çuvaş türkleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çuvaş türkleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2020 Perşembe

Vampir - Upir

 


"Vampir", Prof.Dr.Hatice Şirin
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 2010/2


Vampir sözcüğü Batı edebiyatına ilk kez Heinrich August Ossenfelder’in 1748’de yazdığı Der Vampir şiiriyle girmiştir. 

Sözcüğün vampire biçiminde İngilizceye girişi, Webster Sözlüğü’ne göre 1732’dir. Oxford Sözlüğü’nde, Macarcadan Fransızcaya, Fransızcadan da İngilizceye 18. yüzyıl ortalarından geçen sözcüğün nihai kökeninin Türkçe uber “cadı” olabileceği belirtilmiştir.

Rus vampirizmi hakkındaki en kapsamlı çalışmayı yapan Perkowski de Türkçe kökeni reddetmiş ve vampire Slavca bir köken ararken, sözcüğün Doğu Avrupa dillerindeki upır biçimine kadar izini sürmüş, ama erken Slav halklarının tarihleri hakkındaki bilgilerin yetersizliği yüzünden meseleyi daha ileriye taşıyamamıştır.

Vampir sözcüğünün ilk biçimi olduğu düşünülen upır ilk kez 1047’ye tarihlendirilen Kniga prorokov adlı yazmanın kolofonunda ποπъ oyπирь лиχый (pop’ opir lihıy) ibaresi içinde geçer. Bu kitap, bir papaz tarafından Kuzeybatı Rusya’da Novgorod knezi Vladimir Yaroslav için Glagolitik alfabeden Kril alfabesine aktarılmıştır. Metinde bu papaz adını veya lakabını upır lihıy olarak kaydetmiştir. Modern Rusçada lihoy “kötü” anlamına geldiği için, bilim adamları lihoy upir “kötü vampir” olarak yorumlamışlardır. Ancak, bir papazın böyle bir ad kullanması alışılageldik bir durum olmadığı için, İsveçli Slavist Andres Sjöberg, bunun ne gerçek bir ad ne de Rusça olabileceğini belirtmiştir. upır sözcüğünün bir başka erken kaydı, Doğu Slavları arasında (Rus, Ukrayn, Beyaz Rus) 12. yüzyıl kilise kroniklerinde tutulmuştur. Upır, bu kroniklerde iyicil ruh bereginin karşıtı olan kötücül ruh olarak belirtilir. Kroniklerde bu güçlere tapınan pagan Ruslar eleştirilmiştir.

Upırın XI-XII. yüzyıllarda Rusçaya girdiği Vladimirtsov, Räsänen, Ligeti, Dmitriev, Yegorev, Şipova ve Eren tarafından belirlendiği ve Rusçadan diğer Doğu Avrupa Slav dillerine geçtiği Miklosich tarafından çözüldüğü halde, her nedense literatürde bu çözüm rağbet görmemiştir. Oysa meseleye X-XI. yüzyıl Slav-Türk (Kuman, Peçenek ve diğer boylar) ilişkileri bağlamında yaklaşmak, meselenin çözümünde önümüze birçok veri sunar.
 
Knez Vladimir’in yönetimi altındaki bu bölge, bugünkü Kiev kenti çevresindedir. Kiev halkı M.S.988’de Vladimir önderliğinde Hristiyanlığı kabul ederek Slavlaşma sürecine girmiş, bu arada paganizme savaş açmıştır. Kiev ve çevresi, bu dönemde Vareg-Ruslar, Hazarlar ve doğudan gelen Peçeneklerin güçlü nüfuzu altındaydı. 915’te Knez Oleg döneminde, Peçenekler Kiev’i kuşatmış ve 1036’ya kadar Ruslar ve Peçenekler bir arada yaşamışlardır. Kiev knezi Vladimir, Kama Bulgarlarına karşı sefer açtığında Rus ordusu ve Uzlar aynı kıtada yer almışlardır. 985’te Vladimir ile Oğuzlar (Torklar) ve Volga Bulgarları arasında kimi zaman mücadeleler yaşanmış, kimi zaman da barış ilişkileri kurulmuştu. 1060 yılından itibaren ise, bu bölgeye Kumanlar gelmiş; Kumanlara karşı Ruslar, Peçenekler ve Oğuzlar birlikte hareket etmişlerdir. Kniga prorokov’un ve 12. yüzyıl kilise kroniklerinin yazıldığı, yani upır sözcüğünün Rusçaya girdiği dönemde Rusların en yakın komşuları Peçenekler, Oğuzlar, Bulgarlar ve Kumanlardı.

Vladimir döneminde (972-1015), Alman misyoner Bruno, Peçenekler arasında beş ay kalarak Hristiyanlığı yaymaya çalışmış, ama Peçenekler ellerindeki baltalarla misyonerleri tehdit etmişlerdir. Rus-Türk ilişkilerinin başlangıç aşamasını oluşturan bu dönemde iki kültür arasındaki alışverişler de başlamıştı. Hristiyanlığı kabul etmeyen Türk boylarının mitolojilerine ait ögelerden biri olan upır sözcüğü, Türk-Slav ilişkilerinin başladığı yıllarda  Rusçaya girmiş olmalıdır. Zira ubır  inanışı, Kıpçak Türkleri başta olmak üzere, birçok Türk boyunun folklorunde bugün hâlâ çok canlıdır.
 

Prof.Dr. Hatice Şirin




Kitap:
Sözcük Hikayeleri, Sözlerde Saklı Kültür
Hatice Şirin
BİLGE KÜLTÜR SANAT, Ekim 2020

Etimoloji, köken bilgisi, kelime tarihçiliği ya da bu kitaptaki adlandırılışıyla sözcük hikâyesi, bir sözcüğün nerden gelip nereye gittiğinin hikâyesidir. Her sözcüğün hikâyesi de bir insanlık hikâyesidir. Çapkın, yavşak, hovarda, bağnaz sözcüklerinin kökleri neydi, bugüne nasıl ulaştılar? Tahtakurusu, peygamberdevesi, çobanaldatan sözcükleri nasıl ortaya çıktı? Bu canlılara neden bu adları verdik? Ebegümeci, akşamsefası ve güzelavrat otu gibi bitkilerin adlandırılmasının kökeninde ne gibi kültürel kodlar yatıyor? Arsenal, darağacı, cin, lizöz, maskara, fuşya, şömentabla sözcükleri Türkçeye hangi dilden girip ne tür anlam gelişmeleri yaşadılar? Tabanca, eroin, sıtma ve öfke eski zamanlarda ne anlama gelirdi, bugünkü anlamlarını nasıl kazandılar? Özlemek, beklemek, sömürmek, sınamak vd. neydi, ne oldu? Elinizdeki bu kitapta kök biçimleriyle, eski anlamlarıyla, ses, şekil ve anlam gelişmeleriyle, edebiyattaki ve genel olarak sanatın her türündeki yansımalarıyla 134 sözcük değerlendirildi.


***


TATAR TÜRKLERİNDE MİTOLOJİK VARLIKLARLA İLGİLİ MİTLER VE İNANIŞLAR (İYELER VE YARATIKLAR),
Bilig Dergisi, Güz 2007/ sayı 43
Yard. Doç. Dr. ÇULPAN ZARİPOVA ÇETİN 

Ubır (Obur)  Bu yaratık da dünya mitolojisinde çok yaygın ve o da alçak, kara ruh sayılmaktadır. Çuvaş Türkleri bu yaratığa Vupar, Özbekler Upır, Kazan ve Sibirya Tatarları Ubır derler. Sibirya Tatarlarında Ubır’a benzeyen daha bir kara ruh var:  Mäçkäy. Ama o, Kazan Tatarlarının inancından farklı olarak hep kadın kılığında olurmuş.

Ubır kelimesinin etimolojisi ile ilgili Tatar halk biliminde çeşitli görüşler bulunmaktadır. G.Gıylmanov onları “Tatar Mifları” adlı kitabında vermiş ve biz onlardan gerçeğe daha yakın olanlarını seçip almaya çalıştık. Meselâ N.İsanbet, Ubır kelimesinin, “içe doğru batırıp yutmak”, “içe doğru çekmek” anlamına gelen ubu kelimesinden türediğinin doğrultusundadır. Bir yerin altı boş olup o yerdeki toprak çöker ve çukur oluşursa Tatar Türkleri “cir ubılğan” (yer çökmüş) derler. Mezarın üst kısmı çöküp çukur oluşsa da “lähete ubılğan” (lahiti çökmüş) derler. Akar suyun dönüp çukurlanan ve akın ile gelen her şeyi içine çeken yerine de upqın derler. Kırgızlarda, Kazaklarda ve Özbeklerde  obur, ubır, upır gibi kelimeleri doyumsuz, yemeğe doymayan insanlar için kullanırlar. Radlov da obur kelimesinin Osmanlı Türklerinde çok yiyen kimse ve büyü yapan kocakarı anlamında kullanıldığı hakkında yazıyor. 

Burada büyü yapan kocakarıların Tatar Türklerinde de Ubırlı Qarçıq olarak anıldığını ve Tatar masallarında sık görünen bir tip olduğunu hatırlarsak iyi olur. Fakat mitolojik bir yaratık olarak Ubır sadece İdil-Ural Türklerinde bilinmektedir. Meselâ Çuvaşlarda Güneşi, Ayı yutmaya çalışan Ubır hakkındaki kozmogonik motifin bulunması, Çuvaşlarda yaşayan inançların çok eski devirlere uzandığının bir delilidir. İslam dinini erken dönemlerde kabul ettiklerinden dolayı Şamanizm ile ilgili inançlardan uzaklaşmış Tatar Türklerinde de “Ubır Göğü bastı, Güneşi yuttu, Yer pustu, ağzını açmadan Ubır’ı yuttu” gibi bilmece korunmuş ve onun cevabı Kara bulut, Yağmur ve Yer’dir.

Tatar mitolojisinde Ubır, sahiplendiği insanın içinde “yaşayan” korkunç bir yaratıktır. Ubır’ın sahiplendiği insanlara, Ubırlı Keşe derler. K.Nasıyri “Ubırlı insanı tanımak kolaydır: onun koltuk altında bir delik olur, bu delikten Ubır insanın içine devamlı girip çıkar” diye yazıyor. Fakat bu tür deliğin koltuk altında değil de baş ucunda olduğunu bildiren haberlere daha sık rastlanır.

Ubırlar, erkeklerden korkarlar, bu yüzden genelde kadınlara sahiplenirlermiş. İşte bu inançtan dolayı Tatar kadınları hamama yalnız gittikleri zaman yanlarında küçük yaşta olsa da bir erkek çocuğunu götürmeye çalışırlar. Ayrıca Tatar Türkleri, hamamda sıradan iki kez yıkanan insanın da Ubır’a dönüşeceğine inanırlar.

Ubır, ayrıca hamile kadınları azarlar ve yeni doğan bebekleri kaçırırmış. Bu yüzden hamile kadın yanında hep bir erkek bulunmalı ve yeni doğan bebek 40 gün yalnız bırakılmamalı. Büyük kafalı, kendisi de uyumayan başkaları da uyutmayan çocuk hakkında da Tatar Türkleri “Ubır değiştirmiş” derler. 

İçinde Ubır bulunan kimse kendisi de Ubır’a benzemeye başlar, özellikle yemeğe doyamazmış. Ama çok yese de Ubırlı insan hiç kilo almaz, zayıf  kalırmış. Çünkü onun yediği yemek kendi vücuduna değil, Ubır’a  sinermiş. Tatar halkında “Ubır kendisi doysa da gözü doymaz” gibi bir deyim de vardır. Ubırlı insanlar gece kalkıp yemek ararlar, bulamayınca da alev yumağına dönüşüp bacadan çıkarlar ve başka insanların yemeğini çalarlarmış. İnsanlar, Ubır’ın girip çıktığı yerin ocak bacası olduğunu düşündüklerinden bacaları geceye mutlaka kapatırlar.

Ubırlı insan uyuyunca Ubır onun içinden ayrılır ve alev yumağı olup bacadan dışarıya çıkarmış. Onun alevle bir arada izlenilmesi de ilginç: Ubır, aynen alev gibi doyumsuz, azgın, açgözlü, yolunda bulunan her şeyi yutan bir yaratıktır. Ayrıca o, leş ile beslenmeyi çok severmiş. Bu alev yumağını yok etmek neredeyse imkânsızmış. Ubır istediği an kedi, köpek veya güzel kız kılığına girebilirmiş. Ubır, kadınları ve hayvanları emmeyi de severmiş. Hamile bir hayvanın sütünü Ubır emerse, o hayvan korkudan düşük yaparmış. Hamile olmadığı durumda da bu hayvan hastalanır ve sonunda ölürmüş.

Bazen Ubır, insanlara çeşitli hastalıklar gönderirmiş. İnsanı Ubır sömürürse o insan kendi kendinden bağırmaya başlar ya da durup dururken kendi kendine konuşurmuş. Bu durumda, ter içinde gelen atın hamutunu çıkartıp hastalanan kimsenin boynuna giydirmek gerekirmiş (Tatar Halıq İcatı 1987: 279-280). 

İçine Ubır yerleşen insan kendisi ölse de içindeki Ubır ölmezmiş. O, insanı mezara koyduktan sonra kefeni yemeye başlar ve mezarda bir delik delip yer üzerine çıkar, insanları huzursuz edermiş. Bazen Ubırlar mezar deliğinden gökteki yağmur bulutlarını kendilerine çekip kuraklığa neden olurlarmış.

Meselâ Samara Tatarları (8) uzun süre yağmur yağmamasının sebebini bir hortlağın mezardan çıkıp bulutları kovalayıp yürümesi ile anlatırlar ve mezarlığa gidip delik bulunan mezarı ararlarmış. Bulduktan sonra o deliğe önce on kova kaynamış, sonra da on kova soğuk su dökerlermiş (Urazman 1992: 56). Ayrıca, Ubır olan mezarların deliğini bulup bu deliği at gübresi ile doldurup meşe veya kavak ağacından yapılan kazık çakmak da Ubır’ın yer üzerine çıkıp doğayı ve insanları rahatsız etmesine son verirmiş.

Ubır’ı yakalamak çok zor olsa da, bunun yolları varmış. Meselâ Ubır’ı görünce, üzerindeki gömleğini göğüs kısmından birden yırtıvermek gerekirmiş. O an alev yumağı Ubır, insanın ayak altına düşermiş. Ağaç çatal veya kuş kirazı ağacının çatallanan budağını alıp onu ikiye kırmak da istenilen sonucu verebilirmiş. Ubır da anında insan kılığına girip merhamet istemeye başlarmış. Ama  insan Ubır’ı acımadan dövmeliymiş. Ubır’ın kime dadandığını açıklamak için de en iyi yolmuş bu:  yaralar, Ubır’ın dadandığı insana da yansırmış. Öbür gün köyde biri yaralanıp yatağa düşerse, bir gün önce yakalanıp dövülen Ubır şüphesiz o insanın içine yerleşmiş olurmuş. Bu inanca Slav mitolojisinde de rastlayabiliriz.  

8-İdil nehrinin Güney’inde bulunan Samara şehri ve civarında yaşayan Tatarlar. 







15 Ocak 2015 Perşembe

OĞUZ BOYLARIN, TÜRKMENLERİN KÜRTLEŞMESİ




Türkmenlerin Kürtleşmesi Olayı ve Avşar 


Türk topluluklarından bazılarının ilişkiye girdiği milletlerle kaynaşarak eridikleri malumdur. Türk tarihi incelendiğinde, İran ve Afganistan’da olmak üzere Türk oymaklarının bir kısmının (Afşarlar da dahil) kültürel değişime uğradıkları görülür. Bunun gibi Türk boyları arasında da böyle karışımlar ve erimeler söz konusudur. 

Asırlar boyunca yaşanan boy mücadeleleri ve yapılan göçler esnasında kimi Türk boylarının başka Türk boyları arasına girerek ana boy adını unuttukları ve tabi oldukları boyun adıyla anıldıkları bilinmektedir. Kimi zamanda boyların birleşiminden yeni boylar teşekkül etmiştir. Avşarlarda da bu durum mevcuttur. 

Yaptığımız araştırmalarda aslını unutmuş Afşar kökenli kişi veya köylerin kendisini Türk, Türkmen, Yörük, Yerli, Köylü gibi adlarla tanıttıklarına, hatta bunlardan bazılarının aralarında geçen münasebetler dolayısıyle Afşarları pek sevmediklerine tanık olduk. 

Bursa’da yaşayan Maraş Elbistan’lı bir arkadaşım kendilerinin aslını anlatırken “Biz Türkmen’iz. Bizim köye Dodurlular denir, komşu köyümüz ise Afşar köyüdür.” demişti. Dodurluların Recepli Avşarlarının bir obası olduğunu söylediğimde çok şaşırmıştı. Bu köyün oba adını muhafaza etmesine rağmen ana boy adını unuttuğu görülüyor. Kimi yerlerde ise Avşarlar azınlıkta kaldıkları için yörede etki ve nüfus olarak baskın olan aşiretin adıyla anılmaya başlanmıştır. Adana’da Varsaklar, Antep’te ise Beydililer arasındaki Avşarlar buna örnek verilebilir. Diğer bir husus ta, Alevi Avşarların durumudur. Bunlar, Sünni-Alevi farklılaşmasından dolayı genel ad olan Alevi adını kullanmışlar ve boy adlarını muhafaza edememişlerdir.

Biz bu bölümde ülkemizde ve çevresindeki topraklarda yüzyıllar boyu meydana gelen Türk boyları arasındaki kaynaşmaya örnek olacak böyle bir olaydan bahsedeceğiz. 

Bu “Türkmenlerin Kürtleşmesi” hadisesidir. Peki, insanlarımızın kendisini yukarıda sıraladığımız isimlerle ifade etmesi mesele olmuyorda neden “Kürt” adını taşıyınca sıkıntı çıkarıyor. 

Bunun sebebi Kürtlüğün, Türk milletini ve devletini bölüp parçalamak isteyen mihrakların kullandığı bir unsur olmasıdır. Açık söylemek gerekirse Kürtlük, Türklükten ayrı bir şey değildir. Bu yüzden bir Türk’ün Kürtleşmesi veya bir Kürdün Türkleşmesi, biraz önce bahsettiğimiz Türk boyları arasındaki kaynaşmalara örnektir. Biz olaya böyle bakıyoruz ve işin aslı da budur. 

Ancak geriye dönüp baktığımızda tarihimizde Kürt olayı çok farklı cereyan etmiştir. Dış güçler, Kürtleri Türk devletinin başına bela etmek için inanılmaz oyunlar oynamışlardır. Ancak o dönemlerde ve günümüzde dahi bu oyunlara alet olmayıp erdemli davranan Kürt aşiretleri oldukça fazladır. Kürt konusunda bizim politikacıların da ihmalkar davrandığını belirtmek yerinde olacaktır. Yapılan bir çok araştırma sonunda Kürt adı ile tanınan insanların önemli bir kısmının Türk boylarından geldiğinin kanıtlanmış olması aslında sorunu halletmiş oluyor. Yani kimi kimden koparacaklar. Öz, aslına ihanet etmez. Edenlerin soyunu bir araştırın bakın neler çıkacaktır. Abdullah Öcalan’ın Ermeni asıllı olduğunu ilk kez rahmetli Türkeş ortaya çıkarmıştı. Öldürülen PKK militanları arasında çok sayıda sünnetsiz kişilerin olması da bu açıdan önemlidir. Bu kişiler Kürtlere de düşmandır unutulmasın.

Kürt olayının bu hallere gelmesinde hükümetlerin milli politikalarının olmaması, Kürtlerin Türklükleriyle olan ilgilerinin akademik bir tez olarak kabul edilmemesi ve politik kaygılar sebep olmuştur. Bütün bu sebepler zamanla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Türkmen cemaatlerinin ve konumuz itibariyle Avşar Türkmenleri’nin Kürtleşmiş olmalarına veya Kürtleşmeye doğru gitmelerine sebep olmaktadır. 

Bu sebeple Bazı bölgelerde Kurmanç adı altında Türk dilinden Bayat, Bayındır, Salur, Beydili, Döğer, Büğdüz, Yıva, Karkın, Küresinli (Kasımoğlu), Milli, Karakeçili, Türkan, Tilki, Atmalı, Kızkapanlı, Çakallı.... gibi Türkmen boylarıyla birlikte Avşar Türkmenleri de uzaklaşmış ve Türklüklerini unutmuşlardır. Kürt denilen bu insanların şahıs adları da Türkçe’dir. Sözgelimi, Milli aşiretine mensup kişiler arasında adı Avşar olanlar vardır. Bugün hala Kürtler arasında Avşar adlı obalara rastlanması önemlidir.



Avşar Türkmenleri 
Adnan Menderes Kaya




Afşar boyu, Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuzların 
24 boyunun Bozoklar kolundandır. 
Germiyanoğlulları, Karamanoğulları Avşar boyundandır. 
Bunun yanında günümüzde Çuvaş Türkleri 
arasında “Yapşar” şeklinde bir kelime vardır ki; 
bu Avşar ile aynıdır.


Avşarlar
Ənvər Çingizoğlunun və Aydın Avşarın 

Jurnalist-etnoqraf Ənvər Çingizoğlunun və tədqiqatçı Aydın Avşarın bu kitabı Azərbaycan xalqının etnogenezində, siyasətində və mədəniyyətində mühüm rol oynayan Avşar eli və oymaqlarının yaşam yolundan bəhs edir. Onların dünyaya bəxş etdiyi dühalardan, böyük simalardan söhbət açır.




"Saddam rejiminden sonra, Türk soylarına dönen Türkmenler ana dillerini koruyarak, Aşiret, oymaklarının, boylarının Türkmen olduğunu savunmaktadırlar, ayrıca binlerce Türkmenlerde hala birçok nedenlerden dolayı Arap, Kürt olarak kimliklerine dönmemeleri buda çok üzücü bir durum sergilemektedir, günümüzde Araplaşan Türkmen yanında daha fazlasıyla korku, her türlü baskılarla, asimilasyonla Kürtleştirilmektedirler.

Tek umudumuz bir an önce Türkmen kardeşlerimiz kendi anne, baba Türk kimliklerine dönmelidirler."



Av.Sadun Köprülü
Kerkük'e bağlı Altunköprü ilçesinde 1957 yılında doğmuştur. 
Bağdat üniversitesi Kanun Şeriat (Hukuk) fakültesinden mezundur. 
Irak Türkmen cephesi eski temsilcisi araştırmacı yazardır. 
2014 te hayata veda etmiştir.


Öz be Öz Türk aşiretleri olan Kürtler....



TÜRKİYE'DE OĞUZLARIN AVŞAR BOYU - CASUS G.BELL'İN ARŞİVİNDEN / 1899-1918


Kürdoloji Yalanları - Ahsen Batur / Selenge Yayınları,2011
KİTAP OKUNMAK İÇİNDİR!


“Siyasî Kürtçüler de tarihlerini istedikleri gibi yazarlar, istediklerini ata seçerler ve bunlar beni rahatsız etmez. Ama hayalî iddialara, mesnetsiz çıkışlara dayanarak ’Biz bu bölgenin aslî sakinleriyiz, sizler sonradan gelip vatanımızı işgal ettiniz; Salahaddin Eyyubî’nin ordusu saflarında on bin Kürt savaşçı olmasaydı, siz Anadolu’ya giremezdiniz, dolayısıyla Anadolu kapılarını size bizler açtık; biz de bu ülkenin kurtuluşu için savaştık ve şehitler verdik, bu yüzden biz de bu devletin kurucu unsuruyuz’ demeye başlamışlarsa, artık o iddialar beni ilgilendiriyor demektir.”

"Türkmenlerin Kürtleşmesi olayı çerçevesinde düşündüğümüzde bazı Alevi Avşarların Kürtleşerek, Alevi-Kürt toplumunun bir parçasını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bize düşen bu gibi soydaşlarımıza Türk kökenli olduklarını anlatarak özüne dönmelerini sağlamaktır.."



1927 yılından 1985 yılına kadarki Genel Nüfus Sayımları’ndaki tespitler ve 2001 yılına kadar yapılan araştırma ve anketlerdeki veriler değerlendirildiğinde Türkiye’deki etnik grupların nüfusları aşağıdaki gibi tespit edilmiştir.


Etnik Kimlik......Nüfus...........Oran(%)
Türk ............64.650.000......89.79
Kürt..............5.000.000........6.94
Zaza............1.000.000.........1.4
Arap...............600.000.........0.83
Çerkes...........250.000.........0.35
Laz...............200.000..........0.28
Diğer............300.000...........0.42
Toplam........ 74.000.000.......100.00


Burada görüldüğü gibi etnik nüfus toplamda %10’dur. Bir ülkenin etnik bir mozaik olarak tanımlanabilmesinin ön şartı nüfusun genel nüfus içindeki oranın en az %35’ini oluşturmasıdır. Bu değerlendirme Uluslararası ölçüt olarak kabul edilmiştir. (Prof.Dr.Martin Lispet)

....8500 KELİMENİN 3080’İ TÜRKÇE, 2230 Farsça (1200’ü Zend lehçesi), 370 Pehlevi Lehçesi, 2000 Arapça, 220 Ermenice, 108 Keldanice, 60 Çerkezçe, 20 Gürcüce ve 300’ü menşei belli olmayandır. Alman De Groot ise 1300 yıl önce kullanılan Göktürk Türkçesine ait 532 kelimenin bugünkü Kürtçede halen kullanıldığını tespit etmiştir. 

Kaynak : Türkiye'nin Etnik Yapısı - Ali Tayyar Önder 

“Bunlar her bilinçli yurttaşın bilmesi ve üzerinde düşünmesi gereken şeyler…Sayın Ali Tayyar Önder’in 5 yıllık araştırması hemen tüm malzemeyi önümüze koyuyor”
Prof.Dr.Ahmet Taner Kışlalı



"HER BİLİNÇLİ...."

AMERİKA’DA 317 MİLYON AMERİKALI YAŞIYOR, BUNUN 50 MİLYONU ALMAN, 40 MİLYONU AFRİKA AMERİKALI VEYA SİYAH , 36 MİLYONU İRLANDALI , 32 MİLYONU MEKSİKALI , 27 MİLYONU İNGİLİZ, 17 MİLYONU İTALYAN, 10 MİLYONU POLONYALI, 10 MİLYONU FRANSIZ’DIR. 20 MİLYONU İSE KENDİSİNE AMERİKALI ATASI OLDUĞUNU İDDİA ETMİŞTİR. BU SAYININ İÇİNDE GERÇEK AMERİKA YERLİLERİ DE VARDIR. 

"The map that shows where America came from: A truly captivating map that shows the ancestry of everyone of the 317 million people who call the melting pot of America home can now be seen on a U.S. Census Bureau map."

Dailymail news , Eylül 2013



BİZİM BURALARDA O KADAR ETNİK YAPI DA YOK, OLSA BİLE HEPSİ TÜRK BOYLARI 

BATI HER ZAMAN "ELE VERİR TALKINI, KENDİ YUTAR SALKIMI"

KÖRFEZ SAVAŞINDA TÜRKİYE'YE SIĞINAN 500 BİN PEŞMERGE , ONUR ÖYMEN’İN MECLİS ÖNERGESİNE VERİLEN CEVAPTA 450 BİNİNE VATANDAŞLIK DAĞILTIĞINI BİLDİRİR ŞİMDİ KALKMIŞ BU SONRADAN GÖRMELER BİZDEN TOPRAK İSTİYOR, MEMLEKETTE KAOS YARATIYOR... !?

"Bugün ülkemizde yaşayan Kürtlerin %10-12 si Türk kökenlidir, geri kalanı ise Yahudi , Ermeni, Fars ve Araptır. Bu çalışma Batılılara aittir." Yrd.Doç.Dr.Osman Çataloluk

Peki Suriye’de başlayan savaş ile kaç “göçmen vatandaşımız” oldu?  20 yıl sonrası düşünülürse…..

"Encyclopedia Britannica’nın 1875 ile 1911 yılları arasındaki bütün baskılarında Kürtler, Turanî bir toplulukken 1911 yılından sonraki baskılarında birdenbire Mezopotamyalı bir kavme dönüşmüşlerdir.

Zazaca ve Kurmançca konuşan Alevî aşiretlerin ileri gelenleri de, Zazacayı ya da Kurmançcayı sonradan öğrendiklerini ve ‘Öz Türk’ olduklarını atalarından gelen bir bilgi olarak ifade ediyorlardı. Hala da bu tezi savunmakta, bilhassa ‘Horasan’dan gelen Türkler’ olduklarını iddia etmektedirler." Zazalar ve Türklük - Ali Rıza Özdemir, Kripto yayınları


İŞTE BU TÜRKİYE’NİN ETNİK YAPISINA YAPILAN 
BİR SOYKIRIM’DIR. 
VE DE SAVAŞIN TA KENDİSİDİR.
GERÇEKLER
SB


3 Ağustos 2014 Pazar

ÇUVAŞLAR - SABİRLER - OĞUZLAR - TÜRKLER - KAYI BOYU




"Saygıdeğer Kardeşlerim Çuvasistan'a Hoşgeldiniz.

Bu akraba ziyaretiyle bizi çok mutlu ettiniz. Kardeşlerim, bilimsel araştırmalar Çuvaşların büyük atalarının Türklerden olduğunu ve onların Orta Asya'dan buraya geldiklerini açıkça ortaya koymuştur. Çuvaşça, Türk dilleri arasında yer alır. Size uzak görünen ve anlaşılmaz gelen bu lehçe aslında ortak atalarımızın konuştuğu dildir.

Çuvaşçayı şekillendirenler Altayların güneybatısında yaşayan OĞUZLARDI. MÖ.1000 yılında bu kavim ikiye ayrılmıştı. Bir kısım Oğuzların Hint-Avrupa dili konuşanlarla ilişkileri nedeniyle lehçeleri "r" ve "l" harfi değişimi görmüştü. Bu Oğuz kavimleri zaman içerisinde Ogur Türkleri olarak bilindiler. 

Türk lehçeleri "z" harfinin "r" ye ve "ş" harfinin "l" ye değişimi esas alınarak iki kolda tasnif edilmiştir. Buna göre "z" "ş" esaslı lehçeler grubuna Doğu Türkçesi , "r" "l" esaslı lehçeler grubuna da Batı Türkçesi denilmiştir. Bu ikinci grupta yer aldığımız için atalarımızın adı da OĞUZ'dan OGUR'a dönüşmüştür. Ogurlar Hunların da atalarıdır. 

Mete Han Hun İmparatorluğunu kurduğunda ordusu aynı kökten, ama birbirine uzak lehçeler konuşan halklardan oluşuyordu . Mete Han dil birlikteliği için Ogurların dilini , yani günümüz Çuvaşçasına yakın Ogur Türkçesini seçti.

Hunların batıya göçüyle MS.5.yüzyılda dilimiz batıya taşındı. Bu dili bu coğrafyadaki yerli halklara öğrettik ama onlardan sözcükler ve gramer düzenlemeleri aldık. Özetle, biz Çuvaşlar ortak atalarımızın , yani Hunların dilini konuşuyoruz. Çuvaşça ayrıca Türk dilleri arasında Ogur öbeği olarak bilinen kolun yaşayan tek dilidir. Yakın akrabaları Hun dili, Ön Bulgarca ve Hazarca artık ölü dillerdir.

Siz bana, akrabalığımız nereden geliyor diye sordunuz, işte cevabım budur. Benim konuştuğum dili anlayamasanızda , ruhunu hissedersiniz. Çünkü ben sizin babanızın, atalarınızın sesini taşıyorum dünden bugüne. Ve diliniz değişime uğramış derseniz aramız bozulur. 

Etnik açıdan baktığınızda Çuvaşların Asyalı kökleri kadar burdaki yerli topluluklar, yani Fin-Ugor kavimleriylede yakın akrabalığı, kan bağı . 7 yüzyılda Karadeniz'in kuzeyinde kurulan Büyük Bulgar Hanlığıyla , İdil Bulgar Hanlığının temel harcını koyanlar bizim atalarımızdır.

Avrupa Hunları , Sabirler ve Ogur Türklerinin karışması sonucu Bulgar adıyla anılan Türk topluluğu ortaya çıktı. İşte bizler steplerde kurulan bu devletlerin en büyük parçalarından , kurucu unsurlarından biriyiz.

İdil Bulgar Hanlığı döneminde Suvar kent halkı ve çevresinde yaşayanlar Moğol istilası sonucu kuzeyde ortaya çıktılar ve kültürlerini burada korudular. Biz atalarımızın mirasını her türlü olumsuzluğa rağmen günümüze taşıdık ve Çuvaşlar olarak tarih sahnesine çıktık. İdil Bulgar Devletinin Slav, Macar, Mari ve Udmur dillerinde etkisi büyük olmuştur.

Demem o ki, bugün Rusya ve Doğu Avrupa'da birçok kültürün temelinde Çuvaşların etkisi var ve onların kadim tarihini Çuvaş kültürünü bilmeden araştırma yapamazsınız."


Prof.Yegorov Nikolay İvanoviç
Tarihçi





Çuvaşlar atalarının Suvarların öncülleri Sabirlerle , Bulgarların öncülleri Ogur kavimleri olduğunu sıkça dile getiriyorlar. Bu her iki kavimde Orta Asya kökenli Türk toplulukları.

Bazı bilimadamları Çuvaşların atalarının bölgeye MÖ.10.yüzyılda geldiklerini belirtirken , bazıları ise Hun Konfederasyonu içinde yer aldıklarını savunuyorlar. Bu durumda ataların Kıpçak düzlüklerine gelişleri en geç MS.5.yüzyıla tarihleniyor.

Çuvaşların kökenini özellikle Hunlar üzerinden açıklamaya çalışan araştırmacılar kadar, onları yerli kavimler Fin-Ugor halklarıyla daha yakın gören tarihçilerde bulunuyor. Kadim geçmişleri hakkında bu denli farklı görüşler olmasına rağmen, yakın tarihlerindeki kronolojilerinde sorun yok. Çünkü Çuvaşların bir Türk kavmi olduğu bilinen Ön Bulgarlarla yakın akrabalıkları artık bilimsel çevrelerce kabul edilmiş durumda.

Çuvaş adının da Suvar'dan dönüştüğü tahmin ediliyor.


Ahmet Yesiltepe
Zaman Yolcusu Belgeseli: link

....

KAYI BOYU:


Bulgarların neden Kayı Boyu tamgası kullandığı belli oldu.

Ogur Oğuz diye anıldıysa.... Kayı boyu da Oğuz'un bir boyu ise.....


BULGAR TÜRKLERİ - link




OĞUZLAR -OGURLAR
ASHGUZAY - SKUZES - SCYTHIANS - GUZ - OGHUZ - HUN - ASHKENAZI - KIPCHAK

VE

Etrüskler de Kayı (Qay) boyundansa....

"Vergilinin qədim Roma tarixindən bəhs etdiyi «Eneida» əsərində bu şəhərin əsasını qoyan etrusk soyköklü Romul və Remin troyalı Eneyin törəmələri olduğu bildirilir. 

Romanın məşhur Qay sülaləsi də özünü troyalı Eneyin soyuna bağla-yırdı. Məşhur Roma imperatoru Qay Yuli Sezar senatda ilk çıxışında «Mən əsilzadəyəm, troyalı Eneyin nəslindənəm» deyərək özünü təqdim etmişdir."


Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu





SUBARLAR : BULGARLAR
Suvar=Subar =Sabir "v" "b" yer değiştiriyor 

"Göbeklitepe tapınağını hangi boyların kurduğu sorusuna kesin cevap vermek mümkün olmasa da, Sümer (Kenger-Kingiiri) ve Akad dilli yazılı kaynaklar bu bölgede MÖ. 3 bin yıllarında SUBAR boylarının yaşadığını yazarlar. 

Urmu Teorisine göre, iki nehir arasının Bağdat’tan kuzeyde Subartu adlanan arazisi Proto-Türk Subarların ülkesi idi ve burada son Subar beyliği de MÖ. 673- den sonra dağılmıştı. Göbeklitepe kronolojileri değiştirecek çetin sorunlar ortaya çıkarmıştır ve Subar Türk Boylarının burada olması çok önemlidir."



Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu - link 



"Belirtmek gerekir ki, "erkek" anlamında kullanılan "er/ar" Türk etnonimlerine özgü alamettir, örneğin, Bulgar (bu etnonimin balık (7*) + er yani "şehir sakini" gibi izahı daha uygun), azar, "Sabir/Suvar/Subar" (T- çoğul eki)....

Veyahut, Yunanlılar Küçük Asya'da geldikten sonra yerli nüfus Yunanlılar tarafından bilinmeyen "var/bar" sözlerini kullandıklarına göre gelenler onları "varvar/barbar" diye çağırıyordular. Bize göre, "varvar/barbar" adı "ar/er-erkek" kelimesi "b/v" harfinin protezleşmesi sonucunda oluşmuştur ve bu söz "insanlar/adamlar" demektir (var+var=varvar/kişiler ). "



Aləkbər Ələkbərov - link
Çev. : Muhammet KEMALOĞLU,2014


____



Welcome to Chuvashia my respectable brothers . 
This relatives visit makes us very happy.

Brothers, scientific research has clearly demonstrated , that the ancestors of Chuvash people is the Turks and they came here from Central Asia. Chuvash language takes place in Turkish language. The dialects which is distant to your language have common ancestors in language in fact.


Oghuz who lived in the Altai shaped the Chuvash language.


In 1000 BC these tribes were divided. A number of Oghuz tribe, had relationschip with the Indo-European language, the letter "R" and "L" exchange in time. 


Over time this Oghuz tribes known as Ogur Turks.


Turkish dialects has been classified in both arms, "Z" letter into "R" and "Ş" letter into "L" .


Based on this, the "Z" "Ş" dialect Eastern Turkish group, "R" "L" dialect Western Turkish group. 


Our ancestors takes place in the second group, that's why become Oghuz into Ogur. Ogurs are the progenitors of the Huns. 


When Mete Han establish the Hun Empire (Mete Han, the founder of Xiongnu Empire, ruled from 209 BC to 174 BC), his army was of the same root, but it consisted of people who speaks different dialect. Mete Han chose the language of Ogur, which is close to the present Chuvash Turkish, to unite the army.


The westward migration of the Huns in the 5th c.AD, moved our language with them. We taught the peoples in this region this language, but we have received from them words and grammatical editing also. 


In summary, we Chuvash people speak our common ancestor, language of the Huns. Chuvash language is the only living language of Ogur language. Close relatives languages which is Hun, proto Bulgarian and the Caspian languages are dead now. 


You asked me, where did our relation came from, here is my answer. The language I speak even if you don't undertand , you can feel the spirit. Because I carry your father, ancestors voice from yesterday to today. And if you say your language is changed, our relationship shall be broken.


When you look ethnically, as the Asian roots of the Chuvash communities, has also close blood ties to the Finno-Ugric roots. Great Bulgarian Khanate, established in the north of the Black Sea in the 7th century, and the Khanate of the Volga Bulgars, our ancestors did that.


European Huns, Bulgarian Turks community came out with a result of mixing of Ogur (Oghuz Turks) and Sabir (Sabar / Suvar Turks) . We established, the biggest pieces of these states in the steppes, we are the one of the constituent parts. 


In the period of the Volga Bulgars Khanate, Sabir (Sabar/Suvar Turks) peoples and the people living around the city, during the Mongolian invasion, went to north and came here and they maintained their culture.

We moved to the present day the legacy of our ancestors, despite all adversities and have appeared on the scene as the Chuvash. 

Volga Bulgars State language was a great effect to the Slavs, Hungarians, Mari and Udmurtia language. 


What I'm telling you is, you can not do research today without knowing Chuvash Culture, because many culture have effect in Russia and Eastern Europe with the basis of the Chuvash history and their ancient culture "


Prof. Yegorov Nikolay Ivanovich 

historian 

The ancestors of Chuvash are Suvar/Sabir/Sabar, the ancestors of the Bulgarian tribes Ogur (Oghuz). These two tribes origin is Central Asian Turkish roots.


Some scientists says , the ancestors of the Chuvash arrived in the 10th c BC in this region , while others says they were with the Hun Confederation. In this case, the arrival on the Kipchak steppes (Kipchaks are an other Turkish root, also called as Cumans or Polovtsy in Russia) of the Chuvashs ancestors is late 5th c AD.


The historian researches explanation of the origin of Chuvash peoples , they are more closely to the Finno-Ugric native peoples, but some says the Huns. There are different opinions about their ancient history,but there is no problem about their chronology. And it is been accepted in scientific circles, that the Chuvash peoples are Turkish root, and close relationship with proto Bulgarians.


And they say that the name Chuvash is estimated from Suvar.


Ahmet Yesiltepe

video: 




If Oghuz Turks separated in two in 1000 BC then the article of Prof.Gazimov about "HOMER and BOOK of DEDE KORKUT" must be read.....

"Homer’s Poems and ”Kitabi-Dede Qorgud”
Professor Gazanfar Kazimov-pdf in Turkish

In his article professor Kazimov investigates the Troyan events of the 50s of the XIII century B.C. and topic relations between the poems of “Iliad” and “Odyssey” and “Kitabi-Dede Qorgud”.

Such chapters of “Dede Qorgud” as “How does Basat kill Depegoz”, “Gam Bore’s son Bamsi Beyrek”, “Salur Qazan’s house theft” and in some other chapters in the depiction of political events, in composition and structures, in the ways of depiction, in religious world outlook one can find a very close coincidence between “Iliad” and “Odyssey” and “Dede Qorgud”.

These once again show that though “Kitabi-Dede Qorgud” later was brought to Islam isues, and some modernizations were done in poem, this work is a good example of military democratic period, and it is the monument of Homer’s period and of his age. Both Homer’s poems and “Kitabi-Dede Qorgud” took their beginning from the same root. It becomes clear that Indo-europeans and turks lived together and side-by-side and created original masterpieces of art on the basis of the same social events.

The second major reason is that the investigation of Troya toponyms, etnonyms, hidronyms, and antroponyms show that they are of turk origin. And it once more proves the thesis that the Troya is a turk town, and the troyans are turk tribes. "




"Hazarların menşei itibarıyla Türk olup, Orta Asya'dan geldikleri muhakkaktır.... X.yüzyıl İslam tarihçisi Mes'udi İranlıların Hazar adını verdikleri kavme Türklerin Sabar (Sabir) dediklerini belirtmektedir."

"Khazars are Turkish people and came from Central Asia... In the 10th c İslamic historian Mes'udi wrote: the Turks called Sabar (Sabir) but the Persians called Khazar. "





SUVARLAR: DOĞU AVRUPA’NIN ESRARENGİZ KAVMİ
The Suvars: A Mysterious Tribe from the Eastern Europe

Suvarlar (Sabirler) Hun sonrası dönemde Kafkaslara gelmiş, daha çok Güney Kafkaslara sarkarak kendilerinden söz ettirmişlerdir. Bu topluluğun geliş yeri Batı Sibirya gözüküyor. Göç etmeyen kısım yerinde kalmış ve nihayet Sibirya adı onlardan dolayı verilmiştir. Sonraki dönemin delillerinin Türk olduğunu gösterdiği bu kavim, Macarların atası olarak da kaydedilmiştir. Suvarların Sibirya’ya Ortadoğu’dan gittikleri anlaşılıyor. Kuzey Irak bölgesinin sakinleri olan Subarlar, batıdan gelen baskılarla Azerbaycan istikametine çekilmişler, orada da tutunamayarak Kafkasların kuzeyine geçmişlerdir. Bu halk Sümercedeki Türkçe ve Macarca ile alakalı kelimelerin kaynağı olarak görülüyor. Sonraki dönemde karşımıza çıkan Macar atfı da bununla birlikte düşünülmeli ve Türk Macar ortak atalarından biri olarak değerlendirilmelidir. 



The Suvars (Sabirs) came to the Caucasus in the post-Hunnic period and were recorded mainly for their activities in the South Caucasus. They seem to have came from Western Siberia. Not all of the nation migrated, and the name ‘Siberia’ was given after those remaining at home (by the Russians). Evidences in early medieval show they are Turkic, but they are recorded also as ancestors of the Hungarians. They llikely went to Siberia from the Middle East. The Subar people, natives of the Northern Iraq, withdrew to Azerbaijan before the Sami suppress from the west, and then passed to the North of the Caucasus. The Subars seem to be source of the Turkic and Hungarian loanwords in Sumer language. The attibute Hungarian of the later ages should be compiled with this fact and they should be regarded as, at least one of the Turko-Hungarian common ancestors.








"Bilgelik Sembolü" Anıtı
Şupaşkar (Çabaqsar, Shupashcar,) - Çuvaşistan'ın Başkenti

"Symbol of Wisdom" Monument
Cheboksary - Capital city of Chuvashia Republic
Chuvash and Turkish people have the same ancestor....





gerisini siz birleştirin artık ...
Saygılar
SB.