eyyübi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eyyübi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2016 Perşembe

Parthian Shot = Turkish Shot




 "Parthian Shot" : Turn back to shoot with a full gallop. The Stirrup was invented in the 6th c AD by the Turks. 
Before the 6th c AD the rider relied solely on pressure from his legs to guide his horse.
And actually it is "Turkish Shot", because the Parthians are Turks.


PARTLAR - PARTHIANS
called as
= Dağlı İskitler (Mounted Scythians - like Arimaspians)
= Dışiskitler (Excluded Scythians)
= Dışoğuzlar (Outsider Oghuzes - like Kipchak / Cuman Turks)
= Daşoğuzlar (Stone Oghuzes)


the oldest one belongs to 1000 BC, a clynder seal from Mesopotamia. 
Yes, Turks were already in Mesopotamia at that time...
look for "Turkish influence on Akkadian" and
Turukku , Turukka = Turk


* 



Türkmenistan´ın eski tarihi hakkında özel yazılmış eserlerden; (TSSR Tarihi-1959 ve V. M. Masson 1987) hem de son yıllarda, yani bağımsızlıktan sonraki yıllarda yazılmış çok sayıdeki ilmi makalalardan belli oluşuna göre, Part (Parfia) devleti Güney Türkmenistan´da çok eski çağlarda, yani Bronz çağında kurulmuştur. Buna göre de biz, “Ersaklar” (Eşkaniler) devleti´nin İ.Ö. 247. yılda temelinin atılmasını, Part devleti´nin ikinci ve yeni dönemi sayırız. Gerçekten de Ersaklar devleti ve genel Part (Parfia) devleti hakkında en temel eserler, arkeologların son yüzyılın devamında Türkmenistan´da geçirdikleri kazıların verdiği sonuçlar esasında yazılmıştır....

Part hükümeti büyüyüp çiçeklendiği döneminde; şimdiki İran´ı, Mezopotamya´nı ve Afganistan´ı kapsamıştir, hakimiyette olan tayfanın bir kolu günümüzdeki Ermenistan´a da el koymuştur. Şahların şahı´nın kendisi ise memleketini Suriye´ye ve Batı Hindistan´a kadar genişletir. Coğrafiya ve tarih uzmanı “Ksares” ve “Strabon”un Partlar hakkında;-Onlar bu gün o kadar bir geniş memleketlere, o kadar çeşitli halklara hükümdarlık edirler ki, güç açısından Romalılarla aynı seviyededir- diye yazmaları hiçte temelsiz değildir. Tarihçi “Justinin”de; -Partlar doğuda öyle bir hükümet kurmuşlardır ki, dünyanı Romalılar´la aralarında bölmüşlerdir”- der....


Partı, Parthi (sürgün edilen, göçmen): Bu sözcük hakkında da; “p” ve “b” seslerin ve onu gösteren harfın birbirinin yerini alma olayı dillerin tümünde, özellikle Türk dilinin çeşitli lehcelerinde normal bir durumdur (parmak=barmak, bar bol=par bol=var ol v.b.). Bu gerçeği nazara alarsak; Partı vey Part sözcüğünün kökü “par”= bar= var (barmak, varmak, gitmek) olarak, eski Türkçede çoğunluk eki “-t” eklenerek, “varanlar, gidenler” anlamında kullanılmış olması doğal ve yasaldır diye düşünüyorum. “Çuwaş Türkçesinde; pir=gitmek ve pirat=uzaklaştırmak, sürmek gibi anlamda bulunmaktadır”. Üstelik; “Sümer dilinde de “bar” sözcüğü: varmak, uzaklaşmak, hatta “sürgün etmek” 
gibi anlamda olmuştur”.

Büyük “Part” Türk Devletini Kuran Atalarımız (MÖ.247-MS.224)
Our Ancestors Who Build the Great Parthia Turkish State (247 BC-224 AD)
Begmyrat Gerey - Türkmenistan / e-book



"'Partlar "Dışiskitler' olarak ta bilinir."
"The Parthians are also known as 'excluded Scythians'"
Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu - link




***


If we ask what the ancient writers have left on record with respect to the Parthian nationality, we shall find, in the first place a general consensus that they were Scyths. "The Parthians" says Justin, in his 'Epitome of Trogus Pompeius' "were a race of Scyths, who at a remote date separated themselves from the rest of the nation, and occupied the southern portion of the Chorasmian desert, whence they gradually made themselves masters of the mountain region adjoining it."

These nations wre nomadic, uncivilises, coarse, not to any brutal, in their habits; of a type very much inferior to that of the races which inhabited the more southern regions, felt by them to be barbarians, and feared as a continual menace to their prosperity and civilisation. There is always an underlying idea of dispraise and disparagement whenever a Greek or a Roman calls any race , or people, or custom "Scythic" - the term connotes rudenss, grossness, absence of culture and refinement - it is not perhaps strictly ethnic, since it designates a life rather than a descent, habits rather than blood - but it points to such a life and such habits as have from the remotest antiquity prevailed, and as still prevail, in the vast plain country which extend from the Caucasus, the Caspian and the mountain chains of the Central Asian regions to the shores of the great Arctic Sea.

It is certain that the inhabitants of this tract have belonged , from a remote antiquity, to the ethnic family generally known as Turanian. In the south they are of the Tatar or Turkish type; in the north of the Finnish or Samoeidic. Their language is agglutinate and wanting in inflections; their physique is weak, languid, anaemic, unmuccular ; they have large fleshy bodies, loose joints, soft swollen bellies, and scanthy hair. They live chiefly on horseback or in wagons. Still as enemies, they are far from contemptible. Admirable horseman, often skilled archers, accustomed to a severe climate and to exposure in all weathers; they have proved formidable foes to many warlike nations, and still give serious trouble to their Russian masters.

The Scythian character of the Parthians , vouched for on all hands, and their derivation from Upper Asia, or the regions beyond the Oxus, furnish a strong presumption of their belonging to the Turanian family of nations. This presumption is strengthened by the little that we know of their language. Their names, when not distinctly Persian, which they would often naturally be from conscious and intentional imitation, are decidedly non-Arian and have certain Turanian characteristics.

Parthia - by Prof.George Rawlinson (Ancient History-Oxford) / e-book





***



“the Parthians were a Scythian people, is accepted by everybody today, cf. Colledge (1967) and was shown on Sumerian background by Badiny (1998, 1999)….. From all these identifications it follows together with our proof presented here in EDH-5 that there is a genetical linguistic relationships of Sumerians, Huns, Avars, Scythians, Medes, Parthians and probably more people and a geographical continuity of Sumerians, Huns, Scythians and Avars 
in the Carpathian basin.” 

Sumerian, Hungarian and Mongolain by Prof.Dr.Alfred Toth / pdf

Of course Mr.Alfred Toth, they are all Turkish Tribes, 
and Magyars are the cousin of Turks, 
and with Hun-Turks, Avar-Turks, Pecheneg-Turks, Khazaar-Turks, etc. Europe is mixed like...
Hungarians are mixed with the Turks. 
"zsebemben kicsi alma van - Hungarian
cebimde küçük elma var - Turkish"
SB







Partlar (Parthians) = Dağlı İskitler (Mounted Scythians) = Sakalar (Sacae(Saka-Massagetae) = Daşoğuzlar/Taşoğuzlar (Stoneoghuzes) = Dışoğuzlar/Kıpçaklar (Excluded Oghuzes/Kipchak Turks)















DIŞ OĞUZLAR (KIPÇAKLAR) IN TAMGASI
"Dış Oğuz'lar ise dünyanın dört bir tarafına turlanıp gittikleri için Ok damgasını kullanıyorlardı. Dış oğuzların bilinen diğer ismi de Kıpçaklar'dır. Damgaları artı şeklinde, artı işaretinin uç kısımları ise Hıristiyanlık döneminde üç tane yonca şeklinde motif oluşturuyor ve nerede bunları görsek Kıpçak motifleri diyoruz."




MS.5.yy-6.yy - Mozaik - Bordj-el-Djedid-Kartaca








19 Aralık 2015 Cumartesi

Tılsım Kapısı






TILSIM KAPISI - BAĞDAT
Bab al-Talsim - Baghdad


Artuklular döneminde Bağdat'ı korumak için yaptırılan eserin yapım tarihi tam olarak net değil, ama 1183'te Granada'dan hacca gitmek için yola çıkan İbn-i Cübeyr (1144/5-1217) "Endülüs'ten Kutsal Topraklara" adlı eserinde buradan bahsetmekte. Binanın üzerindeki yazıta göre Abbasi Halifesi Nasır tarafından 1221 yılında restore ettirilmiş. Öncesinde kapıya Beyaz Kapı, ya da Bab Halba denilirken, üzerindeki yazıtlar ve rakamlar yüzünden restorasyondan sonra TILSIMLI KAPI adını vermişler.


F.Langenegger "Beiträge zur kenntis der baukunst des Irâq,1911" kaynağına göre, 1086 yılında Bağdat ziyaretinde bulunan Selçuklu Sultanı Melikşah buradaki hipodromda Çevgen /Çöğen (polo) oynamıştır, 1683 yılında Bağdat'ı fetheden IV.Murad'ta bu kapıdan girdikten sonra kapıyı kapattırmıştır. 1917 yılında tahribata uğramış.


(İngilizce kaynakta Osmanlı ordusu çekilirken diyor, ama İngilizlerin Bağdat'a girmesinden bahsetmiyor, sanki biz cinlerle savaşıyorduk ta kapı hasar gördü! Sabır...SB)



Kut-ül Amare 1916

1914 sonlarında Irak’a asker çıkaran İngiliz ve Hint askerleri, General John Nixon ve General Charles Townshend komutasında 1915 sonbaharında Bağdat’a doğru yürüyüşe geçti. 

Albay Nureddin Bey ( Nureddin Paşa) 27 Eylül 1915'’te İngilizleri Kut önünde karşıladı. İlk önce Bağdat'’ın 30 km güneyine kadar çekilen Türk ordusu, İngilizleri püskürttü ve General Townshend etrafı Dicle nehri ile çevrili Kut yarımadasında kuşatıldı.  Nureddin Bey'’in yerine Irak komutanlığına getirilen 52. Tümen Komutanı Halil Paşa kumandasındaki kuşatmayı yarmak için Basra’'daki İngiliz genel karargahının yaptığı üç taarruz da büyük kayıplar ve fiyaskoyla sonuçlandı.

İngiltere, General Aylmer komutasındaki birliklerin başarısız olan birinci taarruzun ardından Irak cephe komutanı J. Nixon'’ı azledip Percival Lake'’i bu göreve getirdi; ancak yeni komutan da kuşatmadaki birliklerini kurtaramadı. Çaresiz kalan İngilizler, savaşa birlikte girdikleri Rusya’'dan yardım istedi. O dönemde İran'’ın Kirmenşah bölgesini işgal etmiş olan Rus kuvvetlerinin komutanı Baratov’'un Kut üzerine yaptığı saldırı da sonuçsuz kaldı. 

Kurtuluş ümidi kalmayan, erzak ve cephane sıkıntısı çeken General Townshend, Halil Paşa'’ya 26 Nisan'’da mektup yazarak Kut'’u teslim etmeye hazır olduklarını bildirdi.  Halil Paşa ise birlik, silah ve cephaneleri teslim etmesi şartıyla istediği yere gidebileceği cevabını verdi. Townshend ise tüm silah ve cephanesini yok ettirerek 29 Nisan 1916'’da teslim oldu.  Yaklaşık 5 ay süren kuşatmanın ardından, 13 general, 481 subay ve 7 bini Hintli 13 bin 300 İngiliz askeri Türk birliklerine teslim oldu. Tarihe Kut'ül Amare Zaferi olarak geçen savaşlar sırasında İngilizler 40 bin kayıp ve esir verirken Türk birlikleri ise 25 bin askerini kaybetti. 

Kut'ül Amare savaşı sırasında Türk birlikleri sınırlı sayıda uçakla önemli görevler yaptı. Keşif görevleri yapan Türk uçakları bir taraftan da düşman hedeflerini bombardıman etti. 26 Nisan 1916’'da Kut'ül Amare'’deki İngiliz kuvvetlerine erzak yardımına çalışan bir İngiliz uçağı da Türk avcı uçağı tarafından düşürüldü. 

Ancak kazanılan bu tarihi zafere rağmen savaşın genelinde mağlup olan Türk ordusu, takviye edilen İngilizlerin bölgeyi Şubat 1917'’de işgal etmesine engel olamadı. Irak’'ın güneyine 1914 sonlarında çıkarma yapan İngilizler, ancak Mart 1917’de Bağdat'’a ulaşarak kenti işgal etti. (linkten)




"I.Dünya Savaşı'ndaki 2 zaferimizden biri durumundaki Kut'ül Amare Zaferi (29 Nisan 1916) 1952'ye kadar Kut Bayramı olarak kutlandı." - Sinan Meydan


Türkiye’nin NATO’ya üyeliğiyle birlikte, 1952’de İngilizlerin isteği ve baskısıyla eğitim müfredatlarından çıkarılmış, bayram olarak kutlanmaktan da vazgeçilmiştir!..









kaynak:
from the link above, but I wanna say some words....

"The Talisman gate in Baghdad was destroyed by the Ottoman army in 1917 when they withdrew from the city.... " - You say so, but why do you not say about the British Army and the Fall of Baghdad (1917)? To who belonged that land before it was Iraq (Irak) ? Who did the Ottoman Turks fight with? The borders were drawn by the spy Gertrude Bell....Not nice to not mention about this action.

Dragon is the Master of Time in Turkish Cosmology. And Polo is invented by the Turks.






from the link
The Talisman gate in Baghdad was destroyed by the Ottoman army in 1917 when they withdrew from the city. Its destruction was a great loss as it had some fine thirteenth century carving and distinguishing ornamentation. 

The date of its construction is not clear but it was described by Ibn Jubayr in 1185 and is mentioned in the accounts of the Mongol siege. The inscription on the building reads that it was built and restored in 1221 by the Abbasid Caliph Nasser li-din-Illah as part of the construction of a large defensive wall intended to protect Baghdad from invaders and floods. It was named "Talisman" after the unusual inscriptions and figures carved on its upper walls and gate. 

Before 1221 it was known as the White Gate and as Bab Halba meaning racecourse referring to a hippodrome located outside the wall limits. It is said that the Seljuk Sultan Malik Shah on his visit to Baghdad in 1086 rode from his palace to that spot where he played a game of Polo (or Suljan), after which the field was commonly used to play this game. In 1638 the gate was been closed after the Ottoman Sultan Murad IV conquered Baghdad and entered its gate.

The gate is built of burnt bricks and consists of a cylindrical tower connected to Baghdad's northeastern ramparts surrounded by a moat. Its façade is punctured at approximately mid-height by a series of loophole windows toped by an inscription band wrapping around the building. The façade ends with a second line of pointed arch openings on the entire circumference serving as access doors to a circular balcony supported on brackets. 

The inscription and the carvings are the most important features in the building. Despite the information it carries concerning the gate's construction, its sponsors and restoration by Nasser li-din-Illah, the high relief above the gate presents unfamiliar pictorial representations of human figures that must have roots in Mongol sculptural animation. The gate's arch is built of intersecting stone voussoirs set in a decorated frame. The decoration shows a pair of winged dragon-snakes and a human figure sitting cross-legged between them in a way to represent the glorious conqueror. They haven't been attributed to any sultan although they might be of a later addition carved to commemorate Sultan Murad IV entering Baghdad by. These figures are carved in stone and lie on an intricate background of floral interweaving patterns incised in stone.


Sources:

Langenegger, Felix. Beiträge zur kenntis der baukunst des Irâq (heutiges Babylonien) Bautechnik,/b baukonstruktionen und aussehen der baugegenstände unter teilweiser bezugnahme auf die baukunst der vergangenheit des landes sowie auf die gesamte baukunst des Islâm, 88-90. Dresden, G. Kühtmann, 1911.

Le Strange G. Baghdad During the Abbasid Caliphate, 291-292. Greenwood Press. Connecticut, 1983.









Khakassia - Kırgız /Turkish Culture


Cizre Grand Mosque doorknop - Turkish Culture - Artiquids Period 12th c






"ARTUK OĞULLARI; BU GÜN EN GÜZEL ESERLERİNİ MARDİN DE BIRAKMIŞLAR, TAŞ USTASI BU TÜRK BOYU ZAMANLA DİLİNİ, SELÇUKLU VE OSMANLININ İHMALİ İLE KAYBEDİP KÜRTLEŞMİŞLER. EY KENDİNİ KÜRT ZANNEDEN MARDİNLİ KANDAŞIM, SENİN ATAN ARTUKOĞULLARI. YA SEN ARTUKOĞLUSUN YA DA SEN ARTUKOĞULLARINIIN SOY KIRIMCISISIN. TIPKI BİTLİS VE HAVALİSİNDE YAŞAYAN AK-KOYUNLAR KARA- KOYUNLARIN DURUMU GİBİ. BAK AŞAĞIDAKİ ARTUKOĞULLARINA AİT CİZRE ULU CAMİ KAPI TOKMAĞI, SENİN TARİHTE VAR MI BÖYLE GÜZEL BİR İZİN? HADİ AZ CESUR OL, BU BENİM DE! ASLINI İNKAR ETME! BİLİYORSUN SÜRÜDEN AYRILANI İSRAİL KAPIYOR ARTIK"...Mehmet Ali Esmer/Mimar








The Artquids Turks or Artuqid Turkish Dynasty (1102-1409) Coin:
A iconography, like Shaman riding on a dragon, uses snake as whip . In Anatolia there are legends, myths of saints riding lions using snake as whip. like Saint "Hacı Bektaş Veli" impersonate Dragon . I think it is quite a shamanic myth .. Dragon is the TIME GOD .. May represent that "the Shaman is controlling the Tıme" ...

A Shaman called in Turkish = Kam ; and whip = Kam-çı)








Dragon-headed Stand, 13th century, cast brass inlaid with silver
Northern Iraq or Syria






Brazier of Mamluk period
second half of 13th century - Egypt
Mamluk Dynasty is a Turkish Dynasty, (Kipchak Turks), 
no mention in museum's info of that!
I condemn these museums
it is TURKISH CULTURE.
SB





Kurt-Ejder, Hayat Ağacı, Ahşap Kapı MS.3.yy, Niya Antik Kenti - Tarım Havzası
Kurt-Ejder, Hayat Ağacı, Rölyef MS 13.yy Selçuk Türkleri - Anadolu








Türk Tarih Tezine karşı çıkanlara sormalı ; "Farklı isimler altında farklı zamanlarda hüküm sürmüş medeniyetlerde devamlılığı görülen bir çok kültür etkileri neden acaba 'Indo-European, Indo-İranian" da görülmüyor da Türklerde görülüyor?"... SB








5 Haziran 2015 Cuma

Selahaddin Eyyübi





Selahaddin Eyyübi'nin danışmanlarından olan Üsame İbn Münkız'ın "Kitab el İ'tibar" adını verdiği ve hatıralarını yazdığı kitabı, Philip Khuri Hitti (1886-1978) İngilizceye çevirmiş.



Eser Türkçeye Yusuf Ziya Cömert tarafından İbretler Kitabı adıyla tercüme edilmiş ve 92 yılında İstanbul'da basılmış. Kitabın Arapça baskısını temin edemediğinden bahseden mütercim, eserin Philip K.Hitti'nin İngilizce çevirisinden Türkçeye aktarıldığını belirtiyor ve herhangi bir şüpheye meydan vermemek için de ilave ediyor : "Arap asıllı bir müsteşrik olan Philip Hitti'nin bu eseri İngilizceye aktaracak ehliyette olduğu düşüncesi bizi nispeten rahatlatan bir keyfiyettir."



İbn Münkız, Malazgirt Savaşı'ndan 24 yıl sonra, Haçlıların Kudüs'ü işgalinden 4 yıl önce Hama civarındaki Şayzer'de doğmuş. Şair, edip ve tarihçi olan Üsame İbn Münkız, 93 yıllık ömründe 20'den fazla eser vermiş. Edebi eserlerinin başında beş kısımdan oluşan iki ciltlik Divan El-Şir'i geliyor. Edebi sanatlar hakkında El-Bedi fi Nakd El Şi'r' adlı eseri, Hazreti Musa'nın asasından başlayarak büyük şahsiyetlerin asalarından hareketle kaleme aldığı Kitab-ul Asa'sı, Hasankeyf'te yazdığı söylenen el-Menazil Ve'd Diyar'ı ve Lübebu'l Adab'ı önemli eserlerinden. Ayrıca 20 ciltlik Mekarimül Ahlak adlı eseri var. Bedir ashabının hayatlarını konu alan 5 ciltlik Tarih el-Bedr ile Fezail-i Hulefa-i Raşidin ve Tarih El-İslam bilinen diğer eserleri.



Selahaddin Eyyübi ile birlikte birçok savaşlara da katılan Üsame İbn Münkız Kitab El-İtibar'ın 201. sayfasında diyor ki:



"Bu arada, Selahaddin, buradaki kritik durumumuzu bildirmek üzere Atabek'e bir atlı gönderdi. Sonra, hızla bize doğru ilerleyen on kadar atlı gördük. Arkalarındaki ordu da sürekli hareket halindeydi. Geldiklerinde, Atabek'in komutasındaki öncüler olduğunu anladık. Ordu da arkalarından gelecekti. Atabek, "Ey Musa, mahvolmak için mi otuz atlıyla Şam kapısına kadar geldin! Ne acelen vardı!" diye Selahaddin'i eleştirdi. Karşılıklı atıştılar. İkisi de Türkçe konuşuyordu. Bu yüzden söylediklerini anlayamadım."



Farsçanın siyaset, Arapçanın bilim, eğitim ve din alanında tartışılmaz bir üstünlük kurduğu ve Türk dilini öğreten bir tek kurumun dahi bulunmadığı böyle bir devirde Selahaddin Eyyübi'nin Türkçe konuşması, onun öz be öz Türk olduğunu gösteren en büyük delildir.



Selahaddin'in Kürt olduğunu iddia eden Kürt tarihi yazarı Şeref Han bile, onun kardeşlerinden ikisinin adı Turanşah ve Tuğtekin gibi Türk has isimleri taşıdığını ifade etmekten kaçamamıştır.  Kaldı ki  Şeref Han'ın Buri imasıyla yazdığı en küçük kardeş, bütün kaynaklarda Böri veya Börü şeklinde kaydedilmiştir. Bilindiği gibi Börü ismi de Türk has ismidir ve Kurt demektir. 







Eyyübi Devleti Türk Devletidir!



İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un "Şarkın sevgili sultanı", Fransız tarihçisi Champdor'un "İslamın en saf kahramanı" olarak tanımladığı Selahaddin Eyyübi, aslında yeni bir devlet kurmamıştır. Onun cihangirane bir siyasetle yönettiği devlet, Zengiler Devleti'nin devamından ibarettir. Memlükler de Eyyübilerin uzantısıdır.



Çünkü, devlet teşkilatı değişmemiştir. Millet değilmemiştir. Devletin maddi istinatları değişmemiştir. Değişen sadece hanedanlardır. He üç devletin de bayrağı sarı zemin üzerine doru kartaldır. Her üç devlette de siyasi ve askeri kadrolar aynı unsurlardan meydana gelmektedir. Selahaddin Eyyübi ile ilgili değerli bir eser yayımlayan Sayın Ramazan Şeşen'in de belirttiği gibi, devlet ve ordu teşkilatı Türk devletlerinde görülen devlet ve ordu teşkilatlarının aynıdır.



Bugün bölücülerin malzemesi olarak kullanılmak istenen Eyyübi Devleti, Selahaddin'in çağdaşları tarafından da Türk devleti olarak kabul edilmiştir. Arap şairi Sena İbn el-Mülk'ün Halep'in zaptı vesilesiyle Selahaddin'e sunduğu kaside "Arap milleti Türklerin devletiyle yükseldi, Ehl-i salibin davası Eyup oğlu tarafından perişan edildi" mısralarıyla başlar.



Ünlü İbn-i Haldun da Mukaddeme'de Eyyübiler ve Memlükler devletinin bir tek Türk devleti olduğunu yazar.


Eyyübiler Devleti'nde Arap kültürünün egemen oluşu bizi şaşırtmamalıdır. Gazneliler ve Selçuklular nasıl Fars kültürünü ön plana çıkarmışlarsa, Zengiler, Eyyübiler ve Memlükler de aynı şekilde ve tıpkı Roma İmparatorluğu'na Yunan kültürünün hakim olduğu gibi, Eyyübiler de Arap kültürünün Türk kültürüne tercih etmişlerdir.



Fakat Selahaddin Eyyübi'nin zaferden zafere koşturduğu ordunun kahir bir ekseriyetini Türkler teşkil eder.



Selahaddin Eyyübi'nin çağdaş olan tarihçileri, Mısır, Yemen, Kuzey Afrika gibi merkeze uzak kıtaların ele geçirilmesini Oğuz Harekatı olarak görürler.



Sonuç olarak şunu ifade etmek isteriz ki, İslamın bu efsanevi kılıcı, kültür itibariyle olduğu kadar, soy itibariyle de Türktür. Devleti de Türk Devleti'dir.




Necdet Sevinç (1944-2011)

Bir Millet Uyanıyor:1
Yöneten: Atilla İlhan, 2005







Memoirs of Usama İbn-Munqidh 
translated by Philip K.Hitti
Princeton University Press, 1929



...The atabek criticized Salah-al-din for his conduct saying, " Thou hast hastened as far as the gate of Damascus with thirty horsemen in order to be destroyed. O Musa! and he reprimanded him. Both were talking Turkish 
and I could not make out what they were saying....




" Salah-al-Din turned to an attendant of his and addressed him in Turkish...."





Alam-al-Din'nin oğlu olan Najm-al-Din abu-Talib ibn Ali Kurd  ; Selahaddin'in babası değildir.  Selahaddin'in babasının adı ; Najm ad-Din Ayyub'tür . Tam adı da "el-Melik el-Efdal Necmeddin Eyyub bin Şadi bin Mervan" ; 

Yani Naim al Din Abu Talib ibn Ali Kurd'ta geçen "Kurd" ve isim benzerliği yüzünden Selahaddin Eyyüb Kürt yapılmaktatır, ki Kitabın hiçbir yerinde Selahaddin'in Kürt olduğu geçmez, ki Kürt olan kişilere  Üsame İbn Munkız kitabında Kürt der. 

Nur-al-Din, yani Nureddin'de Zengi'nin oğludur, Selahaddin gibi Türktür. Prof.Dr.Fahrettin Kırzıoğlu'na göre; Taşoğuzlar (Daşoğuzlar ki Dışiskitler , Partlar ya da Kıpçaklar olarak geçer) - Saka - Afrasiyab (Alp Er Tonga) Revvadlı - Şeddadoğulları 'dan Eyyübiler çıkmıştır.


Kitapta "Najm al" olarak geçen üç farklı kişinin adları:

Najm-al-Dawlah abu-'Abdallah Muhammed
Najm-al-Din abu Talib ibn-'Ali-Kurd
Najm-al-Din ibn-Masal
Najm-al-Din İlghazi ibn-Urtuq ; yani ibn-ARTUK


"Kürt tarihi" olarak kabul edilen Şerefname'yi yazıp Selahaddin'i Kürt gösteren Şeref Han ya da 
Şerefhan Bitlisi 1543-1599? arası yaşamıştır.


"Şerefname'yi Rus subayları sözde İran'daki el yazması eserler içinde bulmuş, Çarın hizmetinde olan Charmony ise şekillendirmiştir. Kitabının pek çok bölümünde Charmony, Kürtleri de bu kitaba dahil etmek için bazı uydurmalar yapmış hatta intihalde bulunmuştur. Şerefname'yi çevirenler konar-göçer anlamındaki "Ekrad Taifesi" ifadesini "Kürt Ulusu" olarak tahrif etmişlerdir. Kısaca Batı, Ekrad'tan bir Kürt ulusu yaratmaya çalışmıştır. Rus ordusu içinde Ermeniler işe ilgili propaganda çalışmaları yapan ve daha sonra Kürt tarihi yazmakla görevlendirilen iki bilim adamı gerçekte ise Rus subayı olan Vladimir Minorsky ve Basili Nikitine tarafından yazılan kitaplar ise 1940 yılından sonra basılmıştır. Şerefname'den sonra en çok ilgi gören kaynaklardır."

Doç.Dr.Sait Yılmaz 
Kürtlerin Kökeni ve Kürtçülük


ki; Üsame Munkız  ve Selahaddin Eyyubi (1138-1193)'den önce Kaşgarlı Mahmud (1008-1105)'un kürt kelimesi ile ilgili bir açıklaması vardır...."İlkbahar ve sonbahardaki suların içerisindeki buz parçalarının adı “kürt”tür. Bugün öğreniyoruz ki; Dağıstan, Kazan; Karaçay’da da yağan kara “kürt” denmektedir."


Üsame İbn Munkız ise Selahaddin'in çağdaşı ve danışmanıdır...

KİM HAKLI?







 ilgili: 
Prof.Dr.F.Kırzıoğlu
KARLUK-KARDUK - OĞUZ - AFRASYAB - ŞEDDADOĞULLARI - RAVAD - SELAHADDİN EYYUBİ



"Yazılı kaynaklar m.ö. III-I binyıllar boyu Ön Asyada Subar, Aratta, Kut, Turuk (Türk), Kumuk, Kuman, Alban, Aran, Saka, Kaspi, Ermen, Bars, Padar, Azar (Azer), Gamer, Göger, Gar­gar, Sangi-but (Zengi boyu), Kaşkay, Urmu, Kızıl-bud Kızıl boyu), Polad ve b. siyasi kurumla­rın (bölge, ülke, şehir, devlet, beylik) adını çekiyor ki, bunların ekseri türk etnotoponimleridir."  
Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu











...at the head of three hundred horsemen and two hundred Turcopoles, the latter the archers of the Franks....

footnote:
TURKUBÜLİ : diacritical points lacking in the manuscript. The word is defined by Usamah as, "the archers of the Franks". So these must have been native mercenaries in the service of the Franks. Evidently they were the children of Turkish or Arab fathers and Greek mothers.



....300 atlı ile 200 Turcopoles'in başında, Frankların ikinci okçuları....

Dipçe:
TURKUBÜLİ (!): yazının eksik bölümü. Üsame tarafından "Frankların okçuları" olarak tanımlanır.Bunlar Frankların hizmetindeki yerli paralı askerleri. Belli ki babaları Türk ya da Arap, anneleri de Yunanlı.



Turkubüli; belli ki babaları Türk, yoksa Turku demezdi....SB













Salahaddin Ayyubi, a great Turkish leader.....
King Richard the Lionheart  and Salahaddin Ayyubi -  Third Crusade 1191







Atabek, İlghazi, Tughdakin : Turkish

Turkoman, Timurtash : Turkish