Translate

28 Şubat 2015 Cumartesi

Tarih (ve Bilim) Sümer’de Başlar ...







Tarihi bilgiler Türk (veya daha geniş anlamda Turan) uygarlığının en az 8 bin yıllık olduğuna işaret etmektedir. Bunun bir göstergesi de Anadolu, Türkistan ve bazı Amerika yerlilerinin mimari, giyim, mutfak gibi alanlarda çok sayıda benzerliklere sahip olmasıdır. Rahmetli Prof. Dr. Asım Barut ile 1991 yılında sohbetimizde bu benzerlikleri ziyaret ettiği Kızılderili köylerinde şahsen müşahide ettiğini söylemişti. Bayrağımızda mevcut olan Ay-Yıldız simgesi en az beş bin yıllık tarihe sahiptir .

Günümüzde büyük kısmı çölleşmiş durumda olan Türkistan (Orta Asya ve Merkezi Asya) 7-8 bin yıl önce yeşillik idi. Türkistan çöllerinde neredeyse sonsuz sayıda arkeolojik kalıntı mevcuttur (hatırlayalım ki Sümer ile ilgili ilk arkeolojik buluntular 19.yüzyılın ikinci yarısına rastlıyor).


Sovyet (Rus) Türkistan’ında yeterince olmasa da belli düzeyde arkeolojik araştırma yapılırken, Çin Türkistan’ında sistemli araştırma yok denecek düzeydedir. Batı Türkistan’da bulunan arkeolojik kalıntıların çoğu 20.yüzyılın ortalarında Orta Asya’da suvarma sisteminin kurulması nedeniyle yapılan uçaktan arazi çekimleri sırasında ortaya çıktı.


İlginçtir ki 3-4 bin yıl bundan önce oluşturulan suvarma sistemi 20.yüzyıl bilimi açısından da optimum yapıya sahipti (Sovyet döneminde kurulan kanalların büyük kısmı eski kanallara paraleldir). Doğu Türkistan’da rastlantı sonucu bulunan mumyalar en az Mısır’da bulunanlar kadar kadim olmakla birlikte onlardan daha iyi durumdadır.


Kırgızistan dağlarında ormanların içinde 3-4 bin yıl bundan önceye ait kentlerin kalıntıları bulunmuş. Türkistan’da yapılacak sistemli araştırmaların insanlık tarihine ışık tutacak bilgiler sağlayacağından emin olabiliriz. Bunun dolaylı bir göstergesi de bir çok mitolojik kaynağın Takla-Mekan ve çevresini kutsal mekan saymasıdır (Şambala, Arhat ülkesi ve b).


Atatürk’ün Sümer-Türk bağlantısı konusunda haklı olduğu 20.yüzyılın son çeyreğinde gösterildi (zaten Sümer uygarlığını bulan bilim adamları bu bağlantıya işaret etmişlerdi).


Oljas Süleymenov’un 1975 yılında yayınlanan “Az i Ya” kitabı bu doğrultuda en önemli aşamalardan birini teşkil etti. Hakkın rahmetine kavuşmuş Prof. Dr. Aydın Mamedov ve Prof. Dr. Osman Nedim Tuna’nın araştırmaları Sümer’ce ile Türkçe’nin en azından derin kültürel etkileşimde olduğunu ispatlamıştır. Sümerlerin beşeriyet tarihine belirleyici katkılarda bulunduğu tüm dünya tarafından kabul görmüştür.


Bu katkılardan bazıları:

• İlk (bilinen) yazı
• İlk (bilinen) bilim alanları: tıp, astronomi, matematik
• İlk (bilinen) edebiyat eserleri: Bilgameş (Gılgamış) destanı ve vb.

Ellinlere (Greklere) atfedilen bilgilerin büyük çoğunluğu Sümer döneminde biliniyordu ve Mısır üzerinden Ellinlerce alınmıştı.


Mesela, Pisagor teoremi Pisagor’dan iki bin yıl önce yazılan Sümer tabletinde mevcuttur. Grek uygarlığının temeli Mısır’a, Anadolu’ya ve özellikle de Girit uygarlığına dayanmaktadır. Ellin öncesi bin yıllarda Sümer-Hatti-Girit üçgeninde etkin durumda olan toplumların dili bizim dilimiz gibi eklemeli yapıya sahipti!


Günümüzden 5-6 bin yıl önce Ortadoğu’da en parlak dönemini yaşayan Sümerler 4 bin yıl bundan önce Samilerin baskısı ile Mezopotamya’yı terk etmeye zorlandılar.


Sümerlerin nereden geldiği konusunda farklı varsayımlar olmakla birlikte, Sümerlerin nereye gittiği bellidir: arkeolojik kalıntılara göre çoğunlukla Doğu Anadolu ve Azerbaycan’a göç eden Sümerlerin bir kısmı Hazarın güneyinden diğer bir kısmı Hazarın kuzeyinden Türkistan’a yöneldiler.


Anadolu ve Azerbaycan’dan aynı istikamette ikinci zorunlu göçü Makedonyalı İskender zamanında baş verdi.


Sümer-Hatti-Girit döneminden yaklaşık bin yıl sonra İskit dönemi başlıyor. Bu arada Elam, Hurrit, Turukka, Gutlar ve eklemeli dilde konuşan diğer toplumların tarihi Türk tarihçilerinin araştırmalarını bekliyor.









İskitlere gelince, onlar Kuzey Karadeniz’den Altaylara dek Avrasya’nın büyük kısmında yüksek düzeyde bir uygarlık kurmuşlardı. Milattan önce 7.-6.yüzyıllarda Doğu Anadolu ve Azerbaycan arazisinde mevcut olan İşkuz (İç-Oğuz?, Sami dillerinde Oğuzlar ‘Kuz’ adı ile geçiyor) devleti ile ilgili tarihçilerimizin yazdığı kaç makale var?


Kuzey Karadeniz (ve kısmen İran) İskitlerinden farklı olarak Türkistan ve Sibirya İskitleri çok az araştırılmıştır. Tuva’da bulunan Hakan Kurganları Vadisi Arjan ile ilgili bazı bilgiler:


• Arjan vadisinde İskit dönemine ait çok sayıda kurgan bulunmaktadır. Maalesef, bunların bir çoğu yağmalanmış durumdadır.


• 1970’lerde Prof. Dr. Gryaznov’un önderliğinde kazılan ve milattan önce 8.yüzyıla ait Arjan-1 kurganı kısmen korunmuş durumdadır. Bu kurganda bulunan eşyalarda İskit Triadası (Üçlüsü) adlandırılan özelliklerin hepsi mevcuttur .


Böylece, İskitlerin Türk olduğu ispatlanmıştır.


• 1999-2002 yıllarında Alman ve Rus bilim adamları tarafından kazılan ve milattan önce 6.-5.yüzyıllara ait Arjan-2 kurganı tam korunmuş durumdadır. Burada yüzlerce altın eşya bulunmuştur.


Böylece, Greklerin İskit kültürüne önemli etkisi olmadığı ispatlanmıştır.




Prof. Dr. Saleh SULTANSOY

Gazi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Fizik Bölümü
Azerbaycan Elmler Akademiyası, Fizika İnstitutu


Arzhan/Arjan Kurganı Zaman Yolcusu programı






* * *




MÖ.17.yy Sumer- Öklid'ten önceki dönem



PYTHAGORAS KİMDİR?




Pythagoras Samos’un yönetimini elinde tutan zalim Polycrates döneminde 20 li yaşlarda Mısır’a gitti. 

Pythagoras Mısır’da çok sayıda tapınağı ziyaret etti. Fravun Amasis Pythagoras’ı Memfis rahiplerine tavsiye etti. Albert Champdor’un (2006) da basılan “Mısır’ın Ölüler Kitabı, sayfa 29 ”da Pythagoras’ın yaşamı hakkında “ Pythagoras, Mısır’da mabetlere büyük bir çalışma isteği ile devam etti. İ lişkisi olan rahiplerin hayranlık ve sevgisini kazandı. Hiçbir sözlü öğretiyi boşlamadan, her şeyi çok çalışarak öğrendi. Rahiplerden sahip oldukları bilgeliği öğrenip yararlandı. Mısır’ın mabedlerinde kalıp 20 yıl boyunca tanrıların ayinlerinde ezotorik bilgilere sahip olarak inisiye oldu.” denilmektedir. 

Eski Mısır, Yukarı ve Aşağı Mısır olarak bilinen iki kırallığa bölünmüştü. Pythagoras, Heliopolis, Memphis ve Thebes’teki tüm önemli tapınaklar arasında mekik dokuyarak rahiplerle birlikte ayinlerin aktif bir parçası oldu, tapınaklarda görev almayı reddetmesine karşın hermetik uygulamanın en eski, kutsal ve saygın merkezi Thebes’te (Aşağı Mısır’da) giriş için gerekli dinsel törenleri tamamladıktan sonra ilk yabancı kişi olarak rahipliğe kabul edildi. 

M.Ö. 525 te Pers Kralı II.Cambyses Mısır’ı istila etti. Pythagoras esir alındı ve savaş esiri olarak Babil’e götürüldü. Babil o dönemde Dünya’nın o yöresindeki en kültürlü ve en büyük şehirdi. Babil de ne kadar kaldığı tam bilinmemektedir. Mezepotamya, o dönemin en büyük matematikçilerini barındırmakla ünlüydü. Orada Babil’lilerden aritmetik, müzik ve diğer matematiksel bilimlerde öğrendikleriyle mükemmelliğin zirvesine ulaştı.  Bölgede yapılan kazılarda elde edilen tabletlerden Mezopotamya’daki Sümer matematiğinin hem batı yönünde Roma’ya, hem de doğu yönünde Hindistan’a kadar yayıldığı görülmüştür. M.Ö. 522 de Polycrates’in öldürülmesi ve Pers kralı II.Cambyses’in de ölmesiyle Anadolu’nun batı kıyıları ve Samos adası Pers kralı Darius’un kontroluna geçti. Samos’a dönüş: 

Pythagoras’ın Babil’de ne zaman serbest bırakıdığına dair kesin bir kayıt olmamakla birlikte M.Ö. 520 civarında Babil’den Samos’a geri döndü. Samos bu tarihte de Pers kontrolu altındaydı. Bir süre sonra yarım çember denilen bir okul kurdu. Burada dünyayı görmüş, deneyimli, matematik bilen, felsefe çalışmış bir insan olarak çevresine öğrenci topladı. 

M.Ö. 518 dolayında öğrenci sayısının azlığı nedeniyle Samos’tan ayrılarak izleyenleriyle birlikte Güney İtalya’daki, doktorları ve koşucuları ile ünlü bir Yunan şehri olan Croton’a (şimdi Crotone) göç etti kendi etik kurallarına uygun matematik, astronomi, felsefe ve din ile ilgili okulunu kurdu. Din-bilimi ve matematik kombinasyonu Pythagoras ile başladı. 


Prof. Dr. Fikri AKDENİZ - PDF

Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi 






The Impact of Notation Systems: From the Practical Knowledge of Surveyors to Babylonian Geometry



Mesopotamian proto-cuneiform and cuneiform clay tablets written in the time period from the invention of writing (around 3200 B. C.) to the development of Babylonian mathematics in the Old Babylonian period (around 1900–1600 B. C.) document the development from elementary spatial knowledge to an esoteric art of formulating complex geometrical problems and solving them using sophisticated arithmetical tools applied to geometrical intuition. It is evident that the spatial cognition under these circumstances differs considerably from what has been identified in non-literate cultures.

The representation of this new form in the documents of surveyors, school texts, and the problem-texts of Babylonian mathematics have been studied. It turned out that the emergence of the new kind of spatial cognition documented in these sources was primarily based on the growing knowledge of surveyors and the scholarly reflection on their means and practices.The resulting mental constructions remained implicit but can be partly reconstructed from the arithmetical operations of Babylonian mathematics.They turn out to show “non-Euclidian” peculiarities such as the neglect of the role of angles, resulting from the practices of surveyors which they reflect.


Peter Damerow,2008-2011 - link




Mathematics was another sphere in which the Babylonians excelled. Theoretical mathematics intrigued them and a large number of texts involving geometry and algebra of a quite sophisticated sort has been preserved. The theorems of Euclid and Pythagoras were already known in the Old Babylonian period.

As their civilization developed the Sumerians developed the need for a numerical system. They needed it for measurements and business transactions and for all the other requirements a civilized society has. From these beginnings Babylonian mathematics arose and was soon highly developed. The Sumerians and thus the Babylonians were one of the first peoples to have some fairly complex mathematics, some of which were not learned in parts of the world until recent centuries. Babylonian influence can still be clearly seen in such things as the measurement of time and degrees of angles.

The Babylonian numerical system was sexagesimal i.e. base sixty. This is why there are 60 minutes in an hour and 360 degrees in a circle. Strangely the Babylonians by the time of Hammurapi also had symbols for ten, one hundred and one thousand making their system part decimal. The Babylonians were very advanced for their time. They knew about square roots and completing the square and they knew the value of p quite accurately....link




The famous and controversial Plimpton 322 clay tablet, believed to date from around 1800 BC, suggests that the Babylonians may well have known the secret of right-angled triangles (that the square of the hypotenuse equals the sum of the square of the other two sides) many centuries before the Greek Pythagoras (570-495 BC). 

The tablet appears to list 15 perfect Pythagorean triangles with whole number sides, although some claim that they were merely academic exercises, and not deliberate manifestations of Pythagorean triples....link







* * * 




Sultansoy'un esas alanı Nükleer Fizik- Türkiye ve Toryum ile ilgili haberi



Saleh Sultansoy, ömrü bilim ve Türklük uğruna sıkıntılarla geçmiş bir bilim adamı. 
Öncelikle iyi bir Türk Milliyetçisi. Azerbaycan özgürlük mücadelesinin büyük ismi Elçibey’in yakın dostu ve dava arkadaşı. Sultansoy, Elçibey’in hem kendisine hem de fikirlerine yakınlığından dolayı ülkesini terk etmek zorunda kaldı.

Sultansoy’un iyi bir Türkçü olması ile atbaşı giden bir diğer özelliği birinci sınıf bir bilim adamı olmasıdır. Kendisi bırakın Türkiye’yi, dünyanın önemli Fizikçilerindendir. Uluslararası bilimsel indekslerde taranan yüzlerce makalenin sahibi ve 1997 yılından beri CERN’de çalışmalar yürütüyor. Sultansoy’un yaptığı işler Türk üniversitelerinin dikkatini çekmemiş olacak ki, Azerbaycan’dan Türkiye’ye hicreti sonrası çalıştığı önce Ankara ve daha sonra Gazi Üniversitesi ile sözleşmesi sona erdirilmişti. Neyse ki TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi hocaya kucağını açtı, çalışmalarını devam ettirme imkânı buldu.


Sultansoy, 1997 yılından beri çalıştığı CERN’e Türkiye’nin üye olması için çırpındı desek yeridir. Bu konuda sesini duyurmak için devlet yetkililerine mektuplar bile yazdı; ama bütün bu gayretler karşılıksız kaldı. Sırbistan ve Güney Kıbrıs’ın bile üyelik sürecinde olduğu CERN’den Türkiye 2012 yılında asil üyelik başvurusunu geri çekti. Geleceğin teknolojisine ortak olmak adına önemli bir çalışma olan CERN’e asil üyelik başvurusunun yüksek üyelik aidatı yüzünden engellendiği iddia edilmişti.


Anlaşıldığı gibi Saleh Sultansoy’un asıl çalışma alanı Türklüğe hizmet. Bunun aracı ise Nükleer Fizik olmuş. 
Hocanın son dönem dikkatimizi çekmek istediği konu ise zengin Toryum rezervlerimiz ve bu zenginliği “su akar Türk bakar” misali seyretmemiz. Hoca bu konuda şunu kafamıza sokmak istiyor: “Uranyum rezervimiz yok denecek kadar az, ama Toryum’da dünyanın en zengin ikinci ülkesiyiz. Toryum ile enerji üretimine başlarsak 20 yıl içerisinde dünyanın enerji haritasını değiştirebiliriz.”


Rakamlarla gidelim. Sadece Isparta ilimizde bulunan Çanaklı madeni kolay işlenebilen Torit minerali şeklinde 20 bin ton toryum rezervine sahip ve bu rezerv, 100 yıl boyunca elektrik enerjimizi temin edebilir. 
Hoca bunu nereden çıkartıyor? Şöyle bir hesabı önümüze koyuyor:  "1 GW'lık enerji için 3,5 milyon ton kömür veya 200 ton uranyum gerekiyor. Halbuki 1 ton toryumdan da bu enerji elde edilebilir.”

Yani… Eğer, bir gün yapabilseydik 57 GW'lık kurulu güce eşdeğer nükleer santralde, mevcut uranyum rezervimizle bu enerjiyi bir yılda üretemeden uranyumumuz bitecekti. Fakat Toryum rezervimiz böyle bir santralin ihtiyacını teorik olarak 13 bin yıl karşılayacak. “O nedenle” diyor Saleh hoca, “Türkiye'nin gelişmesini istiyorsak toryumdan enerji üreten santraller kurmalıyız”.


Toryum rezervleri yönünden zengin Hindistan bu konuda çalışmalarda önemli mesafeler katetti. Çin de bu konuda yoğun çalışmalar yapan ülkeler arasında. Saleh Hoca, bizim de bu çalışmalarda hızlanmamız gerektiğini işaret ediyor. Öncelikle yapmayı planladığımız nükleer santrallerin toryuma uyumlu olması gerektiğini, bunun yolunun ise hızlandırıcıdan geçtiğini vurguluyor.


Peki hızlandırıcı için neler yapmışız? 1997’den beri yürütülen “Türk hızlandırıcı kompleksi projesi”nin dört ana kısmından en önemli ikisi (Super-Charm Fabrikası ve GeV Enerjili Proton Hızlandırıcısı) ile ilgili çalışmalar bloke edilmiş. Super-Charm Fabrikası olmadan dünya biliminde söz sahibi olmamız, GeV olmadan Toryum rezervlerini kullanmamız mümkün değil.


Ülke yöneticilerine sesini bir türlü duyuramayan Saleh Hoca bu konuda her yolu deniyor. Devleti idare edenlere hitaben yazılmış mektuplar bunlardan. Hocanın bu mektupları ayakkabı kutuları ile uğraşan iktidarın ne kadar dikkatini çeker bilmiyorum ama tarihe not düşmek açısından önemli. Bu mektupları Akademisyenler Birliği’nin web sayfasında bulabilirsiniz.


Bir tarafta toryum, toryum, toryum diye Türkiye’nin elindeki fırsatı kaçırmaması için çırpınan bir bilim adamı diğer tarafta ise doğalgaz fetişizmi ile kendinden geçen bir ülke. 
Kim kazanacak? Bu sorunun cevabı, 2023 Türkiye’sinin dünyadaki yerini de belirleyecek…

İsmail Şahin, Yeniçağ,Ocak 2014








Atlasjet uçağı Isparta'da düştü: 57 ölü


Uçakta 6 bilimadamı vardı

Ölen yolcular arasında Süleyman Demirel Üniversitesi'nin davetlisi olarak, "fizik" konusunda konferans vermek üzere Boğaziçi ve Doğuş üniversitesinden gelen bilimadamları da bulunuyordu:


Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Engin Arık, araştırma görevlisi Özgen Berkol Doğan, yüksek lisans öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesi'nden Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve araştırma görevlisi Mustafa Fidan.


Prof. Dr. Engin Arık, European Organization for Nuclear Research 'taki (CERN) "Atlas Deneyi"nde çalışan bir bilim kadınıydı. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Erhan Gülmez, Prof. Arık'ın Devlet Planlama Teşkilatı'nın düzenlediği "Türk Ulusal Hızlandırıcı Projesi"nde çalıştığını hatırlatarak, "Arık, kuvvetli bir bilim kadını, Türkiye platformunda, yurtdışındaki uluslararası laboratuvarlarda doktora öğrencisi yetiştiren birisiydi. Üzerinde çalıştığı projenin tamamlanmasıyla Nobel Ödülü alabilecek nitelikteydi" dedi.



Engin Arık kimdir?

İstanbul'da, 14 Ekim 1948'de doğan Prof. Dr. Arık, İstanbul Üniversitesi Fizik-Matematik Bölümü'nden 1969 yılında mezun olduktan sonra Pittsburgh Üniversitesi'nde fizik alanında master ve doktora yaptı. 
İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Teorik Fizik Kürsüsü'nde 1968-1969 yıllarında öğrenci asistanı olarak mesleğe başlayan Arık, 1969-1976 yılları arasında Pittsburgh Üniversitesi Fizik Bölümü'nde araştırma asistanı olarak görev yaptı.

Londra Üniversitesi'nde 1976-1979 yılları arasında araştırma görevlisi olarak çalışan Arık, 1979 yılında Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'ne geçti. Arık, 1983 yılında Boğaziçi Üniversitesi'nden ayrılarak 2 yıl Control Data firmasında uzman olarak çalıştı. 
Viyana Üniversitesi'nde 1997-2000 yılları arasında görev alan Arık, 1985 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapıyordu.

Engin Arık, "Deneysel Yüksek Enerji Fiziği" alanında yaptığı çalışmalarla 1981 yılında doçent, 1988 yılında profesör oldu. Prof. Dr. Engin Arık, İsviçre'nin Cenevre kenti yakınlarında kurulu nükleer araştırma merkezi "European Organization for Nuclear Research (CERN)"deki 'Atlas Deneyi'nde çalışıyordu. 
Aynı bölümde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Metin Arık ile evli olan Prof. Dr. Arık, iki çocuk annesiydi.






 "BİR KAZA" OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORSANIZ....
YANILIYORSUNUZ DERİM..!




KAYNAKLARIMIZI ,BAŞKALARI İÇİN DEĞİL,
KENDİ ÇIKARLARIMIZ İÇİN KULLANALIM ve
BİLİM ADAMLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM.

SB.