Translate

14 Kasım 2015 Cumartesi

ELAMLAR - TÜRKLER







IV SCYTHICA - IV.İSKİT
Kuruluş tarihi ve kuran : MÖ 42 Marcus Antonius.
Ana Lejyon : MS 68'den MS 5.yy kadar Zeugma - Gaziantep
Terhis tarihi : MS 400 olmasına rağmen 5.yy'a kadar aktif idi.
Sembolü: Oğlak.

ELAMLAR
"Goatfishes" "Keçibalıklar"
MÖ.1500-1100 - Susa
Louvre Müzesi.







MÖ. 3. bin yılın başlarından Elam'ın çöküş tarihine kadar yani MÖ. 645 yılına kadarki olaylar...



"Elam-Türk akrabalığının ciddi boyutlarda olduğu ve bu konunun iyice araştırılmasının önemli sonuçlar doğuracağı sanılmaktadır. Burada söz sadece bir takım ortak kelimelerden gitmemektedir; belki daha büyük çapta olan ortak kültür öğeleri söz konusudur. Türkçe'de kullanılan ölmek kelimesi Elamca'da da kullanılır. Elam dilindeki anlamı yükselmektir. Türkçe'de de aynı anlam taşıdığı sanılmaktadır."


Elamlar M.Ö. 2750-1550)


Boğazköy kazılarında ele geçen ve Hurrilere ait olduğu ileri sürülen bir tablette Atalumman (Atalumaş) adlı bir Elam kralından söz edilmektedir. Bu kralın Maniştusu'dan önce yaşadığı zikredilmiştir. Onun hangi Elam bölgesinin kralı olduğu bilinmemektedir. Susa Kral Listesi'nde ise böyle birinin adı geçmemektedir. Gerçi M.Ö. 2. binyılda Hurrilerin Elam mıntıkasında yaşadığı bilinmektedir, ama M.Ö. 3. binyılda onların Elam bölgesinde yaşadıklarına dair elimizde bir belge bulunmamaktadır .


Naram-sin şahsen Susa’ya gelmiş ve gelişinde yol üstündeki topluluklarla ettiği savaşlardan edindiği ganimetleri Susa’ya getirerek orada inşa ettirdiği bir tapınağa adamıştır. O, Susa’yı daha iyi kontrol edebilmek için Enam-mune adında birini Susa valisi olarak atamıştır. Bundan sonra Susa’da  Samileşme ve Akad dilinin kullanımı yaygınlaşmakta ve adların bir kısmı Samice kelimelerden ve komponentlerden oluşmaktadır.


Naram-sin’in bazı düşmanları Elam’ın kuzey komşuluğunda oturmaktaydılar. Bunların başında da Şimurum kralı Putimadal, Namar (Namri) kralı Arisen ve Barahşi kralı Huşumkibi gelmekteydi. Bu antlaşmadan sonra Hita’nın bunların arkasından çekilmiş olduğu sanılmaktadır. Çünkü Naram-sin onların üzerine yürümüş ve hepsini yenmiştir. Onları yendikten sonra Merkezi Zagros bölgesinde yaşayan ve Elamlılarla lehçe farkıyla aynı dili konuşan Kut ve Lulubilerle komşu olmuştur. 


Orta Zagros bölgesinde oturan topluluklarda ayaklanmalar olmuştur. Lulubiler ve özellikle Kutlar daha önce Naram-sin’i yendikleri için daha cesaretli  davranmaktaydılar. Lulubiler'in kralı Anubanini Yalman* (Halvan  veya  Alman  şeklinde  de kaydedilmiştir) yakınlıklarına kadar olan araziyi ele geçirip orada meşhur stelini kaya üzerine kazdırmıştır. Akadca metinler içeren bu  stelde o, kendini güçlü bir kral olarak tanıtmaktadır. Metinde kendisi ve İnanna’nın heykelini Batir dağına kazdırdığını yazmıştır. Ondan az arayla Lulubi kralı olduğu muhtemel İkki'nin oğlu Tarduni’nin steli de bir kaya üzerinde kazılmıştır. Akadca olan bu kitabede Şamaş ve Adad’dan yardım istenmektedir.


*Bazı tarihçiler hiçbir delil ortaya koymadan sadece kelime benzerliğinden yola çıkarak Yalman veya Halman kelimesi ile Armen veya Ermeniler yurdu arasında bir bağlantı kurmaya çalışmaktadırlar . Burası da Zagros’un yüksek bölgesi sayıldığı için bu kelimenin birinci hissesi yal-, hal veya al-, Elam kelimesinin birinci komponenti gibi yüksek bölge anlamına gelebilir. Ayrıca Alman kelimesine Azerbaycan topraklarında da rast gelinmekte, oysa o köylerde Ermenilere ait hiçbir iz bulunmamaktadır.


Kutlar Döneminde Elam ve Mezopotamya (M.Ö. 2150-2060)


Kutlar Orta Zagros’tan akın ederek Mezopoyamya ve doğal bir uzantısı olan Şuşin'i kontrolleri altına aldıklarında ortaya çıkan kargaşa ve düzensizlik, uzun süre düzen ve tertip içinde yaşamaya alışan Mezopotamya halkları tarafından abartılarak daha kötü bir durum şeklinde gösterilmiştir. Ayrıca bazı araştırmacılar da en eski Türk kavimlerinden oldukları ileri sürülen Kutları yersiz, delilsiz ve yanlış deliller göstererek vahşi ve ilkel bir kavim göstermeye çalışmışlardır. Mezopotamya'da bir asra yakın hüküm süren Kutlar döneminde Elam tam bir karanlığa bürünmüş vaziyette görülmektedir. Oysa Mezopotamya’da beş Kut kralının kitabeler ve tabletler bıraktıkları bilinmektedir 



Kutir-nahunte Dönemi  (Kutrigur-SB!?)


Kutir-nahunte sukkalmah düzeyine vardıktan sonra kardeşi Lila-irtaş’ı (bazılarına göre Tata olarak da bilinen Ata-merra-halki'yi) veliahdı ve oğlu Tamti-agun’u Susa valisi (halmenik) yapmıştır. Onun dönemi Babil’den intikam almak için elverişli görünmekteydi. Bu zaman Hammurabi'nin yerine Samsu-iluni tahta oturmuştur. Kutir-nahunte amcasının öcünü Samsu-iluni’den almış ve onu ağır bir yenilgiye uğratmıştır.


Binyıl sonra Asur kralı Asur-banipal Kutir-nahunte’nin saldırısını böyle anlatmaktadır: "Elamlı Kutir-nahunte büyük tanrılara etmiş andını saymaksızın ve kendi gücüne yersiz güvenerek Akad tapınaklarına saldırdı ve Akad’ı yerle bir etti". Kutir-nahunte zafer kazandıktan sonra Mezopotamya’nın en önemli tanrılarından olan Nanna’yı Susa’ya götürmüştür. Asur-banipal şöyle devam etmektedir: "Nanna bizden alınıp 1650 yıl Elam’da kalmasına öfkeli idi. Kendisine layık olmayan yeri terk etti ve evine dönmekle bize cesaret verdi". Burada yazılan 1650 yıl bir yazı hatası olarak addedilmektedir; çünkü bu iki kralın arasındaki zaman süresi 1075 yıl civarındadır. Cameron ise bu tabletteki Elam kralını Orta Elam devrinde (klasik Elam devri de adlandırılmaktadır) krallık yapmış Kutir-nahunte (M.Ö. 1155-1150) olarak bilmekte ve tabletin hatasını binyıldan fazla hesaplamaktadır.


Bu zafer Orta Elam devrinin en güçlü ve iktidarlı kralı Şilhak-inşuşinak’ın yanında onur verici ve çok önemli olmuştur. O, bir tablette Kutir-nahunte ve oğlu Tamti-agun’un kazandığı zaferi takdir etmiş ve bu zaferle onların otuz kenti fethettiğini de bildirmiştir.



İke-halki Sülalesi (M.Ö. 1300-1200)


Babası Humban-numena zamanından belirlenmeye başlayan milli duygular Untaş-napirişa döneminde de iyice kabarmıştır. Artık tabletler ve kitabeler ve steller her iki dilde veya yalnız Elamca yazılmaktaydı 


Bugün de Kullanılan Untaş-napirişa'nın Kazdırdığı Büyük Su Kanalı Untaş-napirişa’nın yaptığı en önemli işlerden biri, bugün haksız olarak Darius Kanalı adlandırılan ve bir kısmı bugün Hafttepe şeker tarlalarının sulanmasında kullanılan büyük su kanalı olmuştur. Dur-untaş kentine su götürmek için yapılan bu kanal kentin 1.5 kilometreliğinde olan Dez ırmağından değil 50 kilometreliğindeki Kerha ırmağından çekilmiştir; çünkü Dez ırmağı şehre göre 50-60 metre aşağı düzeyde bulunmaktaydı.


Dur-untaş’ta yapılan imar faaliyetlerinin yanında Susa, önemini ve ticari merkez olma konumunu korumuş ve hiçbir zaman kalkınmaktan yoksun kalmamıştır. Bir takım araştırmacılar Dur-untaş'ın sadece mezhebi bir kent olduğunu ve kral ile saray ehlinin ara sıra oraya gittiğini, Susa'nın ise başkent kaldığını ileri sürmektedirler .


Untaş-napirişa bu büyük projenin bitimini Babilce yazılan bir kitabe ile anlatmıştır: "Ben, Untaş-napirişa, Humban-numena'nın oğlu, Susa ve Anşan'ın kralı, arzu ettiğim ve bana şöhret kazandıracak bir kanal yaptım. O kanalı krallık yetkilerimi kullanarak ömür boyu rahatlığım için yaptım ve  kutsal yerlerin koruyucusu Humban ve İnşuşinak'a adadım.".


Bunlardan anlaşıldığına göre Elam eski güçlü vaziyetine geri dönmüş ve bir defa bile Mezopotamya'ya hücum etmiştir. Onun döneminde yazılan Babilce tabletlerin çokluğu Babil ile Elam arasındaki ilişkilerin güçlendiğinde haber vermektedir. Aynı zamanda Elamca yazılan bir takım tabletler milli duyguların hala yüksek seviyede olduğunu göstermektedir 




Yeni Elam (M.Ö. 750-645)

Teumman Dönemi


Urtaki’den sonra Elam tahtı ve tacı 2. Şilhak-inşuşinak’ın oğullarından Tamti-humban-inşuşinak’ın eline geçmiştir. Bu kralın adı Asur kayıtlarında Teumman biçiminde kaydedilmiştir. O, bütün taht rakiplerini öldürerek durumunu biraz istikrarlı hale getirmiştir. Bu durumdan dolayı Urtaki'nin üç oğlu Asur'a sığınmıştır. Bazı Elam kaynaklarında 2. Humban-haltaş, Urtaki ve Teumman'ın kardeş olduğu kaydedilmiştir. Oysa bu kral kendisini 2. Şilhak-inşuşinak'ın oğlu saymaktaydı. Yusifov'a göre Urtaki ve Teumman hakimiyeti birlikte yönetmişlerdir .


Bu kralın bazı imar ve bayındırlık faaliyetleri bilinmektedir. O, Susa’da yeni tapınaklar yaptırmıştır. Onun döneminde Elam’ın zayıf olduğunu anlayan Asur kralı Asur-banipal M.Ö. 653 yılında Elam’a hücum etmiş ve Der’i fethetmiştir. Ulay ırmağı yakınlığında vuku bulan bu savaşta Asurlular galip gelip Elam kralı Tamti-humban'ı öldürmüşlerdir . Asur-banipal Urtaki’nin ona sığındığı bir oğlunu 2. Humban-nikaş adıyla Madaktu ve Tammaritu adında diğer oğlunu Hidallu hükümdarlığına atamıştır; ama bu bilgileri veren Asur kayıtlarına rağmen bazı kaynaklar Susa’nın bu zaman Atta-hamiti-inşuşinak'ın elinde olduğunu yazmaktadır.


M.Ö. 650 civarında Asur kralı Asur-banipal ve Babil kralı olan kardeşi Şamaş-şum-ukin arasında ciddi bir çekişme ve çatışma yaşanmaktaydı. Elamlılar geçmişteki yenilgilerini telafi etmek ve belki de kaybettiklerini almak için bu fırsattan yararlanmaya çalışmaktaydılar. 2. Humban-nikaş Asur’la savaşa kalkışmış ama Der yakınlığında mağlup olmuştur. Aynı işi kardeşi Tammaritu (M.Ö. 652-649) da yapmıştır. O, Keldani Nabu-bel-şumati ile ittifak yaratarak Asur’la savaşa girişmiştir. Savaşta alınan yenilgiden dolayı Elam'da ciddi iç kargaşalar ortaya çıkmış ve Tammaritu çareyi Asur’a sığınmakta görmüştür. Elam tahtına İndabibi veya İndabigaş geçmiştir, ama onun krallığı Tammaritu'nun üç yıllık krallığından da kısa olmuştur. Asur kralı Asur-banipal’ın saldıracağı tehdidinden sonra bu yeni kral katledilerek yerine 3. Humban-haltaş geçmiştir.


Urtaki ve Teumman kelimeleri önceki Elam adlarına benzemiyor. Teumman Hunların meşhur imparatoru Teoman'a çok benzemektedir. Urtaki ise ortak kelimesine benzemektedir. Bu iki kralın ortaklaşa krallık yaptıkları bu benzetmeyi desteklemektedir.


Elamların Dili

Elamiyatçıların büyük çoğunluğunun yazdığı gibi Elam dili bitişken bir yapıya sahiptir. Bu dil Sami ve İndo-Germen dil ailelerine ait değildir. Ayrıca Elam dili bir takım araştırmacıya göre komşuları Kasların diliyle akraba sayılmaktadır. Hrozny ve bir takım araştırmacılar ise bütün Batı İran halklarının dilini birbiriyle akraba saymaktadırlar. Batı İran bölgesinde oturan bu topluluklar Elam, Kas, Ellipi, Kut, Lullubi ve Subar’lardır. Bunlara Tukriş ve Turukki gibi toplulukları da ilave etmek mümkündür. Tukrişlerin Türkeşler ve Turukkilerin ise yine eski Türkler oldukları   öne  sürülmüştür.  










Elamca ile Türkçe'nin Karşılaştırılması

Elamca'nın bitişken bir dil olduğuna göre bitişken yapıya sahip olan Türkçe ile ortak kelime ve gramer özelliği olduğu görülmektedir. Bu konuda ilk karşılaştırmayı Koşay yapmıştır. O, bu iki dili karşılaştırarak bazı ortak gramer ve sözcükler saptamıştır. Yusifov ve Selahi Diker de bu konu üzerinde çalışmışlardır.


Aşağıda Elam-Türk akrabalığının önemli bir bağı olan bu dil akrabalığı ve ortak sözcüklerden bir takım örnekler verilmektedir:



Elamca                                               Türkçe
1- Atta                                        Ata (Koşay, 1937: 5)
2- Ango                                      Deniz (Mordtmann, 1870: 9)
3- Anira                                      Ona- (Mordtmann, 1870: 9)
4- Arta                                        Otur- (Mordtmann, 1870: 15)
5- Aç                                          Aş (yemek) (Mordtmann, 1870: 15)
20- İke                                        Eke, ece, igi (Koşay, 1937: 5)
21- Amma                                  Anne, ana (Zehtabi, 2001: 35)
22- Kiten veya kit-ti                    Kut (Koşay, 1937: 5)
23- Tarna                                   Tanı- (Mordtmann, 1870: 58)
24- Hu(u) (Carter, 1966: 87)      O (işaret)
27- Hal                                       Al (yüksek)
38- Bala-p-me-ma                     Balbal (Koşay, 1937: 5)



Tekerlek
Mezarlarda bulunmuş tekerlek ve arabalardan dolayı tekerleğin de eskiçağlarda Susa'da kullanıldığı görülmektedir. M.Ö. 3. binyılın başlarına ait mezarlarda tekerlek ve bazı mezarlarda ise izleri bulunmuştur. Bazı bilimadamları bu aletin ilk önce bu bölgede icat edildiğini ileri sürmektedirler.


Sayı Sistemi
M.Ö. 3. binyılın başlarına tarihlendirilen Proto Elam döneminin tabletlerinde onluk sayı sistemi kullanılmıştır. Bu tabletlerde 1, 10, 100, 300, 1000 ve 10000 rakamları kullanılmıştır. Daha sonra çiviyazısının kabulüyle altmışlık sistemin de kullanıldığı görülmektedir.


Saban
M.Ö. 4. binyıla ait bir mührün baskısında insanların kol gücünü kullanarak üç dişli saplı sabanlarla yeri işledikleri görülmektedir. M.Ö. 3. binyılda ise artık bu iş için hayvanların gücü kullanılmaktaydı.


Sulama ve Su Kanalları
M.Ö. 5. binyıla tarihlendirilmiş geniş su kanalları, burada sulama sisteminin iyice oturduğunu göstermektedir. Bölge ırmaklarının suyunun arklara akıtılmasıyla tarımın geniş boyutlara ulaştığı ortaya çıkmıştır. Bu kanallar Akamenitler dönemine kadar kullanılmıştır. Her ne kadar yanlış biçimde "Darius Kanalı" olarak adlandırılmış olsa da, kral Untaş-napirişa'nın Dur-untaş kentine su getirmek için kazdırdığı kanal bugün bile bölgenin şeker tarlalarını sulamak için kullanılmaktadır.


Kemerli Girişler ve Kubbeli Tavanlar
Mimari alanında kemerli girişler ve kubbeli tavanın en eski kullanım yerlerinden biri eski Kapnak (bugünkü Hafttepe) kenti olduğu ileri sürülmektedir. M.Ö. 2. binyılın ortalarına tarihlendirilen bu uygarlık merkezinde bu eserlerin ilk örneklerinden biri bulunmuştur. Büyük odalarda ve salonlarda hiçbir sütun kullanmadan bu tavanların yapıldığı mimari ve inşaatta ciddi bir ilerleyişi göstermektedir.



Takvim
Elam takvimini oluşturan on iki ayın sırası Akad'ın ondan sonra uzun bir süre boyunca komşularının ciddi etkilerine maruz kalmıştır. Akad sülalesinin hakimiyeti boyunca ay adları sırasında sırada sadece iki Elam ayının adı kalmıştır. Mezopotamya'dan alınan on ayın ikisi olan Adar ve Abum ise kendi yerinde kullanılmamaktaydı. Oradan farklı olarak değişik sıralarda  kullanılmaktaydı. Diğer sekiz ayın sırasının da çok karışık olduğu söylenmektedir. Aşağıdaki liste Elam aylarının adlarını göstermektedir. 3. ay ve 9-12. ayların sırası kesin olmadığı, birinci ve beşinci ayların yerinin kesin olduğu öne sürülmektedir : 



1. Lanlupe                          Ekim
2. Halpat                            Kasım
3. Gizir- zu(n)- Kaliki        Aralık 
4. Elamat                 Ocak (Bu ayın adı Akamenit takviminde de aynı sırada Alame adıyla kullanılırdı.
5. Zililitum         Şubat (Bu ayın adı Zillatam adıyla Akamenit takviminde de aynı sırada kullanılırdı.
6. Hurşupi                        Mart
7. Papakum                    Nisan  
8. Alalima                   Mayıs (Bu ay Akamenit takviminde 6. sırada Alilit adıyla kullanılırdı.
9. Kazip                           Haziran
10. Tati                            Temmuz 
11. La(n)hum                  Ağustos  
12. Tarpit                        Eylül


Hafttepe kazılarında ortaya çıkan tabletlere göre oluşturulan Elam aylarının adları aşağıdaki gibidir. Soru işareti taşıyanların yerleri kırık olduğu için tahminidir:



1. İTU Adari
2. İTU Seri
3. (İTU Pit-babi)?
4. (İTU Dingir-mah)?
5. İTU A-(bi)
6. (İTU Lalubie)?
7. İTU Sebusebi
8. İTU Seri-URU
9. İTU Tamhiri
10.İTU Sililiti
11. İTU Hultupie
12. İTU Sabati.


Elam tarihi bugünkü İran'ın önemli miktarda yazılı belgeler bırakan en eski toplulukların tarihi, bölge halkları içinde en uzun ömürlü siyasal hakimiyeti kuran toplulukların tarihidir. 2000 yılı aşkın bir süre boyunca varlığını devam ettiren bu medeniyetin yaratıcıları, sonunda yarattıkları, buldukları ve icat ettikleri her şeyi gelecek nesillere yadigar bırakıp tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Türklerle ciddi bağları olan olan bu medeniyetin yaratıcıları bütün tarihleri boyunca bütün komşuları ile ciddi ilişkiler içinde olmuşlardır. Bu ilişkiler batı komşularıyla çoğu zaman düşmanca iken plato içindeki komşuları ile karşılıklı olarak dostça münasebetler halinde sürdürülmekteydi. Batı komşuları Mezopotamya ile olan ilişkileri Mezopotamyalıların kayıtlarına geçtiği için Elam tarihinin kurulmasında çok yardımcı olmaktadır. Bu ilişkilerin mahiyetine baktığımızda bu bilgilerin süzgeçten geçirilmesi gerekliliğini de unutmamak gerekir.


Elam'a bakıldığı zaman iki medeniyetin izleri görülmektedir:


1. Yaratılmasında kendilerinin de çok büyük katkısı olduğu plato içi medeniyeti.

2. Komşuları Mezopotamya'dan aldıkları etkiler ve o medeniyeti yansıtan izler. Gerçi hiçbir zaman bu medeniyet akımı ve etki tek taraflı olmamıştır; Elam kültürünün izleri bütün komşularında görülmektedir. Plato içindeki geniş ve önemli etkileri başta olmak üzere Elam medeniyetinin izleri doğuda İndus vadisinden batıda Filistin ve Mısır'a kadar görülmektedir. Bu izler kuzey doğrultusunda ise Hazar'ın güneyinde (Hisar, Kalardeşt, Marlik), doğusunda (Ano'da) ve batısında (Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Talış bölgesinde) görülmektedir.


Elam-Türk akrabalığının ciddi ölçülerde olduğu sanılmaktadır. Bu bağın iyice ortaya koyulması, çoğu araştırmacılara göre Elamlılarla akraba sayılan Kas, Kut, Lullubi, Ellipi, Tukriş gibi komşu halkların da Turani kavimler oldukları görüşünü güçlendirecektir. Özellikle dillerinin yapısı ve ortak sözcüklerle gramer açısından bu ilişkilere baktığımız zaman Elamlıların Turani bir kavim oldukları ortaya çıkmaktadır. Diğer alanlardaki bağları da bu dil bağına eklediğimiz zaman aralarında ilişkinin daha güçlendiği görülmektedir.  




ELAM SİYASAL VE KÜLTÜR TARİHİ
Hasan GÜLMUHAMMET,2004
detaylı olarak kendi sitesinden






TE-UMMAN'A KARŞI YAPILAN ZAFERİN RÖLYEF PARÇASI
Te'umman'ın başı ağaca asılmış Assurbanipal eşiyle zaferi kutluyor.





The Neo-Elamite king Te'umman is a major focus of Assurbanipal's annals, which portray him as an inveterate enemy of Assyria. But the annals provide sparse information regarding Te'umman beyond his seizure of the throne and his defeat and death during Assurbanipal's second Elamite campaign (623 BC.) This brief study examines Te'umman's influence and activities in the years preceding the battle at Tell Tuba, as revealed by the Harper Letters. A pattern of anti-Assyrian activity characterized Te'umman's political conduct from the early 670s until his death in 653.


With two exceptions, explicit references to Te'umman are absent in the Ninv-eveh corpus. But such absence is not unusual: the letters infrequently name Elamite kings. Instead "king of Elam (sar Elamit)" is usually written bu itself, since the identity of the then current king of Elam would have been obvious to the recipient of the letter. In some instances, it is possible for modern scholars to determine which Elamite king is meant in particular letter, but ther are many instances where his identity cannot be established with certainty.



Assurbanipal's annals, particularly Edition B, relate in great detail the campaign against Te'umman. This campaign culminated in as massive Elamite defeat and the installation of Assurbanipal's Elamite clietns (Hubannikas II and Tammaritu) at Madaktu and Hidalu. The victory was celebrated in an elaborate relief sequence, wtih a scene showing the severed head of Te'umman hanging from a tree as Assurbanipal and his quenn banquet in an idyllic garden setting.


Te'umman's reign is unmarked in the Assyrian annals, except for his accession to the throne and the Assyrian campaign against him. The extant chronicle are also silent about it. Only a few letters from the corpus of Neo-Assyrian correspondence offer further details; yer even in them the record is scant and often uncertain Nevertheless the letters provide important clues to other aspects of Te'umman's career beyond what is related in the annals. On account of the uncertainties involved in analysis of the relevant letters, however, much of the following remains procisional.


In a series of letters, the elders of the Sealand reported the king of Elam's attempts to wrest the Sealand from Assyrian control with the help of Nabü-usallim. The elders related in aBL 576:7-17 that a messenger of tu-um-man and Zineni came to the Sealand to urge acceptance of Nabü-usallim as their lord. This Tumman is described in ABL 576:8 as a brother of the king of Elam, the latter not identified by name.


There is reason to suppose that the Tumman of ABL 576:8 said to be brother of the king, was Te'umman and that his brother was king Huban-haltas II (681-675). That Te'umman and Huban-haltas II were brothers is confirmed by K.2867, an inscription from Assurbanipal's reign concerning the defeat of Urtak (664).



Referring to the flight of the sons of Huban-haltas II and Urtak to Assyria, the passage describes Te'umman as the brother of their father (Te'umman ahi abisunu..)




Te'umman in the Neo-Assyrian Correspondence

Neo-Elamite king 664-653 BC
more to read:





ABİSUNU!!!








Prism of Ashurbanipal, king of Assyria describing his campaign against Elam and the pillage of Susa (Prism F)
Neo-Assyrian period ,reign of Ashurbanipal,
646 or 645 BC.




Each year the Assyrian kings conducted campaigns at the order of their dynastic god, Ashur, and had their exploits recorded by scribes. Several prisms bear historical texts concerning the military campains of Ashurbanipal (668-627 BC).


These were foundation documents buried in the walls of buildings. Each document concentrates on recent campaigns, with a reminder of earlier events. "Prism F" focuses almost entirely on the king's wars against Elam.


The text was recopied and appears on several clay tablets, cylinders, and prisms. No mention is made of the first military expeditions of 667 BC and 664 BC against the king URTAKU (whose name in Elamite is unknown). [[because it is ORTAKI; means partner in Turkish-SB]]


However, on the bottom of side 2 (lines 53ff), and on sides 3,4, and 5, 4 description appears of Ashurbanipal's later campaigns: against TE-UMMAN (Tepti-Humban-Inshushinak in Elamite) in 653 Bc, and thereafter against UM-MANALDASH (Humban-Altash III) , who had seized the throne of ELAM and supported the revolt of Ashurbanipal's borther, Shamash-shum-ukin, the king of Babylon, against Ashurbanipal.


These events led to the pillage of Susa, which took place in 647 BC or 646 BC and was probably recorded the following year.


The fourth and fifth sides give a lengthy description of the sack of Susa, the destruction of the city, and the deportation of the inhabitants and their gods to Assyria. The description of the city's treasure is remarkably precise; mention is even made of the booty brought home from Mesopotamia by the early Elamite Kings. Wtih quickening pace the text illustrates the mounting, violence that culminated in the total devastation of Susa.


[...] Ummanaldash, king of Elam, fled naked and took refuge in the mountain [...] Susa, the great holy city, abode of their gods, seat of their mysteries, I conquered according to the word of Ashur and Ishtar. I entered its palaces, I dwelt there in rejoicing; I opened the treasures where silver and gold, goods and wealt were amased [...] the treasure of Sumer, Akkad and Babylon that the ancient kings of Elam had looted and carried away [...] I destroyed the ziggurat of Susa [...]; I smashed its shining copper horns. [In]shushinak, god of the oracles , who resides in secret places, where no man sees his dinive nature [along with the gods that surround him], with their jewelry, their wealth, their furniture, wtih the priests, I brought as booty to the land of Ashur [...] I reduced the temples of Elam to naught; their gods, their goddesses, I scattered to the winds. The secret groves where no outsider had ever penetrated, where no layman had ever trod, my soldiers entered they saw their mysteries, they destroyed them by fire. The tombs of their ancient and recent kings who had not feared [the goddess] Ishtar, my lady, and who were the cause of torments to the kings, my fathers - those tombs I devastated, I destroyed, I exposed to the sun, and I carried away their bones toward the land of Ashur [...] I devastated the provinces of Elam and [on their lands] I spread salt [...]


The Royal City of Susa: Ancient Near Eastern Treasures in the Louvre















Great Rebellion

But during this time the most formidable storm that had threatened the Assyrian empire since the disaster of Asshurlikhish was impending. The younger borther of Asshurbanipal, Shamulshamugib, governed, as we have already said, Babylon and Chaldea. He conspired to overthrow his elder brother and to seat himself on the throne of Nineveh. To accomplish this he conspired with the king of Susiana and the majority of the tributary princes of the southern states of the monarchy. 


In 663 (BC) he lifted the standard of revolt. To bring his ambitious projects into accordance with the feelings of nationality among the Chaldeans, he summoned to his side Nabubelshum, grandson of the great Merodach BALADAN, the indomitable champion of Babylonian independence, and as king of Assyria invested him with the royalty of Babylon. 


TEUMMAN, KİNG OF ELAM, declared in his favour and marched into Babylonia to his assitance with a numerous army. Mathan, king of the Nabatheans,  and Ywaite, king of the Arabs of Hejaz, also joined in the revolt; and the latter sent troops to assist Shamulshamugin, under the command of a Sheikh, named Aym, son of Their. Psammetik, the Saite king, took advantage of this occasion to overthrow his colleagues of the Dodecarchy, and to re-establish the complete independence of Egypt. Gyges, forgetting the duties of the vassalage he had voluntarily assumed two years before, assisted Psammetik, and a force of LYDIANS contributed their assistance to drive out the Assyrian garrisons still remaining in the Delta.


This was a terrible position of affairs: the revolt broke out simultaneously almost at all points, in a way that proved a concerted plan; and unless its progress could be at once arrested before it extended to the northern provinces, the empire was lost. Asshurbanipal confronted; he gave up all fresh attempts on egypt and regarded the accession of Psammetik as an accomplished fact. In Lydia, not being able to go himself to punish the treason of Gyges, and also requiring to concentrate all the forces of Assyria in another quarter so as to cruh the rebellion in its centre, he summoned the CİMMERiANS to invade that country again. They willingly responded to his call, devastated the whole of Lydia and captured the city, but not the citadel of Sardis. Gyges was killed in this invasion; his son ARDYS, who succeeded him, hastaned to make his submission to Asshurbanipal, who then persuaded the CiMMERiANS to retreat.


Thus freed from all danger of a diversion on the side of Lydia, Asshurbanipal marched against his brother, with a view of crushing the revolt at its fountain head. The campaign seems to have been short and decisive. Asshurbanipal, in several encounters, decisively defeated the army of the Chaldeans, and thier allie, TEUMMAN, KiNG OF ELAM and AYM SON OF THEiR, forcing the one retire on Susiana, and the other on Arabia.


He then made his trimphal entry into Babylon. Shamulshamugin, terrified, felt unable to continue the struggle; he made his submission, and implored the clemency of his brother. Generally the kings of Assyria showed themselves pitiless in such cases; it was an established state rule to put conquered rebels to death. But Asshurbanipal remembered that he who had thrown himself at his feet was his brother; he pardoned him, and replaced him on the throne of the great Babylonian city, where Shamulshamugin remained for the rest of his life faithful to his Ninevite suzerain. No doubt the fraternal clemency of Asshurbanipal must be attributed to the entreaties and advice of his sister, Seruya-Edirat, who seems to have exercised great influence over him and who is mentioned on several monuments with her two brothers.


But though the king of Babylon, the first author of this revolt, made his submission thus early, it was quite otherwise with his allies, who appeared resolved to carry on the war, and whom it was necessary that the king of Assyria should conquer, if he desired to ensure the tranquillity of his empire. Wishing to encounter the most serious danger first, Asshurbanipal advanced towards Susiana. TEUMMAN, with four of his relations, UMMANiBi, TAMARiTU, iNDABiBi and UNiMANALDASH, who commanded the four great divisions of the country, hastily assembled fresh troops, and prepared to invade Chaldea.


He had afforede refuge in his kingdom to Nabubelshum and his followers, who had promised him ,as soon as his army had passed the frontier, to raise all the provinces of the Lower Euphrates in insurrection. Asshubanipal anticipated his movements, and entered Susiana. After several engagements of minor importance a great battle was fought on the banks of the ULAi (Eulaeus); it ended in the defeat of the Susianians.


TEUMMAN and his son, amere lad, were made prisoners. Asshurbanipal appeared before Susa, which opened its gates to him, and there installed on the throne, as an Assyrian vassal, UMMANALDASH, who had been taken prisoner in one of the earliear battles of the campaign, and had entered the service of the Assyrian king.


ımmense scultured pictures, simiar to those that decorate the pylons of the temples of Egypt, and like them, containing hundreds of figures, give us all the details of this succesful war; they were brought from the palace of KOYUNDJiK (to the east of the Tigris river-KOYUNCUK) and are now in the British Museum. They contain a complete drama, with the story worked out in the most complete manner.


We first see the battle that decided the fate of the country, a short distance in front of Susa. The Elamites warriors, in spite of their brave resistance, are cut to pieces and driven into the Eulaeus, where numbers are swallowed up by the waves. In the next representation, Assubanipal, profiting by his victory, is marching on Susa. We next see the city (marked with its name), with its crenelated ramparts and its flat-roofed houses, in the midst of a forest of palmtrees. The Assyrian king has stopped his chariot at a short distance from the gate, and two of his officers present Ummanaldash (dash-daş-taş:SB) to the people, as the king whom his soverign will gives. Then, whilst the bodies of the last defenders of the national independence are still floating past the walls down the Eulaeus, the people of the capital, terrified out of all reason, and hoping to appease the angry conqueror by the depth of their abasement, issue in a body, men, women and children, with harps, flutes and tambourines, and welcoe with song and dance the new king installed by the foreign invader.


During this time, and a short distance only from the scene of the rejoicings, the leaders of the vanquished army are expianting in tortures the crime of having dared to defend their king and country; one is flayed alive, the others have their ears cut off, their eyes put out, their beards and nails torn off.


These scenes, comprising an immense number of figures and executed with wonderful finish, have no more perspective than the Egyptian historical sculptures; nevertheles, we cannot but admire the life and movement exhibited by all the groups, the truth to nature, and the admirable simplicity of the attitudes.


TEUMMAN eas decapitated; an insacription, now in the British Museum, records the event. The war was not , however conclued, but raged with great fury in the mountains of Susiana till the year 661. UMMANiBi, TAMARiTU [[also Turkish Tamar/Tomris - SB]], and iNDABiBi [[bibi is Turkish, meaning aunt,older sister-SB]]  successively assumed the crown, and maintained the struggle in the most inaccessible parts of the country; whilst, under the Assyrian protection, UMMANALDASH [[dash is in Turkish Daş/Taş, meaning stone-SB]] reigned at Susa.


But all these three chiefs fell in succession on the field of battle; there was no longer anyone to head the national resistance, and the authority of UMMANALDASH was recognised throughout the land. Asshurbanipal retired with his forces into Assyria, considering the war as concluded.


Elamite Gods: Shumud, Bagamar, Parlikira, Amman-kashibar, Ansapata, Ragiba, Shimgam, Karsha, Kirshamash, Shudami, Aipaksina, Dilala, Panindimri, Shilagara, Napshu, Kindakurbu.


Scythian invasion,who, like a devastating torrent, overran the lands of the Medes, and hled the people in subjection for nineteen years.


page 411 - Lenormant - Teumman
















Hun Turks = Tuman / Tou'man / Teoman
Elamites = Te'umman / Te'umman
Elamites are Turks, just like Kut, Lulubi, Subar.
(And when I say "Turks"; I mean all the Turkish tribes around the world, not just Turkey)
SB.








"Çin Yıllıklarında M.Ö. III. yüzyılın sonuna doğru Hunların komşuları arasında zayıf bir duruma düştükleri belirtilmiştir. Bu sırada Hunların doğu komşuları Tung-hular, güneybatı komşuları Yüe-çiler ve güney komşuları da Ch’in Devleti idi. Hunların başında da, “büyüklük ve genişlik” anlamında “Şan- yü” (veya Tan-hu) unvanını taşıyan Tuman (T’ou-man = Tuman = Duman) bulunuyordu. Tuman, güçlü komşu devletlerarasında adeta sıkışmış bir durumdaydı."

Prof. Dr. Salim Koca - link










"Assyrian sources who call kimmers “gamira” tell about them Manna, I mean as inhabitants of Azerbaijan and tell the name of their ruler Tuqdammen (Tokhtamish). (8.327-219)


Due to the thoughts spread in Russian and some European scientific literature, that nation was Iranian language nation (9.239-241). But irrefutable facts proof that this is wrong and kimmers were Turkish language nation. In this case the information given by the early middle Ages historian Procophia is peerless: “… After Saginq many hun tribes who were mostly in the country arranged in the territory from Meotiy bog to the place where Tanais River fell into bog. These nations were called kimmer in the past, now they are called utigur” (10.20; 13.96-97)


As you see from the information given by Procophy, Hun turks, also Utigurs which is the branch of Huns were called kimmer in past. It means that, antique authors did not have doubts that the kimmers were Turkish."


The legend about the source of utigur and kutrigurs, which were from Hun generation, also affirms these thoughts. Baheddin Ozgal presents that legend in the chapter about the legend about deer of European Huns in his “Turkish mythology” book: “Once Kimmer ruler had two sons named Kutrigur and Utigur. In one day, two sons went for hunting. While they were looking for hunt, they met female deer and began to persuade it. Deer run and children persuaded and at last they reached to the sea shore. They wanted to hunt deer but deer began to swim in the sea. Children also swam back of deer. When children put their legs on ground deer disappeared”. (11.575)


The legend about the Hun Turks shows that the nation came from Anadoly to Eastern Europe and their generation was not kimmers, it appeared from Azerbaijan and Eastern Anadoly. We noted below that, due to the texts written by Musa Kagangatli, one of the sons of Yafes was Kimer and Kimmers are from his generation. (2.14-15). Author also noted that the ancestor of Kimmers Kimer was the second khagan afrer Yafes of Azerbaijan (Albania). On marble board which was found in 1933, in Ishtar temple in Ninnevia and belonged to Asshurbanipal (668-663 B.C.) Tugdamme who was the khagan of kimmers is presented as the ruler of “Saka country” or Saks. The publisher of the text R. Thompson explained the cuneiform sign which came after the expression of “saka” (sak) and wanted to base the thought that the text is about another saks. But then X.Tadmor claimed that this expression should be read as “Saka and Gutium” (Gutium country, Kuti’s country). Due to him, from the text it is known that the ruler of kimmers Tugdamme was ruler of saks which had ties with Manna due to Assyrian sources. (12.84). From the texts of Herodotus we know that the government of kimmers was collapsed by iskit tribes and they were obliged to pass Araz river and move to the south shores of Black Sea and then to the north shores. Due to the texts of the father of history, iskits (Scythians) were living in the Shore of Araz River. They passed the river and went to the country of kimmers and began to persuade them (13.24)


Experts always spoke about the iskits as tribes who came to Azerbaijan. But archeological facts, also old texts show that the first motherland of iskits and iskit-saks was Azerbaijan and Asia. As we noted already, Armenian historians who base on the Moisey Khorenatsi show Ashkenaz who is from the generation of Noah as the ancestor of Armenians. But, while Musa Kagangaatli speaks about the sons and grandsons of Yafes, he speaks about Ashkenaz and tells that he is from the generation of sarmats.  “Tiras’s sons are these: Eshkinaz- is the ancestor of sarmats…” (2.15)


Strabonis (63 B.C.- 23) who gave an important place to iskit and saks in his texts, divides iskits into two group: roxolans and sarmats and informed that sarmats were consist of tzar sarmats and kazig sarmats (13.51).  Joseph Flaviy (I century) also speaks about sarmats as the group of iskit tribe and uses “the group of iskits called sarmat” in the place where he speaks about their attack to Rome. (13.53). Due to Strabonis, a group of sarmats were called sarmat-kazigs, I mean, sarmat-kazaks. It is interesting that, one of the generations which played an important role in etnoghenezhis of kazak nation was sarmats. (19.116)


Due to the thoughts of antique authors, sarmats were formed from the marriage of iskits and amazons and they were speaking in iskit language. Due to those authors, sarmats were habited in the east of Black Sea iskits and Don River. As a result of analyses of the same sources, their territory was in today’s Kalmikia, Heshterkhan, Stavropol and Rostov regions of today’s Russia. Some of the antique authors called sarmats as “savromat”. For example, though Herodotus wrote “savromat”. Skilak Karianidli who lived in IV century B.C. used “sarmat”. But Ovidiy Nazon used both of them. Pliny noted that Greeks call sarmats as “savromat”. (13.329-330)


Due to the notes of Sicilian Diodor and Pliny, sarmats were made to move from Midia, from Southern Azerbaijan by iskits. That is why, some antique authors identified sarmats with Midians or madays. For example, Pliny and Yuliy Solin considered sarmats generation of midiyans. Pliny considered Turks as a branch of sarmats, Pomponiy Mela wrote that Turks and Sarmats are neighbors. Dionysus Pereget who is the author of II century B.C. identified sarmats with Huns. The fact is that, one of the generations of Khipchaq origin Kazaks are sarmats and they were popular among nation with the names “shermat” and “sarmat telau”. (14.329-330,334)


This fact helps us to understand why the capital of old Athropatena is called Kazaka and why khipchaq element has special place in oguz origin Azerbaijan Turkish. It is interesting that, it is known, maday nations which are considered as the ancestors of sarmats by antique authors participated in kazaks etnogenez. In holy Bible, while it is spoken about Yafes sons, they say that one of them was Maday. In cuneiform texts written in IX-VIII centuries B.C. it is spoken about the maday nation which comes from the generation of Maday. But in cuneiform texts belong to VII-VI centuries B.C.  it is spoken about the Madayya state which that nation established in Azerbaijan. Old Greek authors, also Herodotus who lived in V century B.C. called that state Midia and mentioned the nation as Midiyans. Want to inform that, as other Turkish generations formed in Azerbaijan, we see the tracks of Madays in Turkistan then. Then, due to some reasons, this old Turkish generation left Azerbaijan and participated in etnogenez of Kazak Turks. One of the Turkish language generations which organized Kazak nation, were madays (25.118). One of the nations which lived in Azerbaijan and participated in etnogenez of Kazaks, Kirgizs, Uzbeks, also Karakalpaks is Albanians. ) (16.IV,326;19.66,82;17.16,list 2;18.41)


Though the name of Albans from the generation of Yafes is noted in the sources belonged after Christianity period, they are remembered due to the events happened in IV century B.C. Want to remind that, Armenians who base on Moisey Khotenatsy call Togarma as an ancestor of Armenians too. But Musa Kagangatli calles the name of Togarma (Turk) in 4th line while he lists the names of representatives of rulers beginning from Yafes in VIII chapter named “the list of khagans in Albania beginning from Yafes and Aran until III Vachagan” in his “Albanian history” book: “Yafes, Homer (Kimer), Tiras, Togarma (Turk)… “(1.19). Armenians who try to lie that Albans are the branch of Armenians and want to master the cultural inheritance of Albanians, always try to use this fact and try to lie to the world society. But so pity that, as our scientists did not pay attention to very delicate moment, they always tried to keep silence. This moment is that, the Khazar Turks considered themselves and other Turkish generations from the generation of Togarma. It is interesting that the Khazar khagan Joseph, who adopted Jewish religion, noted in his letter to Byzantine imperator that, Caspians are from the generation of Khazar who was one of the sons of Togarma (Turk). 


He lists the names of Togarma sons like this: Uygur, Turis, Oguz, Bizal, Tirna, Khazaar, Yanur, Bulgar, Savir (19.7). This fact is absolutely enough to tell that the etnogenez of Khazars has relationship with Azerbaijan and Eastern Anadolu. But the problem is not only this, due to the texts of Teberi, Aran (Albania), Georgia, Vaspurakan (wide territory consist of Nakchivan and Diyarbekir), Sisecan (Sisakan// Zengezur) was in hands of Khazars until the death of Sasani ruler Qubad.., and Qebele was the center of Huns. “… That is why Azerbaijan was called Khazar lans with those provinces” (20.90). The same author noted that khazars also are from the generation of Turks Yafes. (19.7). In “Mecme-ul Tevarix” masterpiece which was written in XII century, in Persian language the same thoughts are repeated (22.98-105)


In this case there is a question: how the son of Yafes, the fourth ruler of Albania Togarma can be the father of Armenians, also Khazar Turks, at the same time bulgars, savirs, oguzs, uygurs and other Turkish nations which are listed in the letter of Joseph, at the same time? Answering this question, we can also answer to Moisey Khorenatsi and falsifier Armenian “scientists” who based on him and make everything clear.The answer is this, in all old Greek sources; “Togarma” is concerned to Turks. (19.7).


Prof.Dr.Bahtiyar Tuncay - link





MÖ.7.yy'da Kral Lygdamis komutasındaki 
Kimmerler'in işgali - Efes Müze

Açıklamaya şunu ekleyememişler......!
"Kaynaklarda geçen Lygdamis'in 

Türkçedeki karşılığı Tugdamme (Toktamış) 'dir ve Kimmerler Türk'tür, Hunların atasıdır."