees;
the skin alive, and her eyes,
with the large eyelids,
she was there, on the banks of a Delta
and at Troy?
At Troy, nothing: just a phantom image
The gods wanted it so.
And Paris, Paris lay with a shadow as though it were a solid being;
and for then whole years we slaughtered ourselves for Helen.

(Yorgo Seferis 20. yüzyılın önemli Yunan Şairlerinden. Urla'da doğdu. 1914'te ailesiyle Atina'ya taşındı. Çalışmalarını 1918 - 1925 arası Paris Sorbonne'da sürdürdü.1963 yılında Nobel Edebiyat Ödülü aldı.)









MÖ.3.yy'da Zenodotus tarafından, bir araya getirilen Homer'in kitaplarından önce, MÖ.6.yy-MÖ.4.yy da yazılanlara bakıldığında, Helen'in Truva'ya gitmediği görülür. 









Bir de "Doğulular" açısından bakalım:




"Homer was Ionian by origin and therefore a Pelasgian. The Pelasgians, in their turn, were close kinsmen of the Turkic Saks and Cimmerians." 
Prof.Dr.Chingiz Garasharly (Çingiz Garaşarlı)
The Turkic Civilization lost in the Mediterranean basin (e-book)




- Yunanlılar kimlerle harp ediyor? Anadolu'da Troyalılarla, Truvalılarla.
- Truvalıların artık Türk menşeili olduğu dünyaya defalarca sübut olunmuştur. (ispat edilmiştir.) Dinleri birdi, ama iki farklı etnik idi. Bunlar birbirine karşı duran iki düşman idi.
- Dede Korkut Homer'den daha eskidir.
- Herkes bilir ki Helen kaçırılmamıştı. Truva ipek yolunda olan, dünyanın en zengin ülkesiydi. Yunanlıların gözü bu zenginlikteydi. Bugün de devam ediyor.
- Yunanlılarda bir Tepegöz varsa, Türklerden almışlardır ve öz kahramanları gibi dünyay lanse ettiler.
- Köroğlu Herakle/Erakle (Herkül)dür.
- Kahramanlık destanları uydurma değil, tarihidir.


Prof.Dr.FirudinAğasıoğlu Celilov ve Prof.Celil Garipoğlu Nağıyev
Dede Korkut Beşbin Yıllık - video





HOMERİN POEMALARI
«KİTABİ-DƏDƏ QORQUD»

Şifahi söhbətlərdə və bir sıra yazılarda Homerin «Odisseya» əsərindəki Təpəgözlə «Kitabi-Dədə Qorqud»dakı Təpəgöz arasında bir yaxınlıq olduğu söylənilir. Əsərləri diqqətlə nəzərdən keçirmədikdə bu cür söhbətlərin təsadüfi oxşarlığa əsaslandığı, əfsanəvi olduğu və təpəgözlər arasında heç bir əlaqə olmadığı düşünülür. Necə ola bilər? Homerin əsərləri 3300 il əvvəlin hadisələrini əhatə edir, bizim «Dədə Qorqud»un isə «uzağı» 1500 yaşı var. Odur ki müqayisə ağla batmır.


«Dədə Qorqud»a bələdik. Hadisələri bilirik. Homeri isə ya oxumuruq, ya da alayarımçıq oxuyub macəralarla əylənirik, qurtarıb bir tərəfə atırıq. Diqqətlə oxuyanları isə, görünür, bu cəhət maraqlandırmayıb. Yaşdan əlavə, bu əsərlərin ruhən yaxın olduğunu görməyə mane olan başqa cəhətlər də vardır: Homerin əsərləri çoxallahlılıq dövrünün məhsuludur, əsərdə bütün hadisələrin törədiciləri Zevs və onun arvadı Hera başda olmaqla Olimp allahlarıdır; «Dədə Qorqud»da isə təkalllahlılıqdır və heç Homerin ağlına da gəlməyən islam dini, islam allahı və türk Tanrısıdır.


Təəssürat belədir ki, Homerin qəhrəmanları uzaq bir ərazinin sakinləridir, tamam başqa dil və din daşıyıcılarına - hindavropalılara məxsus yunanlardır, «Dədə Qorqud»un qəhrəmanları bütün türklər də deyil, bir tayfadır, oğuzlardır, vaxtilə bizim indiki Azərbaycan respublikası ərazisində yaşamış, bəlkə də dünyanı dolaşıb gəlmiş bir tayfadır. Homerdə qəbilələr ittifaqıdır, «Dədə Qorqud»da iri Oğuz tayfası gözə görünür. Yunanıstan haradadır - Azərbaycan harada? Həm də saxta tarixçilərimizin iddia etdikləri kimi, bizim ölkəmizdə hələ elmin, ədəbiyyatın, türkün, türk dilinin, türk yazı sənətinin olmadığı bir dövrdə bu əlaqələr necə yarana bilərdi?..


Faktlar göstərir ki, bu suallar Azərbaycan tarixinin qeyri-elmi, qeyriobyektiv tədqiqindən irəli gələn suallardır. Heç bir elmi əsası yoxdur və biz yuxarıda həmin təfəkkürün doğurduğu sualları qeyd etmişik. Dastan azı Homerin yaşıdıdır, türklər, türk dili, türk mədəniyyəti, türk ədəbiyyatı isə bəlkə yunanlardan çox qədimdir. Və yenə faktlar göstərir ki, Troya müharibələri dövründə türklərlə yunanlar arasında indikindən qat-qat yaxın əlaqə olmuş, onlar çox vaxt birgə yaşamış, yaxın əlaqə və münasibətdə olmuşlar. Amma Homerin əsərləri nə qədər müdrik əsərlərdir! Nə qədər müasirdir! Nə qədər dərkolunan və maraqlıdır! Homerin poemaları ilə onun qədər müdrik olan «Dədə Qorqud» arasında o qədər ruhi yaxınlıq var ki, bunu bu əsərlərə ayıq gözlə baxan heç kəs inkar edə bilməz…




Prof.Dr.Gazanfer Kazimov "HOMER" pdf








Azerbaycan Asya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nagiyev: 
" Son yüzyılda Türkoloji sahasında dünyanın çeşitli üniversitelerinde ABD’den Rusya’ya kadar, Türk dünyasının öncüsü Türkiye’de Türkoloji bilimi gelişmektedir ve bu sahada büyük çalışmalar yapılmaktadır ve Türkolojiyle bağlantılı olarak çeşitli konularda ortak bilimsel toplantılar devam etmelidir.” (2013)

Truva I (y.MÖ.2920-2350; Güney Ana Kapı) ve Kazakistan Taşbaba
Truva için kaynak: Traum und Wirklichkeit Troia (syf.347) Manfred Korfmann








YALANLAR İLE GERÇEKLERİN ve
"BATILILAR"IN  "DOĞULULAR"A AÇTIĞI SAVAŞ
SB.